Connect with us

BORSA

Prof.Dr. Ali Atıf Bir: Reeder Kendini Aldatıyor!

Reklam ve imaj konusunda Türkiye’nin sayılı otoriterlerinden biri olarak görülen Prof.Dr. Ali Atıf Bir bu günlerde gündemde olan REEDER Markasını değerlendirmeye alınan bir yazı yayınladı…

Yayınlanma:

|

Reeder Teknoloji‘nin varoluşsal krizini birkaç gündür izliyorum. Gerçeğine bakarsanız şirketin ismi bile ilk kurulduğu işiyle ilgili ama yabancı şirket olduğu imajına yönelik. Birçok gelişmiş ülke mevzuatında tüketicinin anlamadığı, aldatmaya yönelik isimlerim reklam amaçlı kullanımı yasaktır. Bizde ise Türk mallarına olan güvensizlik ve batı hayranlığı garip bir yabancı isimle markalama furyası doğurmuştur. Reeder da bunlardan biri. Varoluşsal krizi, “ucuz telefonlar” kategorisinde, üst fiyatı kaldıramayan tüketicilere cazip gelmek, teknoloji üstünlüğüne sahip rakiplerine benzemek için üç kameralı telefon algısı yaratmak amacıyla kasaya iki fazladan kamera görüntüsü eklemesi. Daha doğrusu yaptığının ortaya çıkması yada faş edilmesi! Hem de borsaya açılması an meselesiyken…

Reeder’ın iletişim krizi ortaya çıktıktan sonra yaptığı açıklama ise başka bir facia! Süs kamerası eklemişler! Hah! Tüketiciyi hadi aldatmaya yönelik 9 kusurlu hareketten birini yaptın bari aptal yerine koyma değil mi? Bu krize varoluşsal kriz diyorum çünkü mesele işletmenin, kurucularının  operasyon felsefesini yansıtıyor. Niyet okumayalım, “Ben şu yüzden yaptım, bu yüzden yaptım” ı da geçelim. Tüketicilerinin birinin bile bu ürünü “aldatılarak alma” ihtimali var mı? Var… O zaman yapmayacaksın. Dürüstlüğüne gölge düşürmeyeceksin. Onu parayla alamıyorsun. Hiç PR şirketi sana parayla marketten dürüstlük satın alamaz! İyi iş yapmak, iyi felsefe önce kendine dürüst olmakla mümkün. İnsana, doğaya, evrene zarar vermeyecek akıl budur. Reeder’ın davranışı bana “Bunlar satış yapabilmek için her b.ku yerler” duygusu veriyor. Bir markanın düştüğü durum ne acı! Konunun can noktası tam da budur ve bu tür varoluşsal kötü akıllarla artık çok ciddi mücadele gerekir.

Ananem rahmetli bütün reklamlara “göz boyuyorlar” derdi! Artık bu göz boyama dönemini tamamen her segmentte bitirmeli ve felsefesi “göz boyama” olan markaları yerin dibine gömmeliyiz.. Peki Reeder ne yapmalı? İletişim krizi sandığı bu krizden kurtulabilir mi? Evet, tek şartla. Çıkacak sahipleri, tüketicilerinden özür dileyecek, aldatmaya yönelik harekette bulunma olasılıklarını kabul edecek ve tüm ürünlerini de piyasadan toplayacaklar. Bundan gayrısı “fanfinifinfon”, yani “mış gibi” yapmak. Peki yaparlar mı? Sanmam… Varoluşsal dediğim felsefe bu! Varoluşu sorunu olanın yokoluşu da krizini çözmeye “mış gibi” yaklaşmasından olur.

Bu iletişim, linç, post-truth, metaverse, yapay zeka ne derseniz deyin, yaşadığımız anda tüketicisine bilerek ya da umursamayarak kötü yaklaşan kendini aldatıyordur! Bilmem ne dediğimi anlatabildim mi!

Reeder artık radarımızda, yeni yazılarda görüşmek üzere…

Kaynak: Reeder Kendini Aldatıyor!

 

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Enflasyon korkusu: DXY kükredi, faizler sıçradı, piyasa Warsh’ı teste hazırlanıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Orta Doğu’da devam eden enerji gerilimi ve yükselen enflasyon endişeleri, küresel piyasalarda haftanın son iş günü büyük çaplı satışları beraberinde getirdi. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatının 109 doların üzerine çıkarak haftayı tamamlaması, normalleşme beklentilerinin ertelenmesine neden olurken, ABD tahvil faizlerinin son bir yılın zirvesine çıkması da âdeta tuz biber oldu. ABD 10 yıllık tahvil faizi %4,60, 30 yıllık tahvil faizi ise %5,13 seviyesine yükselirken, piyasalar Fed’in bu yıl yeniden faiz artırabileceğini fiyatlamaya başladı. Vadeli kontratlara göre, Aralık ayında 25 baz puanlık faiz artışı ihtimali bir hafta önce %14 seviyesindeyken, şimdi yaklaşık %50 seviyesine yükselirken, daha da önemlisi, Ocak 2027 toplantısına yönelik artırım ihtimali de ilk kez %58 seviyesine yükseldi. Daha basit bir anlatımla, piyasa artık 2027 başında Fed’in yeniden faiz artırabileceğini baz senaryo olarak fiyatlamaya başladı.

Yükselen faiz baskısı hâliyle risk iştahını baskılarken, hisse senedi ve emtia piyasalarında sert satışları beraberinde getirdi. Risk iştahı denince akla gelen Nasdaq ve S&P 500 haftanın son iş gününü %1,5 civarında düşüşle tamamlarken, yapay zekâ rallisi ile yükselen teknoloji hisselerinde çözülme dikkat çekti. Özellikle, ABD yönetimi, Çinli şirketlerin Nvidia’nın en güçlü H200 yapay zeka çiplerini satın almasına onay vermesine rağmen, Pekin yönetimi yerli teknolojiyi desteklemek ve dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla bu alımları durdurması Nvidia’nın haftanın son iş günü %4,4 gerilemesine neden olurken, benzer kulvarda koşan AMD ise %6’ya yakın geriledi. Çarşamba günü açıklanacak Nvidia bilançosuyla birlikte yapay zekâ rallisinin sürdürülebilirliği hakkında ciddi ipuçları alacağız.

ABD’de geçen hafta hem üretici hem de tüketici enflasyonun yüksek gelirken, sanayi üretimi verilerinin de güçlü gelmesi, ekonominin hâlâ sıcak kaldığını göstererek faiz baskısını daha da artırdı. Güçlü ABD ekonomik verileri ve artan enerji maliyetleri, yüksek büyüme ve yüksek enflasyon kombinasyonunu yeniden fiyatlamasına neden olurken, faiz getirisi olmayan kıymetli madenler, beklenti setinde yaşanan değişim ardından sert bir şekilde satıldı. Döviz piyasasında dolar (DXY) üst üste beşinci günü de yükselişle tamamlarken, son iki ayın en güçlü haftalık performansına da imza attı. Güçlenen dolar ve yükselen tahvil faizleri altının ons fiyatını 4,540 dolar seviyesine iterken, haftalık bazda da kayıp %4 oldu. Benzer bir şekilde, yükselişi de düşüşü kadar sert olan gümüş tüm kazanımlarını geri vererek 76 dolar seviyesinden haftayı tamamladı. Altı günden 72 dolardan 89 dolar seviyesine yükselen gümüş, iki günde %14 düştü. Altın uzun pozisyonumuzu hafta ortası hafifletirken, gümüş uzun pozisyonlarımızı daha da güçlendirmiştir. Havanın bozulmasına paralel Cuma günü tüm pozisyonları kapatarak “square” pozisyona geçtik.

Açık söylemek gerekirse, bu kadar hızlı bir bozulma beklemiyorduk. Ancak piyasaların en önemli gerçeğinin de değişmediğini unutmayalım: trade never ends – yani işlem fırsatı hiçbir zaman tükenmez. Bu nedenle geriye dönüp takılmak yerine önümüze bakmaya devam edeceğiz. Yeter ki disipline, kâr almayı, iz süren stop kullanmayı ve gerektiğinde zarar kesmeyi tavizsiz şekilde uygulamayı sürdürelim. İşin belki de en zor kısmının, kaybedilen bir maçın ardından yeniden sahaya çıkabilmek olduğunu biz de çok iyi biliyoruz. Ancak çelik gibi sinirlere ve sarsılmaz bir disipline sahipseniz, piyasa ne kadar sert olursa olsun ‘yarın yine buradayım’ deme gücünü kendinizde bulabilirsiniz.

Bu bağlamda, çiçeği burnunda Fed Başkanı Warsh’ın ne yapacağını hep birlikte takip ederek biraz soluklanmaya çalışacağız. Doların ‘kükremesiyle’ kraliyet aslanı Sterlin günlerdir süren düşüş serisini devam ettirerek haftayı 1,33 seviyesinin diplerinde ve son beş haftanın en düşüğünde tamamladı. İngiltere’de zor günler geçiren Başbakan Starmer ve İşçi Partisi içinde başlayan liderlik tartışmaları sterlin üzerinde baskıyı artırıyor. İngiltere’de 30 yıllık tahvil faizi %5,85 seviyesine yükselerek 1988’den bu yana en yüksek seviyeye gelirken, ortak para birimi EUR’nun da dolar karşısında 1,1620 seviyesine kadar gerilediğini görüyoruz. Daha da aşağıda 1,16 seviyesine dikkat çekeceğiz.

Powell’ın Fed Başkanlığı’ndaki son günü, küresel mali piyasalar açısından pek de sevimli geçmedi Piyasalar, Trump’ın desteklediği yeni başkan Warsh’ın yeni dönemde enflasyona karşı ne kadar sert duracağını test etmeye hazırlanıyor. Cuma günü yaşananlar bir tesadüf mü tam olarak bilemesek de, faiz indirim umutlarıyla gelen Warsh’ı pek de kolay günlerin beklemediğini görüyoruz. Özellikle, Fed Komite Üyelerini ikna etmekte oldukça zorlanacağını düşünüyoruz. Warsh’ın piyasaya daha az müdahâle eden ve bilanço küçültmeyi savunan yaklaşımı, tahvil faizlerindeki yükselişle birlikte yatırımcıların odağına yerleşmiş durumda olduğunu göz ardı etmeyelim.

Türkiye cephesinin de hâliyle küresel satış baskısından uzak kalamadığını gördük. Bir şirketin tahvil itfasını gerçekleştiremeyerek temerrüde düşmesi de yatırım fonlarına yönelik soru işaretlerinin yeniden artmasına neden oldu. BİST100 endeksi haftanın son iş gününü %2’ye yakın düşüşle tamamlarken, CDS risk primi haftanın ilk işlem gününde 243 baz puana yükseldi. Enflasyon kaygılarına paralel iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi haftayı %42,4 seviyesinden tamamladı. TCMB Mayıs ayı Piyasa Katılımcıları Anketi’nin sonuçlarını açıkladı. Bu bağlamda, Enflasyon Raporu’nda TCMB yıl sonu enflasyon tahmini %26 olarak belirlerken, piyasa aktörlerinin tahmini %28,94 seviyesinde yer aldı. 12 ay sonrasına ilişkin TÜFE enflasyonu tahmini %23,8, 24 ay sonrasına ilişkin tahmin ise %18,4 seviyesine yükseldiğini gördük. Piyasalar ilk faiz indirimini 100 baz puanla Eylül ayında beklerken, sene sonu politika faiz beklentisi ise %34 seviyesinde yer aldı. Sene sonu USDTRY kuru beklentisi ise hafif de olsa artarak 51,57 olmuş. Bizim tahminimizin de 52 seviyesinde olduğunu not edelim.

Yeni gün başlangıcında, Orta Doğu’da gerilim yeniden yükselirken, Brent petrolün varil fiyatı 112 dolar seviyesini test ettiğini görüyoruz. Reuters haberlerinde, Capital Economics yıl sonuna kadar sürecek bir kapanma senaryosunda Brent petrolün 130-140 dolar bandına, 2027 yılında ise 150 dolara kadar çıkabileceği uyarısında bulundu. Böyle bir senaryonun İngiltere ve Euro Bölgesi’nde enflasyonu yeniden %10’a itebileceğinin de hesaplandığını okuyoruz. Tahvil piyasaları ise enflasyon kaygılarını sert bir şekilde fiyatlamaya devam ediyor. ABD’de 10 yıllık gösterge tahvil faizi bu sabah %4,63 seviyesine yükselerek son 15 ayın zirvesine çıkarken, 30 yıllık tahvil faizi ise %5,15 seviyesini test ederek son 2,5 yılın zirvesine yükseldi.

Yukarıda da değindiğimiz üzere, Fed’in bu yıl faiz artırma ihtimali neredeyse %50 seviyesinde fiyatlanırken, havanın da hâliyle bozulduğunu görüyoruz. Risk iştahındaki azalmaya paralel gösterge endeks Tokyo borsası geçen haftaki rekor seviyelerin ardından bu sabah %1 gerilerken, Hong Kong borsası %1,5, Tayvan borsası ise %1,2 geriledi. Çin tarafında açıklanan tüketici harcamalarının zayıf gelmesi ve perakende satışların da beklentiyi karşılayamaması, dünyanın en büyük ikinci ekonomisinde yükselen enerji fiyatlarının ekonomik aktiviteyi yavaşlattığı yönünde yorumladık. Güney Kore borsası Cuma günü kaydettiği sert satışlar ardından bu sabah %1 yükselirken, dolar güvenli liman talebiyle güçlü kalmaya devam ederek peş peşe altıncı güne de yükselerek başladığını not edelim.

Altın ve gümüşün geçen haftanın son iki iş günü başlayan sert satış baskısına bu sabah da boyun eğerek sabah erken saatlerde sırasıyla 4,479 ve 73,80 dolar seviyesine kadar sarktığını akabinde ise hafif de olsa toplanarak 4,540 ve 75,20 dolar seviyelerine geldiğini görüyoruz. Teknik mânâda altında 4,530 dolar, gümüşte ise 73,50 dolar seviyelerinin altında olası bir kapanış, yukarı yönlü isteğin sorgulanmasına neden olacaktır (bakınız grafikler). Altı haftalık kesintisiz yükseliş serisi ardından geçen haftayı düşüşle tamamlayan kripto cenahının amiral gemisi Bitcoin, bu sabah da olumsuz havaya ayak uydurarak, doların da güçlendiği bir günde 77 bin dolar seviyesinin altına sarktı.

Orta Doğu’da bir süredir korunan sessizlik bir nebze de olsun bozulurken, Bahreyn’de nükleer santralde drone saldırısı sonrası yangın çıkması ve Suudi Arabistan’ın ise üç drone etkisiz hâle getirdiğini açıklaması bir miktar da olsa endişe yarattı. Trump’ın İran’a yönelik hızlı hareket edin yönünde tehdidi dikkatlerden kaçmazken, gözler şimdi hem Paris’te başlayacak G7 toplantısına hem de Çarşamba günü açıklanacak Fed’in bir önceki toplantısının tutanaklarına çevrildi. Fed’in faiz indirimi söyleminden uzaklaşıp daha nötr hatta daha şahin bir çizgiye kayıp kaymadığını anlamaya çalışacağız.

Mali piyasaların gündeminde bugün Türkiye’de tüketici güven endeksi takip edilebilir. Volatilitenin genel anlamıyla yüksek seyretmesini bekliyoruz!

Altın

 17790785860e12cecae11f7771d601d831b09dca3b_1_1200.jpg

Gümüş

 17790785862bec64ce0c1f648c81ab9dd61a6bc750_2_1200.jpg

Son 10 gün, değişim

17790785875efc3bec198bb7d8bd02b7a598dc16b4_3_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

BORSA

Borsada Yeni Risk: Şirket Yöneticilerinin Sosyal Medya Davranışları

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yatırımcıyı Engellemek Güven Krizini Derinleştirir mi?
Borsada işlem gören şirketlerde artık sadece bilanço yönetimi değil, algı yönetimi de şirket değerinin önemli bir parçası haline geldi. Özellikle sosyal medya platformlarının yatırımcılar üzerindeki etkisinin artmasıyla birlikte, şirket yöneticilerinin attığı her mesaj, verdiği her cevap hatta kimi takip edip kimi engellediği bile piyasada tartışma konusu olabiliyor.
Son dönemde sosyal medya platformlarında bazı halka açık şirket yöneticilerinin eleştirel yatırımcı hesaplarını engellediği yönündeki tartışmalar, “kurumsal iletişim” ve “yatırımcı ilişkileri” kavramlarını yeniden gündeme taşıdı.
Küçük yatırımcı cephesinde yükselen soru ise oldukça net: “Halka açık bir şirket yöneticisi yatırımcıyı engellerse bunun şirkete maliyeti olur mu?”
Sosyal Medya Artık KAP Kadar Etkili
Eskiden yatırımcı iletişimi daha çok:
  • KAP açıklamaları,
  • faaliyet raporları,
  • yatırımcı toplantıları,
  • televizyon röportajları üzerinden yürüyordu.
Bugün ise X başta olmak üzere sosyal medya platformları yatırımcı psikolojisini doğrudan etkiliyor.
Özellikle milyonlarca küçük yatırımcının bulunduğu hisselerde:
  • yönetici paylaşımları,
  • verilen mesajlar,
  • beklenti oluşturan ifadeler,
  • hatta kullanılan üslup bile
hisse davranışları üzerinde etkili olabiliyor.
Bu nedenle sosyal medya hesapları artık “kişisel alan” olmanın ötesinde, yarı kurumsal iletişim kanalı gibi görülmeye başlandı.
Yöneticiler Neden Takipçilerini Engeller?
Şirket yöneticilerinin yatırımcı hesaplarını engellemesinin arkasında farklı nedenler olabilir:
  • Hakaret ve küfür içerikli mesajlar
  • Organize sosyal medya baskıları
  • Manipülasyon iddiaları
  • Sürekli tekrar eden provokatif yorumlar
  • Hukuki risklerden kaçınma isteği
  • Psikolojik yıpranma
  • Bilgi paylaşımı baskısından uzaklaşma çabası
Özellikle hissesi sert düşüş yaşayan şirketlerde yöneticiler yoğun dijital baskı altında kalabiliyor.
Ancak sorun tam da burada başlıyor.
Çünkü yatırımcı tarafı özellikle hakaret, şiddet, aşağılama içermeyen bu engellemeleri çoğu zaman:
  • “eleştiriye tahammülsüzlük”,
  • “şeffaflıktan kaçış”,
  • “yatırımcıdan kopuş”
olarak yorumlayabiliyor.
Güven Kaybı Fiyatlamayı Etkileyebilir
Borsalarda fiyatı sadece bilanço belirlemez.
Güven de fiyatlanır.
Bir şirket yönetimine duyulan güven zayıfladığında:
  • volatilite artabilir,
  • küçük yatırımcı paniği büyüyebilir,
  • sosyal medya krizleri derinleşebilir,
  • spekülasyon ortamı güçlenebilir.
Özellikle yatırımcıların yoğun zarar yaşadığı dönemlerde yapılan engellemeler, teknik olarak küçük bir sosyal medya hareketi gibi görünse de psikolojik etkisi çok daha büyük olabilir.
Çünkü yatırımcı şunu düşünmeye başlar: Şirket benim sorularıma cevap vermek yerine beni susturmayı tercih ediyor.”
Bu algı oluştuğu anda iletişim krizi finansal krize dönüşebilir.
Kurumsal Şirketler Bu Süreci Nasıl Yönetiyor?
Uluslararası örneklerde büyük halka açık şirketler genellikle:
  • kişisel hesaplardan finansal yorum yapmamayı,
  • yatırımcı iletişimini resmi kanallarda toplamayı,
  • sosyal medya krizlerini profesyonel ekiplerle yönetmeyi tercih ediyor.
Çünkü kişiselleşen iletişim modeli zamanla şirketin kendisini de kırılgan hale getirebiliyor.
Kurumsal yaklaşımda genellikle şu çerçeve uygulanıyor:
  • Hakaret ve tehdit içeren hesaplar engellenebilir
  • Ancak yatırımcı eleştirisi tamamen susturulmaz
  • Resmi açıklama kanalı olarak KAP öne çıkarılır
  • Yatırımcı ilişkileri birimi aktif çalıştırılır
  • Sosyal medya kişisel tartışma alanına dönüştürülmez
Küçük Yatırımcı Psikolojisi Hafife Alınmamalı
Türkiye’de son yıllarda borsaya milyonlarca yeni yatırımcı girdi.
Bu yatırımcı kitlesinin önemli kısmı:
  • sosyal medya üzerinden hareket ediyor,
  • şirket yöneticilerini doğrudan takip ediyor,
  • psikolojik olarak yöneticilerin tavrından etkileniyor.
Bu nedenle yöneticilerin:
  • kullandığı dil,
  • verdiği mesajlar,
  • yatırımcıya yaklaşımı
artık şirket değerlemesinin görünmeyen parçalarından biri haline geldi.
Bugün sermaye piyasalarında sadece finansal performans değil;
  • güven yönetimi,
  • iletişim kalitesi,
  • kriz yönetimi,
  • dijital davranış biçimi
de yatırımcıların karar süreçlerinde belirleyici rol oynuyor.
Yatırımcı: “Bir şeyler gizleniyor olabilir”
duygusuna girer.
Sonuç
Halka açık şirketlerde sosyal medya artık yalnızca iletişim aracı değil; aynı zamanda bir güven testine dönüşmüş durumda.
Yöneticilerin yatırımcılarla kurduğu ilişkinin dili:
  • hisse performansını,
  • yatırımcı sadakatini,
  • şirket algısını
doğrudan etkileyebiliyor.
Bazen atılan bir mesajdan çok, engellenen bir yatırımcı daha büyük kriz yaratabiliyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.