Connect with us

EKONOMİ

Türkiye, tüketimle odaklı yapay büyümeye devam

Yüksek enflasyon vatandaşın tüketim harcamalarını öne çekmesine ve hızlandırmasına yol açınca Türkiye ekonomisi son çeyrekte yüzde 3,5, 2022 tamamında yüzde 5,6 büyüdü. Ancak vatandaşın tüketimiyle büyüyen ekonomide emeğin payı yüzde 25,2 ile tarihi en düşük seviyelere geriledi.

Yayınlanma:

|

Türkiye ekonomisi 2022 yılının son çeyreğinde yüzde 3,5 büyüdü ve 2022’nin tamamında büyüme yüzde 5,6 olarak hesaplandı. Hem son çeyrekte hem de yılın tamamında büyümeyi sürükleyen yüksek enflasyon nedeniyle tüketimini öne çeken vatandaşın harcamaları olurken sanayi ve ihracatın son çeyrekte yavaşlayarak büyümenin ivme kaybına yol açması dikkat çekti.

Pandemiden bu yana yüksek enflasyonun gölgesinde yapılan yüksek maaş artışlarına rağmen işgücü ödemelerinin milli gelirden aldığı pay 2022 son çeyrekte yüzde 25,2 ile tarihi en düşük seviyeye inerken 2022 yılında da yüzde 26,5’e geriledi. Emeğin payının giderek azaldığı sermayenin aldığı payın arttığı Türkiye ekonomisinde yaşanan büyük deprem felaketinin enflasyonun hızlanmasına büyümeye de ilk iki çeyrekte negatif etki yapması bekleniyor. 2023’ün tamamı için büyüme beklentileri ise yüzde 2,6-2,8 arası şekilleniyor.

Kişi başı milli gelir 5 yıl sonra 10 bin doları aştı

Türkiye ekonomisi 2022 ilk çeyreğinde yüzde 7,6 ikinci çeyrekte yüzde 7,8 büyüme göstermiş ardından üçüncü çeyrekte büyüme yüzde 4’e yavaşlamıştı. Son çeyrekte ise büyüme yüzde 3,5 olarak gerçekleşti piyasa beklentisi yüzde 3 seviyelerinde bulunuyordu. Yıllık büyüme beklentisi de yüzde 5,2 iken yine beklentinin biraz üzerinde bir büyüme rakamı yakalandı. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye ekonomisi 2022 yılında cari fiyatlarla 15 trilyon 6,5 milyar liraya, dolar bazında ise yine cari fiyatlarla 905.5 milyar dolara yükseldi. Kişi başına milli gelir de yüksek enflasyona rağmen dolar/TL kurunun görece yatay seyrettiği 2022 yılında 2017 yılından sonra ilk kez 10 bin doların üzerine çıktı. 2022 yılında kişi başı milli gelir 10 bin 655 dolara yükseldi.

İşgücü ödemelerinin payı 3.6 puan düştü

2022’nin son çeyreğinde Türkiye yüzde 3,5’lik büyüme performansı ile son çeyreğinde yüzde 7,2 büyüyen Filipinler, yüzde 7 büyüyen Malezya ve yüzde 5 büyüyen Endonezya’dan sonra dördüncü sırada yer aldı. Yıllık yüzde 5,6’lık büyüme ile de Türkiye yapılan hesaplamalara göre dünyada en hızlı büyüyen ilk 10 ekonomisi arasında bulunuyor. Diğer ülkelere göre daha iyi büyüme performansı gösterse de işgücü ödemelerinin milli gelirde payının son 4 çeyrektir sürekli azalması ve 2022 yılında da 3,6 puan azalması büyümenin kapsayıcılığı tartışmalarına yol açıyor. İşgücü ödemelerinin payı yani emeğin milli gelirden aldığı pay 2022 son çeyreğinde yüzde 25,2 ile tarihi en düşük seviyelerine gerilerken, net işletme artığı/karma gelirin payı yani sermaye payı yüzde 56,7’ye çıktı. 2022 yılında da işgücü ödemelerinin payı yüzde 30,1’den yüzde 26,5’e düştü, net işletme artığı/karma gelirin payı yüzde 52,5’ten yüzde 54,5’e yükseldi.

Enflasyon korkusu harcamaları körükledi

TÜİK verilerine göre milli gelirde harcamalar hesabında vatandaşın enflasyon beklentilerindeki bozulma nedeniyle öne çektiği tüketim harcamaları büyümeyi sırtladı. Özellikle Merkez Bankası indirimleriyle kredi kartı ve kredili mevduat hesaplarındaki düşük faiz oranları vatandaşın tüketimini de körükledi. 2022’nin tamamında vatandaşın tüketimi yüzde 19,7 arttı ve büyümeye 12.08 puan katkı verdi. 2022’nin son çeyreğinde yüzde 16,1 büyüyen vatandaşın tüketiminin ekonominin son çeyrek büyümesini pozitif etkisi 10.34 puan olarak hesaplandı. Yine deprem felaketi sonrası enflasyonda yükselişin hızlanması bekleniyor. Vatandaşın bu beklentiyle harcamalarını öne alması ve düşük faiz ile borçlanmaya devam etmesi ekonomistlerin tahminleri arasında yer alıyor.

Devletin tüketim harcamaları 2022 yılında yüzde 5,16 büyüdü ve 0.69 puan katkı verdi. Son çeyrekte de devlet harcamaları yüzde 9 büyümeyle 1.24 puanlık katkı sağladı. Ancak önümüz seçim ayrıca deprem harcamaları da var. İlk çeyrekte devletin tüketim harcamalarının daha hızlı artması ve büyümeye pozitif katkısının yükselmesi öngörülüyor.

Dış ticaret son çeyrekte ekonomiyi yavaşlattı

Toplam yatırımlarda makine teçhizat yatırımları büyümesindeki ivme kaybı etkili oldu. İnşaat yatırımlarındaki gerileme 2022 yılında da devam edince toplam yatırımlar 2022’nin tamamında yüzde 2,79 büyüdü, ekonomiye de 0.7 puanlık katkı sağladı. Yine ilk çeyrekte inşaat yatırımlarının hızlanması ve deprem bölgesindeki makine teçhizat yatırımlarının devreye girmesiyle toplam yatırımlarda artışın sürmesi bekleniyor.

İhracatın 2022 yılında yüzde 9,06 büyümesi ve ithalatın da yüzde 7,9 büyüme performansı göstermesi dış ticaretin ekonomiye olumlu katkısının azalmasına neden oldu. 2021 yılında dış ticaretin ekonomik büyümeye neredeyse 5 puana varan katkısının ardından 2022 yılında dış ticaretin pozitif katkısı 0.58 puanda kaldı. 2022’nin son çeyreğinde ise dış ticaretin katkısı negatif oldu.  İhracatın yüzde 3,3 daraldığı, ithalatın yüzde 10,2 arttığı 2022 yılı son çeyreğinde dış ticaret Türkiye ekonomisinin 3.11 puan daha az büyümesine yol açtı.

Stok kaybı son hız devam ediyor

Stok azalması ise son hız sürüyor. 2022’nin tamamında stoklardaki düşüşten ekonomik büyümeye 8.45 puan, 2022’nin son çeyreğinde ise 5.61 puan negatif katkı geldi. TÜİK verilerine göre, 2022 yılında büyümeye tarım sektörü yüzde 0,6’lık hızına rağmen 0.04 puanlık katkı verebildi. Tarım 2021 yılında ekonomik büyümeye negatif katkı vererek dikkat çekmişti. Tarım sektörü 2022’nin son çeyreğinde ise yüzde 0,03 daraldı ve son çeyrek performansını 0.02 puan aşağı çekti. 2023 ilk çeyrek ve tamamı için tarım sektöründe beklentiler deprem felaketi sonrası oldukça olumsuz. Tarım ve hayvancılıkta önemli paya sahip bölgedeki felaketin tarım sektöründe küçülmeyi hızlandırması öngörülürken enflasyona da negatif etki yapacak.

Sanayiden son çeyrekte daraltıcı etki

Sanayi 2022 yılını yine 2021 yılına göre yavaşlayarak yüzde 3,3’lük büyüme ile tamamladı. Böylece sanayi üretimi büyümeye 0.68 puanlık destek verdi. Dördüncü çeyrekte ise sanayi üretimi özellikle dış pazarlardaki yavaşlamanın da etkisiyle yüzde 3 daraldı ve Türkiye ekonomisinin 0.62 puan daha az büyümesine neden oldu. Bu yılın ilk çeyreğinde ise özellikle depremin yarattığı olumsuzluk ve ihracat pazarlarında henüz tam olarak ivmelenmenin yaşanmamasının etkisiyle sanayi üretiminde ivme kaybının sürmesi bekleniyor.

İnşaatta sert daralma

İnşaat sektörü 2022 yılında 2021 yılında olduğu gibi küçülmesini sürdürdü ancak daha sert bir daralma yaşandı. İnşaat sektörü yüzde 8,41 küçüldü ve 2022 ekonomik büyümesini 0.45 puan geriletti. Yılın son çeyreğinde ise 5 çeyrektir sürekli daralan inşaat sektörü yüzde 2 büyüdü ve 2022 son çeyrek büyümesini 0.08 katkı verdi. 2023 yılı için ise ekonomistler inşaat sektöründen umutlu. Acı da olsa deprem sonrası yeniden yapılanma ile özellikle İstanbul’da hızlanan deprem hazırlıkları inşaat sektörünün 2023 yılında pozitif katkı vereceğine işaret ediyor.

Ekonomiye 2.8 puan ‘hizmet’ etti

Pandemi sonrası hızlı toparlanmasını sürdüren hizmetler sektörü 2022 yılında yüzde 11,75 büyüdü ve ekonomiye 2.8 puanlık katkı vermeyi başardı. 2022 son çeyrekte ise hizmetler sektörü yüzde 8,6’lık büyüme performansı göstererek ekonomiye 2.12 puan pozitif katkı sundu. Ancak bu yılın ilk çeyreğinde hizmetler sektöründe ivme kaybı yaşanması muhtemel. Yine büyük deprem felaketinin hizmetler sektöründe etkili olması bekleniyor.

Finans sektöründe güçlü büyüme

Finans sektörü 2021 yılındaki daralmasının aksine 2022 yılında güçlü bir büyüme gösterdi ve yılın tamamında yüzde 21,82 büyüdü. Bu güçlü büyüme ile finans sektörünün 2022 yılı ekonomik büyümesine katkısı da 0.96 puan oldu. Son çeyrekte ise finans sektörü yüzde 13,4 büyüdü ve 0.54 puan katkı sağladı. Sigorta sektörü deprem nedeniyle ödemelerin yanı sıra risk barındırıyor. Bankaların devreye girmesi, ilk çeyrekte finans sektörünün ivme kaybı yaşasa da büyümeye pozitif katkı verebileceğini gösteriyor.  Gayrimenkul, kamu yönetimi, idari destek hizmet faaliyetleri yılın tamamında büyüme göstererek ekonomiye neredeyse 1.5 puanlık pozitif katkı verdi.

Stok kullanımı 8 çeyrektir büyümeyi aşağı çekiyor
Serkan Gönençler – Gedik Yatırım Başekonomisti

GSYH büyümesindeki üçüncü çeyrekte başlayan yavaşlamanın son çeyrekte devam etse de, beklentilerden biraz daha iyi bir büyüme performansı olduğunu görüyoruz. Büyümedeki yavaşlama ihracattaki zayıflıktan kaynaklanırken, iç talep ise gücünü koruyor. Şöyle ki, net dış talep manşet büyüme oranını yüzde 3,3 aşağı çekerken, özel tüketim harcamaları büyümeye yüzde 10,9 oranında katkı vermiş. Ek olarak, devletin tüketim harcamalarının yüzde 1,3, yatırım harcamalarının ise yüzde 0,7’lik katkı verdikleri görülüyor. Stok kullanımı ise, önceki 8 çeyrekte olduğu gibi büyümeyi aşağı çekmiş.

Özetle, ihracatta yaşanan yavaşlamaya rağmen, fiyatların yükseleceği beklentisiyle öne çekilen iç talebin ekonomik aktiviteyi canlı tuttuğunu söyleyebiliriz. Üretim tarafından bakıldığında da, büyümeyi hizmet sektörleri sürüklerken, ihracattaki zayıflığın etkisiyle sanayi sektörünün yüzde 3,0 daraldığını, ilk 9 aylık dönemde yüzde 10 daralan inşaat sektörünün ise son çeyrekte yüzde 2,0 büyüdüğünü görüyoruz.

Şebnem TURHAN – ekonomim

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.