Connect with us

EKONOMİ

Not verilmez, alınır!

Yayınlanma:

|

Cuma gecesi, piyasa kapanışı ardından, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, standart takviminin dışında bir kararla Türkiye’nin kredi notunu B2’den B3’e indirdi. Bu seviye, temerrüt anlamına gelen C sınıfının hemen bir basamak üzerinde yer alıyor. Kurum, not görünümünü ise durağan olarak belirledi. Mevcut not seviyelerine göre, Türkiye yatırım yapılabilir seviyenin Moody’s göre 5 basamak, Fitch’e göre 4 basamak ve S&P’ye göre 3 basamak aşağısında bulunuyor. Müsadenizle biraz zamanda geriye doğru yolculuk yapalım ve not verilmez alınır manşetimizin altını doldurmaya çalışalım.

2013 Mayıs ayında yatırım yapılabilir nota ulaşan Türkiye’de kabaca 9 yıl sonra neler olmuş?

TCMB’nin toplam brüt döviz ve altın rezervleri 133,5 milyar dolardan 108,6 milyar dolara geriledi (swap hariç net rezervler (eksi) 60,2 milyar dolar seviyesinde). Net uluslararası rezervler 54,5 milyar dolardan 11,8 milyar dolara geriledi. Yurtiçi yerleşiklerin gerçek ve tüzel kişilerin DTH (döviz tevdiat hesapları) 46,9 milyar dolardan 84,9 milyar dolara yükseldi. Dolarizasyon yani ters para ikamesi (yerel paradan kaçış) %33,9’dan %71,70 yükselerek rekor kırdı! Yabancı yatırımcı ise seneler içinde büyük göç misali arkasına bakmadan gitmiş: Yabancı yatırımcının hisse ve tahvil portföyü 152,3 milyar dolardan 17 milyar dolara gerilemiş. Ekonomik güven endeksi 107,4’den 93,4’de ; tüketici güven endeksi ise 95,5’den 68,5’e gerilemiş. Söz konusu dönemde ise TÜFE enflasyon %6,51’den %79,60’ya ; ÜFE ise %2,17’den %144,61’e yükselmiş.

16605387516bcb8815443b9c076c9dc9fe251b1950_1.jpg


Moody’s’in Türkiye’nin kredi notunu tarihte ilk defa B3’e indiren raporunun arkasında hangi gerçekler var?

Tükenen rezervler, cari açık, kükreyen enflasyon, ortodox olmayan para politikası, başarı ihtimalinin zayıf politikalar. Ne demişti Steve Jobs: Donanmaya katılmaktansa korsan olurum! Türkiye’nin cari işlemler fazlası verme mottosu ile yola çıktığı faiz indirimi, rekabetçi kur ve büyüme yönlü tercihine rağmen rekor kıran dış ticaret açığı ve zamanın ruhu ile uyumsuz para politikası, enflasyonun 24 yılın zirvesine iterken, kredi notu da tarihin en düşük seviyesine indi.

Pekâlâ Türkiye hangi ülkeler ile aynı not seviyesine sahip oldu? 

Angola, Bosna Hersek, Kırgızistan, Moğolistan, Nikaragua, Nijer, Tacikistan, Moldova ve Pakistan. Gerçekten yazık!

Dönelim Moody’s öncesi geçen haftaya…

ABD’de beklentilere oranla daha düşük gelen enflasyon rakamları geçen hafta küresel mali piyasalara âdeta doping etkisi yapmıştı. Hafta boyunca iyimser bir görünüm kaydeden küresel piyasalara paralel rekorlar kıran Borsa İstanbul 100 endeksi, Cuma günü %0,2 gerilerken, Bankacılık endeksinde düşüş ise %1,5 olarak gerçekleşti. Enflasyondan kaçan yerli yatırımcının rekorlar kırarak her gün kuzeye taşıdığı borsada kâr realizasyonu doğal ve sağlıklı olarak ele alıyoruz (yükselişin devamına çekince ile yaklaştığımızı kıymetli okurlarımız hatırlayacaktır).

Kur cephesinde ise kamunun süregelen desteği ile âdeta sabit kur rejimine geçilmiş gibi 17,95 seviyesinin etrafında yatay seyir geçen haftada da devam etti. TCMB’nin brüt döviz rezervlerinin Rusya kaynaklı fon akışı ile kabaca son 3 haftada 15 milyar dolar artmasına rağmen, swap hariç net rezervlerde aynı ölçüde bir artış olmaması USDTRY kurunun mevcut yatay seviyelerini korumasında etkili oldu.

ABD’de haftanın son iş günü 3 ayın zirvesinde sonuçlanan tüketici güveni ve aynı zamanda enflasyonun yavaşladığı emarelerinin ardından FED’in Eylül ayında 75 baz puanlık faiz artırımı yapma olasılığının azalmasıyla S&P 500 ve Nasdaq endeksleri üst üste dördüncü haftayı da yükselişle tamamladı. S&P 500 endeksi, ABD tüketici fiyatlarının beklenenden daha yavaş artmasının etkisiyle Haziran ortasındaki dip seviyesinden %15 yukarıda bulunuyor. FED’in Eylül ayında düzenlenecek olağan toplantısında 75bp yerine 50bp’lik faiz artışı yapma olasılığı da %58 seviyesinde fiyatlanıyor.

Hazır ABD’de borsalarından söz etmişken, Çin’in en büyük 5 kamu şirketinin ABD borsalarından çıkma kararı gündemin ilk sıralarına yerleşti. ABD ile Çin arasındaki diplomatik ve ekonomik gerilim tırmanırken, aralarında China Life Insurance, petrol devi Sinopec’in de bulunduğu Çinli beş kamu şirketi New York Borsası’ndan çıkacağını duyurdu.

2019 yılında halka arz edilen devlete ait petrol devi Saudi Aramco’nun hafta sonu açıklanan ikinci çeyrek kârı analist beklentilerini aşarak (yüksek petrol fiyatları, satılan hacimler ve rafinaj marjları ile desteklenerek %90 oranında yükselen bir artışla) 48,4 milyar dolar oldu. Brent cinsi petrolün varil fiyatı geçen haftalarda ön plana çıkardığımız 94 dolar seviyelerinde dip yapması ardından haftayı 97 dolar seviyelerinden karşılıyor. 94 dolar seviyesine azami dikkat etmekte fayda görüyoruz.

Brent cinsi ham petrol Ukrayna savaşı sonrası yükseldiği 139 dolar seviyesinden 98 dolar seviyelerine kadar gerilerken, Avrupa’da doğalgaz fiyatları kışın ‘acımasız’ geçeceğine işaret ediyor. Avrupa’nın toptan gaz fiyatı olan TTF’ye bağlı doğalgaz vadeli işlemleri, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Mart ayında tüm zamanların en yüksek seviyesi olan megavat-saat başına 230 Euro’dan işlem gördü. Avrupa genelinde ısı rekorları kıran kurak yaz bir kenara, Rus Gazprom, türbinlerle ilgili sorunları gerekçe göstererek Kuzey Akım boru hattından akışı azaltması, Avrupa’nın kıştan önce depolama kapasitesinin %80’ini doldurma hedeflerini de tehlikeye attı. Almanya’da enerji ile ilgili otoriteler,  Almanya’nın Rusya’ya bağımlılığını sona erdirmenin uzun vadeli maliyetinin “çok yüksek gaz fiyatı” olacağı konusunda uyardı. TTF geçen haftayı 205 eur/megavat-saat seviyesinden rekora yakın tamamladı. Avrupa’nın Ukrayna’daki savaşla mücadelesi, Rus dışı enerji kaynak arayışı ve yetersiz yağışların etkisi ile Avrupa’nın büyüme motoru Almanya zorlu bir takvimle mücadele ederken, EURUSD paritesi de 1,0240 seviyesine gerileyerek haftaya başladı.

İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE), İngiltere ekonomisine yönelik beklentilerini açıkladığı para politikası karar metninde ekonomik görünüme yönelik çizdiği olumsuz tablonun ilk emaresini Cuma günü açıklanan ve Mart 2021’den beri ilk defa çeyreksel bazda daralma kaydeden büyüme verilerinde görüldü: Haziran’da aylık bazda %-0,6 daralarak 2Ç22’de çeyreksel olarak %-0,1 küçüldü. Veri sonrası GBPUSD paritesi, 1,21 seviyesinin diplerine kadar gevşedi. Düşük büyümeye rağmen, yüksek enflasyonla mücadele kapsamında BoE’nin Eylül ayından da 50bp faiz artırımına gitmesi, akabinde ise 25 baz puanlık artışlarla ayağını gazdan kesmesine ihtimal tanıyoruz. Sterlin ve EUR’da riskleri mevcut ekosistemde aşağı yönlü görmeye devam ediyoruz. Kısa pozisyonumuz olmasa da, alım yönünde şimdilik pek de bir heyecanımız bulunmuyor.

Altının ons fiyatı haftayı 1,800 dolar seviyesinde tamamlayarak 1,835 dolar seviyesinde olan hedefimize bir adım daha yaklaşırken, gümüşün ons fiyatı ise önemli bir eşik olarak takip ettiğimiz 20,80 dolar seviyesinden haftayı kapattı. 20,80 seviyesinin üzerinde temiz bir haftalık kapanış ile daha da yukarıda 22 dolar seviyesini takip edeceğiz. Gram altında ise, 1,023 TL teknik seviyesinin üzerinde en temiz kapanış Cuma günü 1,038TL ile kaydedildi. Teknik mânâda sahne sırası 1,065TL’de görünüyor.

Bültenimizde bir müddettir yer verdiğimiz Ethereum ise haftayı beklentimize paralel 1,824 dolar teknik seviyesinin üzerinde tamamlayarak 2,000 dolar seviyesinin kıyısında işlem görüyor. Ethereum’da uzun bir zamandır beklenen arge çalışmasının Eylül ayında gerçekleşmesine kesin gözüyle bakılıyor. Böylelikle blok zincirinin enerji tüketiminde %99,95’lik bir azalma ve hızlı işlemlere hazırlanıyor. Bitcoin ise psikolojik de olsa iki ay ardından sonra ilk kez 25,000 dolar seviyesine yükselerek yatırımcısının yüzünü güldürdü. Radar menzilinde, Ethereum’da 2,400 ; Bitcoin’de ise 28,800 dolar seviyesi görülüyor.

ABD’de ekonomisinin yüksek enflasyonla başa çıksa bile ciddi bir gerilemeden kaçınabileceğine yönelik inanışların ivme kazanması ile haftanın son iş gününü yükselişle tamamlayan ABD borsalarını takiben yeni gün ve hafta başlangıcında Asya piyasalarında karmaşık bir seyir hâkim. Gösterge endeks Tokyo borsası %1 yukarıda işlem görürken, Çin’de bu sabah açıklanan büyümeye yönelik verilerin analist tahminlerini yakalayamaması sonrasıda (yavaşlamada Pekin’in sıfır COVID politikası etkili oluyor) Çin merkez bankası talebi canlandırmak için borç verme faiz oranlarında indirime gitti.

Mali piyasaların gündeminde bugün içeride bütçe dengesi; dışarıda ise ABD NY FED imalat endeks takip edilebilir. Çarşamba günü FED toplantı tutanakları, Türkiye’de ise Perşembe günü TCMB faiz kararı veri takviminde ön plana çıkıyor.

Hindistan’ın Warren Buffett lakaplı en tanınmış hisse senedi yatırımcısı Rakesh Jhunjhunwala, Pazar günü hayatını kaybetti . Kendi kendini yetiştirmiş bir milyarder için “sahip olduğum tek kural, hiçbir kuralın olmamasıdır” sözü de kendisi ile birlikte tarihe geçmiş oldu.

>Not verilmez, alınır!

2013 yılında yatırım yapılabilir not seviyesine yükselen Türkiye ekonomisinde geçen 9 senede neler olduğuna detaylı bir şekilde bültenimizde değinsek de, kanıma en çarpıcı grafik, yabancı yatırımcının Türkiye varlıklarındaki yaşanan keskin pozisyonlanma değişikliğinde oldu. Ne demişler, not verilmez alınır!

16605387510c5cbd3d7dd9bfcb086b252e4072e2be_2.jpg

>Avrupa Gaz Fiyatları

Avrupa’da gaz fiyatları 205 eur/megavat saat seviyesine yükseldi. Kurak yaz sonrası arz eksikliği ile birlikte konu ele alınırsa, Avrupa’yı âdeta soğuk ve pahalı bir kışın beklediğini düşünüyoruz.

16605387521414bcbf809cdec3a5f5943beed5640b_3.jpg

>Ethereum

1,824 dolar seviyesinde bulunan teknik seviyenin üzerinde haftalık bir kapanış yapan kripto paraların gümüşü Ethereum’da bir sonraki durak 2,400 dolar olarak görülüyor. 1,695 dolar seviyesinin geçilmesi ile girilen uzun pozisyonların zarar kes seviyesi (iz süren stop) 1,824 dolara yükseltilebilir.

1660538752b73b6138d518856f3def4f7b53566cb4_4.jpg

>Gram Altın

Gram altında 1,023 TL teknik seviyesinin üzerinde en temiz kapanış Cuma günü 1,038TL ile kaydedildi. Teknik mânâda sahne sırası 1,065TL’de görünüyor.

16605387526dbc12efeb9b842f232fdd64ba012e7e_5.jpg

İKTİSATBANK

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.