Connect with us

EKONOMİ

Küresel Ticaret 2023’te Keskin Bir Şekilde Yavaşlayacak

Yayınlanma:

|

Dünya ticaretinin 2022’nin ikinci yarısında ivme kaybetmesi ve birden fazla şokun küresel ekonomi üzerinde baskı yaratmasıyla Nisan ayında duyurulan 2023 ticaret büyüme tahminini %3,4’ten %1’e revize ediyor. Dünya Ticaret Örgütü ekonomistleri 2022 ticaret büyümesinide %3,5 olarak duyurdu.

Büyük ekonomilerde farklı nedenlerle büyümenin yavaşlaması nedeniyle ithalat talebinin yumuşaması bekleniyor. Avrupa’da Rusya-Ukrayna savaşından kaynaklanan yüksek enerji fiyatları hanehalkı harcamalarını sıkıştıracak ve üretim maliyetlerini artıracaktır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde para politikası sıkılaştırması, konut, motorlu taşıtlar ve sabit yatırım gibi alanlarda faize duyarlı harcamaları vuracak. Çin, zayıf dış taleple birlikte COVID-19 salgınları ve üretim kesintileriyle boğuşmaya devam ediyor. Son olarak, yakıtlar, gıda ve gübreler için artan ithalat faturaları, gelişmekte olan ülkelerde gıda güvensizliğine ve borç sıkıntısına yol açabilir.

Genel Direktör Ngozi Okonjo-Iweal, “Politika yapıcılar, enflasyonla mücadele, tam istihdamı sürdürme ve temiz enerjiye geçiş gibi önemli politika hedeflerini ilerletme arasında optimal bir denge bulmaya çalışırken zor seçimlerle karşı karşıya kalıyorlar” dedi.

Ukrayna’da savaşın başlamasından sadece haftalar sonra yayınlanan Nisan tahminlerinde, DTÖ ekonomistleri, savaşın etkisi hakkında kesin verilerin yokluğunda, makul büyüme varsayımları oluşturmak için simülasyonlara güvenmek zorunda kaldılar.

Olaylar geliştikçe, DTÖ’nün 2022 için GSYİH tahminlerinin genel olarak doğru olduğu ortaya çıktı. Bununla birlikte, 2023 için tahminler, enerji fiyatlarının hızla artması, enflasyonun daha geniş tabanlı hale gelmesi ve savaşın pes etme belirtisi göstermemesi nedeniyle artık aşırı iyimser görünüyor.

Mevcut tahmin gerçekleşirse, ticaret büyümesi keskin bir şekilde yavaşlayacak ancak 2023’te pozitif kalmaya devam edecek. Gelişmiş ekonomilerde değişen para politikası ve Rusya’nın öngörülemeyen doğası nedeniyle tahminle ilgili yüksek derecede belirsizlik bulunduğunu belirtmek gerekir.

Grafik 1: Dünya mal ticareti hacmi, 2015Q1-2023Q4
Mevsimsellikten arındırılmış hacim endeksi, 2015=100

Grafik 1, 2023 yılına kadar üç aylık dünya mal ticaret hacmini, tahmin dönemi etrafındaki hata bantlarıyla göstermektedir. Mevcut varsayımlar tutarsa, 2022’deki ticaret büyümesi %2,0 ile %4,9 arasında olabilir. Aşağı yönlü riskler gerçekleşirse, 2023’teki ticaret büyümesi %-2,8 kadar düşük olabilir. Ancak sürprizler yukarı yönlüyse, gelecek yıl ticaret büyümesi %4,6 gibi yüksek bir seviyeye ulaşabilir.

Ukrayna krizi, başta akaryakıt, gıda ve gübre olmak üzere birincil emtia fiyatlarını artırdı. Bunlar, solda küresel emtia fiyat endekslerini ve sağda bölgelere göre doğal gaz fiyatlarını içeren Grafik 2‘de gösterilmektedir.

Grafik 2: Birincil emtia fiyatları, Ocak 2019 – Ağustos 2022
Endeks 2019=100 ve mmbtu başına ABD doları

Ağustos’ta enerji fiyatları bir önceki yılın aynı ayına göre %78 arttı, %250 artışla doğal gaz liderliğini sürdürdü. Aynı dönemde ham petrol fiyatındaki %36’lık artış, kıyaslandığında küçüktü ancak tüketiciler için yine de önemliydi.

Doğal gaz fiyatları bölgeler arasında güçlü bir şekilde farklılaştı ve Avrupa fiyatları Ağustos ayında yıllık bazda %350 arttı. ABD fiyatları aynı ayda %120 arttı, ancak Avrupa seviyelerinin oldukça altında kaldı (Avrupa’da 70,00 $/mmbtu ile karşılaştırıldığında ABD’de 8,80 $/mmbtu).

Avrupa’nın Rusya Federasyonu’ndan gelen azalan arzı desteklemek için sıvılaştırılmış doğal gaza (LNG) yönelik talebi, LNG fiyatını Ağustos ayında %87 arttırdı ve bu durum Asya’daki enerji maliyetlerini de artırdı.

Avrupa gaz fiyatları, 31 Ağustos ile 23 Eylül arasında %34 oranında düşerek son zamanlarda ılımlılaştı, ancak tarihi standartlara göre yüksek kalmaya devam ediyor. Petrol fiyatları da son zamanlardaki zirvelerinden gerileyerek, muhtemelen iyileşen bir arz durumundan ziyade daha zayıf küresel talebi işaret ediyor.

ABD doları cinsinden gıda fiyatları, Rusya Federasyonu ve Ukrayna’nın hem tahıl hem de gübrenin ana tedarikçileri olması nedeniyle de keskin bir şekilde yükseldi. Bu, birçok ülkede, özellikle de hane gelirinin büyük bir bölümünü gıdaya harcama eğiliminde olan düşük gelirli ülkelerde gıda güvenliği endişelerini artırıyor. Birçok para birimi de son aylarda dolar karşısında değer kaybederek gıda ve yakıtları ulusal para birimi cinsinden daha da pahalı hale getirdi.

Ağustos ayında küresel tahıl fiyatları yıllık %15 artarken, yalnızca buğday %18 arttı. Bu, tahılların %33 ve buğdayın %76 arttığı Nisan ayına göre bir iyileşmeye işaret ediyor. Gelecek için potansiyel olarak daha fazla endişe verici olan, 2020’den bu yana neredeyse üç katına çıktıktan sonra Ağustos ayında yıllık %60 artan gübre fiyatlarıdır. Azalan gübre ithalatı ve kullanımı, gelecek yıl mahsul verimini azaltabilir ve gıda güvensizliğini artırabilir.

Tahıl arzı durumu, bazılarının Ukrayna savaşının başlangıcında korktuğu kadar vahim olmasa da, bu hala endişe kaynağı. Bu durum, dünya buğday ticaretinin tahmini değerini ve hacmini gösteren Grafik 3‘te gösterilmektedir. Temmuz ayında ticarete konu olan buğday hacmi Mart ayına göre yaklaşık %20 düştü ama yıllık düşüş sadece %4te kaldı.

Grafik 3: Buğdayda tahmin edilen değer ve dünya ticaret hacmi, Ocak 2020 – Temmuz 2022
(Endeks, Ocak 2020=100)

Temel veriler, bazı ülkelerin daha yüksek fiyatlara tüketimi ve ithalatı azaltarak yanıt verdiğini göstermektedir. Mart ayından bu yana Bolivya’da (%-69), Ürdün’de (%-41), Zambiya’da (%-38), Nijerya’da (%-37) ve Ekvador’da (-%30) ithal buğday miktarları yıllık bazda düşüş gösterdi.

Aşağıdaki Grafik 4, 2019’dan 2023’e kadar bölgelere göre üç aylık ticaret hacmi gelişmelerini ve projeksiyonlarını göstermektedir. (The CIS Region) Bağımsız Devletler Topluluğu-BDT bölgesi, 2022’nin ikinci çeyreğinde Rusya Federasyonu’na yönelik yaptırımların etkisini göstermeye başlamasıyla birlikte çeyrek bazında ihracatta %10,4’lük güçlü bir düşüş yaşadı. Yılın ilk yarısında Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’dan yapılan ihracat genel olarak beklentiler doğrultusunda gerçekleşti.

Grafik 4: Bölgelere göre mal ihracatı ve ithalatı, 2019Ç1-2023Ç4
Hacim endeksi, 2019=100

İthalat tarafında, BDT bölgesi, muhtemelen Rusya Federasyonu’nun SWIFT ödeme sisteminden çıkarılmasının bir sonucu olarak 2022’nin ikinci çeyreğinde %21,7 düştü. Kaynak bakımından zengin diğer bölgelerden (Güney Amerika, Afrika ve Orta Doğu) yapılan ithalat, yüksek emtia fiyatlarının ihracat gelirlerini şişirmesi ve bu bölgelerdeki ülkelerin daha fazla ithalat yapmasına olanak sağlaması nedeniyle beklenenden daha güçlü geldi. Kuzey Amerika ve Avrupa, 2022’nin ilk yarısında beklenenden daha güçlü ithalat büyümesi kaydetti, ancak Asya ithalatı durgunlaştı ve ilk yarıda yıllık %0,7’lik bir büyüme kaydetti.

DTÖ’nün 2022’de dünya mal ticareti hacmindeki %3,5’lik mevcut tahmini, geçen Nisan ayındaki %3,0’lik önceki tahmine yakın ancak biraz daha güçlü, ancak fark çoğunlukla istatistiksel revizyonlar ve yeni verilerin mevcudiyeti ile açıklanıyor.

Tahmin için riskler çok ve birbiriyle ilişkilidir. Büyük merkez bankaları zaten enflasyonu azaltmak için faiz oranlarını yükseltiyor, ancak sıkılaştırmanın aşılması bazı ülkelerde durgunluğu tetikleyebilir ve bu da ithalat üzerinde baskı oluşturabilir.

Alternatif olarak, merkez bankaları enflasyonu düşürmek için yeterli çabayı göstermeyebilir ve muhtemelen gelecekte daha güçlü müdahaleler gerektirebilir. Gelişmiş ekonomilerdeki yüksek faiz oranları, gelişmekte olan ekonomilerden sermaye kaçışını tetikleyerek küresel finansal akışları bozabilir.

Rusya-Ukrayna savaşının tırmanması da iş dünyası ve tüketici güvenini sarsabilir ve küresel ekonomiyi istikrarsızlaştırabilir. Az değer görmüş bir riskse, büyük ekonomilerin küresel tedarik zincirlerinden ayrılması olacaktır. Bu, kısa vadede arz sıkıntılarını şiddetlendirecek ve uzun vadede üretkenliği azaltacaktır.

DTÖ, mal ve ticari hizmet ticaretinde mevcut eğilimleri belirlemek için bir dizi göstergeyi takip eder. Bunlardan biri, tahmine ek bağlam sağlamak için aşağıda sunulmuştur. Satın alma yöneticilerinin endeksleri (Purchasing managers’ indices – PMI’ler), iş anketlerine dayanan aylık ekonomik göstergelerdir. JP Morgan, 40’tan fazla ülkeden gelen PMI’ları, 50’den büyük değerler genişlemeyi ve 50’den düşük değerler daralmayı ifade eden bir küresel imalat PMI’sinde toplamaktadır (Grafik 5).

Grafik 5: PMI – Küresel Satın Alma Yöneticileri Endeksleri, Ocak 2018 – Ağustos 2022
Not: 50’den büyük değerler genişlemeyi, 50’den küçük değerler ise daralmayı gösterir.

PMI endeksi, genişlemeyi daralmadan ayıran 50 eşik değerinin hemen üzerinde, Ağustos ayında 50,3 ile 26 ayın en düşük seviyesine geriledi. Bu arada, yeni ihracat siparişlerini temsil eden alt endeks 47.0’a düşerek daralma sinyali verdi. Bu, küresel imalat faaliyetinin durduğunu ve mal ticaretinin önümüzdeki aylarda yavaşlamaya devam edeceğini gösteriyor.

PMI’nın diğer alt endeksleri küresel tedarik zincirlerinin durumuna ışık tutuyor. Girdi fiyatlarını temsil eden bir endeks Nisan’daki 71,6’dan Ağustos’ta 61.1’e düştü. Nihai mal fiyatlarının bir başka endeksi de aynı dönemde 63,8’den 56,7’ye düştü. Bunlar birlikte, enflasyonist baskıların hala yüksek olmasına rağmen zirveye ulaşmış olabileceğini gösteriyor.

Ağustos ayında teslimat süreleri de kısaldı ve mamul stokları yükseldi. Birkaç ay önce tüm bu göstergeler tedarik zinciri baskılarının hafiflediğine dair olumlu göstergeler olarak görülüyordu, ancak bugün küresel talebin zayıfladığının sinyalini verebilirler.

Kaynak: Trade growth to slow sharply in 2023 as global economy faces strong headwinds, WTO.ORG

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.