EKONOMİ
2024’te Türkiye ekonomisini neler bekliyor?
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Genel perspektif olarak küresel ekonomide gevşek para politikalarının benimsendiği, yıl sonuna doğru faiz artışlarının durduğu ve para politikalarında sıkılaşma seslerinin yükseldiği bir 2023 yılı geçirdik. Küresel ekonomide yıl, söz sahibi merkez bankalarının faiz artışı yarışıyla geçti. Fed 8 toplantıdan 4’ünde, Avrupa Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası 8 toplantının 5’inde faizleri artırdı. Japonya ise küresel trendlerin aksine negatif faiz politikasını sürdürdü ve yıl boyu faizi sabit tuttu. Güçlü ekonomilerden İsviçre 4 toplantıda 2 kez, Rusya 9 toplantıda 5 kez faizi yukarı yönlü revize etti. Çin ise faizlerde 3 kez indirime gitti.
Yine petrol fiyatlarında savaşlar, jeopolitik gelişmeler ile arz-talep dengesizlikleri gibi faktörlerin katkısıyla ultra oynaklık gördük. Altın fiyatları ise güvenli liman özelliğini sergiledi ve faizlerin yüksek olduğu dönemde dahi 2.148 dolarla tarihî zirvesini gördü. Spot altının ons fiyatı 2023’ü 2.058 dolarla tamamladı.
Türkiye ekonomisinden kritik veriler
Türkiye’de ise ekonomi yönetiminde aktörlerin değişmesiyle birlikte radikal ve rasyonel adımların atıldığı, piyasalarla iletişimin güçlendiği 6 aylık bir süreç yaşandı. Politika faizlerinin hızla yükseltilmesi beklenen etkiyi yaratmasa da yüksek enflasyonun belinin kırılması adına güçlü bir silah olarak kullanıldı.
TCMB Para Politikası: Merkez Bankası, %9’luk politika faiz oranıyla başladığı 2023 yılında, 12 Para Politikası Kurulu toplantısında 7 kez faiz artışına giderken 5 kez faizi sabit bıraktı, 1 kez de düşürdü. Artışların tamamı Merkez Bankası yeni başkanı Hafize Gaye Erkan yönetiminde yapıldı. Bu 7 faiz artışıyla politika faizi %8,5’tan %42,5’e yükseldi.
Enflasyon: Faiz artışlarıyla birlikte vergiler ve harçlar gibi yönetilen yönlendirilen fiyatlar, yüksek likidite ve talebin desteklediği enflasyon yılın genelinde yüksek ve dalgalı bir seyir izledi. Tüketici enflasyonu 2023 yılını %64,77 seviyesinde kapattı.
TCMB Rezervleri: 2023’e dair akılda kalan en önemli gelişmelerden biri de yeni ekonomi yönetiminin politikalarıyla yükselişe geçen ve rekor kıran rezervler oldu. Mayıs sonu ve Haziran başında 100 milyar doların altına kadar gerileyen TCMB toplam rezervleri yılın son haftalarında tarihî seviyelere ulaştı. 6 ayda 40 milyardan fazla yükselen TCMB toplam rezervleri 145,5 milyar dolar oldu. Brüt döviz rezervleri ise 97 milyar doları aştı.
İşsizlik Oranı: 2023’e damga vuran makro veriler arasında işsizlik oranı da yer alıyor. Türkiye’de işsizlik Ekim’de yüzde 8,5 ile Kasım 2012’den bu yana en düşük seviyesine geriledi. Toplam işsiz sayısı 2 milyon 961 bin kişi düzeyinde bulunuyor.
Büyüme oranları: Makro ekonomik verilerde Türkiye’nin yapısal sorunlarından enflasyon başrolü oynarken büyüme 2021 ve 2022 yıllarının daha altında kaldı. İlk ve ikinci çeyreklerde gelen %3,9’luk büyümeyi üçüncü çeyrekte %5,9’luk büyüme takip etti. Son çeyrek rakamlarının ardından Türkiye’nin yılı %5 civarı büyümeyle kapatması bekleniyor.
Peki ya 2024?
Gelelim 2024 yılından beklentilere… Aposto için görüşlerini bizlerle paylaşan akademisyenlere ve piyasa uzmanlarına temel bir soru yönelttik: 2024 yılında 2023 yılına göre ne farklı olacak? Ayrıca yatırımcıları ilgilendiren ve 2023 yılına damga vuran halka arzlara ilginin 2024 yılında da devam edip etmeyeceğine dair fikirlerini aldık.
“2023 beklentilerden farklı bir yıl oldu”
2023 yılına küresel ekonomide resesyon ve yüksek kalacak enflasyon beklentileri ile başlandığını anımsatan Piri Reis Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, geldiğimiz noktada küresel ekonominin resesyona gitmediğine ve enflasyonun beklenenden hızlı düştüğüne değiniyor. Ekonomideki beklentilerinden farklı bir yıl yaşanmasının ardındaki nedenleri sıralayan Aslanoğlu şunları söylüyor:
“Pandemi sonrasında işgücünün azalması özellikle yaşlanan nüfusun (baby boomer kuşağının) işgücü piyasalarından çıkması ve genç kuşakların devreye girmesi, onların esnek çalışma ve daha yüksek ücret talepleri, teknolojiye ve yapay zekaya yönelimi gibi faktörler işgücündeki kayıpları hızlandırmış görünüyor. Özellikle teknolojik gelişmeler, verimliliği artırarak büyümeye destek olurken enflasyon düşüşüne büyük katkı sağladı. En önemli nedenlerden birisi bu gibi görünüyor.”
“2024’ün ikinci yarısında küresel büyüme daha iyi olacak”
Dünyada arz yönlü şoklar olmadıkça, enerji ve gıda fiyatlarını fırlatacak savaşlar, pandemiler gibi faktörler olmadıkça enflasyonun düştüğünü belirten Aslanoğlu, “Önümüzdeki süreçte başta İsrail ve Gazze’de yaşananlar olmak üzere eğer arz yönlü şoklar ya da şu anda bilemediğimiz şoklar devreye girerse çok muhtemelen biz stagflasyona gideriz. Yani hem enflasyon tekrar artar hem de daha derin bir durgunluğa doğru gider” diyor.
Bu beklentilerin dışında düşen enflasyonun faizlerin inişine katkıda bulunacağını ve 2024’ün ikinci yarısında büyümenin daha pozitif tarafa geçebileceğini ifade eden Aslanoğlu, 2024 üçüncü ve son çeyreğinin hem faiz indirimleri hem de büyüme tarafında biraz daha iyimser ve küresel büyümenin bu yıla göre biraz daha pozitif (0,2-0,3 puan) olmasını öngörüyor.
‘Türkiye’de ilk 5 ay enflasyon, sonrasında dezenflasyon yaşanabilir’
Türkiye özelindeki beklentilerinde enflasyona ilişkin yorumlar yapan Aslanoğlu, ilk 5 ay enflasyon, kalan 7 ay dezenflasyon süreci yaşanmasını bekliyor. TCMB’nin para politikasını güçlü bir şekilde uygulaması ve tamamlayıcı yapısal reformlarla desteklemesi durumunda yılın son çeyreğinde enflasyonun 40’lı rakamlara gerileyebileceğini öngören Aslanoğlu şunları söylüyor:
“TCMB, 2025 sonundaki enflasyon beklentileri olan yüzde 25-30 seviyelerine paralel olarak politika faizlerini 30-35 bandına çekebilir. Yılın son çeyreğinde önemli faiz indirimleri görebiliriz. 2025 büyüme beklentilerini etkilese de her şeyin planlandığı güçlü para politikasından taviz vermeden büyümede ciddi bir yavaşlamaya razı olarak da ilerlemek gerekiyor.”
“2024’te halka arzlar devam etmeyebilir”
2023 yılında çok konuşulan halka arz furyasının devam etmesini beklemeyen Aslanoğlu’nun değerlendirmeleri şöyle:
“Gerek faizlerin ve borsanın geldiği seviyeler, gerekse halka arzlarla ilgili yaşanan gelişmeler daha farklı bir tablo ortaya çıkaracak. Halka arzlar anlamında 2024 kendine özgü bir yıldı. 2024’te daha düşük olur. Borsada endeksler, inişli çıkışlı bir seyirle özellikle dolar bazında yukarı yönlü çok güçlü kazanımlar elde etmeden seyredebilir. Fakat kurlardaki hareketlere bağlı olarak Türk Lirası bazında borsanın yukarı yönlü hareketleri olabileceğini düşünmek gerekiyor.”
“Ekonomi politikalarındaki U dönüşünün yansımaları 2024’ün ilk yarısında hissedilecek”
Hem ekonomik görünüm hem de ekonomi politikaları açısından 2023 yılını ikiye ayırarak değerlendiren İntegral Yatırım Araştırma Müdürü Seda Yalçınkaya Özer, seçim öncesi ilk yarıda Ortodoks politikalardan uzak, farklı bir ekonomi anlayışı benimsendiğini hatırlatıyor. Yılın ikinci yarısından sonra ekonomi yönetiminin değişmesiyle birlikte Ortodoks politikalara geçiş hızlandı ve normalleşme adımları hızla atılmaya başlandı. Yalçınkaya Özer, 2024 yılında geçen yıl ekonomi politikalarındaki U dönüşünün yansımalarını kabaca yılın ilk yarısında çok daha fazla hissedeceğimizin altını çiziyor.
2024 yılını da iki farklı dönem olarak ayırmanın faydalı olacağına vurgu yapan Seda Yalçınkaya Özer’in bu yıla ilişkin değerlendirmeleri şöyle:
“İlk yarıda sıkı para politikası bir ya da iki faiz artırımı ile devam edecek ve sıkı kalacak. Bununla birlikte enflasyonu dizginlemek için bazı adımların atılması beklenebilir. Bu adımların enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürmeyi sağlayacak şekilde olup olmayacağını izleyeceğiz. Bu adımlar ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası’nın kredibilitesi ve kazandığı güven açısından önemli olacaktır. Özellikle ilk yarıda iç tüketimde daralma ve büyümede törpülenme kaçınılmaz. Maliye politikalarında ise genişlemeci tavır devam ediyor. Dolayısıyla buranın nasıl yönetileceği de en az para politikası kadar kritik olacaktır. Merkez Bankası’nın attığı son adımlar rezervlerde birikmeyi beraberinde getirirken, 5 yıllık risk priminde düşüş söz konusu. Tüm bu doğru yolda ilerleyen politikalar bizim iyi bir hikaye yazmamızı sağlıyor.”
Bu yıl, 2023 yılından farklı bir ekonomi politikasının bizlerle birlikte olacağını ifade eden Özer, hikayenin yabancı yatırımcı açısından cazip bulunmasının oldukça mümkün olduğunu savunuyor. Özer, 2023 yılından farklı olarak yabancı yatırımcının kademeli olarak gelmeye başladığı, uluslararası kredi kuruluşlarının not artışı yapmaya yakın olduğu bir yıl yaşanmasının muhtemel olduğunu, bunların olması için doğru yolda ilerlemeye devam edilmesinin yeterli olduğunu düşünüyor.
“Halka arzların 2024 yılında da devam etmesi beklenebilir”
Değerlendirmelerinde şirketler için uygulanmaya başlayacak enflasyon muhasebesinin 2024 yılı için önemli ve yeni bir adım olduğuna, bu konudaki belirsizliğin ve kafa karışıklığının da ortadan kalkmış olacağına işaret eden Özer şöyle devam ediyor:
“Piyasalar açısından seçici olmanın, disiplinli olmanın ve zamanlamanın önemi bir kat daha artacak. Değişen makro ekonomik rüzgarın desteklediği sektörlere yönelmek bu açıdan oldukça önemli olacak. Dolaysısıyla büyümeye odaklı, döngüsel diyebileceğimiz ve iç tüketimle kârlılığını artırmış şirketler biraz daha geri planda kalabilir. Bunun yanı sıra talep esnekliği düşük, zaruri ve ihtiyaç olabilecek sektörlerde daha güçlü eğilimler görebiliriz. Enflasyon muhasebesine geçişle birlikte ise tüm şirketlerin kârlılıklarını ve çarpanlarını hesaplamak gerekecek. 2024 yılında 2023 yılına benzer olarak halka arzların devam etmesi beklenebilir.”
“Enflasyondaki seyrin devamı TCMB’nin eli kolaylaşabilir”
2023 yılında Cumhurbaşkanlığı seçiminin geride kalmasıyla hızlı bir şekilde ekonomi yönetimi kurulduğunu ve yeni bir dönemin başladığını hatırlatan Gedik Yatırım/Yatırım Danışmanlığı (YD) Müdür Yardımcısı Eda Karadağ; piyasayla kurulan iletişim, TCMB’nin para politikasında sıkılaşma döngüsüne başlaması ve yabancı yatırımcılarla olan görüşmeleri yurt içi piyasalar açısından önemli başlıklar olarak nitelendiriyor; fiyatlamalar üzerinde de etkisini gösterdiğini vurguluyor.
2024 yılına aslında yine belirsizliklerle başladığımızı belirten Karadağ, Mart ayında Türkiye’de yerel seçim ve TCMB’nin duruşunun önemli olduğunu düşünüyor. Kasım ayındaki toplantısında, faiz artışlarının sonuna yaklaştığını belirten TCMB’nin Aralık ayında bir faiz artışı daha yaptığını ve verilen mesajların, Ocak ayında da bir faiz artışını destekler nitelikte olduğunu ifade eden Karadağ şöyle devam ediyor:
“Piyasalar Ocak ayı sonrası TCMB’nin artışlarına son verip, izlemede kalacağını düşünüyor. Bu süreçte enflasyonun görünümü önemli olacak. Enflasyonda yılın ilk yarısı yükselişin devamı beklenirken, ikinci yarısı itibarıyla dezenflasyon sürecinin başlayacağı belirtiliyor. Bu nedenle enflasyondaki seyir, belirtilen şekilde devam ederse, TCMB’nin elini kolaylaştırabilir.”
“Yılın son çeyreğine doğru kredi notlarında güncelleme dönemini konuşabiliriz”
Karadağ, ekonomi yönetiminin yabancı yatırımcılarla yapmayı planladığı görüşmelerin 2024 yılı için önemli olduğunu ifade ediyor. Bu görüşmelerde Türkiye’nin ekonomi politikalarının anlatılması ve yatırımcıların ikna edilmesi neticesinde Türkiye’nin kredi notlarında pozitif güncellemelerin söz konusu olabileceğine işaret eden Karadağ’ın değerlendirmeleri şöyle:
“Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de geçen yıl, yabancı yatırımcılarla görüşmelerin 2024 yılında devam edeceğini belirtmişti. Hatta ‘Görüşülmedik ülke kalmayacak’ demişti. Ocak ayında New York’ta ‘Yatırımcı Günleri’ düzenlenecek. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile TCMB Başkanı Hafize Gaye Erkan da toplantılarda yer alacak. Yabancı yatırımcılarla olan görüşmeler bu yıl da devam edecek. Özellikle, yabancılar son dönemde ‘Ortodoks politikalara ikna olmamız gerekiyor’ şeklinde açıklamalarda bulunuyorlar. Hatta Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşları da ‘İkna olursak, kredi notlarında güncellemeler yapabiliriz’ sinyalini vermişlerdi. Bu nedenle, Türkiye ekonomisinin bu seneki görünümü ve ekonomik verilerin sonuçları, yabancı yatırımcılarla olan görüşmeler, hedefler doğrultusunda ilerleme kaydedilmesi durumunda, yılın son çeyreğine doğru kredi notlarında güncelleme ve enflasyonda düşüş dönemini konuşmaya başlayabiliriz.”
“Enflasyonun hızlı bir düşüş sürecine girmesini bekliyoruz”
Enflasyonla ilgili kurum görüşlerini de paylaşan Karadağ, “2024 yılında Türk Lirası’nda Mayıs sonrası dönemde görüldüğü ölçüde değer kaybı olmayacağı ve 2023 yılına benzer vergi artışlarının yapılmayacağı varsayımıyla, yılın ikinci yarısı itibarıyla baz etkilerinin de devreye girmesiyle enflasyonun hızlı bir düşüş sürecine girmesini bekliyoruz. 2024 yıl sonu TÜFE tahminimiz yüzde 42 seviyesinde bulunuyor” diyor.
Halka arzların seyrine ilişkin görüşlerinde Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı İbrahim Ömer Gönül’ün halka arzlarla ilgili açıklamalarının bu noktada kıymetli olduğunu düşünen Karadağ, Başkan Gönül’ün, yeni yılda da halka arzların devamının olacağı mesajını ve SPK’nın halka arz kurallarında da değişikliğe gittiğini hatırlattı. Karadağ, bu gelişmelerin de desteğiyle 2024 yılında halka arzların devam edebileceğini düşünüyor.
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?
Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi
Yayınlanma:
3 gün önce|
20/07/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.
Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.
Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.
Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?
Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?
Ruj Etkisi Nedir?
“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;
- otomobil,
- konut,
- beyaz eşya,
- tatil,
- lüks saat,
- mücevher
gibi pahalı harcamalarını azaltırken,
kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.
Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”
Bu nedenle;
- ruj,
- parfüm,
- cilt bakım ürünleri,
- kaliteli kahve,
- küçük teknolojik aksesuarlar,
- markalı ayakkabı,
- premium çikolata
gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.
Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.
Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.
Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”
Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.
Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?
İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.
1. Kontrol Hissi
Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.
İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.
Örneğin;
- yeni bir ruj almak
- kaliteli kahve içmek
- saçını yaptırmak
kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.
2. Kendini Ödüllendirme
Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.
Fakat bütçe sınırlıdır.
Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.
3. Moral Koruma
Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.
Küçük lüksler;
- umut,
- motivasyon,
- özgüven
üretmeye yardımcı olur.
Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?
Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:
Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”
Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”
İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.
Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.
Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler
ABD (2001)
Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.
Lüks otomobil satışları düştü.
ABD (2008 Finans Krizi)
Birçok araştırmada;
- uygun fiyatlı kozmetik,
- kahve zincirleri,
- hızlı moda ürünleri
güçlü satış gerçekleştirdi.
Güney Kore (1997 Asya Krizi)
Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.
Japonya
Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.
Brezilya
Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.
Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?
Aslında evet.
Türkiye’de son yıllarda;
- kozmetik,
- kişisel bakım,
- kahve zincirleri,
- premium kahve,
- online yemek,
- dijital abonelik,
- küçük teknolojik ürünler
birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.
Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,
ancak;
- kaliteli kahve içmeye,
- kişisel bakım ürünlerine,
- küçük elektroniklere,
- kozmetiğe
harcama yapmaya devam etti.
Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.
Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?
En belirgin olarak;
✔ şehirleşmiş toplumlarda
✔ orta gelir grubunda
✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde
✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde
✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda
daha güçlü ortaya çıkar.
Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.
Sosyal Medyanın Etkisi
Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.
Bugün ise;
Instagram,
TikTok,
YouTube,
influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.
Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.
Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları
1. İç Talep Tamamen Çökmez
Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.
2. İstihdam Korunabilir
Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.
3. Vergi Geliri Devam Eder
KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.
4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır
Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.
Olumsuz Tarafları
1. Tasarruf Azalabilir
Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.
2. Borçlanma Artabilir
Kredi kartı kullanımı yükselir.
3. Enflasyon Baskısı Sürebilir
Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.
4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm
Perakende satışlar güçlü görünür.
Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.
Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?
Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.
Asıl çözüm;
- fiyat istikrarı,
- düşük enflasyon,
- güven veren ekonomi yönetimi,
- öngörülebilir para politikası,
- reel gelir artışı,
- istihdam güvenliği,
- üretim ve verimlilik artışı
ile mümkündür.
Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.
Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler
Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.
Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.
Sağlıklı büyümenin göstergesi;
- üretim yatırımlarının artması,
- makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
- ihracat kapasitesinin yükselmesi,
- verimlilik artışı,
- sürdürülebilir gelir büyümesi
olmalıdır.
Sonuç
“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.
Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.
EKONOMİ
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı
Yayınlanma:
6 gün önce|
17/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.
Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”
Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Normal dönemlerde şirketler;
- satış yaparak,
- stoklarını yöneterek,
- bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
- tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak
işletme sermayelerini çevirebilirler.
Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.
Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.
Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.
Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor
Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.
Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.
Bugün birçok firma;
- üretmeye devam ediyor,
- satış yapıyor,
- cirosunu artırıyor,
ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.
Nakit döngüsü uzadıkça;
- tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
- maaş yükü ağırlaşıyor,
- vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
- kredi geri ödemeleri aksıyor.
Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.
Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi
Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.
Yüksek enflasyon ortamında;
- enerji fiyatları,
- işçilik maliyetleri,
- kira giderleri,
- finansman maliyetleri,
- kur hareketleri,
- hammadde fiyatları
aynı anda değişiyor.
Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.
Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.
Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.
Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor
Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.
90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;
- enflasyon,
- finansman maliyeti,
- kur değişimi,
- işletme giderleri
satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.
Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.
Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.
Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde
Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.
Bu seviyelerde kullanılan krediler;
- yatırım finansmanını,
- işletme sermayesi yönetimini,
- kapasite artırımlarını,
- ihracat hazırlıklarını
ciddi biçimde zorlaştırıyor.
Üstelik krediye erişim de kolay değil.
Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.
Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi
Türkiye sanayisi geçmişte;
- 1994 krizini,
- 2001 finans krizini,
- 2008 küresel krizini,
- pandemi dönemini,
- büyük kur şoklarını
atlattı.
Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.
Şirketler;
- yüksek faiz,
- düşük talep,
- finansmana erişim sorunu,
- artan maliyetler,
- bozulan nakit akışı,
- belirsiz fiyatlama ortamı
ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.
Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?
Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.
Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.
Asıl ihtiyaç;
- işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
- üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
- ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
- yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
- KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri
oluşturulmasıdır.
Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.
Sözün özü
Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.
Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.
Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.
Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.
EKONOMİ
Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
13/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
