Connect with us

Gülbeyaz Gergün

Pandemi lüks saatleri de vurdu

Yayınlanma:

|

Pandemi sürecinde, Turizm, havayolu taşımacılığı, özel okullar, inşaat sektörünü nasıl olumsuz etkilediği çok sık konuşuluyor ama alt sektörlerden çok olumsuz süreçler içine girenler oldu. Bunların başında da lüks saat üreticiler var.

Almanya’nın 175 yıllık geçmişe sahip olan en iyi saat üreticisi; A. Lange & Söhne başta olmak üzere; Rolex, Patek Philippe ve Audemars Piguet gibi markalar pandemi sürecinde lüks saat dükkanların kapalı olması, Çinlilerin Avrupa’ya gelişlerin durması saat sektörünü olumsuz etkiledi. İsviçre saat ihracatı % 26 düştü. Sektördeki Lobby grubu satışlarının % 80 düştüğünü açıkladı. Dünya pazar lideri Swatch, yılın ilk yarısında tarihindeki ilk zararı yaşadı.

İtalya’da saat sektörü % 30 ciro kaybı yaşadı. Saat satıcıları e-ticarete yönelip, ağırlık veremeye başladılar, fakat lüks saat tüketicileri aldıkları saati fiili görmeyi tercih ediyor. Alman saat üreticisi Junghans CEO’su Matthias Stotz, “internet satışları sayesinde ciro kaybı yaşamadıklarını” açıkladı.

Swatch, Tag Heuer ve Richemont gibi sektördeki büyük oyuncular da internete üzerine stratejiler geliştirmeye başladı. Örneğin Richemont, çevrimiçi perakendeci Yoox-Net-A-Porter‘ın çoğunluk hissesini satın aldı. Rolex gibi tartışmasız markalar henüz e-ticarete sıcak bakmıyor.

Dijital saat dünyası

Apple Watch dijital saat satışında rahat. Swatch CEO’su Nick Hayek, Apple’ı İsviçre saat endüstrisi için bir tehdit olarak görmüyor.

Swatch, artık akıllı saat trendine sıcak bakıyor. Kendi işletim sistemi olan Tissot-T-Touch-Connect‘e sahip. Tissot, Tag Heuer, hatta Patek Philippe gibi birçok üretici akıllı saatler üretmeye başlattı. Dijital saat dünyasına rağmen klasik lüks saatlere rabet düşmedi. Son 10 yılda lüks saatler % 60 değer kazandı.

Chrono24 veya Chronext gibi platformlarda Rolex Daytona 20.000 euro‘dan fazla veya Patek Philippe 52.000 Euro‘ya satış yapabilmektedir. Klasik saatler hala kolleksiyonlerlerin tercihi.

Kaynak: tagesschau.de

Okumaya devam et

EKONOMİ

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor

Yayınlanma:

|

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.

Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.

Üç aylık tablo

Ay Toplam ödeme İç borç servisi İç borçlanma planı
Haziran 2026 686,6 milyar TL 554,9 milyar TL 543,8 milyar TL
Temmuz 2026 681,8 milyar TL 616,3 milyar TL 708,7 milyar TL
Ağustos 2026 644,3 milyar TL 595,8 milyar TL 595,8 milyar TL
Toplam 2,013 trilyon TL 1,767 trilyon TL 1,848 trilyon TL

Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.

Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.

Kritik risk: Faiz yükü büyüyor

Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.

Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.

Piyasalar açısından anlamı

Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.

Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.

Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.

Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.

Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?

TL neden sulanabilir?

Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.

Bunun birkaç kanalı var:

1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır

  • Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
  • Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
  • Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.

2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır

  • Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
  • Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
  • Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.

3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır

  • Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
  • TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.

Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?

Burada kritik ayrım şudur:

Hazine piyasadan borçlanıyor.

Yani:

  • Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
  • Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.

Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.

Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.

Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:

  • Bankalardan,
  • Fonlardan,
  • Sigorta şirketlerinden,
  • Bireysel yatırımcılardan

borçlanıyor.

Asıl risk nerede?

Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.

Bugün:

  • 2 trilyon TL borç ödeniyor.
  • Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.

Yarın:

  • Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
  • Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.

Bu durum zamanla:

  • Faiz giderlerini büyütür
  • Bütçe açığını artırır
  • Vergi ihtiyacını artırır
  • Enflasyon baskısını yükseltir
  • TL üzerindeki güven baskısını artırabilir

“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”

Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”

Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.

Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Elektrikte Sessiz Devrim: Yenilenebilir Enerji Yüzde 62’yi Aştı

Yayınlanma:

|

Güneş, Doğal Gazı Geride Bıraktı: Elektrikte Yeni Dönem Başlıyor

BANKAVİTRİNİ.COM | Haber Analiz

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Nisan 2026 verileri, Türkiye’nin enerji dönüşümünde tarihi bir eşiğe ulaştığını gösteriyor. Toplam elektrik kurulu gücü 125.410 MW’a yükselirken, güneş enerjisi ilk kez doğal gazı geride bırakarak hidroelektrikten sonra Türkiye’nin ikinci büyük elektrik kaynağı konumuna yerleşti.

Nisan 2026 Elektrik Kurulu Güç Dağılımı

Kaynak Kurulu Güç (MW) Pay (%)
Hidroelektrik 32.338 25,8
Güneş 26.769 21,3
Doğal Gaz 25.013 20,0
Rüzgar 15.075 12,0
Yerli Kömür 11.565 9,2
İthal Kömür 10.456 8,3
Biyokütle 2.396 1,9
Jeotermal 1.798 1,4
Toplam 125.410 100

Kaynak: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Nisan 2026

Verilerin Anlattığı 5 Kritik Mesaj

1. Güneş Enerjisi Devrimi Yaşanıyor

En dikkat çekici gelişme güneş enerjisinde yaşanıyor.

2014 yılında yalnızca 40 MW seviyesinde bulunan güneş enerjisi kurulu gücü, 2026 başında 25 bin MW’ı aşmıştı. Nisan ayında ise 26.769 MW’a ulaşarak doğal gazı geçti. Bu artış son 12 yılda yaklaşık 650 katlık büyümeye işaret ediyor.

Bu durum Türkiye enerji tarihinde bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir.

2. Yenilenebilir Enerji Artık Sistemin Hakimi

Hidroelektrik, güneş, rüzgar, biyokütle ve jeotermal toplandığında yenilenebilir kaynakların toplam payı yüzde 62 seviyesini aşmış durumda.

Bu oran;

  • Avrupa ortalamalarının birçok ülkesinden yüksek,
  • Enerji arz güvenliği açısından önemli,
  • Cari açığın azaltılması açısından stratejik bir kazanım niteliğinde.

3. Doğal Gazın Önemi Devam Ediyor

Kurulu güç sıralamasında güneş öne geçse de doğal gaz halen sistemin “dengeleyici gücü” konumunda.

Çünkü:

  • Güneş gece üretim yapamıyor,
  • Rüzgar değişken üretim sağlıyor,
  • Doğal gaz santralleri birkaç dakika içinde devreye alınabiliyor.

Bu nedenle doğal gaz santrallerinin sistemden tamamen çıkması kısa vadede mümkün görünmüyor.

4. Kömür Hâlâ Büyük Oyuncu

Yerli ve ithal kömür birlikte değerlendirildiğinde toplam kurulu güç içindeki payları yaklaşık yüzde 17,5 seviyesinde bulunuyor.

Bu tablo şunu gösteriyor: Türkiye yenilenebilir dönüşümü hızlandırsa da baz yük ihtiyacını karşılamak için kömür santrallerinden vazgeçmiş değil.

5. 2035 Hedefleri İçin Yolun Üçte Biri Tamamlandı

Enerji Bakanlığı’nın hedefi güneş ve rüzgar kurulu gücünü 2035 yılında 120 bin MW seviyesine çıkarmak.

Bugün güneş ve rüzgarın toplamı 41 bin MW seviyesini aşmış durumda. Yani hedefin yaklaşık üçte biri tamamlanmış bulunuyor.

Bankacılık ve Finans Sektörü Açısından Ne Anlama Geliyor?

Bu dönüşüm yalnızca enerji sektörünü değil, bankacılığı da doğrudan etkiliyor.

Kazanacak Sektörler

  • GES yatırımcıları
  • RES yatırımcıları
  • Enerji ekipmanı üreticileri
  • Kablo ve trafo üreticileri
  • Enerji depolama sistemleri
  • Batarya üreticileri
  • Finansman sağlayan bankalar

Risk Altındaki Alanlar

  • Verimsiz doğal gaz santralleri
  • Eski teknoloji kömür santralleri
  • Karbon yoğun üretim yapan işletmeler

Özellikle yeşil finansman kredileri ve sürdürülebilirlik bağlantılı krediler önümüzdeki yıllarda bankaların en hızlı büyüyen kredi alanlarından biri olmaya aday görünüyor.

Reel Sektör İçin Sonuç

Elektrik maliyeti artık rekabet gücünün belirleyici unsurlarından biri haline geldi.

Son iki yılda kendi GES yatırımını yapan sanayi kuruluşları:

  • Enerji maliyetlerini düşürdü,
  • Döviz riskini azalttı,
  • Karbon düzenlemelerine karşı avantaj elde etti.

AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) dikkate alındığında, enerji dönüşümüne yatırım yapmayan ihracatçı firmalar önümüzdeki dönemde daha yüksek maliyetlerle karşılaşabilir.

Sonuç

Nisan 2026 verileri Türkiye enerji sektöründe sessiz ama çok önemli bir dönüşümün yaşandığını gösteriyor. Artık tartışma “yenilenebilir enerji büyür mü?” sorusundan çıkmış durumda.

Asıl soru şu: Güneş ve rüzgarın ağırlık kazandığı yeni enerji sisteminde depolama, şebeke yatırımları ve finansman altyapısı bu büyümeyi taşıyabilecek mi?

Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıllık enerji hikâyesi büyük ölçüde bu sorunun cevabına bağlı olacak.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.