Connect with us

Erol Taşdelen

YEŞİL NÜKLEER VE BANKALARIN SÜRDÜRÜLEBİLİR İKİYÜZLÜ HALİ

Yayınlanma:

|

1971 – Ramsar – Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme; 1972 – Paris – Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi; 1972 – Stockholm – BM İnsan ve Çevre Konferansı Bildirgesi; 1973 – Washington – Nesli Tehlikede Olan Yabani Bitki ve Hayvan Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme; 1976 – Barselona – Akdeniz’in Deniz Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması Sözleşmesi; 1979 – Bern – Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi; 1985 – Granada – Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi; 1989 – Basel – Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınımının Ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Sözleşme; 1992 – Valetta – Avrupa Arkeolojik Mirasının Korunması Sözleşmesi; 1992 – Rio – Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi;  1992- Rio – Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi; 1992- Rio – BM Ormancılık Prensipleri; 1994 – Paris – Özellikle Afrika’da Ciddi Kuraklık ve/veya Çölleşmeyle Mücadele için Birleşmiş Milletler Sözleşmesi; 1997- Kyoto – Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne Yönelik – Kyoto Protokolü; 1998- Aarhus – Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi; 2000 – Floransa – Avrupa Peyzaj Sözleşmesi; 2009 – Cartagena – Biyogüvenlik Protokolü; 2012 – Rio– Rio+20 BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı … ne kadar şatafatlı başlıklar değil mi?

Milletler topluluğu 17 alanda SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK hedeflemişti

2016’da SÜRDÜRÜLEBİLİR Kalkınma Amaçları yürürlüğe girdi ve 17 alanda Sürdürülebilirlik amaçlandı : Yoksulluğa Son, Açlığa Son, Sağlıklı Bireyler, Nitelikli Eğitim, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği,  Temiz Su ve Sıhhı koşullar, Erişilebilir ve  Temiz Enerji, İnsana yakışır iş ve Ekonomik Büyüme, Sanayi yenilikçilik ve alt yapı, Eşitliksizlerin azaltılması, Sürdürülebilir Şehir ve Yaşam alanları, Sorumlu Tüketim ve Üretim, İklim Eylemi, Sudaki Yaşam, Karasal Yaşam, Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar, Hedefler için ortaklıklar. Günümüzde 17 alandaki sürdürülebilir amaçların çok daha uzağındayız.

Dünya ülkelerinin çevreci, yeşil söylemi ile milletlararası genel kabul görmüş sözleşmelerin bazılarını yukarıda okudunuz. 2022 itibarıyla hepsi çöp belgesi konumundadır. Nedeni mi? Avrupa  Nükleer Enerjiyi “YEŞİL ENERJİ” kapsamına almak için harekete geçti de ondan. Avrupa Parlementosu Avrupa Komisyonu’nun önerisini 328 onay, 278 ret ve 33 çekimser oy ile onayladı iyi mi! Böylece, nükleer enerji projeleri sürdürülebilir yatırım listesinde yer alacak. Üstelik uygulama 2023’de yürürlüğe girecek. Avrupa Parlamentosu’nun Ekonomi ve Mali İşler (ECON) ile Çevre (ENVI) komitelerindeki milletvekilleri daha önce nükleer enerjinin yatırım programı içinde yer almasını veto etmişti. Son yapılan oylama ile milletvekilleri, doğal gaz ve nükleerin “yeşil yatırım” olarak etiketlenmesine izin vererek, bu alana milyarlarca euroluk yatırım yapmanın önündeki engeller de kalkmış oldu. Üstelik Almanya dışında Avusturya, Belçika, Finlandiya, İrlanda, Lüksemburg ve Bulgaristan’ta yeşil partiler iktidarda koalisyon ortağı olduğu Avrupa’da yeşil siyasetin bu kadar güçlü ve görünür olduğu bir dönemde böyle bir mevzuat değişikliği tam anlamı ile yeşil söylemlerin ikiyüzlülüğüdür. Anlaşılan Avrupa Rus Gazından kaçarken Nükleer tuzağına düştüler. Greenpeace’in hukuka başvuracağını ilan etmesi şimdilik bir teselli olmakla birlikte somut sonuç alınması ise çok zor görülüyor! Avrupa ilk etapta 300 milyar euro yatırım planı öngörmektedir.  Heder 2030’a kadar Rus Gazından tamamen bağımsız hale gelebilmek. İş nerelere gitti gördünüz mü? Bunlar tesadüf olamaz!

Çevreci bildiğimiz Sivil Toplum Kuruluşları sessiz kalması ise İnsanlık adına yüz karasıdır! Tarih bu tepkisizliğiniz ile sizi vicdanlarda yargılayacaktır biliniz! İnandırıcılığınız kalmamıştır!

Enerji sıkıntısını yaratanlar ile dillendirenler aynı kesim! 

2022’de Enerji alanında kartların tekrar dağıtıldığı yıl oluyor. ABD Başkanlık Seçimlerinin ana konusu daha “Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilir bir dünya” idi. Başkan seçilen Joe Biden Yeşil Dünya yaratmak için trilyonlarca dolarlık kaynak ayrılacağını ısrarla söylemlerinde kullandı. Seçimi kazanmasında bu söylemin büyük etkisi oldu. 

2022 Pandemi sonrası Enerji Krizi kendini gösterdi. Bunda, fiili bir üretimin olmadığı fakat milletin elindeki paraların belli merkezlerde toplanması için uydurulan Kripto Madenciliğinin enerji tüketimi; Pandemi sürecinde ekonominin yavaşlamasında Sanayide Enerji kullanım düşmesine rağmen Elektrik üretim merkezlerinin verimli çalışamaması; insanların eve kapanması ile birlikte konutlarda enerji tüketimi artması etkili oldu. Rusya’nın “NATO sınırlarıma dayandı bu kırmızı çizgimiz” söylemi hafife alınınca Rusya – Ukrayna Savaşı sınırlı kalması beklenirken büyüyerek sürüyor. Bu savaşta, “dünya tekrar çift kutuplu hale mi dönüyor” siyasi tartışmalar içinde; ABD ve Avrupa’nın Rusya’ya tepkisinin fazlalığı bu süreci destekler nitelikte gözüküyor. Zira, Dünya Finans Sistemi’nden Rusya’nın dışlanma süreci swift sisteminden dışlanması; Rus Oligarkların (zenginlerin) mal varlıklarına el konması; Yabancı firmaların Rusya’dan hızla çıkması; Rusya’nın yurt dışında bulunan milyarlarca döviz varlığının dondurulması peş peşe gelince; Rus borsası çöktü ve işlemlere uzun süre kapatıldı. Rusya ister istemez “Doğal Gaz” silahını çekti. Yurt dışındaki döviz varlıklarına el konulmasını “Modern Korsanlık” olarak değerlendirdi ve karşılığında Rusya Avrupa ülkelerine gazı Ruble ile satacağını duyurdu. Rusya, 1918’den sonra ilk defa borçlarını ödeyemeyip Temerrüde düştü. 2022 Temmuz başında Rusya ve İran ticarette USD yerine kendi para birimleri ile ticareti teşvik edeceğini duyurması gözleri Çin ve Hindistan’ın ne tavır alacağına çevirdi, önümüzdeki süreçte hep birlikte olacakları göreceğiz. Yaşanan süreçte iş Enerji Krizine kadar sürüklendi iyi mi? ABD, Rusya üzerinden Avrupa’yı ve Rusya’yı fena sıkıştırdı. ABD’nin Dünya Ticaret Savaşları Çin ile sınırlı kalmayacağı belli oldu. Yaşananların arkasında ABD olduğuna yönelik ciddi analizler yapıldı. Türkiye ise şimdilik, “ne yardan ne serden vazgeçerim” tavırları ile tarafsız davranmaya çalışıyor.   

Sıkışan Avrupa çaresizce Nükleer Enerjiyi “Yeşil Enerji” ilan etti

Enerji Tüketiminin artmasında ihtiyaç yerine; “moda” gibi kavramlar ile tüketimin pompalanmasında ciddi katkı var. Yıllardır Tüketimin merkezi ABD ve Avrupa’da örneğin; kişi başı Tekstil tüketimi 3,5 kg olan dünya ortalamasının on katı 35 kg tekstil tüketimini dizginleme yerine “Yeşil” söylem ile “Geri Dönüşüm” söylemini de ortaya atması inandırıcı olmuyor, çok sırıtıyor. Türkiye’nin Tekstil Geri Dönüşüm Merkezi olan UŞAK geleceğin parlayan yıldız illerinden biri olmaya şimdiden aday ve ismini önümüzdeki yıllarda daha sık duyacağız. Bazı Tekstil devi firmalar, çevreci söylemleri geliştirirken daha çok kazanacakları ve kar marjlarının daha büyük olduğu; Geri Dönüşüm içermeyen ürün almama ve satmama kararı alıyor. Önümüzdeki yıllarda Geri Dönüşüm sertifikaları çok kıymetli olacak, geri dönüşüm içermeyen ürünler satılamayacak.

Bu kargaşa içinde Enerjide sıkışan Avrupa “Yeşil Enerji stratejisinde” değişikliğe giderek Nükleer Enerjiyi “Yeşil Enerji” içine sokmak için harekete geçti. Onlarca yıldır kullanılan söylemler çöpe atıldı; Nükleer Enerji karşıtı kurumlar bir bir “Nükleer Enerjinin çevreye zarar vermediği, çevre dostu olduğu” yönünde açıklamalar yapmaya başladı. Başta tereddüt yaşayan Sivil Toplum Kuruluşları da fonlandıkları kurumların söylemlerine uyarak söylem değiştirdi. Windscale (İngiltere), Three Mile Adası (ABD- Pensilvanya), Çernobil (Ukrayna- Eski Sovyetler Birliği), Mihama Nükleer Santrali (Japonya), Fukuşima Nükleer Faciası (Japonya) … vb Nükleer kazaları görmezlikten gelip; “yeni teknoloji nükleer santraller daha güvenli” söylemini geliştirdiler. Bu tavır tam anlamı ile “sahibinin sesi” söylemi şeklinde gelişti. “Kim seni fonluyorsa onun sesi olma” durumu söz konusu. Bu tam da bu konuda Avrupa ve ABD’nin iki yüzlülüğü. Zira ortada tutarsız, ikiyüzlü bir tavır söz konusu. Nükleer santralin Doğa ve İnsan dostu olduğunu; bilgisi, aklı, vicdanı olan hiç kimse savunamaz. Savunuyor ise söyleyene değil, söyletene bakmalı. Teknoloji ne kadar gelişir ise gelişsin bu santrallerin sıfır kaza riski taşıdığı, insanlığa zarar vermeyeceğini kimse öngöremez. O zaman basit bir soru : Bu santraller çok güvenli ve sıfır kaza riski var ise niçin milyarlarca dolar karşılığı sigorta yapılıyor?

Bankaların SÜRDÜRÜLEBİLİR ikiyüzlülüğü

Sadece bizde değil dünyada da başta bankacılık sektörü olmak üzere SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK üzerine söylemler geliştirdi. Ana kredi stratejilerini SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK üzerine kurgulandı. Konuya duyarlı olanlar ve bankacılık sektörünün içinde bulunanlar fark etmiştir, son yıllarda bankaların yenilenen yurt dışı kaynaklı Sendikasyon kredilerine bakın; hemen hemen hepsinin “kredilerin SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK üzerine olduğu” görülür. Kısaca, dünyanın içine edenler ile “dünyayı bu durumdan kurtaracağız” diyenler aynı kesim farkında mısınız? O zaman sormalı “o kadar yeşil düşkünüydünüz de; dağları köstebek gibi talan eden maden ocaklarına kim kaynak sağladı; Karadeniz yaylalarına kadar illa da asfalt yol götüreceğim diye plan yapanları kim finans sağladı; Trakya’yı, Bursa Ovasını, Sakarya ovalarını kimin paraları ile sanayi kentine çevrildi; Adana’da pamuk tarlalarını; Antalya’da Portakal bahçelerine sanayi tesislerine kaynağı kim sağladı; ülkenin her yerinde biten termik santrallerine kim kaynak sağladı; siyanür ile dünyanın her yerinde Altın arayan Kanadalı, Alman firmalarına kimler izin verdi, kimler kaynak sağladı; halkın kullanma hakkını elinden alan Ege – Akdeniz’in güzelim koyların beton yığınına dönüşmesinde hangi kaynaklar kullanıldı?” listeyi uzatmak mümkün. Tümünün altında Dünya Finans Sistemi kaynaklarının Türkiye uzantılar yok mu sanıyorsunuz! Şimdi kalkmış Nükleer santrallerin nasıl çevre dostu olduğunu halka ikna etmeye çalışıyorlar. Nükleer Santrallerin üzerine çiçek böcek resmi yapmak ile olmuyor maalesef.

Sürdürülebilir söylemlerini dillerinden düşürmeyen başta bankacı sözcülerine, “Hadi canım sen de” demek geliyor insanın içinden! “Doğa ve İnsan” odaklı Sürdürülebilir gelecek için çalıştıklarını söyleyecek belki de en son kesim Bankacılık Sektörüdür!

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Birsay KURUÇ : Enflasyon neymiş Almanya’ya soracaksın! – BankaVitrini

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak?

Yayınlanma:

|

Bankacılıkta Don Kişot Olmak: İmkânsızı Zorlayanlar mı Kazanır, Gerçekçiler mi?

Miguel de Cervantes’in ölümsüz kahramanı Don Kişot, yel değirmenlerini dev sanarak onlarla savaşan hayalperest bir şövalye olarak bilinir. Ancak modern yönetim biliminde ve iş dünyasında Don Kişot sadece bir roman karakteri değildir; vizyon, cesaret, değişim ve statükoya meydan okumanın sembolüdür. Peki Don Kişot yaklaşımı bankacılık sektöründe ne işe yarar? Ne zaman avantaj, ne zaman risk yaratır?

Don Kişot Teorisi Nedir?

İş dünyasında “Don Kişot Etkisi” veya “Don Kişot Yaklaşımı”, çoğunluğun imkânsız gördüğü hedeflerin peşinden gitmeyi ifade eder.

Bu yaklaşımın temelinde:

  • Büyük hayaller kurmak
  • Mevcut düzeni sorgulamak
  • Risk almaktan korkmamak
  • Yenilik peşinde koşmak
  • Toplumun kabul ettiği sınırları zorlamak vardır.

Ancak teori aynı zamanda şu soruyu da sorar: “Hayal kurmak ile gerçeklerden kopmak arasındaki çizgi nerede başlıyor?”

Bankacılıkta Don Kişotlar Kimlerdir?

Bankacılık tarihi incelendiğinde sektörde büyük dönüşümleri başlatanların çoğu aslında dönemin “Don Kişotları” olmuştur.

1. Dijital Bankacılığı İlk Savunanlar

1990’larda birçok yönetici: “Müşteri şubeden vazgeçmez” diyordu.

Bugün ise mobil bankacılık milyonlarca müşterinin temel işlem kanalı haline geldi. O dönemde dijitalleşmeyi savunan yöneticiler sektörde “hayalci” olarak görülüyordu.

2. Şubesiz Banka Fikrini Savunanlar

Bir dönem:

  • Şubesiz banka olmaz
  • Müşteri yüz yüze görüşmek ister
  • Krediler uzaktan verilemez

deniliyordu.

Bugün dijital bankalar birçok ülkede milyarlarca dolarlık değerlemelere ulaştı.

3. Yapay Zekâ ve Açık Bankacılık Savunucuları

Bugün halen bazı kurumlarda:

  • Yapay zekâ risklidir
  • Açık bankacılık müşteri kaybettirir
  • Veri paylaşımı tehlikelidir

görüşleri hakim.

Ancak geleceğin bankaları bu alanlarda şekilleniyor. Yani bugünün Don Kişotları yarının sektör liderleri olabilir.

Bankacılıkta Don Kişot Yaklaşımının Faydaları

1. Yenilikçilik Kültürü Oluşturur

Sektörün en büyük düşmanı bazen rakipler değil, alışkanlıklardır.

Don Kişot bakış açısı:

  • Yeni ürünler
  • Yeni gelir modelleri
  • Yeni müşteri deneyimleri oluşturur.

2. Kriz Dönemlerinde Çıkış Yolu Bulur

Kriz zamanlarında çoğu kurum savunmaya geçer.

Don Kişot yaklaşımına sahip liderler ise:

  • Yeni pazarlar arar
  • Yeni teknolojilere yatırım yapar
  • Rakiplerin görmediği fırsatları görür

3. Kurum İçinde Motivasyonu Artırır

İnsanlar sadece maaş için değil, anlamlı hedefler için de çalışır.

Büyük vizyonlar:

  • Yetenekli çalışanları çeker
  • Kurumsal bağlılığı artırır
  • Yenilikçi ekiplerin oluşmasını sağlar

Don Kişot Olmanın Tehlikeleri

Her Don Kişot hikâyesi başarıyla bitmez. Bankacılıkta aşırı hayalcilik ciddi riskler yaratabilir.

1. Risk Yönetimini Zayıflatabilir

Bankacılık sektörünün temeli:

  • Sermaye yeterliliği
  • Likidite
  • Risk kontrolü

üzerine kuruludur.

Gerçeklerden kopuk büyüme stratejileri bankaları krizlere sürükleyebilir.

2. Teknoloji Fetişizmi Oluşturabilir

Her yeni teknoloji yatırım yapılacak alan değildir.

Birçok banka:

  • Metaverse
  • NFT
  • Kripto projeleri

konusunda büyük yatırımlar yaptı ancak beklediği sonucu alamadı.

3. Kurumsal Körlüğe Yol Açabilir

Liderler bazen kendi vizyonlarına o kadar inanırlar ki:

  • Piyasa sinyallerini
  • Müşteri geri bildirimlerini
  • Finansal göstergeleri

görmez hale gelirler.

Bu durum “Don Kişot Sendromu” olarak da tanımlanır.

Türk Bankacılık Sektörü İçin Dersler

Türk bankacılığı bugün iki uç arasında denge kurmak zorunda:

Aşırı Muhafazakârlık

  • Yeni ürün geliştirmemek
  • Risk almamak
  • Teknoloji yatırımlarını ertelemek

Aşırı Don Kişotluk

  • Kontrolsüz büyüme
  • Yetersiz risk analizi
  • Gerçeklerden kopuk projeler

Doğru model ise: “Veriyle desteklenen Don Kişotluk

Yani:

  • Hayal kurmak
  • Yenilik yapmak
  • Büyük hedef koymak

ama aynı zamanda:

  • Risk ölçmek
  • Veriye dayanmak
  • Senaryo analizi yapmak zorundasınız.

Bankaların Don Kişotlara İhtiyacı Var mı?

Evet.

Çünkü sektör sadece muhasebecilerle büyümez. Ama sadece hayalperestlerle de ayakta kalamaz. Bankacılık tarihine bakıldığında en başarılı kurumlar, Don Kişot’un cesaretini Sancho Panza’nın gerçekçiliğiyle birleştirenler olmuştur. Bugün yapay zekâ, açık bankacılık, dijital para ve fintech rekabeti çağında Türk bankalarının ihtiyacı olan şey de tam olarak budur:

Yel değirmenlerine saldıran değil, hangi değirmenin gerçekten dev olduğunu anlayabilen Don Kişotlar…

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras

Yayınlanma:

|

Carl Friedrich Gauss, matematik tarihinin en büyük dahilerinden biri olarak kabul edilir. Hatta birçok bilim insanı onu “Matematiğin Prensi” (Princeps Mathematicorum) olarak anmıştır. 1777-1855 yılları arasında yaşamış olmasına rağmen, bugün kullandığımız birçok matematiksel yöntem, teknoloji ve mühendislik uygulaması onun çalışmalarına dayanır.

Gauss’un Matematiğe En Büyük Katkıları

1. Normal Dağılım (Gauss Eğrisi)

Bugün istatistikte, yapay zekâda, bankacılıkta, sigortacılıkta ve ekonomide kullanılan çan eğrisi onun adıyla anılır.

Bu eğri;
  • Kredi risk analizlerinde
  • Sigorta prim hesaplamalarında
  • Kalite kontrol süreçlerinde
  • Yapay zekâ algoritmalarında
  • Borsa ve finansal modellemelerde

temel araçlardan biridir.

2. En Küçük Kareler Yöntemi

Gauss, gözlem hatalarını azaltmak için “En Küçük Kareler Yöntemi”ni geliştirdi.

Bugün:

  • Ekonomik tahminlerde
  • Finansal modellemelerde
  • Makine öğrenmesinde
  • Yapay zekâ algoritmalarında

kullanılan regresyon analizlerinin temelini oluşturur.

3. Sayılar Teorisi

1801 yılında yayımladığı Disquisitiones Arithmeticae adlı eser, modern sayı teorisinin temel kitabı kabul edilir.

Bugün:

  • Kriptografi
  • Dijital imza sistemleri
  • Blockchain teknolojileri
  • İnternet güvenliği

bu çalışmalar üzerine kuruludur.

4. Modüler Aritmetik

Gauss’un geliştirdiği modüler aritmetik sistemi günümüzde:

  • Şifreleme sistemleri
  • Bankacılık güvenliği
  • ATM işlemleri
  • Kredi kartı doğrulama sistemleri

için kritik öneme sahiptir.

Aslında internet bankacılığının matematiksel temellerinden biri Gauss’a dayanır.

5. Jeodezi ve Haritacılık

Gauss, Dünya’nın ölçülmesi ve haritalanması konusunda devrim yarattı.

Bugün:

  • GPS sistemleri
  • Uydu navigasyonu
  • Coğrafi bilgi sistemleri

onun geliştirdiği yöntemlerden yararlanır.

6. Karmaşık Sayılar

Gauss, karmaşık sayıların matematikteki kullanımını sistematik hale getirdi.

Bugün:

  • Elektrik mühendisliği
  • Telekomünikasyon
  • Radar sistemleri
  • 5G haberleşme teknolojileri

bu çalışmaların üzerine inşa edilmiştir.

7. Gauss Yasası

Elektromanyetizmanın temel yasalarından biridir.

Bu yasa olmadan:

  • Elektrik şebekeleri
  • Mikroçipler
  • Bilgisayarlar
  • Cep telefonları

geliştirilemezdi.

8. Astronomi ve Uzay Çalışmaları

1801 yılında keşfedilen Ceres kaybolduğunda, Gauss kendi geliştirdiği yöntemlerle yeniden yerini hesapladı.

Bu çalışma modern:

  • Uydu takip sistemlerinin
  • Yörünge hesaplamalarının
  • Uzay görevlerinin

başlangıcı kabul edilir.

Bankacılık ve Finans Açısından Gauss

Sizin ilgi alanınıza daha yakın bir örnek vermek gerekirse;

Bugün bankaların kullandığı:

  • Kredi skorlama modelleri
  • Risk ölçümleri
  • VAR (Value at Risk) hesaplamaları
  • Portföy optimizasyonu
  • Sigorta aktüeryası
  • Yapay zekâ destekli kredi değerlendirmeleri

doğrudan veya dolaylı olarak Gauss’un istatistik ve olasılık çalışmalarına dayanır.

Bir anlamda, modern bankacılıkta kullanılan risk yönetimi matematiğinin temel taşlarından biri Gauss’tur.

İlginç Bir Hikâye

Gauss henüz 7 yaşındayken öğretmeni sınıfa ceza olsun diye 1’den 100’e kadar sayıların toplamını vermişti.

Diğer öğrenciler hesap yaparken Gauss birkaç saniyede sonucu buldu:

1+2+3+⋯+100=(100×101)/2=5050

Çünkü sayıları şu şekilde eşleştirmişti:

  • 1 + 100 = 101
  • 2 + 99 = 101
  • 3 + 98 = 101

Toplam 50 adet 101 vardı.

Bu olay onun dehasını dünyaya duyuran ilk hikâyelerden biri olarak anlatılır.

Teorileri halen kullanılıyor

Gauss yalnızca matematiğe katkı yapmadı; bugün kullandığımız internet bankacılığından GPS’e, yapay zekâdan kriptografiye, uydu sistemlerinden finansal risk yönetimine kadar uzanan dijital dünyanın matematiksel altyapısını şekillendiren isimlerden biri oldu. Eğer bugün bir banka kredi riski hesaplayabiliyor, bir telefon konumunuzu bulabiliyor veya bir internet işlemi güvenli şekilde yapılabiliyorsa, bunun arkasında bir yerde Gauss’un matematiği vardır.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Yayınlanma:

|

Sanayide iş var, çalışacak insan yok: Eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Türkiye sanayisi uzun süredir nitelikli teknik eleman bulmakta zorlanıyordu. Ancak son dönemde sorun yalnızca kaynakçı, CNC operatörü, dikiş makinecisi, bakım teknisyeni gibi ara elemanlarla sınırlı kalmadı; fabrikalar artık vasıfsız/düz işçi bulmakta da zorlanıyor.

Bu tablo, klasik “işsizlik var ama işçi yok” çelişkisini yeniden gündeme taşıdı. Bir yanda iş arayan milyonlarca kişi, diğer yanda üretim hattını döndürecek çalışan bulamayan fabrikalar var. Sorunun temelinde yalnızca ücret değil; çalışma koşulları, vardiya düzeni, ulaşım, barınma, genç kuşağın iş tercihleri, mesleki eğitim yetersizliği ve sanayinin sosyal cazibesini kaybetmesi bulunuyor.

Asgari ücret artık sanayi işi için yeterli motivasyon oluşturmuyor

Sanayide özellikle mavi yaka işler ağır çalışma temposu, vardiya sistemi, fiziki yıpranma, servis bağımlılığı ve kimi zaman sağlıksız çalışma ortamlarıyla öne çıkıyor. Buna karşılık çalışanların eline geçen ücret, yaşam maliyetleri karşısında tatmin edici bulunmuyor.

Asgari ücretin biraz üzerinde teklif edilen ücretler dahi birçok çalışan için yeterli görülmüyor. Çünkü kira, ulaşım, gıda ve temel ihtiyaçlardaki artış, sanayi ücretlerini reel olarak zayıflatıyor. Çalışan açısından soru artık şu hale geldi: “Bu tempoya, bu yıpranmaya, bu ücrete değer mi?”

Yeni kuşak fabrika düzeninden uzaklaşıyor

Genç kuşak için iş yalnızca gelir kapısı değil; yaşam kalitesi, esneklik, sosyal çevre, statü ve psikolojik tatmin anlamına da geliyor. Fabrika ortamı ise birçok genç tarafından ağır, tekdüze, baskılı ve gelecek vadetmeyen bir alan olarak görülüyor.

Kurye, e-ticaret, kafe, güvenlik, hizmet sektörü veya dijital platform işleri daha esnek ve daha görünür seçenekler sunuyor. Sanayide kariyer basamağı, sosyal itibar ve gelir artışı beklentisi zayıf kaldıkça gençler üretim hattından uzaklaşıyor.

Sorun teknik elemandan düz işçiye indi

Geçmişte sanayicinin ana şikâyeti “nitelikli ara eleman yok” şeklindeydi. Bugün tablo değişti. Artık paketleme, yükleme-boşaltma, üretim destek, temizlik, depo, montaj ve vardiyalı hat işlerinde de ciddi açık oluşuyor.

Bu durum sanayi için kritik bir eşik anlamına geliyor. Çünkü teknik eleman eksikliği verimliliği düşürürken, düz işçi eksikliği doğrudan üretim hattını durdurabiliyor. Fabrika kapasitesi kâğıt üzerinde var olsa bile, çalışan bulunamadığında makine, sipariş ve yatırım boşa düşüyor.

Yabancı işçi yeni çıkış kapısı oldu

Bazı fabrikalar çözümü yabancı işgücünde aramaya başladı. Suriyeli çalışanların ardından Türkmenistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinden gelen işçiler birçok sektörde daha görünür hale geldi. Tavukçuluk, tekstil, gıda, inşaat, lojistik ve bazı ağır sanayi kollarında yabancı işçi kullanımı artıyor.

Son dönemde Uzak Doğu ve Afrika ülkelerinden işçi getirilmesi de tartışma konusu oldu. Özellikle tavukçuluk gibi çalışma koşulları ağır, vardiya düzeni yoğun ve işgücü devri yüksek sektörlerde yabancı çalışanlar daha fazla gündeme geliyor.

Ancak bu yöntem kalıcı çözüm değil. Yabancı işçi kısa vadede üretim hattını döndürebilir; fakat yerli işgücünün sanayiden kopuşunu, ücret dengesizliğini ve çalışma koşullarındaki yapısal sorunu çözmez.

İşverenin sorunu yalnızca “eleman yok” değil

Sanayici açısından bakıldığında işgücü sorunu üretim planlamasını, sipariş teslimini, ihracat kapasitesini ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. İşçi bulunamadığında makineler boş kalıyor, vardiya düşüyor, teslim süresi uzuyor, maliyet artıyor.

Ancak çalışan açısından bakıldığında da sorun net: düşük ücret, ağır koşul, sınırlı sosyal hak, belirsiz kariyer ve düşük motivasyon. Bu nedenle mesele yalnızca “gençler çalışmak istemiyor” basitliğine indirgenemez. Asıl sorun, sanayi işlerinin çalışan açısından cazibesini kaybetmesidir.

Sanayi için yeni sosyal sözleşme şart

Türkiye üretim ekonomisini büyütmek istiyorsa, sanayi işçiliğini yeniden cazip hale getirmek zorunda. Bunun için yalnızca ücret artışı değil, bütüncül bir çalışma hayatı reformu gerekiyor.

Öncelikli adımlar şunlar olmalı:

  1. Sanayide ücretler asgari ücretin anlamlı biçimde üzerine çıkarılmalı.
  2. Vardiya, servis, yemek, barınma ve yan haklar yeniden düzenlenmeli.
  3. Mesleki eğitim fabrikalarla entegre edilmeli.
  4. Gençlere üretimde kariyer yolu gösterilmeli.
  5. Tehlikeli ve ağır işlerde çalışma koşulları iyileştirilmeli.
  6. Yabancı işçi kullanımı kayıtlı, denetimli ve adil ücret ilkesiyle yürütülmeli.
  7. Sanayi bölgelerinde sosyal yaşam, ulaşım ve barınma altyapısı güçlendirilmeli.

Türkiye üretmek istiyorsa işçiyi yeniden kazanmalı

Sanayide eleman bulamama sorunu artık geçici bir insan kaynakları problemi değil; üretim ekonomisinin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir krize dönüşüyor.

Fabrika açmak, makine almak, ihracat bağlantısı kurmak tek başına yeterli değil. O makineleri çalıştıracak, üretim hattını sürdürecek, işi sahiplenip meslek haline getirecek insan kaynağı yoksa sanayi büyüyemez.

Türkiye’nin önündeki soru şudur: Sanayi, gençler ve çalışanlar için yeniden cazip bir gelecek sunabilecek mi?

Bu soruya güçlü bir cevap verilemezse, üretim hattındaki açık yalnızca yabancı işçiyle kapatılmaya çalışılır. Ancak bu da Türkiye’nin asıl ihtiyacını karşılamaz: nitelikli, kalıcı, motive ve yerli üretim kültürüne bağlı bir sanayi işgücü.

*************

Kaynak notu: İŞKUR’un 2025 araştırmasında 1 milyon 730 bin işyeri içinde 166 bin işyerinde 398 bin 618 kişi için eleman temininde güçlük çekildiği; nedenler arasında mesleki beceri eksikliği, yeterli başvuru olmaması, talep edilen ücretin yüksek bulunması ve çalışma şartlarının beğenilmemesi yer alıyor. TÜİK verilerinde 2025’te sanayi istihdamı 6 milyon 578 bin kişi olarak görülürken sanayinin istihdam payı geriliyor. Çalışma Bakanlığı yabancı çalışma izinleri istatistikleri de işgücü açığında yabancı çalışan kanalının büyüdüğünü gösteriyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.