Connect with us

EKONOMİ

Türkiye’deki aktif 258 OSB arasında UŞAK OSB 12. sırada yer aldı

Tekstil, seramik ve gıdanın lokomotif sektörler olarak öne çıktığı Uşak Organize Sanayi Bölgesi (OSB), Türkiye’de aktif 258 OSB arasında firma sayısı bakımından 12’nci sırada, çalışan sayısı bakımından 33’üncü sırada yer alıyor.

Yayınlanma:

|

Ege İhracatçı Birlikleri’nin (EİB) DÜNYA gazetesi işbirliğinde düzenlediği Ege İhracat Buluşmaları’nın dördüncü toplantısı Uşak Organize Sanayi Bölgesi ev sahipliğinde gerçekleşti. Çevre, geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik politikalarında Türkiye’nin öncü illerden biri olan Uşak, 2021 yılında ihracatını yüzde 54’lük artışla 240 milyon dolardan 368 milyon dolara taşıdı. Toplantıda, Uşak’ın iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak, karbon salınımını düşürmek için döngüsel ekonomiye yaptığı yatırımlarla öne çıktığı belirtilirken, ilin Türkiye’nin tekstil geri dönüşüm sektörünün yüzde 72’sini tek başına gerçekleştirdiği vurgulandı. Toplantıda Uşak’ın geri dönüşümün başkenti olduğu vurgulanırken, tüm Türkiye’ye örnek olabileceği kaydedildi.

AĞAOĞLU: UŞAK OSB TÜRKİYE’DE AKTİF 258 OSB ARASINDA 12’NCİ SIRADA

Uşak’ta tekstil, seramik ve gıda sektörlerinin lokomotif sektörler olarak öne çıktığını ifade eden Uşak Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Halil Ağaoğlu, “644 hektar alan üzerinde kurulu olan bölgemiz faaliyetteki 303 firmasıyla 15 bin kişiye istihdam sağlıyor. Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) verilerine göre, Uşak Organize Sanayi Bölgesi Türkiye’de aktif 258 OSB arasında firma sayısı bakımından 12. sırada, çalışan sayısı bakımından 33. sırada yer alıyor. Bölgemize gelen yoğun yatırım taleplerini karşılamak amacıyla çalışmalarına hız verdiğimiz 614 hektar büyüklüğe sahip 3. Genişleme Alanımızı ilimize ve ülkemize kazandırdık” açıklamalarında bulundu.

Katma değeri yüksek, sürdürülebilir, ileri teknoloji ürünlerin Uşak OSB’den çıktığını vurgulayan Ağaoğlu, “Türkiye’den ve bölgeden katma değeri yüksek, ileri teknoloji içeren ürünler çıkmasına zemin hazırlayacak Uşak OSB Teknopark binası projesini hayata geçirdik. Bu projemizle Üniversite–Sanayi işbirliğini arttırdık. ARGE kuruluşlarına birçok avantajı sağlayan teknopark binamızda 11 atölye ve 28 ofis bulunmaktadır. Sanayide yeşil dönüşümü desteklemek ve ekonomik avantaj elde etmek için YEŞİL OSB olma yolunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunun için 14 bin metre karelik alana kurduğumuz çevre dostu Solar Çamur Kurutma Tesisi sayesinde, Atıksu Arıtma Tesisimizden çıkan aylık 800 ton çamurun 350 tonunu güneş enerjisi ile kurutuyoruz. Aynı kapasiteye sahip ikinci Kurutma Tesisimiz için çalışmalarımıza başladık” ifadelerini kullandı.

Türk tekstil geri dönüşüm sektörünün yüzde 72’sini Uşak’ın tek başına karşıladığının altını çizen Ağaoğlu, “Ülke ekonomisine ciddi katkı sağlayan bölgemizde imalatlar sonucunda oluşan tekstil teleflerini yok etmek ve Atıksu Arıtma Tesisinden çıkan çamurları enerjiye dönüştürmek amacıyla 4 bin 500 metre kare alan üzerine katı atık yakma tesisini kurduk. Bu atıklar Yakma tesisimizde, çevre mevzuatına uygun olarak yakılarak çıkan buhar enerjiye dönüştürülüyor. Tesisimizde aylık 600 bin Kilowatt saat enerji elde edilecek. Geri Dönüşüm sektörünün kalbi Uşak’ta atmaktadır. Ayrıca Uşak’ta Tekstil, deri, plastik, alüminyum ve kauçuk geri kazanımı yapılmaktadır. Bu sayede günlük 2.716 ton, yıllık ise 978 bin ton hammadde geri dönüştürülerek çevre kirliliği yaratacak atıklar ekonomiye kazandırılıyor” diye konuştu.

TİMURHAN: UŞAK İHRACATINA TOPLAM 32 MİLYON DOLAR DESTEK SAĞLANDI

İhracata sağladıkları desteğin 2021 yılında toplamda 46,1 milyar dolara ulaştığını belirten Türk Eximbank Ege Bölge Müdürü Gülom Timurhan, “2022 yılı ilk 5 ayda 9 milyar dolar nakdi kredi 11 milyar dolar alacak sigortası olmak üzere ihracata yaklaşık 20 milyar dolar destek sağlandı. Uşak, 2021 yılında önceki yıla göre yüzde 54’lük artışla 368 milyon dolar ihracat gerçekleştirerek Ege Bölgesi’nde en çok ihracat artışı gerçekleştiren ilimiz oldu. Bankamız 2021 yılında Uşak ihracatına 48 milyon dolar nakdi kredi, 55 milyon dolar alacak sigortası olmak üzere yaklaşık 103 milyon dolar destek sağladı. 2022 yılı Mayıs ayı sonu itibarıyla ise 9 milyon dolar kredi 23 milyon dolar alacak sigortası olmak üzere Uşak ihracatına toplam 32 milyon dolar destek sağlandı” ifadelerini kullandı.

KANDEMİR: UŞAK TEKSTİL GERİ DÖNÜŞÜMÜN YÜZDE 72’SİNİ KARŞILIYOR

Geri dönüşüm sektörünün Uşak’ta yoğun bir şekilde yer almasının AB Yeşil Mutabakat’a adaptasyonu kolaylaştırdığını belirten Uşak Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kandemir, “Ege Bölgesinde geri dönüşüm, tekstil, seramik, deri ve gıda başta olmak üzere birçok alanda faaliyet gösteren bir kentiz.

Son yıllarda üniversitenin büyümesi, yatırımların artması, genç ve dinamik nüfusuyla sürekli yükselen bir grafik çizmekteyiz. Uşak’ta; Yıllık yaklaşık 10 milyon 400 bin battaniye üretimi ile Türkiye battaniye sektörünün %80’ni, 708 bin ton tekstil geri dönüşümü ile tekstil geri dönüşümü sektörünün yüzde 72’sini, 72 bin ton küçük baş hayvan derisinin işlenmesi ile sektörün yüzde 60’ını, 55 milyon metrekare duvar ve yer seramiği üretimi ile sektörün %15’ini karşılıyoruz” açıklamalarında bulundu.

Dolaylı ihracat ile beraber Uşak ihracatının 800 milyon dolar civarında olduğunu belirten Kandemir, “İlimizden direk olarak 2021 senesinde 368 milyon dolarlık ihracat yaptık. Bu sene ilk 5 ayda, 161 milyon dolarla geçen seneden yüzde 25 daha fazla performans gösterdik. Bir aksilik olmazsa bu performansı sene sonuna kadar sürdürmek istiyoruz. Uşak; ihracatının büyük bölümünü, tekstil ve hammaddeleri, su ürünleri, halı, hazır giyim ve konfeksiyon, deri, seramik ve gıda gibi belli başlı sektörlerden yapıyor. Bu ürünlerin en az ihracat rakamımız kadarını da İstanbul gibi merkezlerden yapıyoruz. Ama ihracatlar ilimizin hanesine yazılmıyor tabi. Dolaylı ihracatı da kattığımızda Uşak ihracatının 750-800 milyon dolar civarında olduğunu görüyoruz” dedi.

Türk hazır giyim firmaların Rusya’da 800, Ukrayna’da ise 200 mağazası olduğunu, hazır giyim sektörünün bu ülkelerde kullandığı ipliklerin önemli bir kısmının Uşak’ta üretildiğini söyleyen Kandemir, “Rusya’ya ya hazır giyim sektöründen yaptığımız ülke ihracatı son 3 ayda %35’lik düşüş gösterdi. Buda ilimizin dolaylı ihracatını önemli düzeyde etkilemiş durumda. Tüm olumsuzluklara rağmen bu zorlukları da el birliği ile aşacağımıza inanıyoruz” şeklinde konuştu.

ESKİNAZİ: KALAN 80 KENTİMİZ UŞAK GİBİ OLMALI!

Son yıllarda döngüsel ekonomiye yaptığı yatırımlarla Uşak’ın diğer iller arasında öne çıktığını vurgulayan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Uşak Organize Sanayi Bölgesi’nin Geri dönüşüm ile ilgili önemli bir kümelenme örneği olduğunu söyledi. Eskinazi, “Ege İhracatçı Birlikleri olarak son 4 yıldır sürdürülebilirlik, sıfır atık, inovasyon, Ar-Ge, tasarım, dijitalleşme ve mesleki eğitim en çok önem verdiğimiz başlıklar. Türkiye’nin ilk sıfır atık belgesine sahip ihracatçı birliğiyiz. Dünya’nın en önemli sürdürülebilirlik inisiyatifi Global Compact’a üye olan ilk ihracatçı birliği olduk. EİB bünyesinde Sürdürülebilirlik ve Projeler Departmanını oluşturduk, Ticaret Bakanlığımızın desteği ile sürdürdüğümüz tüm Uluslararası Rekabetin Geliştirilmesi (URGE) Projelerimizi Sürdürülebilirlik temalı kurguluyoruz. Uşak Organize Sanayi Bölgesi’ndeki firmalarımız bir URGE Projesinde bir araya gelmek istedikleri takdirde kendilerine her türlü desteği vermeye hazırız” diye konuştu.

Uşak’ın ihracatına en çok katkı sağlayan sektörün 82 milyon dolarla tekstil olduğunun altını çizen Eskinazi, “Uşak’tan 78 milyon dolarlık halı ihraç edilirken, hayvansal mamuller sektörümüz 73 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. İlk üç sektörümüzden sonra en çok ihracat yapan sektörlerimiz 48 milyon dolarlık ihracatla hazırgiyim, 25 milyon dolarla seramik, 23 milyon dolarla deri ve 22 milyon dolarla meyve sebze sektörlerimiz oldu. Uşak, 2022 yılının Ocak – Mayıs döneminde ihracatını yüzde 25’lik artışla 129 milyon dolardan, 162 milyon dolara taşıdı. Tekstil, Hayvansal Mamuller, Halı, Konfeksiyon, Deri, Seramik, Meyve Sebze ihracatı öne çıkan sektörler” dedi. İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak, karbon salınımını düşürmek için döngüsel ekonomiye yoğunlaşılması gerektiğini ve Uşak’ın bu noktada örnek bir kent olduğuna işaret eden Eskinazi, “Birliğimiz üyelerinin yoğun olduğu Uşak ilindeki tekstil geri dönüşüm sektörü, döngüsel ekonomi bakımından yüksek bir potansiyele sahip. Uşak rejenere iplik üretimi yapan birçok üreticiye sahip ve yüzde 72 oranındaki katkısıyla Türkiye’nin tekstilde geri dönüşüm merkezidir. Tekstil atıklarının yanı sıra Türkiye’de pet atıklarının da yüzde 35’i Uşak’ta işleniyor. Türkiye, Paris İklim Anlaşmasına attığında 560 milyon ton olan seragazı salınımını 2053 yılına kadar sıfırlamayı taahhüt etti. Bu hedefe ulaşmak için seragazı salımımızı yüzde 80 düşürecek adımları atmalıyız. Bunun da yolu döngüsel ekonomiden geçiyor. Türkiye, sera gazı salımını düşürmek için Uşak dışındaki 80 kentinin de Uşak standartlarına gelmesi için çabalamak durumunda” değerlendirmelerinde bulundu.

ÖZTAN: ÇORAP İHRACATININ YARISI UŞAK İPLİĞİNDEN YAPILMA

TOBB Atık ve Geri Dönüşüm Sanayi Meclisi Başkan Vekili ve Öztan İplik Yönetim Kurulu Başkanı Arif Öztan, Uşak’ın ihracatıyla ilgili olarak 365 milyon doların küçük bir rakam olduğunu vurgulayarak, “Bunun önemli bir etkeni Rusya,Ukrayna ve Arap ülkelerine ihracat yapıyor olmamız. Bu ülkelerde yüksek vergiler var. Ayrıca biz ara malcıyız. Çorap ipliğinin yüzde 50’si geri dönüşümden elde edilir. 1,5 milyar dolarlık çorap ihracatının yarısı Uşak ipliğinden yapılma. Nihai maldan geriye gelirsek, Gaziantep’in halı ihracatı dünyada birinci. Buradan örnek verirsek, halının sırtındaki iplik geri dönüşümdür. Jütün maliyeti artınca bizim ipliğimiz alternatif oldu” diye konuştu. Öztan, tekstil ve hazırgiyim olarak sektör ikiye bölündüğü için ihracat rakamlarının gerçekte olduğundan daha az göründüğünü sözlerine ekledi.

SEZER: HAZIR GİYİMDE KULLANILAN İPLİĞİN YÜZDE 40’INI UŞAK DÖNÜŞTÜRÜYOR

Uşak Ticaret Borsası Başkanı Uşak Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Sezer, Uşak’ta şu an yıllık bazda geri dönüşümden elde edilen rakamın, ekili pamuk arazisinin yüzde 30-35’ine tekabül ettiğini, yapılan su tasarrufunun Ankara’nın bir yıllık su tüketimini karşıladığını söyledi. Sadece tekstilde değil hayvancılıkta da bir geri dönüşüm yaşandığını kaydeden Sezer, “Biz tavuk ayağını çöpe atıyorduk. Bir firmamız Çin’e ihraç etmeye başladı. Bu alanda Türkiye’de tek. Ayrıca dericilik sektörü de hayvancılığın geri dönüşümüdür. Uşak bunu da yapıyor” dedi. Uşak’ta ihracatını diğer iller üzerinden yapan firmalar olduğunu belirterek, “Uşak nihai ürün üreticisi bir il değil, hammadde üretiyoruz. Beyaz yakalıların Uşak’a gelmesi için ilin gelişmesi gerekiyor. Bugün hazır giyim sektörü için kullanılan ipliğin yaklaşık yüzde 40’ı Uşak ipliği. Türkiye’de, 1 milyon 600 bin ton pamuk tüketimi var. Ancak, 700 bin tonunu üretiyor, büyük bir ksımını ise ithal ediyoruz” dedi.

Duygu Göksu – Dünya

Okumaya devam et

EKONOMİ

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor

Yayınlanma:

|

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.

Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.

Üç aylık tablo

Ay Toplam ödeme İç borç servisi İç borçlanma planı
Haziran 2026 686,6 milyar TL 554,9 milyar TL 543,8 milyar TL
Temmuz 2026 681,8 milyar TL 616,3 milyar TL 708,7 milyar TL
Ağustos 2026 644,3 milyar TL 595,8 milyar TL 595,8 milyar TL
Toplam 2,013 trilyon TL 1,767 trilyon TL 1,848 trilyon TL

Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.

Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.

Kritik risk: Faiz yükü büyüyor

Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.

Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.

Piyasalar açısından anlamı

Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.

Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.

Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.

Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.

Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?

TL neden sulanabilir?

Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.

Bunun birkaç kanalı var:

1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır

  • Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
  • Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
  • Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.

2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır

  • Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
  • Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
  • Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.

3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır

  • Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
  • TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.

Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?

Burada kritik ayrım şudur:

Hazine piyasadan borçlanıyor.

Yani:

  • Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
  • Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.

Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.

Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.

Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:

  • Bankalardan,
  • Fonlardan,
  • Sigorta şirketlerinden,
  • Bireysel yatırımcılardan

borçlanıyor.

Asıl risk nerede?

Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.

Bugün:

  • 2 trilyon TL borç ödeniyor.
  • Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.

Yarın:

  • Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
  • Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.

Bu durum zamanla:

  • Faiz giderlerini büyütür
  • Bütçe açığını artırır
  • Vergi ihtiyacını artırır
  • Enflasyon baskısını yükseltir
  • TL üzerindeki güven baskısını artırabilir

“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”

Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”

Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.

Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?

Yayınlanma:

|

Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı.  Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.

Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?

Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:

Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.

Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.

Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.

Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.

Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.

Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.

Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?

Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.

Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.

Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.

Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.

Reel sektöre telafisi zor zararlar

Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.

Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:

1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.

2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.

3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.

4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.

5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.

6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.

Buna rağmen neden devam ediliyor?

Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.

TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.

Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:

Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.

Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.

Fatura kime çıkar?

Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.

En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.

İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.

Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.

Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.

Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.

Alternatif ne olmalı?

Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.

Öneriler:

Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.

KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.

Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.

Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.

Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.

Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.

Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli

Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.

Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.

Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Piyasaları Neden Sarstı?

Türkiye siyasetinde benzeri görülmemiş bir yargı kararı, yalnızca muhalefet dengelerini değil; ekonomi, piyasa güveni ve yatırımcı algısını da doğrudan etkiledi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte, Özgür Özel yönetiminin hukuken yok hükmünde sayılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden göreve dönmesi Türkiye’de siyasi tansiyonu bir anda yükseltti.

Bu karar yalnızca CHP içi bir kriz değil… Piyasaların gözünde bu gelişme, “Türkiye’de siyasi belirsizlik riskinin yeniden büyümesi” olarak fiyatlandı.

Piyasalar İlk Tepkiyi Nasıl Verdi?

Uluslararası basında yer alan ilk değerlendirmelerde, karar sonrası Türk hisse senedi piyasasında sert satışların yaşandığı, Borsa İstanbul’da %6’yı aşan düşüşlerin görüldüğü ifade edildi.

Ekonomide ilk etkiler şu başlıklarda hissedildi:

  • Borsa İstanbul’da satış baskısı arttı
  • Bankacılık hisselerinde volatilite yükseldi
  • CDS risk primi yeniden gündeme geldi
  • Döviz piyasasında kısa süreli tedirginlik oluştu
  • Yabancı yatırımcı tarafında “hukuki öngörülebilirlik” tartışmaları yeniden başladı

Özellikle bankacılık sektörü açısından siyasi istikrar algısı son derece kritik olduğu için, bu tür ani ve sistemik siyasi gelişmeler finans sektörünü doğrudan etkiliyor.

Ekonomiyi Neden Bu Kadar Etkiliyor?

Çünkü finans piyasaları “belirsizliği” sevmez.

Bir ülkede:

  • ana muhalefetin yargı kararıyla yönetim değişikliğine zorlanması,
  • siyasi kutuplaşmanın yeniden yükselmesi,
  • erken seçim ihtimalinin konuşulması,
  • sokak tansiyonu riskinin artması,

yatırımcı açısından “ek risk” anlamına geliyor.

Bu durumun sonucu ise genellikle:

  • daha yüksek faiz,
  • daha pahalı dış borçlanma,
  • daha düşük yabancı yatırım,
  • daha kırılgan kur dengesi oluyor.

19 Mart Süreci Hatırlandı

Ekonomi çevrelerinde en çok yapılan karşılaştırmalardan biri, 2025 yılında yaşanan siyasi operasyonlar sonrası ortaya çıkan finansal türbülans oldu.

Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sürecinde piyasalarda yaşanan sert hareketler ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik baskı yeniden gündeme geldi. Financial Times ve çeşitli ekonomi yorumcuları, yeni CHP krizinin benzer bir güven sorunu yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Bankalar Açısından Risk Ne?

En kritik başlıklardan biri de bankacılık sistemi.

Çünkü siyasi stres dönemlerinde:

  • mevduat dolarizasyonu artabiliyor,
  • kredi talebi bozulabiliyor,
  • yabancı fonlama maliyetleri yükselebiliyor,
  • bankaların sendikasyon maliyetleri baskı altına girebiliyor.

Özellikle son dönemde:

  • yüksek faiz,
  • sıkı kredi politikası,
  • reel sektörün finansman sıkıntısı,
  • artan tahsili gecikmiş alacaklar

zaten bankacılık sistemi üzerinde ciddi baskı oluşturuyordu.

CHP’deki bu kriz, ekonomide zaten kırılgan olan güven ortamına yeni bir stres testi ekledi.

“Mutlak Butlan” Kararı Neden Tarihi?

Türkiye siyasi tarihinde ilk kez büyük bir ana muhalefet partisinin kurultayı, “yok hükmünde” kabul edilerek eski yönetimin göreve dönüşüne karar veriliyor.

Bu nedenle karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değil;
aynı zamanda:

  • hukuk devleti,
  • demokratik süreçler,
  • siyasi istikrar,
  • yatırımcı güveni

başlıklarında da uluslararası yankı oluşturmuş durumda.

Önümüzdeki Süreçte Ne Olabilir?

Piyasaların dikkat edeceği kritik başlıklar şunlar olacak:

  1. CHP kararı Yargıtay’a taşıyacak mı?
  2. Parti içinde bölünme olur mu?
  3. Erken seçim tartışmaları büyür mü?
  4. Sokak tansiyonu yükselir mi?
  5. Yabancı yatırımcı Türkiye riskini yeniden fiyatlar mı?
  6. Merkez Bankası üzerindeki kur baskısı artar mı?

Güven Sarsıldı

Ekonomiler sadece faizle değil, güvenle yönetilir.

Bugün Türkiye’de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi liderlik değişimi değil… Piyasaların gözünde bu karar: “Türkiye’de siyasi ve hukuki öngörülebilirlik yeniden tartışmalı hale geliyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.

Ve finans piyasaları için bazen en büyük risk; ekonomik veriler değil, siyasi belirsizliğin kendisi olur.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.