Connect with us

BANKA HABERLERİ

2022 İktisat Nobeli: Bankalar ve patolojileri

Yayınlanma:

|

2022 İktisat Nobel Ödülünü Ben Bernanke, Douglas Diamond ve Philip Dybvig kazandılar. Bu iktisatçıları birleştiren ortak konu mali aracılık, özellikle de bankacılık çalışıyor olmaları.

Banka diye bir kurum neden var? Neden köftecilik krizinden bahsetmiyoruz da bankacılık krizi herkesin aşina olduğu bir korku? Bankacılık krizi neden bankalardan başkalarını, sadece bankada mevduatı olanları değil bankadan borç alanları da ilgilendiriyor? Ödül, Bernanke, Diamond ve Dybvig’e bu sorulara verdikleri cevaplar için verildi.

Bankaların ekonomideki işlevini anlamak kolay değil

Mali aracılık, üzerine düşünmesi kolay bir konu değil. Genel olarak aracılık, bir kolaylaştırıcı olmaktan öte işlev taşıyor mu? Menajerler olmasa futbolcular ile kulüpler birbirlerini bulamayacaklar mı? Bankaların bundan öte bir işlevi var mı? Mali piyasalar ne işe yarıyor? Şirketlerin bankadan kredi almak, hisse senedi satmak, patronun cebinden finanse olmak gibi değişik finansman yöntemlerinden hangisini seçtikleri fark ediyor mu?

Bu son sorunun makroiktisat ve finans yazınının başına bela olmuş çok önemli bir cevabını Modigliani-Miller teoremi veriyor. 1950’lerde başladıkları bir seri makale ile Modigliani ve Miller standart bazı varsayımlar altında bir şirketin değerinin, şirketin nasıl finanse edildiğinden bağımsız olduğunu gösteriyorlar. Modigliani ve Miller’in daha sonra ayrı ayrı Nobel aldıkları[1] bu fikir finansman sorunu, bankacılık krizi gibi meselelerin standart modellerde sorun olarak görülemeyeceğini gösteriyor. Banka yoksa ve banka kredisi alınamıyorsa şirketler kendilerini hisse senedi satarak ya da tahvil ihraç ederek finanse edebilirler, şirket değeri ve dolayısıyla şirket davranışı için fark etmez. Şirket davranışı için fark etmiyorsa makroiktisadi sonuçları da olmaz. Dolayısıyla mali krizlerin reel ekonomiye, gelire, işsizliğe, enflasyona etkisi olmaması gerekir. (Bankalar eliyle yaratılan para arzı değişiklikleri ayrı bir kanal, burada bahsedilen finansman etkisi.)

Bir yandan iktisatçıların mutat olarak kullandıkları modellerin finans tezahürünü en temiz şekliyle ortaya koyarak bu konunun temelini oluşturduğu için çok önemli olan Modigliani-Miller teoremi (Bernanke’nin derste anlatışıyla, pastanın boyunun nasıl dilimlendiğinden bağımsız olması) diğer yandan gördüğümüz dünyayı anlamayı da çok zor hale getiriyor. Mali sektör krizlerinin reel sektörü etkilememesi mümkün olabilir mi? Böyle bir çerçeve ile Büyük Buhran’ı nasıl anlayabiliriz?

Modigliani ve Miller’ın çalışmalarından sonra uzun zaman şirket bilançolarının reel etkileri, mali sistemin sağlığının makroekonomik önemi gibi konular “…ama Modigliani-Miller…” duvarına çarptılar. Buradaki önemli sorulardan biri bankaların ne iş yaptıkları ve neden önemli olduklarıydı. Modigliani-Miller bankaların önemli olmadıklarını söylüyordu ama yaptıkları iş ne ki önemli olmadığını düşünelim, önemli değillerse de neden bankacılık krizleri tarih boyunca bu kadar yaygın gibi sorular cevapsızdı.

Kendisi de daha sonra Nobel almış olan Fama[2]  önemli bir makalesinde bankalar ne iş yaparlar sorusuna, özetle, defter tutarak insanların hayatlarını kolaylaştırırlar ama çok da özel bir iş yapmazlar cevabını veriyor.  Bu da bankaların neden krize bu kadar yatkın olduklarını ve bankacılık krizlerini neden dert ettiğimizi iyice anlaşılmaz hale getiren bir cevap.

Diamond ve Dybvig, bankaların önemli bir işlevini tanımlayıp krizler için önlem öneriyor

Diamond ve Dybvig’in kendilerine Nobel getiren ortak çalışmaları bankaların ne iş yaptıkları üzerine. (Burada banka dense de anlatılan mekanizma başka bazı mali aracılık türleri için de geçerli.) Makalelerinin[3] ana fikri insanların tasarruflarına ne zaman ihtiyaç duyacaklarını bilmedikleri için likit kalmak—kaynaklarını her an ulaşılabilir tutmak—istemeleri; ancak yatırımların tamamlanması vakit aldığı için yatırım yapacak müteşebbislerin uzun vadeli borç almak istemeleri uyumsuzluğunu bir aracının çözebilecek olması. Bu aracının avantajı kimin tasarrufuna ihtiyacı olacağını bilmese de herkesin birden ihtiyaç duymayacağını bilmesi ve buna göre bir miktar likit rezerv tutup toplam tasarrufun geri kalanını yatırıma yönlendirebilecek olması. Aracı, tasarruf sahiplerine ihtiyacınız olduğunda gelip bendeki varlığınızı alabilirsiniz deyip yatırımcılara uzun vadeli kredi veriyor. Bu aracı, banka.

Diamond ve Dybvig’e göre bankanın yaptığı temel işlerden biri bu vade dönüşümü, bankanın kısa vadeli yükümlülükler ile uzun vadeli varlıkları fonlaması. Aynı vade dönüşümü, bankanın kendisini likidite sorunu yaşar hale getiriyor. Diamond ve Dybvig bankaların olduğu bu ekonomide iki denge olduğunu gösteriyorlar. Biri, yatırım dönemi bitmeden sadece gerçekten likidite ihtiyacı olanların bankaya gidip mevduatlarını çektikleri iyi denge. Bu durumda herkes memnun, bankanın rezervleri erken gelenleri tatmin edecek düzeyde, bekleyenler de yatırımın getirisini paylaşıyorlar (faiz geliri elde ediyorlar).

Ancak bir denge daha var. Eğer insanlar, başkalarının likidite ihtiyacı olsun olmasın, ne olur ne olmaz diyerek kendi mevduatlarını çekeceklerinden endişe ederlerse, bankanın rezervlerinin herkesin mevduatını erken çekmesine yetmeyeceğini bildikleri için, sırada önde olmak için bankaya koşarak gidecekler. Bu bankaya hücum edildiği, bankanın işini iyi yapmadığı için değil, yaptığı işin bir yan etkisi olarak battığı denge. Bu hücumun bir sonucu henüz bitmemiş olan yatırımın devam etmemesi, bankanın mümkün olduğunca fazla ödeme yapmak için müteşebbisleri yarı tamamlanmış yatırımları hızla satmaya zorlaması ve bunların tamamlandıklarında sahip olacakları değerlerden çok düşüğe satılmaları. Diamond ve Dybvig bu kötü dengenin engellenmesi için bankalara likidite desteği sağlanmasının (gerektiğinde sağlıklı bankalara rezerv sağlayacak olan bir merkez bankası olmasının) ve mevduat sigortasının önemine dikkat çekiyorlar.

Türkiye’de 2001 krizinin tetiklenmesini Diamond ve Dybvig’in kötü dengesine geçiş olarak görmek mümkün. Ecevit’in “devlet krizi” sözleri insanları zaten sağlıksız olduğunu bildikleri bankacılık sisteminden mevduatlarını çekmeye, bunu başkalarından önce yapmak için bankalara hücum etmeye yöneltti. Devlet krizinin bankacılık krizinden çok farklı bir şey olması burada önemli değil; insanların, başkalarının bu sözleri bankaya hücum için sinyal olarak düşüneceklerini düşünmeleri yeterli.

Bernanke ve Büyük Buhran’dan iktisat öğrenmek

Bernanke’nin katkısı ise Büyük Buhran’ı çalışarak, uygulamada banka krizlerinin reel etkileri olduğunu göstermiş olması. (Bernanke’nin, özellikle Mark Gertler ile birlikte, mali hızlandırıcı fikrini geliştirdiği çok önemli teorik katkıları da var ancak Nobel komitesi ödülü Büyük Buhran çalışması için verdiğini vurguladı.) Bu Modigliani-Miller teoreminin uygulamada geçerli olmadığını gösteriyor ve teoriye, anlayışa yol gösteren uygulamalı çalışma olarak çok önemli.[4]

Elbette baktığımızda banka kredilerinin azaldığı dönemlerde iktisadi faaliyetin de azaldığını görüyoruz. Ancak bu, nedensellik ile ilgili bir şey söylemiyor. Kötü zamanlarda iş yapmayan şirketler kredi aramadıkları için de kredi talebi azalıyor olabilir. Bernanke zarif bir gözlem ile, ABD’de Büyük Buhran sırasında bankaların batışlarıyla iktisadi küçülme arasında, ilk defa, kredi arzından kaynaklanan nedensel bir bağ buluyor. Dolayısıyla bankaların sadece para arzı üzerinden değil, kredi arzı üzerinden iktisadi faaliyeti etkilemiş olduğunu gösteriyor.

Makro-finans araştırmalarında çığır açan bu çalışma, finans tarafının makroekonomiye sadece tepki vermediğini, etki de ettiğini gösterip bunun neden böyle olduğunu anlamaya çalışan büyük bir akademik yazının önünü açıyor. Buradaki teorik işin epey bir kısmında da birlikte çalıştığı iktisatçılarla birlikte Bernanke’nin katkısı var.

2008-09 krizi sırasında bu uzmanlığa sahip Bernanke’nin ABD Merkez Bankası Fed’in başkanı olması para politikası tepkisini belirledi ve bu dönemdeki mali sektör desteği ve likidite sağlama mekanizmaları ikinci bir Büyük Buhran yaşanmasının önüne geçti. Öte yandan Bernanke’nin de dahil olduğu karar alıcıların önemli bir yatırım bankası olan Lehman Brothers’ın batmasını önlemeyerek krize davetiye çıkardıkları, miktarsal genişleme ile Fed bilançosunu fazla büyüttükleri eleştirileri de devam ediyor. Bunlar da, akademik yazın bir karara varırsa, bu yeni krizden çıkardığımız dersler olacak.

2022 İktisat Nobel ödüllerinin, ilk bakışta açık, özelliksiz gibi görünen bazı vakıanın neden aslında açık da özelliksiz de olmadığını gören, daha sonra bunlara zarif açıklamalar getiren iktisatçılara verildiğini ve ödül alan çalışmaların iktisat politikasına kuvvetle etki etmiş olduklarını görüyoruz. Türkiye de, maalesef, finans sektörünün bazen yeterince denetlenip düzenlenmemesi, bazen de fazla cendere altına alınması nedeniyle büyük makroekonomik sorunlar yaşamış ve yaşayan bir ülke. Dolayısıyla bu çalışmaların ülkemizde ve bizlerin hayatında da karşılıkları var. Kısmen böyle olduğu için de bu konularda yerli çalışmalar mevcut. Bilkent Üniversitesi’nde meslektaşlarım Hakan Kara, Burçin Kısacıkoğlu, Sang Seok Lee, Koç Üniversitesi’nde Kamil Yılmaz, Yale Üniversitesi’nde Türkiye üzerine de çalışan Alp Şimşek ve birçok başka kıymetli hocamız benzer konularda dünya çapında önemli çalışmalar yapmaya devam ediyorlar.

Refet Gürkaynak
Bilim Akademisi üyesi, Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü 

Notlar/Kaynaklar

Notlar/Kaynaklar
1 Franco Modigliani 1985’te, Merton H. Miller ise 1990’da Nobel Ekonomi Ödülüne layık görüldü.
2 Eugene F. Fama, 2013 Nobel Ekonomi Ödülü, https://www.nobelprize.org/prizes/economic-sciences/2013/press-release/
3 Diamond, D.W. ve Dybvig, P.H. (1983) Bank runs, deposit insurance, and liquidity, Journal of Political Economy 91, 401–419.
4 Bernanke, B.S. (1983) Nonmonetary effects of the financial crisis in the propagation of the Great Depression, American Economic Review 73, 257–276.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi

Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, “Yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerimizi tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabiliyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kuveyt Türk, bireysel finansman süreçlerinde yapay zeka destekli yeni uygulaması ‘Sizi Bilir’ ile müşteriye özel kar oranı dönemini başlattı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Kuveyt Türk, yeni uygulamasıyla finansman teklifi süreçlerinde müşteri deneyimini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor.

Yapay zeka tabanlı tahminleme modeliyle geliştirilen sistem, müşterilerin harcama alışkanlıkları ve finansman geçmişlerini analiz ederek kendilerine uygun kar oranı sunulmasını sağlıyor.

Uygulama, veri temelli ve kişisel finansal davranışlara duyarlı bir yapı sunarak, her müşterinin kendi finansal yolculuğunu dikkate alan modelle çalışıyor.

Bireysel müşterilere yönelik olarak hayata geçirilen uygulamada finansal profili güçlü müşteriler avantajlı kar oranlarından yararlanabiliyor.

Müşteriler böylece hem finansal yüklerini daha etkin yönetirken, kendilerine özel tasarlanmış teklifle daha güvenli kararlar alabiliyor.

Müşteriler, ihtiyaç duydukları finansmana Kuveyt Türk Mobil ve Kuveyt Türk şubeleri üzerinden daha kısa sürede ve daha kişiselleştirilmiş koşullarla ulaşabiliyor.

‘Sizi Bilir’ modeli, Kuveyt Türk’ün yapay zeka temelli çözümleri bankacılık süreçlerine entegre etme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Banka, müşterilerine bütünleşmiş, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir bankacılık deneyimi sunmak için yapay zeka destekli çözümlerini daha geniş bir alana yayarak çalışmalarına hız veriyor.

– ‘Amacımız, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşturmak’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, ‘Sizi Bilir’ modeliyle amaçlarının, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş ve müşteri odaklı bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.

Oral, yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerini tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabildiklerini aktararak, şunları kaydetti:

‘Bu yaklaşım, finansal profili güçlü müşteriler için daha avantajlı koşullar sunulmasına imkan tanırken tüm müşterilerimiz için dengeli ve sürdürülebilir finansman çözümleri üretmemizi sağlıyor. Kuveyt Türk olarak teknolojiyi, müşteri deneyimini iyileştiren ve güven ilişkisini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.’

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı

Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Akbank, 500 milyon dolar tutarında ve yüzde 8,25 faiz oranıyla sermaye benzeri tahvil ihracı gerçekleştirdi.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, vadesi 10,5 yıl, faiz yenileme tarihi 5,5 yıl olan ihracın coğrafi dağılımı yüzde 73 Birleşik Krallık, yüzde 18 Avrupa, yüzde 4 Amerika, yüzde 4 Orta Doğu ve yüzde 1 Asya şeklinde gerçekleşti.

Geniş tabanlı yatırımcı talebiyle emir defteri 1,2 milyar doların üzerine ulaşırken, güçlü talep sayesinde fiyatlama başlangıç seviyesine kıyasla 25 baz puan daralarak, yüzde 8,25 seviyesinde oldu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, 500 milyon dolar tutarındaki sermaye benzeri tahvil ihracını başarıyla tamamladıklarını belirterek, şunları kaydetti:

’22 Haziran’da itfa edilecek (15 Mayıs’ta geri çağrılan) diğer Tier 2 ihracımız öncesinde, yatırımcılardan gelen güçlü ön talebi değerlendirerek, uygun piyasa koşullarında harekete geçtik. Sermaye benzeri borçlanma işlemlerinde geri çağırma haklarımızı istikrarlı biçimde kullanmamız da yatırımcı nezdinde olumlu karşılandı. Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz.’

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor?

Yayınlanma:

|

bankavitrini.com haber analiz raporu

Türkiye’de tarım bankacılığı: kredi büyüyor, pazar kamu bankalarında yoğunlaşıyor

Türkiye’de tarım bankacılığı 2025/2026 döneminde yeniden stratejik bir başlık haline geldi. BDDK’nın yayımladığı aylık bankacılık verileri ve FinTürk il bazlı sektör verileri, tarım kredilerinin hem hacim hem de bölgesel dağılım açısından izlenebilir ana kalemlerden biri olduğunu gösteriyor. BDDK, 2026 Mart FinTürk verilerini ve aylık bankacılık sektör verilerini yayımlamış durumda.

Paylaşılan tabloda 2025/1 döneminde 531,5 milyar TL olan tarım kredileri hacminin 2026/1 döneminde 586,2 milyar TL’ye çıktığı görülüyor. Bu, yaklaşık 54,7 milyar TL artış ve %10,3 büyüme anlamına geliyor. Ancak büyüme, enflasyon ve tarımsal girdi maliyetleri dikkate alındığında reel olarak daha sınırlı bir finansman genişlemesine işaret ediyor.

Pazarın lideri yine Ziraat Bankası

Tabloya göre Türkiye Ziraat Bankası 2026/1 döneminde 225,6 milyar TL tarım kredisi hacmiyle pazarın açık ara lideri. Pazar payı %37,9 seviyesinde. Ziraat Bankası’nın tarım bankacılığındaki ağırlığı, yalnızca ticari tercih değil; Hazine faiz destekli tarımsal kredi mekanizmasındaki merkezi rolünden de kaynaklanıyor. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri üzerinden kullandırılan Hazine faiz destekli tarım kredilerinin usul ve esasları 2024-2026 dönemini kapsayacak şekilde düzenlenmişti.

İkinci sırada Tarım Kredi Kooperatifleri Merkezi Birliği bulunuyor. 2026/1 döneminde hacim 77,9 milyar TL’ye, pazar payı ise %13,1’e yükselmiş görünüyor. Bu tablo, tarım finansmanında kamu destekli/yarı kamusal kanalın hâlâ belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Özel bankalarda sınırlı büyüme, bazı bankalarda daralma

DenizBank, QNB Finansbank, Akbank, Garanti BBVA, İş Bankası, TEB ve Şekerbank gibi bankalar tarım bankacılığında ürün sunmaya devam ediyor. DenizBank tarım, tarla ve çiftçi kredilerini ayrı bir iş kolu olarak sunarken; VakıfBank da işletme, yatırım, proje ve KGF destekli tarım kredileri gibi başlıklarda ürünler açıklıyor.

Ancak tabloda özel bankalar arasında ayrışma dikkat çekiyor. Akbank’ta %6,2, TEB’de %4,7, İş Bankası’nda ise %0,6 daralma görülüyor. Bu durum, tarım kredilerinde risk iştahının bankadan bankaya değiştiğini gösteriyor.

En hızlı büyüyen bankalar

Tabloya göre tarım kredilerinde en hızlı büyüyen ilk bankalar şöyle:

Banka 2026/1 büyüme
Ziraat Katılım Bankası %17,5
Tarım Kredi Kooperatifleri %15,7
Ziraat Portföy / Tarım Finansman %14,6
Türkiye Ziraat Bankası %12,5
VakıfBank %12,2

Bu görünüm, tarım finansmanında büyümenin ağırlıklı olarak kamu bankaları, katılım bankacılığı ve kamu destekli kanallar üzerinden geldiğini gösteriyor.

Tarım kredilerinde ana mesele: hacim artıyor ama maliyet baskısı sürüyor

Tarım kredilerinin büyümesi olumlu görünse de çiftçinin finansmana erişiminde üç temel sorun devam ediyor:

Birincisi, kredi hacmindeki artış tarımsal girdi maliyetleriyle aynı hızda ilerlemeyebilir. Mazot, gübre, yem, ilaç, tohum, enerji ve sulama maliyetleri arttıkça çiftçinin kredi ihtiyacı da büyüyor.

İkincisi, kredi büyümesi her zaman üretim artışı anlamına gelmiyor. Kredi, yatırım için değil borç çevirme ve işletme sermayesi açığını kapatma amacıyla kullanılıyorsa tarım işletmeleri finansal kırılganlıktan çıkamıyor.

Üçüncüsü, destekli kredi mekanizması kamu bankaları üzerinden yoğunlaştığı için özel bankaların tarım finansmanındaki payı sınırlı kalıyor. Bu da rekabeti ve ürün çeşitliliğini azaltabiliyor.

2026’da destekli kredi tarafında yeni hassasiyetler

2026’da Hazine destekli tarım ve esnaf kredilerinde bazı düzenlemeler yapıldı. Bloomberg HT’nin aktardığı düzenlemeye göre, temel hayvansal ve bitkisel üretim konularında 400 bin TL’ye kadar olan ayni finansman ve kredilerde 31 Aralık 2026’ya kadar bazı borç şartlarının aranmayacağı açıklandı.

Bu düzenleme kısa vadede küçük üreticiye nefes aldırabilir. Ancak yapısal çözüm için yalnızca krediye erişim değil; üretim planlaması, alım garantisi, sigorta, kooperatifleşme, lisanslı depoculuk ve vadeli fiyat mekanizmalarının birlikte çalışması gerekir.

Bankacılık açısından riskler

Tarım bankacılığında risk klasik ticari kredilerden farklıdır. Çünkü geri ödeme kapasitesi yalnızca bilanço gücüne değil; iklim, kuraklık, don, sel, hastalık, ürün fiyatı ve destekleme politikalarına da bağlıdır.

Bankalar açısından başlıca riskler şunlardır:

Risk alanı Etki
Kuraklık ve iklim riski Ürün kaybı, tahsilat gecikmesi
Girdi maliyeti artışı İşletme sermayesi ihtiyacı büyür
Ürün fiyat oynaklığı Gelir tahmini zorlaşır
Destek ödemesi gecikmesi Nakit akışı bozulur
Borç çevirme kredileri Zombi tarım işletmesi riski yaratır

Tarım kredisi artık sadece banka ürünü değil, gıda güvenliği meselesidir

Türkiye’de tarım bankacılığı 2026’ya büyüyerek girmiştir. Ancak bu büyümenin niteliği hacimden daha önemlidir. Tarım kredileri üretimi artırıyor, verimliliği yükseltiyor ve çiftçinin teknolojik dönüşümünü destekliyorsa ekonomiye katkı sağlar. Fakat kredi borç çevirme aracına dönüşürse çiftçiyi rahatlatmak yerine daha kırılgan hale getirir.

Bu nedenle tarım bankacılığı yalnızca “kredi kullandırma” faaliyeti olarak değil; gıda arz güvenliği, kırsal kalkınma, iklim riski yönetimi ve üretim sürdürülebilirliği başlığı altında yeniden ele alınmalıdır.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.