Connect with us

BANKA HABERLERİ

Kârlılık baskısı, arazi satışları ve yönetim değişikliği: İş Bankası’nda ne oluyor?

İş Bankası’nda bir dönem kapanıyor: Adnan Bali sonrası yeni güç dengesi…
Hakan Aran Şişecam’a, Cahit Çınar İş Bankası’nın başına…
Grubun zirvesindeki eş zamanlı değişiklik sıradan bir görev değişimi mi, yoksa İş Bankası Grubu’nda yeni bir dönemin başlangıcı mı?

Yayınlanma:

|

Türkiye’nin en büyük özel bankalarından Türkiye İş Bankası’nda uzun yıllar sonra grubun güç dengelerini de etkileyebilecek önemli bir yönetim değişikliği yaşandı.

7 Ağustos 2026’da açıklanan kararlarla İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın 31 Ağustos itibarıyla bankadaki görevlerinden ayrılarak Şişecam Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenmesi kararlaştırıldı.

Aran’ın yerine ise halen İş Bankası Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürüten H. Cahit Çınar’ın, BDDK’ya yapılacak bildirim ve gerekli izinlerin ardından 1 Eylül 2026 itibarıyla İş Bankası Genel Müdürü olması kararlaştırıldı.

Aynı gün Şişecam cephesinde de çok önemli bir gelişme yaşandı.

Uzun yıllar İş Bankası’nın en etkili yöneticilerinden biri olan ve son olarak Şişecam Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Adnan Bali görevinden ayrıldı.

Bali’nin yerine Hakan Aran getirildi.

Böylece İş Bankası Grubu’nun iki önemli merkezinde aynı anda koltuk değişimi gerçekleşmiş oldu:

İş Bankası: Hakan Aran → H. Cahit Çınar

Şişecam: Adnan Bali → Hakan Aran

Bu tablo ilk bakışta basit bir görev değişimi gibi görünse de İş Bankası Grubu’nun yönetim tarihi açısından çok daha önemli anlamlar taşıyor.

Adnan Bali dönemi gerçekten kapandı mı?

Adnan Bali, İş Bankası tarihinde yalnızca eski bir genel müdür olarak değerlendirilmesi zor bir isim. 2011 yılında İş Bankası Genel Müdürlüğü görevine gelen Bali, yaklaşık 10 yıl boyunca bankanın en tepesinde görev yaptı.

2021 yılında Genel Müdürlüğü Hakan Aran’a devrettikten sonra ise İş Bankası Grubu’nun amiral gemilerinden Şişecam’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi. Dolayısıyla Bali’nin İş Bankası Genel Müdürlüğü’nden ayrılması, grubun yönetiminden tamamen çekilmesi anlamına gelmemişti.

Tam tersine Şişecam Başkanlığı, Bali’nin İş Bankası Grubu içindeki etkinliğinin devam ettiği en önemli pozisyonlardan biri olarak görülüyordu. 7 Ağustos 2026’da gerçekleşen istifayla bu dönem önemli ölçüde sona ermiş oldu. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Yaşanan değişimi “Bali ekibinin tamamen tasfiyesi” şeklinde okumak için henüz yeterli veri bulunmuyor.

Çünkü hem Hakan Aran hem de H. Cahit Çınar İş Bankası’nın kendi kurumsal yapısından yetişen yöneticiler.

Bu nedenle yaşananları bir tasfiyeden çok, grubun üst yönetimindeki kuşak ve görev değişimi şeklinde değerlendirmek daha doğru olabilir.

Asıl soru bundan sonra ortaya çıkacak: Yeni yönetim, Bali döneminde oluşturulan stratejik çizgiyi devam ettirecek mi, yoksa İş Bankası Grubu yeni bir yönetim anlayışına mı geçecek?

Hakan Aran bankadan ayrılmıyor, grubun sanayi merkezine geçiyor

Hakan Aran açısından gelişmenin en dikkat çekici tarafı ise İş Bankası Grubu’ndan tamamen ayrılmaması.

Aran, bankanın Genel Müdürlüğü’nden grubun en stratejik sanayi yatırımlarından Şişecam’ın Yönetim Kurulu Başkanlığına geçiyor. Bu nedenle değişimi Hakan Aran’ın sistem dışına çıkması şeklinde değerlendirmek yanlış olur. Tam tersine Aran’ın ağırlığı artık bankacılıktan doğrudan reel sektör ve sanayi tarafına kayıyor.

Şişecam sıradan bir iştirak değil. Türkiye İş Bankası’nın yüzde 50’nin üzerinde payla kontrol ettiği, onlarca ülkede faaliyet gösteren ve Türkiye’nin en büyük küresel sanayi şirketlerinden biri konumunda.

Bu nedenle Şişecam Yönetim Kurulu Başkanlığı İş Bankası Grubu içerisindeki en kritik görevlerden biri.

Dolayısıyla ortaya ilginç bir yönetim modeli çıkıyor: Bankanın günlük yönetimi Cahit Çınar’a bırakılırken, Hakan Aran grubun sanayi tarafındaki en önemli şirketinin başına geçiyor.

Bu tercihin önümüzdeki yıllarda İş Bankası’nın iştirak politikası açısından önemli sonuçları olabilir.

Zamanlama neden dikkat çekici?

Yönetim değişikliğini önemli hale getiren unsurlardan biri de zamanlaması. İş Bankası, Türkiye’nin aktif büyüklüğü, kredi ve mevduat hacmi bakımından en büyük özel bankalarından biri olmayı sürdürüyor.

2026’nın ilk çeyreğinde banka yaklaşık 4,9 trilyon TL Aktif Büyüklüğe ulaşırken 20,4 milyar TL net kâr açıklamıştı. 2026 ilk yarısında Aktif Büyüklük %10 artarak 5 trilyon TL olurken; net kâr 30 milyar TL’de kalmış 2025 ilk yarı karlılığına göre sadece %1 arttı. Aynı dönemde Bankacılık Sektörü karlılığını ortamala %25 artırırken bankadaki kâr erozyonu yaşandığı görüldü.

Kısaca; kârlılık rasyoları büyüklük kadar güçlü bir tablo ortaya koymadı ve rekabetin gerisinde kaldı. Ki kârlılığın 2025’e göre sadece %1 artması reel olarak gerilemesi anlamı taşıyor.

2026 ilk yarısında İş Bankası’nın; ortalama özkaynak kârlılığı yüzde 16,6; ortalama aktif kârlılığı yüzde 1,5; sermaye yeterlilik oranı %15,4’e gerilerken; takipteki kredi oranı %3,8’e yükseldi. Faaliyet giderleri/faaliyet gelirleri oranı ise yüzde 61,6 seviyesinde gerçekleşti.

Özellikle yüksek enflasyon ortamında nominal bilanço ve kâr büyüklüğünün tek başına başarı göstergesi olarak değerlendirilmesi yanıltıcı olabilir.

Bankalar açısından asıl kritik gösterge, büyüyen özkaynağın üzerinde sürdürülebilir bir getiri üretilebilmesidir. Bu nedenle İş Bankası’nın önümüzdeki dönemde en önemli gündem maddelerinden birinin kârlılığın kalitesini ve sermaye getirisini yükseltmek olması beklenebilir.

Büyük bilanço her zaman yüksek kârlılık anlamına gelmiyor

İş Bankası’nın karşı karşıya bulunduğu temel sorunlardan biri de tam olarak burada ortaya çıkıyor.

Banka büyüyor. Kredileri büyüyor. Mevduatı büyüyor. Aktifleri büyüyor. Fakat yüksek enflasyon ortamında bilanço büyüklüğündeki nominal artış ile gerçek ekonomik getiri birbirinden ayrılmak zorunda.

Özellikle özkaynak kârlılığının enflasyonun belirgin şekilde altında kaldığı dönemlerde bankanın reel anlamda sermaye üretme kapasitesi tartışmalı hale geliyor. Bu durum sadece İş Bankası’na özgü değil. Türkiye’de bankacılık sektörünün önemli bölümünün son yıllardaki temel problemlerinden biri nominal kâr ile reel kârlılık arasındaki farkın açılması.

Dolayısıyla yeni Genel Müdür Cahit Çınar’ın önündeki en önemli dosyalardan biri muhtemelen sermaye verimliliği olacak.

Gayrimenkul ve arazi satışları neden tartışılıyor?

İş Bankası Grubu açısından son dönemde dikkat çeken diğer gelişme ise gayrimenkul varlıklarının değerlendirilmesi. Burada İş Bankası’nın doğrudan sahip olduğu gayrimenkuller ile grup şirketi Şişecam’ın arazi satışlarını birbirinden ayırmak gerekiyor.

Özellikle Şişecam’ın İstanbul Beykoz’daki yaklaşık 117 dönümlük arazisinin yaklaşık 171 milyon dolar karşılığında satılması kamuoyunda ciddi tartışma yaratmıştı.

Hakan Aran ise söz konusu satışın rasyonel olduğunu savunmuş, satış sayesinde Şişecam’a milyarlarca liralık nakit girişi sağlandığını belirtmişti.

Ancak konu yalnızca bir gayrimenkul satışı olarak görülmemeli. Türkiye’de finansman maliyetlerinin son derece yüksek olduğu bir dönemde şirketlerin atıl veya faaliyet dışı varlıklarını nakde dönüştürmesi finansal açıdan anlaşılabilir.

Fakat kritik soru şudur: Varlık satışıyla yaratılan kâr ve nakit, operasyonel faaliyetlerden yaratılan sürdürülebilir kârlılığın yerini almaya başlıyor mu?

Eğer cevap evetse, bilanço açısından çok daha dikkatli analiz yapılması gerekir. Çünkü arazi bir kez satılır. Operasyonel kâr ise her yıl yeniden üretilmek zorundadır.

Gayrimenkul satışı ile operasyonel başarı birbirine karıştırılmamalı

Finansal analiz açısından bu ayrım son derece önemli.

Bir şirket 5 milyar TL faaliyet kârı üretip 10 milyar TL değerinde gayrimenkul satarsa dönem sonunda yüksek nakit ve kâr rakamlarına ulaşabilir.

Ancak bunun önemli bölümü tekrarlanabilir değildir.

Bu nedenle İş Bankası Grubu açısından önümüzdeki dönemde yatırımcıların yalnızca açıklanan net kâra değil; net faiz gelirlerine, net faiz marjına, ücret ve komisyon gelirlerine, kredi kalitesine, iştirak gelirlerine, özkaynak kârlılığına, sermaye yeterliliğine ve tek seferlik varlık satışlarından gelen kazançlara ayrı ayrı bakması gerekiyor.

Cahit Çınar’ın önünde nasıl bir İş Bankası var?

Yeni Genel Müdür H. Cahit Çınar, Türkiye’nin en büyük ve en karmaşık finansal gruplarından birinin yönetimini devralıyor.

Üstelik oldukça zor bir ekonomik dönemde. Yüksek faizler, kredi büyümesine yönelik sınırlamalar, reel sektörde bozulan nakit akışları, artan sorunlu kredi riski ve bankacılık sektöründe daralan reel kârlılık alanı yeni yönetimin önündeki temel sorunlar olacak.

İş Bankası açısından bunun üzerine bir de dev iştirak portföyünün etkin yönetimi ekleniyor. Dolayısıyla yeni dönemde bankanın sadece büyüklüğünü koruması yeterli olmayacak.

Büyüklüğü kârlılığa dönüştürmesi gerekecek.

Şişecam cephesindeki sorun daha farklı

Hakan Aran’ın Şişecam’ın başına geçmesi de tesadüfi olmayan stratejik bir tercih olarak değerlendirilebilir.

Şişecam son yıllarda büyük ölçekli uluslararası yatırımlar yaptı. Buna karşılık küresel talep, enerji maliyetleri, finansman giderleri ve yatırım harcamaları şirketin sermaye verimliliğini daha önemli hale getirdi.

Şirket hisselerinin uzun dönem performansı da yatırımcılar tarafından eleştiriliyor. Dolayısıyla Hakan Aran’ın önünde artık bankacılık kârlılığından farklı bir problem bulunuyor: Dev bir sanayi şirketinde yatırımın geri dönüşünü ve sermaye verimliliğini artırmak.

Bu açıdan bakıldığında İş Bankası Grubu’nun 7 Ağustos kararları aslında iki ayrı görev tanımlıyor olabilir.

Cahit Çınar: İş Bankası’nın bankacılık kârlılığını ve sermaye verimliliğini artıracak.

Hakan Aran: Şişecam’ın yatırımlarını, bilançosunu ve sermaye getirisini yönetecek.

Adnan Bali’nin çekilmesi sembolik olarak çok önemli

Bütün bunların üzerinde ise Adnan Bali’nin Şişecam Başkanlığından ayrılması bulunuyor. Bali yaklaşık 15 yıldır İş Bankası Grubu’nun en görünür ve etkili yöneticilerinden biriydi. Önce İş Bankası Genel Müdürü, ardından Şişecam Yönetim Kurulu Başkanı olarak grubun stratejik kararlarında önemli roller üstlendi.

Bu nedenle 7 Ağustos 2026 tarihi İş Bankası Grubu açısından sembolik bir tarih olarak kayda geçebilir. Fakat “Bali dönemi tamamen sona erdi” sonucuna varmak için yalnızca isim değişikliğine bakmak yeterli değil. Asıl belirleyici olan bundan sonra alınacak kararlar olacak.

Yeni yönetim; iştirak portföyünde değişikliğe giderse, gayrimenkul satışlarını hızlandırırsa, sermaye dağılımını yeniden düzenlerse, Şişecam’ın yatırım politikasını değiştirirse, bankanın kredi ve büyüme stratejisinde farklılaşmaya giderse, o zaman gerçek anlamda yeni bir İş Bankası döneminden söz etmek mümkün olacak.

Asıl soru: Neden şimdi?

İş Bankası’nın 102 yıllık tarihinde yönetim değişiklikleri her zaman önemlidir.

Ancak bu değişiklik farklı. Çünkü aynı anda hem bankanın hem de grubun en büyük sanayi şirketinin tepesinde değişim yaşanıyor.

Üstelik bu değişim; bankacılık sektöründe reel kârlılığın tartışıldığı, yüksek faizlerin reel sektörü zorladığı, kredi risklerinin arttığı, Şişecam’ın büyük yatırımlarının geri dönüşünün yakından izlendiği ve grup varlıklarının daha etkin kullanılması gerektiğinin tartışıldığı bir döneme denk geliyor.

Bu nedenle 7 Ağustos kararlarını sadece iki yöneticinin koltuk değiştirmesi şeklinde okumak eksik kalacaktır.

İş Bankası Grubu’nda sermaye verimliliği, kârlılık ve iştirak yönetiminin yeniden şekilleneceği yeni bir dönemin işareti olabilir.

Ve belki de önümüzdeki dönemde cevap aranması gereken en önemli soru şu: Adnan Bali sonrası İş Bankası Grubu aynı stratejiyle yeni isimler tarafından mı yönetilecek, yoksa yeni isimlerle birlikte strateji de değişecek mi?

Bunun cevabını atamalar değil, önümüzdeki 12–24 ayda alınacak yatırım, iştirak, kredi, gayrimenkul ve sermaye dağılımı kararları verecek.

Bankavitrini.com | Haber Analiz

 

BANKA HABERLERİ

Akbank “Şehrin İyi Hali” projesinin 12. dönem başvurularını başlattı

Akbank Marka ve İletişim Başkanı Seçil Demiralp, “Yeni dönemde gönüllü sayımızı daha da artırmayı hedefliyoruz. Tüm gençlerimizi iyilik için harekete geçmeye davet ediyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Akbank’ın gençleri gönüllülükle tanıştıran toplumsal fayda projesi ‘Şehrin İyi Hali’nde 12’nci dönem başvuruları başladı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, proje, farklı sivil toplum kuruluşlarıyla (STK) işbirliği yaparak gençlere toplumsal fayda üretme ve kişisel gelişimlerini güçlendirme fırsatı sunuyor.

Bu kapsamda tüm üniversiteli gençlerin katılabileceği projede gençler, farklı sivil toplum kuruluşlarıyla (STK) bir araya gelerek toplumsal fayda çalışmalarında yer alacak ve kişisel gelişimlerini destekleyecek deneyimler kazanacak.

Bugüne kadar yaklaşık 25 bin gence ulaşan Şehrin İyi Hali, gençlerin sürdürülebilirlik, çevre, hayvan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve sosyal kapsayıcılık gibi alanlarda aktif rol almasını sağladı. Yeni dönemde de gençler, Türkiye’nin farklı alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelerek gönüllülük çalışmalarına katılacak.

Akbank, projeyle gönüllülük hareketini daha geniş bir alana yaymayı ve gönüllülüğün gençlerin hayatında kalıcı olmasını hedefliyor.

Şehrin İyi Hali gönüllülük etkinlikleri, bu yıl 10-25 Ekim’de 9 sivil toplum kuruluşuyla düzenlenecek. Gençler, Kurtaran Ev ile kulübe yapımı ve boyama, hayvanların bakımı ve gezdirilmesine destek olacak. ‘Kokopelli Şehirde’, Akmerkez’in terasındaki kent tarımı alanında ekoloji ve sürdürülebilir yaşam deneyimi sunarken, Türkiye Down Sendromu Derneğinde kapsayıcılık seminerinin yanı sıra kule yarışları ve pizza atölyeleri gerçekleştirilecek. ‘Bilim Virüsü’nün düzenlediği eğitimlerde de afet farkındalığı üzerine temel kavramlar konuşulacak.

Gençler, ‘Hadi İşaretin’ özel tasarlanmış kutu oyunuyla işaret diline yönelik etkinliklerde yer alırken, Çorbada Tuzun Olsun Derneği ile evsiz bireyler için mutfakta gıda üretimine ve sokakta dağıtım faaliyetlerine destek olacak. Türkiye Omurilik Felçliler Derneği ile tekerlekli sandalye birleştirme çalışmalarına katılacak gençler, engelli bireylerin günlük yaşamda karşılaştıkları zorlukları yakından gözlemleme fırsatı elde edecek. Gençler ayrıca ‘Hayat Tamircisi’ eşliğindeki ‘İkinci Şanslar’ atölyesinde engelli hayvanlar için yürüteç üretecek ve DenizTemiz Derneği/TURMEPA ile gerçekleştirecekleri kıyı temizliğinde topladıkları atık miktarlarını ölçüp, su altı ekosistemine verilen zararları gözlemleyecek.

Şehrin İyi Halinin 12’nci dönemi, gençlerin gönüllülük deneyimini kutlamak amacıyla düzenlenecek özel konserle sona erecek. Gönüllülük programını tamamlayan tüm gençlere sertifika verilecek. Tüm üniversiteli gençler, istedikleri projeye ‘sehriniyihali.com’ adresi üzerinden başvurabiliyor.

– ‘Tüm gençlerimizi iyilik için harekete geçmeye davet ediyoruz’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Marka ve İletişim Başkanı Seçil Demiralp, Şehrin İyi Hali’nin, Akbank’ın insan odaklı sürdürülebilirlik yaklaşımının en güzel örneklerinden biri olduğunu belirtti.

Demiralp, projeye katılan gençlerin seçtikleri alanda gönüllü olarak farkındalık geliştirici atölyelere katıldığını aktararak, şu ifadeleri kullandı:

‘Gençler, bu çalışmalara katılarak sürdürülebilir bir dünya için emek verirken, aynı zamanda liderlik becerilerini, empati yeteneklerini ve sorumluluk duygularını geliştiriyor. Şehrin İyi Hali ile bugüne dek 25 bine yakın genç bu iyilik hareketinin bir parçası oldu. Yeni dönemde gönüllü sayımızı daha da artırmayı hedefliyoruz. Tüm gençlerimizi iyilik için harekete geçmeye davet ediyoruz.’

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Elektronik Parada Yaprak Dökümü

Elektronik Para Sektöründe Lisans Tasfiyesi Hızlandı: 2020 Sonrası Kurulan 12 Şirketin İzni İptal Edildi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Papel Elektronik Para’nın faaliyet izninin iptaliyle elektronik para ve ödeme kuruluşlarında lisans tasfiyesi yeniden gündemde. 2020 ve sonrasında kurulan şirketler arasında son dönemde art arda lisans iptalleri yaşanması dikkat çekiyor.

Türkiye’de elektronik para ve ödeme hizmetleri sektöründe lisanslı kuruluş sayısındaki değişim dikkat çekici bir boyuta ulaştı. Papel Elektronik Para ve Ödeme Hizmetleri A.Ş.’nin faaliyet izninin iptal edilmesiyle, özellikle son yıllarda sektöre giren şirketlerin önemli bölümünün faaliyet dışına çıktığı görülüyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) resmi mevzuat kayıtlarında Papel’in faaliyet izninin iptaline ilişkin karar 23 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Papel’e elektronik para kuruluşu olarak faaliyet izni 27 Ekim 2022 tarihinde verilmişti. İptal kararı 6493 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerine dayandırıldı.

2020 sonrası kurulanlarda tablo dikkat çekiyor

Hazırlanan listeye göre, 2020 ve sonrasında kuruluş izni/faaliyet başlangıcı bulunan 12 elektronik para ve ödeme kuruluşunun lisansı iptal edilmiş durumda.

Bunlar arasında:

  • IQ Money – 2020 kuruluş
  • Paybull – 2020 kuruluş
  • Vizyon – 2021 kuruluş
  • VepAra – 2022 kuruluş
  • FZY – 2022 kuruluş
  • TTM – 2022 kuruluş
  • ParaQR – 2022 kuruluş
  • Parolapara – 2022 kuruluş
  • Payco – 2022 kuruluş
  • Papel – 2022 kuruluş
  • Paypole – 2023 kuruluş
  • Junomoney – 2025 kuruluş yer alıyor.

TCMB’nin resmi ödeme sistemleri mevzuat sayfası da 2025-2026 döneminde Paybull, IQ Money, Paypole, Papara, Pay Fix, Klon, TTM, ParaQR, Parolapara, Vezne24, Junomoney, Payco, TRPOS ve son olarak Papel hakkında faaliyet izni iptali kararlarını listeliyor.

Sadece eski şirketler kapanmıyor

Buradaki önemli ayrıntı, lisans iptallerinin yalnızca uzun yıllardır faaliyet gösteren kuruluşlarla sınırlı olmaması.

Tam tersine, son birkaç yıl içerisinde kurulmuş ve elektronik para/ödeme sektörüne yeni oyuncu olarak giren şirketler de lisans kaybedenler arasında bulunuyor.

Papel bunun son örneği oldu. Şirketin elektronik para kuruluşu olarak faaliyet izni 2022 yılında verilmişti; TCMB’nin 18 Eylül 2026 tarihli kararıyla izin iptal edildi ve karar 23 Eylül’de Resmî Gazete’de yayımlandı.

6493 sayılı Kanun’daki gerekçeler dikkat çekiyor

Lisans iptallerinde tek bir gerekçe bulunmuyor. Kullanılan hukuki dayanaklar arasında faaliyet izninden sonra faaliyete başlanmaması, iznin mevzuata aykırı beyan veya belgelerle alınması, ödeme kuruluşunun gerekli şartları kaybetmesi, faaliyetlerin güvenli şekilde yürütülmesini tehdit eden durumlar ve gerekli tedbirlerin süresinde alınmaması gibi hükümler bulunuyor.

Dolayısıyla her şirket için “aynı nedenle kapatıldı” şeklinde bir değerlendirme yapmak doğru değil.

Bir de birleşmeler var

Sektördeki küçülme yalnızca lisans iptallerinden ibaret değil.

Moka, PayU ve Paynet gibi kuruluşlar ise birleşme/devralma süreçleri nedeniyle faaliyet izinlerinin sona ermesi kapsamında değerlendirilmiş durumda. Bu nedenle hazırlanan listeye dahil edilmemiş olmaları, editoryal açıdan önemli bir ayrım.

“200 firma daha kaldırılır mı?”

Elektronik para sektöründeki lisanslı kuruluş sayısındaki değişim konusunda uzun süredir yapılan bir sektör tahmini yeniden gündeme geldi.

Özel toplantılarda yıllardır “Türkiye’nin 200 lisanslı firmayı daha kaldırabileceği” yönündeki tahminini dile getiren sektör gözlemcilerinden gelen değerlendirmeler, son dönemde yaşanan lisans iptalleri sonrasında yeniden tartışılmaya başladı.

Ancak burada kritik soru şu: Sektör gerçekten kaç lisanslı kuruluşu taşıyabilir?

Çünkü mesele yalnızca şirketlerin kapanması değil. Sermaye yeterliliği, teknik altyapı, iç kontrol, uyum, bilgi güvenliği, işlem hacmi, müşteri sayısı ve sürdürülebilir gelir modeli gibi unsurlar, lisanslı bir ödeme veya elektronik para kuruluşunun ayakta kalabilmesi açısından giderek daha önemli hale geliyor.

“200 firma” tartışmasının asıl önemli tarafı

Bugün itibarıyla ortaya çıkan tablo, sektörde bir eleme ve konsolidasyon sürecinin yaşandığını gösteriyor. Fakat bundan hareketle gelecekte kesin olarak 200 şirketin daha kapanacağını söylemek mümkün değil.

Asıl dikkat çekici soru ise şu: Türkiye’de ödeme ve elektronik para sektöründe kaç şirket gerçekten sürdürülebilir bir iş modeline sahip?

Papel’in de lisansının iptal edilmesiyle birlikte, 2020 sonrası kurulan kuruluşlar açısından ortaya çıkan tablo bu sorunun daha yüksek sesle sorulmasına neden oluyor.

Bankavitrini’nin notu: Hazırlanan listede birleşme nedeniyle faaliyet izni sona eren Moka, PayU ve Paynet yer almıyor. Liste, lisans iptali ile birleşme nedeniyle faaliyetin sona ermesini birbirinden ayırıyor.

Kaynak: TCMB ödeme sistemleri mevzuat kayıtları ve 23 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK’ta ŞOK KARAR: Üst Mahkeme de Dolandırılan müşteriyi haklı buldu!

Yayınlanma:

|

“Tanımlı cihaz” savunması bankayı kurtarmadı: Akbank müşterisinin 158 bin TL’lik zararı bankaya kaldı

Daha önce de haberleştirdiğimiz; Akbank müşterisinin hesabından bilgisi ve rızası dışında kredi kullanılması ve para transferleri yapılması üzerine açılan davada banka bir kez daha kaybetti. AKBANK’ın Üst Mahkemeye yaptığı itiraz mahkeme tarafından reddedildi!

Mersin 1. Tüketici Mahkemesi’nin müşteriyi haklı bularak Akbank’ın 158.825,96 TL’yi yasal faiziyle birlikte ödemesine karar vermesinin ardından banka kararı istinafa taşıdı.

Ancak Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, Akbank’ın istinaf başvurusunu esastan reddetti. 10 Eylül 2026 tarihli karar, HMK 362/1-a kapsamında kesin olarak verildi.

329 bin TL kredi çekildi, peş peşe transferler yapıldı

Dava dosyasına göre olay 4 Mayıs 2024 tarihinde meydana geldi.

Müşterinin hesabından bilgisi ve rızası dışında 329.300 TL kredi kullanıldı. Ardından farklı işlemlerle üçüncü kişilerin hesaplarına para transferleri gerçekleştirildi.

Dosyadaki hesaplamaya göre müşterinin gerçek zararı 158.825,96 TL olarak belirlendi. İlk derece mahkemesi bu tutarın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte Akbank’tan tahsiline karar verdi.

Banka: “İşlemler müşterinin güvenli cihazından yapıldı”

Akbank savunmasında işlemlerin müşterinin tanımlı ve güvenli cihazından gerçekleştirildiğini, iki faktörlü doğrulama ve MSISDN doğrulamasının bulunduğunu belirtti.

Banka ayrıca müşterinin şifre güvenliğini sağlayamadığını ve telefona bulaşan zararlı yazılımların üçüncü kişilerin erişimine neden olmuş olabileceğini savundu.

Ancak BAM bu savunmayı zararın bankaya ait sorumluluğu ortadan kaldıran yeterli bir gerekçe olarak kabul etmedi.

Mahkemenin kritik tespiti: Güvenli cihaz kullanılması bankayı kurtarmıyor

Kararın en dikkat çekici bölümlerinden biri, işlemlerin müşterinin tanımlı güvenli cihazından gerçekleştirilmiş olmasına rağmen bankanın güvenlik yükümlülüğünün ortadan kalkmadığının açıkça belirtilmesi.

Bilirkişi incelemesinde;

  • 15.000 TL para transferi,
  • 329.300 TL kredi kullanımı,
  • ardından 37.500 TL ve 95.000 TL tutarında transferler

olmak üzere işlemlerin kısa süre içerisinde art arda gerçekleştirildiği belirlendi.

Mahkemeye göre bu hareketlilik, müşterinin olağan hesap hareketleriyle uyumlu olduğunun banka tarafından ortaya konulamadığı için olağan dışı finansal hareketlilik ve dolandırıcılık riski taşıyordu.

“Alarm üretmesi gerekiyordu”

Kararın merkezindeki değerlendirme ise bankanın güvenlik sistemine ilişkin.

Bilirkişi heyeti, söz konusu işlemlerin dolandırıcılık örüntüsüyle uyumlu olduğunu ve bankanın güvenlik sistemlerinde alarm üretmesi gerektiğini belirledi.

Buna rağmen işlemlerin müşterinin bilgisi ve rızası dahilinde olduğunun yeterince doğrulanmadan gerçekleştirildiği ve bankanın gerekli güvenlik önlemlerini almadığı sonucuna varıldı.

Raporda açıkça “bankanın güvenlik sürecinde zafiyet bulunduğu” kanaatine yer verildi.

BAM: Banka sadece sistemi kurmakla sorumluluktan kurtulamaz

Adana BAM 17. Hukuk Dairesi kararında bankaların “güven kurumu” niteliğine dikkat çekildi.

Kararda, internet bankacılığı hizmetini sunan bankanın, gelişen dolandırıcılık yöntemlerine karşı gerekli güvenlik altyapısını oluşturması, sistemi güncel tutması ve usulsüz işlemler ortaya çıktığında gerekli önlemleri alması gerektiği vurgulandı.

Daha da önemlisi mahkeme, müşterinin internet bankacılığını kullanmasının bankanın mevduatı koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını belirtti.

Müşterinin de sorumluluğu var ama…

Karar, internet bankacılığı dolandırıcılıklarında bütün sorumluluğu otomatik olarak bankaya yükleyen bir yaklaşım da ortaya koymuyor.

BAM kararında müşterilerin de şifrelerini ve kişisel bilgilerini korumak, bilgisayar ve telefonlarını sanal saldırılara karşı korumak ve gerekli dikkat ve özeni göstermek zorunda oldukları belirtiliyor.

Ancak somut olayda müşterinin kişisel bilgilerini üçüncü kişilerle paylaştığına ilişkin delil bulunmadığı vurgulandı.

Kararda; “…davacının önceki hesap hareketleri içerisinde dava konusu işlemlerle benzer nitelikte ve tutarda işlemler bulunduğuna ilişkin finansal kayıtların da sunulmadığı, bu haliyle işlemlerin bankanın güvenlik mekanizmaları bakımından dikkat ve kontrol gerektiren mahiyette olduğu, işlemlerin tanımlı güvenli cihaz kullanılarak gerçekleştirilmiş olmasının ise bankanın gerekli güvenlik tedbirlerini alma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı, tüm bu nedenlerle ortaya çıkan zarardan davalı bankanın sorumlu olduğu, ilk derece mahkemesince aynı yönde kanaat içeren bilirkişi heyet raporu doğrultusunda davanın kabulüne yönelik verilen kararın usul ve esas bakımından hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmiştir…” cümlesi yer alması mahkemenin bundan sonraki benzer davalarda da bakış açısını ortaya koydu.

Bankanın istinaf başvurusu reddedildi

Adana BAM 17. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu sonucuna vardı.

Banka tarafından yapılan istinaf başvurusu HMK 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddedildi.

Daire ayrıca kararın kesin olduğuna hükmetti.

Bankacılık sektörü açısından önemli bir emsal tartışması

Kararın önemli tarafı yalnızca 158 bin TL’lik zararın müşteriye ödenmesi değil.

Mahkeme, bankaların elektronik bankacılık sistemlerinde yalnızca “şifre doğru mu, cihaz tanımlı mı?” kontrolü yapmasının her durumda yeterli olmayabileceğine işaret ediyor.

Çünkü somut olayda işlemler müşterinin tanımlı cihazından yapılmış olsa bile; işlem tutarı + işlem sırası + müşterinin geçmiş işlem davranışı + kredi kullanımı + hemen ardından üçüncü kişilere transfer birlikte değerlendirildiğinde bankanın güvenlik sisteminin şüpheli hareketliliği yakalaması gerektiği kabul edildi.

Bu yaklaşım, özellikle son yıllarda artan mobil bankacılık dolandırıcılıklarında “İşlem müşterinin telefonundan yapılmış, dolayısıyla banka sorumlu değildir” şeklindeki savunmaların tek başına yeterli olmayabileceğini gösteriyor.

Kısacası;

Müşterinin telefonu kullanılmış olabilir.

Tanımlı cihaz kullanılmış olabilir.

Ancak banka, işlemlerin müşterinin olağan finansal davranışıyla uyumlu olup olmadığını ve dolandırıcılık riski taşıyıp taşımadığını da değerlendirmek zorunda.

Bu dosyada mahkemenin vardığı sonuç ise net: Akbank’ın güvenlik sürecinde zafiyet bulundu ve ortaya çıkan 158.825,96 TL’lik zarardan banka sorumlu tutuldu.

Karar 10 Eylül 2026 tarihinde kesin olarak verildi.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist, Bankacı Bilirkişisi Sc: 48413

bankavitrini.com

******************

Dolandırılan müşteri davayı kazandı. Ödeme yapmayan AKBANK’ı İcraya verdi

Dolandırıcılık davasında Mahkeme kararı: Banka sorumlu, para iade

Dolandırıcılık Davasında Şok Rapor: Banka Kusurlu!

 

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.