Connect with us

GÜNDEM

Afganistan – Türkiye hattı 1.000 dolar

Yayınlanma:

|

Afganistan’dan Türkiye’ye gelen düzensiz göçmenler, sınır geçişlerini ve yolculuklarını, anlaştıkları göçmen kaçakçıları üzerinden yapıyor.

BBC Türkçe, sınırdan geçiş çabalarının sürdüğü Van’da, bir göçmen kaçakçısıyla görüştü.

İsminin yazılmaması, çekimlerde yüzünün görülmemesi ve videosunda gerçek sesinin kullanılmaması şartıyla BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan kaçakçı, düzensiz göçmenleri Afganistan’dan Türkiye’ye getiren sistemin nasıl işlediğini anlattı.

Kaçakçı, farklı ülkedeki kaçakçıların aralarında iletişim olduğunu, en çok ‘imo’ adlı cep telefonu uygulamasını kullandıklarını, sınırlara kendilerinin gitmeyip oradaki adamları ve çobanlarla çalıştıklarını anlattı.

Kullanılan rotalar hakkında bilgi verdi. Türkiye-İran sınırına yeni örülen duvarı, üzerine merdiven atmak, altını kazmak ya da menfezler kullanmak suretiyle aştıklarını öne sürdü.

Şu anda sınırdan geçişlerin sürdüğünü, Afganistan’da durumun kötüleşmesinin göçü arttıracağını söyledi ama halihazırda Türkiye’ye yapılan günlük geçişlerin ise 1000’li rakamlarla ifade edilecek kadar çok yüksek olmadığını söyledi.

Bazı kaçakçıların özellikle Pakistan’da hırsızlarla çalıştığını belirten kaçakçı, göçmenlerin kaçakçılar tarafından mağdur edildiğini belirtti ve onlara bu yolu kullanmama çağrısı yaptı.

Biraz kendinizi anlatır mısınız? Bu işe nasıl başladınız? Neden böyle yasa dışı bir iş yapıyorsunuz?

Bu işe başlamam bir tesadüfle oldu. Ben Türkiye’ye Afganistan’dan geldim. Sonra kaçakçı oldum. Türkiye’de maddi durumum iyi değildi. Param yoktu. Baktım bu işi yapabilirim. İlk başlarda sahte kimlik işi yaptım sonra bu işe başladım. Baktım ki iyi para var, devam ettim.

Sizin gibi burada Afgan göçmenlerinden bu işi yapanlar var mı yoksa daha çok Türk vatandaşları mı yapıyor?

Hayır, çoğunluğu Afganlardan oluşuyor. Ama Türkler de var, beraber çalışıyorlar.

Sisteminizin nasıl işlediğini biraz anlatır mısınız? Afganistan’dan ayrılmak isteyen bir insan nasıl bir süreçten geçerek Türkiye’ye geliyor?

Afganistan’dan Türkiye’ye gelmek isteyen biri orada bir kaçakçı buluyor. Onun da bir akrabası daha önce gelmiş olabilir. Onlara soruyor ve kaçakçıyı buluyor. Kaçakçılar birbiriyle çalışır. Adamı alıyor Pakistan’a kadar getiriyor. Pakistan’dan da Tahran’a getiriyorlar. Adam ya Tahran’da kalıyor ya da Türkiye’ye gelmek istiyorsa onu mesela Urmiye’ye getiriyorlar. Urmiye’den de Türkiye’ye getiriyorlar.

Afganistan’dan İran’a giderken önce Pakistan’a gidiyorlar. Ben Pakistan kısmını tam bilmiyorum. İran’a gidince önce Bam diye bir şehir var, oraya gidiyorlar. Sonra oradan yukarıya İsfahan’a gidiyorlar. İsfahan’dan da Tahran’a gidiyorlar. Tahran’dan buraya gelmek istiyorlarsa Urmiye ya da Tebriz’e gidiyorlar. Tebriz’den Hoy’a gidiyorlar. Hoy’dan da buralara geliyorlar, Doğu Beyazıt ya da Van tarafına.

Hangi aşamada yürüyorlar? Hangi aşamada araç kullanıyorlar?

Daha çok sınırdan geçerken yürüyorlar. Ama ülke içindeyken, mesela İran içindeyken Tahran ya da İsfahan’a araçla geliyorlar. Afganistan’ın kaçakçısı onları Pakistan’ın kaçakçısına bırakıyor, Pakistan’ın kaçakçısı İran’ın kaçakçısına bırakıyor, İran’ın kaçakçısı da Türkiye’nin kaçakçısına bırakıyor.

Peki kim, ne kadar para alıyor? Afganistan’dan Pakistan’a, Pakistan’dan İran’a, İran’dan Türkiye’ye geçerken ne kadar para alınıyor?

Diyelim ki adam Afganistan’dan direkt Türkiye’ye gelmek istiyor, ondan 1000 dolar alıyorlar. Ama sadece İran’a gitmek isterse ondan 500 dolar alıyorlar. İran’dan Türkiye’ye de 500 dolara getiriyorlar. Bazıları Türkiye’den Avrupa ülkelerine gidiyor ama onların fiyatları farklı.

Siz kendiniz bizzat sınır geçişlerini yapıyor musunuz yoksa sınırda çalıştığınız birileri mi var?

Yok. Daha üst seviyedekiler sınıra gitmiyor. Sadece telefonla görüşme yapıyorlar. Adamları var. Mesela benim adamlarım var. İran’da adamlarım var, Afganistan’da adamlarım var, sınırlarda adamlarım var. Bizim adamlarımız bizim için çalışıyor, biz de onlara para veriyoruz. Bazı çobanlar da asker var mı yok mu diye bize bilgi veriyor. Biz de onlara adam başı para veriyoruz ama biz kendimiz hiç sınırdan geçmiyoruz. Yani biz sadece telefon görüşmesi yapıyoruz, para yatırma için hesap numarası veriyoruz.

Bazı Instagram hesapları görüyoruz. Orada kaçakçılar reklamını yapıyor. Bunlar gerçek mi? Hakikaten sosyal medya üzerinden insanları buluyor musunuz?

Evet, sosyal medya üzerinden de insanları buluyoruz ama bunu az yapıyoruz. Bazıları bu şekilde sahtekarlık da yapıyor. Yani mesela bazıları insanların parasını alıyor ama götürmüyor. Bu hesaplar gerçek de olabilir sahte de olabilir. Instagram’da başkasının adıyla hesap açıyorlar. Bir de numara bırakıyorlar ama o numara daha fazla Whatsapp ve Imo üzerinden çalışıyor. Imo da Whatsapp gibi bir aplikasyon. Onu da kullanıyorlar.

imo nerede kullanılıyor?

imo her ülkede kullanılıyor. Bu uluslararası bir uygulama. Kaçakçılar en çok onu kullanıyor çünkü güvenliği fazla. Onda kişinin numarasını göremiyorsun, gerçek adını göremiyorsun. Onun için onu kullanıyorlar.

Peki sınırlar nasıl geçiliyor?

Sınırları yürüyerek geçiyorlar. Adamlarımız var. Bazı adamlarımız sınırları yolcularla beraber geçiyor, bazıları geçmiyor. Bizim burada da adamımız var, o tarafta da adamımız var. Onlar yolu tarif ediyor. Mesela diyorlar ki “İki saat yürüyün, orada tam sınır var, ya da tel var, ya da duvar var; orayı geçin, öbür tarafta adamlarımız var, bekleyin sizi alacaklar”.

Afgan göçmenler

Türkiye-İran sınırında güvenlik nasıl?

Koronavirüsten sonra yolcular yani mülteciler azaldı. Koronavirüs döneminde güvenlik biraz artırıldı. Fazla geçemediler. Ama şimdi koronavirüs aşısı çıktı ya o yüzden geçişler biraz daha fazla oldu. Bazı kesimlere biraz daha az asker koyuyorlar.

Şöyle de bir şey var. İran her zaman Türkiye’nin tam tersini yapıyor. Yani Türkiye bıraktığında İran güvenliği artırıyor, Türkiye güvenliği artırdığında İran bırakıyor, hiçbir şey yapmıyor.

Sınıra şu an kilometrelerce duvar örülmüş durumda. Başka güvenlik önlemleri de alınıyor. Bunları nasıl aşıyorsunuz?

Bizim orada adamlarımız var. Hani çobanlar var ya…. Onlara para veriyoruz. Adam İran veya Türkiye tarafında çobanlık yapıyor. Sen adama bakıyorsun, normal bir insan, bu insan bir şey yapmaz diyorsun. Ama o adam hayvanları götürme bahanesiyle oraya bakıyor. Mesela bakıyor ki sınırda iki saat asker yok. Bizim diğer adamlarımızı arıyor, “Şimdi müsait, gelin geçirin” diyor. 300 kilometrelik bir sınır var. Boşluk her zaman oluyor.

Peki duvar aşılabiliyor mu?

Duvar fazla yüksek değil. Duvarın üstünden merdiven koyup geçiyorlar, duvarın altını kazıp geçiyorlar, bazıları menfezlerden geçiyorlar. Yani duvar bizim işimizi engelledi ama çok fazla engellemedi.

Kamuoyunda, bu gelen insanların arasına bir takım militanlar ya da suçlular karışıyor olabilir diye kaygılar var. Gelenlerin profili nasıl? Gerçekten bu tip insanlar da onların arasına karışıyor olabilir mi?

Evet olabilir tabii ki. Her insan karışabilir. Ama yabancı ülkeye gelince mesela Türkiye’ye geldiklerinde Türk vatandaşlarına fazla zarar vermeye çalışmıyorlar. Maalesef birbirilerine zarar veriyorlar. Afgan Afgan ile kavga ediyor. Bazılarının İslami şeyleri var. Diyelim ki “Bunlar gavurdur, bunlar Allah’ı kabul etmiyor, öldürelim” diyen bazıları da var. Ama bunlardan çok çok az bir şey var, belki yüzde biridir.

Şu anda ne oluyor? Şu andaki göçmen akını geçtiğimiz yıllardakine benzer bir göçmen akını mı yoksa çok daha büyük, çok daha olağanüstü bir durum mu var?

Ben şöyle olacağına yüzde yüz eminim; eğer Afganistan’da durum böyle devam ederse önümüzdeki seneler artacak. Eğer bizim devletimiz can güvenliğini sağlamazsa daha da artacak. Belki bilmiyorsunuzdur ama şu anda Van’da en az 4000 kişi İstanbul’a gitmek için bekliyor.

Mahmut Hamsici ve kaçakçı

Sınırdan takriben günde kaç kişi geçiyor olabilir?

Güne bağlı olarak sınırdan yüz kişi de geçiyor olabilir, 300 kişi de geçiyor olabiliyor. 2015’te günde 1000 kişi, 2000 kişi de geçiyordu. O zaman Türkiye tarafı güvenliği artırmamıştı. Ama şu anda günde en az 50 kişi, 100 kişi geçiyor.

1000-1500 gibi rakamlardan bahsediliyor? Bunlar o zaman abartılı rakamlar mı?

1000-1500 mü? Şu anda mı?

Evet.

Yok abartıyorlar. O kadar fazla değil ama bazı günlerde 500 kişi olabilir. Ama o kadar (1000-1500) insanın geçtiğini zannetmiyorum.

Sınır geçişlerinde, bu işi yapan kaçakçılarla oradaki güvenlik güçleri arasında bir iletişim oluyor mu?

Evet, iletişim var. Türk askerleri hakkında bir şey diyemem çünkü bir şey bilmiyorum, görmedim, duymadım. Ama İran tarafında var. En alt seviyeden en üst seviyeye kadar askerler para alıyorlar. Ondan sonra bazı bahanelerle sınırı bir saat, iki saat boş bırakıyorlar. Bize haber veriyorlar. Sadece iki saat boşluk var, ne yaparsanız yapın diyorlar.

Peki yakalanmaktan, tutuklanmaktan korkmuyor musunuz?

Yok korkmuyorum. Bizde tehlike fazla olmuyor. Biz üst seviyedeyiz ya… Daha fazla alt seviyedekilerin yakalanma ihtimali var.

Siz onlardan daha üst seviyedesiniz. Sizin üstünüzde olan kimse var mı?

Benim üst seviyem yok, ben kendim için çalışıyorum. Ama öyle olan bazıları var. 30 seneye yakın bu işi yapıyorlar ve mafya ile birlikte çalışıyorlar. Onların bazılarının Türk polisi içinde de adamı var.

Sizin sınırdaki adamlarınızda silah var mı?

Çoğunlukla silah yok. Çünkü bizimkiler yakalanırsa ve yanlarında silah bulunursa çok kötü olur. Bazı adamlarımız kendi paralarıyla silah alıyorlar. İran’da askere yakalanmamak için bunu yapıyorlar.

Bizim konuştuğumuz göçmenler bize çok trajik hikayeler anlatıyor. “Kaçakçılar bizim altınlarımızı, telefonlarımızı, paralarımızı çaldılar” diyorlar. Buna ne diyorsunuz? Bunlar yaşanıyor mu?

Evet, yaşanıyor maalesef. Bu daha çok Pakistan’da oluyor. Pakistan’dan geçerken, çöllük alanda oluyor. Orada kim hırsız kim kaçakçı belli olmuyor. Bazıları hırsızların eline de düşüyor. Bunlar insanların altınlarını, telefonlarını, paralarını çalıyor. Bazı hırsızlar kaçakçılarla ortak. Bazı kaçakçılarınsa bu olaylardan haberi olmayabilir.

Kaçakçıların yani sizin neden olduğunuz bazı ölüm olayları oluyor. Mesela Van Gölü’nde tekne batıyor, kaçakçılar o tekneyi bir sürü insanla doldurmuş, insanlar ölüyor. Yine minibüs kazası oluyor. Kaçakçılar onu da doldurmuş, yine birçok insan ölüyor. Kaçakçılar bu durumdan doğrudan sorumlu. Sizin yüzünüzden insanlar ölmüş oluyor. Bundan vicdanen rahatsız olmuyor musunuz?

Doğrudur. Ben iki yıl önce bu işe başladığımda baktım ki ölümler oluyor. Dedim ben güvenli bir şekilde işimi yapayım, kimse benim yüzümden ölmesin. Şimdiye kadar benim yüzümden kimse ölmedi. Ben bu işe başladığımda bunu başta anlamadım sonradan gördüm. Vicdanım çok rahatsız oldu. Yavaş yavaş bu işi bırakmaya çalıştım ama çalıştığım diğer arkadaşlarım beni bırakmıyorlar. Bu işi yapanların vicdanı maalesef yok, hiç rahatsız olmuyorlar. Yani 100 kişi batıp ölse de hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar.

Bundan sonrası için böyle yasa dışı işler yapmayıp daha normal bir hayat kurmayı düşünmüyor musunuz, planlamıyor musunuz?

Evet bunu kurmayı düşünüyorum. Bu işi de bırakmaya çalışıyorum. Bu insanlar (kaçakçılar) çok vicdansız. Size bu röportajı da mülteciler için vermek istedim. Kaçakçılara boşu boşuna para vermesinler. Eğer yapabiliyorlarsa yasal olarak gelsinler. Pasaportla, vizeyle gelsinler. Hem paralarından olurlar hem canlarından olurlar. Yani gerçekten yazık oluyor.

BBC

Okumaya devam et

GÜNCEL

Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi: Yönetici İstismarı Bağışları, Kurumsal İtibarı ve Toplumsal Dayanışmayı Nasıl Çökertiyor?

Haber Analiz | Bankavitrini.com

Dernek ve vakıflar, toplumun en önemli sosyal sermaye kurumları arasında yer alır. Eğitimden sağlığa, kültür-sanattan afete kadar birçok alanda kamu hizmetini tamamlayıcı rol üstlenirler. Bu kurumların en büyük sermayesi ise para değil, güvendir.

Ancak son yıllarda gerek Türkiye’de gerekse dünyada bazı dernek ve vakıflarda ortaya çıkan yönetim zafiyetleri, usulsüzlük iddiaları, çıkar çatışmaları ve kişisel menfaat amaçlı uygulamalar yalnızca ilgili kurumu değil, aynı alanda faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarını olumsuz etkilemektedir.

Araştırmalar, bağışçıların en önemli karar kriterinin “kuruma duyulan güven” olduğunu gösteriyor. Güven kaybı yaşandığında bağışlar azalıyor, gönüllüler uzaklaşıyor, sponsorlar geri çekiliyor ve kurumların uzun yıllarda oluşturduğu itibar kısa sürede yok olabiliyor.

Dernek ve vakıfların gerçek sermayesi paradan önce güvendir

Bir şirket müşteri kaybettiğinde reklam yaparak yeni müşteri bulabilir.

Bir banka sermayesini artırabilir.

Bir sanayi şirketi yeni yatırımcı bulabilir.

Ancak; bir dernek veya vakıf güvenini kaybettiğinde yerine koyması en zor varlığını kaybetmiş olur.

Çünkü bağış;

  • zorunlu değildir,
  • tamamen gönüllülük esasına dayanır,
  • güven ortadan kalktığında ilk kesilen kaynak haline gelir.

Yönetici istismarının en sık görülen biçimleri

Her usulsüzlük mutlaka suç teşkil etmeyebilir; ancak etik açıdan ciddi güven kaybına yol açabilecek uygulamalar şunlardır:

Mali istismar

  • bağışların amacı dışında kullanılması
  • kayıt dışı harcamalar
  • şeffaf olmayan muhasebe
  • belge eksiklikleri

Yetki istismarı

  • kararların tek kişi tarafından alınması
  • yönetim kurulunun devre dışı bırakılması
  • aile bireylerinin yönetimde yoğunlaşması

Çıkar çatışması

  • yöneticilerin kendi şirketlerinden mal veya hizmet alınması
  • yakın akrabalara iş verilmesi
  • ihalesiz alımlar

İtibar istismarı

  • kurum adının kişisel kariyer için kullanılması
  • siyasi veya ticari çıkar sağlanması
  • bağışçı bilgilerinin amacı dışında kullanılması

Güven kaybının ilk etkisi bağışlarda görülür

Bağışçı psikolojisi oldukça nettir.

Bağış yapan kişi şunu düşünür: “Param gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor mu?”

Bu sorunun cevabı net değilse;

  • düzenli bağışlar durur,
  • yeni bağışçı kazanımı zorlaşır,
  • kurumsal sponsorlar uzaklaşır,
  • uluslararası fonlar risk görmeye başlar.

Akademik çalışmalar, dolandırıcılık veya varlık kötüye kullanımı haberlerinin ardından bağışların düştüğünü; etkin şeffaflık, kayıpların telafisi ve yönetişim reformlarının ise güveni kısmen yeniden tesis edebildiğini göstermektedir.

En büyük zarar masum dernek ve vakıflara olur

Bir kurumdaki skandal; aynı alanda çalışan yüzlerce dürüst kuruluşu da etkiler.

Örneğin;

Bir çocuk vakfında yaşanan mali usulsüzlük haberi; diğer çocuk vakıflarının da bağışlarını azaltabilir.

Bir sağlık derneğindeki skandal; tüm sağlık STK’larına duyulan güveni zayıflatabilir.

Bu durum literatürde “güven bulaşıcılığı” olarak da değerlendirilmektedir.

Gönüllüler de kurumdan uzaklaşır

Bağış kadar önemli diğer unsur; gönüllü insan kaynağıdır.

Güven kaybı yaşayan kurumlarda;

  • uzmanlar görev almak istemez,
  • genç gönüllüler ayrılır,
  • yönetim kurullarına kaliteli isim bulmak zorlaşır.

Sonuçta kurum yalnızca finansal değil; aynı zamanda insan sermayesini de kaybeder.

Kurumsal sponsorlar neden çekilir?

Büyük şirketler; Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) bütçelerini aktarırken şu kriterlere bakar:

  • bağımsız denetim
  • mali raporlar
  • yönetişim yapısı
  • itibar riski
  • şeffaflık

Şüpheli görülen kurumlar sponsorluk listelerinden çıkarılabilir.

Çünkü sponsor şirket de kendi marka değerini korumak ister.

Uluslararası fonlar ilk olarak yönetişime bakıyor

Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, uluslararası kalkınma kuruluşları; yalnızca proje kalitesine değil; aynı zamanda;

  • yönetim yapısına,
  • iç kontrol sistemine,
  • etik kurallara,
  • çıkar çatışması politikalarına,
  • bağımsız denetime

büyük önem veriyor. Güçlü iç kontrol, risk yönetimi ve bağımsız denetim mekanizmalarının yolsuzluk ve kaynak israfı riskini azalttığı uluslararası standartlarda vurgulanmaktadır.

Dünyadan dikkat çeken örnekler

Amerikan Kızılhaçı (American Red Cross)

Bazı afet bağışlarının kullanımına ilişkin eleştiriler sonrası kurum uzun süre kamuoyu baskısıyla karşılaştı.

Wounded Warrior Project (ABD)

Yönetim harcamaları ve lüks harcama iddiaları bağışlarda ciddi düşüşe neden oldu.

Oxfam

Bazı ülkelerde yaşanan etik skandallar sonrasında;

  • bağışlarda azalma,
  • üst yönetim değişikliği,
  • kapsamlı yönetişim reformları gündeme geldi.

Bu örnekler, tek bir yönetişim krizinin küresel ölçekte itibar kaybına yol açabileceğini gösteriyor.

İyi yönetişim nasıl sağlanır?

Uzmanlara göre güçlü bir dernek veya vakıfta şu mekanizmalar bulunmalıdır:

  • bağımsız denetim
  • düzenli faaliyet raporları
  • kamuya açık mali tablolar
  • yönetim kurulu etkinliği
  • etik komitesi
  • çıkar çatışması politikası
  • ihbar mekanizması
  • görev sürelerinin sınırlandırılması
  • profesyonel iç kontrol sistemi
  • dijital bağış izleme altyapısı

OECD, dürüstlük kültürünün ve yönetişim mekanizmalarının sadece yasal düzenlemelerden değil, bunların etkin uygulanmasından beslendiğini vurgulamaktadır.

Türkiye açısından çıkarılacak dersler

Türkiye’de binlerce dernek ve vakıf; eğitim, sağlık, afet, kültür, çevre ve sosyal yardım alanlarında çok önemli çalışmalar yürütüyor.

Ancak birkaç olumsuz örnek; bütün sektörün itibarını zedeleyebiliyor.

Bu nedenle;

  • şeffaflık
  • hesap verebilirlik
  • bağımsız denetim
  • profesyonel yöneticilik
  • güçlü iç kontrol

artık bir tercih değil, kurumsal sürdürülebilirliğin temel şartı haline gelmiş durumda.

Sonuç

Dernek ve vakıfların en büyük varlığı sahip oldukları bina, araç veya banka hesapları değildir.

Asıl sermayeleri; toplumun güvenidir.

Bu güvenin kaybedilmesi;

  • bağışların azalmasına,
  • gönüllülerin uzaklaşmasına,
  • kurumsal sponsorların çekilmesine,
  • uluslararası fonların kesilmesine,
  • sosyal projelerin durmasına,
  • en önemlisi ise toplumun dayanışma kültürünün zayıflamasına neden olur.

Bir yöneticinin kısa vadeli kişisel çıkarı için yaptığı hata, yalnızca temsil ettiği kuruma değil; aynı amaca hizmet eden yüzlerce dürüst sivil toplum kuruluşuna da zarar verebilir. Bu nedenle güçlü yönetişim, etik yönetim ve hesap verebilirlik; dernek ve vakıflar için yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, varlıklarını sürdürebilmelerinin temel güvencesidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin

Yayınlanma:

|

Kamu Bankası Çalışanına Yok, Bazı Meslek Gruplarına Var… Tartışma Büyüyor

Türkiye’de yeşil pasaport (hususi damgalı pasaport) uzun yıllardır belirli kamu görevlileri ve bazı özel statülü meslek gruplarına tanınan önemli bir ayrıcalık olarak uygulanıyor. Son dönemde ise bu kapsamın genişletilmesine yönelik peş peşe kanun teklifleri TBMM’ye sunulurken; ülke ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan bankacılık sektörünün bu hakkın tamamen dışında bırakılması sektör içinde yeniden tartışılmaya başlandı. Meclis gündemine mühendislerden mimarlara, diş hekimlerinden veteriner hekimlere kadar birçok meslek grubu için yeşil pasaport teklifleri gelirken, yaklaşık 200 bini aşkın bankacıyı temsil eden sektör için bugüne kadar benzer bir düzenleme bulunmuyor.

Bankacılar neden bu talebi dile getiriyor?

Bankacılık artık yalnızca kredi kullandıran klasik bir sektör olmaktan çıktı.

Bugün bankacılar;

  • Uluslararası finans kuruluşlarıyla çalışıyor,
  • Avrupa ve ABD’deki regülasyonları takip ediyor,
  • Basel kriterleri,
  • AML/KYC,
  • FATF,
  • ESG,
  • Dijital bankacılık,
  • Yapay zeka,
  • Siber güvenlik,
  • SWIFT,
  • uluslararası ödeme sistemleri gibi konularda sürekli yurtdışı temasları yürütüyor.

Özellikle;

  • dış ticaret finansmanı,
  • proje finansmanı,
  • yatırım bankacılığı,
  • sendikasyon kredileri,
  • ihracat finansmanı,
  • fintech iş birlikleri

gibi alanlarda çalışan binlerce bankacı yıl içerisinde çok sayıda uluslararası seyahat gerçekleştirmek zorunda kalıyor.

Bankacılık sektörü temsilcilerine göre bu durum, yeşil pasaport talebinin temel gerekçelerinden biri haline geliyor.

Kamu bankalarında çalışanlar da alamıyor

İşin dikkat çeken yönlerinden biri ise;

Türkiye’nin en büyük kamu bankaları olan;

  • Ziraat Bankası
  • Halkbank
  • VakıfBank

çalışanlarının büyük bölümünün de yeşil pasaport hakkına sahip olmaması.

Sadece özelleştirme öncesi belirli statülerde görev yapan bazı eski personeller için geçmişten gelen özel hükümler bulunurken, günümüzde göreve başlayan kamu bankası çalışanları bu kapsamın dışında kalıyor.

Bu nedenle sektör içinde; “Kamu adına çalışan bankacıya bile yeşil pasaport verilmezken, farklı birçok meslek grubu için yeni teklifler hazırlanıyor” eleştirileri dile getiriliyor.

Kimler bugün Yeşil Pasaport alabiliyor?

Mevcut mevzuata göre başlıca gruplar şunlar:

Kamu kesimi

  • 1., 2. ve 3. derece devlet memurları
  • Aynı derecedeki bazı sözleşmeli kamu görevlileri
  • Emekli olduktan sonra bu hakkı koruyan kamu görevlileri

Siyasi görevler

  • Eski milletvekilleri
  • Eski bakanlar

Yerel yönetimler

  • Büyükşehir belediye başkanları
  • İl ve ilçe belediye başkanları (görev süresince)

Devlet sporcuları

Uluslararası başarı kazanmış devlet sporcuları

İhracatçılar

Belirli ihracat hacmini sağlayan ihracatçı firmaların yetkilileri de belirli kontenjanlar dahilinde hususi damgalı pasaport alabiliyor.

TBMM’de hangi meslek grupları için teklifler var?

Son dönemde Meclis’e sunulan teklifler incelendiğinde kapsamın giderek genişletilmeye çalışıldığı görülüyor.

Mühendisler

En az 15 yıl kıdeme sahip TMMOB üyeleri için yeşil pasaport verilmesini öngören teklif İçişleri Komisyonu’nda bekliyor.

Mimarlar

Mühendislerle birlikte teklif kapsamında yer alıyor.

Diş Hekimleri

15 yıl kıdeme sahip diş hekimleri için teklif verildi.

Veteriner Hekimler

Aynı teklif içerisinde bulunuyor.

Avukatlar

Belirli kıdeme sahip avukatlara yönelik farklı kanun teklifleri de Meclis gündemine taşındı.

Bankacılar neden kapsam dışında?

Aslında bankacılık;

  • Türkiye’nin finansal istikrarını yöneten,
  • ihracatı finanse eden,
  • yatırımları organize eden,
  • dış finansmanı sağlayan,
  • uluslararası sermaye girişlerinde kritik rol oynayan

stratejik sektörlerden biri.

Bugün;

  • sendikasyon kredileri,
  • Eurobond işlemleri,
  • IFC,
  • EBRD,
  • Dünya Bankası,
  • Asya Altyapı Yatırım Bankası,
  • uluslararası yatırım fonları

ile sürekli temas halinde çalışan binlerce bankacı bulunuyor.

Buna rağmen sektör çalışanlarının hiçbirinin meslekleri nedeniyle yeşil pasaport hakkı bulunmuyor.

Dünyadaki uygulamalar ne gösteriyor?

Birçok ülkede pasaport ayrıcalıkları daha çok diplomatik statüye bağlı olarak veriliyor.

Ancak iş insanlarına ve stratejik sektör çalışanlarına;

  • hızlı vize,
  • uzun süreli çok girişli vizeler,
  • fast-track uygulamaları,
  • güvenilir yolcu programları

gibi kolaylıklar sağlanıyor.

Türkiye’de ise bu kolaylıkların önemli bölümü ihracatçılar için uygulanırken bankacılık sektörü aynı kapsamda değerlendirilmiyor.

Sektörün ekonomik büyüklüğü

Türk bankacılık sektörü;

  • yaklaşık 200 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor,
  • Türkiye ekonomisinin finansmanını yürütüyor,
  • yüz milyarlarca dolarlık dış finansman işlemlerini organize ediyor,
  • ihracat finansmanının ana aktörü konumunda bulunuyor.

Bu nedenle sektör temsilcileri; “uluslararası rekabet gücü açısından bankacılara da belirli kriterlerle yeşil pasaport verilmesi gerektiğini” savunuyor.

Olası model ne olabilir?

Tüm bankacılara sınırsız bir hak yerine;

örneğin;

  • en az 15 yıl kıdeme sahip,
  • BDDK lisanslı bankalarda çalışan,
  • uluslararası işlemlerde görev yapan,
  • belirli unvan seviyesine ulaşmış

bankacılar için kademeli bir model oluşturulabileceği ifade ediliyor.

Benzer kriterler ihracatçılar ve bazı meslek grupları için zaten uygulanıyor.

Bankavitrini Analizi

Kamu yönetimi, yeşil pasaportu yıllar içinde yalnızca kamu görevlilerine özgü bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp belirli ekonomik ve mesleki katkı sağlayan grupları da kapsayacak şekilde genişletmeye başladı.

Mühendisler, mimarlar, diş hekimleri, veteriner hekimler ve avukatlar için peş peşe teklifler hazırlanırken; Türkiye ekonomisinin finansmanını sağlayan bankacılık sektörünün bu tartışmaların dışında kalması dikkat çekiyor.

Özellikle kamu bankalarında görev yapan ve kamu adına uluslararası finansal ilişkileri yöneten profesyoneller açısından da bu durum “eşitlik” tartışmasını beraberinde getiriyor.

Bankacılara yeşil pasaport verilmesi, yalnızca bir seyahat kolaylığı değil; Türkiye’nin finans sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırabilecek, finans diplomasisini destekleyebilecek ve sektör çalışanlarına verilen kurumsal değerin bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde TBMM gündemine bankacılık sektörü için de benzer bir kanun teklifinin gelip gelmeyeceği, finans çevrelerinin yakından takip edeceği başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir

Yurt Dışındaki Okula Kayıt Yaptırıp Eğitim Alamayan Öğrenciler Dikkat! Kredi Kartıyla Ödenen Eğitim Ücretleri Geri Alınabilir mi?

Yayınlanma:

|

Alınmayan Hizmet İçin Chargeback (Ters İbraz) Hakkı Gündemde

Son dönemde özellikle dil okulları, yaz okulları, üniversite hazırlık programları ve özel eğitim kurumlarına kayıt yaptıran çok sayıda Türk öğrenci ve veli; vize reddi, okulun kapanması, programın iptal edilmesi, eğitimin başlamaması veya vaat edilen hizmetin sunulmaması gibi nedenlerle önemli mağduriyetler yaşamaya başladı.

Bu mağduriyetlerin önemli bir bölümünde ödemeler kredi kartı ile gerçekleştirildi.

Oysa birçok tüketicinin bilmediği önemli bir hak bulunuyor: Kredi kartıyla ödenen ancak karşılığında hizmet alınamayan eğitim ücretleri için bankaya “Chargeback (Ters İbraz / Harcama İtirazı)” başvurusu yapılabiliyor.

Bankacılık sektörü açısından bu süreç oldukça teknik olmakla birlikte, uluslararası kart kuruluşlarının kuralları tüketicilere önemli korumalar sağlıyor.

Bankaya Başvurmak İlk Adım

Öncelikle unutulmaması gereken konu şudur: Burada dava açılması ilk aşama değildir.

İlk yapılması gereken işlem; Ödemeyi yapılan kredi kartını çıkaran bankaya harcama itirazında bulunmaktır.

Bu işlem bankacılık sektöründe;

  • Chargeback
  • Ters İbraz
  • Harcama İtirazı
  • Dispute

olarak adlandırılır.

Chargeback Nedir?

Chargeback; Kart sahibinin; “Ben bu hizmeti alamadım” veya “Satıcı sözleşmedeki yükümlülüğünü yerine getirmedi” iddiasıyla bankasından yaptığı resmi geri ödeme talebidir.

Burada dikkat edilmesi gereken konu; Bu hak yalnızca dolandırıcılık işlemleri için değildir.

Aynı zamanda;

  • hizmet verilmemesi
  • eksik hizmet
  • iptal edilen organizasyon
  • kapanan okul
  • hiç başlamayan eğitim

gibi durumlarda da kullanılabilir.

Eğitim Hizmeti İçin de Geçerlidir

Visa ve Mastercard kurallarına göre; “Hizmet sunulmaması” chargeback sebeplerinden biridir.

Bu nedenle;

  • yurtdışı dil okulu
  • üniversite
  • yaz okulu
  • eğitim danışmanlığı
  • sertifika programı

gibi eğitim hizmetleri de kapsam içine girebilir.

Hangi Durumlarda Para Geri Alınabilir?

En sık karşılaşılan örnekler şunlar:

1- Okul hiç açılmadı

Ödeme yapıldı.

Ancak okul faaliyet göstermedi.

2- Eğitim başlamadı

Kayıt yapıldı.

Ancak eğitim verilmedi.

3- Vize reddi sonrası okul ücret iadesi yapmadı

Bazı sözleşmelerde; Vize reddinde ücret iadesi yazmasına rağmen ödeme yapılmayabiliyor.

4- Okul iflas etti

Faaliyet durduğu için hizmet alınamadı.

5- Danışman firma ortadan kayboldu

Ödeme alınmasına rağmen okul kaydı yapılmadı.

6- Eğitim çevrimiçine çevrildi

Yüz yüze eğitim vaat edilmesine rağmen tamamen farklı hizmet sunuldu.

7- Eğitim iptal edildi

Program hiç başlamadı.

Banka Süreci Nasıl İşliyor?

Süreç genel olarak şu şekilde ilerliyor.

1. Kart sahibi bankaya başvuruyor.

Belgelerini sunuyor.

2. Banka inceleme yapıyor.

3. Kart kuruluşuna (Visa/Mastercard) başvuruyor.

4. İşlem iş yerine iletiliyor.

5. İş yeri savunma yapıyor.

6. Haklı bulunursa ücret karta iade ediliyor.

Bankaya Hangi Belgeler Verilmeli?

Ne kadar güçlü belge sunulursa başarı ihtimali de o kadar yükseliyor.

Örneğin;

  • ödeme dekontu
  • kredi kartı ekstresi
  • okul sözleşmesi
  • kayıt belgesi
  • kabul mektubu
  • e-postalar
  • okulun iptal yazısı
  • vize reddi
  • hizmet verilmediğine ilişkin belgeler
  • danışman firma yazışmaları
  • ücret iadesinin reddedildiğini gösteren cevaplar

başvuru dosyasına eklenebilir.

Süre Sınırı Var mı?

Evet.

Chargeback işlemlerinde süre önemlidir.

Kart kuruluşlarının kurallarına göre başvuru süreleri işlem türüne göre değişebilmekle birlikte, hizmetin verilmesi gereken tarihten itibaren belirli süreler içinde itiraz edilmesi gerekir.

Bu nedenle mağduriyet oluşur oluşmaz bankaya başvurmak önem taşır.

Gecikme, hak kaybına yol açabilir.

Banka Başvuruyu Reddederse Ne Olur?

Her ret kararı kesin değildir.

Tüketici;

  • ek belge sunabilir,
  • yeniden değerlendirme talep edebilir,
  • tüketici hakem heyeti veya mahkemeye başvurabilir (uyuşmazlığın niteliğine göre),
  • gerekirse uluslararası kart kuralları kapsamında bankanın süreci nasıl yürüttüğünü sorgulayabilir.

Havale ile Ödeyenler Aynı Hakka Sahip mi?

Hayır.

Burada önemli fark oluşuyor.

Kredi kartı

Chargeback uygulanabilir.

Havale

Chargeback mekanizması yoktur.

Bu durumda;

  • sözleşme hükümleri,
  • hukuk davaları,
  • icra yolları

ön plana çıkmaktadır.

Dolayısıyla kredi kartıyla ödeme yapanlar önemli bir avantaja sahip olabiliyor.

Yurt Dışı Eğitim Sektöründe Yeni Risk

Son yıllarda;

  • artan döviz kuru,
  • bazı eğitim kurumlarının mali sorunları,
  • vize süreçlerinin uzaması,
  • öğrenci sayılarındaki dalgalanma

nedeniyle uluslararası eğitim sektöründe iptal edilen program sayısı da arttı.

Özellikle pandemi sonrası birçok ülkede eğitim modeli değişirken, bazı okullar hibrit veya çevrimiçi modele geçti.

Bu durum da yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden oldu.

Bankalar Açısından Risk

Chargeback sayısındaki artış; bankalar açısından da operasyonel yük oluşturuyor.

İhraççı banka; müşterisini korurken, iş yeri bankası (Acquirer) ise satıcıyı temsil ediyor.

Dolayısıyla;

  • belge incelemeleri
  • uluslararası kart kuralları
  • zaman yönetimi
  • hukuki değerlendirmeler

önem kazanıyor.

Eğitim Kurumları Açısından Sonuç

Chargeback oranı yükselen kurumlar;

  • daha yüksek komisyon ödeyebilir,
  • riskli iş yeri olarak sınıflandırılabilir,
  • ödeme alma kabiliyetini kaybedebilir,
  • kart kabul sözleşmeleri sona erebilir.

Bu nedenle eğitim kurumlarının sözleşme hükümlerine uygun davranmaları ve iptal/iade süreçlerini şeffaf yürütmeleri kritik önem taşıyor.

Uzmanlar Ne Öneriyor?

Uzmanlar, yurt dışı eğitim hizmeti satın almadan önce şu noktalara dikkat edilmesini öneriyor:

  • Sözleşmede iade koşullarını ayrıntılı okuyun.
  • Vize reddi halinde uygulanacak prosedürü yazılı olarak teyit edin.
  • Ödemeleri mümkünse kredi kartıyla yapın.
  • Tüm yazışmaları saklayın.
  • Hizmet sunulmadığında beklemeden bankanıza harcama itirazında bulunun.
  • Başvurunuza mümkün olduğunca fazla belge ekleyin.

Bankacılık Sektörü Açısından Değerlendirme

Dijital ödemelerin hızla arttığı günümüzde kredi kartı yalnızca bir ödeme aracı değil, aynı zamanda tüketici açısından önemli bir koruma mekanizması sunuyor.

Uluslararası kart sistemlerinin geliştirdiği Chargeback (Ters İbraz) uygulaması, tüketicilerin hiç alamadıkları veya sözleşmeye uygun şekilde sunulmayan hizmetler nedeniyle mağdur olmalarını önlemeyi amaçlıyor.

Özellikle yurt dışı eğitim, turizm, havayolu, etkinlik organizasyonları ve dijital hizmetlerde bu mekanizma her geçen yıl daha fazla kullanılıyor.

Bankalar açısından ise bu süreç, hem müşteri memnuniyetini korumak hem de uluslararası kart kuruluşlarının kurallarına uyum sağlamak bakımından büyük önem taşıyor.

Özet

Yurt dışında eğitim almak amacıyla kayıt yaptıran ancak çeşitli nedenlerle eğitim hizmetinden yararlanamayan öğrenciler ve veliler için kredi kartıyla yapılan ödemelerde chargeback (ters ibraz) önemli bir hukuki ve finansal başvuru yolu olabilir. Ancak her olay kendi sözleşmesi, ödeme şekli ve hizmetin sunulmama nedenine göre ayrı değerlendirilir. Başvurunun güçlü belgelerle ve gecikmeden yapılması, sürecin başarı şansını artırır.

Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Chargeback başvurularının kabulü; Visa ve Mastercard kuralları, kartı çıkaran bankanın incelemesi, iş yerinin savunması ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Her hizmetin otomatik olarak iade edileceği anlamına gelmez.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.