Connect with us

BANKA HABERLERİ

TÜRKİYE TARİHİNİN EN BÜYÜK MANİPÜLASYONUNUN KISA HİKAYESİ

Yayınlanma:

|

Bloomberg’in uluslararası sitesinde 15 Eylül’de Tuğçe Özsoy’un yaptığı haberin başlığı şöyleydi: “Türk Banka Hisselerindeki Canlanma (Boom) 5,1 Milyar Dolarlık Bir Bozgunla Son Buldu.”

**
Haberin yapıldığı tarihten sonra da borsa endeksinde, bilhassa da borsanın ana endeksi olan BİST-100 endeksini asıl sürükleyen alt endeks olan Bankacılık Endeksindeki (XBank) kayıp devam etti ve bu hesapla yatırımcıların kaybı yukarıda zikredilen 5,1 milyar doların da üzerine çıktı.
Bu haliyle yaşanan çöküş ve ona yol açan manipülasyon nicel olarak Türkiye tarihinin belki de en büyük manipülasyonu… Nitel olarak ise şüphesiz en büyük manipülasyonu…
Zira Türkiye tarihinde bir araya gelen bazı manipülatörlerin bir şirketin hisselerini suni olarak yukarı çıkarttığı ve astronomik rakamlara yükselttiği, evet vakidir. Bazen bu manipülasyonun bir yayılma ile benzer bazı şirketleri de yukarıya taşıdığı da görülmemiş değildir. Ancak bankacılık hisseleri gibi devasa piyasa değerindeki hisselerin tamamının aynı anda yukarı taşındığı bir manipülasyon ilk kez görülüyor.
Bu çapta bir manipülasyon büyük sermaye konularak yapılabilirdi ve birkaç spekülatörün normal şartlarda bunu başarması mümkün değildi.
Peki nasıl oldu da, oldu?

HADİ BİR SENARYO YAZALIM

Önce şunu söyleyelim bu aşağıda yazacağımız senaryoda deliller yeterince yoktur; olsa zaten senaryo olmazdı adı… Ama karineler boldur.
Hadi öyleyse başlayalım yazmaya…
Bir ülkede bir saray varmış. O ülkedeki sarayın sahibinin bir damadı varmış. O damat Amerikalarda üniversiteler okumuş. Finans minans, piyasa miyasa, türev mürev öğrenmiş, etmiş ezber.
O ülkenin ekonomisi yıllarca süren yanlış politikalar sonucu artık normal yollarla yönetilemeyecek derecede çıkmaza girince, tık nefes olup oturduğu yere çökünce; atılmış ortaya, demiş “çekilin ben doktorum!”
“Nası yapcan” demişler “Türev, mürev” demiş… Siz bilmezsiniz ben gördü kurs aldı eğitim demiş… “Vadeli piyasaları kullanacam, şapkadan tavşan çıkaracam.” demiş.
“E, peki yap” demişler… Yapmış!
Fakat türevden ziyade hızlı eğitimden olsa gerek türevler mürev işine dönmüş, piyasa da miyasaya dönmüş…
Arkasından ikide bir açıkladığı “yeni” ekonomi programları 2018’de karaya oturunca, “bir sürçen atın başı kesilmez” misali affolunmuş. Londra TL swap piyasasını sıkıştırmakla başlayan vadeli piyasadan tavşan çıkarma operasyonları, bankalarla TCMB arasında yine bir çeşit swapla yani Con Ahmet’in Devri Daim Makinesi yöntemiyle TCMB rezervlerini bir yandan satarken diğer yandan geri kiralama operasyonlarıyla devam etmişti.
Evliya Çelebi ağzıyla yazacak olsak “Bir zamanlar, gavur borsasında meşhur Buffet nam kefere şöyle dememiş mi idü?”:
Türev piyasaları finans dünyasının kitle imha silahlarıdır! deyu…
Çoluk çocuğun eline atom bombası verirsen ne olur? İşte o oldu Türkiye’de de…
Skandallar arş-ı âlâya çıkıp, ekonomi de bütün tavşanlara rağmen ikide bir kalp sektesi geçirmeye başlayınca bir bakıldı ki ortalıkta “at izi it izine karışmış!”
Yerine gelen ekip ekonomiyi bildiği gibi düzeltmeye kalktı. İlk sonuçlar başarılıydı. Ne var ki rayından çıkmış ekonomiyi raya sokmak o kadar kolay değildi.
Damadın ekibi de toptan tasfiye edilememişti. “Çalışıyorlardı” doğrusu… Ekonominin yeni vezirlerinin kavukları da bu çalışmalar sonucu bir gün aniden devriliverdi.
Damat Paşa sadarete gelemedi ama ona yakın ekipler geldi.
Sonra yeniden “a la damat” tavşan çıkarma operasyonları başladı. Kendisi değilse de fikirleri iktidardaydı!
Ekonomi yürümüyor muydu; kolayı var. “Bas bas paraları piyasaya” yürür her nasıl olsa!
İsterse o paralar karşılıksız olsun… İsterse büyüme zorla verdirilen iç kredilerle imal edilen bir hormonlu büyüme olsun.
Yok bu tür büyüme cari açığı mı patlatıyor? O zaman gelsin bir zamanların Reza Zarrab usulü yeni “cari açık kapatma” formülleri.
Maksat seçime kadar her formüle, her yola başvurmak… Yeter ki seçime kadar döviz kuru bir kez daha patlamasın.
Ne var ki şapkadan çıkan tavşanların çektiği büyüme katarı ikide bir yolda kalıyordu; sebebi de patlamış enflasyon ile beraberce gelen şiddetli iç-dış döviz talebiydi.
İç döviz talebi için katara bir tavşan daha eklendi; adına Kur Korumalı Mevduat dendi. İşin aslı bir cins devlet garantili “çıplak opsiyon”dan ibaretti. Riskin sınırı gökyüzü kadardı.
KKM’nin nefesi dövizi tutmaya bir yere kadar yetiyordu.
Putin’in paraları devreye girdi ama yine yeni tavşan lazımdı.
Saray çevresinde borsayı ve türevleri mürevleri bilen, bilmekle kalmayıp seven başka damatlar da vardı. Padişahın damatları değil belki ama onlar da birilerinin bir zamanlar damadıydı, yakışıklıydı, şimdi ama biraz kiloluydu; olsundu.
Neyse efendim uzatmayalım… Elbirliğiyle, kafa kafaya verip son ve en yeni tavşanı bu kez borsadan çıkarmaya karar verdiler.
Öyle ya, KKM’nin git gide tutamayacağı, tutsa da çok maliyetli olacağı paraların tam seçim öncesi dövize kaymasını ne önlerdi?
Bildiniz: Borsa!

“BURASI BORSA…” MI?

Fakat bunun için ama borsada sıkı bir “ralli”nin başladığının gösterilmesi gerekirdi. Böylece para dövize gitmeyecek, borsada TL’de kalacaktı.
Hem bir taşla iki kuş vurulacaktı. Bu seferki tavşan ikiz doğuran tavşandı.
Bakın ekonomi ne kadar iyi; hiç iyi olmasa borsa böyle gider mi denecekti.
Borsaya son 2 yılda yeni gelen 1,5 milyon civarındaki “yatırımcı”nın da eli bir süre beleşten para görecek, bunlar seçimde iktidar partisinin elini rahatlatacaktı.
Formül “Beyefendi”ye de pazarlanmıştı. Hem o hem de son Hazine Kethüdası ileride hem de pek şanssız bir zamanda borsadaki yükselişe kamuoyu önünde açıkça kefil bile olacaklardı.
Fakat bir sorun vardı.
Daha önce bu metot “Halka Arz Seferberliği” adı altında denenmiş, bir sürü borsaya açılma ehliyeti olmayan “hamili kart yakînimdir” şirketi borsaya açtırılarak “halk” -affınıza sığınarak, hicap eyleyerek söylüyorum- biraz şey edilmişti.
Ne de olsa meşhur Borsa argo deyişiyle “Burası Borsa…” idi “Kim kime…” idi! Olacak idi artık o kadar.
Ne var ki okşanırken biraz ürkmüş o ördekler bir daha aynı kümese nasıl sokulacaktı ki?
Devletlerin bazen pis işleri yaptırırken, haydutlarla, hırsızlarla, eşkıya ile çalıştıkları vaki değil miydi?
Borsanın da bu çeşitten sayılabilecek biraz “avantür” insanları vardı; adlarına güzel söylemek gerektiğinde “spekülatör”, kötü söylemek gerektiğinde “manipülatör” denirdi.
İktidar partisine yakın, ördek yolmakta ustalaşmış, yıllardır kümese dadanmış bu tilkilere nedense kimse dokunamıyordu.
Eh o zaman onlara gidilmeliydi.
Peki ama bu borsa operasyonu madem siyasi sonuçlar doğurmalıydı; o zaman o çapta büyük bir operasyon olmalıydı.
Hiç olmadığı, hiç görülmediği kadar büyük!

BANKA HİSSELERİNİN SİHİRİ

Borsanın ana endeksini uzun süreli kaldırmak gerekliydi; ama nasıl? Evvelce küçük şirketlerle denenmiş, savunma sanayi başta sanayi şirketleriyle denenmiş olmamıştı. Endeksi yukarı kaldırmak için uzun etkili bir “iktidar hapı” gerekiyordu. İktidar işin arkasındaydı, hap ise bankacılık hisselerinde bulundu.
Dört avantajı vardı banka hisselerinin: 1. Banka hisseleri yukarı kalkarsa endeks te başka hiçbir grup hissenin kaldıramadığı kadar yukarı kalkardı. Bankaların ana endeksteki ağırlığı bunu sağlıyordu. 2. Bankaların piyasa değerindeki bir yükseliş istenilen çapta büyük bir operasyonu mümkün kılacaktı. Başka hiçbir grup hisse o büyüklüğü sağlayamazdı. 3. Banka hisseleri uzun süreden beri özellikle iktidarın baskıları yüzünden üvey evlat muamelesi görmüş, çok ucuz kalmışlardı. İşe başlamak için o ucuzluk kullanılabilirdi. Dahası şimdiki güya “faiz lobisine karşı” YEM’leme nedeniyle “faiz lobisi” hiç olmadığı kadar semirmiş, kârları rekor kırmaktaydı. Yani o hisseler bir spekülasyon için idealdi. 4. İşin başını çekecek kamu banka hisseleriydi ve bunların halka açıklık ve takas durumu zaten iktidarın elindeydi. Yani, hiç değilse işin başında, manipülasyona taş koyacak hariçten gazelciler el yükseltemezdi.
Ha, işler ya ters giderse? Öyle ya uzun soluklu büyük bir operasyonda işlerin ters gitme ihtimali de git gide büyürdü.
Demek önlem almak gerekiyordu. Önce hızlı olmalıydılar ve çabuk sonuç alınmalıydı. Bu ise yüksek kredili çalışmayı gerektiriyordu. Borsa deyimiyle yüksek kaldıraçlı…
Fakat iktidarın bir planı vardı belki ama kiralık manipülatörlerin de vardı bir planı, üstelik onların peşine takılan daha küçük maceracıların da bir planı… Ve bu planların birbirine uyması doğrusu hiç de gerekmiyordu.
Yine de iktidar kanadı hepten tedbirsiz değildi. Borsanın kalabalıklaşmaya başladığı daha 2020 yılından kimi kamu bankası bu tür operasyonlarda işlerin ters gitme ihtimali karşısında devasa boyutta hisse geri alma kararlarını yönetim kurullarından geçirmiş, hîn-i hacette kullanmak üzere raflarına koymuşlardı.
Düğmeye basıldı…
Temmuz ortasından itibaren ama daha çok ağustostan bu yana bütün bir bankacılık hisseleri neredeyse 1 ay içinde % 150 şişirildi. Aynı dönemde Borsa İstanbul’un ana endeksi sadece % 50 civarı artmıştı ve bunun bile bir kısmı bankacılık hisselerindeki artışın katkısıydı.
Dediğimiz kiralık manipülatörler, söylentilere göre başlıca 2 gruptu.

Bunlardan biri “mütedeyyin paraların spekülatörü” olarak bilinen kimi “Mübarek”lerdi.
Bunların on yıllardır borsada kırmadığı ceviz kalmamış olmasına karşın sanki birileri tarafından korunuyorlarmış gibi daima piyasada kalmayı başarmışlardı.

Yek diğeri belki de ilk kez borsa tarihinde görüldüğü üzere, işler sarpa sarınca bizzat çalıştığı aracı kurum tarafından ismi afişe edilen bir spekülatördü; ne de olsa borsanın “dere”lerin artık yukarı aktığı zamanlardı ve o afişe ekibin afişe edilmeyen kişisinin parası da bu gidişle “yel” olup uçacaktı.
Ama hadi gelin biz şimdilik o ilk güzel günlere geri dönelim.
Hareketin ivmesi şöyle olacaktı: Katar’danBirleşik Arap Emirlikleri şeyhinden, hem de Putin Hazretleri’nden oluk gibi para gelecekti güya…
Bu paralar biraz sanayiye, biraz gayrimenkule gitse de hiç mi borsaya girmeyecekti canım!
Önce minik spekülatörlere, sonra halka söylenecek şey şuydu: Elinizi çabuk tutun, yoksa havanızı alır bu fırsatı kaçırırsınız.
İlk ikna edici hareket güya yabancı parası olarak borsaya giren bazı paralardı. “İşte başladı; hadi, hadi çabuk” deniyordu.
Sonra işler yavaş yavaş karışmaya başladı. Borsa, morsa; türev mürev meselelerinde doğası gereği ifrata kaçma eğilimi kendini gösterdi. İşlemler hem Vadeli borsada (VİOP) hem spot borsada geleneksel BİST pay senetleri piyasasında eş zamanlı yürütülüyordu.

KALDIRAÇLA DÜNYAYI YERİNDEN OYNATABİLİRSİN AMA…

Daha aylar öncesinde borsa operasyonları kolay yürüsün diye bir “offset”leme kararı çıkarılmıştı. Spot hisse senetleri büyük oranda teminat gösterilebiliyordu artık vadeli kontratlarda. İşler kolaylaşmış, kredi ilmikleri daha kolay örülür hale gelmişti.
Ötesi vadeli piyasalarda kredi kullanmak çok kolaydı. Zira kontratların kendisinde bizzat bir “içsel kaldıraç” mevcuttu. Böylece mesela 100 liralık kendi paranızla vadeli borsada 700 liraya varan bir “mal” almak mümkündü.
Fakat bu da spekülasyon hırsına kafi gelmedi. (Hiç gelmez!) Hisse ve kontrat fiyatları yükseldikçe bu değer artışı teminat gösterilerek yeni hisseler alındı ve bu da hisselerin hem spot hem vadelide fiyatlarını yükseltti.
Fakat böyle böyle piyasadaki bu birkaç hissedeki kaldıraç oranı yani kredili alım miktarı bazı durumlarda 1’e 20’ye kadar çıktı. Yani 100 liranızla 2 bin liralık hisse alabiliyordunuz. Bunun bir kısmı vadelide gözüken bu “piramitleme” yöntemiyle yapılırken aracı kurumlar spotta da doğrudan geleneksel metotlarla kredilendiriyorlardı manipülatörleri…
Piyasada risk büyüyor, git gide yükselen fiyatları desteklemek için git gide daha fazla yeni para ihtiyacı hâsıl oluyordu.
Halkı buraya daha fazla sokmak gerekiyordu; onun için Sarayı ve Kethuda’yı ikna edip doğrudan borsanın reklamı yaptırıldı ve halkın oraya yatırım yapması en yetkili ağızlardan talep edildi.
Bir siyasetçi ve bakan için manipülasyona alet olmak ne büyük talihsizlik!
Nitekim Hazine Kethüdası’nın çağrısından hemen sonra borsada çöküş başlayacak ve ona inanıp borsaya girenler birkaç gün içinde paralarının üçte birinin buharlaştığına şahit olacaklardı.
İşte o günler yaklaşırken henüz her şey daha iyi iken emme basma tulumba işliyordu.
Alımlar hızlandıkça, kredili işlemlerin payı arttıkça o piyasada faizler de yükseliyordu. Arbitraj fonları, ya da arbitraj masaları denen profesyoneller için bu ortam muhteşem bir ortamdı. Malum hisseleri VİOP’ta açığa satıp kendilerini “hedge” etmek için aynı anda spotta satın almaya başladılar.
Böylece spotta hisse fiyatları olduğundan da hızlı artmaya başladı. Arbitrajcılar da yıllık %80-100 arası tatlı faiz kârı ile memnundu.
Bütün bu işler hem birkaç yıldan beri çok daha kolaydı. Tüm dünyada borsa işlemlerinin büyük kısmı yazılım “robotları” tarafından yapılıyordu. Kimin “yazılımı daha hızlı ve daha akıllıysa o kraldı.
Bizim borsa da geri kalacak değil ya!
Profesyoneller, robotlar vasıtasıyla BİST 30 endeksinde aynı anda hem spotta hem vadeli de saliseler içinde eş zamanlı işlem yaparak piyasa tabiriyle “basket atmaya” başladılar.
Kârlar, kredili işlemler ve yukarda verdiğim teknikler sayesinde astronomik düzeylerdeydi. 100 TL sermayeniz ile 2 bin lira mal alırsanız, piyasa bir tavanla %10 artsa günlük kazancınız kredisiz bir işlemde 10 lira yani %10 olacak iken kredili işlemde neredeyse 200 lira yani %200 olabiliyordu.
ÖZETLE… Her şey gerçek olmak için fazla iyiydi!

ERİME BAŞLIYOR

Kiralık manipülatörler işlerini görürken elbette “piyasanın polisleri”nin gözelerini başka tarafa çevirmesi gerekliydi. Bir hisse 2-3 tavan yapsa müdahale eden “brüt takas uygulaması”nı spekülatörün burnuna dayayıveren SPK 10-11 tavan yapan hisselere gözünü kapattı ve zerre müdahale etmedi.
Piyasadaki usulsüzlükler işte böyle kartopu gibi beslendi. SPK bu ihmaliyle bir nevi manipülatör koalisyonunun gizli ortağı gibi oldu.
Bir denetim kuruluşu bu kadar aşikar bir “ihmal”i neden yapar?
Sedat Peker’in kimi iddialarını ve benim Youtube kanalımda anlattığım eski bazı yolsuzlukları göz önüne alacak olursak, bazı SPK yetkilileri maddi çıkar karşılığı bu manipülasyonlara göz yumabilir; hatta buna ortak olabilirdi. Geçmişte benzerleri görülmüştü. Fakat bu çapta büyük bir ihmalin asıl sebebi bu olamazdı. Zira böyle bir durumda SPK’nın hâttâ en üst yetkilisinin bile, farz edelim ki işin içinde olsun, buna gücü yetmezdi. Çünkü başka denetim kurumları da vardır devletin ve bizzat siyaset kurumu normalde olaya el atabilirdi. Hiç birisi farkına varmasa Borsa İstanbul yetkililerinin bu manipülasyonu fark etmemesi mümkün değildi.
Demek ki hepsini susturacak, engelleyecek daha büyük bir güç vardı ortada!

BORSANIN “MURPHY KURALI” DEVREDE

Gene de bu borsa işlerinde işi nereden bağlarsanız bağlayın yine de ters gidecek bir şeyler vardır.
Büyük iki manipülatör grubumuz işi sürdürmek için başka daha ufak spekülatörlerin parasına muhtaçtı. Onlar da iyi kârlar için memnuniyetle para soktular bu oyuna…
Ne var ki fiyatlar aşırı şiştikçe, piyasanın likiditesi o şişkin fiyatları desteklemek için daha fazla yeni paraya ve krediye ihtiyaç duydukça, bunların bazıları böyle durumlarda hep olduğu gibi anlaşmayı bozmaya başladı. Bu kadar kâr bana yeter deyip, el altından hisseleri satmaya gidip yat, kat filan almaya başladılar. Ne de olsa Brecht’in deyimiyle: “Eldeki bir kuş daha kuştur; daldaki iki baykuştan!”
Aşırı şişmiş hisselerde marjinal para çıkışları bile satışları tetikleyebilir. Hele bir de bazı büyük ortakların bu çok karlı fiyatlardan yeni hisse satışı yapacakları dedikoduları yükselirse…
Kamu bankaları, tamam elde garantiydi. İktidar desteği orayı sağlam saymaya yetiyordu ama ya hisseleri şişmiş özel bankalar?
Ya mesela Koç Grubu “Yahu bu fiyat çok iyi deyip bir miktar YKB hissesini borsaya açma kararı verse, ya da Sabancı Grubu Akbank’ta aynı şeyi yapsa?..
Derken korkulan oldu. Akbank emekli sandığının 150 milyon liralık Akbank hissesi satışı paniği tetikledi. Arkası gelebilirdi. Bu fiyatları şimdi kim tutacaktı. Satışlar birbirini takip etti ve bütün banka hisselerine yayıldı.
Manipülatör grubu karşı alımlarla pozisyonlarını güçlendirmek ve satışları dengelemek istedi ama bu onların daha da zarara girmelerinden başka işe yaramadı.

KAHROLASI FEDERALLER!

İlk öldürücü darbeyi 13 Eylül Çarşamba günü ABD enflasyonunun beklenenden yüksek çıkması vurdu. Demek ki ABD Merkez Bankası “Federal Reserve”, çok değil bir hafta sonra sert faiz artırımına gidebilirdi. Bizim gibi ülkelerin borsaları için kötü haberdi. Satışlar daha da hızlandı.
Perşembe günü banka endeksi ve bunun etkisiyle de BİST-100 endeksi çöktü.
Günün sonu “Kahrolası Federal Reserve” idi!

KİMİN KIÇI ÇIPLAK, SULAR ÇEKİLDİĞİNDE…

Bütün bunlar olunca zararlar teminat açığına, o da teminat çağrılarına yol açtı. Zaten elde para kalmamıştı (“mal” vardı ama para yoktu; bütün para “mal”da yani hisselerdeydi) şimdi bir de teminat tamamlama için ekstra paraya ihtiyaç vardı. Birçoğu ödeyemediler.
Ödenemeyen teminatlar bu kez aracı kurumları zora sokuyordu.
Meşhur bir laf vardır: Kimin kıçında mayo olmadığı sular çekilince anlaşılır diye.
Fiyatlar düşünce aracı kurumların zararları ortaya çıktı. Manipülatörler temerrüde düşüyor bu da onlarla çok yoğun işlem yapmış aracı kurumları zor duruma sokuyordu. Piyasada altı aracı kurumun ismi geçiyordu ve bahsedilen nakit açıkları milyarlarca lira boyutundaydı.
Finansçı tabiriyle “sistemik risk” oluşmaya başlamıştı. SPK yetkilisi uluslararası basına konuştu: “Korkmayın sistemik risk yok. Müdahaleye de gerek yok!” diye.
Gerçekte ise “müdahale” için düğmeye basılmıştı bile.

BORSADA PANİK HAYAT KURTARIR BORSAYI DA BATIRIR

Ama önce birkaç gün geriye gidelim. O çöküş gününden sonraki gün manipülatörle bir miktar para ile günü idare etmeye çalışsalar bile ilk re’sen yani zoraki hisse satışlarının başladığı da konuşuluyordu. Bu sonraki hafta başı da devam etti. Re’sen hisse satışı, manipülatör teminatını veya ödemesini tamamlayamazsa onun hisselerinin aracı kurum tarafından ona sormadan satılmasıdır. Bu tür hisse satışları genellikle “ilk satan kurtulur” mantığıyla yapıldığından alım satım (trading) kurallarına uyularak yapılmaz tabana kadar verilir. Bu durumda da panik hızla yayılır.

TOPLANTI ÜSTÜNE TOPLANTI

İlk müdahale toplantısı manipülatörlerin kendi arasında geçtiğimiz cumartesi yapıldı. Bir “çıkış planı” yaptılar. . Buna göre bu pazartesi son bir çıkış hareketiyle bankaları yükseltecek ve o arada yeni gelenlere kendileri satıp çıkmaya çalışacaktı ya da aracı kurumlarca geçen cuma re’sen satılmaya başlanan kendi hisseleri daha uygun fiyattan satılacaktı.
Bütün bunlar olurken Borsa İstanbul da “devre kesiciler” ve açığa satışta “yukarı adım kuralı” gibi kısıtlamalarla düşüşün hızını kesmeye çalışıyordu. Daha sonra yasal teminat oranları da düşürüldü. Böylece teminat borçları da bir miktar azalıyordu. Ne var ki bu tür adımlar genel çöküşü durdurmak için çok yetersizdi. Fazlası, çok daha fazlası gerekiyordu.
Pazartesi günü seans açılışında tam bu plan yürürlüğe konmuştu ki İş Bankası’nın ABD Hazine Bakanlığı’nın uyarısı yüzünden daha önce girmeyi kabul ettiği Rus ödeme sistemi MİR’den çıktığı haberi planı bozdu. İş Bankası’nın kararını Deniz Bank takip etti. Fakat kamu bankaları geri adım atmadı ve bu da olası bir yaptırım riski nedeniyle bankacılık endeksi üzerine ekstra bir yük bindirdi.
Bunu üzerine ikinci bir toplantı yapıldı. Bu kez toplantı SPK binasında ve devlet yetkilileri ile zor durumdaki aracı kurumlar arasında yapıldı.
Rivayet muhtelif… Bir önerinin VİOP kontratlarında vadeyi erkene çekip erken uzlaşma yapılması olduğu söylentisi çıktı. Buna göre şu formül de uygulanabilecekti: “Aracı kurumların elindeki uzun pozisyon karşısında arbitraj fonların elinde spot hisse senetleri var. Sen bu kontratları kapat, aracı kurumu kurtar, senin elindeki spot malı da kendi hisselerini geri satın alım (buy-back) yolu ile bankalar alsın.
İlk etapta bu ve benzeri önerilerin devlet kurumları tarafından reddedildiği söylendi.
Söylenen o ki “biz bunu piyasaya anlatamayız iltimas derler” demişler.

KİMİN PARASIYLA KİMİ KURTARIYORSUNUZ?

Fakat ertesi gün olan şeyler işin tam da öyle olmadığını gösteriyordu. Oraya gelmeden önce olası bir çözümün de -yine söylenti şeklinde- ortada şöyle dolaştığını anlatalım: Zararda olan hisseleri banka ve aracı kurum yatırım fonları alsın ve zararı oralara park edelim, satış dalgası böyle karşılansın; olan da mesela o fonları bünyesine almış BES sistemine, yani bu manipülasyona hiç dahli olmayan sıradan bireysel emeklilere olsun.
Her neyse, hangi yöntemlerin manipülatör kurtarma sevdası uğruna kullanıldığı önümüzdeki günlerde daha iyi ortaya çıkacak.
Ama daha şimdiden dün (20 Eylül Salı) itibarıyla ortaya çıktı. Halk Bankası kendi hisselerini 8.06-8.58’den 8.850.000 adet hisse geri alımı yaptı. Yukarıda belirttiğim gibi zaten minarenin kılıfı ta 2020’de hazırlanmıştı ve daha neredeyse bunun 10 katı geri alış kararı cepteydi.
Gece aynı geri alımın özel bankalara da yaptırılması için baskı yapıldığı iddiaları ortada dolaştı.
Ertesi gün yani çarşamba bu kez İş Bankası ile ilgili bir geri alım haberi düştü Kamu Aydınlatma Platformu’na (KAP): “İş Bankası Mensupları Munzam Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfı 20 Eylül tarihinde 8,00-8,19 TL fiyat aralığından 5 milyon lotluk hisse alımı yapmıştır.”
Görüldüğü üzere söylentilerin bir kısmı çok çabuk doğrulandı; geri kalanının da gerçekliğini bir süre sonra göreceğiz.

BU HİKAYEDEN ÇIKAN DERS NE OLMALI?

Şimdi gelelim senaryomuzun ana fikrine…
Kötü bir ekonomi yönetiminin yarattığı riskler, seçim kaybettirme noktasına yaklaşınca eldeki her araçla ekonominin aslında iyi gittiği propagandasına girişilmişti.
Birileri bu yolda borsayı da kullanma fikrini Saray’a sattı. Olağan Şüpheliler üzerine “spekülasyon” yapabiliriz tabi ama ille aklımıza gelen o olağan şüphelinin bildiğimiz Kayser Söze çıkması şart değil elbet. Orası bir senaryo…
Fakat sonrası senaryo değil alabildiğine gerçek bir belgesel!
Belgeselin sonu, bu borsa operasyonu ile birilerinin çok zengin olması, “papazın” ise son anda bizzat devlet yönetimin ağzıyla borsaya davet edilen halkın eline bırakılması ile bitiyor gibi gözüküyor.
Son kurtarma operasyonu ise bazı manipülatörlerin ve/veya tedbirsiz bazı finans kuruluşlarının kamu bankalarının zararı ile yani halkın parası ile kurtarılması anlamına geliyor.
Bunun kendisi ayrı bir soruşturma konusu olmalı. Tabi önce eğer Türkiye tarihinin bu en büyük manipülasyonunun soruşturulmasına başlanabilirse…
Yok başlanamazsa, burasının borsa değil, hâttâ borsaya sıklıkla yakıştırıldığı gibi bir kumarhane bir casino bile değil, ruletlerin mıknatıslı, kağıtların işaretli olduğu bir merdiven altı batakhanesi haline geldiği anlaşılacak. On yıllardır birbirini kovalayan bu borsa yolsuzlukları ve hırsızlıklarının, sistemin sahipleri için bile kötü yanı ne biliyor musunuz?
Birilerinin 300-500 milyon TL kazanması için ülkenin sermaye piyasası her başını kaldırdığında yere çarpılıyor ve ülkenin bundan kaybı 300-500 milyar dolar mertebesinde oluyor….
Uzun vadeli sermaye ihtiyacının karşılanacağı umuduyla adı sermaye piyasası olan bu yer; asla bu görevini yapamıyor. Sermaye piyasası düzgün çalışmayan bir kapitalist ekonominin kapitalist metotlarla kalkınması mümkün olmadığı için ülke ekonomisi de on yıllardır olduğu yerde patinaj çekiyor.
Bir avuç borsa çakalı yüzünden ülkenin sanayisi ticareti bir adım ileri gidemiyor.

CÜNEYT AKMAN – paraanaliz.com

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem

İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi

Yayınlanma:

|

Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.

İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.

Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.

Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.

Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95

Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.

TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.

Bunun yanında;

  • Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
  • Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
  • Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
  • Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
  • Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
  • Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.

TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.

Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında

Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.

Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.

Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.

Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.

Örneğin:

Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.

Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.

5 milyar TL günlük limit önemli

Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.

300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.

Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.

TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.

İhracatçı açısından ne değişiyor?

Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.

Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:

1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.

2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.

3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.

Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.

“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?

Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.

Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.

Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.

TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.

Bankalar açısından da önemli

Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.

Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.

Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.

Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.

Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor

Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:

Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.

Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.

Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

Bankavitrini yorumu

Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.

Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”

Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.

Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.

Ticaret Bakanlığı · TCMB

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler

Bankaların yumuşak karnı: Nakit karşılıklı krediler gerçekten yeterince denetlendi mi? Para bankada, kredi yine bankadan… Peki paranın gerçek kaynağını kim araştırıyor?

Yayınlanma:

|

25 yıl Bankacılık deneyimi, 7 yıllık Mahkemelere Bankacı Bilirkişisi olarak yüzlerce ağırlıklı Dolandırıcılık Raporları hazırlamış biri olarak Kara Para aklama yöntemlerinden biri olan Bankalardaki “Nakit Karşılıklı Kredileri” mercek altınması gerektiğini yıllardır yazdım. Bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alalım:

Bankacılık sisteminde en risksiz kredilerden biri gibi görünen bir kredi türü vardır: nakit karşılıklı, mevduat rehni karşılığı veya nakit teminatlı krediler.

Müşterinin bankada parası vardır. Bu para mevduat, döviz hesabı, vadeli hesap veya başka bir likit finansal varlık olarak bankaya rehnedilir. Banka da bu varlığın belli bir oranına kadar müşteriye kredi açar. Klasik kredi riski açısından bakıldığında banka için son derece güvenli bir işlemdir.

Çünkü müşteri krediyi ödemezse banka elindeki nakit teminatı kullanabilir.

Tam da burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Banka kredi riskini çok iyi kontrol ederken, teminat olarak aldığı nakdin nereden geldiğini aynı derinlikte kontrol ediyor mu?

Daha önemlisi: BDDK denetimleri, banka teftiş kurulları, iç kontrol birimleri ve MASAK uyum mekanizmaları nakit karşılıklı kredileri yalnızca “kredi riski düşük işlemler” olarak mı görüyor, yoksa fonun gerçek kaynağına kadar gidiyor mu?

Çünkü uluslararası kara para aklama literatürü bize çok önemli bir şey söylüyor: Bir kredi gerçek bir banka tarafından kullandırılmış olabilir; ama kredinin arkasındaki teminatın kaynağı suç geliri ise kredi işlemi paranın geçmişini temizleyen bir perdeye dönüşebilir.

MASAK’ın kendi yayımladığı aklama yöntemleri arasında da “oto-finans borç yöntemi – loan-back” açık biçimde bulunuyor. MASAK, offshore yapılara taşınan suç gelirinin daha sonra kredi görüntüsü altında sahibine geri döndürülmesini bilinen aklama yöntemlerinden biri olarak tanımlıyor.

OECD ve FATF kaynaklarında bunun bir başka versiyonu “back-to-back loan”, yani karşılıklı/arka arkaya kredi yapıları olarak karşımıza çıkıyor. OECD’ye göre mevcut bir banka mevduatının veya başka bir nakit varlığın teminat gösterilmesiyle üçüncü taraf finans kuruluşundan alınan kredi, teminatın suç gelirinden oluşması halinde aklama mekanizmasının parçası haline gelebiliyor.

Dolayısıyla sorun kredi değil.

Sorun, krediye kaynak teşkil eden teminatın ekonomik kökenidir.

Nakit karşılıklı kredi nasıl bir “kaynak maskeleme aracına” dönüşebilir?

Basit bir örnek düşünelim:

Bir şirketin veya kişinin banka hesabında 10 milyon dolar bulunuyor. Paranın ekonomik kaynağı konusunda soru işaretleri olduğunu varsayalım. Bu kişi 10 milyon doları doğrudan başka bir ülkeye gönderdiğinde karşı taraftaki banka şu soruyu sorabilir:

“Bu 10 milyon dolar nereden geldi?”

Ticaret mi? Mal satışı mı? Şirket sermayesi mi? Gayrimenkul satışı mı? Temettü mü? Miras mı? Borç mu? Başka bir ekonomik faaliyet mi?

Ancak aynı para bir Türk bankasında teminat haline getirilip bunun karşılığında kredi kullandırıldığında müşterinin bilançosunda ve banka hareketlerinde yeni bir katman ortaya çıkar: BANKA KREDİSİ.

Yurt dışına giden fonun işlem açıklamasında veya şirket kayıtlarında artık “kredi” bulunabilir.

Karşı ülkedeki banka açısından bakıldığında da görünürde düzenli bir finansal kaynak vardır: Türkiye’de lisanslı bir banka tarafından kullandırılmış kredi.

Fakat kritik AML sorusu hâlâ cevaplanmamıştır: Kredinin kaynağı banka olabilir; peki bankanın krediyi verirken aldığı nakit teminatın kaynağı nedir? İşte finansal suçlarla mücadelede source of funds ile source of wealth ayrımı burada önem kazanıyor. Paranın son çıktığı hesap yalnızca ilk katmandır.

Gerçek bir AML incelemesi paranın ekonomik kökenine kadar gitmek zorundadır.

MASAK’ın şüpheli işlem göstergeleri aslında tehlikeyi yıllardır tarif ediyor

MASAK’ın yayımladığı şüpheli işlem göstergelerinde bu dosya açısından son derece dikkat çekici başlıklar bulunuyor.

Örneğin; yüksek meblağlı kredi veya borcun makul açıklama olmadan kısa sürede kapatılması, kredinin nerede kullanılacağı konusunda ikna edici bilgi sunulamaması, işletmenin faaliyetiyle orantısız hesap hareketleri, olağan dışı sınır ötesi para transferleri, birbirine yakın tutarlardaki paraların kısa aralıklarla ülkeye girip çıkması, yurt dışındaki hesapların kredi ilişkilerinde teminat olarak kullanılması şüpheli işlemler arasında sayılıyor.

Bu göstergeler yan yana konulduğunda aslında şu prensip ortaya çıkıyor: Bankanın “müşterim kredi kullandı” demesi AML incelemesini bitirmemeli; tam tersine bazı durumlarda incelemenin başlangıcı olmalıdır.

ABD bankacılık sisteminin AML denetim rehberlerinde de nakit teminatlı krediler özel risk göstergeleri arasında.

FFIEC rehberinde; üçüncü kişiye ait mevduatla teminatlandırılan krediler, kaynağı bilinmeyen fonla oluşturulan mevduata karşı kredi verilmesi, ekonomik amacı olmayan ve bankaya hemen hemen hiç kredi riski yaratmadan yüksek komisyon kazandıran krediler şüpheli işlem göstergeleri arasında sıralanıyor.

Asıl denetlenmesi gereken şey kredi dosyası değil, paranın yolculuğu

Klasik banka teftiş mantığında kredi dosyasına bakılır: Müşteri kim? Limit ne? Teminat yeterli mi? Rehin düzgün kurulmuş mu? Kredi sınıflandırması doğru mu? Karşılık ayrılması gerekiyor mu?  Yetki limitlerine uyulmuş mu?

Bunlar elbette önemlidir.

Fakat nakit karşılıklı kredilerde denetimin bundan çok daha ileri gitmesi gerekir. Çünkü kredi riski neredeyse sıfırken AML riski yüksek olabilir.

Denetçinin sorması gereken asıl sorular şunlardır: Teminat olan para bankaya nereden geldi?

Kaç gün önce geldi? Yurt dışından mı geldi? Başka bankadan mı aktarıldı? Başka bir krediden mi oluştu? Şirketin ticari faaliyetleri bu büyüklükte para yaratabilecek durumda mı? Para geldikten ne kadar sonra rehnedildi? Rehin karşılığında kredi hangi hesaba geçti? Kredi aynı gün başka bankaya aktarıldı mı? Orada tekrar mevduat veya teminat oldu mu? Kredi başka bir finansal ürüne yatırıldı mı? Aynı nihai faydalanıcı farklı şirketlerle zinciri tekrarladı mı?

İşte gerçek denetim burada başlıyor.

Son söz

Nakit karşılıklı kredi bankanın bilançosu açısından belki de en güvenli kredi türlerinden biridir.

Fakat kara para aklama ve finansal kaldıraç açısından en fazla dikkat edilmesi gereken kredi türlerinden biri de olabilir.

Çünkü bankanın açısından güvenli olan şu formül: “Param teminatta, dolayısıyla kredim güvende” kamu otoritesi açısından yeterli değildir.

Kamu otoritesinin sorması gereken soru şudur: “Teminattaki o para nereden geldi?”

Erol TAŞDELEN – Ekonomist   www.bankavitrini.com

 

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı

DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

 Türkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.

DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”

Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında

Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.

ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.