Connect with us

ŞİRKETLER

Derbinin galibi Fenerbahçe

Fenerbahçe, Spor Toto Süper Lig’in 13. haftasındaki derbi maçta ezeli rakibi Galatasaray’ı 2-1 yendi.

Yayınlanma:

|

Galatasaray, Spor Toto Süper Lig’in 13. haftasındaki derbi maçta ezeli rakibi Fenerbahçe’yi konuk etti.

Maçın 11. dakikasında Galatasaray gole yaklaştı. Kerem Aktürkoğlu’nun pasında topla buluşan Feghouli’nin sağ çaprazdan ceza sahasına girdikten sonra yaptığı vuruşta kaleci Berke Özer meşin yuvarlağı kornere çeldi.

16. dakikada Galatasaray öne geçti. Kendi yarı alanından aldığı topla hızlı çıkan Kerem Aktürkoğlu, pasını Morutan’a verdikten sonra ceza sahasına koşusunu sürdürdü. Çok adamla gelen sarı-kırmızılılarda ceza yayı içinde Morutan’dan yeniden topu alan Kerem, penaltı noktası gerisinden yaptığı plase vuruşla meşin yuvarlağı filelerle buluşturdu: 1-0

20. dakikada İrfan Can Kahveci’nin ceza yayının solundan çıkardığı sert şutta meşin yuvarlağı kaleci Muslera kontrol etti.

31. dakikada Fenerbahçe beraberliği sağladı. Galatasaray’ın rakip yarı alanda tüm oyuncularıyla baskı kurduğu sırada topu alan İrfan Can Kahveci, kendi yarı sahasından savunmanın arkasına sarkan Mesut Özil’e uzun ve isabetli pas gönderdi. Uzun süre meşin yuvarlağı süren Mesut, ceza sahasına girdikten sonra kaleci Muslera ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda yaptığı vuruşla ağları havalandırdı: 1-1

Karşılaşmanın ilk yarısı, 1-1 sona erdi.

İkinci yarı

57. dakikada Galatasaray ikinci gole çok yaklaştı. Kerem Aktürkoğlu’nun pasında sol kanattan ceza sahasına sokulan Van Aanholt, kaleci Berke Özer ile karşı karşıya kaldı. Hollandalı futbolcu, şut çekmek yerine pasını kale sahası önüne hareketlenen takım arkadaşlarına çıkardı. Ancak savunmaya hızlı dönen Kim Min-jae, Halil Dervişoğlu’ndan önce müdahale ettiği topu taca atarak rakibinin fileleri havalandırmasına engel oldu.

62. dakikada hızlı gelişen Fenerbahçe atağında Mert Hakan Yandaş’ın pasıyla ceza sahası sağ çaprazında topla buluşan İrfan Can Kahveci’nin vurduğu meşin yuvarlak, kaleci Muslera’da kaldı.

69. dakikada ani gelişen Galatasaray atağında Taylan Antalyalı, kendi yarı sahasından aldığı topu bir süre sürdükten sonra pasını Cicaldau’ya verdi. Rumen oyuncunun sağ çaprazdan ceza sahasına girdikten sonra uzak direğe yaptığı plase vuruşta, kaleci Berke Özer meşin yuvarlağı kornere çeldi.

78. dakikada Van Aanholt’un soldan ortasında Cicaldau’nun ceza sahası içinde çıkardığı şutta meşin yuvarlak, Kim Min-jae’den döndü.

81. dakikada Galatasaray önemli bir gol fırsatından yararlanamadı. Berkan Kutlu’nun orta saha çizgisinin hemen gerisinden savunmanın arkasına pasında topla buluşan Diagne’nin ceza sahasına girdikten sonra yaptığı vuruşta kaleci Berke, meşin yuvarlağa ayaklarıyla müdahale ederek gole izin vermedi.

84. dakikada Galatasaray’da Mbaye Diagne’nin attığı gol, Video Yardımcı Hakem (VAR) incelemesinin ardından iptal edildi. Van Aanholt’un ceza sahası dışından sol çaprazdan kullandığı serbest atışta Diagne, penaltı noktası gerisinden yaptığı kafa vuruşuyla meşin yuvarlağı filelerle buluşturdu. VAR odasının uyarısıyla pozisyonu saha kenarında izleyen Halil Umut Meler, Diagne’nin kafa vuruşundan önce Berisha’ya faul yaptığı gerekçesiyle golü iptal etti.

90+4. dakikada Fenerbahçe öne geçti. Rossi’nin sağdan pasında topla buluşan Crespo’nun, sağ çaprazdan ceza sahasına girdikten sonra yaptığı sert vuruşta meşin yuvarlak kaleci Muslera’nın müdahalesine rağmen yan direğe de çarparak ağlara gitti: 1-2

Fenerbahçe, karşılaşmadan 2-1 galip ayrıldı.



Fenerbahçe, bu sonuçla puanını 23’e çıkardı. Galatasaray ise 21 puanda kaldı.

Galatasaray deplasmanında üst üste 7. kez yenilmedi

Fenerbahçe, Galatasaray deplasmanında üst üste 7. maçından da yenilgisiz ayrıldı.

Ligde rakibi karşısında deplasmanda son mağlubiyetini 2014-2015 sezonunda yaşayan Fenerbahçe, üst üste 7. maçını da kaybetmedi.

Sarı-lacivertliler, son olarak 18 Ekim 2014 yılında rakibine 2-1 mağlup olmuştu.

Mesut derbide golünü attı

Fenerbahçe’nin dünyaca ünlü yıldız futbolcusu Mesut Özil, Galatasaray derbisinde ilk kez gol sevinci yaşadı.

Ligde 5. kez bir maça bu sezon 11’de başlayan deneyimli oyuncu, attığı bu golle ligdeki gol sayısını 4’e çıkardı.

Crespo siftah yaptı

Fenerbahçe’nin orta saha oyuncusu Miguel Crespo, sarı-lacivertli formayla ilk golüne imza attı.

Sezon başında sarı-lacivertli takıma transfer olan ve istikrarlı forma şansı bulamayan 25 yaşındaki Portekizli orta saha oyuncusu, Fenerbahçe formasıyla ilk gol sevincini Galatasaray karşısında yaşadı.

Mert Hakan cezalı duruma düştü

Fenerbahçe’nin orta saha oyuncusu Mert Hakan Yandaş, cezalı duruma düştü.

27 yaşındaki futbolcu, Galatasaray derbisine 3 sarı kartla çıkmıştı.

Karşılaşma öncesinde sınırda bulunan oyuncu, 35. dakikada gördüğü sarı kartla cezalı duruma düştü.

Mert Hakan, deplasmanda Göztepe ile oynanacak maçta forma giyemeyecek.

Pereira kart gördü

Fenerbahçe’nin Portekizli teknik direktörü Vitor Pereira, derbi karşılaşmasında kart gördü.

İlk yarının bitiş düdüğünün ardından hakem Halil Umut Meler’e itirazda bulunan 53 yaşındaki çalıştırıcı, sarı kartla cezalandırıldı.

Tisserand kızardı

Fenerbahçe’nin tecrübeli stoperi Marcel Tisserand, Galatasaray derbisinde kırmızı kartla oyundan atıldı.

Maçın 24. dakikasında sarı kart gören Tisserand, 83. dakikada ikinci sarı kartını görerek kırmızı kartla oyun dışında kaldı.

Fenerbahçeli oyunculardan büyük sevinç

Fenerbahçeli futbolcular, maçın bitiş düdüğüyle büyük sevinç yaşadı.

Orta sahada toplanan sarı-lacivertliler, daha sonra boş deplasman tribününe giderek sevinç gösterilerinde bulundu.

Fenerbahçeli futbolcular ve teknik ekibin bu sevinç gösterisinin ardından Galatasaraylı taraftarlar rakiplerini protesto etti.

Futbolcular, soyunma odası tüneline giderken yabancı madde atılması nedeniyle zor anlar yaşadı.

Vitor Pereira: Taraftarlarımızın ruhunu sahaya yansıttık

Fenerbahçe’nin teknik direktörü Vitor Pereira, karşılaşmanın ardından düzenlenen basın toplantısında, kendileri için çok önemli bir maça çıktıklarını belirtti.

Maç için çok çalıştıklarını ve iyi hazırlandıklarını vurgulayan Pereira, “Taraftarlarımızın ruhunu sahaya yansıttık. Aile olmak, birlik olmaktan geçer. Takımım çok savaştı, çok çalıştı. 1-0 geri düştük, 10 kişi kalmamıza rağmen maçı çevirdik. Bu yüzden bu sonuç için çok mutluyum.” ifadelerini kullandı.

Galibiyeti hak ettiklerini anlatan Portekizli çalıştırıcı, şöyle devam etti:

“Toplar her zaman direkten dönmez. Her zaman penaltı kaçmaz. Bu şekilde iyi çalışan takımın şansı bir yerde dönecekti. Oyuncularımla gurur duyuyorum. Buraya gerekçe saymaya gelmedim. Şampiyon olmaya geldim. İşlerin iyi gitmediğini düşündüğümde değişiklik yapılması gerektiğini düşünürsem yaparım. Bizim farklı sistemlerde oynamamız gerekiyor. Dörtlü savunmayı çalıştıracak fazla vaktimiz yoktu ama oyuncularım iyi bir performans sergiledi. Ailelerimiz biz acı çektiğimizde acı çekiyor. Biz takım olarak bir aileyiz. Taraftarlarımız bizimle seviniyor, bizimle üzülüyor ama bizim zor zamanlarda birlik olmayı bilmemiz lazım. Ben buraya geri dönerken bu birlikteliği hissettiğim için döndüm.”

Önlerinde çok fazla maç olduğunu ve yine puanlar kaybedebileceklerini aktaran Pereira, “Aile olarak kuvvetli şekilde durabilirsek hedefimize ulaşabiliriz. Ben buraya şampiyon olmaya geldim. Zor zamanlarda birlikte kalmamız gerekiyor. Birlikte olursak sezon sonunda uzun zamandır beklediğimiz şampiyonluğa ulaşabiliriz. Benim için sistemden ziyade önemli olan takım davranışlarıdır. Büyük takım olarak birden fazla sistemde oynamamız gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Uyguladıkları stratejinin kendilerine maç kazandırdığını ifade eden 53 yaşındaki teknik adam, şunları kaydetti:

“Hiç şüphe yok ki başkanın gösterdiği destek çok önemli. Ben ve ekibim daha önce şampiyon olduğumuz takımlarda başkanın desteğinin önemini gördük. Taraftarlarımız çok duygusal, çok tutkulu ve takımlarına aşık. Kimin ne kadar çalıştığını, kulübe ne kadar yardım ettiğini görmek gerekir. Kimse bu evrede şampiyon olmuyor ya da şampiyonluğu kaybetmiyor. Birçok insana göre Trabzonspor şampiyon olarak görünüyor ama daha çok maç var. Biz Avrupa oynuyoruz. Kimse bunu konuşmuyor ama bu çok önemli. Şampiyonlar sezonun bu evresinde belirlenmez, sezon sonunda belirlenir. Kim daha kaliteli, istikrarlı görüntü sergiliyor ve ortaya karakter koyuyorsa o şampiyon oluyor.”

Her takımın kötü anlarının olabileceğini dile getiren Pereira, “Trabzon’da oynadığımız maçta 1 kişi eksik kaldık ve son dakikalarda yediğimiz penaltı golüyle mağlup olduk. 60 dakika 10 kişi oynamıştık ve yorucu bir maçtı. Sonra yine yorucu bir Avrupa maçı oynadık. Sonra Alanya ile oynadığımız maçta çok iyiydik, hak ettik ama olmadı. Bunların hepsi bir hafta içinde oldu. Konya’da 10. dakikada 2-0 yenik duruma düştük. Bu durumda reaksiyon göstermek çok zor. Sadece Fenerbahçe için değil tüm takımlar için çok zor.” şeklinde görüş belirtti.

Konyaspor deplasmanında birçok oyuncusunun sakatlandığını aktaran Pereira, “Kayserispor maçı çok üzücüydü ama bugün cevap verme şansı yakaladık. Futbol budur, sahaya karakter koymanız gerekir ve bu takımda da bu var. Mental olarak içinde olduğumuz dönem bizim için ağırdı. Dışarıdan da baskı geldi ama önemli olan içinizde ne hissettiğinizdir. Biz hep birlikte kaldık ve kulüp için en iyisini istedik. Grup olarak çalıştık ve bugün sahada cevap verdik. Birlik olduğumuzu gösterdik.” diye konuştu.

Pereira, sözlerini Ferdi Kadıoğlu’nun performansına ilişkin şu soruyu yanıtlayarak tamamladı:

“Ferdi, gerçekten çok zeki bir oyuncu. Modern futbol, atak ve defans anında takımların farklı sistemlere dönüşebilmesini öngörüyor. Bu yüzden oyuncularınızın zeki olması ve farklı pozisyonları oynayabilmesi gerekir. Ferdi, geleceği olan, zeki ve kaliteli bir oyuncu. Farklı sistem ve pozisyonlara adapte olabilen bir oyuncu.”

Galatasaray Yardımcı Antrenörü Ateş: Biz Galatasaray’ız, ayağa kalkarız

Karşılaşmanın ardından düzenlenen basın toplantısına, teknik direktör Fatih Terim’in kırmızı kart görmesi nedeniyle yardımcı antrenör Necati Ateş katıldı.

Maç hakkında değerlendirmede bulunan Ateş, “Öncelikle ilk toplantımı böyle yapmak istemezdim. Daha iyi hayal etmiştim. Kazanarak konuşsaydım daha iyi olurdu. Çok pozisyona girdiğimiz, direkten dönen ve kalenin içinden çıkan pozisyonlar oldu. Maça verilmeyen gol ve verilen pozisyonlar damga vurdu. Sonra içeride izlediğimiz zaman aynı pozisyonda bizim golümüzü iptal etti, son dakikada Serdar’ın Berkan’ı itmesini VAR hakeminin çağırmaması inanılır gibi değil. Attıkları birinci golde herkes ofsayta bakıyor ama Kerem’e itme pozisyonu var. Oraya bakılmıyor.” ifadelerini kullandı.

Karşılaşmanın hakemi Halil Umut Meler’in yönetimine eleştiride bulunan Necati Ateş, şöyle devam etti:

“Biz ivme yakalamışız, oyunu oraya yıkmışız, bir pozisyonla değişebiliyor. Hakem bu oyunu maalesef çevirebiliyor. Kerem’in pozisyonunda faul oldu. Avantaj oynatsa ve top bize gelse Diagne’nin pozisyonu büyük ihtimal penaltı. Oyunu okuyamıyor. Kırmızı kart onu kurtaracağı için oyunu durduruyor. Yoksa devamında Diagne’nin pozisyonu penaltı. İptal edilen golde 4 dakika 40 saniye oyun durdu. Süre tuttuk. Sonunda 7 dakika uzatma verdi. Bunları izleyince kenardan hocamız da çok sinirleniyor haliyle. Hocayı atabilmek için kovalıyorlar. Sinirler yükseldiği zaman da atıyor hocayı. Gerçekten sıkıntılı bir maç oynadık. Biz Galatasaray’ız, ayağa kalkarız. İkinci yarıya her zaman iyi başlar ve devamını getiririz.”

Karşılaşmanın ardından Fenerbahçeli futbolcuların saha ortasında yaşadıkları galibiyet sevinciyle ilgili Ateş, “Mutlaka biz orada olayları yatıştırmaya çalıştık. Onlar da çok fazla sevindiler. Oyuncularımızın bazıları sinirlendi. Bakacağız. İkinci yarıda deplasmanda kazandığımız maçta bakalım biz nasıl sevinç yaşayacağız göreceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.

AA

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Yayınlanma:

|

Sanayide iş var, çalışacak insan yok: Eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Türkiye sanayisi uzun süredir nitelikli teknik eleman bulmakta zorlanıyordu. Ancak son dönemde sorun yalnızca kaynakçı, CNC operatörü, dikiş makinecisi, bakım teknisyeni gibi ara elemanlarla sınırlı kalmadı; fabrikalar artık vasıfsız/düz işçi bulmakta da zorlanıyor.

Bu tablo, klasik “işsizlik var ama işçi yok” çelişkisini yeniden gündeme taşıdı. Bir yanda iş arayan milyonlarca kişi, diğer yanda üretim hattını döndürecek çalışan bulamayan fabrikalar var. Sorunun temelinde yalnızca ücret değil; çalışma koşulları, vardiya düzeni, ulaşım, barınma, genç kuşağın iş tercihleri, mesleki eğitim yetersizliği ve sanayinin sosyal cazibesini kaybetmesi bulunuyor.

Asgari ücret artık sanayi işi için yeterli motivasyon oluşturmuyor

Sanayide özellikle mavi yaka işler ağır çalışma temposu, vardiya sistemi, fiziki yıpranma, servis bağımlılığı ve kimi zaman sağlıksız çalışma ortamlarıyla öne çıkıyor. Buna karşılık çalışanların eline geçen ücret, yaşam maliyetleri karşısında tatmin edici bulunmuyor.

Asgari ücretin biraz üzerinde teklif edilen ücretler dahi birçok çalışan için yeterli görülmüyor. Çünkü kira, ulaşım, gıda ve temel ihtiyaçlardaki artış, sanayi ücretlerini reel olarak zayıflatıyor. Çalışan açısından soru artık şu hale geldi: “Bu tempoya, bu yıpranmaya, bu ücrete değer mi?”

Yeni kuşak fabrika düzeninden uzaklaşıyor

Genç kuşak için iş yalnızca gelir kapısı değil; yaşam kalitesi, esneklik, sosyal çevre, statü ve psikolojik tatmin anlamına da geliyor. Fabrika ortamı ise birçok genç tarafından ağır, tekdüze, baskılı ve gelecek vadetmeyen bir alan olarak görülüyor.

Kurye, e-ticaret, kafe, güvenlik, hizmet sektörü veya dijital platform işleri daha esnek ve daha görünür seçenekler sunuyor. Sanayide kariyer basamağı, sosyal itibar ve gelir artışı beklentisi zayıf kaldıkça gençler üretim hattından uzaklaşıyor.

Sorun teknik elemandan düz işçiye indi

Geçmişte sanayicinin ana şikâyeti “nitelikli ara eleman yok” şeklindeydi. Bugün tablo değişti. Artık paketleme, yükleme-boşaltma, üretim destek, temizlik, depo, montaj ve vardiyalı hat işlerinde de ciddi açık oluşuyor.

Bu durum sanayi için kritik bir eşik anlamına geliyor. Çünkü teknik eleman eksikliği verimliliği düşürürken, düz işçi eksikliği doğrudan üretim hattını durdurabiliyor. Fabrika kapasitesi kâğıt üzerinde var olsa bile, çalışan bulunamadığında makine, sipariş ve yatırım boşa düşüyor.

Yabancı işçi yeni çıkış kapısı oldu

Bazı fabrikalar çözümü yabancı işgücünde aramaya başladı. Suriyeli çalışanların ardından Türkmenistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinden gelen işçiler birçok sektörde daha görünür hale geldi. Tavukçuluk, tekstil, gıda, inşaat, lojistik ve bazı ağır sanayi kollarında yabancı işçi kullanımı artıyor.

Son dönemde Uzak Doğu ve Afrika ülkelerinden işçi getirilmesi de tartışma konusu oldu. Özellikle tavukçuluk gibi çalışma koşulları ağır, vardiya düzeni yoğun ve işgücü devri yüksek sektörlerde yabancı çalışanlar daha fazla gündeme geliyor.

Ancak bu yöntem kalıcı çözüm değil. Yabancı işçi kısa vadede üretim hattını döndürebilir; fakat yerli işgücünün sanayiden kopuşunu, ücret dengesizliğini ve çalışma koşullarındaki yapısal sorunu çözmez.

İşverenin sorunu yalnızca “eleman yok” değil

Sanayici açısından bakıldığında işgücü sorunu üretim planlamasını, sipariş teslimini, ihracat kapasitesini ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. İşçi bulunamadığında makineler boş kalıyor, vardiya düşüyor, teslim süresi uzuyor, maliyet artıyor.

Ancak çalışan açısından bakıldığında da sorun net: düşük ücret, ağır koşul, sınırlı sosyal hak, belirsiz kariyer ve düşük motivasyon. Bu nedenle mesele yalnızca “gençler çalışmak istemiyor” basitliğine indirgenemez. Asıl sorun, sanayi işlerinin çalışan açısından cazibesini kaybetmesidir.

Sanayi için yeni sosyal sözleşme şart

Türkiye üretim ekonomisini büyütmek istiyorsa, sanayi işçiliğini yeniden cazip hale getirmek zorunda. Bunun için yalnızca ücret artışı değil, bütüncül bir çalışma hayatı reformu gerekiyor.

Öncelikli adımlar şunlar olmalı:

  1. Sanayide ücretler asgari ücretin anlamlı biçimde üzerine çıkarılmalı.
  2. Vardiya, servis, yemek, barınma ve yan haklar yeniden düzenlenmeli.
  3. Mesleki eğitim fabrikalarla entegre edilmeli.
  4. Gençlere üretimde kariyer yolu gösterilmeli.
  5. Tehlikeli ve ağır işlerde çalışma koşulları iyileştirilmeli.
  6. Yabancı işçi kullanımı kayıtlı, denetimli ve adil ücret ilkesiyle yürütülmeli.
  7. Sanayi bölgelerinde sosyal yaşam, ulaşım ve barınma altyapısı güçlendirilmeli.

Türkiye üretmek istiyorsa işçiyi yeniden kazanmalı

Sanayide eleman bulamama sorunu artık geçici bir insan kaynakları problemi değil; üretim ekonomisinin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir krize dönüşüyor.

Fabrika açmak, makine almak, ihracat bağlantısı kurmak tek başına yeterli değil. O makineleri çalıştıracak, üretim hattını sürdürecek, işi sahiplenip meslek haline getirecek insan kaynağı yoksa sanayi büyüyemez.

Türkiye’nin önündeki soru şudur: Sanayi, gençler ve çalışanlar için yeniden cazip bir gelecek sunabilecek mi?

Bu soruya güçlü bir cevap verilemezse, üretim hattındaki açık yalnızca yabancı işçiyle kapatılmaya çalışılır. Ancak bu da Türkiye’nin asıl ihtiyacını karşılamaz: nitelikli, kalıcı, motive ve yerli üretim kültürüne bağlı bir sanayi işgücü.

*************

Kaynak notu: İŞKUR’un 2025 araştırmasında 1 milyon 730 bin işyeri içinde 166 bin işyerinde 398 bin 618 kişi için eleman temininde güçlük çekildiği; nedenler arasında mesleki beceri eksikliği, yeterli başvuru olmaması, talep edilen ücretin yüksek bulunması ve çalışma şartlarının beğenilmemesi yer alıyor. TÜİK verilerinde 2025’te sanayi istihdamı 6 milyon 578 bin kişi olarak görülürken sanayinin istihdam payı geriliyor. Çalışma Bakanlığı yabancı çalışma izinleri istatistikleri de işgücü açığında yabancı çalışan kanalının büyüdüğünü gösteriyor.

Okumaya devam et

GÜNCEL

TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA

Yayınlanma:

|

Yazan:

SEKTÖR NEDEN SIKIŞTI? Artan maliyetler, yüksek faizler, savaş riski ve rekabet kaybı turizm sektörünü zorluyor

BANKAVİTRİNİ ÖZEL ANALİZ

Türkiye ekonomisinin döviz kazandıran en önemli sektörlerinden biri olan turizm, son yılların en zor dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yandan turizm gelirleri artmaya devam ederken, diğer yandan sektörün önemli bir bölümünde kârlılık eriyor, nakit akışı bozuluyor ve işletmeler finansman baskısı altında eziliyor.

Son dönemde kamuoyuna yansıyan verilere göre Türkiye genelinde yaklaşık 1.500 otelin satışa çıkarılmış olması, yaşanan sıkışıklığın boyutunu gözler önüne seriyor. Satışa çıkan tesislerin önemli bölümü Antalya, Muğla, Aydın, İzmir ve İstanbul gibi turizmin lokomotif bölgelerinde bulunuyor.

Bu tablo, ilk bakışta bir çelişki gibi görünüyor:

Turist geliyor.

Turizm geliri artıyor.

Ancak oteller satılıyor.

Peki neden?

Asıl sorun turist sayısı değil, kârlılık

Turizm sektöründe yaşanan sıkıntının temelinde turist sayısındaki düşüş değil, maliyetlerdeki kontrolsüz artış bulunuyor.

Son üç yılda;

  • Personel giderleri,
  • Enerji maliyetleri,
  • Gıda ve içecek maliyetleri,
  • Sigorta giderleri,
  • Bakım-onarım harcamaları,
  • Finansman maliyetleri

olağanüstü yükseldi.

Özellikle yüksek faiz ortamında yatırım kredileri kullanan tesisler için borç servis yükü ciddi seviyelere ulaştı. Birçok otel dolu çalışmasına rağmen beklediği kârlılığı sağlayamıyor.

Turistler neden Yunanistan’a yöneliyor?

Türkiye uzun yıllar boyunca Akdeniz çanağının en avantajlı fiyat-performans destinasyonu olarak öne çıktı.

Ancak son dönemde bu avantaj giderek zayıflıyor.

Özellikle Yunanistan;

  • Ada turizmi,
  • Vize kolaylığı,
  • Daha sade fiyat politikası,
  • Küçük ölçekli butik işletmeler,
  • Alternatif turizm seçenekleri

ile önemli avantaj elde etmiş durumda.

Birçok Avrupalı turist artık Türkiye ile Yunanistan arasında fiyat farkının önemli ölçüde kapandığını düşünüyor. Türk turist açısından da tablo farklı değil.

Son iki yılda Yunan adalarına yönelik talepte ciddi artış yaşanması dikkat çekiyor.

Savaşların görünmeyen faturası

Turizm sektörünü etkileyen bir diğer önemli unsur ise jeopolitik riskler.

İsrail-İran gerilimi, Orta Doğu’daki çatışmalar ve bölgesel güvenlik sorunları doğrudan Türkiye’de yaşanmasa bile turist algısını etkiliyor.

Uluslararası tur operatörleri ve sigorta şirketleri;

  • Bölgesel riskleri,
  • Uçuş güvenliğini,
  • Politik istikrarı

yakından takip ediyor.

Bu nedenle bazı turistler rezervasyonlarını erteliyor veya alternatif destinasyonlara yöneliyor. Turizm sektöründe algı çoğu zaman gerçeklerden daha güçlü sonuçlar doğurabiliyor.

Yüksek faiz turizmi vuruyor

Turizm sektörünün bugün karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri de finansmana erişim.

Birçok tesis pandemi sonrası dönemde kullandığı kredilerin yükünü hâlâ taşıyor.

Buna ek olarak;

  • Yüksek faiz oranları,
  • İşletme sermayesi ihtiyacı,
  • Artan yatırım maliyetleri

otel bilançolarını zorluyor.

Bu nedenle bazı işletmeler yatırımcı arayışına girerken, bazıları ise satış seçeneğini değerlendiriyor.

Bankalar için yeni risk alanı

Turizm sektöründeki sıkışıklık yalnızca otel sahiplerini değil bankacılık sektörünü de ilgilendiriyor.

Çünkü turizm yatırımları;

  • Uzun vadeli krediler,
  • Büyük tutarlı finansmanlar,
  • Gayrimenkul teminatları

üzerine kurulu bir yapıya sahip.

Eğer satış dalgası büyür ve sektör kârlılığı daha fazla bozulursa;

  • Takipteki kredi oranları,
  • Yeniden yapılandırma talepleri,
  • Finansal yeniden yapılandırma dosyaları

önümüzdeki dönemde artabilir.

Bu nedenle bankaların turizm kredilerini yalnızca teminat değeri üzerinden değil, işletmenin nakit üretme kapasitesi üzerinden değerlendirmesi gerekiyor.

Turizm sektörü bu krizden nasıl çıkabilir?

Sektör temsilcilerine göre çözüm yalnızca daha fazla turist çekmek değil.

Asıl ihtiyaç;

✓ Maliyetlerin kontrol altına alınması

✓ Finansman yükünün azaltılması

✓ Turizmin 12 aya yayılması

✓ Sağlık ve kongre turizminin geliştirilmesi

✓ Enerji maliyetlerinin düşürülmesi

✓ Rekabet gücünün yeniden kazanılması olarak öne çıkıyor.

Sonuç

Türkiye turizmi hâlâ dünyanın en güçlü destinasyonlarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak sektör artık “turist sayısı” ile değil, “kârlılık” ile sınanıyor.

1.500 otelin satışa çıkması, turizmde yapısal sorunların büyüdüğüne işaret ediyor. Bugün oteller satılıyor. Yarın ise aynı sorunlar bankaların kredi portföylerine yansıyabilir.

Bu nedenle turizmde yaşanan gelişmeler yalnızca sektörün değil, bankacılık sisteminin ve reel ekonominin de yakından izlemesi gereken bir erken uyarı sinyali niteliği taşıyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.