SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
VakıfBank’tan sürdürülebilirlik atağı
Sürdürülebilirlik atağına geçen VakıfBank, bu kapsamdaki çalışmalarını tek çatı altında toplayarak, 81 ildeki şubelerine “Sürdürülebilir Bankacılık” logosunu ulaştırdı.
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitriniSürdürülebilirlik, günümüzde birçok kurumda bir konu olmaktan çıkıp, bir iş modeli haline gelmeye başladı. Pek çok gelişmede öncü olan bankalar sürdürülebilirlikte de yol açıcı olacak. Türkiye’de sürdürülebilir finans piyasasının büyüklüğü 4 milyar doların üzerinde iken, dünyada sürdürülebilirlik kaynaklı borçlanma piyasası 3 trilyon dolara yaklaştı
Birçok alanla ilklerin bankası konumundaki VakıfBank da sürdürülebilirlik alanında atağa kalktı. Uzun yıllardır sürdürülebilirliği kurumsal stratejisinin temeline yerleştiren VakıfBank, bu kapsamdaki çalışmalarını tek çatı altında topladı. VakıfBank, 81 ildeki şubelerine “Sürdürülebilir Bankacılık” logosunu ulaştırarak, bu konudaki taahhüdünü daha da görünür kıldı.
VakıfBank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih, sürdürülebilirlik kavramının bankacılık sektörü açısından önemi ve gelecek dönemde sürdürülebilirliğin iş yapış biçimine etkilerini AA muhabirine değerlendirdi.
Sürdürülebilirliğin bugün birçok kurumda bir konu olmaktan çıkıp, bir iş modeli haline gelmeye başladığını belirten Üstünsalih, özellikle gelecekte var olmak isteyen tüm kurumların sürdürülebilirliği kurumsal stratejilerinin odağı haline getirmesi gerektiğinin altını çizdi.
Üstünsalih, ilk olarak 1987’de Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nda resmi olarak dile getirilen ve ilk etapta kalkınma ile özdeşleştirilen bu kavramın, zaman içinde kapsamını ve önemini giderek artırdığını ifade etti.
Bugün çevresel, ekonomik, sosyal boyutlarıyla dünya için güzel bir gelecek hayal eden herkesin yaşamını sürdürülebilirlik ilkeleriyle düzenlemesinin, adeta bir zorunluluk ve bu zorunluluğu hisseden bireylerin kurumlardan ve sektörlerden beklentisinin de bu yönde olduğunu dile getiren Üstünsalih, şöyle devam etti:
“Bankacılık, kaynakların kullanımına aracı olması nedeniyle bu süreçte en büyük sorumluluğa sahip sektörlerin başında geliyor. O yüzden nasıl ki dijitalleşmede hem Türkiye’deki diğer sektörlere hem de dünyadaki pek çok ülkeye model olacak işler yapıyorsak, sürdürülebilirlik alanında da böyle bir rol üstlenmemiz gerektiğine inanıyorum. Bu konuda devletimizin, düzenleyici kuruluşların ve sektör oyuncularının da iyi uygulamalar geliştirdiğini görüyor ve takip ediyoruz. Tüm alınan kararlar ve yapılan çalışmalar sürdürülebilirliğin ülkemizde çok boyutlu ve kapsayıcı bir şekilde ele alındığının göstergesidir.
Sürdürülebilirlik ile bağımızı kuruluş ilkelerimize kadar götürmemiz mümkün. Sürdürülebilirliğin temel ilkeleri; 67 yıllık bankamızın kuruluş ilkeleriyle son derece örtüşüyor. İşimizi hiçbir zaman sadece ticari bir döngüde tanımlamamış, faaliyetlerimizin ekonomik, çevresel, sosyal etkilerini de her zaman hesaba katmış bir bankayız. Sürdürülebilirliğin tüm dünyada kurumsal düzeyde öne çıkmasıyla birlikte, bankacılık faaliyetlerimizi gerçekleştirirken uluslararası sürdürülebilirlik standartlarını temel almaya başladık ve daha yaşanabilir bir gelecek için sürdürülebilirliği kurumsal stratejimizin bir parçası haline getirdik.”
Üstünsalih, 2014’ten bu yana yer aldıkları BİST Sürdürülebilirlik Endeksi’nde güçlü bir konuma sahip olduklarını, 2017’den bu yana da küresel olarak tanınan kurumsal sorumluluk standartlarını karşılayan şirketleri seçen “FTSE4Good Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi”nde yer aldıklarını söyledi.
2016’da ilk “Sürdürülebilirlik Raporu”nu yayımladıklarımı hatırlatan Üstünsalih, “2020’de yayımladığımız Uluslararası Entegre Raporlama Çerçevesi (IIRC) ile uyumlu ilk Entegre Faaliyet Raporumuz ile Türkiye ve dünyadaki birkaç kamu bankasından biri olduk. Performansımızı yükseltmeye yönelik aksiyon adımlarına ve geliştirme çalışmalarına devam ediyoruz.” dedi.
“Bankacılık faaliyetlerimizi sürdürülebilirlik kriterlerimize uygun yürütmeye devam edeceğiz”
Abdi Serdar Üstünsalih, sürdürülebilir bankacılık konusunda daha da aktif olacaklarını ve bunun kendileri üzerine düşen bir sorumluluk olarak gördüklerini söyledi.
“Bankacılık faaliyetlerimizi sürdürülebilirlik kriterlerimize uygun yürütmeye devam edeceğiz” sözünün altına imza atıp, 81 ilde 934 şubede bunu açık bir şekilde ifade ettiklerini anlatan Üstünsalih, “Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da şubelerimizden mobil uygulamalarımıza, finansal hizmetlerimizden insan kaynağımıza kadar pek çok alanda katma değer yaratmaya ve bu değeri her geçen gün artırmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
“Çevre dostu projelere, enerji verimliliğine ve yenilenebilir enerji projelerine öncelik tanıyoruz”
VakıfBank Genel Müdürü Üstünsalih, yabancı yatırımcıların finansman sağlarken artık sadece alacakları getiriye değil, kaynakların nereye harcandığına da önem verdiğine dikkati çekti.
Sürdürülebilirliğin yalnızca uzun vadede dünyanın geleceğini değil, kurumların kısa vadeli performansını da olumlu etkileyen bir unsur olduğunun artık çok daha geniş bir kesim tarafından kabul edildiğini söyleyen Üstünsalih, VakıfBank olarak bu konuda önemli ilklere imza attıklarını belirtti. Mevduat bankalarınca ihraç edilen ilk Sürdürülebilir Eurobond işlemini Aralık 2020’de tamamladıklarını hatırlatan Üstünsalih, buradaki başarıyı, daha bir yıl geçmeden Eylül 2021’deki ikinci Sürdürülebilir Eurobond işlemiyle perçinlediklerini ifade etti.
Üstüsalih, Nisan 2021’deki sendikasyon yenilemesini de sürdürülebilir sendikasyon olarak gerçekleştirdiklerini, şu anda fonlama yapısında en fazla sürdürülebilir temalı kaynağa sahip banka konumunda bulunduklarını dile getirdi.
Eylül sonu itibarıyla sürdürülebilir tahvil ihraçları için uygun olan yeşil ve sosyal nitelikli kredilerden oluşan kredi portföyünün 1,5 milyar dolar seviyesinde bulunduğunu bildiren Üstünsalih, şunları kaydetti:
“Bu süreçte bir diğer önemli kaynağı da Fransız Kalkınma Ajansından aldığımız, Türk bankacılık sektörünün en büyük tutarlı ‘Yeşil Konut Projesi’ özelliği taşıyan 200 milyon avro tutarındaki anlaşma ile sağladık. Salgından etkilenen firmalara yönelik Dünya Bankasından aldığımız 250 milyon dolar tutarındaki Acil Durum Firma Destek Projesi kredi anlaşması da bankamız ve sektörümüz adına sağlanan önemli kaynaklar arasında yer alıyor.
Sağladığımız kaynakların yanı sıra finanse ettiğimiz projelerde de sorumlu ve yeşil finansman yaklaşımını benimsiyoruz. Çevre dostu projelere, enerji verimliliğine ve yenilenebilir enerji projelerine öncelik tanıyoruz. Yatırımcılara sürdürülebilir bankacılık, çevresel, sosyal, kurumsal yönetişim araştırmaları ve derecelendirme hizmeti sunma konusunda önde gelen bağımsız küresel firmalardan biri olan Sustainalytics’in değerlendirme metodolojisinde bankamızın Çevresel Sosyal ve Yönetimsel risk derecelendirme puanı 2020 yılında 23,1 ile orta risk seviyesinde iken 2021’de 19,8 ile düşük risk seviyesine düşürdük.”
“2021’de şirket araçlarından kaynaklanan emisyonlarımızın yaklaşık yüzde 15 azalmasını bekliyoruz”
Abdi Serdar Üstünsalih, 2019 yılında Bilim Temelli Hedef Girişimine (Science Based Targets Initiative) katılarak karbon emisyonu azaltım taahhüdünü açıklayan ilk Türk kamu kuruluşu olduklarını belirtti.
Ayrıca doğal gaz, su, kağıt tüketimi ve toplam karbon ve sera gazı emisyonunda her yıl yüzde 2 azaltım hedefi belirlediklerini ifade eden Üstünsalih, bu hedefleri tutturmak için yoğun çaba harcadıklarını ve başarılı sonuçlar elde ettiklerini söyledi.
Üstünsalih, 2019 ve 2020 yıllarında hesaplanmış tüm sera gazı emisyonlarını temiz enerji kaynaklarından üretilen doğrulanmış karbon birimleri ile dengeleyerek karbon negatif kuruluş olduklarını, buna uygun olarak sera gazi emisyonlarını azaltma yönünde önemli mesafe kaydettiklerini ve 2020’de yüzde 25 azaltım sağladıklarını dile getirdi.
Çalışanların da desteğiyle her yıl yeni VakıfBank ormanları oluşturduklarını anlatan Üstünsalih, yıl başından bugüne kadar dikilen fidanlar büyüdüğünde yaklaşık 40 bin kg karbondioksit emerek doğaya katkıda bulunacağı bilgisini verdi.
Üstünsalih, kasım ayında 30 bin yeni fidan ile ilave 100 bin kg karbondioksit emilimi sağlamayı hedeflediklerini söyledi.
Araç filosunda hibrit araç oranını düzenli olarak artırdıklarını belirten Üstünsalih, “2020’de filomuza eklediğimiz 450 hibrit araca 2021’de 50 adet daha ekledik. Böylece 2021’de şirket araçlarından kaynaklanan emisyonlarımızın yaklaşık yüzde 15 azalmasını bekliyoruz.” dedi.
Üstünsalih, ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi ve ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi sertifikalarına ek olarak geçen yıl ISO 45001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi sertifikasını da aldıklarını ve Entegre Yönetim Sistemini kuran Türkiye’deki ilk banka olduklarını vurguladı.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülen Sıfır Atık Projesi kapsamında çalışmalar yürüttüklerini anlatan Üstünsalih, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Kurum içinde yürüttüğümüz sosyal sorumluluk projeleri de bu çalışmaları destekliyor. Elektronik atıklar için başlattığımız proje kapsamında çalışanlarımızın getireceği e-atıklar TÜBİSAD’a ulaştırılacak ve buradan gelecek gelir Darüşşafaka’ya bağış olarak iletilecek. Ayrıca TOFD için plastik kapak toplama kampanyamız şimdiden 7 adet tekerlekli sandalyeye dönüştü.
Karbon Saydamlık Projesi’ne 2015 yılından bu yana iklim değişikliği stratejimizi, risklerimizi ve performansımızı düzenli olarak raporluyoruz. 2022 yılında CDP Su Programı’na katılım sağlamayı planlıyoruz. Bu kapsamda su ayak izimizi azaltarak su güvenliği konusunda da elimizden gelenin en iyisini yapmak istiyoruz. Ayrıca 2021’de İklimle Bağlantılı Finansal Beyan Görev Gücü’nün (Task Force on Climate-related Financial Disclosures-TCFD) destekçileri arasında yer aldık.”
“3 binden fazla kız çocuğuna eğitim vererek yetenekli gençleri spor dünyamıza kazandırdık”
VakıfBank Genel Müdürü Üstünsalih, kadınların sosyal ve ekonomik hayatın her alanında aktif şekilde ve eşit haklarla yer almasını desteklediklerini belirterek, “Çalışanlarımızın yüzde 51’i kadınlardan oluşuyor ve bu oranı koruma gayretindeyiz. Bunun için hem işe alımda hem kariyer gelişiminde tüm çalışanlarımıza eşit olanaklar sağlamaya özen gösteriyoruz.” dedi.
2020 yılında ebeveynlik iznine ayrılan 637 kadın çalışanın tamamının işe dönmüş olmasının kadın çalışanlarına bu konuda verdikleri desteği ortaya koyduğunu ifade eden Üstünsalih, “2019 yılında Türkiye’de BM Kadının Güçlenmesi Prensiplerini (BM WEPs) imzalayan ilk kamu kurumu olduk. İki yıldır Uluslararası Cinsiyet Eşitliği Endeksi’nde (Bloomberg GEI) yer alıyoruz. İş’te Eşitlik Bildirgesi’nin imzacıları arasındayız. Böylece kadınların iş gücüne katılımına verdiğimiz önemin ve toplumsal cinsiyet eşitliğine verdiğimiz desteğin altını uygulama ve faaliyetlerimizle dolduruyoruz.” diye konuştu.
Üstünsalih, VakıfBank’ın kendi bankacılık yazılımını kendi kaynakları ile kodlayıp geliştiren bir banka olduğuna dikkati çekti. 2019 yılında kendi Ar-Ge merkezini kurduklarını ve burada inovasyon odaklı bir yaklaşımla çalışmalar yürüttüklerini aktaran Üstünsalih, şöyle devam etti:
“İki yıldır düzenlediğimiz Hack to the Future hackathon etkinlikleriyle gençlere, farklı bakış açıları ve yenilikçi fikirlerle geleceğe yön verme çağrısında bulunuyoruz. Bu hem bankamıza farklı bakış açıları kazandırma hem de genç yazılımcıların gelişimine katkıda bulunma anlamında önem verdiğimiz bir etkinlik. Topluma finansal katkımızın yanına finansal olmayan alanlarda da değer katmayı önemsiyoruz. Bu yıl 35. sezonunu geçiren VakıfBank Spor Kulübümüz, kazandığı kupa ve şampiyonluklarla Türk kadınını ve voleybolunu uluslararası alanda başarıyla temsil ediyor.
Altyapıya yaptığımız yatırım ile bugüne kadar 3 binden fazla kız çocuğuna eğitim vererek yetenekli gençleri spor dünyamıza kazandırdık. Kültürel mirasımızı gelecek nesillere aktarma bakış açısıyla üç yıl önce kurduğumuz VakıfBank Kültür Yayınları ise edebiyattan tarihe, felsefeden iktisada son derece nitelikli eserleri kültür dünyamıza armağan ediyor. VakıfBank çalışanlarının önderliğinde yürütülen kurum için sosyal sorumluluk çalışmalarımızla toplumun farklı kesimlerinin ihtiyaçlarına çözüm bulmak projeler hayata geçiriyoruz.”
“Sürdürülebilir temalı kredileri her yıl artırmayı amaçlıyoruz”
Abdi Serdar Üstünsalih, sürdürülebilirlik kavramının sürekli gelişen bir içeriğe sahip olduğunu belirtti. Hem bireysel hem de ticari alanda sürdürülebilir ürün yelpazesini artırarak çeşitlendirmeyi hedeflediklerini ifade eden Üstünsalih, “Böylece bilançomuzun pasifinde olduğu gibi aktifinde de sürdürülebilir temalı kredileri her yıl artırmayı amaçlıyoruz. Kredi tahsis süreçlerinde ise çevresel ve sosyal risklerin ölçülmesi için kurduğumuz özel birimimizle çalışmalarımızı yürütüyoruz.” dedi.
Elektrikli ve hibrit araçlar ile enerji verimliliği yüksek konutlar için müşterilere avantajlı krediler sunduklarının altını çizen Üstünsalih, ticari işletmeler için Sürdürülebilirlik ve Kaynak Verimliliği Kredisi ürününü yakın geçmişte kullandırmaya başladıklarını hatırlattı.
Üstünsalih, işletmelerin enerji verimliliği, su verimliliği ve atık suyun geri kazanımı ile ham madde verimliliği sağlamak amacıyla gerçekleştirecekleri harcamaları yüzde 100’üne kadar finanse ettiklerini söyledi.
Özellikle sürdürülebilir kalkınma, enerji verimliliği ve iklim, finansal kapsayıcılık, üretimin ve istihdamın desteklenmesi konularında sektörde öncü rollerini güçlendirmek istediklerini ifade eden Üstünsalih, Cinsiyet Eşitliği Programı sertifikasını 2022 yılında almayı hedeflediklerini dile getirdi.
Üstünsalih, dijitalleşmenin sürdürülebilirliğe olan etkisinin güçlü olduğuna inandıklarını belirterek, “Dijital dönüşümün sürdürülebilir değer yaratımımızda bir kaldıraç görevi gördüğünü düşünüyor, bu dönüşümün sadece bankamızı değil aynı zamanda paydaşlarımızı da güçlendirdiğine inanıyoruz. Bu konudaki birikimimiz ile yatırımlarımıza önümüzdeki dönemde de hız kesmeden devam edeceğiz.” diyerek sözlerini tamamladı.
İlginizi Çekebilir
-
Marmara’da %10 Daralma Senaryosu: Bankalar Ne Kadar Hazır?
-
VakıfBank ilk murabaha finansmanı sağladı
-
VakıfBank 2023 yılında 6,3 milyar dolar ile yurtdışından en çok kaynak sağlayan banka oldu
-
TÜRKİYE’NİN NET-SIFIR YOLCULUĞU
-
ESG ve Sürdürülebilirlik Müşteri Memnuniyeti ile Başlıyor
-
ARİF ÖZTAN : TEKSTİLDE CİRONUN DÖRTTE BİRİ ELEKTRİK MALİYETİNE GİDİYOR
GÜNCEL
Liberal demokrasi neden krizde? Acemoğlu çözümün adresini gösterdi
Yayınlanma:
2 hafta önce|
25/08/2026Yazan:
BankaVitrini
2024 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Daron Acemoğlu, yeni kitabı Hangi Liberal Demokrasi’de son yarım yüzyılda liberal demokrasilerin neden güç kaybettiğini sorguluyor. Acemoğlu’nun temel tezi oldukça çarpıcı: Demokrasi yalnızca seçimlerden, hukukun üstünlüğünden ve bireysel özgürlüklerden ibaret değil. Ekonomik büyümenin nimetleri toplumun geniş kesimlerine ulaşmıyorsa, çalışanlar sistemin dışında kaldığını düşünüyorsa ve teknolojik dönüşüm serveti giderek daha küçük bir kesimde topluyorsa liberal demokrasinin toplumsal zemini de aşınıyor. Çözüm olarak ortaya koyduğu kavram ise “işçi sınıfı liberalizmi”.
Nobel ödüllü iktisatçı Daron Acemoğlu’nun Ağustos 2026’da yayımlanan yeni kitabı Hangi Liberal Demokrasi, aslında bir siyaset kitabı olduğu kadar ekonomi, teknoloji, gelir dağılımı ve çalışma hayatı üzerine de kapsamlı bir tartışma.
Kitabın İngilizce adı What Happened to Liberal Democracy? Remaking a Politics of Shared Prosperity. ABD’de 11 Ağustos 2026’da yayımlanan eser Türkiye’de Doğan Kitap tarafından Hangi Liberal Demokrasi adıyla yayımlandı. Türkçe baskı 488 sayfa ve çevirisi Solina Silahlı’ya ait.
Acemoğlu’nun kitabı şu basit fakat büyük soruyla başlıyor: Liberal demokrasi bir dönem ekonomik ve toplumsal ilerlemenin motorlarından biri olduysa bugün neden geniş toplum kesimlerinin güvenini kaybediyor?
Acemoğlu’nun cevabı, demokrasinin yalnızca siyasi kurumlarına değil, ekonominin nasıl örgütlendiğine bakmamız gerektiği yönünde.
1990’ların büyük iyimserliği neden dağıldı?
1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla dünyada liberal demokrasinin nihai zaferini ilan eden büyük bir iyimserlik ortaya çıkmıştı.
Beklenti şuydu: Piyasa ekonomileri büyüyecek, demokratik rejimler yaygınlaşacak, küreselleşme refah yaratacak, teknolojik gelişmeler insanları özgürleştirecek ve ekonomik büyümeden toplumun hemen her kesimi yararlanacaktı.
Aradan yaklaşık 35 yıl geçti.
Bugünkü tablo ise çok daha farklı. Gelir ve servet eşitsizlikleri arttı. Geleneksel sanayi bölgelerinde iş kayıpları yaşandı. Üniversite mezunlarıyla diğer çalışanlar arasındaki ekonomik ve kültürel mesafe büyüdü. Dijital platformların siyasi ve toplumsal etkisi arttı. Popülist ve otoriter siyasi hareketler güç kazandı.
Acemoğlu tam olarak bu kırılmanın nedenlerini araştırıyor.
Acemoğlu’nun ana tezi: Liberalizm kendi başarısının kurbanı oldu
Kitabın en önemli tezlerinden biri liberalizmin başlangıçta iktidarı sınırlandırmak amacıyla doğduğu, fakat zamanla kendisinin düzenin hâkim ideolojisine dönüşmesidir.
Liberal düşüncenin tarihsel başarısı büyük ölçüde keyfî iktidarın sınırlandırılması, bireysel özgürlüklerin genişletilmesi, bilgi üretiminin serbestleşmesi ve demokratik katılımın artması üzerinden gerçekleşti.
Ancak Acemoğlu’na göre liberalizm iktidara meydan okuyan bir düşünce olmaktan çıkıp mevcut düzenin taşıyıcısı haline geldiğinde yeni sorunlara yeterince cevap veremedi.
Özellikle sanayi sonrası ekonomiye geçiş bu kırılmayı hızlandırdı.
Üç büyük vaat yerine getirilmedi
Acemoğlu liberal demokrasinin başarısını üç temel vaat üzerinden değerlendiriyor: Ortak refah, demokratik yönetim ve bilgiye özgür erişim.
Kitabın ana fikri açısından kritik nokta burada. Liberal demokrasi bu vaatleri gerçekleştirdiği dönemlerde güçlendi. Fakat son birkaç on yılda özellikle ortak refah konusunda ciddi biçimde başarısız oldu.
Ekonomi büyüse bile büyümenin kazançlarının toplum içinde nasıl dağıldığı giderek daha önemli hale geldi.
Dolayısıyla Acemoğlu’nun yaklaşımını tek cümleye indirgersek: Büyüme tek başına yetmez; büyümenin kimlere ulaştığı demokrasinin geleceğini belirler.
Bu nedenle gelir dağılımı Acemoğlu açısından yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda demokratik sistemin sürdürülebilirliğiyle ilgili siyasi bir meseledir.
Çalışan kesim neden sistemden uzaklaştı?
Kitabın en dikkat çekici taraflarından biri liberalizmin krizini yalnızca aşırı sağın, popülizmin veya otoriter liderlerin yükselişi üzerinden açıklamaması.
Acemoğlu daha derine bakıyor.
Sorusu şu: İnsanlar neden bu hareketlere yönelmeye başladı?
Sanayisizleşme, fabrikaların kapanması, üretimin başka ülkelere kayması, sendikaların zayıflaması, ücretlerin verimlilik artışının gerisinde kalması ve kaliteli işlerin azalması toplumun önemli kesimlerinde ekonomik güvensizlik yarattı.
Buna üniversite eğitimli profesyonel sınıflarla diğer çalışan kesimler arasında giderek büyüyen kültürel mesafe de eklendi.
Acemoğlu’na göre eğitimli elitlerin siyasi ağırlığının artması ve toplumun geri kalanından uzaklaşması, liberalizmin toplumsal tabanının daralmasında rol oynadı.
Teknoloji tarafsız değil
Acemoğlu’nun önceki çalışmalarını takip edenler açısından kitabın teknoloji bölümü özellikle tanıdık. Çünkü Acemoğlu uzun süredir teknolojinin yönünün kendiliğinden oluşmadığını savunuyor.
Teknoloji; insanın yeteneklerini artırmak için de kullanılabilir, insan emeğinin yerine geçmek için de.
Bu ayrım yapay zekâ çağında çok daha kritik hale geliyor. Şirketler yalnızca maliyetleri düşürmek amacıyla otomasyona yöneldiğinde teknoloji çalışanların verimliliğini artırmak yerine onları sistemden dışlayabilir.
Bu durumda teknolojik ilerlemenin ekonomik kazançları sermaye sahipleri ve belirli yüksek nitelikli çalışanlarda yoğunlaşırken geniş çalışan kesimleri kazançtan yeterince pay alamayabilir.
Acemoğlu bu nedenle teknolojinin yönünün demokratik toplumların tartışması gereken bir tercih olduğunu düşünüyor. Michael Sandel de kitaba ilişkin değerlendirmesinde Acemoğlu’nun yeni teknolojilerin yönünün “doğanın bir gerçeği” değil, demokratik vatandaşların vereceği bir karar olduğu tezini özellikle vurguluyor.
Dijital çağ demokrasiyi neden zorladı?
İnternetin ilk dönemlerinde dijital teknolojilerin bilgiyi demokratikleştireceği düşünülüyordu.
Fakat ortaya çok daha karmaşık bir tablo çıktı. Sosyal medya platformları insanların bilgiye ulaşmasını kolaylaştırırken yanlış bilginin yayılmasını, kutuplaşmayı ve algoritmaların insanların ne göreceğini belirlemesini de beraberinde getirdi.
Böylece bilgiye erişim özgürlüğü paradoksal biçimde bilgi ortamının parçalanmasına yol açtı.
Acemoğlu liberalizmin dijital teknolojilerin yarattığı ekonomik ve toplumsal dönüşüme yeterince cevap veremediğini düşünüyor. Kitabın içeriğinde “Algoritmalar Çağında Liberalizm” başlığının bulunması da teknolojinin tartışmanın merkezindeki yerini gösteriyor.
Çözüm: “İşçi sınıfı liberalizmi”
Kitabın en fazla tartışma yaratacak kavramı kuşkusuz working-class liberalism, yani “işçi sınıfı liberalizmi”. Thomas Piketty de kitabı özellikle bu yönüyle öne çıkarıyor ve Acemoğlu’nun Roosevelt dönemini hatırlatan bir işçi sınıfı liberalizminin yeniden kurulması için güçlü bir tez ortaya koyduğunu belirtiyor.
Peki bu kavram ne anlama geliyor?
Acemoğlu’nun önerisi klasik anlamda devletçi bir ekonomik modele dönüş değil. Serbest piyasanın tamamen terk edilmesini de savunmuyor. Asıl önerisi, liberalizmin ekonomik ve siyasi merkezinin yeniden geniş çalışan kesimlere yönelmesi.
Acemoğlu bunu bir söyleşisinde oldukça açık biçimde tarif ediyor: Bireysel özgürlük korunmalı ancak insanların değerleri yukarıdan bastırılmamalı; sosyal mühendislikten kaçınılmalı; kaliteli işler ve ortak refah öncelik haline getirilmeli ve yerel topluluklar yeniden güçlendirilmelidir.
Acemoğlu’nun reçetesinin temel taşları
Kitaptan çıkan yeni liberalizm modelini birkaç temel başlık altında toplamak mümkün:
Ortak refah: Ekonomik büyümenin kazançları toplumun geniş kesimlerine yayılmalı.
Kaliteli istihdam: Ekonomi yalnızca GSYH veya şirket kârları üzerinden değil, yarattığı kaliteli işler üzerinden de değerlendirilmelidir.
Çalışanın güçlendirilmesi: Teknoloji çalışanı gereksiz hale getiren değil, çalışanların yeteneklerini ve üretkenliğini artıran yönde geliştirilmelidir.
Yerel topluluklar: Siyaset ve karar alma mekanizmalarının yalnızca merkezi kurumlarda yoğunlaşması yerine yerel toplulukların güçlendirilmesi gerekir.
Çoğulculuk: Farklı yaşam tarzları ve değerlerin bir arada yaşayabileceği toplumsal alan korunmalıdır.
Elit sosyal mühendislikten kaçınma: Eğitimli elitlerin kendi kültürel değerlerini toplumun tamamına yukarıdan empoze etmeye çalışması liberalizme duyulan tepkiyi büyütebilir.
Demokratik teknoloji politikası: Yapay zekâ ve otomasyonun yönü yalnızca teknoloji şirketlerinin kararlarına bırakılamayacak kadar önemlidir.
Roosevelt modeli neden önemli?
Piketty’nin kitabı değerlendirirken Franklin D. Roosevelt dönemine gönderme yapması tesadüf değil.
1930’ların Büyük Buhranı sonrasında ABD’de uygulanan New Deal politikaları kapitalizmi ortadan kaldırmak yerine sistemin toplumsal meşruiyetini yeniden kurmaya çalışmıştı. Çalışanların pazarlık gücünün artırılması, sosyal güvenlik sistemlerinin oluşturulması, kamu yatırımları ve finans sektörünün düzenlenmesi bu dönüşümün parçalarıydı.
Acemoğlu’nun “işçi sınıfı liberalizmi” önerisinin mantığında benzer bir yaklaşım bulunuyor: Kapitalizmi kaldırmak yerine ekonomik sistemin ürettiği refahın daha geniş kesimler tarafından paylaşılmasını sağlamak.
Bu açıdan kitapta ekonomi ile demokrasi arasında çok güçlü bir bağ kuruluyor.
Demokrasi sandıktan ibaret değil
Kitabın Bankavitrini açısından belki de en önemli ekonomik mesajı burada ortaya çıkıyor.
Bir ülkede seçimlerin yapılması tek başına güçlü bir demokratik düzen yaratmaya yetmeyebilir. Eğer orta sınıf küçülüyorsa, çalışanların reel gelirleri uzun süre geriliyorsa, servet giderek dar bir kesimde yoğunlaşıyorsa ve gençler ebeveynlerinden daha iyi yaşayacaklarına inanmıyorsa demokratik kurumlara güven de aşınabilir.
Başka bir ifadeyle: Ekonomik dışlanma zamanla siyasi dışlanma hissine dönüşebilir.
Bu nedenle gelir dağılımı politikası aynı zamanda demokrasi politikasıdır.
Türkiye açısından neden önemli?
Asaf Savaş Akat’ın Türkçe baskıya ilişkin değerlendirmesinde dikkat çektiği nokta da tam olarak burası. Akat, Acemoğlu’nun sorumlu aydınlarla çalışan kesimler arasında üretken bir işbirliği ve dayanışma modeli önerdiğini, bunun özellikle kurumsal gelişmesinde sorun yaşayan Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından önemli olduğunu vurguluyor.
Türkiye açısından kitabın tartışmaya açtığı sorular oldukça güncel:
Ekonomik büyümeden toplumun hangi kesimleri pay alıyor?
Orta sınıf neden zayıflıyor?
Ücretlilerin milli gelirden aldığı pay nasıl değişiyor?
Teknolojik dönüşüm çalışanların verimliliğini mi artırıyor, yoksa istihdamı mı azaltıyor?
Gençlerin kaliteli işe ulaşma imkânları neden daralıyor?
Yerel yönetimler ve sivil toplum yeterince güçlü mü?
Ekonomik kararların alınmasında toplumun farklı kesimleri ne kadar söz sahibi?
Bu soruların cevapları yalnızca ekonomi politikasının değil, demokratik kurumların geleceğinin de belirleyicisi olabilir.
Neoliberalizme eleştiri, liberalizme veda değil
Kitabın önemli bir ayrımını da yapmak gerekiyor.
Acemoğlu liberalizmin başarısız olduğunu söyleyerek otoriter veya anti-demokratik sistemlere yönelmeyi önermiyor. Tam tersine liberal demokrasinin tarih boyunca olağanüstü ilerlemeler sağladığını savunuyor. Sorun liberal demokrasinin kendisinden çok, son birkaç on yılda geçirdiği dönüşüm.
Bu nedenle Acemoğlu’nun önerisi: “Liberalizmi terk edelim” değil, “liberalizmin toplumsal sözleşmesini yeniden kuralım.”
Bu ayrım kitabın belki de en önemli mesajı.
Yapay zekâ çağının büyük sorusu
Kitabın yayımlandığı dönem de ayrıca anlamlı. Dünya yeni bir teknolojik devrimin başlangıcında. Yapay zekâ üretkenliği olağanüstü artırabilir.
Ancak aynı teknoloji milyonlarca beyaz yakalı işi dönüştürebilir veya ortadan kaldırabilir.
Dolayısıyla önümüzdeki yılların en önemli ekonomi politikası sorularından biri şu olacak: Yapay zekânın yaratacağı ekonomik değer kime gidecek? Sadece teknoloji şirketlerine ve sermaye sahiplerine mi?
Yoksa çalışanların ücretlerine, daha kısa çalışma sürelerine, daha kaliteli işlere ve toplumun genel refahına mı dönüşecek? Acemoğlu açısından bu sorunun cevabı yalnızca gelir dağılımını değil, liberal demokrasinin geleceğini de belirleyebilir.
Sonuç: Demokrasi için yeniden güçlü bir orta sınıf
Hangi Liberal Demokrasi, klasik anlamda bir ekonomi kitabından daha fazlası.
Acemoğlu ekonomi, siyaset, teknoloji ve sosyolojiyi aynı sorunun çevresinde birleştiriyor: Bir siyasi sistem ekonomik olarak toplumun geniş kesimlerini dışarıda bırakarak ne kadar süre meşruiyetini koruyabilir?
Kitabın verdiği cevap oldukça açık: Uzun süre koruyamaz.
Liberal demokrasi yalnızca bireysel hakları ve seçimleri korumakla yetinemez. İnsanlara ekonomik güvenlik, kaliteli istihdam, yükselme imkânı ve geleceğe ilişkin umut da sunmak zorunda.
Bu nedenle Acemoğlu’nun “işçi sınıfı liberalizmi” aslında bir ekonomik modelden daha fazlasını ifade ediyor. Yeni bir toplumsal sözleşme öneriyor.
Sermaye ile emeğin, teknoloji ile insanın, elitlerle çalışan kesimlerin ve merkezi yönetimlerle yerel toplulukların arasındaki güç dengesinin yeniden kurulmasını savunuyor.
Ve kitabın ekonomi dünyasına bıraktığı en güçlü soru belki de şu: Bir ekonomi büyürken çalışanların büyük bölümü kendisini fakirleşmiş hissediyorsa, gerçekten başarılı sayılabilir mi?
Acemoğlu’nun cevabı “hayır”a oldukça yakın.
Çünkü ortak refah olmadan güçlü orta sınıf; güçlü orta sınıf olmadan toplumsal güven; toplumsal güven olmadan da sürdürülebilir liberal demokrasi kurmak giderek zorlaşıyor.
Bankavitrini.com – Kitap / Ekonomi / Demokrasi
BANKA HABERLERİ
DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı
DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.
Yayınlanma:
3 hafta önce|
19/08/2026Yazan:
BankaVitriniTürkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.
DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”
Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında
Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.
ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.
GÜNCEL
TPI Composites: Rüzgar enerjisinde bir devin çöküşü mü?
TPI Composites’in fabrikalarını satması ne anlama geliyor?
Yayınlanma:
2 ay önce|
05/07/2026Yazan:
BankaVitrini
Rüzgar enerjisinde dev dönüşüm: Lider üretici sahneden çekilirken sektör yeniden şekilleniyor
Bankavitrini.com | Haber Analiz
Yaklaşık otuz yıldır dünyanın en büyük bağımsız rüzgar türbini kanadı üreticilerinden biri olan TPI Composites, yaşadığı finansal sıkıntıların ardından yeniden yapılanma süreci kapsamında üretim tesislerini ve çeşitli varlıklarını satma kararı aldı. Şirketin üretim ağını elden çıkarması ilk bakışta “rüzgar enerjisinde kriz” algısı oluştursa da sektör uzmanlarına göre yaşanan gelişme temiz enerji yatırımlarının durduğu anlamına gelmiyor. Aksine sektör yeni bir konsolidasyon dönemine giriyor.
Bir dönem sektörün tartışmasız lideriydi
1990’lı yılların sonunda kurulan ABD merkezli TPI Composites, dünyanın en büyük bağımsız kompozit rüzgar türbini kanadı üreticisi olarak tanındı.
Şirket;
- GE Vernova
- Vestas
- Siemens Gamesa
- Nordex
- Enercon
gibi dünyanın en büyük türbin üreticilerine kanat tedarik etti.
Türkiye, Meksika, Çin, Hindistan ve ABD’deki tesislerinde bugüne kadar yaklaşık 100 binin üzerinde rüzgar türbini kanadı üretildi. Şirket özellikle dış kaynak (outsourcing) modeli sayesinde üretici firmaların kendi fabrika yatırımlarını azaltmalarını sağlayan önemli bir çözüm ortağı haline gelmişti.
Peki ne oldu da bu noktaya gelindi?
Sorunun temelinde tek bir neden bulunmuyor.
1. Karlılık eridi
Pandemi sonrasında;
- reçine fiyatları
- karbon fiber
- cam elyaf
- epoksi
- lojistik
- enerji
- işçilik
gibi temel maliyetler hızla yükseldi.
Buna karşılık TPI’nin birçok sözleşmesi uzun vadeli ve sabit fiyatlıydı. Dolayısıyla maliyet artışları müşterilere tam olarak yansıtılamadı. Şirketin cirosu yüksek kalmasına rağmen faaliyet kârı giderek eridi.
2. Türbin üreticileri de zorlandı
2022-2025 döneminde sadece TPI değil;
- Siemens Gamesa
- Vestas
- Nordex
- GE Vernova
gibi dev üreticiler de düşük kârlılık açıkladılar.
Sebepleri;
- yükselen faizler
- bozulan tedarik zinciri
- yüksek hammadde maliyetleri
- ertelenen projeler
- yatırımcıların finansman maliyetindeki artış
olarak sıralandı.
Yani problem yalnızca TPI’ye ait değildi.
3. Sermaye yapısı sürdürülemez hale geldi
Yüksek işletme sermayesi ihtiyacı, yüksek borç yükü, artan finansman giderleri, ve nakit akışındaki bozulma sonunda şirket yeniden yapılanma sürecine girdi.
2025 yılında ABD’de Chapter 11 korumasına başvuran şirket, faaliyetlerini sürdürürken aynı zamanda varlık satış sürecini başlattı.
Fabrikalar neden satılıyor?
Bu satışların amacı faaliyetleri tamamen durdurmak değil.
Asıl hedef;
- borçları azaltmak
- nakit yaratmak
- üretimin devamını sağlamak
- müşterileri kaybetmemek
olarak özetleniyor.
Mahkeme gözetimindeki süreçte şirketin çeşitli üretim tesisleri ve operasyonları farklı yatırımcılar tarafından devralınırken, rüzgar kanadı üretiminin kesintiye uğramaması hedefleniyor. ECP Blade Holdings ile yapılan anlaşma ve bazı varlıkların stratejik alıcılara devri bu planın önemli parçaları arasında yer alıyor.
Bu satışlar sektör için ne ifade ediyor?
Oldukça önemli.
Çünkü ilk kez dünyanın en büyük bağımsız kanat üreticisi parçalanarak farklı yatırımcıların kontrolüne geçiyor.
Bu durum;
- küresel tedarik zincirinin yeniden şekillenmesi
- üretimin bölgeselleşmesi
- OEM üreticilerinin daha fazla dikey entegrasyona yönelmesi
- yeni yatırımcıların sektöre girmesi
anlamına geliyor.
Temiz enerji yatırımları duruyor mu?
Hayır.
Tam tersine.
Uluslararası projeksiyonlara göre;
- elektrik talebi büyüyor,
- karbon emisyon hedefleri devam ediyor,
- veri merkezleri ve yapay zekâ kaynaklı enerji ihtiyacı artıyor,
- ülkeler enerji güvenliği için yenilenebilir yatırımlarını sürdürüyor.
Dolayısıyla sorun rüzgar enerjisinde değil, eski iş modeliyle çalışan üreticilerde görülüyor.
Asıl değişen iş modeli
Geçmişte; “Ne kadar çok üretim, o kadar çok kâr” anlayışı vardı.
Bugün ise;
- fiyatlama gücü
- verimlilik
- otomasyon
- robotik üretim
- dijital kalite kontrol
- düşük maliyetli üretim
çok daha belirleyici hale geldi. Artık yüksek hacim tek başına başarı getirmiyor.
Türkiye açısından ne ifade ediyor?
Türkiye;
- cam elyaf
- kompozit
- çelik kule
- bağlantı ekipmanları
- mühendislik
alanlarında Avrupa’nın önemli üretim merkezlerinden biri.
TPI’nin geçmişte Türkiye’de yürüttüğü üretim faaliyetleri de ülkenin küresel rüzgar tedarik zincirindeki önemini göstermişti. Şirketin yeniden yapılanması sonrasında oluşacak yeni üretim dengesi, Türkiye’deki tedarikçiler ve yan sanayi için hem yeni iş birlikleri hem de yeni rekabet koşulları yaratabilir.
Bundan sonra ne bekleniyor?
Uzmanlara göre önümüzdeki birkaç yıl içinde;
- daha az sayıda ancak daha güçlü üretici,
- daha yüksek otomasyon,
- daha büyük türbin kanatları,
- bölgesel üretim merkezleri,
- OEM üreticileri ile daha yakın entegrasyon
öne çıkacak.
Sektör küçülmüyor. Sadece yeniden organize oluyor.
Sonuç
TPI Composites’in üretim tesislerini satması, rüzgar enerjisinin geleceğinin zayıfladığı anlamına gelmiyor. Aksine bu gelişme, yüksek faiz, artan maliyetler ve finansman baskısı altında eski üretim modellerinin sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Temiz enerji yatırımları küresel ölçekte devam ederken, kazananlar artık yalnızca üretim kapasitesi yüksek olanlar değil; sermaye yapısı güçlü, verimli ve teknolojik dönüşümü hızla gerçekleştirebilen şirketler olacak. TPI’nin yaşadığı süreç, yenilenebilir enerji sektörünün olgunlaşma dönemine girdiğinin ve rekabetin artık maliyet, verimlilik ve finansal dayanıklılık ekseninde şekillendiğinin en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.053)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.625)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (597)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.981)
- GÜNCEL (4.584)
- GÜNDEM (3.567)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.737)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.486)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (831)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (61)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- OpenAI'da yaprak dökümü sürüyor: Bir yönetici daha ayrıldı 25/08/2026
- İran'dan kritik iki temas 25/08/2026
- Halkbank'a 1,1 milyar dolarlık ilave kaynak 25/08/2026
- IMF Başkanı Georgieva: Küresel ekonomi enerji şokuna direniyor 25/08/2026
- İran'dan ekonomik savaş çıkışı 25/08/2026
- SpaceX'te yeni üs yatırımı planı 25/08/2026
- Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kabine toplantısı sonrası açıklamalar 25/08/2026
- Anthropic'ten yatırımcılara devasa 'pazar' sunumu 25/08/2026
- "Hürmüz'deki mayınlar temizlendi" 25/08/2026
- Sektörel güven endeksleri geriledi 25/08/2026
SON YAZILAR
- Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor 05/09/2026
- İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem 05/09/2026
- Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı 05/09/2026
- Enflasyon düşüyor ama hayat pahalılığı bitmiyor 03/09/2026
- Piyasalar soluklandı: Zayıf istihdam Fed korkusunu törpüledi. Gözler TÜİK’te 03/09/2026
- Perakende devlerinde kârlılık alarmı: BİM pozitif ayrıştı 01/09/2026
- SPK’dan patron satışlarına fren 01/09/2026
- Yeni SPK düzenlemesinde hangi hisseler öne çıkabilir? 31/08/2026
- Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler 30/08/2026
- Takas İstanbul risk yönetiminde kuralları değiştiriyor 29/08/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
