Connect with us

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Yeşil dönüşüm zorunlu hale geliyor: Emisyon liginde dikkat çeken tablo

Karbon Emisyonlarında Devler Ligi: Dünya Nereye Gidiyor, Türkiye Nerede Duruyor?

Yayınlanma:

|

Çin Tek Başına Bir Kıta Gibi Emisyon Üretiyor

2023 yılı sera gazı emisyon verileri, küresel ekonominin büyüme modeli ile iklim hedefleri arasındaki çelişkiyi bir kez daha ortaya koydu. Görselde yer alan verilere göre Çin, 15,9 milyar ton CO₂ eşdeğeri (GtCO₂e) emisyonla dünyanın açık ara en büyük sera gazı yayıcısı konumunda bulunuyor. Çin’i 6,0 milyar ton ile ABD, 4,1 milyar ton ile Hindistan, 3,2 milyar ton ile Avrupa Birliği ve 2,7 milyar ton ile Rusya takip ediyor.

Daha çarpıcı olan ise Çin’in tek başına küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %30’unu üretmesi. ABD yaklaşık %11, Hindistan ise %7,8 paya sahip durumda.

İlk 5 Ülke Küresel Emisyonların Büyük Bölümünü Üretiyor

EDGAR verilerine göre Çin, ABD, Hindistan, AB ve Rusya birlikte dünya sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte ikisine yakın bölümünü oluşturuyor. Bu durum iklim mücadelesinin neden birkaç büyük ekonomi üzerinde yoğunlaştığını açıkça gösteriyor.

2023 En Büyük Emisyon Üreticileri

Sıra Ülke/Bölge Emisyon (GtCO₂e)
1 Çin 15,9
2 ABD 6,0
3 Hindistan 4,1
4 Avrupa Birliği 3,2
5 Rusya 2,7
6 Brezilya 1,3
7 Endonezya 1,2
8 Japonya 1,0
9 İran 1,0
10 Suudi Arabistan 0,8
11 Kanada 0,7
12 Meksika 0,7
13 Güney Kore 0,7
14 Türkiye 0,6
15 Avustralya 0,6

Kaynak: EDGAR 2024 Raporu / Visual Capitalist

Türkiye İlk 15 İçinde

Listede dikkat çeken ülkelerden biri de Türkiye. Yaklaşık 0,6 milyar ton CO₂ eşdeğeri emisyon ile dünyanın en yüksek emisyon üreten ilk 15 ekonomisi arasında yer alıyor.

Türkiye’nin sanayi üretimi, enerji tüketimi, çimento ve demir-çelik sektörleri ile hızla büyüyen ulaşım altyapısı emisyon artışında önemli rol oynuyor.

Bu durum özellikle Avrupa Birliği’nin uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) nedeniyle Türk ihracatçıları açısından kritik önem taşıyor.

Çin Neden Bu Kadar Yüksek?

Çin’in emisyonları sadece nüfusundan kaynaklanmıyor.

Başlıca nedenler:

  • Dünyanın üretim merkezi olması
  • Elektrik üretiminde kömürün yüksek payı
  • Çelik, çimento ve kimya sanayilerinin dev ölçeği
  • Küresel tedarik zincirlerinin büyük kısmını üstlenmesi

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Çin tek başına dünya CO₂ emisyonlarının yaklaşık %35’ini oluşturuyor.

ABD ve Avrupa Emisyon Azaltıyor

Dikkat çeken diğer gelişme ise gelişmiş ekonomilerin emisyon azaltımında ilerleme kaydetmesi.

  • ABD’nin enerji kaynaklı emisyonları 2023’te geriledi.
  • Avrupa Birliği’nin emisyonları 1990 seviyelerine göre yaklaşık %34 daha düşük seviyede bulunuyor.
  • Yenilenebilir enerji yatırımları ve kömürden çıkış politikaları bu düşüşte etkili oluyor.

Ancak buna karşın gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme nedeniyle küresel toplam emisyonlar artmaya devam ediyor.

İklim Hedefleri ile Ekonomik Büyüme Çatışıyor

2023 yılında küresel sera gazı emisyonları tarihi zirveye ulaştı. EDGAR verilerine göre dünya toplam emisyonları yaklaşık 53 milyar ton CO₂ eşdeğeri seviyesine yükseldi.

IEA verileri ise enerji kaynaklı CO₂ emisyonlarının 37,4 milyar ton ile rekor kırdığını gösteriyor.

Bu tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Dünya ekonomisi büyürken emisyonları gerçekten azaltmak mümkün mü?

Bugüne kadar verilen cevap henüz net değil.

Bankacılık ve Finans Sektörü Neden Yakından İzlemeli?

Karbon emisyonları artık sadece çevresel bir konu değil.

Bankalar açısından:

  • Karbon yoğun sektörlere kredi verme riski
  • Yeşil finansman zorunluluğu
  • ESG kriterleri
  • Sürdürülebilirlik raporlamaları
  • Karbon vergileri
  • Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması

önümüzdeki yılların en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.

Özellikle ihracatçı firmaların karbon ayak izi yönetimi artık finansmana erişim açısından da kritik hale geliyor.

Sonuç

Çin, ABD ve Hindistan küresel emisyonların merkezinde yer almaya devam ederken, Türkiye de artık dünyanın en büyük emisyon üreticileri arasında bulunuyor. Karbon emisyonları yalnızca çevre politikalarının değil; finansmanın, dış ticaretin, yatırım kararlarının ve rekabet gücünün de belirleyicisi haline geliyor.

Yeşil dönüşüme uyum sağlayamayan şirketler için gelecek dönemin en büyük maliyet kalemlerinden biri karbon olacak gibi görünüyor.

Bankavitrini.com Analiz Servisi

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Bir fotoğrafın anlattığı tarım gerçeği

Yayınlanma:

|

Toprağın sessiz çığlığı: Tarım aletleri tezgâhta, üretici çıkmazda

Fotoğraftaki manzara aslında sadece bir köylünün eski tarım aletlerini satması değil; Türkiye tarımının son yıllarda yaşadığı dönüşümün ve sıkışmışlığın sembolü niteliğinde.

Bir çiftçi için yıllarca kullandığı tırmık, yaba, kürek veya çapa sadece bir ekipman değildir. O aletler; üretimin, emeğin, alın terinin ve toprağa bağlı yaşamın hafızasıdır. Çiftçinin bu aletleri satışa çıkarması çoğu zaman “artık kullanmıyorum” demekten çok daha derin bir anlam taşır: “Üretemiyorum.”

Çiftçi bu hale neden düştü?

1. Girdi maliyetleri kontrolden çıktı

Son yıllarda mazot, gübre, tohum, ilaç, sulama ve enerji maliyetlerinde çok yüksek artışlar yaşandı. Gübre hammaddelerinde dışa bağımlılığın yüksek olması nedeniyle küresel enerji ve jeopolitik gelişmeler doğrudan üretim maliyetlerine yansıyor. 2026 yılında gübre fiyatlarında sert yükselişler yaşanırken mazot fiyatları da çiftçinin en büyük yüklerinden biri haline geldi.

Birçok üretici artık şu soruyu soruyor: “Ektiğim ürün bana para kazandıracak mı, zarar mı ettirecek?”

2. Ürün fiyatı maliyet kadar artmadı

Çiftçi mazotu, gübreyi ve ilacı pahalı alırken ürününü aynı oranda değerlenmiş fiyatlarla satamıyor. Bu nedenle üretimden elde edilen gelir, maliyetleri karşılamakta zorlanıyor.

3. Tarım nüfusu yaşlanıyor

Köylerde genç nüfus giderek azalıyor. Gençler tarımdan uzaklaşıyor, şehirlerde iş arıyor. Tarlada kalanların yaş ortalaması yükseliyor. Sonuçta üretim kapasitesi düşerken birçok arazi ya boş kalıyor ya da kiraya veriliyor.

4. Küçük aile işletmeleri ayakta kalamıyor

Artan maliyetler karşısında küçük ölçekli üreticiler ölçek ekonomisi oluşturamıyor. Büyük işletmeler teknoloji ve finansman avantajına sahipken küçük çiftçi her yıl biraz daha zorlanıyor.

5. İklim riski büyüyor

Kuraklık, düzensiz yağışlar, don olayları ve aşırı sıcaklıklar tarımsal üretimi her geçen yıl daha fazla etkiliyor. Özellikle suya bağımlı bölgelerde verim kayıpları ciddi boyutlara ulaşıyor.

Tarım neden ihmal edildi?

Türkiye uzun yıllar boyunca sanayi, inşaat ve hizmet sektörlerine odaklanırken tarım sektörünün yapısal sorunları yeterince çözülemedi.

Bunların başında:

  • Parçalı arazi yapısı
  • Sulama yatırımlarındaki eksiklikler
  • Üretim planlamasının yetersizliği
  • Kooperatifleşmenin zayıf olması
  • Tarımsal finansmana erişim sorunları
  • Girdi maliyetlerinin dışa bağımlılığı

geliyor.

Devlet destekleri verilse de üreticiler destek miktarlarının maliyet artışlarının gerisinde kaldığını savunuyor.

Tarım ihmal edilirse ne olur?

Gıda fiyatları yükselir

Üretim azalınca arz düşer. Arz düştüğünde tüketici daha pahalı gıda ile karşılaşır.

İthalat bağımlılığı artar

Buğdaydan mısıra, yem hammaddelerinden yağlı tohumlara kadar birçok üründe dışa bağımlılık büyüyebilir. Gıda güvenliği açısından risk oluşur.

Köyler boşalır

Üretici toprağını terk ettikçe kırsal nüfus azalır. Bu da hem sosyal hem ekonomik sorunlar yaratır.

Enflasyon kalıcı hale gelir

Tarımsal üretimdeki daralma, gıda enflasyonunu sürekli yukarı iter. Gıda enflasyonu ise tüm ekonomiyi etkiler.

Stratejik risk oluşur

Tarım sadece ekonomik değil, aynı zamanda milli güvenlik meselesidir. Bir ülke kendi halkını besleyemediği noktada dışa bağımlı hale gelir.

Satılan sadece bir tırmık değil

Fotoğraftaki yaşlı çiftçinin sattığı şey birkaç eski tarım aleti değil.

Satışa çıkan;

  • Bir üretim kültürü,
  • Bir köy ekonomisi,
  • Bir yaşam biçimi,
  • Ve yılların birikimidir.

Bugün tarım aletlerini satan çiftçi, yarın tarlasını satabilir. Tarlasını satan çiftçinin ardından ise ülke daha fazla ithalat, daha pahalı gıda ve daha kırılgan bir ekonomik yapı ile karşı karşıya kalabilir.

Türkiye’nin önündeki temel soru artık şudur: “Çiftçiyi nasıl destekleriz?” değil, “Çiftçi üretimden tamamen çekilmeden ne kadar hızlı harekete geçebiliriz?”

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Firmalar neden aynı hataları tekrar ediyor?

Yayınlanma:

|

RCA (Kök Neden Analizi) Nedir? Firmaların Geleceğini Nasıl Şekillendirir?

Birçok firma sorun ortaya çıktığında semptomları tedavi eder, ancak hastalığın nedenini araştırmaz.

Makine durur, tamir edilir.

Müşteri şikayet eder, ürün değiştirilir.

Çalışan ayrılır, yerine yenisi alınır.

Tahsilat gecikir, yeni kredi bulunur.

Ancak aynı sorunlar tekrar tekrar yaşanıyorsa, aslında çözüm değil geçici müdahale yapılmıştır.

İşte bu noktada RCA (Root Cause Analysis – Kök Neden Analizi) devreye girer.

RCA Nedir?

Kök Neden Analizi, ortaya çıkan bir problemin görünen sonucunu değil, problemi oluşturan temel nedeni bulmayı amaçlayan sistematik bir yöntemdir.

Amaç: “Ne oldu?” sorusundan çok “Neden oldu?” sorusunun cevabını bulmaktır.

Çünkü gerçek neden ortadan kaldırılmadan yapılan her çözüm geçicidir.

Firmalar Neden RCA Yapmalıdır?

Bir işletmede yaşanan sorunların büyük bölümü aslında sonuçtur.

Örneğin:

  • Kalite problemi
  • Karlılık düşüşü
  • Müşteri kaybı
  • Nakit sıkışıklığı
  • İş kazaları
  • Üretim hataları
  • Yüksek çalışan devri

Bunların her biri başka bir problemin sonucudur. RCA yapılmazsa firma sadece belirtilerle mücadele eder.

RCA yapılırsa hastalığın kaynağı bulunur.

Toyota Örneği

Toyota’nın dünyaca ünlü üretim sisteminde kullanılan “5 Neden” yaklaşımı bunun en iyi örneklerinden biridir.

Örnek:

Makine durdu.

Neden?

➡ Elektrik motoru yandı.

Neden?

➡ Aşırı ısındı.

Neden?

➡ Yağlama yapılmadı.

Neden?

➡ Bakım planı uygulanmadı.

Neden?

➡ Sorumlu personel tanımlanmamıştı.

Sorun motor değilmiş.

Sorun bakım yönetim sistemiymiş.

Finansal Problemlerde RCA

Birçok şirket finansal sorunlarını yanlış teşhis eder.

Örnek: “Satışlarımız düştü.”

Gerçek nedenler:

  • Yanlış fiyatlama
  • Rakip baskısı
  • Ürün kalitesi
  • Tahsilat problemi
  • Müşteri memnuniyetsizliği
  • Zayıf pazarlama

Satış düşüşü aslında sonuçtur.

RCA ile gerçek sebep ortaya çıkar.

Bankacılık ve Finans Sektöründe RCA

Bankalar artık sadece zarar oluştuğunda değil, oluşmadan önce RCA yapıyor.

Örnek: Takibe düşen kredi arttı.

İlk bakışta sorun müşteri gibi görünür.

Ancak kök nedenler şunlar olabilir:

  • Yanlış kredi tahsisi
  • Yetersiz istihbarat
  • Hatalı sektör seçimi
  • Zayıf teminat yapısı
  • Eksik nakit akış analizi

Bu nedenle modern risk yönetimi sistemlerinin temelinde RCA bulunur.

RCA Yapmayan Firmaların Karşılaştığı Riskler

1. Aynı Hataların Tekrarlanması

Sorun çözülmüş gibi görünür ancak tekrar ortaya çıkar.

2. Artan Maliyetler

Her tekrar eden hata yeni maliyet üretir.

3. Müşteri Kaybı

Kalite ve hizmet problemleri müşteri sadakatini azaltır.

4. Çalışan Motivasyonunun Bozulması

Sürekli aynı sorunlarla uğraşan ekiplerde motivasyon düşer.

5. Karlılığın Erozyona Uğraması

Gizli maliyetler zamanla şirket kârını yok eder.

RCA Firmaların Geleceğini Nasıl Etkiler?

Geleceğin şirketleri yalnızca veri toplayan değil, veriyi anlamlandıran şirketler olacak.

RCA sayesinde:

✅ Sürekli iyileştirme kültürü oluşur

✅ Verimlilik artar

✅ Operasyonel riskler azalır

✅ Karlılık yükselir

✅ Nakit akışı güçlenir

✅ Kurumsal hafıza oluşur

✅ Hatalar tekrar etmez

Yapay Zekâ Çağında RCA’nın Önemi Daha da Artıyor

Yapay zekâ ve büyük veri sistemleri sayesinde firmalar artık milyonlarca veriyi analiz edebiliyor.

Ancak veri tek başına yeterli değildir.

Asıl değer; “Bu sonuç neden oluştu?” sorusuna cevap verebilmektedir.

Bu nedenle RCA, yapay zekâ destekli karar sistemlerinin de temel yapı taşlarından biri haline gelmiştir.

Sonuç

Başarılı şirketler sorunları çözen şirketler değildir. Başarılı şirketler, sorunların neden oluştuğunu anlayan şirketlerdir. Çünkü semptomları tedavi etmek günü kurtarır.

Kök nedenleri ortadan kaldırmak ise şirketin geleceğini kurtarır.

Bugünün rekabet ortamında RCA artık bir kalite aracı değil; risk yönetimi, sürdürülebilir büyüme ve kurumsal dayanıklılık için stratejik bir yönetim zorunluluğudur.

Gülbeyaz GERGÜN – Ekonomist

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.