Connect with us

BANKA HABERLERİ

2022 İktisat Nobeli: Bankalar ve patolojileri

Yayınlanma:

|

2022 İktisat Nobel Ödülünü Ben Bernanke, Douglas Diamond ve Philip Dybvig kazandılar. Bu iktisatçıları birleştiren ortak konu mali aracılık, özellikle de bankacılık çalışıyor olmaları.

Banka diye bir kurum neden var? Neden köftecilik krizinden bahsetmiyoruz da bankacılık krizi herkesin aşina olduğu bir korku? Bankacılık krizi neden bankalardan başkalarını, sadece bankada mevduatı olanları değil bankadan borç alanları da ilgilendiriyor? Ödül, Bernanke, Diamond ve Dybvig’e bu sorulara verdikleri cevaplar için verildi.

Bankaların ekonomideki işlevini anlamak kolay değil

Mali aracılık, üzerine düşünmesi kolay bir konu değil. Genel olarak aracılık, bir kolaylaştırıcı olmaktan öte işlev taşıyor mu? Menajerler olmasa futbolcular ile kulüpler birbirlerini bulamayacaklar mı? Bankaların bundan öte bir işlevi var mı? Mali piyasalar ne işe yarıyor? Şirketlerin bankadan kredi almak, hisse senedi satmak, patronun cebinden finanse olmak gibi değişik finansman yöntemlerinden hangisini seçtikleri fark ediyor mu?

Bu son sorunun makroiktisat ve finans yazınının başına bela olmuş çok önemli bir cevabını Modigliani-Miller teoremi veriyor. 1950’lerde başladıkları bir seri makale ile Modigliani ve Miller standart bazı varsayımlar altında bir şirketin değerinin, şirketin nasıl finanse edildiğinden bağımsız olduğunu gösteriyorlar. Modigliani ve Miller’in daha sonra ayrı ayrı Nobel aldıkları[1] bu fikir finansman sorunu, bankacılık krizi gibi meselelerin standart modellerde sorun olarak görülemeyeceğini gösteriyor. Banka yoksa ve banka kredisi alınamıyorsa şirketler kendilerini hisse senedi satarak ya da tahvil ihraç ederek finanse edebilirler, şirket değeri ve dolayısıyla şirket davranışı için fark etmez. Şirket davranışı için fark etmiyorsa makroiktisadi sonuçları da olmaz. Dolayısıyla mali krizlerin reel ekonomiye, gelire, işsizliğe, enflasyona etkisi olmaması gerekir. (Bankalar eliyle yaratılan para arzı değişiklikleri ayrı bir kanal, burada bahsedilen finansman etkisi.)

Bir yandan iktisatçıların mutat olarak kullandıkları modellerin finans tezahürünü en temiz şekliyle ortaya koyarak bu konunun temelini oluşturduğu için çok önemli olan Modigliani-Miller teoremi (Bernanke’nin derste anlatışıyla, pastanın boyunun nasıl dilimlendiğinden bağımsız olması) diğer yandan gördüğümüz dünyayı anlamayı da çok zor hale getiriyor. Mali sektör krizlerinin reel sektörü etkilememesi mümkün olabilir mi? Böyle bir çerçeve ile Büyük Buhran’ı nasıl anlayabiliriz?

Modigliani ve Miller’ın çalışmalarından sonra uzun zaman şirket bilançolarının reel etkileri, mali sistemin sağlığının makroekonomik önemi gibi konular “…ama Modigliani-Miller…” duvarına çarptılar. Buradaki önemli sorulardan biri bankaların ne iş yaptıkları ve neden önemli olduklarıydı. Modigliani-Miller bankaların önemli olmadıklarını söylüyordu ama yaptıkları iş ne ki önemli olmadığını düşünelim, önemli değillerse de neden bankacılık krizleri tarih boyunca bu kadar yaygın gibi sorular cevapsızdı.

Kendisi de daha sonra Nobel almış olan Fama[2]  önemli bir makalesinde bankalar ne iş yaparlar sorusuna, özetle, defter tutarak insanların hayatlarını kolaylaştırırlar ama çok da özel bir iş yapmazlar cevabını veriyor.  Bu da bankaların neden krize bu kadar yatkın olduklarını ve bankacılık krizlerini neden dert ettiğimizi iyice anlaşılmaz hale getiren bir cevap.

Diamond ve Dybvig, bankaların önemli bir işlevini tanımlayıp krizler için önlem öneriyor

Diamond ve Dybvig’in kendilerine Nobel getiren ortak çalışmaları bankaların ne iş yaptıkları üzerine. (Burada banka dense de anlatılan mekanizma başka bazı mali aracılık türleri için de geçerli.) Makalelerinin[3] ana fikri insanların tasarruflarına ne zaman ihtiyaç duyacaklarını bilmedikleri için likit kalmak—kaynaklarını her an ulaşılabilir tutmak—istemeleri; ancak yatırımların tamamlanması vakit aldığı için yatırım yapacak müteşebbislerin uzun vadeli borç almak istemeleri uyumsuzluğunu bir aracının çözebilecek olması. Bu aracının avantajı kimin tasarrufuna ihtiyacı olacağını bilmese de herkesin birden ihtiyaç duymayacağını bilmesi ve buna göre bir miktar likit rezerv tutup toplam tasarrufun geri kalanını yatırıma yönlendirebilecek olması. Aracı, tasarruf sahiplerine ihtiyacınız olduğunda gelip bendeki varlığınızı alabilirsiniz deyip yatırımcılara uzun vadeli kredi veriyor. Bu aracı, banka.

Diamond ve Dybvig’e göre bankanın yaptığı temel işlerden biri bu vade dönüşümü, bankanın kısa vadeli yükümlülükler ile uzun vadeli varlıkları fonlaması. Aynı vade dönüşümü, bankanın kendisini likidite sorunu yaşar hale getiriyor. Diamond ve Dybvig bankaların olduğu bu ekonomide iki denge olduğunu gösteriyorlar. Biri, yatırım dönemi bitmeden sadece gerçekten likidite ihtiyacı olanların bankaya gidip mevduatlarını çektikleri iyi denge. Bu durumda herkes memnun, bankanın rezervleri erken gelenleri tatmin edecek düzeyde, bekleyenler de yatırımın getirisini paylaşıyorlar (faiz geliri elde ediyorlar).

Ancak bir denge daha var. Eğer insanlar, başkalarının likidite ihtiyacı olsun olmasın, ne olur ne olmaz diyerek kendi mevduatlarını çekeceklerinden endişe ederlerse, bankanın rezervlerinin herkesin mevduatını erken çekmesine yetmeyeceğini bildikleri için, sırada önde olmak için bankaya koşarak gidecekler. Bu bankaya hücum edildiği, bankanın işini iyi yapmadığı için değil, yaptığı işin bir yan etkisi olarak battığı denge. Bu hücumun bir sonucu henüz bitmemiş olan yatırımın devam etmemesi, bankanın mümkün olduğunca fazla ödeme yapmak için müteşebbisleri yarı tamamlanmış yatırımları hızla satmaya zorlaması ve bunların tamamlandıklarında sahip olacakları değerlerden çok düşüğe satılmaları. Diamond ve Dybvig bu kötü dengenin engellenmesi için bankalara likidite desteği sağlanmasının (gerektiğinde sağlıklı bankalara rezerv sağlayacak olan bir merkez bankası olmasının) ve mevduat sigortasının önemine dikkat çekiyorlar.

Türkiye’de 2001 krizinin tetiklenmesini Diamond ve Dybvig’in kötü dengesine geçiş olarak görmek mümkün. Ecevit’in “devlet krizi” sözleri insanları zaten sağlıksız olduğunu bildikleri bankacılık sisteminden mevduatlarını çekmeye, bunu başkalarından önce yapmak için bankalara hücum etmeye yöneltti. Devlet krizinin bankacılık krizinden çok farklı bir şey olması burada önemli değil; insanların, başkalarının bu sözleri bankaya hücum için sinyal olarak düşüneceklerini düşünmeleri yeterli.

Bernanke ve Büyük Buhran’dan iktisat öğrenmek

Bernanke’nin katkısı ise Büyük Buhran’ı çalışarak, uygulamada banka krizlerinin reel etkileri olduğunu göstermiş olması. (Bernanke’nin, özellikle Mark Gertler ile birlikte, mali hızlandırıcı fikrini geliştirdiği çok önemli teorik katkıları da var ancak Nobel komitesi ödülü Büyük Buhran çalışması için verdiğini vurguladı.) Bu Modigliani-Miller teoreminin uygulamada geçerli olmadığını gösteriyor ve teoriye, anlayışa yol gösteren uygulamalı çalışma olarak çok önemli.[4]

Elbette baktığımızda banka kredilerinin azaldığı dönemlerde iktisadi faaliyetin de azaldığını görüyoruz. Ancak bu, nedensellik ile ilgili bir şey söylemiyor. Kötü zamanlarda iş yapmayan şirketler kredi aramadıkları için de kredi talebi azalıyor olabilir. Bernanke zarif bir gözlem ile, ABD’de Büyük Buhran sırasında bankaların batışlarıyla iktisadi küçülme arasında, ilk defa, kredi arzından kaynaklanan nedensel bir bağ buluyor. Dolayısıyla bankaların sadece para arzı üzerinden değil, kredi arzı üzerinden iktisadi faaliyeti etkilemiş olduğunu gösteriyor.

Makro-finans araştırmalarında çığır açan bu çalışma, finans tarafının makroekonomiye sadece tepki vermediğini, etki de ettiğini gösterip bunun neden böyle olduğunu anlamaya çalışan büyük bir akademik yazının önünü açıyor. Buradaki teorik işin epey bir kısmında da birlikte çalıştığı iktisatçılarla birlikte Bernanke’nin katkısı var.

2008-09 krizi sırasında bu uzmanlığa sahip Bernanke’nin ABD Merkez Bankası Fed’in başkanı olması para politikası tepkisini belirledi ve bu dönemdeki mali sektör desteği ve likidite sağlama mekanizmaları ikinci bir Büyük Buhran yaşanmasının önüne geçti. Öte yandan Bernanke’nin de dahil olduğu karar alıcıların önemli bir yatırım bankası olan Lehman Brothers’ın batmasını önlemeyerek krize davetiye çıkardıkları, miktarsal genişleme ile Fed bilançosunu fazla büyüttükleri eleştirileri de devam ediyor. Bunlar da, akademik yazın bir karara varırsa, bu yeni krizden çıkardığımız dersler olacak.

2022 İktisat Nobel ödüllerinin, ilk bakışta açık, özelliksiz gibi görünen bazı vakıanın neden aslında açık da özelliksiz de olmadığını gören, daha sonra bunlara zarif açıklamalar getiren iktisatçılara verildiğini ve ödül alan çalışmaların iktisat politikasına kuvvetle etki etmiş olduklarını görüyoruz. Türkiye de, maalesef, finans sektörünün bazen yeterince denetlenip düzenlenmemesi, bazen de fazla cendere altına alınması nedeniyle büyük makroekonomik sorunlar yaşamış ve yaşayan bir ülke. Dolayısıyla bu çalışmaların ülkemizde ve bizlerin hayatında da karşılıkları var. Kısmen böyle olduğu için de bu konularda yerli çalışmalar mevcut. Bilkent Üniversitesi’nde meslektaşlarım Hakan Kara, Burçin Kısacıkoğlu, Sang Seok Lee, Koç Üniversitesi’nde Kamil Yılmaz, Yale Üniversitesi’nde Türkiye üzerine de çalışan Alp Şimşek ve birçok başka kıymetli hocamız benzer konularda dünya çapında önemli çalışmalar yapmaya devam ediyorlar.

Refet Gürkaynak
Bilim Akademisi üyesi, Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü 

Notlar/Kaynaklar

Notlar/Kaynaklar
1 Franco Modigliani 1985’te, Merton H. Miller ise 1990’da Nobel Ekonomi Ödülüne layık görüldü.
2 Eugene F. Fama, 2013 Nobel Ekonomi Ödülü, https://www.nobelprize.org/prizes/economic-sciences/2013/press-release/
3 Diamond, D.W. ve Dybvig, P.H. (1983) Bank runs, deposit insurance, and liquidity, Journal of Political Economy 91, 401–419.
4 Bernanke, B.S. (1983) Nonmonetary effects of the financial crisis in the propagation of the Great Depression, American Economic Review 73, 257–276.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem

İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi

Yayınlanma:

|

Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.

İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.

Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.

Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.

Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95

Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.

TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.

Bunun yanında;

  • Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
  • Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
  • Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
  • Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
  • Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
  • Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.

TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.

Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında

Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.

Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.

Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.

Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.

Örneğin:

Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.

Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.

5 milyar TL günlük limit önemli

Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.

300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.

Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.

TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.

İhracatçı açısından ne değişiyor?

Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.

Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:

1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.

2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.

3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.

Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.

“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?

Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.

Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.

Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.

TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.

Bankalar açısından da önemli

Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.

Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.

Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.

Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.

Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor

Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:

Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.

Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.

Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

Bankavitrini yorumu

Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.

Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”

Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.

Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.

Ticaret Bakanlığı · TCMB

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler

Bankaların yumuşak karnı: Nakit karşılıklı krediler gerçekten yeterince denetlendi mi? Para bankada, kredi yine bankadan… Peki paranın gerçek kaynağını kim araştırıyor?

Yayınlanma:

|

25 yıl Bankacılık deneyimi, 7 yıllık Mahkemelere Bankacı Bilirkişisi olarak yüzlerce ağırlıklı Dolandırıcılık Raporları hazırlamış biri olarak Kara Para aklama yöntemlerinden biri olan Bankalardaki “Nakit Karşılıklı Kredileri” mercek altınması gerektiğini yıllardır yazdım. Bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alalım:

Bankacılık sisteminde en risksiz kredilerden biri gibi görünen bir kredi türü vardır: nakit karşılıklı, mevduat rehni karşılığı veya nakit teminatlı krediler.

Müşterinin bankada parası vardır. Bu para mevduat, döviz hesabı, vadeli hesap veya başka bir likit finansal varlık olarak bankaya rehnedilir. Banka da bu varlığın belli bir oranına kadar müşteriye kredi açar. Klasik kredi riski açısından bakıldığında banka için son derece güvenli bir işlemdir.

Çünkü müşteri krediyi ödemezse banka elindeki nakit teminatı kullanabilir.

Tam da burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Banka kredi riskini çok iyi kontrol ederken, teminat olarak aldığı nakdin nereden geldiğini aynı derinlikte kontrol ediyor mu?

Daha önemlisi: BDDK denetimleri, banka teftiş kurulları, iç kontrol birimleri ve MASAK uyum mekanizmaları nakit karşılıklı kredileri yalnızca “kredi riski düşük işlemler” olarak mı görüyor, yoksa fonun gerçek kaynağına kadar gidiyor mu?

Çünkü uluslararası kara para aklama literatürü bize çok önemli bir şey söylüyor: Bir kredi gerçek bir banka tarafından kullandırılmış olabilir; ama kredinin arkasındaki teminatın kaynağı suç geliri ise kredi işlemi paranın geçmişini temizleyen bir perdeye dönüşebilir.

MASAK’ın kendi yayımladığı aklama yöntemleri arasında da “oto-finans borç yöntemi – loan-back” açık biçimde bulunuyor. MASAK, offshore yapılara taşınan suç gelirinin daha sonra kredi görüntüsü altında sahibine geri döndürülmesini bilinen aklama yöntemlerinden biri olarak tanımlıyor.

OECD ve FATF kaynaklarında bunun bir başka versiyonu “back-to-back loan”, yani karşılıklı/arka arkaya kredi yapıları olarak karşımıza çıkıyor. OECD’ye göre mevcut bir banka mevduatının veya başka bir nakit varlığın teminat gösterilmesiyle üçüncü taraf finans kuruluşundan alınan kredi, teminatın suç gelirinden oluşması halinde aklama mekanizmasının parçası haline gelebiliyor.

Dolayısıyla sorun kredi değil.

Sorun, krediye kaynak teşkil eden teminatın ekonomik kökenidir.

Nakit karşılıklı kredi nasıl bir “kaynak maskeleme aracına” dönüşebilir?

Basit bir örnek düşünelim:

Bir şirketin veya kişinin banka hesabında 10 milyon dolar bulunuyor. Paranın ekonomik kaynağı konusunda soru işaretleri olduğunu varsayalım. Bu kişi 10 milyon doları doğrudan başka bir ülkeye gönderdiğinde karşı taraftaki banka şu soruyu sorabilir:

“Bu 10 milyon dolar nereden geldi?”

Ticaret mi? Mal satışı mı? Şirket sermayesi mi? Gayrimenkul satışı mı? Temettü mü? Miras mı? Borç mu? Başka bir ekonomik faaliyet mi?

Ancak aynı para bir Türk bankasında teminat haline getirilip bunun karşılığında kredi kullandırıldığında müşterinin bilançosunda ve banka hareketlerinde yeni bir katman ortaya çıkar: BANKA KREDİSİ.

Yurt dışına giden fonun işlem açıklamasında veya şirket kayıtlarında artık “kredi” bulunabilir.

Karşı ülkedeki banka açısından bakıldığında da görünürde düzenli bir finansal kaynak vardır: Türkiye’de lisanslı bir banka tarafından kullandırılmış kredi.

Fakat kritik AML sorusu hâlâ cevaplanmamıştır: Kredinin kaynağı banka olabilir; peki bankanın krediyi verirken aldığı nakit teminatın kaynağı nedir? İşte finansal suçlarla mücadelede source of funds ile source of wealth ayrımı burada önem kazanıyor. Paranın son çıktığı hesap yalnızca ilk katmandır.

Gerçek bir AML incelemesi paranın ekonomik kökenine kadar gitmek zorundadır.

MASAK’ın şüpheli işlem göstergeleri aslında tehlikeyi yıllardır tarif ediyor

MASAK’ın yayımladığı şüpheli işlem göstergelerinde bu dosya açısından son derece dikkat çekici başlıklar bulunuyor.

Örneğin; yüksek meblağlı kredi veya borcun makul açıklama olmadan kısa sürede kapatılması, kredinin nerede kullanılacağı konusunda ikna edici bilgi sunulamaması, işletmenin faaliyetiyle orantısız hesap hareketleri, olağan dışı sınır ötesi para transferleri, birbirine yakın tutarlardaki paraların kısa aralıklarla ülkeye girip çıkması, yurt dışındaki hesapların kredi ilişkilerinde teminat olarak kullanılması şüpheli işlemler arasında sayılıyor.

Bu göstergeler yan yana konulduğunda aslında şu prensip ortaya çıkıyor: Bankanın “müşterim kredi kullandı” demesi AML incelemesini bitirmemeli; tam tersine bazı durumlarda incelemenin başlangıcı olmalıdır.

ABD bankacılık sisteminin AML denetim rehberlerinde de nakit teminatlı krediler özel risk göstergeleri arasında.

FFIEC rehberinde; üçüncü kişiye ait mevduatla teminatlandırılan krediler, kaynağı bilinmeyen fonla oluşturulan mevduata karşı kredi verilmesi, ekonomik amacı olmayan ve bankaya hemen hemen hiç kredi riski yaratmadan yüksek komisyon kazandıran krediler şüpheli işlem göstergeleri arasında sıralanıyor.

Asıl denetlenmesi gereken şey kredi dosyası değil, paranın yolculuğu

Klasik banka teftiş mantığında kredi dosyasına bakılır: Müşteri kim? Limit ne? Teminat yeterli mi? Rehin düzgün kurulmuş mu? Kredi sınıflandırması doğru mu? Karşılık ayrılması gerekiyor mu?  Yetki limitlerine uyulmuş mu?

Bunlar elbette önemlidir.

Fakat nakit karşılıklı kredilerde denetimin bundan çok daha ileri gitmesi gerekir. Çünkü kredi riski neredeyse sıfırken AML riski yüksek olabilir.

Denetçinin sorması gereken asıl sorular şunlardır: Teminat olan para bankaya nereden geldi?

Kaç gün önce geldi? Yurt dışından mı geldi? Başka bankadan mı aktarıldı? Başka bir krediden mi oluştu? Şirketin ticari faaliyetleri bu büyüklükte para yaratabilecek durumda mı? Para geldikten ne kadar sonra rehnedildi? Rehin karşılığında kredi hangi hesaba geçti? Kredi aynı gün başka bankaya aktarıldı mı? Orada tekrar mevduat veya teminat oldu mu? Kredi başka bir finansal ürüne yatırıldı mı? Aynı nihai faydalanıcı farklı şirketlerle zinciri tekrarladı mı?

İşte gerçek denetim burada başlıyor.

Son söz

Nakit karşılıklı kredi bankanın bilançosu açısından belki de en güvenli kredi türlerinden biridir.

Fakat kara para aklama ve finansal kaldıraç açısından en fazla dikkat edilmesi gereken kredi türlerinden biri de olabilir.

Çünkü bankanın açısından güvenli olan şu formül: “Param teminatta, dolayısıyla kredim güvende” kamu otoritesi açısından yeterli değildir.

Kamu otoritesinin sorması gereken soru şudur: “Teminattaki o para nereden geldi?”

Erol TAŞDELEN – Ekonomist   www.bankavitrini.com

 

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı

DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

 Türkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.

DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”

Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında

Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.

ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.