Connect with us

GÜNCEL

Gerçek, Yalan ve Yalan Söyleme Sanatı Olarak Politika

Yayınlanma:

|

Bu yazımızın konusu yalandır ve bu yazıda yalanı negatif, yani kötü amaçlı olduğu anlamında almaktayız.

Çocukluğumuzda büyüklerimizin bizi ‘yalan söyleme’, ‘doğru konuş’, ‘dürüst ol’, ‘kimseyi kandırma’ gibi ahlaki emirlerle eğitmek ve büyütmek istediğini bizzat yaşayarak deneyimlemişizdir. Fakat bakışımızdaki naiflik yerini eleştirel gözleme bıraktıkça; en başta da bizi ahlaki bakımdan uyaranların söylemleriyle eylemleri arasındaki çelişkiyi görüp hayrete kapılırız. Söz bir şey söylüyor, eylem başka bir yöne işaret ediyor. Söz doğruyu yapma konusunda uyarıyor. Eylem sözün söylediğinin tersini yapıyor. Böylece doğruyu yapma konusunda uyaran doğru söz yapılan yanlışı gizliyor.

Buna dilimizde yalan söyleme denmiyor, çünkü söz doğruyu söylüyor. Dilimizde bunun için kandırma fiilinin kullanılması daha uygun düşmektedir. Sözde doğru yapıyormuş gibi yapıp yanlış olanı sözel eylemle gizlemeye çalışmak anlamına gelmektedir. Belki de ‘hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!’ söylemini tam da bu çelişkili durumdan bir çıkış olarak üretilmiştir.

Anadolu Bilgeliğinde Yalan

Anadolu halk bilgeliği bize bu çelişkili durumdan çıkmak için değil belki, ama bu çelişkili durumu –ki aslında bu bir insanlık durumudur, anlamamıza yardımcı olabilir. Anadolu halk bilgeliğinde iki anlamlı deyiş üretilmiştir. Halk bir taraftan “Doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulur” diyor. Diğer taraftan halk bilgeliği “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” deyişini üretmiştir.

Birinci deyişi bir anlamda kişisel hırs ve çıkarlarına göre parçalanmış, herkesin herkese yabancılaştığı, herkesin ahlaksızlaştığı bir dünyada kimsenin gerçeği, yani aklın ve vicdanın sesini duymak istemediği anlamında alınabilir. Bu deyiş genellikle bu anlamda alınıyor. Fakat bu deyişin bu durumdan çıkış için gerçeğin söylenme tarzına dair bir uyarı olarak yorumlanması da mümkündür. Kendine yabancılaşmış, herkesin kişisel çıkarını tek gerçek olarak kabul ettiği bir dünyada doğru birden bire ve radikal bir şekilde söylenirse kabul görmesi mümkün değildir. İnsanları hiçbir şekilde alışık olmadıkları gerçeğe yöntemin ve retoriğin araçlarıyla alıştıra alıştıra söylemek gerekir. Bugün “Doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulur” deyişini muhtemelen bu iki mümkün yorum açısından aynı zamanda ele almak daha anlamlı olacaktır.

İkinci deyiş de en az birinci deyiş kadar zordur. “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” deyişi genellikle yalanın ömrü kısa olur, daha gün bitmeden yalanın yalan olduğu gün gibi ortaya çıkar anlamına yorumlanır. Oysa kullanılan metaforların çok daha güçlü anlamı vardır. Gerçek kendini kendinden aydınlıktır. Dışarıdan gelen ışık gerçeğin görünürlüğünü artırır. Oysa yalan gerçeğin deforme olmuş, bozulmuş halidir ve her yanlış gibi yalan da, ne kadar yalan olursa olsun, kendinde bir tutam da olsa gerçeği barındırır. İşte, yatsıyla birlikte mumlar yanıp da etrafı aydınlatmaya başlayınca yalandaki bir tutam gerçek de daha açık bir şekilde görünür olur. Görünen gerçek kendisiyle birlikte kendisini çevreleyen yalanı da görünür kılar. Bu yorum daha çok epistemolojik içermeleri bakımından yapılan bir çözümlemeye dayanır. Bu deyişe dair ilk yorum, burada epistemolojik içermeleri bakımından yapılan yoruma eş anlama gelebilecek sosyolojik içermelere sahiptir. Buna göre, söylenen yalan, ortaya çıktığı sosyal ilişkiler içinde eleştirel olarak konuşuldukça aydınlanmaya başlar ve bu sürecin sonunda daha gün bitmeden yalanın yalan olduğu açığa çıkar.

Özet olarak belirtecek olursak; yakından bakınca “Doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulur” özdeyişi aslında eleştirel bir durum tespiti ve yalanın yerine gerçeğin hâkim kılınması için bir talebi içerirken; “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” özdeyişinde gerçeğin er veya geç ortaya çıkma diye bir özelliğinin, yalanın ise ömrünün kısa olduğu ve yalanla iş tutanın da sonunda bir yere varamayacağını belirtmektedir. Anadolu halk bilgeliğinin bu deyişlerine göre ne gemisini yürüten kaptandır ne de atı alan Üsküdar’ı geçmektedir. Gemisini iyi ve doğru yürüten ve ata doğru ulaşan ve atta iyi binen ancak Üsküdar’ı geçebilmektedir. Yalan dönüp, dolaşıp gelir ve sonunda sahibinin boğazına sarılır.

Yalanın Felsefi Anlamına Üzerine

Yalan ve onun tamlayıcı karşıt kavramı gerçek, anlam ve yapı bakımından insanlık tarihinin ürettiği en zor ve karmaşık kavramlardandır. Yanılmak, yalan söylemek anlamına gelmez. Yanılmak gerçekten gerçek sanılanın gerçek olmama durumudur. Yalan, gerçek olmayan, asılsız, yani özsel geçerliliği olmayan bir uydurmadır. Yalan, diyor Kant, gerçek ve kesin olmayanı, gerçek ve kesin olmadığını bilerek, gerçek ve kesinmiş gibi sunmak anlamına gelmektedir.

Yalanın birçok farklı dildeki sözlük anlamı birbirine yakındır ve Kant’ın tanımına çok benzemektedir. Buna göre aldatmak amacıyla bilerek ve isteyerek sözü gerçeğe aykırı bir forma sokup söylemek anlamına gelmektedir yalan.

Yalan söyleyebilmenin koşulu gerçeğin de ne olduğunu bilmektir. Nietzsche’nin ileri sürdüğü gibi gerçeğin ne olduğunu bilebilmek için yalan söylemesini bilmek gerekmiyor. Yalan söylemesini bilmek gerçeğin ne olduğunu bilmenin koşulu değildir. İnsan yalancılıktan doğruluğa değil, doğruluktan yalancılığa evrilebilir. Çocuklarımızın gelişimi bunun en iyi kanıtıdır. Gerçeği bilmek, mevcut çelişkilerle ve çıkar çatışmalarıyla dolu dünyada bu bilgiyi kötüye kullanmanın olanağını da içerir.

Kanaatimce gerçek nedir sorusuna yanıt olarak gerçeğin en kapsamlı tanımını Hegel yapmıştır. Geleneksel olarak gerçek, bilincin nesnesine, hakikate uygunluğu olarak alınır. Fakat Hegel’in kavrayışına göre bu tanım insanı pasif bir varlık olarak kavramaktadır. Hegel’in kavrayışına göre gerçek, insanın kavramının kendisini dışa vurumunda insanın kendi hakikati ile özdeşliğidir. Ancak bu özdeşlik koşulu yerine geldiği oranda kavram, insanın kendi hakikatinin de yaratıcısı olabilir. Öyleyse kavram, bize hakikatimizi onun doğasına uygun kavrama olanağı sunmaktadır. Hakikatimizi onun doğasına uygun olarak kavrayabildiğimiz, onun kavramına en doğru bir şekilde ulaşabildiğimiz oranda kavramımız ile gerçekliği de yeniden yaratabiliriz.

Bu bakımdan gerçek insana hakikatte doğru eyleme, hakikati kendi gereksinim ve iradesine göre değiştirme kapasitesi kazandırır. Gerçek insana hakikati evi yapma olanağı sunar. Eş deyişle gerçek bu bakımdan insana hakikatte özgür olma ve kendi iradesine uygun olarak özgürce eyleme kapasitesi kazandırır.

Yalan Söylemenin Anlamı ve Nedeni

Bir şeyin bilgisine sahip olmak, en geç sofistlerden beri bildiğimize göre, ilkesel olarak o şeyin kötüye kullanılma olanağını da kendisinde barındırır. Bu nedenle bilgi etik sorumluluk yükleyen bir edinimdir, çünkü bilgi ancak gerçeğin bilgisi olabilir. Yalan söyleyen kendisini söz konusu etik sorumluluk alanının dışında konumlandırmaktadır.

Yalan söylemenin birçok nedeni olabilir. Nezaket icabı, karşınızdakini kırmamak, örneğin bir eksiğini doğrudan yüzüne vurmamak için yalan söylemek mümkündür. İnsan korkudan, kendisini güvende hissetmediği, müşkül bir durumda olduğu ve bunu açıkça ifade edemediği için yalan söyleyebilir. Hangi nedenle söylenirse söylensin, yalan her zaman karşınızdakine karşı bir üstünlük elde etmeyi amaçlar.

Kant yalan söylemenin ahlaki olan sonuçları ile yasal ve hukuki sonuçları arasında ayrım yapar. Örneğin geçerli ahlaka aykırı olduğu için yalanın sahibi potansiyel eleştirilere maruz kalmamaktan kurtulmak için yalan söyleyerek manipüle eder. Yalancıya inanan da naifliğinden dolayı alay konusu olabilir. Fakat eğer ortada yasalara göre yapılmış bir sözleşme var ise, söylenen yalan sözleşme yapılan kişi karşısında hile yolu ile üstünlük elde ederek ona kendisinin olanı vermekten kaçınmayı amaçlar.

Yalan ve Politika Sanatı

Modern toplumun tüm yaşam alanları yalanlarla doludur. Hobbes, savaşta kaybedenin dürüstlük ve adalet olduğunu söyler. Ve Hobbes’a göre bir piyasa toplumu olan modern toplum herkesin herkese karşı savaş yürüttüğü bir toplumdur. Bu bakımdan modern toplumda hiç kimse yalan söylemekten kurtulamaz. Modern toplum yapısal olarak sürekli yalancılar üreten bir toplumudur.

Engels’e göre, en başta da biz tüketicilere karşı dürüst olmalarını beklediğimiz tüccarlar yalan söyler, çünkü onların gücü yalan söylemekte yatmaktadır. Tüccar satmak istediği malının gerçek değerini ve kalitesini gizleyebildiği oranda, yani değerini yüksek ve kalitesini iyi gösterebildiği oranda başarılı olabilmektedir.

Fakat modern toplumda yaşamımızın her alanında sürekli yalan ile karşılaşsak da; özellikle politika alanı haklı olarak gözümüze herkesin ilkesel olarak yalan söylediği alanmış gibi gelmektedir. Öyle ki politika yapmak sıkça iyi yalan söyleme ve çabuk zengin olma sanatı olarak kavranmaktadır. Genç kuşaklardan insanlar politikayla ilgilenmelerini topluma karşı sorumlulukla, toplumu değiştirmekle, insanlığı daha iyi bir geleceğe yöneltme isteğiyle değil, fakat zengin olma arzusuyla açıklıyorlar. Bu, elbette politikaya dair mümkün en yanlış kavrayıştır ve mevcut politika yapma tarzının ahlaken ne kadar çürüdüğünü göstermektedir.

Felsefe ve bilimler tarihi hem modern politikada ilkesel olarak neden yalan söylendiğine ilişkin açıklama denmeleri ve hem de politikada yalan söylemenin bir zorunluluk olmaktan çıkması için nasıl bir bakışa sahip olunması gerektiği konusunda öneriler üretmiştir.

Modern muhafazakâr politikacılık yalan söylemekten başka bir şey yapamaz, çünkü modern toplumda muhafazakâr politikanın temsil ettiği kesimlerin çıkarları toplumsal değil özel çıkarlardır. Fakat söz konusu özel çıkarlar toplumun tümünün, hatta tüm insanlığın çıkarlarıymış gibi gösterilmek zorundadır. Marx bu durumu Das Kapital adlı başeserine yazdığı önsözlerde burjuvazinin iktidarı ele geçirmekle artık gerçeğe olan ilgisinin kalmamasıyla açıklamıştır. Marx’a göre burjuvazi kendi çıkarlarını herkesin çıkarıymış gibi göstermeye çalışmakla açıkça yalan söylemektedir, tüm toplumu bu konuda aldatmaktadır.

Nazilerin siyaset ve hukuk felsefecisi Carl Schmitt bu durumu kaçınılmaz bir durum olarak kavrar. Schmitt’e göre, modern politik ilişkilerde dost-düşman ilişkileri sürekli yinelenerek değişmektedir. Bu durumda yalan söylemek politikanın en doğal aracı olarak görülmektedir. İnsan düşmanına gerçeği söyler mi! Yalan politikada hem karşıtları manipüle eder hem de toplumu. Karşıtları manipüle ederek onlara karşı hareket önceliği sağlamak isterken toplumu manipüle ederek toplumun üzerinde hâkimiyetini sürekli kılamaya çalışır. Schmitt, muhafazakâr politikanın en radikal ve dolayısıyla en kapsamlı pozisyonunu temsil eder.

Buna karşın özgürlükçü politikada Machiavelli ve Lenin olmak üzere iki farklı duruş ortaya çıkmıştır. Machiavelli özgürlükçü politika açısından pekâlâ yalan söylenebileceğini, hatta manipüle olmuş toplumu kazanabilmek için kaçınılmaz olduğunu ileri sürmektedir. Buna karşın Lenin özgürlükçü politikanın tüm sorunlarıyla ve taktiksel çelişkileriyle tüm topluma açık bir şekilde yapılması gerektiğinden hareket etmektedir. Lenin’e göre ancak bu politika yapma tarzı tüm toplumu eğitecek ve olgunlaştırabilir.

Peki, politikada yalan olgusundan kurtulmanın koşulu nedir? Bu konuda tavsiye için Aristoteles’e dönmemiz gerekmektedir. Aristoteles’e göre toplumun mükemmel yurttaşlardan oluşan bir toplum olabilmesi için, yöneticinin kararlarında yönetilenden hareket etmesi ve yönetilenin de sanki bir yöneticiymiş gibi davranması gerekmektedir.

Fakat Aristoteles’e göre bunun mümkün olabilmesi için tüm toplumun çıkarlarının temsil edilebildiği politik bir durumun oluşması gerekmektedir. Bunun nasıl mümkün olabileceğini Cumhuriyetimizin kuruluşunda da büyük etkisi olan Rousseau, siyasetin hem genel iradeyi hem de teker teker herkesin iradesini temsil edebileceği yeni bir toplum düzenine geçilmek zorunda olunduğuna işaret ederek göstermiştir. Bütünü gören ve kapsayan politikanın yalan söylemeye ihtiyacı bulunmamaktadır, çünkü çıkar bakımından çizilen çerçeveden kimse dışlanmamaktadır.

Fakat muhafazakâr politikacının söylediği yalan, ne kadar yalan ve asılsız olursa olsun; kendisinde bir tutam da olsa gerçeği barındırdığı için, söylediği yalan aynı zamanda gerçeğe işaret eder. Yalan söyleyen, yalan söylenenden kendisine inanmasını bekler, çünkü yalanın, inandırıcı gibi gelse dahi, tutarlı bir açıklaması mümkün değildir. Toplum politikada kendisine söylenen yalanın içindeki gerçeği görebilirse, yalan söylemeyi meslek haline getirmiş politikacıya olan inancını da giderek yitirir. Böylece yalancının mumu yatsıya kadar yanar özdeyişi gerçek olur ve gerçeği söyleyen de her tarafta baş tacı edilir.

Doğan GÖÇMEN

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.

Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme

Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.

Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.

Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı

Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.

Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.

Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.

Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.

Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda

VESTEL’DEN EUROBOND YATIRIMCISINA İKİ SEÇENEK: YA YÜZDE 45 ANAPARA KESİNTİSİ YA 6 YIL VADE UZATIMI

Yayınlanma:

|

500 milyon dolarlık borç için yeniden yapılandırma süreci başladı. Vestel, anaparasını korumak isteyen yatırımcıya 2035 vadeli ve yüzde 4 faizli tahvil; anapara kesintisini kabul eden yatırımcıya ise 2032 vadeli ve yüzde 6 faizli yeni tahvil öneriyor. Bankalarla 2041 vadeli yeniden yapılandırma görüşmeleri de sürüyor.

Bankavitrini.com – Ekonomi Haberleri

Vestel Elektronik, bilançosunu sürdürülebilir hale getirmek amacıyla yurt dışı borçlarının yeniden yapılandırılması için önemli bir adım attı. Şirket, toplam nominal tutarı 500 milyon dolar olan, yıllık yüzde 9,75 faizli ve 2029 vadeli Eurobond’ları için tahvil sahiplerine iki alternatif içeren takas teklifi ve muvafakat talebi sürecini başlattı.

20 Ekim 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan açıklamaya göre yatırımcılar, mevcut anaparalarını koruyarak borcun vadesini uzatabilecek veya anaparanın yüzde 45’inden vazgeçerek daha erken vadeli yeni tahvillere geçebilecek.

Teklif, şirketin yalnızca tahvil borçlarını değil, bankalara olan finansal yükümlülüklerini de kapsayan daha geniş kapsamlı yeniden yapılandırma çalışmalarının bir parçası olarak öne çıkıyor. https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/1684657

İki seçenek yatırımcıya ne getiriyor?

Vestel’in teklifinde yatırımcıların önündeki iki alternatif, anapara kaybı ile vade ve faiz koşulları arasında bir tercih yapılmasını gerektiriyor.

1. seçenek: Anapara korunacak, vade 2035’e uzatılacak

İlk seçenekte mevcut Eurobond’ların 15 Mayıs 2029 olan vadesinin 15 Mayıs 2035’e uzatılması öngörülüyor.

Bu seçeneğin temel koşulları şöyle:

  • Anapara kesintisi: Yok.
  • Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 4.
  • Yeni vade: 15 Mayıs 2035.
  • Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.

Mevcut tahvilin yüzde 9,75 olan yıllık faiz oranı bu seçenekte yüzde 4’e düşüyor. Böylece yatırımcı anapara tutarını korurken faiz gelirinin önemli bir bölümünden vazgeçmiş oluyor.

Bu seçenek, tahvilin nominal değerini korumayı önceliklendiren ancak parasını daha uzun süre şirkette tutmayı kabul eden yatırımcılar açısından öne çıkıyor.

2. seçenek: Yüzde 45 anapara kesintisiyle 2032 vadeli yeni tahvil

İkinci seçenekte yatırımcılar, mevcut tahvillerinin nominal değerinin yüzde 55’i karşılığında yeni Eurobond alacak. Başka bir ifadeyle, anaparanın yüzde 45’i silinecek.

Bu seçeneğin koşulları ise şöyle:

  • Anapara kesintisi: Yüzde 45.
  • Yeni tahvilin nominal değeri: Mevcut anaparanın yüzde 55’i.
  • Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 6.
  • Yeni vade: 15 Mayıs 2032.
  • Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.

Bu seçenekte yatırımcı daha yüksek faiz oranı elde edebilecek ve borcun vadesi 2035 yerine 2032 olacak. Bunun karşılığında mevcut alacağının yüzde 45’ini kaybetmeyi kabul edecek.

İkinci seçenek kapsamında yeni Eurobond ihracı için Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvuru yapılması öngörülüyor. https://www.bloomberght.com/vestel-den-eurobond-sahiplerine-iki-secenekli-yapilandirma-teklifi-3792011

100 bin dolarlık yatırımda tablo nasıl değişiyor?

Yatırımcıların karşı karşıya olduğu tercih, örnek bir 100 bin dolarlık nominal tahvil üzerinden daha net görülebiliyor.

Karşılaştırma 1. seçenek 2. seçenek
Mevcut nominal anapara 100.000 $ 100.000 $
Anapara kesintisi Yok 45.000 $
Yeni tahvil nominali 100.000 $ 55.000 $
Yıllık faiz oranı %4 %6
İlk yıl için basit nominal faiz hesabı 4.000 $ 3.300 $
Vade 2035 2032

Not: Faiz tutarları, ilgili yılın başındaki nominal anaparanın değişmediği varsayımıyla örnek olarak hesaplanmıştır. Anapara yıllık taksitlerle geri ödeneceğinden sonraki yılların faiz tutarları ödeme planına göre değişecektir. Bu tablo, tahvillerin piyasa değerini veya yatırımcının toplam getirisini göstermemektedir.

İlk seçenekte yatırımcı anaparasını nominal olarak korurken daha düşük faizle daha uzun süre bekleyecek. İkinci seçenekte ise yeni tahvilin faiz oranı daha yüksek olsa da faiz, kesinti sonrasında kalan anapara üzerinden hesaplanacak.

Dolayısıyla yüzde 6 faiz oranı tek başına ikinci seçeneği daha avantajlı hale getirmiyor. Yatırımcıların kararında tahvillerin geri ödeme takvimi, şirketin ödeme kapasitesi ve yeni tahvillerin piyasa değeri de belirleyici olacak.

Vestel neden borçlarını yeniden yapılandırmak istiyor?

Yeniden yapılandırma adımı, Vestel’in borç ödeme takvimini faaliyetlerinden yaratabileceği nakit akışıyla uyumlu hale getirme ve bilançosunu sürdürülebilir bir yapıya kavuşturma hedefiyle bağlantılı.

Mevcut Eurobond’ların yıllık yüzde 9,75 faiz taşıması, 500 milyon dolarlık nominal borç üzerinden ilk yıl için yaklaşık 48,75 milyon dolar faiz yüküne karşılık geliyor. Bu hesap, anaparanın yıl boyunca değişmediği varsayımına dayanıyor.

Yeni koşullarda faiz oranının yüzde 4’e düşmesi veya anaparanın yüzde 55’e indirilerek yüzde 6 faiz uygulanması, şirketin gelecekteki finansman yükünü azaltmayı amaçlıyor.

Bununla birlikte, yeniden yapılandırmanın şirketin faaliyet kârlılığına, nakit yaratma kapasitesine ve borç ödeme gücüne kalıcı katkı sağlayıp sağlamayacağı, yalnızca faiz oranlarına değil operasyonel performansa da bağlı olacak.

Bankalarla görüşmelerde hedef 2041 vadeli yapılandırma

Vestel’in yeniden yapılandırma çalışmaları Eurobond’larla sınırlı değil.

Şirketin 26 Haziran 2026 tarihli açıklaması kapsamında, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 32. maddesi ve ilgili mevzuat uyarınca finansal yeniden yapılandırma görüşmeleri yürütülüyor.

Bankalara sunulan teklifte mevcut borçların iki yıl anapara ve faiz ödemesiz olacak şekilde 2041 vadeli olarak yeniden yapılandırılması öngörülüyor. Şirketin açıklamasına göre bankalarla müzakereler devam ediyor.

Bu teklifin kabul edilmesi halinde borçların geri ödeme takvimi önemli ölçüde değişecek. Ancak bankalarla görüşmelerin henüz sonuçlanmamış olması nedeniyle teklifin kesinleşmiş bir anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. https://www.yenisafak.com/ekonomi/kap-haberleri/kap-vestel-elektronik-sanayi-ve-ticaret-as-vestl-ozel-durum-aciklamasi-genel-5139013

Kredi notundaki bozulma da yakından izleniyor

Vestel’in borçlarını yeniden yapılandırma girişimi, şirketin kredi riskinin arttığı bir dönemde gündeme geldi.

Vestel International’ın yatırımcı ilişkileri duyurularında yer alan bilgilere göre Fitch Ratings, 1 Temmuz 2026 tarihinde şirketin uzun vadeli yerel ve yabancı para cinsinden kredi notlarını CCC+ seviyesinden CCC- seviyesine indirmiş; 500 milyon dolarlık 2029 vadeli teminatsız tahvilin notunu da CC seviyesine çekmişti.

Bu notlar, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesine ilişkin risklerin yüksek olduğuna işaret ediyor. Yeniden yapılandırma teklifinin yatırımcılar tarafından nasıl karşılanacağı, şirketin finansmana erişimi ve borç ödeme kapasitesi açısından önem taşıyor. https://vestelinternational.com/investor-relations/news/kap-notices?p=2

Sürecin tamamlanması için hangi koşullar gerekiyor?

Vestel’in teklifinin yürürlüğe girmesi otomatik değil. Sürecin tamamlanması için tahvil sahipleri toplantısında gerekli kararların alınması, işlem belgelerinde belirtilen diğer koşulların karşılanması ve ikinci seçenek kapsamında öngörülen yeni tahvil ihracı için SPK onayının sağlanması gerekiyor.

Bu nedenle açıklanan iki alternatif, tamamlanmış bir borç yapılandırmasından ziyade yatırımcıların onayına sunulan bir teklif olarak değerlendirilmeli.

Sonuç: Borç takviminin uzaması tek başına yeterli mi?

Vestel’in Eurobond hamlesi, şirketin finansman yükünü hafifletme ve borç ödeme takvimini yeniden düzenleme arayışının önemli bir göstergesi. Bir tarafta anaparayı koruyarak faiz gelirini azaltan ve vadeyi altı yıl uzatan seçenek, diğer tarafta anaparada yüzde 45 kesinti karşılığında daha yüksek faiz ve daha erken vade sunan seçenek bulunuyor.

Ancak yatırımcılar açısından asıl mesele, hangi seçeneğin nominal olarak daha cazip göründüğünden çok, şirketin yeni ödeme planını karşılayabilecek nakit akışını yaratıp yaratamayacağı.

Vestel açısından ise borçların yeniden yapılandırılması finansal baskıyı azaltabilir; kalıcı iyileşmenin sağlanması için faaliyetlerden elde edilen nakdin güçlenmesi, kârlılığın sürdürülebilir hale gelmesi ve finansman maliyetlerinin yönetilebilir düzeye inmesi gerekecek.

Bankavitrini.com değerlendirmesi: Eurobond sahiplerinin vereceği karar kadar, bankalarla yürütülen yeniden yapılandırma görüşmelerinin sonucu da Vestel’in finansal geleceği açısından belirleyici olacak.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.