Connect with us

EKONOMİ

Mustafa Sönmez : Seçime kadar yüksek enflasyon

Enflasyonla mücadele yerine, büyümeyi zorlamak, bunu öne çıkarmak; enflasyonun kayıplarını da asgari ücret-maaş zamları ile telafi ediyormuş görünmek, ya da kozmetik önlemler alarak algıdan medet ummak, Erdoğan’ın elinde kalan umutsuz, boş hamlelerdir.

Yayınlanma:

|

Gözler 3 Şubat saat 10.00’da Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıklayacağı enflasyon verilerine çevrilmişti. Hele ki, açıklamaya birkaç gün kala TÜİK Başkanı’nın değiştirilmesi ile daha çok merak edilen tüketici ve üretici fiyatları, tahminlere yakın geldi. Ocak ayı tüketici fiyatları (TÜFE) yüzde 11,1 olarak açıklandı, üretici fiyatları (ÜFE) ise yüzde 10,5 dolayında arttı. Yıllık olarak ilki yüzde 48,7’ye ulaşırken, ikincisi yüzde 93,5’u buldu. Durum vahim ve çarpıcı.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, enflasyon belasıyla kuşatılmış durumda ve her konuşmasında, enflasyon sorunun sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın sorunu olduğunu öne sürerek, bunu bir “doğal afet” gibi takdime çalışıyor. Bazen de küresel emtia fiyatları arttığı için bizde enflasyonun bu kadar yüksek seyrettiğini dile getiriyor ve “Enflasyon var ama sizi ezdirmedik” gibi hamasi nutukları tekrar etmekten geri durmuyor. Ve fakat, açık bir şey var: Erdoğan, seçimi 2023 Haziran tarihinde yapmaya karar verse bile, yüksek enflasyon artık Erdoğan’ın sırtından inmeyecek şekilde “yapışkan” bir hal almış durumda.

SONRAKİ AYLAR

Aralık 2021 ve Ocak 2022, tüketici enflasyonunun flaş artışlar gösterdiği iki ay oldu. Aralık’ta yüzde 13,5’u, Ocak 2022’de yüzde 11’i geçen aylık tüketici fiyatlarının yıllıkları da sırasıyla yüzde 36 ve yüzde 48,7 oldu. Bu sert sıçrama, takip eden ayların akıbetini de merak ettirtiyor. Şubat ve mart aylarında da, aynı sertlikte olmasa da, önemli artışlar bekleniyor.

Son iki ayın yüksek enflasyonunda ortak noktalar var. Birincisi, ikisinde de gıda enflasyonu öne çıkıyor. Her aya yaklaşık 3,5 puanlık gıda enflasyonu düştü. Aralık ayının yüzde 13,5 TÜFE’sinde 4,2 puan gıdadan geldi. Ocak ayının 11 puanında da yaklaşık 3 puan gıdadan geldi. Dolayısıyla, izleyen aylarda da en az 2,5-3 puanlık enflasyon her ay gıdadan gelecek diyebiliriz. Tarımdaki yapısal sorunlar, çiftçinin desteklenmemesi, küstürülmesi, iklim şartları bir araya gelince, gıdada arz eksikliği ve takiben enflasyon kaçınılmaz görünüyor.

Yumuşamayan bir diğer enflasyon dinamiği, ulaştırma ile ilgili. Bu grupta, şehir içi ulaşıma gelen zamlar bir süre için de olsa, sırasını savdı ama diri kalan maddeler otomobil zamları ve benzin, motorin, LPG; yani akaryakıt fiyatları. Otomobilde önümüzdeki aylarda da aylık yüzde 10’u bulan artışlar mümkün. TÜFE içinde yüzde 7’nin üstünde ağırlığı var otomobilin. Bu da tek başına otomobilden her ay 1 puan enflasyon etkisi demek. Motorin, benzin, LPG’den de aylık ortalama yüzde 20 dolayında fiyat artışları geliyor ve bunların da aylık TÜFE’ye 1 puan kadar katkıları var. Dolayısıyla ulaştırmadan her ay 2 puan TÜFE etkisi mümkün. Böylece gıda ve ulaştırma, iki grup, aylık 5-5,5 puan TÜFE etkisi üretme potansiyeline sahipler.

İthal girdiye bağımlı elektronik, beyaz eşya gibi “Ev eşyası grubu” da her ay 1 puan kadar TÜFE üretiyor. Konut grubunda, elektrik, doğalgaz su, bir süreliğine sıralarını savmış olsalar da, ayda ortalama yarım puan enflasyon bu gruptan kira artışı dolayısıyla geliyor.

Böylece gıda, ulaştırma, ev eşyası, konut gruplarında, aylık 7-7,5 puan dolayında TÜFE artışı yaşanabiliyor. Geriye kalan giyim, eğitim, sağlık, lokanta, haberleşme vb. 8 gruptan ayda 1 puan bile gelse, şubat ayında yüzde 8,5 TÜFE artışı mümkün. Bu, şubat ayında yıllık TÜFE’yi yüzde 60 basamağına çıkarmaya yetiyor.

2022 Mart ayında ise aylık artış yüzde 7,5’da kalsa bile yıllık TÜFE yüzde 70 basamağına çıkıyor.

2021 Ekim ayında yüzde 20 olan yıllık enflasyonunun 2022 Ocak ayında yüzde 50’ye yaklaştıktan sonra, mart ayında yüzde 70’i bulması çok muhtemel. Bu, gerçekten de başta geçim sorunu olmak üzere, tüm ekonomide tahribata yol açan bir sıçramadır.

SEÇMEN TERCİHİ VE ENFLASYON

Enflasyonun, “seçmen” kimlikleriyle yurttaşların politik tercihleri üstünde çok önemli etkisi olduğunu birçok ampirik çalışma ortaya koyuyor. Son 19 yılda yaşamadığı yüksek enflasyonu bu yıl ve 2023 yılında yaşayacak olan seçmenin AKP’den şimdiden belli ölçüde soğuduğu, yapılan araştırmalardan ortaya çıkıyor. Erdoğan, özellikle, bu büyük hatasını telafi etmenin derdinde ama çok geç.

Oldukça iyimser bir senaryo üretelim. Diyelim ki, ocak ayında yaşanan yüzde 11 artışın ardından, 2022’nin kalan 11 ayında, yukarıda bahsettiğim gibi ayda 7 ile 8,5 arasında artma potansiyeli olan fiyatlar, iyimser bir tahminle ayda ortalama yüzde 3’te kalsın. Böyle olsa bile, yıllık artış, mayısta yüzde 60, ekim ayında da yüzde 70 basamağına tırmanıyor. Sonraki aylarda baz etkisiyle yıllık oranlar inişe geçse bile aralık ayında 2022 yıllık enflasyonu yüzde 54’e yakın bir oranla yılı bitiriyor. Yani 2021’de yüzde 36 olan oran, 2022’de yüzde 54’e çıkmış oluyor.

Senaryoya devam edelim ve yine iyimser bir yaklaşımla, 2023’te aylık artışları yüzde 2’ye indirelim. Haziranda da seçimler var. Fiyat artışları 2023’te aylık yüzde 2’ye inse bile, Türkiye seçim düzlemine girilen günlerde yüzde 35-40 bandında bir enflasyonla hâlâ didişiyor olacak.

Bu iyimser senaryoya rağmen, Erdoğan’ın seçim düzleminde enflasyonla başı belada olacak. Alım gücünü büyük ölçüde yitirmiş, yapışkan bir enflasyon ile yoksullaşmış sadece alt sınıflardan değil, orta sınıftan da söz ediyoruz. Bunlar kentlerdeki beyaz ve mavi yakalılardan, kentteki emeklilerden, sayıları 8 milyon dolayındaki geniş tanımlı işsizlerden, kırdaki çiftçilere kadar geniş bir kesimi kapsıyor.

HAK MÜCADELESİ VE YÜKSELEN DALGA

2022’de aylık yüzde 3, 2023’te yüzde 2 aylık TÜFE artışı, oldukça iyimser bir senaryodur. Buna rağmen 2022’yi ağır bir enflasyon ile geçirmenin ardından, 2023’ün ilk yarısında hâlâ yüzde 35-40 enflasyonun ağırlığı altında olmaktan kurtulamamaktır. Gerçek, bu iyimser senaryodan daha katı olabilir ve bunun olma ihtimali, aslında daha yüksektir.

Enflasyonu geriletmek üzere bir programı olmayan Erdoğan, tersine “Enflasyonla mücadele” başlıklı bir işe girişmenin, ekonomide durgunluğa yol açacağını ve bunun da farklı bir seçmen memnuniyetsizliği yaratacağını bilmektedir. Böyle bir durumda enflasyonla mücadele yerine, büyümeyi zorlamak, bunu öne çıkarmak; enflasyonun kayıplarını da asgari ücret-maaş zamları ile telafi ediyormuş görünmek, ya da kozmetik önlemler alarak algıdan medet ummak, Erdoğan’ın elinde kalan umutsuz, boş hamlelerdir. Enflasyon, Erdoğan’ı siyaseten ezmektedir ve bu daha da ağırlaşacaktır.

Önümüzdeki günler, örnekleri çoğaldığı gibi, sert enflasyon karşısında reel gelir kayıplarına uğrayan kent çalışanlarının, emeklilerin, işsizlerin, tarım üreticilerinin haklı protesto, grev ve direnişlerini yükseltecekleri, gelir kaybının telafi edilmesi için ekonomik mücadele haklarını kullanmak istedikleri günler olacaktır.

Bu dönemde muhalefet partilerinden beklenen, bu haklı hareketlerin daha çok yanında olmak, onları cesaretlendirmek ve politik gerçekleri daha görünür kılmaktır. Bu derin yoksullaşmadan AKP’nin, tek adam hatalarıyla ülkeyi bir uçurumun kenarına getiren Erdoğan’ın ağır sorumluluğu, kitlelere daha net, açık ve anlaşılır biçimde anlatılırsa, protestolar, direnişler daha güçlü bir biçimde desteklenirse, soruna kalıcı çözümler üretmenin yolu daha da kısalır.

Okumaya devam et

EKONOMİ

JPMorgan frene bastı, BofA kârı aldı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Küresel yatırım bankalarının Türkiye pozisyonlarında dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Bir yanda JPMorgan, 2018’den bu yana ilk kez Türkiye kurumsal kredi görünümünü “ağırlığını artır” seviyesinden “nötr”e çekti. Diğer yanda Bank of America, Türk lirası carry trade pozisyonunu kârla kapattı.

Bu iki karar birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo şu: Yabancı yatırımcı Türkiye’den tamamen çıkmıyor; ancak artık “yüksek faiz-getiri” hikâyesini daha seçici, daha kısa vadeli ve daha korumacı bir risk yönetimiyle izliyor.

JPMorgan ne yaptı?

JPMorgan’ın kararı, Türkiye varlıklarına yönelik sert bir satış tavsiyesi değil. Ancak banka, Türk şirket tahvillerinde daha önce taşıdığı iyimser ağırlığı azalttı. Türkiye görünümünün “nötr”e çekilmesi, yabancı yatırımcının artık yüksek getiri potansiyelinin yanında artan riskleri de daha fazla dikkate aldığını gösteriyor.

Raporda öne çıkan risk başlıkları şöyle:

Türkiye’nin temel dış dengesinde bozulma, enerji fiyatlarındaki artış, jeopolitik riskler, yerel siyasi belirsizlik, erken seçim ihtimali, yeniden dolarizasyon riski ve şirketlerin döviz açık pozisyonları.

Bu tablo özellikle Türk şirket tahvilleri açısından önemli. Çünkü kurumsal kredi yatırımcısı sadece ülke faizine bakmaz; şirketlerin döviz borcu, nakit akışı, dış finansmana erişimi ve kur şoklarına dayanıklılığına da bakar.

BofA ne yaptı?

Bank of America ise Ocak ayında dolar/TL’de 46,20 seviyesinden açtığı 3 aylık kısa dolar/TL pozisyonunu, kur 44,89 seviyesine geldiğinde kârla kapattı. Bu işlem, klasik anlamda TL carry trade stratejisinin başarılı bir örneği oldu.

Yani BofA, yüksek TL faizinden kazandı; aynı zamanda kurun vadeli piyasanın ima ettiği seviyeden daha aşağıda kalmasından ek getiri elde etti. Ancak pozisyonun kapatılması “TL hikâyesi bitti” anlamına gelmiyor. Banka, dolar/TL’nin ileride de vadeli piyasanın ima ettiği seviyelerin altında kalabileceğini belirtirken, TL’de nominal değer kaybı hızının artabileceği uyarısını da yaptı.

Bu mesajın sade karşılığı şu: TL hâlâ getiri sunuyor, fakat aynı pozisyonda kalmanın riski arttı.

Bu kararların arkasındaki ana senaryolar

1. Kâr realizasyonu senaryosu

BofA’nın hamlesi öncelikle kâr realizasyonu olarak okunmalı. Carry trade pozisyonlarında yatırımcı sonsuza kadar beklemez. Faiz getirisi oluştuğunda ve kur beklenenden daha sakin kaldığında pozisyon kapatılır.

Bu, Türkiye’den çıkıştan çok, “elde edilen kârı masaya koyma” hamlesidir.

2. Siyasi risk senaryosu

JPMorgan’ın raporunda siyasi belirsizlik vurgusu dikkat çekiyor. Türkiye piyasalarında son haftalarda muhalefet partisi ve yargı süreçleri üzerinden oluşan politik gerilim, BIST, tahvil ve kur tarafında dalgalanma yarattı.

Yabancı yatırımcı açısından en büyük risk, ekonomi programının seçim veya siyasi baskı nedeniyle gevşetilmesi ihtimalidir. Erken seçim senaryosu gündeme gelirse, piyasa bunu kamu harcamalarında artış, kredi genişlemesi, ücret ayarlamaları ve dövize yönelim riskiyle birlikte fiyatlar.

3. Dolarizasyon senaryosu

Türkiye’de yerleşiklerin yeniden dövize dönmesi, yabancı yatırımcının en yakından izlediği başlık. Yüksek faiz ve kontrollü kur politikası TL’ye ilgiyi artırmıştı. Ancak seçim beklentisi, enerji şoku veya siyasi belirsizlik artarsa, yerli yatırımcı yeniden döviz talebine yönelebilir.

Bu durumda Merkez Bankası rezervleri güçlü olsa bile, rezervlerin ne kadarının piyasa stresinde kullanılacağı kritik hale gelir.

4. Enerji ve cari açık senaryosu

Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke. Orta Doğu kaynaklı gerilimler ve petrol-doğalgaz fiyatlarındaki artış, cari açık ve enflasyon üzerinden TL üzerinde baskı oluşturabilir.

Enerji fiyatı arttığında Türkiye’nin döviz ihtiyacı büyür. Bu da hem kur beklentisini hem enflasyon patikasını hem de şirketlerin maliyet yapısını bozar.

5. Şirketlerin döviz açık pozisyonu senaryosu

JPMorgan’ın dikkat çektiği en önemli başlıklardan biri şirketlerin döviz açık pozisyonu. Eğer şirketin geliri TL, borcu döviz ise kur artışı bilançoyu bozar. Kurumsal kredi yatırımcısı için bu doğrudan tahvil geri ödeme riskidir.

Bu nedenle JPMorgan’ın “nötr” kararı sadece Türkiye ekonomisine değil, Türk şirketlerinin döviz riskine yönelik de bir uyarıdır.

Yabancı yatırımcı Türkiye’den çıkıyor mu?

Hayır. Verilen mesaj “Türkiye’den çıkıyoruz” değil; “Türkiye riskinde daha seçici davranıyoruz” mesajıdır.

Yabancı yatırımcı için Türkiye hâlâ yüksek faiz, güçlü carry getirisi ve kontrollü kur nedeniyle cazip olabilir. Ancak risk primi düştükçe ve siyasi/jeopolitik risk arttıkça, aynı getiriyi almak için daha fazla risk taşımak gerekir.

Bu nedenle yabancı kurumlar artık uzun vadeli ve yüksek riskli pozisyonlar yerine; kısa vadeli, likit, yüksek kaliteli ve gerektiğinde hızla kapatılabilecek pozisyonları tercih ediyor.

Türkiye açısından ne anlama geliyor?

Bu gelişme ekonomi yönetimi için önemli bir uyarı niteliğinde. Çünkü Türkiye’nin son dönemdeki sermaye girişi büyük ölçüde güven, yüksek faiz ve kur istikrarı üzerine kuruldu.

Bu üç ayaktan biri zayıflarsa carry trade tersine dönebilir. Carry trade girerken döviz getirir, çıkarken döviz talebi yaratır. Bu nedenle sıcak para girişine dayalı rahatlama kalıcı sermaye girişiyle desteklenmezse kırılganlık üretir.

Piyasalar nasıl etkilenebilir?

Kısa vadede TL’de kontrollü seyir devam edebilir. Ancak kurda nominal değer kaybı hızlanırsa, yabancı yatırımcı yeni carry trade pozisyonu açmakta daha temkinli davranır.

Tahvil tarafında kısa vadeli ve yüksek kaliteli ihraçlara ilgi sürebilir. Buna karşılık uzun vadeli, düşük kaliteli veya döviz riski yüksek şirket tahvillerinde risk primi artabilir.

Borsada ise bankalar, ihracatçılar ve döviz pozisyonu güçlü şirketler ayrışabilir. Döviz açık pozisyonu yüksek, finansman maliyeti ağır ve iç talebe bağımlı şirketler daha kırılgan hale gelebilir.

Yabancı yatırımcı Türkiye’yi terk etmiyor, frene basıyor

JPMorgan ve BofA’nın kararları birlikte okunduğunda, yabancı yatırımcının Türkiye’ye bakışında yeni bir dönem başladığı görülüyor.

Artık mesele sadece yüksek faiz değil. Yatırımcı; kurun hızı, rezervlerin dayanıklılığı, siyasi belirsizlik, enerji faturası, cari açık, şirket bilançoları ve erken seçim ihtimalini aynı anda fiyatlıyor.

Türkiye için asıl sınav, carry trade ile gelen parayı kalıcı sermaye girişine dönüştürmek olacak. Aksi halde bugün kârla kapanan pozisyonlar, yarın daha büyük çıkış riskinin öncü sinyali haline gelebilir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Faizin olduğu yerde bereket olmaz”

Yayınlanma:

|

Yazan:

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Finans Merkezinde gerçekleştirilen 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, Necmettin Erbakan’ın faiz konusundaki sözlerini hatırlatarak küresel ekonomik sistem ile uluslararası ilişkilere yönelik alternatif çözümlerin mümkün olduğunu vurguladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ise 11 Haziran Perşembe günü gerçekleştireceği Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında yılın üçüncü faiz kararını açıklayacak.

“İslam ekonomisini ne kadar sahiplenirsek hedeflerimize o kadar çabuk ulaşırız”

İstanbul Finans Merkezi’nin ev sahipliği yaptığı 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi’nde kürsüye çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, küresel ekonomik sistem ile uluslararası ilişkilerde alternatif çözümlerin üretilebileceğine dikkat çekti. Konuşmasında insanlık ailesi olarak gerek ekonomik alanda gerekse uluslararası ilişkiler düzleminde çözümsüz olunmadığını ifade eden Erdoğan, bu doğrultuda daha fazla çaba harcanması gerektiğini belirtti.

İslam ekonomisinin sahiplenilmesi ile hedeflere ulaşma hızı arasında doğrudan bir bağ kuran Erdoğan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Daha adil bir dünya mümkün derken, insanlık ailesi olarak gerek ekonomide gerekse uluslararası ilişkilerde çözümsüz değiliz. Daha çok çaba harcamalıyız. İslam ekonomisini ne kadar sahiplenirsek hedeflerimize o kadar çabuk ulaşırız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvedeki hitabında Necmettin Erbakan’ın faiz konusundaki yaklaşımına ve sözlerine de özel bir atıfta bulundu. Kültürümüzde yer alan bereket kavramının önemine değinen Erdoğan, sömürünün, haksızlığın ve sadece kâr odaklı düşüncelerin olduğu yerlerde bereketin barınamayacağını dile getirdi.

Erbakan’ın faiz konusundaki duruşunu hatırlatan Erdoğan, faizin olduğu bir yerde bereketin tesis edilemeyeceğini savunarak şu açıklamalarda bulundu:

“Bizde bereket diye bir kavram vardır. Rahmetli Erbakan Hocamızın dediği gibi 1 liralık kazanç 2 liralık kazançtan üstündür. Faizin olduğu yerde bereket olmaz. Sömürünün, haksızlığın olduğu yerde bereket bulunmaz. Yalnızca kâr düşüncesinin olduğu yerde bereket kendisine yer bulamaz”

investing.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi

“Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir

Yayınlanma:

|

TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi bu yılın birinci çeyreğinde (Ocak-Şubat-Mart) geçen yılın aynı çeyreğine göre, yıllık bazda yüzde 2,5 büyüdü. Ancak bu oran piyasa beklentisi olan yüzde 2,7’nin altında kaldı.

Daha da önemlisi çeyreklik bazda büyüme fiilen “sıfır” (yüzde 0,1); bir önceki çeyreğe göre aslında büyümedik. Çeyreklik bazda yüzde 0,1’lik bu oran, ekonomik aktivite düzeyinin bir önceki çeyreğe oranla yatay bir seyir izlediğini gösteriyor.

Sanayi yıllık bazda yüzde 0,8 küçülürken, özellikle imalat sektörü kaynaklı küçülme çeyreklik verilere de yansıdı. Sanayi üretimi, yüksek faiz ortamı ve artan maliyetlerin etkisiyle ivme kaybederek büyümeyi aşağı çeken ana unsur oldu.

Tarım sektörü 2025 yılının derin küçülme oranlarından sonra nihayet yıllık bazda yüzde 4,6, çeyreklik bazda ise yüzde 5,9 büyüdü.

İnşaat sektörü ise 2025 yılında yüzde 10’un üzerinde seyreden rekor büyüme oranlarının ardından ilk çeyrekte yıllık bazda sadece yüzde 3,2 büyüdü, üstelik çeyreklik bazda yüzde 1,7 daraldı.

Sektörlerdeki zayıf görünümün yanında bilgi-iletişimdeki yüzde 9,5’luk oran çarpıcı görünse de bu durum büyük ölçüde 5G teknoloji altyapı yatırımlarına dayalı olduğu için kalıcı bir ivmelenme olmayabilir.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde büyümenin itici güçlerinden biri de yatırımlar yani gayrisafi sabit sermaye oluşumu (makine-teçhizat ve inşaat yatırımları). Bu kalem yıllık bazda yüzde 3 artış kaydedip büyümeye 0,8 puanlık katkı verse de çeyreklik bazda yüzde 2,2 küçüldü.

Stoklar ise büyümeye 0,5 puanlık pozitif katkı verdi. Çeyreklik bazda talep yavaşlarken üretilen malların bir kısmının satılamayıp rafa kalktığı anlaşılıyor olsa da bunun da teknik olarak büyüme rakamını yukarıda tuttuğu görülüyor.

Harcama yöntemiyle milli gelire bakalım;

Hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 4,8 arttı ancak çeyreklik artış yüzde 0,1’de kaldı. Talebin sıkılaşma adımlarıyla hız kestiği hissediliyor. Ama kimin talebi ve tüketimi? Zaten “program” dar ve sabit gelirliler üzerinde çalışıyor yıllardır. Yine de yüksek gelirlilerin ve servet transferinin etkisiyle doğan talebin baskılanması zor.

Devlet de harcamacı tarafta yerini aldı; yıllık bazda devletin nihai harcamaları yüzde 2,1 artarken, çeyreklik artış yüzde 3,3 oldu. “Kamuda tasarruf olmalı” derken, devletin harcamalarının artması büyük ikilemi ortaya koyuyor.

Asıl kırılganlık ihracatta. İhracat yıllık yüzde 12,7, çeyreklik yüzde 7,5 daralarak en zayıf halka oldu. Bu dengesizlik sebebiyle net dış ticaret, büyümeyi 2,5 puan aşağı çekti.

İhracattaki sorunlar yapısal nitelik taşıyor. Yüksek faiz, girdi maliyetlerindeki artış, kur baskısı, atıl kapasite ve dış talepteki durgunluk, hepsi bir arada etkisini gösterdi.

Nisan sonunda imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, ihracatçılar için yüzde 14’e indirilmesi olumlu bir adım; ancak yapısal sorunlar gündemdeyken bu düzenlemenin etkisi sınırlı kalacak. Sanayinin dış rekabet gücü zayıfladıkça ihracat üzerindeki baskı artmaya devam edecek. Bu sürecin işsizliği yukarı taşıması kaçınılmaz görünüyor.

Program hedefiyle gerçek arasındaki makas açıklanamaz hale geldi. Talebin baskılanması ve kur kontrolüne dayanan mevcut program, enflasyonla mücadelede somut bir ilerleme sağlayamıyor. Öte yandan iç ve dış talebi belirgin şekilde soğuttuğu anlaşılıyor. “Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.