Connect with us

Erol Taşdelen

Kur Korumalı Hesaplar istismar mı edildi, Kredi Teminatı olarak alınamayacak!

Yayınlanma:

|

Doların 18.-TL’yi aşması ile Ekonomi yönetimi kurtarıcı olarak sarıldığı Kur Korumalı Hesaplar (KKH) uygulamaya başlayalı 40 gün olmasına rağmen düzenlemeleri halen devam ediyor. Onuncu değişiklikten sonrasını takip edemedim. Altın hesapların uygulamaya dahil edilmesi; şirketlerin daha sonra dahil edilmesi; Vadesinden önce bozulması halinde kur farkını müşterilerin karşılaması gibi yaptırımlar sonradan eklenirken; bir de yeni yasak geldi. KKH hesaplar kredi teminatı olarak alınamayacak. Alınmış olanların da teminat özelliği ortadan kaldırıldı. Bu durum ister istemez niçin yasaklandı, bu tür hesaplar istismar mı edildi sorusunu düşündürüyor. Üstelik uygulama geçmişe yönelik uygulanacak. Kredi teminatını bu tür hesaplarını bağlayan müşteri ve bankalar mağdur duruma düştü! Bankalar teminat açığına düşen müşterilerini aramaya başladı bile.

Kredi teminatı olması yasaklandı

Merkez Bankasının bankalara 31.01.2022 tarihinde gönderdiği “TÜRK LİRASI MEVDUAT VE KATILMA HESAPLARINA DÖNÜŞÜMÜN DESTEKLENMESİ HAKKINDA TEBLİĞE İLİŞKİN UYGULAMA TALİMATI” bankalara ulaştı. Uygulama talimatının 6. DİĞER HÜKÜMLER’de yer alan 8. bendinde “Bankalarca kullandırılacak Türk lirası kredilerde dönüşümlü mevduat ve katılma hesapları bakiyeleri teminat olarak gösterilemeyecektir” hükmü ise müşteri ve bankalarda şaşkınlık yarattı.

Bankalar bu yükümün gerekçesini müşterilere anlatmakta zorlanırken; uygulama talimatında bu kararın gerekçesini 25 yıllık bankacılık sektöründe çalışmış biri olarak zorlanıyorum. Gerekçe açıklaması yapılmadığına göre olasılıkları sıralayalım :

  1. Bankalar kredi teminatına niçin nakit bloke alırlar : Bankalar genelde teminat karşılığı verdikleri kredide müşterinin teminat verecek gayrimenkul – araç gibi bir teminat vermekte zorlanması halinde müşteri fazla olan mevduatını teminat olarak verebiliyor veya banka gayrimenkul teminatı yerine nakit teminat isteyebiliyor.
  2. Nakit teminat genelde acil işlemlerde hızlı kredi oluşturmak için veya olumsuz kayıtları nedeni ile başka teminat ile kredi verilemeyecek müşterilere veriyorlar. Bu şekilde banka hem mevduat almış hem de sorun olması halinde kapatacak nakit elinde olduğu için kredi alacağı garanti altına almış oluyor.
  3. Bazı durumlarda parası olan 3. bir kişi mevduatına karşılık arkadaşına/akrabasına kefil olmuş olabiliyor. Bu durumda para kefil hesabında ama bloke edildiği için teminat sorunu da çözülmüş oluyor.
  4. Bazı durumlarda firma ortaklarının atıl mevduatı teminat olarak gösterip firmasına kredi kullanabiliyor. Bu şekilde hem firmasının nakit ihtiyacı çözülmüş hem de firma ortağı olarak kendisinden para çıkmamış oluyor.

Bütün sayılan bu hallerde Kur Korumalı Hesapların teminat olarak alınmasını yasaklamanın mantığı yok. Sonuçta banka açısından Kur Korumalı Hesaplar teminatı düşürücü değil tam tersine  teminatı güçlendirici hesaplar olacağı için bankaların bu yönde bir talep etmeleri ya da Merkez Bankasının burada ne gibi risk görüp yasaklama getirdiğinin bir mantığı yok. Demek ki farklı durumlar ortaya çıktı. O zaman olasılıklara devam edelim niçin yasaklanmış olabilir?

Kur Korumalı Hesaplar istismar mı edildi?

Kur Korumalı Hesaplar ilk uygulamaya başlarken iki ana amaç vardı: Birincisi; dolarizasyonu önlemek, Vatandaşın dövize talebini düşürerek TL’de kalmasını sağlama. İkincisi, yastık altı denilen Bankacılık Sistemi dışındaki paraların sistem içine çekilmesi.

Fakat ilk gelen sonuçların bu iki amaçtan da uzak olması Merkez Bankasının ek önlemler almaya itmiş olabilir.  Hatırlanacağı gibi önce Gerçek Kişi olan Vatandaşlara açık olan bu hesaplar zaman içinde Şirketler ve gurbetçi mevduatı de dahil edildi.

  1. Kredi Teminatına alınmasının yasaklanması Şirketlerde çıkan sonuçlar nedeni ile olabilir. Bazı firmalar kullandırılan kredileri nakit karşılığı bloke ettirip döviz bozdurmuş gibi göstererek vergi avantajından yararlanmış dolayısı ile  vergiden kaçınmak için bu hesapları istismar etmiş olabilir. Merkez Bankası da bu olasılığı görerek veya düşünerek yasak getirmiş olabilir.
  2. Diğer bir olasılık; Kur Korumalı Hesaplarda istismar edilme olasılığı; zaten sistem içinde mevcut kredi teminatında bulunan nakitlerin Kur Korumalı Hesap hale getirerek bankalar ve müşteri bankada kredi teminatında blokeli duran paralarını bir de Kura Endeksli hale getirmiş olması Merkez Bankasının dikkatini çekmiş olabilir. Zira; uygulamanın başlaması ile birlikte Ekonomistlerin ısrarla söylediği Bankacılık Sistemine amaçlandığı gibi yeni para girişi olmadığı idi. İlk veriler, Dövizden dönüşler %3 seviyelerde kaldığı ortaya çıkmıştı.
  3. Diğer bir olasılık ise daha vahim : Kurun düşmeyeceğini, dolayısı ile hazineden ciddi para alacağını düşünen biri olduğunuzu düşünün. Müşterinin/firmanın 1 milyon TL’si var olduğunu düşünelim. Bunu Kur Korumalı Hesap açarak teminatta gösterip 1 milyon TL kredi aldığını var sayalım. Bu parayı alıp başka bir bankaya götürüp 1 milyon TL’lik ikinci hesap açıp yine nakit karşılıklı kredi kullandığını var sayalım. Bu para için de bloke edilerek tekrar 1 milyon TL kredi olabilir mi? Tabi ki olabilir. Bu şekilde başta elindeki 1 milyon TL ile 10-15 milyon TL kredi ve mevduat yaratmış olursun, ucu açık yani! Tabi itiraz şu olabilir kredi faiz oranları mevduat üst sınır olan %17’den yüksek değil mi? Bu durumda müşteri zarar etmez mi diyenler olabilir. Bunu da çürütelim; birincisi özel bankalarda kredi faiz oranları %17 üstünde olabilir ama Kamu Bankalarında rotatif krediler %15-16 arasında şu an için Kamu Bankalarından bu amaçla kredi alanlar risk yok yani. %23-25’den kredi kullansan ne olacak ki; hoş bu ortamda %4-5’lik faiz kaybını riske etseniz en olur! Bu işlemi yapan firma/kişiler 3 ay sonra kurun hesap açtığı kurdan yüksek olacağını tahmin edip bu işlemi yapmış ise ne kadar fazla kar edeceğini de siz hesaplayın.        

Olasılıkları çoğaltmak mümkün; en iyisi Merkez Bankasının çıkıp bu yasağı niçin aldığını açıklamasıdır. Zira; niyeti yukarıda sayılan olasılıkların hiçbiri olmayıp kredi teminatında bulunan hesabını bu hale getirmiş firmalar  kişiler olabilir, bu kesim bugünden itibaren mağdur duruma düşmüştür.

Uygulama geriye yönelik yayınlandı, mağdurlar oluşur

Bu durumda da “kredisi teminat açığına” düşecek banka da ek teminat isteyerek mağdur olacaktır. Hesabı Korumalı Hesaptan çıkarıp iptal etse bu sefer de kurlar yükseldiği için aradaki kur farkını ödeyeceği için mağdur olacaktır. Zira uygulama bankalara 31.01.2022 tarihinde gönderildi ama uygulama tarihi 22.12.2021 olarak belirtilmiş yani uygulama geriye yönelik işliyor. Geriye yönelik işlemesi bile başlı başına Kanunlara aykırı. Şaka gibi; tam da Türk işi olmuş; ayıkla pirincin taşını.

Bütün bu uygulamaların sonradan parça parça yapılması ne anlama gelir. Ürün spontane olunca uygulama düzenlemeleri de böyle parça parça oluyor. Uygulamayı istismar eden var ise tespit eder hesap sorarsın, yoksa bu hali ile iyi niyetli vatandaş ve firmaları da mağdur edersin. Merkez bankası bu yasağın gerekçesi, istismar edildi ise nasıl istismar edildiği bu tür hesaplar ile ilgili neler yaptığını acil açıklamalı.

Yurt içi yetmedi yurt dışı hesaplar da uygulamaya dahil edildi

Yurt içi hesaplar yeterli olmamış olmalı ki Merkez Bankası yurt dışı hesapları da sisteme dahil etti. Yayınlanan uygulama tebliğde; “Yurt içi yerleşik gerçek kişilerin 20/12/2021 tarihinde yurt içindeki ve yurt dışındaki, yurt içi yerleşik tüzel kişilerin ise 31/12/2021 tarihinde yurt içindeki hesaplarında ve 31/12/2021 itibarıyla bilançolarında yer alan ancak yurt dışındaki bankalar nezdinde mevcut olan ABD doları, Euro ve İngiliz sterlini cinsinden döviz tevdiat hesabı ve döviz cinsinden katılım fonu hesabı bakiyeleri, hesap sahibinin talep etmesi halinde dönüşüm kuru üzerinden Türk lirasına çevrilir” ifadeleri yer aldı.

Gurbetçileri hedef alan yeni uygulamaya ilgi nasıl olacak önümüzdeki günlerde netleşecek.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak?

Yayınlanma:

|

Bankacılıkta Don Kişot Olmak: İmkânsızı Zorlayanlar mı Kazanır, Gerçekçiler mi?

Miguel de Cervantes’in ölümsüz kahramanı Don Kişot, yel değirmenlerini dev sanarak onlarla savaşan hayalperest bir şövalye olarak bilinir. Ancak modern yönetim biliminde ve iş dünyasında Don Kişot sadece bir roman karakteri değildir; vizyon, cesaret, değişim ve statükoya meydan okumanın sembolüdür. Peki Don Kişot yaklaşımı bankacılık sektöründe ne işe yarar? Ne zaman avantaj, ne zaman risk yaratır?

Don Kişot Teorisi Nedir?

İş dünyasında “Don Kişot Etkisi” veya “Don Kişot Yaklaşımı”, çoğunluğun imkânsız gördüğü hedeflerin peşinden gitmeyi ifade eder.

Bu yaklaşımın temelinde:

  • Büyük hayaller kurmak
  • Mevcut düzeni sorgulamak
  • Risk almaktan korkmamak
  • Yenilik peşinde koşmak
  • Toplumun kabul ettiği sınırları zorlamak vardır.

Ancak teori aynı zamanda şu soruyu da sorar: “Hayal kurmak ile gerçeklerden kopmak arasındaki çizgi nerede başlıyor?”

Bankacılıkta Don Kişotlar Kimlerdir?

Bankacılık tarihi incelendiğinde sektörde büyük dönüşümleri başlatanların çoğu aslında dönemin “Don Kişotları” olmuştur.

1. Dijital Bankacılığı İlk Savunanlar

1990’larda birçok yönetici: “Müşteri şubeden vazgeçmez” diyordu.

Bugün ise mobil bankacılık milyonlarca müşterinin temel işlem kanalı haline geldi. O dönemde dijitalleşmeyi savunan yöneticiler sektörde “hayalci” olarak görülüyordu.

2. Şubesiz Banka Fikrini Savunanlar

Bir dönem:

  • Şubesiz banka olmaz
  • Müşteri yüz yüze görüşmek ister
  • Krediler uzaktan verilemez

deniliyordu.

Bugün dijital bankalar birçok ülkede milyarlarca dolarlık değerlemelere ulaştı.

3. Yapay Zekâ ve Açık Bankacılık Savunucuları

Bugün halen bazı kurumlarda:

  • Yapay zekâ risklidir
  • Açık bankacılık müşteri kaybettirir
  • Veri paylaşımı tehlikelidir

görüşleri hakim.

Ancak geleceğin bankaları bu alanlarda şekilleniyor. Yani bugünün Don Kişotları yarının sektör liderleri olabilir.

Bankacılıkta Don Kişot Yaklaşımının Faydaları

1. Yenilikçilik Kültürü Oluşturur

Sektörün en büyük düşmanı bazen rakipler değil, alışkanlıklardır.

Don Kişot bakış açısı:

  • Yeni ürünler
  • Yeni gelir modelleri
  • Yeni müşteri deneyimleri oluşturur.

2. Kriz Dönemlerinde Çıkış Yolu Bulur

Kriz zamanlarında çoğu kurum savunmaya geçer.

Don Kişot yaklaşımına sahip liderler ise:

  • Yeni pazarlar arar
  • Yeni teknolojilere yatırım yapar
  • Rakiplerin görmediği fırsatları görür

3. Kurum İçinde Motivasyonu Artırır

İnsanlar sadece maaş için değil, anlamlı hedefler için de çalışır.

Büyük vizyonlar:

  • Yetenekli çalışanları çeker
  • Kurumsal bağlılığı artırır
  • Yenilikçi ekiplerin oluşmasını sağlar

Don Kişot Olmanın Tehlikeleri

Her Don Kişot hikâyesi başarıyla bitmez. Bankacılıkta aşırı hayalcilik ciddi riskler yaratabilir.

1. Risk Yönetimini Zayıflatabilir

Bankacılık sektörünün temeli:

  • Sermaye yeterliliği
  • Likidite
  • Risk kontrolü

üzerine kuruludur.

Gerçeklerden kopuk büyüme stratejileri bankaları krizlere sürükleyebilir.

2. Teknoloji Fetişizmi Oluşturabilir

Her yeni teknoloji yatırım yapılacak alan değildir.

Birçok banka:

  • Metaverse
  • NFT
  • Kripto projeleri

konusunda büyük yatırımlar yaptı ancak beklediği sonucu alamadı.

3. Kurumsal Körlüğe Yol Açabilir

Liderler bazen kendi vizyonlarına o kadar inanırlar ki:

  • Piyasa sinyallerini
  • Müşteri geri bildirimlerini
  • Finansal göstergeleri

görmez hale gelirler.

Bu durum “Don Kişot Sendromu” olarak da tanımlanır.

Türk Bankacılık Sektörü İçin Dersler

Türk bankacılığı bugün iki uç arasında denge kurmak zorunda:

Aşırı Muhafazakârlık

  • Yeni ürün geliştirmemek
  • Risk almamak
  • Teknoloji yatırımlarını ertelemek

Aşırı Don Kişotluk

  • Kontrolsüz büyüme
  • Yetersiz risk analizi
  • Gerçeklerden kopuk projeler

Doğru model ise: “Veriyle desteklenen Don Kişotluk

Yani:

  • Hayal kurmak
  • Yenilik yapmak
  • Büyük hedef koymak

ama aynı zamanda:

  • Risk ölçmek
  • Veriye dayanmak
  • Senaryo analizi yapmak zorundasınız.

Bankaların Don Kişotlara İhtiyacı Var mı?

Evet.

Çünkü sektör sadece muhasebecilerle büyümez. Ama sadece hayalperestlerle de ayakta kalamaz. Bankacılık tarihine bakıldığında en başarılı kurumlar, Don Kişot’un cesaretini Sancho Panza’nın gerçekçiliğiyle birleştirenler olmuştur. Bugün yapay zekâ, açık bankacılık, dijital para ve fintech rekabeti çağında Türk bankalarının ihtiyacı olan şey de tam olarak budur:

Yel değirmenlerine saldıran değil, hangi değirmenin gerçekten dev olduğunu anlayabilen Don Kişotlar…

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras

Yayınlanma:

|

Carl Friedrich Gauss, matematik tarihinin en büyük dahilerinden biri olarak kabul edilir. Hatta birçok bilim insanı onu “Matematiğin Prensi” (Princeps Mathematicorum) olarak anmıştır. 1777-1855 yılları arasında yaşamış olmasına rağmen, bugün kullandığımız birçok matematiksel yöntem, teknoloji ve mühendislik uygulaması onun çalışmalarına dayanır.

Gauss’un Matematiğe En Büyük Katkıları

1. Normal Dağılım (Gauss Eğrisi)

Bugün istatistikte, yapay zekâda, bankacılıkta, sigortacılıkta ve ekonomide kullanılan çan eğrisi onun adıyla anılır.

Bu eğri;
  • Kredi risk analizlerinde
  • Sigorta prim hesaplamalarında
  • Kalite kontrol süreçlerinde
  • Yapay zekâ algoritmalarında
  • Borsa ve finansal modellemelerde

temel araçlardan biridir.

2. En Küçük Kareler Yöntemi

Gauss, gözlem hatalarını azaltmak için “En Küçük Kareler Yöntemi”ni geliştirdi.

Bugün:

  • Ekonomik tahminlerde
  • Finansal modellemelerde
  • Makine öğrenmesinde
  • Yapay zekâ algoritmalarında

kullanılan regresyon analizlerinin temelini oluşturur.

3. Sayılar Teorisi

1801 yılında yayımladığı Disquisitiones Arithmeticae adlı eser, modern sayı teorisinin temel kitabı kabul edilir.

Bugün:

  • Kriptografi
  • Dijital imza sistemleri
  • Blockchain teknolojileri
  • İnternet güvenliği

bu çalışmalar üzerine kuruludur.

4. Modüler Aritmetik

Gauss’un geliştirdiği modüler aritmetik sistemi günümüzde:

  • Şifreleme sistemleri
  • Bankacılık güvenliği
  • ATM işlemleri
  • Kredi kartı doğrulama sistemleri

için kritik öneme sahiptir.

Aslında internet bankacılığının matematiksel temellerinden biri Gauss’a dayanır.

5. Jeodezi ve Haritacılık

Gauss, Dünya’nın ölçülmesi ve haritalanması konusunda devrim yarattı.

Bugün:

  • GPS sistemleri
  • Uydu navigasyonu
  • Coğrafi bilgi sistemleri

onun geliştirdiği yöntemlerden yararlanır.

6. Karmaşık Sayılar

Gauss, karmaşık sayıların matematikteki kullanımını sistematik hale getirdi.

Bugün:

  • Elektrik mühendisliği
  • Telekomünikasyon
  • Radar sistemleri
  • 5G haberleşme teknolojileri

bu çalışmaların üzerine inşa edilmiştir.

7. Gauss Yasası

Elektromanyetizmanın temel yasalarından biridir.

Bu yasa olmadan:

  • Elektrik şebekeleri
  • Mikroçipler
  • Bilgisayarlar
  • Cep telefonları

geliştirilemezdi.

8. Astronomi ve Uzay Çalışmaları

1801 yılında keşfedilen Ceres kaybolduğunda, Gauss kendi geliştirdiği yöntemlerle yeniden yerini hesapladı.

Bu çalışma modern:

  • Uydu takip sistemlerinin
  • Yörünge hesaplamalarının
  • Uzay görevlerinin

başlangıcı kabul edilir.

Bankacılık ve Finans Açısından Gauss

Sizin ilgi alanınıza daha yakın bir örnek vermek gerekirse;

Bugün bankaların kullandığı:

  • Kredi skorlama modelleri
  • Risk ölçümleri
  • VAR (Value at Risk) hesaplamaları
  • Portföy optimizasyonu
  • Sigorta aktüeryası
  • Yapay zekâ destekli kredi değerlendirmeleri

doğrudan veya dolaylı olarak Gauss’un istatistik ve olasılık çalışmalarına dayanır.

Bir anlamda, modern bankacılıkta kullanılan risk yönetimi matematiğinin temel taşlarından biri Gauss’tur.

İlginç Bir Hikâye

Gauss henüz 7 yaşındayken öğretmeni sınıfa ceza olsun diye 1’den 100’e kadar sayıların toplamını vermişti.

Diğer öğrenciler hesap yaparken Gauss birkaç saniyede sonucu buldu:

1+2+3+⋯+100=(100×101)/2=5050

Çünkü sayıları şu şekilde eşleştirmişti:

  • 1 + 100 = 101
  • 2 + 99 = 101
  • 3 + 98 = 101

Toplam 50 adet 101 vardı.

Bu olay onun dehasını dünyaya duyuran ilk hikâyelerden biri olarak anlatılır.

Teorileri halen kullanılıyor

Gauss yalnızca matematiğe katkı yapmadı; bugün kullandığımız internet bankacılığından GPS’e, yapay zekâdan kriptografiye, uydu sistemlerinden finansal risk yönetimine kadar uzanan dijital dünyanın matematiksel altyapısını şekillendiren isimlerden biri oldu. Eğer bugün bir banka kredi riski hesaplayabiliyor, bir telefon konumunuzu bulabiliyor veya bir internet işlemi güvenli şekilde yapılabiliyorsa, bunun arkasında bir yerde Gauss’un matematiği vardır.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Yayınlanma:

|

Sanayide iş var, çalışacak insan yok: Eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Türkiye sanayisi uzun süredir nitelikli teknik eleman bulmakta zorlanıyordu. Ancak son dönemde sorun yalnızca kaynakçı, CNC operatörü, dikiş makinecisi, bakım teknisyeni gibi ara elemanlarla sınırlı kalmadı; fabrikalar artık vasıfsız/düz işçi bulmakta da zorlanıyor.

Bu tablo, klasik “işsizlik var ama işçi yok” çelişkisini yeniden gündeme taşıdı. Bir yanda iş arayan milyonlarca kişi, diğer yanda üretim hattını döndürecek çalışan bulamayan fabrikalar var. Sorunun temelinde yalnızca ücret değil; çalışma koşulları, vardiya düzeni, ulaşım, barınma, genç kuşağın iş tercihleri, mesleki eğitim yetersizliği ve sanayinin sosyal cazibesini kaybetmesi bulunuyor.

Asgari ücret artık sanayi işi için yeterli motivasyon oluşturmuyor

Sanayide özellikle mavi yaka işler ağır çalışma temposu, vardiya sistemi, fiziki yıpranma, servis bağımlılığı ve kimi zaman sağlıksız çalışma ortamlarıyla öne çıkıyor. Buna karşılık çalışanların eline geçen ücret, yaşam maliyetleri karşısında tatmin edici bulunmuyor.

Asgari ücretin biraz üzerinde teklif edilen ücretler dahi birçok çalışan için yeterli görülmüyor. Çünkü kira, ulaşım, gıda ve temel ihtiyaçlardaki artış, sanayi ücretlerini reel olarak zayıflatıyor. Çalışan açısından soru artık şu hale geldi: “Bu tempoya, bu yıpranmaya, bu ücrete değer mi?”

Yeni kuşak fabrika düzeninden uzaklaşıyor

Genç kuşak için iş yalnızca gelir kapısı değil; yaşam kalitesi, esneklik, sosyal çevre, statü ve psikolojik tatmin anlamına da geliyor. Fabrika ortamı ise birçok genç tarafından ağır, tekdüze, baskılı ve gelecek vadetmeyen bir alan olarak görülüyor.

Kurye, e-ticaret, kafe, güvenlik, hizmet sektörü veya dijital platform işleri daha esnek ve daha görünür seçenekler sunuyor. Sanayide kariyer basamağı, sosyal itibar ve gelir artışı beklentisi zayıf kaldıkça gençler üretim hattından uzaklaşıyor.

Sorun teknik elemandan düz işçiye indi

Geçmişte sanayicinin ana şikâyeti “nitelikli ara eleman yok” şeklindeydi. Bugün tablo değişti. Artık paketleme, yükleme-boşaltma, üretim destek, temizlik, depo, montaj ve vardiyalı hat işlerinde de ciddi açık oluşuyor.

Bu durum sanayi için kritik bir eşik anlamına geliyor. Çünkü teknik eleman eksikliği verimliliği düşürürken, düz işçi eksikliği doğrudan üretim hattını durdurabiliyor. Fabrika kapasitesi kâğıt üzerinde var olsa bile, çalışan bulunamadığında makine, sipariş ve yatırım boşa düşüyor.

Yabancı işçi yeni çıkış kapısı oldu

Bazı fabrikalar çözümü yabancı işgücünde aramaya başladı. Suriyeli çalışanların ardından Türkmenistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinden gelen işçiler birçok sektörde daha görünür hale geldi. Tavukçuluk, tekstil, gıda, inşaat, lojistik ve bazı ağır sanayi kollarında yabancı işçi kullanımı artıyor.

Son dönemde Uzak Doğu ve Afrika ülkelerinden işçi getirilmesi de tartışma konusu oldu. Özellikle tavukçuluk gibi çalışma koşulları ağır, vardiya düzeni yoğun ve işgücü devri yüksek sektörlerde yabancı çalışanlar daha fazla gündeme geliyor.

Ancak bu yöntem kalıcı çözüm değil. Yabancı işçi kısa vadede üretim hattını döndürebilir; fakat yerli işgücünün sanayiden kopuşunu, ücret dengesizliğini ve çalışma koşullarındaki yapısal sorunu çözmez.

İşverenin sorunu yalnızca “eleman yok” değil

Sanayici açısından bakıldığında işgücü sorunu üretim planlamasını, sipariş teslimini, ihracat kapasitesini ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. İşçi bulunamadığında makineler boş kalıyor, vardiya düşüyor, teslim süresi uzuyor, maliyet artıyor.

Ancak çalışan açısından bakıldığında da sorun net: düşük ücret, ağır koşul, sınırlı sosyal hak, belirsiz kariyer ve düşük motivasyon. Bu nedenle mesele yalnızca “gençler çalışmak istemiyor” basitliğine indirgenemez. Asıl sorun, sanayi işlerinin çalışan açısından cazibesini kaybetmesidir.

Sanayi için yeni sosyal sözleşme şart

Türkiye üretim ekonomisini büyütmek istiyorsa, sanayi işçiliğini yeniden cazip hale getirmek zorunda. Bunun için yalnızca ücret artışı değil, bütüncül bir çalışma hayatı reformu gerekiyor.

Öncelikli adımlar şunlar olmalı:

  1. Sanayide ücretler asgari ücretin anlamlı biçimde üzerine çıkarılmalı.
  2. Vardiya, servis, yemek, barınma ve yan haklar yeniden düzenlenmeli.
  3. Mesleki eğitim fabrikalarla entegre edilmeli.
  4. Gençlere üretimde kariyer yolu gösterilmeli.
  5. Tehlikeli ve ağır işlerde çalışma koşulları iyileştirilmeli.
  6. Yabancı işçi kullanımı kayıtlı, denetimli ve adil ücret ilkesiyle yürütülmeli.
  7. Sanayi bölgelerinde sosyal yaşam, ulaşım ve barınma altyapısı güçlendirilmeli.

Türkiye üretmek istiyorsa işçiyi yeniden kazanmalı

Sanayide eleman bulamama sorunu artık geçici bir insan kaynakları problemi değil; üretim ekonomisinin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir krize dönüşüyor.

Fabrika açmak, makine almak, ihracat bağlantısı kurmak tek başına yeterli değil. O makineleri çalıştıracak, üretim hattını sürdürecek, işi sahiplenip meslek haline getirecek insan kaynağı yoksa sanayi büyüyemez.

Türkiye’nin önündeki soru şudur: Sanayi, gençler ve çalışanlar için yeniden cazip bir gelecek sunabilecek mi?

Bu soruya güçlü bir cevap verilemezse, üretim hattındaki açık yalnızca yabancı işçiyle kapatılmaya çalışılır. Ancak bu da Türkiye’nin asıl ihtiyacını karşılamaz: nitelikli, kalıcı, motive ve yerli üretim kültürüne bağlı bir sanayi işgücü.

*************

Kaynak notu: İŞKUR’un 2025 araştırmasında 1 milyon 730 bin işyeri içinde 166 bin işyerinde 398 bin 618 kişi için eleman temininde güçlük çekildiği; nedenler arasında mesleki beceri eksikliği, yeterli başvuru olmaması, talep edilen ücretin yüksek bulunması ve çalışma şartlarının beğenilmemesi yer alıyor. TÜİK verilerinde 2025’te sanayi istihdamı 6 milyon 578 bin kişi olarak görülürken sanayinin istihdam payı geriliyor. Çalışma Bakanlığı yabancı çalışma izinleri istatistikleri de işgücü açığında yabancı çalışan kanalının büyüdüğünü gösteriyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.