Connect with us

Erol Taşdelen

YEŞİL NÜKLEER VE BANKALARIN SÜRDÜRÜLEBİLİR İKİYÜZLÜ HALİ

Yayınlanma:

|

1971 – Ramsar – Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme; 1972 – Paris – Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi; 1972 – Stockholm – BM İnsan ve Çevre Konferansı Bildirgesi; 1973 – Washington – Nesli Tehlikede Olan Yabani Bitki ve Hayvan Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme; 1976 – Barselona – Akdeniz’in Deniz Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması Sözleşmesi; 1979 – Bern – Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi; 1985 – Granada – Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi; 1989 – Basel – Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınımının Ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Sözleşme; 1992 – Valetta – Avrupa Arkeolojik Mirasının Korunması Sözleşmesi; 1992 – Rio – Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi;  1992- Rio – Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi; 1992- Rio – BM Ormancılık Prensipleri; 1994 – Paris – Özellikle Afrika’da Ciddi Kuraklık ve/veya Çölleşmeyle Mücadele için Birleşmiş Milletler Sözleşmesi; 1997- Kyoto – Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne Yönelik – Kyoto Protokolü; 1998- Aarhus – Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi; 2000 – Floransa – Avrupa Peyzaj Sözleşmesi; 2009 – Cartagena – Biyogüvenlik Protokolü; 2012 – Rio– Rio+20 BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı … ne kadar şatafatlı başlıklar değil mi?

Milletler topluluğu 17 alanda SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK hedeflemişti

2016’da SÜRDÜRÜLEBİLİR Kalkınma Amaçları yürürlüğe girdi ve 17 alanda Sürdürülebilirlik amaçlandı : Yoksulluğa Son, Açlığa Son, Sağlıklı Bireyler, Nitelikli Eğitim, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği,  Temiz Su ve Sıhhı koşullar, Erişilebilir ve  Temiz Enerji, İnsana yakışır iş ve Ekonomik Büyüme, Sanayi yenilikçilik ve alt yapı, Eşitliksizlerin azaltılması, Sürdürülebilir Şehir ve Yaşam alanları, Sorumlu Tüketim ve Üretim, İklim Eylemi, Sudaki Yaşam, Karasal Yaşam, Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar, Hedefler için ortaklıklar. Günümüzde 17 alandaki sürdürülebilir amaçların çok daha uzağındayız.

Dünya ülkelerinin çevreci, yeşil söylemi ile milletlararası genel kabul görmüş sözleşmelerin bazılarını yukarıda okudunuz. 2022 itibarıyla hepsi çöp belgesi konumundadır. Nedeni mi? Avrupa  Nükleer Enerjiyi “YEŞİL ENERJİ” kapsamına almak için harekete geçti de ondan. Avrupa Parlementosu Avrupa Komisyonu’nun önerisini 328 onay, 278 ret ve 33 çekimser oy ile onayladı iyi mi! Böylece, nükleer enerji projeleri sürdürülebilir yatırım listesinde yer alacak. Üstelik uygulama 2023’de yürürlüğe girecek. Avrupa Parlamentosu’nun Ekonomi ve Mali İşler (ECON) ile Çevre (ENVI) komitelerindeki milletvekilleri daha önce nükleer enerjinin yatırım programı içinde yer almasını veto etmişti. Son yapılan oylama ile milletvekilleri, doğal gaz ve nükleerin “yeşil yatırım” olarak etiketlenmesine izin vererek, bu alana milyarlarca euroluk yatırım yapmanın önündeki engeller de kalkmış oldu. Üstelik Almanya dışında Avusturya, Belçika, Finlandiya, İrlanda, Lüksemburg ve Bulgaristan’ta yeşil partiler iktidarda koalisyon ortağı olduğu Avrupa’da yeşil siyasetin bu kadar güçlü ve görünür olduğu bir dönemde böyle bir mevzuat değişikliği tam anlamı ile yeşil söylemlerin ikiyüzlülüğüdür. Anlaşılan Avrupa Rus Gazından kaçarken Nükleer tuzağına düştüler. Greenpeace’in hukuka başvuracağını ilan etmesi şimdilik bir teselli olmakla birlikte somut sonuç alınması ise çok zor görülüyor! Avrupa ilk etapta 300 milyar euro yatırım planı öngörmektedir.  Heder 2030’a kadar Rus Gazından tamamen bağımsız hale gelebilmek. İş nerelere gitti gördünüz mü? Bunlar tesadüf olamaz!

Çevreci bildiğimiz Sivil Toplum Kuruluşları sessiz kalması ise İnsanlık adına yüz karasıdır! Tarih bu tepkisizliğiniz ile sizi vicdanlarda yargılayacaktır biliniz! İnandırıcılığınız kalmamıştır!

Enerji sıkıntısını yaratanlar ile dillendirenler aynı kesim! 

2022’de Enerji alanında kartların tekrar dağıtıldığı yıl oluyor. ABD Başkanlık Seçimlerinin ana konusu daha “Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilir bir dünya” idi. Başkan seçilen Joe Biden Yeşil Dünya yaratmak için trilyonlarca dolarlık kaynak ayrılacağını ısrarla söylemlerinde kullandı. Seçimi kazanmasında bu söylemin büyük etkisi oldu. 

2022 Pandemi sonrası Enerji Krizi kendini gösterdi. Bunda, fiili bir üretimin olmadığı fakat milletin elindeki paraların belli merkezlerde toplanması için uydurulan Kripto Madenciliğinin enerji tüketimi; Pandemi sürecinde ekonominin yavaşlamasında Sanayide Enerji kullanım düşmesine rağmen Elektrik üretim merkezlerinin verimli çalışamaması; insanların eve kapanması ile birlikte konutlarda enerji tüketimi artması etkili oldu. Rusya’nın “NATO sınırlarıma dayandı bu kırmızı çizgimiz” söylemi hafife alınınca Rusya – Ukrayna Savaşı sınırlı kalması beklenirken büyüyerek sürüyor. Bu savaşta, “dünya tekrar çift kutuplu hale mi dönüyor” siyasi tartışmalar içinde; ABD ve Avrupa’nın Rusya’ya tepkisinin fazlalığı bu süreci destekler nitelikte gözüküyor. Zira, Dünya Finans Sistemi’nden Rusya’nın dışlanma süreci swift sisteminden dışlanması; Rus Oligarkların (zenginlerin) mal varlıklarına el konması; Yabancı firmaların Rusya’dan hızla çıkması; Rusya’nın yurt dışında bulunan milyarlarca döviz varlığının dondurulması peş peşe gelince; Rus borsası çöktü ve işlemlere uzun süre kapatıldı. Rusya ister istemez “Doğal Gaz” silahını çekti. Yurt dışındaki döviz varlıklarına el konulmasını “Modern Korsanlık” olarak değerlendirdi ve karşılığında Rusya Avrupa ülkelerine gazı Ruble ile satacağını duyurdu. Rusya, 1918’den sonra ilk defa borçlarını ödeyemeyip Temerrüde düştü. 2022 Temmuz başında Rusya ve İran ticarette USD yerine kendi para birimleri ile ticareti teşvik edeceğini duyurması gözleri Çin ve Hindistan’ın ne tavır alacağına çevirdi, önümüzdeki süreçte hep birlikte olacakları göreceğiz. Yaşanan süreçte iş Enerji Krizine kadar sürüklendi iyi mi? ABD, Rusya üzerinden Avrupa’yı ve Rusya’yı fena sıkıştırdı. ABD’nin Dünya Ticaret Savaşları Çin ile sınırlı kalmayacağı belli oldu. Yaşananların arkasında ABD olduğuna yönelik ciddi analizler yapıldı. Türkiye ise şimdilik, “ne yardan ne serden vazgeçerim” tavırları ile tarafsız davranmaya çalışıyor.   

Sıkışan Avrupa çaresizce Nükleer Enerjiyi “Yeşil Enerji” ilan etti

Enerji Tüketiminin artmasında ihtiyaç yerine; “moda” gibi kavramlar ile tüketimin pompalanmasında ciddi katkı var. Yıllardır Tüketimin merkezi ABD ve Avrupa’da örneğin; kişi başı Tekstil tüketimi 3,5 kg olan dünya ortalamasının on katı 35 kg tekstil tüketimini dizginleme yerine “Yeşil” söylem ile “Geri Dönüşüm” söylemini de ortaya atması inandırıcı olmuyor, çok sırıtıyor. Türkiye’nin Tekstil Geri Dönüşüm Merkezi olan UŞAK geleceğin parlayan yıldız illerinden biri olmaya şimdiden aday ve ismini önümüzdeki yıllarda daha sık duyacağız. Bazı Tekstil devi firmalar, çevreci söylemleri geliştirirken daha çok kazanacakları ve kar marjlarının daha büyük olduğu; Geri Dönüşüm içermeyen ürün almama ve satmama kararı alıyor. Önümüzdeki yıllarda Geri Dönüşüm sertifikaları çok kıymetli olacak, geri dönüşüm içermeyen ürünler satılamayacak.

Bu kargaşa içinde Enerjide sıkışan Avrupa “Yeşil Enerji stratejisinde” değişikliğe giderek Nükleer Enerjiyi “Yeşil Enerji” içine sokmak için harekete geçti. Onlarca yıldır kullanılan söylemler çöpe atıldı; Nükleer Enerji karşıtı kurumlar bir bir “Nükleer Enerjinin çevreye zarar vermediği, çevre dostu olduğu” yönünde açıklamalar yapmaya başladı. Başta tereddüt yaşayan Sivil Toplum Kuruluşları da fonlandıkları kurumların söylemlerine uyarak söylem değiştirdi. Windscale (İngiltere), Three Mile Adası (ABD- Pensilvanya), Çernobil (Ukrayna- Eski Sovyetler Birliği), Mihama Nükleer Santrali (Japonya), Fukuşima Nükleer Faciası (Japonya) … vb Nükleer kazaları görmezlikten gelip; “yeni teknoloji nükleer santraller daha güvenli” söylemini geliştirdiler. Bu tavır tam anlamı ile “sahibinin sesi” söylemi şeklinde gelişti. “Kim seni fonluyorsa onun sesi olma” durumu söz konusu. Bu tam da bu konuda Avrupa ve ABD’nin iki yüzlülüğü. Zira ortada tutarsız, ikiyüzlü bir tavır söz konusu. Nükleer santralin Doğa ve İnsan dostu olduğunu; bilgisi, aklı, vicdanı olan hiç kimse savunamaz. Savunuyor ise söyleyene değil, söyletene bakmalı. Teknoloji ne kadar gelişir ise gelişsin bu santrallerin sıfır kaza riski taşıdığı, insanlığa zarar vermeyeceğini kimse öngöremez. O zaman basit bir soru : Bu santraller çok güvenli ve sıfır kaza riski var ise niçin milyarlarca dolar karşılığı sigorta yapılıyor?

Bankaların SÜRDÜRÜLEBİLİR ikiyüzlülüğü

Sadece bizde değil dünyada da başta bankacılık sektörü olmak üzere SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK üzerine söylemler geliştirdi. Ana kredi stratejilerini SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK üzerine kurgulandı. Konuya duyarlı olanlar ve bankacılık sektörünün içinde bulunanlar fark etmiştir, son yıllarda bankaların yenilenen yurt dışı kaynaklı Sendikasyon kredilerine bakın; hemen hemen hepsinin “kredilerin SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK üzerine olduğu” görülür. Kısaca, dünyanın içine edenler ile “dünyayı bu durumdan kurtaracağız” diyenler aynı kesim farkında mısınız? O zaman sormalı “o kadar yeşil düşkünüydünüz de; dağları köstebek gibi talan eden maden ocaklarına kim kaynak sağladı; Karadeniz yaylalarına kadar illa da asfalt yol götüreceğim diye plan yapanları kim finans sağladı; Trakya’yı, Bursa Ovasını, Sakarya ovalarını kimin paraları ile sanayi kentine çevrildi; Adana’da pamuk tarlalarını; Antalya’da Portakal bahçelerine sanayi tesislerine kaynağı kim sağladı; ülkenin her yerinde biten termik santrallerine kim kaynak sağladı; siyanür ile dünyanın her yerinde Altın arayan Kanadalı, Alman firmalarına kimler izin verdi, kimler kaynak sağladı; halkın kullanma hakkını elinden alan Ege – Akdeniz’in güzelim koyların beton yığınına dönüşmesinde hangi kaynaklar kullanıldı?” listeyi uzatmak mümkün. Tümünün altında Dünya Finans Sistemi kaynaklarının Türkiye uzantılar yok mu sanıyorsunuz! Şimdi kalkmış Nükleer santrallerin nasıl çevre dostu olduğunu halka ikna etmeye çalışıyorlar. Nükleer Santrallerin üzerine çiçek böcek resmi yapmak ile olmuyor maalesef.

Sürdürülebilir söylemlerini dillerinden düşürmeyen başta bankacı sözcülerine, “Hadi canım sen de” demek geliyor insanın içinden! “Doğa ve İnsan” odaklı Sürdürülebilir gelecek için çalıştıklarını söyleyecek belki de en son kesim Bankacılık Sektörüdür!

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Birsay KURUÇ : Enflasyon neymiş Almanya’ya soracaksın! – BankaVitrini

Okumaya devam et

EKONOMİ

TEKSTİLDE ÇİN KABUSU

Yayınlanma:

|

Pandemi sürecinde RNA bazlı aşı kullanmayan ÇİN bir taraftan durduramadığı Covid-19 ile mücadele ederken diğer taraftan yarı mamul ve mamul stoklarını eritmek için atağa geçerek Türkiye gibi ülkeleri tehdit etmeye başladı. Sanayide başta Enerji gibi temel maliyetleri oluşturan girdilerin de düşük maliyet avantajını kullanarak özellikle Tekstil sektörünü ihracat atağı başlattı. Üzerine Navlun maliyetlerinin düşmesi ÇİN’in yeni ihracat atak stratejisini de destekler yönde gelişti.

Navlun maliyetlerinin de düşmesi etkisi, Türkiye’nin Avrupa’ya ihracatına ket vururken; Türkiye’de Enerji maliyetlerinin yaklaşık Kwh 21-22 Cent’e kadar çıkması Çin karşısında Tekstil sektörünü savunmasız bırakmış durumda. Zira, ÇİN’de elektrik maliyetleri Kwh 8 cent seviyesinde ve diğer ülkelere göre ciddi düşük maliyet etkisi yaratıyor. Üzerine ÇİN’in stokları eritmek için maliyetine; bazı ürünlerde maliyetinin altına Tekstil ürünleri de satmaya başlaması Türk Tekstil sektörünün korkulu rüyası haline gelmiş durumda. Zira bu haksız enerji maliyetleri ile Türk Tekstil sektörünün rekabet etmesi nerede ise imkansız hale gelmiş durumda.

Tekstil sektörü bu günlerde ÇİN’den girişi olan mamul ve yarı mamul ürünler ile sert bir şekilde rekabet etmeye çalışıyor. Buna rağmen rekabet edemez hale gelmiş durumda. ÇİN’den gelen hammadde yurtiçinde tüm işletmelerde benzer koşulda sunulurken iç rekabette sorun yaratmıyor fakat, ithal edilen yarı mamul ve mamullerde aynı durum söz konusu değil.

Çin menşeli mensucat ve tekstil ürünleri için acil damping önlemi alınmaması halinde kısa sürede yıkıcı etki kendini gösterecek. Durum bu kadar acil ve önemli.

Hazır Giyim, Halı, Yolluk, ev tekstili, kumaş gibi mamul girişleri tekstil sektörünü olumsuz etkilerken tekstil sanayisini tehdit eder hale gelmiş durumda. Çünkü son zamanlarda ÇİN menşeli tekstil ürünleri piyasada daha sık rastlanır oldu.

Başta Gaziantep’teki Halı sektöründe işten çıkarmalar başlarken ÇİN etkisinin önüne geçilmez ise Tekstil Giyim sanayi başta olmak üzere tekstil fabrikaları üretime ara vermek zorunda kalacak. Bu da, “durgunluğun yanında işsizlik anlamına geliyor” demedi demeyin!

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

TİCARİ KREDİLERDE FATURA KAOSU

Yayınlanma:

|

TCMB ve BDDK’nın krediler ile ilgili son aylarda sık sık yapılan düzenlemeler sonucu Bankalar yeni bir adım daha atılarak sadece “Harcama Belgesi”  karşılığı Ticari kredi kullandırmaya başladı. Üstelik çoğu banka buna ek olarak “İhracat Taahhüttü” de istiyor. Bunun ana gerekçesi kredi dövize gitmesin diye açıklansa da piyasada başka sorunlar çıkmaya başladı.

HARCAMA BELGELERİNE NELER GİRİYOR

Al krediyi ne yaparsan yap dönemi sona eriyor. Ticari Krediler için yeni uygulamalar başladı. Bunun somut yansıması Bankaların “Harcama Belgesi” istemesi ile somut hale geldi. Bankalar harcama belgesi olarak; “maaş/ücret ödemeleri; hammadde ve ara mal tedariki; nakliyat, sigorta ve navlun gibi ihracata ilişkin hizmet alımları; yatırım malı; makina alımları; kira ödemeleri, elektrik, su ve doğalgaz gibi ödeme faturaları; Vergi ve SGK prim ödemeleri işlemleri belgeleri” bankalarca ticari kredi için kabul edilebilir belgeler arasında sayıldı. Ayrıca KOBİ’lerin AR-GE giderleri; pazarlama, satış ve genel yönetim giderleri ile satış maliyetleri içinde yer alan Mal, Hizmet alımları kapsam içine alındı.

FİRMA ADINA BİNEK ARAÇ KREDİSİ VERİLMİYOR 

Bankalar Türk Parası Kıymetini Kuruma Hakkında 32 sayılı kararda belirtilen “efektif, döviz, menkul kıymet, kıymetli maden, taş ve eşya alımları ile gayrimenkul ve “binek taşıt” alım harcama mukabili kabul edilmez” olduğunu öne sürerek firmalar adına “binek araç alımları” için kredileri de durdurdu. Bu durumda firmalar sadece Ticari Nitelikli araçları ( kamyon, kamyonet, otobüs ..vb ) Ticari Kredi kullanarak alabilecek.

FATURALARDA SADECE TÜRK LİRASI BİLGİLERİ YER ALACAK

Ticari kredi kullanırken istenecek harcama belgelerinden faturalarda sadece Türk Lirası bilgileri yer alabilecek. Bankaların firmalara verdiği bilgilere göre; “yurt dışından doğrudan ithal edilen ürünler/hizmetlerin yurt dışındaki tedarikçisi tarafından sağlanan yabancı para cinsinden harcama belgeleri alınabilecek” denilerek hangi faturalarda Yabancı Para cinsinden faturada bilgilerin yer alması için kural da belirlenmiş oldu.

Bunun dışında kalan; “yurt içindeki firmalardan alınan belgeler sadece Türk Lirası cinsinden ve üzerinde Türk Lirası dışında bir para biriminden tutar veya kur bilgisi bulunmamak” şartı ile Ticari Kredi için harcama belgesi kabul edilebilir denmekte.

FATURADA KUR BİLGİSİ OLMAMASI KARGAŞAYA NEDEN OLACAK

TCMB’nin Tebliğleri ile firmalar arasında Döviz ödemesi ile ticaret Nisan ayında sonlandırılmıştı. İthalatın %80’ni hammadde olduğu düşünüldüğünde özellikle sanayiciler yurt dışından gelen hammadde ve yarı mamul ürünlere bağlı olduğundan maliyet hesabını da satış fiyatı da piyasada döviz üzerinden fiyatlamış; kurlardaki belirsizliğin de etkisi ile piyasa dolarize olmuştu. Bu durumda döviz ödemeler yasaklanınca çözüm olarak firmalar da TL düzenlenen proforma ve faturalara uygulanan kuru ve kura karşılık gelen TL tutarını yazarak belge düzenlemeye başlamıştı. Bu döviz kurunun bile kamu otoritesince netleştirilmediği için bazı firmalar TCMB kurunu bazı firmalar işlem görülen banka kurunu bazı firmalar da piyasa kurunu esas aldığı için firmalar arasında kur farkı yaşandığı sık sık dile getirilmiş, şikayetlere neden olurken; şimdi de  faturalar üzerinde bu kur da yer almadan, sadece Türk Lirası fatura düzenlensin isteniyor. Kısaca bankalar, “fatura karşılık kredi kullandırırım ama faturada döviz kuru ve kurun TL karşılığı gibi bilgisi yer almasın” diyor. Kargaşa da tam burada başlayacak. Zira; bazı bankalar kredi için proformayı kabul etmeyerek; direk fatura istiyor oysa makina alımı, leasing gibi işlemlerde önce avans ödeniyor; fatura, örneğin altı ay sonra makina fabrikaya gelince kesiliyor. Sadece kur belirtilmeden Türk Lirası fatura kesildiğinde dövizdeki oynaklıkta mali ya da makinayı alan anlaştıkları kuru ispatlayamamak gibi bir durum çıkacak ortaya. Bu da karşılıklı Ticari Davalarda patlama anlamına geliyor. Bu durum, Mal, makina, hizmet alan firmayı piyasada savunmasız halde bırakıyor. Örneğin; tekstil, kimya, metal, cam, seramik, elektronik, makina gibi sektörlerde girdilerin önemli bir kısmı ithal olduğu için fiyatlar günlük ve döviz kuru üzerinden fiyatlanıyor; TL olarak fiyatlanması nerede ise imkansız hale gelmiş durumda.

ÖDEME YAPILMADAN FATURA NASIL KESİLSİN?

Piyasada yaşanan diğer bir sorun da bazı bankaların Proformayı kabul etmeyip kredi kullandırmak için Faturada ısrar etmesi oldu. Tavuk yumurta hikayesine döndü iş.  Zira, mal satan firma ödemeyi almadan fatura kesmiyor; ödemenin olması için de kredi kullanıp mal satan firmanın hesabına paranın geçmesi gerekiyor. Faturada ısrar eden bankaların Piyasalardaki nakit döngüden ne kadar uzak oldukları ise fatura ısrarında ortaya çıktı. Üstelik ödeme yapacak firma ödemeyi son güne krediye güvenerek hareket edemez önceden garanti altına almak ister. Örneğin takasta çekiniz var ödemeden karşı taraf fatura kesmeyecek bu durumda ne yapacaksınız? Üstelik, fatura olayı kredi kullanım süreçlerini de ciddi şekilde uzatmış durumda. Kredi hesaba geçene kadar müşteri kredi kullanımdan emin olamıyor. Bankaların da kredi iştahı zaten açık değil. Kısaca, bankaların fatura ısrarı piyasalardaki nakit döngüye de ciddi zarar verecek gibi gözüküyor. Kredi kanalları sıkışık, kredi kullanım koşulları ağırlaşmış, faizin üstüne bir de kredi limit tahsis ücreti; sigorta; masraf paketi gibi komisyonlar dayatılınca kredi kullanan firmalar parayı bulduğuna mı sevinsin; ödediği komisyonlara mı üzülsün, piyasada tam bir şaşkınlık yaşanıyor! Bazı firmalarda firma ortaklarının onlarca sigortası oldu, her ticari kredide firma ortağına hayat sigortası bir bizim ülkede olsa gerek! TCMB komisyonlarla ilgili şikayetler artınca bankalardan komisyon raporları da istemeye başladı ama bu raporlarda kredi maliyetin içindeki sigorta bilgilerinin olmadığına eminim! Kısaca, ticari kredilerdeki bu maliyet TCMB’den de saklanıyor! TCMB ile SEDDK bu işe el atsa iyi olacak.

KREDİ ÖDEMELERİ UNUTULDU

Bankaların yeni kredi kullanım koşullarında firmaların kredi geri ödemeleri unutuldu veya bu şekilde tercih yapıldı. Zira; firmanın “kredi ödemelerini kredi ile ödemesin” de hedeflenmiş olabilir ama bu duruma her firmanın nakit akışı uymadığı için önümüzdeki dönemde gecikmeli kredi geri ödemelerinde artış olur ise şaşırmamak lazım. Zira; ihracat bedeli geciken veya iç piyasadan alacağı geciken veya kredi geri ödeme taksitine denk gelmemesi durumda çoğu firma kredi kullanarak kredi taksitini ödüyordu. Yeni uygulamada bu yönde bir düzenleme olmadığı gibi bankalar kredi ödemeleri için kredi kullandırmak da istememekte. Oysa, kredi, leasing, çek ödemeleri gibi ödemeler firmaların cari giderler arasında ciddi bir hacim tutuyor. Firmalar bu durumda nakit yaratmak için ya stokların zararına elden çıkaracak ya da faaliyetine bir süre ara verecek. Bu da “işsizlik ve ani duruş” demek. Zira; başta Elektrik gibi giderler Ocak ayına göre beş katı aşmış bu da TÜİK hesaplamasında bile ÜFE’nin %157 ile kendini somut hale getirdi. Ticari Kredilerde kredi geri ödeme; leasing, çek ödemeler gibi ödemeler kapsam içine alınmaması piyasada ciddi sıkıntı yaratacak. Maliyetlerin artmasından özellikle sanayici zaten zor durumda. Üzerine bir de kredi kanallarında sorun gelince kendini eli kolu bağlanıp denize atılmış yüzmesi isteniyor gibi hissediyor. Üstelik iç ve dış piyasada rekabet hat safhada iken yapılıyor bu durum. Firmalar; Mal tedarikindeki sıkıntılarla mı uğrasın; artan maliyetleri yönetmekle mi uğraşsın; satılmayan malların stok kontrolü ile mi uğraşsın şaşkın haldeyken; üzerine finansal zorlukla gelince  kimse halinden memnun değil biline!

S&P Global Market Intelligence analizine göre 2022 Haziran ayı sonunda bankaların sorunlu kredileri 860 milyar TL ( 46 milyar USD ) seviyesine yükselmişken yeni tedbirler sorunlu kredilerin artışına neden olursa şaşırmayalım. Şunu artık anlayalım faturaları liralaştırmakla Piyasa Liralaşmıyor! Firmaların önünü görüp, Piyasanın Liralaşması için başka şeyler de lazım : BELİRSİZLİKLERİN GİDERİLMESİ; GÜVEN ORTAMININ YARATILMASI gibi!

Erol TAŞDELEN – Ekonomist, Bankacılık Uzmanı      www.bankavitrini.com

 

S&P Global: Türk bankalarının sorunlu krediler 46 milyar doları aştı – BankaVitrini

MERKEZ BANKASI BANKALARI 4 KONUDA NİÇİN UYARDI? – BankaVitrini

YANLIŞ KARARLAR YATIRIMCIYI VURDU – BankaVitrini

BANKALARDA ‘KREDİ BLOKELİ KREDİ’ DÖNEMİ BAŞLADI – BankaVitrini

SANAYİCİ BANKALAR KARŞISINDA SAVUNMASIZ BIRAKILDI – BankaVitrini

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

TEB, TİCARİ KREDİLERDE %25 VADESİZ KOŞULUNDA ISRAR EDİYOR

Yayınlanma:

|

TCMB’nin Ticari Kredi Faiz oranını düşürmesi için Karşılıklar kararnamesi ile birlikte bankalar Ticari Faiz oranını %45’lerden %20’ler seviyesine çekmişti. TL Kredilerdeki zorlaştırıcı tedbirler ile birlikte bankaların ek olarak firmalardan kredinin %25-30’unu kredi vadesi süresince vadesizde  bırakması talepleri medyaya yansıması ile TCMB Bankaları uyararak bu uygulamadan vazgeçilmesi yönünde telkinde bulunmuştu.

TÜRK EKONOMİ BANKASI ( TEB ) ISRARLI

TCMB’nin uyarısı sonucu çoğu banka Kasım ayında uygulamadan vaz geçerken TÜRK EKONOMİ BANKASI ( TEB ) müşterilerden Ticari Kredilere karşılık kredi vadesi boyunca %25’i kadar vadesiz ortalama bırakması için ısrar ediyor. Çoğu Ticari müşteri bu koşulu kabul etmezken zor durumda kalan firmaların bu şekilde kredi kullanmayı istemeyerek de olsa kabul ediyor.

BAKALARIN TİCARİ ALACAK KALİTESİ DÜŞÜYOR

Bankacılık sektöründe Sorunlu Krediler 860 milyar TL ( yaklaşık 46 milyar USD ) seviyesine ulaşırken; bankaların ticari kredinin %25-30 seviyesinde vadesizde tutma koşulu bankaların potansiyel sorunlu kredi hacmini de artırıyor. Zira; bu kadar ağır koşullarda kredi kullanmayı kabul eden firmaların mali yapısı daha fazla bozulurken finansal maliyetleri de kullanmadıkları kredinin faizini ödenmesi gibi ek bir yük oluşturuyor. Bu tür firmalar ya krediyi ödeyemiyor ya da zaten ödeme niyeti olmadığı için bu kadar ağır koşulları kabul ediyor.  Bazı ticari krediler için, Bankacılıkta “kredi verirken batar” tezi de bir daha fiili olarak yaşanıyor.

TCMB VE BDDK DEVREYE GİREBİLİR

Bazı bankaların ısrarla kredinin %25-30’u kadar vadesiz talebi firmaları zorlarken bu yönde TCMB ve BDDK’ya olan şikayetler de artmış durumda.  TCMN Müfettişleri ve BDDK Murakıpları bu yöndeki tespitlerini raporlarına yansıtmaya başladı. Önümüzdeki dönemde bankaların ecza yemekle veya müşterilerin zararlarını karşılamakla ( fiili kullanmayan kredi faizin iadesi, komisyon iadesi gibi ) karşı karşıya kalması kimseyi şaşırtmasın

Erol TAŞDELEN – Ekonomist, Bankacılık Uzmanı

BANKALARDA ‘KREDİ BLOKELİ KREDİ’ DÖNEMİ BAŞLADI – BankaVitrini

BLOKELİ TİCARİ KREDİLERE AKBANK VE QNBFİNANSBANK DA BAŞLADI – BankaVitrini

MERKEZ BANKASI BANKALARI 4 KONUDA NİÇİN UYARDI? – BankaVitrini

MB UYARISI İŞE YARADI: BANKALAR BLOKELİ KREDİ UYGULAMASINI DURDURDU – BankaVitrini

Okumaya devam et

KATEGORİLER

SON YAZILAR

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.