GÜNCEL
Seçim Sonrası: Riskler, Fırsatlar ve Potansiyeller
Yayınlanma:
2 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Bu pazar seçim olsa Erdoğan kazanır mı? Bu soru, Türkiye’nin siyasi haritasının önemli oranda değiştiği 31 Mart 2024 seçimleri sonrası ortaya çıkan yeni durumu ve sonrasını analiz etmek için iyi bir başlangıç sorusu olabilir.
Mayıs seçimlerinden bu yana ne değişti? Mart seçimlerinde değişimi yaratan dinamikler neler? Her geçen gün ağırlaşan iktisadi ve siyasi kriz seçmenlerin siyasi tercihlerinde kalıcı bir değişim mi yarattı? Yoksa seçmen stratejik oy mu kullandı, yerel seçimler olduğunu dikkate alarak iktidarı cezalandırdı mı? Ümit Akçay’ın Gazete Duvar’da ileri sürdüğü gibi Mayıs seçimlerinden bu yana halkın kemerini daha da sıkan iktidar kaybetti ve kemer sıkmanın yarattığı yaraları sarmayı vaat eden muhalefet kazandı mı?
Bu sorular sıkça tartışılıyor. Bu yazıda Mart seçimlerinin ortaya çıkardığı riskleri ve fırsatları tartışıp potansiyellere işaret etmek istiyorum. Yazının ana tezi şu: 2024 yerel seçimlerinin sonuçlarını belirleyen ana aktörler seküler-milliyetçi seçmenler ile dindar-muhafazakâr seçmenler. Bu durum sanıldığının aksine Türkiye’nin değişim yönünde sınırlı bir potansiyele sahip olduğuna işaret ediyor.
Riskler, fırsatlar ve potansiyellere geçmeden önce biraz uzun bir durum tespitiyle başlayalım.
Durum tespiti: Herkes oy kaybederken CHP oylarını artırdı
Öncelikle, durum tespiti yaparken yöntemsel olarak iki hususun altını çizmeliyim. İlki, karşılaştırmalarda yerel meclis seçimlerini baz aldım. Yerel meclis seçimleri dediğimizde 30 büyükşehirde ilçe belediye meclis seçimlerini, kalan 51 küçük şehirde ise il genel meclisi seçimlerini kastediyorum. Bu tercihin temel gerekçesi genel seçimlere kıyaslama açısından daha doğru sonuçlar vermesi; belediye başkanı gibi kişisel faktörlerin görece daha az etkili olması ve parti tercihinin daha fazla belirleyici olması.
İkinci olarak, katılım oranında 2019 yerel seçimlerine kıyasla %6; 2023 genel seçimlerine kıyasla %8,5 azalma olduğundan, oy oranları değil normalize edilmiş seçmen sayılarını baz aldım. Bu noktada 2019 yerel seçimlerine kıyasla 2024 yılında seçmen sayısı yaklaşık %7,597 oranında arttı. Tüm parti oylarını değerlendirirken katılım oranının düşüşünün yanı sıra seçmen sayısındaki artış göz ardı edilmemeli. Bu değişimler dikkate alınmadan tek başına oy oranları üzerinden yapılan analizler bizi yanlış sonuçlara götürür.
Seçim sonuçlarına baktığımızda, son birkaç seçimde en fazla oyu alan ve öne çıkan 5 parti içerisinde CHP 2019 yerel seçimlerine kıyasla oy sayısını artırdı. Buna karşın AK Parti, MHP, İYİ Parti ve DEM Parti’nin oylarında dikkate değer düzeyde azalma meydana geldi.
2019 yerel seçimlerindeki performansı göstermesi durumunda, seçmen sayısındaki artışla birlikte CHP’nin 2024 yerel seçimlerinde 14,22 milyon oy alması beklenirdi. Oysaki 10 seçmenine 1 seçmen daha eklemeyi başararak reel olarak 15,79 milyon oy aldı.
AK Parti’nin 2019 yerel seçimlerindeki performansı göstermesi durumunda 21,26 milyon oy alması beklenirdi. Yaklaşık 10 seçmenden üçünün desteğini kaybeden AK Parti 14,85 milyon oy alabildi.
Yaklaşık 4,04 milyon oy alması beklenen MHP 4 seçmenden 1’ini kaybetti ve aldığı oy 3,02 milyon ile sınırlı kaldı.
İYİ Parti en fazla seçmen kaybeden parti oldu. Yaklaşık olarak 10 seçmenin 4’ünü kaybetti ve 3,63 milyon oy alması beklenirken 2,10 milyon oy aldı.
DEM Parti 2,91 milyon oy alması beklenirken, 2,65 milyon oy aldı ve yaklaşık olarak 100 seçmenden 9’unun desteğini kaybetti.

AK Parti’nin kaybının kaynakları: Küskünler
Seçimlere ilişkin eksiksiz bir tablo sunmaktan ziyade yerellerde özgün durumların olduğunu da bilerek genel eğilimi anlamak için oluşturduğum Tablo 1’deki verileri analiz etmeden önce, AK Parti–MHP koalisyonunun kaybedip CHP’nin uzun yıllar sonra birinci çıktığı bu seçimde ilk olarak katılım oranındaki düşüşün altını çizmeliyiz. Zira, AK Parti liderliğindeki iktidar blokunu destekleyen seçmenlerin muhtemelen büyük çoğunluğunu oluşturduğu, sandığa gitmeyen seçmen sayısı yaklaşık 3,74 milyon. Protesto oy olma ihtimali yüksek olan ilave geçersiz oylarla birlikte bu rakam yaklaşık 4 milyonu buluyor.
2019 yerel seçimlerinde 57,09 milyon seçmenin 48,27 milyonu oy kullandı ve oyların yaklaşık 46,26 milyonu geçerli sayıldı. 2024 seçimlerinde seçmen sayısı 61,43 milyon; kullanılan oy sayısı 48,20 milyon, geçerli oy sayısı ise 45,80 milyon. İki seçim arasındaki seçmen sayısı değişimini dikkate aldığımızda, 2019 seçimlerine benzer bir katılımın olması durumunda kullanılan oy sayısının 51,94 milyon; geçerli oy sayısının ise 49,77 milyon olması beklenirdi.
Bu rakamlar dikkate alındığında, 2019 yerel seçimlerine kıyasla oy kullanması beklenen tam olarak 3.738.337 kişi sandığa gitmemiş durumda. 2019 seçimlerine kıyasla 229.707 daha fazla oy geçersiz sayılmış aynı zamanda. Bu geçersiz oylar hatalı oy kullanımından olabileceği gibi bilinçli bir tercih sonucu da gerçekleşmiş olabilir. Başka bir ifadeyle 2019 seçimlerine benzer bir katılım ve benzer bir geçersiz oy oranı olsaydı, muhtemelen büyük çoğunluğu iktidar blokundan yana yaklaşık 3.97 milyon daha fazla oyun geçerli sayılacağı beklenirdi.
Detaylı bir analizi gerektirse de iktidar blokundaki yaklaşık 7,49 milyon seçmen kaybının önemli bir kısmı katılım oranının düşüklüğü ve protesto oylardan kaynaklandı. CHP ve DEM Parti seçmeni içerisinde de katılımın düştüğünü varsaysak bile, mevcut iktisadi ve siyasi krizden kaynaklı olarak esas olarak iktidar bloku seçmeninin katılım göstermediği söyleyebilir.
Dindar-muhafazakâr seçmenler: “Anadolu’da (kısmi) miras değişimi”
Seçime katılımın düşüklüğünün yanı sıra, ikinci olarak, AK Parti’nin dindar-muhafazakâr tabanının önemli bir kısmı 2024 yerel seçimlerinde Yeniden Refah Partisi’ni (YRP) tercih etti. Kasım 2018 tarihinde kurulan YRP, 2019 yerel seçimlerine girmedi. Bundan dolayı kıyaslamalar için Mayıs 2023 seçimlerini baz alabiliriz. YRP, 2023 Mayıs seçimlerinde %2,8’e denk düşen, 18.689’u yurtdışı seçmenlerinden olmak üzere toplam 1.529.119 oy aldı. 2024 yerel seçimlerinde ise meclis seçimlerinde %7,0’ye denk düşen 3.190.511 oy aldı. Mayıs seçimlerindeki yurt dışı seçmeni dışarıda bırakıldığında, YRP’nin oy sayısını net olarak 1.677.081 artırdığı görülüyor.
Bahadır Özgür’ün Gazete Duvar için kaleme aldığı Millî Görüş Hareketi’nin en fazla oy aldığı 25 ildeki AK Parti ve YRP oyları kıyaslaması, YRP oylarının büyük oranda AK Parti’den geldiğini ve “Anadolu’da (kısmi) miras değişimi” gerçekleştiğini gösteriyor. Özgür’ün ifadesiyle “AKP’nin 2004’ten beri neredeyse hiç gedik açtırmadığı, yüksek oylarla seçim kazandığı” bu 25 ilde AK Parti toplamda yaklaşık 4,53 milyon oy alırken, YRP 1,76 milyon oy aldı.
Dindar-muhafazakâr blokun (YRP, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi) aldığı toplam oylar kıyaslandığında, AK Parti dışındaki dindar-muhafazakâr seçmenlerin oyları 2019 yılında 1,31 milyon civarındayken 2024 seçimlerinde 4,05 milyona yaklaştı. Büyük çoğunluğu YRP’ye akan yaklaşık 2,63 milyon oy artışının esas olarak AK Parti’den geldiği açık.
CHP içinde güçlenen seküler milliyetçiler
Üçüncü olarak, CHP’nin AK Parti ve MHP tabanında aldığı oy sayısı sanıldığının aksine çok fazla değil. CHP’nin oy sayısındaki artışın kaynağını esas olarak seküler-milliyetçi taban oluşturuyor.
Seküler-milliyetçi oyların Mayıs seçimlerindeki ana adreslerinden biri olan İYİ Parti bu yeni desteğin ana kaynağını oluşturuyor. AK Parti ve Erdoğan karşıtlığının en yüksek olduğu seçmen tabanının İYİ Parti tabanı olduğu dikkate alındığında, İYİ Parti’den ayrılan seçmenlerin CHP’ye yöneldiği söylenebilir. İYİ Parti’nin yerel meclis bazındaki oy kaybı yaklaşık 1,53 milyon. Bu neredeyse CHP’deki artışa denk bir oy sayısı.
Ultra-nasyonalist (İYİ Parti, Zafer Partisi, MHP ve BBP) partilerin toplam oylarına baktığımızda, ultra nasyonalist 5 seçmenden birinin tercihini değiştirdiği görülüyor. Bu değişim ya sandığa gitmeme ya da başka partiye yönelme şeklinde oldu. AK Parti’nin oy kaybettiği ve CHP’nin oylarını artırdığı dikkate alındığında, -partiler arası oy geçişlerine ilişkin detaylı araştırmalarla teyit edilmesi gerekmekle birlikte- ultra-nasyonalist partilere oy veren seçmenin CHP’ye yöneldiğini öngörebiliriz.

Zafer Partisi, Demokratik Sol Parti (DSP), Memleket Partisi gibi CHP ve İYİ Parti geleneğinden kopan ya da bu geleneklere yakın partilere baktığımızda, seküler-milliyetçi blok oylarının 2019 seçimlerine kıyasla toplamda %5,04 puan arttığı ve 920 bin yeni seçmenin bu partilere yöneldiği görülüyor. Bu seçmen tabanının da önemli oranda AK Parti ve MHP içindeki seküler-milliyetçi gruplardan olduğu söylenebilir. Zira tek başına MHP içindeki oy kaybı 1 milyonu aşıyor. CHP’nin Bolu, Afyonkarahisar, Aydın gibi illerdeki ultra-nasyonalist adaylarının aldığı yüksek oylar, Mansur Yavaş’ın Ankara’da elde ettiği büyük başarı da seküler-milliyetçi seçmen desteğini teyit ediyor. CHP’deki oy artışının yaklaşık 400 bini tek başına Ankara’da gerçekleşti.
Yukarıdaki veriler dikkate alındığında, dördüncü olarak, AK Parti’nin esasında dindar-muhafazakâr ve içindeki seküler-milliyetçi tabanından oy kaybettiği görülüyor. Başka bir ifadeyle AK Parti seçmen çekirdeğinin ve çeperinin bir kısmını aynı anda kaybetti.
DEM Parti ve yenilen kayyım siyaseti
Beşinci olarak, HDP’nin halefi DEM Parti 7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana süregelen oy kaybını önemli oranda geriye çevirmeyi başardı. 2023 Mayıs seçimlerinde 2018 genel seçimlerine kıyasla ortalama 4 seçmeninden birini kaybeden DEM Parti, küskün seçmenlerinin büyük bir kısmının desteğini yeniden kazandı. Özellikle Van’da mazbatanın ikinciye verilmesi kararı sonrası sokağa taşan toplumsal tepkiler, yaklaşık 8 yıldır de-mobilize olan DEM Parti seçmeninde yeni bir heyecanın oluştuğunu gösteriyor.
DEM Parti’nin bu başarısı AK Parti liderliğindeki iktidar blokunun kayyımlara dayalı siyasetinin başarısız olduğunu ortaya koyuyor. DEM Parti’ye yönelik tüm “güvenlikleştirici siyasete” rağmen, Kürt itirazı canlılığını koruyor. 2024 Newroz kutlamalarında ilk sinyallerini veren yeniden canlanma ve mobilizasyon seçim sonuçlarına da yansıdı.
Detaylı bir analizi gerektiren DEM Parti performansına genel olarak baktığımızda 8 yıllık kayyım uygulamalarından sonra Kürt siyaseti yerel meclis seçimlerinde 12 ilde birinci oldu; belediye seçimlerini 10 ilde kazandı (ki buna taşıma seçmenlerle MHP ve AK Parti’nin kazandığı Kars ve Şırnak da eklenmeli); Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerinin de içinde olduğu 7 ilde oyunu artırdı.
Bu tablo seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldıran kayyım siyasetinin Kürt sokağında beklenen rızayı üretmediğini gösteriyor. Kayyımlara dayalı siyaset Kürt meselesini ertelemekten öteye Kürt sahasında bir etki yaratmadı. Aksine AK Parti Kürt illerinin neredeyse tamamında oy kaybetti. Doğu Anadolu Bölgesinde %43,3’ten %32,5’e gerileyen AK Parti, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde %44,0’ten %28,6’a geriledi. DEM Parti ise ilk bölgede oy oranını %25,0’dan %25,4’e; ikinci bölgede ise %31,7’den %32,7’e çıkardı.
Fırsatlar
Yukarıda tablo bir bütün olarak değerlendirildiğinde, altı çizilmesi gereken en önemli husus şu: Türkiye’de büyüyen bir değişim arzusu var. Sayısal verilerden öteye bu değişim arzusu CHP için büyük bir fırsat sunuyor. Türkiye’nin 30 büyükşehrinden 14’ünü, 51 il belediyesinin 21’ini, 973 ilçe belediyesinin 337’sini ve 390 belde belediyesinin 61’ini kazanan CHP, bir önceki yazıda tartıştığım üzere barınma, beslenme, eğitim, sağlık, sosyal hizmetler, kültürel hizmetler, ulaşım gibi alanlarda sosyal-demokrat bir belediyecilikle iktisadi kriz karşısında kent ve kır yoksullarını koruyan, kamucu bir siyaset inşa edebilir, bu değişim dalgasını daha da büyütebilir. Sosyal-demokrat belediyecilikle ayrıca din/mezhep, etnisite/ulus, yerellik/göçmenlik, hayat tarzı gibi kimlikler üzerinden yarılmış Türkiye toplumu için kapsayıcı, çoğulcu ve özgürlükçü bir kimlik siyaseti sunabilir, ortak bir gelecek ufkunun yolunu yerellerden açabilir, buralarda ilk deneyimleri inşa edebilir. Seçimi önde kapattığı 35 il ve büyükşehir belediyesinin nüfus büyüklüğü ve bu illerin sahip olduğu ekonomik kaynakların payı dikkate alındığında, Mart seçimleri CHP’ye Türkiye genelinde yeni bir hikâye yaratmak, yeni bir yol inşa etmek için büyük bir fırsat penceresi sundu. Sembolize etmek gerekirse İstanbul İttifakı, Türkiye İttifakı olabilir.
Bu değişim mesajını AK Parti de alabilir. İktisadi ve siyasi alanda derinleşen krizler karşısında hızlı bir normalizasyon sürecine yönelebilir. Türkiye’de büyük bir sermaye transferi sürecine dönüşen ve büyük bir bölüşüm şokuna neden olan iktisadi kriz çerçevesinde kaynakların bölüşümünde yeni bir siyasete yönelebilir. Önümüzdeki 4 yıllık seçimsiz süreç ekonomiyi düzeltmenin yanı sıra, yeni anayasa, ittifak politikası, Kürt meselesi, dış politika gibi alanlarda yeni bir siyaset inşası için Erdoğan’a önemli bir fırsat penceresi sunuyor.
Seçimler öncesinde başlayan ve Van mazbata krizinin çözümüne de olumlu yansıyan Kürt siyasetiyle temas arayışları AK Parti’nin bu fırsatı değerlendirip değerlendirmeyeceğini izleyebileceğimiz ilk alan olacak. Bu teması birçok göstergeyle izlemek mümkün. Bununla birlikte Leyla Zana’nın yaklaşık 8 yıllık sessizlikten sonra DEM Parti çalışmalarına dahil olması ve seçimler boyunca yaptığı konuşmalar; yine Selahattin Demirtaş’ın Kobani savunmalarından başlayarak ve en son Van mazbata krizinde yaptığı açıklamadaki açık sözleri AK Parti ile DEM Parti arasında temasların olduğunu gösteriyor. Şu sözler özellikle dikkat çekiciydi:
“Buradan sizler aracılığıyla Sayın Cumhurbaşkanı’na seslenmek istiyorum. … Bu gidişata daha en başından dur demenizi bekliyoruz. Tüm sorunların diyalog ve karşılıklı güven çerçevesinde çözümüne dönük iradeyi boşa çıkaran bu hukuksuz girişime, ülkenin Cumhurbaşkanı olarak dur demenizi bekliyoruz.”
Riskler, Tehditler, Potansiyeller
Öte yandan, Erdoğan iktidar blokunu muhafaza ederek otoriter merkezileşmeyi daha da ileri safhalara taşıyabilir. Sekiz yıllık kayyım siyaseti devam edebilir. Bunu, belediyelerin yetkilerinin ve kaynaklarının merkezde bakanlıklara ve yerellerde valiliklere devredildiği yeni bir merkezileşme ve de-konsantrasyon siyaseti izleyebilir. Merkezi hükümetin önemli oranda kaynakları tükettiği bir bağlamda, 18 büyükşehir başta olmak üzere yerel yönetimlerde muhalefetin kaynak dağıtan yeni bir aktör olarak güçlenmesi AK Parti tarafından bir risk olarak okunabilir.
Böylesi bir eğilim muhtemelen 2028 seçimlerinde AK Parti’nin daha büyük bir siyasi kayıp yaşamasına neden olacaktır. Bununla birlikte, AK Parti içerisindeki rasyonalite kaybı, kurulan ittifaklar, kurumsal yapıların zayıflaması, teşkilatın altının önemli oranda kazılması gibi faktörler dikkate alındığında bu seçeneğin gerçekleşme ihtimali düşük değil. Bu seçeneğin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin ilk sinyalini kayyım politikası üzerinden izlemek mümkün olacaktır. Van mazbata krizi şimdilik iyimser bir tablo ortaya çıkarmış olsa da bu konuda net bir politika değişiminin olduğunu iddia etmek için biraz beklemek gerekiyor.
CHP açısından en büyük riski içinde büyüyen seküler-milliyetçi siyaset oluşturuyor. İYİ Parti’nin bir tür CHP’nin içine yerleştiği bu yeni durum Türkiye’yi seküler ve dindar renkleriyle milliyetçi-muhafazakâr bir siyasete mahkûm edebilir. CHP içerisindeki sosyal-demokrat siyasetin zayıflaması ve seküler-milliyetçi siyasetin güçlenmesi durumunda iktidar bloku içerisinde de dindar milliyetçi-muhafazakâr siyaseti sürdürmek kolaylaşacaktır.
Mayıs seçimlerinden bu yana seküler-milliyetçi siyaset kilit aktör olarak Türkiye’nin siyasi tablosunu şekillendiriyor. Kilit aktör tartışmaları DEM Parti üzerinden yürürken, asıl kilit aktör rolünü farklı siyasi partiler içerisinde, yine bürokraside hacminden büyük bir etkiye sahip seküler-milliyetçi siyaset oynuyor. 2028 seçimlerinde toplumun çoğunluğunun rızasını almaya aday CHP’nin büyük bir imtihanla karşı karşıya olduğu söylenebilir: Seküler-milliyetçi tabanını sosyal-demokrat bir siyasetle dönüştürmek.
Tüm bu tablo içinde Kürt siyasetinin ve YRP’de temsilini bulan dindar-muhafazakâr siyasetin alacağı pozisyonlar kritik bir öneme sahip. Sadece iktisadi krizden dolayı değil, AK Parti’nin en son Gazze meselesinde daha da artan “normatif güç kaybı”, YRP üzerinden dindar-muhafazakâr siyaseti büyütebilir, bu da AK Parti’yi değişime zorlayabilir. Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi gibi dindar-muhafazakâr siyaset hattında duran partilerin YRP etrafında kümelenmesi, belki birleşmesi hem yerel yönetimlerde hem de parlamentoda bu siyaseti beklenmedik şekilde büyütebilir; kısmi miras değişimi tamamlanabilir. Türkiye’de AK Parti ve CHP arasındaki oy geçişlerinin sınırları dindar-muhafazakâr siyaset için önemli bir potansiyel sunuyor.
DEM Parti’nin liderlik ettiği Kürt siyaseti ise ikili bir imtihanla karşı karşıya. Bir yandan AK Parti ile diyalog ve müzakere zemini oluşturmak ve Kürt meselesinin çözümüne dönük yeni bir sayfa açmak; bir yandan da AK Parti’nin ana rakibi olan CHP ile yerellerde uzlaşı inşa ederek CHP içindeki sosyal-demokrat siyaseti desteklemek zorunda. Sanıldığının aksine bu iki siyaset birbirine karşıt değil, destekleyici siyasetler. Zira, AK Parti ile diyalog zemininin kurulamaması ve bunu takip edecek bir kayyım uygulaması İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya gibi şehirlerde CHP’nin yapabileceklerinin de sınırlarını çizecek, var olan sınırları daha da daraltacaktır. Bu noktada DEM Parti “Büyük Kürt Barışı”nı CHP ve AK Parti arasında bir siyasi rekabet unsuru haline getirebildiği ölçüde Türkiye’deki değişim dalgasına katkı sunabilir, bu dalganın bir parçası olabilir. Bu, DEM Parti için büyük bir meydan okuma, ama Türkiye için büyük bir değişim potansiyeli demek.
Cuma Çiçek-Birikim Dergisi
İlginizi Çekebilir
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık?
Yayınlanma:
1 gün önce|
22/07/2026Yazan:
BankaVitrini
ABD borsaları teknoloji hisseleri öncülüğünde yaşanan güçlü toparlanmanın yardımıyla geceyi yükselişle tamamladı. En büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P 500 endeksi %1’e yakın yükselerek üç günlük düşüş serisini sonlandırırken, toparlanmaya özellikle yarı iletken hisseleri öncülük etti. Nasdaq Bileşik endeksinin %1,3 yükselmesinin ardından iyimser havanın Pasifik’in diğer ucuna da yansıdığını görüyoruz. Asya’da bu sabah alımlar hız kazanırken, çip üreticilerinin ağırlıkta olduğu Güney Kore KOSPI endeksi %5 yükseldi. Japonya’da gösterge endeks Tokyo borsası %2 prim yaparken, Güney Kore’nin temmuz ayının ilk bölümünde yarı iletken ihracatının yaklaşık üç katına çıkması ve Tayvan’dan gelen güçlü sipariş verileri, yapay zekâ temalı teknoloji hisselerine yönelik iyimserliği yeniden canlandırdı.
Jeopolitik cephede ise Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’de Suudi petrol tankerlerini hedef alabileceği yönündeki tehditleri nedeniyle Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 92 dolar seviyesine yükselirken, piyasalarda belirgin bir riskten kaçış eğilimi de görülmedi. Yatırımcılar dikkati yeniden şirket bilançolarına çevirirken, bugün açıklanacak Alphabet ve Tesla sonuçları, yapay zekâ yatırımlarının şirket kârlılığına etkisi açısından yakından takip edilecektir. Diğer taraftan dolar değer kazanırken, sepet kur DXY 101,20 seviyesine varan bir yükseliş kaydetti. İngiltere’nin yeni başbakanı ve Hazine Bakanı şimdilik yeterli heyecan yaratamazken, birkaç gün önce 1,3560 seviyesine yükselen GBPUSD paritesi 1,3370 seviyelerine geri çekildi.
Piyasaların kılavuzu konumunda ABD 10 yıllık tahvil faizi %4,63 seviyesine gelerek son iki ayın en yüksek seviyesini test ederken, gelecek hafta gerçekleştirilecek olağan Fed toplantısı öncesinde faizlerin sabit bırakılması ana beklenti olmayı sürdürüyor. Fed faiz vadeli kontratları yıl sonuna kadar toplam 38 baz puanlık ilave sıkılaşma ihtimalini fiyatlamaya devam ederken, Ekim toplantısında artırım ihtimali %77 seviyesinde fiyatlandırılıyor. Faiz getirisi olmayan kıymetli metaller, Fed’in yeni başkanının isminin telaffuz edildiği 29 Ocak’tan bu yana (yaklaşık beş aydır) neredeyse her fırsatta satış baskısıyla karşı karşıya kaldı. Son günlerde ise yeniden hayat belirtisi göstermeye başladı. Yükselişin fitilini büyük önem verdiğimiz 54 dolar seviyesinin test edilmesiyle ateşleyen gümüş bu sabah 60 dolar seviyesini test ederken, benzer bir şekilde altının da ons fiyatı 4,140 dolar seviyesine dayanarak teknik mânâda düşüş serisini sonlandırdı. Dün gümüşte açtığımız ilk kademe uzun pozisyonumuza bugün altını da ekleyeceğiz. Unutmayın, bir enstrüman sadece yükselirken alınır! Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin bu sabah 66 bin dolar seviyesinin üzerine yerleşti.
Büyük resimde ise, piyasaların Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik riskleri tamamen göz ardı etmese de, odağını yeniden teknoloji şirketlerinin bilançolarına ve yapay zekâ temasına çevirdiğini görüyoruz. Bu minvalde petrol fiyatları son altı haftanın zirvesini test etse de, risk iştahının bozulmadığı ve yukarıda da görüleceği üzere, kıymetli metallerin daha fazla satış baskısıyla karşı karşıya kalmadığını görüyoruz. Ya da ekonomi ile jeopolitikanın yavaş yavaş ayrışmaya başladığın altını çizmemiz gerekiyor. Haber akışında, ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun diplomatik çözüm arayışını sürdürmeye hazır olduklarına dair mesaj verirken, buna karşın sahadaki gerilim tırmanmaya devam ediyor. Yemen’deki Husiler, uluslararası denizcilik şirketlerine gönderdikleri resmî uyarıda Suudi Arabistan limanlarına yükleme veya boşaltma yapan gemilerin hedef alınabileceğini bildirirken, bu uyarının ardından Asya’ya petrol taşıyan üç Suudi tanker rotasını değiştirdi.
İran’ın Hürmüz Boğazı’na yönelik tehditleriyle birlikte Kızıldeniz’de de risklerin artması, küresel enerji arzı açısından iki kritik deniz geçidini aynı anda baskı altına aldı. Enerji arzına ilişkin riskler ön planda kalsa da, piyasalar bir yandan diplomatik girişimlerden gelebilecek ateşkes sinyallerini, diğer yandan enerji arzını sekteye uğratabilecek somut gelişmeleri yakından takip etmeyi sürdürüyor. Diplomasi kapısı tamamen kapanmış görünmese de çatışmanın maliyeti ve ekonomik etkilerinin de giderek büyüdüğünü görüyoruz. Pentagon, İran savaşının ABD’ye bugüne kadar 37,5 milyar dolara mal olduğunu açıklarken, ek bütçe talebi Washington’da yaklaşan ara seçimler öncesinde siyasî tartışmaları da beraberinde getirdi. Savaş karşıtı sesler her geçen gün yükseliyor. Başkan Trump savaşta hayatını kaybeden Amerikan askerlerinin sayısının on sekize yükseldiğini açıkladı.
Türkiye cephesinde ise ismi büyük yabancı kurumlardan birinin dün USDTRY kuru ile ilgili kaleme aldığı rapor gündemi oldukça meşgul etti. Goldman Sachs, TCMB’nin önümüzdeki dönemde döviz kurunda daha fazla değer kaybına izin verebileceği ve yıl sonuna kadar %20’lerin ortasında bir yükseliş yaşanabileceği öngördü. Açıkçası raporun mevcut beklentilere kıyasla hangi yeni bilgiyi sunduğunu görmekte zorlandık. Uzun bir süredir bizim de sene sonu için kur beklentimiz yaklaşık 52,00 seviyesinde bulunuyor. Bu da zaten sene başına göre bakılırsa (43,00 – 52,00) yaklaşık %20 düzeyinde bir yükselişe işaret ediyor. Dolayısıyla Goldman’ın raporu, mevcut beklentilerden belirgin şekilde ayrışan yeni bir hikâye sunmaktan ziyade, piyasada zaten konuşulan temel senaryoyu teyit ediyor. Kaldı ki, yabancı kurum raporlarının zaman içinde değişen ekonomik ve jeopolitik gelişmelere bağlı olarak sık sık revize edildiğini de geçmişte defalarca gördük!
Yabancı bir kurumda uzun bir süre çalışan biri olarak bu raporları da nasıl yazdıklarını yakından bilsem de, ayrı bir tartışma konusu olduğundan bu noktaya hiç değinmeyeceğim. Dün Türk mali piyasaları günü limoni bir şekilde tamamladı. Ana endeks %0,7 gerilerken, bankacılık hisseleri %0,8 oranında düştü. XBANK’ın son 20 günde neredeyse %20 gerilediğinin altını çizmek gerekiyor. USDTRY kuru kamunun kontrolünde 47,20 seviyelerine gelirken, 5 yıl vadeli CDS risk primi 240 baz puanla son altı haftanın en yüksek seviyesine geldi. Petrol fiyatlarının seyri, net enerji ithalatçısı olan Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla savaşını pekâlâ desteklemiyor. Her ne kadar manşete bakarak petrol fiyatlarının 92 dolar seviyesine gelerek son altı haftanın zirvesini test ettiğini söylerken, rafineri fiyatlarındaki yüksek seyrin daha da belirgin bir hâl aldığını ve arz sorunlarının başta motorin olmak üzere rafineri ürünlerini ciddi şekilde olumsuz etkilediğini not etmek gerekiyor. Bu minvalde, iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de tıpkı petrol fiyatları gibi %41,81 seviyesine yükselerek son altı haftanın zirvesini test etti.
Türkiye cephesinde dün siyasi gelişmeler de ön plana çıktı. CHP’den ayrılan Özgür Özel, bugün yeni partisini kuracağını açıklarken, çok sayıda milletvekilinin yeni oluşuma katılabileceği beklentisi siyasi gündemin ilk sırasına yerleşti. Mali piyasaların gündeminde ise bugün İngiltere’de enflasyon rakamları, Türkiye’de ise kapasite kullanım oranı ile reel kesim güven endeksi takip edilebilir.
Altın
Emre Değirmencioğlu
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında
Yayınlanma:
2 gün önce|
21/07/2026Yazan:
BankaVitrini
Dün KKTC Mali piyasaları 20 Temmuz Özgürlük ve Barış Bayramı nedeniyle kapalı konumdaydı. Bayramımız öncelikle kutlu olsun. Kıbrıs’ta son günlerde hareketli seyir dikkat çekiyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 27-29 Temmuz tarihlerinde dayı ziyaret etmesi bekleniyor. İki liderle ayrı görüşmelerin ardından üçlü zirve gerçekleştirilecek. BM, taraflar arasında diyaloğu yeniden canlandırmayı ve ağustos sonu veya eylül ayında yeni bir gayriresmî 5+1 toplantısı için ortak zemin oluşturmayı amaçlıyor. Sürecin seyrinin, Kıbrıs meselesinde önümüzdeki dönemin diplomatik takvimi açısından belirleyici olacağını düşünüyoruz.
Öte yandan, KKTC-Türkiye arasında doğalgaz hattı için ilk imzalar atıldı. İmzalanan mutabakat zaptı kapsamında Türkiye’den deniz altı boru hattıyla KKTC’ye doğalgaz ulaştırılması hedefleniyor. Projenin hayata geçmesiyle enerji arz güvenliğinin güçlenmesi, elektrik üretim maliyetlerinin düşmesi ve sanayi ile turizm sektörünün rekabet gücünün artması amaçlanıyor. Rum basınında projenin geniş yankı bulduğunu görüyoruz. NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin gövde gösterisinin ardından, bazı yorumlarda, su ve elektrik projelerinin ardından doğalgaz hattının da tamamlanmasıyla KKTC’nin enerji alanında ciddi bir avantaj elde edebileceği, mevcut eğilimin sürmesi halinde Güney Kıbrıs’ın gelecekte KKTC’den daha ucuz elektrik temin etmek zorunda kalabileceği değerlendirmelerine yer verildi.
Büyük resme baktığımızda ise Avrupa’nın Rus gazına alternatif arayışı devam ederken, Doğu Akdeniz kaynaklarının KKTC üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa pazarına ulaştırılması, mesafe ve maliyet açısından en rasyonel güzergâhlardan biri olacağı enerji uzmanları tarafından değerlendiriliyor. Ancak bölgedeki jeopolitik dengeler ve siyasi anlaşmazlıklar, ekonomik açıdan en verimli görülen bu rotanın hayata geçirilmesinin önündeki en büyük engel olmayı sürdürüyor. Bu sürecin, KKTC’nin uluslararası alandaki k gündemin merkezinde onumuna da olumlu katkı sağlamasını temenni ediyoruz.
Küresel mali piyasaların gündeminde ise ABD-İran savaşının gündemin merkezinde yer tutmaya devam ediyor. ABD ordusunun Mart ayından bu yana ilk kez can kaybı yaşaması ardından jeopolitik riskler yeniden tırmanırken, Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerlerine yönelik saldırılar ve bölgedeki enerji altyapısını hedef alan gelişmeler, arz güvenliğine ilişkin endişeleri yeniden artırdı. Tansiyonun barometresi konumunda Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün gün içinde 91 doların üzerine yükselse de, diplomatik temasların yeniden başlayabileceği beklentisiyle kazanımlarının önemli bir bölümünü geri verdi.
Petrol fiyatlarındaki yükselişe rağmen küresel risk iştahında belirgin bir bozulma yaşanmaması dikkat çekiyor. Cuma günü teknik açıdan önemli gördüğümüz 100,50 seviyesini bir kez daha test eden dolar endeksi (DXY), buradan gelen tepki alımlarıyla 100,90 seviyesine toparlandı. Enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyon endişelerini yeniden gündeme taşımasıyla, piyasaların para politikası beklentileri açısından yakından izlediği ABD 2 yıllık tahvil getirisi de hafif yükselerek %4,20 seviyesine çıktı. Vadeli kontratlar yıl sonuna kadar toplam 33 baz puanlık faiz artışını fiyatlarken, ekim toplantısında faiz artırımı olasılığı %71 seviyesinde bulunuyor.
Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde ise altının ons fiyatı 4,040 dolar seviyesine yükselirken, gümüşün ise geçen hafta büyük bir önemle takip ettiğimiz 54 dolar seviyelerini test ederek toparlanmaya başladığını görüyoruz. Gümüşte son günlerde fiyatın gerilemesine rağmen teknik analizde sıklıkta rastladığımız güç göstergesi olan RSI göstergesinin gerilememesi, hatta yükselmesi, dibin test edilmiş olabileceğine işaret ediyor. Teknik mânâda aşağıdaki grafikten de görülebileceği üzere bu sabah 58 dolar seviyesine yaklaşan gümüşte, eğer beklenmedik olumsuz bir gelişme olmazsa yukarı yönlü isteğin artmaya başlayacağını düşünüyoruz. Böyle bir durumda yukarıda ilk seviye olarak 63 doları hedefleyeceğiz. Bugün kademeli olarak uzun pozisyona geçmek için hazırlıklara başlayacağız.
Gümüşte yukarı yönlü hareketlilik dikkatimizi çekmeye devam ederken, altın tarafında da benzer bir hareketten söz etmek adına yukarıda 4,100 dolar seviyesinin üzerinde kapanış görmek isteyeceğiz. Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere, Bloomberg Emtia Endeksinin genelinde yeniden yükseliş isteğinin tırmandığını görüyoruz. Öte yandan, dört haftadır yükseliş isteği sergileyen lâkin bir türlü 65 bin dolar seviyesinin üzerine yerleşemeyen Bitcoin bu sabah 65,500 dolar seviyelerine kadar gelerek kıymetli metallerdeki yükselişe eşlik ettiğinin altını çizmek isteriz.
Yemen’deki İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan etmesi, ABD-İran savaşının Kızıldeniz’e yayılma riskini artırdı. Henüz Bab el-Mendep Boğazı’nın tamamen kapandığına dair bir bilgi bulunmazken, olası saldırılar veya sevkiyatların aksaması, Hürmüz Boğazı’ndaki kayıplara ek olarak küresel petrol arzı, navlun ve sigorta maliyetleri üzerinde baskı yaratabileceğini düşünüyoruz. Buna karşılık İran ile ABD arasında ateşkes arayışlarının sürmesi, petrol fiyatlarındaki ilk yükselişin sınırlı kalmasını sağladı. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün gün boyu 86-91 dolar geniş bandında hareket ettikten bu sabah 88 dolar seviyelerinde dengelendiğini görüyoruz.
ABD borsaları dün geceyi yatay tamamlarken, yeni gün başlangıcında, Pasifik’in diğer ucunda iyimser bir seyir görüyoruz. Orta Doğu’da ateşkes için yürütülen arabuluculuk girişimlerinin yanı sıra petrol fiyatlarını bir aylık zirveden aşağı gevşemesiyle gösterge endeks Tokyo borsası %2,5 yükselirken, gözlerin üzerine çevrili olduğu ve dün %4,5 gerileyen Güney Kore borsası KOSPI bu sabah %4,5 yükseliş kaydetti. ABD borsalarının da vadeli işlemlerinde yükseliş isteği göze çarparken, Nasdaq vadelisinde %1 yükseliş dikkat çekiyor.
Jeopolitik riskler ve petrol fiyatlarındaki oynaklık yakından takip edilirken, piyasaların odağı ikinci çeyrek bilanço sezonuna çevrilmiş durumda. Bu hafta Alphabet, Tesla, Intel ve IBM başta olmak üzere teknoloji devlerinin açıklayacağı finansal sonuçlar, yıl boyunca yapay zekâ temasıyla yükselen piyasaların yönü açısından kritik önemle takip edilecektir. Alphabet’in yeni yapay zekâ çipleri geliştirdiğine yönelik haber akışı teknoloji sektörüne alım getirdi. Ancak beklentilerin oldukça yükseldiği mevcut ortamda, şirketlerin yalnızca kârlılık rakamları değil, gelecek döneme ilişkin verecekleri mesajlar da piyasalarda belirleyici olacaktır.
Avrupa siyasetinde ise İngiltere’de yeni dönem resmen başladı. İşçi Partisi lideri Keir Starmer’ın görevden ayrılmasının ardından başbakanlık koltuğuna oturan Manchester eski Belediye Başkanı Andy Burnham, son 10 yılda yedinci başbakan oldu. Siyasî istikrarsızlığa son verme sözü veren Burnham, 40 yılın en büyük değişimini hedefleyen yeni bir siyasi ve ekonomik model hazırlayacağını açıkladı. İlk aşamada hayat pahalılığı, konut sorunu ve zayıf ekonomik büyümeye odaklanacağını söylerken, piyasa fiyatlamasına bakarsak GBPUSD paritesi 3 gündür gerileyerek 1,3430 seviyelerine geri çekildi. İngiltere borsası FTSE100 de benzer bir şekilde günü %0,7 oranında düşüşle tamamladı. Bu arada dün gece saatlerinde, daha önce 2002-2007 yılları arasında Hazine’de görev yapan Savunma eski Bakanı John Healey’i maliye bakanı olarak atadı. Healey, yatırımcılar ve parlamenterler tarafından deneyimli ve güven veren bir isim olarak karşılandığını haber akışında okuyoruz. Bugün İngiltere piyasalarının Healey atamasını nasıl fiyatlayacağını takip edeceğiz.
TCMB, Piyasa Katılımcıları Anketi’nin Temmuz ayı sonuçlarına göre, sene sonu TÜFE beklentisi ve on iki ay sonrasına ilişkin beklenti hemen hemen önemli bir değişim göstermeden sırasıyla %29,21 ve %23,95 oldu. Sene sonu USDTRY kuru beklentisi 51,55 olurken, sene sonuna kadar katılımcılar TCMB’den 230 baz puan faiz indirimi beklerken (%37’den %34,70), Perşembe günü sonuçlanacak olağan PPK toplantısında ise faizlerin sabit tutulacağı tahmin ediliyor (bakınız grafik).
Türk mali piyasaları geçen hafta tahterevalli misali inişli çıkışlı bir seyir izlemişti. Küresel arenada cereyan eden olumsuzluklar ve iç siyasette artan endişeler ön plana çıkarken, NATO Zirvesi ardından yeşeren ABD yaptırımlarının kalkacağı beklentisi, S-400 ve F-35 meseleleri ön planda kalmaya devam etti. Dün BIST100 ana endeksi günü %0,7 oranında artışla tamamlarken, bankacılık endeksi %1,6 geriledi. USDTRY kuru kamunun kontrolünde 47,20 seviyelerine gelirken, yurt içi yerleşiklerin TL ilgisinin devam ettiğini görüyoruz. TCMB’nin Cuma valörlü işlemlerde 38 milyar dolar seviyesine yükselen net yabancı para pozisyonu, pazartesi valörlü işlemlerde -hafta sonu riski- 33,7 milyar dolar seviyesine geriledi. Altın fiyatlarının derleme etkisiyle rezervler üzerinde olumsuz etki doğurması, net pozisyon üzerinde baskı kuruyor. CDS risk primi uzun bir aradan sonra 220-230 baz puan seviyelerini terk ederek 240 baz puana yükseldi.
23. FIFA Dünya Kupası’nın finalinde İspanya, uzatma dakikalarında bulduğu golle Arjantin’i 1-0 mağlup ederek tarihindeki ikinci Dünya Kupası şampiyonluğunu kazandı. Maç boyunca oyunun kontrolünü elinde tutan İspanya, üstün futbolunu son bölümde skora yansıtmayı başarırken, bu zaferle şampiyonluk sayısını ikiye çıkararak Fransa ve Uruguay’ı yakaladı. Arjantin ise üç şampiyonlukta kaldı. Böylece Dünya Kupası tarihindeki denge de Avrupa lehine biraz daha bozuldu. Avrupa ülkeleri toplam 13, Güney Amerika temsilcileri ise 10 şampiyonluğa ulaştı. Turnuvanın ardından Paraguay ve Arjantin eleştirilen odağına yerleşti.
TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi
TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi – USDTRY ve TÜFE
Gümüş
Bloomberg Emtia Endeksi
Emre Değirmencioğlu
GÜNCEL
Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek
Yayınlanma:
2 gün önce|
21/07/2026Yazan:
BankaVitrini
İSO 500 Verileri Alarm Veriyor: Finansman Yükü Hafiflese de Sanayicinin Omuzundaki Baskı Sürüyor
İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 verileri, Türkiye sanayisinin yüksek faiz ve sıkı para politikasının etkilerini hissetmeye devam ettiğini açık şekilde ortaya koyuyor. Finansman maliyetlerinde 2024 yılına kıyasla sınırlı bir iyileşme görülse de, şirket bilançoları üzerindeki baskı hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde seyrediyor.
Hatırlanacağı üzere, 2024 yılında İSO 500 şirketlerinin finansman giderleri yalnızca %16 artmasına rağmen, faaliyet kârı %31,6 gerilemiş, bunun sonucunda finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %56,9’dan %96,6’ya yükselerek tarihi zirvelerden birine ulaşmıştı. Başka bir ifadeyle, sanayi şirketleri faaliyetlerinden elde ettikleri kârın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmıştı.
2025 yılı verileri ise bu baskının kısmen hafiflediğini ancak sorunun henüz çözülemediğini gösteriyor.
Net satışlar 2025 yılında %27 artış gösterirken, finansman giderleri %38,1 gibi daha yüksek bir oranla artarak 854,7 milyar TL’ye ulaştı. Böylece finansman giderlerinin net satışlar içindeki payı %6’dan %6,6’ya yükseldi. Bu tablo, satış gelirleri artsa bile finansman maliyetlerinin daha hızlı büyüdüğünü ve şirketlerin önemli bir bölümünün büyüme performansını kredi maliyetleri nedeniyle bilançolarına yansıtamadığını ortaya koyuyor.
Olumlu tarafta ise faaliyet kârındaki toparlanma dikkat çekiyor. Faaliyet kârı 2025 yılında %57,1 artışla yaklaşık 1 trilyon TL’ye ulaşırken, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %96,6’dan %84,9’a geriledi. Bu gelişme ilk bakışta önemli bir iyileşme gibi görünse de, tarihsel perspektiften bakıldığında tablo hâlâ endişe verici.
Çünkü 2015-2024 döneminde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı ortalama %64,5 seviyesinde gerçekleşmişti. Buna göre 2025 yılında kaydedilen %84,9’luk oran, uzun dönem ortalamasının yaklaşık 20 puan üzerinde bulunuyor. Bu da sanayi şirketlerinin yüksek faiz ortamının yarattığı finansman baskısını hâlâ yoğun şekilde yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.
Verilerin Verdiği Mesaj
İSO 500 sonuçları, para politikasındaki sıkılığın reel sektör üzerindeki etkisinin henüz sona ermediğine işaret ediyor. Faaliyet kârlılığındaki toparlanma olumlu olmakla birlikte, şirketlerin ürettiği katma değerin çok önemli bir kısmı finansman maliyetleri tarafından tüketilmeye devam ediyor.
Bu nedenle firmalar açısından önümüzdeki dönemde;
- işletme sermayesi yönetiminin güçlendirilmesi,
- nakit dönüş süresinin kısaltılması,
- borç vadesi ve faiz riskinin yeniden yapılandırılması,
- özkaynak finansmanının artırılması,
- verimlilik ve kârlılık odaklı üretim modellerine geçilmesi,
her zamankinden daha kritik hale geliyor.
Sonuç olarak, 2025 verileri finansman baskısının zirveden geri dönmeye başladığını gösterse de, sanayi sektörünün hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde bir faiz yükü taşıdığını ortaya koyuyor. Bu görünüm, para politikasındaki normalleşmenin hızına bağlı olarak 2026 yılında finansman maliyetlerinin seyri açısından belirleyici olmaya devam edecek.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu






