GÜNCEL
Seçim Sonrası: Riskler, Fırsatlar ve Potansiyeller
Yayınlanma:
2 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Bu pazar seçim olsa Erdoğan kazanır mı? Bu soru, Türkiye’nin siyasi haritasının önemli oranda değiştiği 31 Mart 2024 seçimleri sonrası ortaya çıkan yeni durumu ve sonrasını analiz etmek için iyi bir başlangıç sorusu olabilir.
Mayıs seçimlerinden bu yana ne değişti? Mart seçimlerinde değişimi yaratan dinamikler neler? Her geçen gün ağırlaşan iktisadi ve siyasi kriz seçmenlerin siyasi tercihlerinde kalıcı bir değişim mi yarattı? Yoksa seçmen stratejik oy mu kullandı, yerel seçimler olduğunu dikkate alarak iktidarı cezalandırdı mı? Ümit Akçay’ın Gazete Duvar’da ileri sürdüğü gibi Mayıs seçimlerinden bu yana halkın kemerini daha da sıkan iktidar kaybetti ve kemer sıkmanın yarattığı yaraları sarmayı vaat eden muhalefet kazandı mı?
Bu sorular sıkça tartışılıyor. Bu yazıda Mart seçimlerinin ortaya çıkardığı riskleri ve fırsatları tartışıp potansiyellere işaret etmek istiyorum. Yazının ana tezi şu: 2024 yerel seçimlerinin sonuçlarını belirleyen ana aktörler seküler-milliyetçi seçmenler ile dindar-muhafazakâr seçmenler. Bu durum sanıldığının aksine Türkiye’nin değişim yönünde sınırlı bir potansiyele sahip olduğuna işaret ediyor.
Riskler, fırsatlar ve potansiyellere geçmeden önce biraz uzun bir durum tespitiyle başlayalım.
Durum tespiti: Herkes oy kaybederken CHP oylarını artırdı
Öncelikle, durum tespiti yaparken yöntemsel olarak iki hususun altını çizmeliyim. İlki, karşılaştırmalarda yerel meclis seçimlerini baz aldım. Yerel meclis seçimleri dediğimizde 30 büyükşehirde ilçe belediye meclis seçimlerini, kalan 51 küçük şehirde ise il genel meclisi seçimlerini kastediyorum. Bu tercihin temel gerekçesi genel seçimlere kıyaslama açısından daha doğru sonuçlar vermesi; belediye başkanı gibi kişisel faktörlerin görece daha az etkili olması ve parti tercihinin daha fazla belirleyici olması.
İkinci olarak, katılım oranında 2019 yerel seçimlerine kıyasla %6; 2023 genel seçimlerine kıyasla %8,5 azalma olduğundan, oy oranları değil normalize edilmiş seçmen sayılarını baz aldım. Bu noktada 2019 yerel seçimlerine kıyasla 2024 yılında seçmen sayısı yaklaşık %7,597 oranında arttı. Tüm parti oylarını değerlendirirken katılım oranının düşüşünün yanı sıra seçmen sayısındaki artış göz ardı edilmemeli. Bu değişimler dikkate alınmadan tek başına oy oranları üzerinden yapılan analizler bizi yanlış sonuçlara götürür.
Seçim sonuçlarına baktığımızda, son birkaç seçimde en fazla oyu alan ve öne çıkan 5 parti içerisinde CHP 2019 yerel seçimlerine kıyasla oy sayısını artırdı. Buna karşın AK Parti, MHP, İYİ Parti ve DEM Parti’nin oylarında dikkate değer düzeyde azalma meydana geldi.
2019 yerel seçimlerindeki performansı göstermesi durumunda, seçmen sayısındaki artışla birlikte CHP’nin 2024 yerel seçimlerinde 14,22 milyon oy alması beklenirdi. Oysaki 10 seçmenine 1 seçmen daha eklemeyi başararak reel olarak 15,79 milyon oy aldı.
AK Parti’nin 2019 yerel seçimlerindeki performansı göstermesi durumunda 21,26 milyon oy alması beklenirdi. Yaklaşık 10 seçmenden üçünün desteğini kaybeden AK Parti 14,85 milyon oy alabildi.
Yaklaşık 4,04 milyon oy alması beklenen MHP 4 seçmenden 1’ini kaybetti ve aldığı oy 3,02 milyon ile sınırlı kaldı.
İYİ Parti en fazla seçmen kaybeden parti oldu. Yaklaşık olarak 10 seçmenin 4’ünü kaybetti ve 3,63 milyon oy alması beklenirken 2,10 milyon oy aldı.
DEM Parti 2,91 milyon oy alması beklenirken, 2,65 milyon oy aldı ve yaklaşık olarak 100 seçmenden 9’unun desteğini kaybetti.

AK Parti’nin kaybının kaynakları: Küskünler
Seçimlere ilişkin eksiksiz bir tablo sunmaktan ziyade yerellerde özgün durumların olduğunu da bilerek genel eğilimi anlamak için oluşturduğum Tablo 1’deki verileri analiz etmeden önce, AK Parti–MHP koalisyonunun kaybedip CHP’nin uzun yıllar sonra birinci çıktığı bu seçimde ilk olarak katılım oranındaki düşüşün altını çizmeliyiz. Zira, AK Parti liderliğindeki iktidar blokunu destekleyen seçmenlerin muhtemelen büyük çoğunluğunu oluşturduğu, sandığa gitmeyen seçmen sayısı yaklaşık 3,74 milyon. Protesto oy olma ihtimali yüksek olan ilave geçersiz oylarla birlikte bu rakam yaklaşık 4 milyonu buluyor.
2019 yerel seçimlerinde 57,09 milyon seçmenin 48,27 milyonu oy kullandı ve oyların yaklaşık 46,26 milyonu geçerli sayıldı. 2024 seçimlerinde seçmen sayısı 61,43 milyon; kullanılan oy sayısı 48,20 milyon, geçerli oy sayısı ise 45,80 milyon. İki seçim arasındaki seçmen sayısı değişimini dikkate aldığımızda, 2019 seçimlerine benzer bir katılımın olması durumunda kullanılan oy sayısının 51,94 milyon; geçerli oy sayısının ise 49,77 milyon olması beklenirdi.
Bu rakamlar dikkate alındığında, 2019 yerel seçimlerine kıyasla oy kullanması beklenen tam olarak 3.738.337 kişi sandığa gitmemiş durumda. 2019 seçimlerine kıyasla 229.707 daha fazla oy geçersiz sayılmış aynı zamanda. Bu geçersiz oylar hatalı oy kullanımından olabileceği gibi bilinçli bir tercih sonucu da gerçekleşmiş olabilir. Başka bir ifadeyle 2019 seçimlerine benzer bir katılım ve benzer bir geçersiz oy oranı olsaydı, muhtemelen büyük çoğunluğu iktidar blokundan yana yaklaşık 3.97 milyon daha fazla oyun geçerli sayılacağı beklenirdi.
Detaylı bir analizi gerektirse de iktidar blokundaki yaklaşık 7,49 milyon seçmen kaybının önemli bir kısmı katılım oranının düşüklüğü ve protesto oylardan kaynaklandı. CHP ve DEM Parti seçmeni içerisinde de katılımın düştüğünü varsaysak bile, mevcut iktisadi ve siyasi krizden kaynaklı olarak esas olarak iktidar bloku seçmeninin katılım göstermediği söyleyebilir.
Dindar-muhafazakâr seçmenler: “Anadolu’da (kısmi) miras değişimi”
Seçime katılımın düşüklüğünün yanı sıra, ikinci olarak, AK Parti’nin dindar-muhafazakâr tabanının önemli bir kısmı 2024 yerel seçimlerinde Yeniden Refah Partisi’ni (YRP) tercih etti. Kasım 2018 tarihinde kurulan YRP, 2019 yerel seçimlerine girmedi. Bundan dolayı kıyaslamalar için Mayıs 2023 seçimlerini baz alabiliriz. YRP, 2023 Mayıs seçimlerinde %2,8’e denk düşen, 18.689’u yurtdışı seçmenlerinden olmak üzere toplam 1.529.119 oy aldı. 2024 yerel seçimlerinde ise meclis seçimlerinde %7,0’ye denk düşen 3.190.511 oy aldı. Mayıs seçimlerindeki yurt dışı seçmeni dışarıda bırakıldığında, YRP’nin oy sayısını net olarak 1.677.081 artırdığı görülüyor.
Bahadır Özgür’ün Gazete Duvar için kaleme aldığı Millî Görüş Hareketi’nin en fazla oy aldığı 25 ildeki AK Parti ve YRP oyları kıyaslaması, YRP oylarının büyük oranda AK Parti’den geldiğini ve “Anadolu’da (kısmi) miras değişimi” gerçekleştiğini gösteriyor. Özgür’ün ifadesiyle “AKP’nin 2004’ten beri neredeyse hiç gedik açtırmadığı, yüksek oylarla seçim kazandığı” bu 25 ilde AK Parti toplamda yaklaşık 4,53 milyon oy alırken, YRP 1,76 milyon oy aldı.
Dindar-muhafazakâr blokun (YRP, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi) aldığı toplam oylar kıyaslandığında, AK Parti dışındaki dindar-muhafazakâr seçmenlerin oyları 2019 yılında 1,31 milyon civarındayken 2024 seçimlerinde 4,05 milyona yaklaştı. Büyük çoğunluğu YRP’ye akan yaklaşık 2,63 milyon oy artışının esas olarak AK Parti’den geldiği açık.
CHP içinde güçlenen seküler milliyetçiler
Üçüncü olarak, CHP’nin AK Parti ve MHP tabanında aldığı oy sayısı sanıldığının aksine çok fazla değil. CHP’nin oy sayısındaki artışın kaynağını esas olarak seküler-milliyetçi taban oluşturuyor.
Seküler-milliyetçi oyların Mayıs seçimlerindeki ana adreslerinden biri olan İYİ Parti bu yeni desteğin ana kaynağını oluşturuyor. AK Parti ve Erdoğan karşıtlığının en yüksek olduğu seçmen tabanının İYİ Parti tabanı olduğu dikkate alındığında, İYİ Parti’den ayrılan seçmenlerin CHP’ye yöneldiği söylenebilir. İYİ Parti’nin yerel meclis bazındaki oy kaybı yaklaşık 1,53 milyon. Bu neredeyse CHP’deki artışa denk bir oy sayısı.
Ultra-nasyonalist (İYİ Parti, Zafer Partisi, MHP ve BBP) partilerin toplam oylarına baktığımızda, ultra nasyonalist 5 seçmenden birinin tercihini değiştirdiği görülüyor. Bu değişim ya sandığa gitmeme ya da başka partiye yönelme şeklinde oldu. AK Parti’nin oy kaybettiği ve CHP’nin oylarını artırdığı dikkate alındığında, -partiler arası oy geçişlerine ilişkin detaylı araştırmalarla teyit edilmesi gerekmekle birlikte- ultra-nasyonalist partilere oy veren seçmenin CHP’ye yöneldiğini öngörebiliriz.

Zafer Partisi, Demokratik Sol Parti (DSP), Memleket Partisi gibi CHP ve İYİ Parti geleneğinden kopan ya da bu geleneklere yakın partilere baktığımızda, seküler-milliyetçi blok oylarının 2019 seçimlerine kıyasla toplamda %5,04 puan arttığı ve 920 bin yeni seçmenin bu partilere yöneldiği görülüyor. Bu seçmen tabanının da önemli oranda AK Parti ve MHP içindeki seküler-milliyetçi gruplardan olduğu söylenebilir. Zira tek başına MHP içindeki oy kaybı 1 milyonu aşıyor. CHP’nin Bolu, Afyonkarahisar, Aydın gibi illerdeki ultra-nasyonalist adaylarının aldığı yüksek oylar, Mansur Yavaş’ın Ankara’da elde ettiği büyük başarı da seküler-milliyetçi seçmen desteğini teyit ediyor. CHP’deki oy artışının yaklaşık 400 bini tek başına Ankara’da gerçekleşti.
Yukarıdaki veriler dikkate alındığında, dördüncü olarak, AK Parti’nin esasında dindar-muhafazakâr ve içindeki seküler-milliyetçi tabanından oy kaybettiği görülüyor. Başka bir ifadeyle AK Parti seçmen çekirdeğinin ve çeperinin bir kısmını aynı anda kaybetti.
DEM Parti ve yenilen kayyım siyaseti
Beşinci olarak, HDP’nin halefi DEM Parti 7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana süregelen oy kaybını önemli oranda geriye çevirmeyi başardı. 2023 Mayıs seçimlerinde 2018 genel seçimlerine kıyasla ortalama 4 seçmeninden birini kaybeden DEM Parti, küskün seçmenlerinin büyük bir kısmının desteğini yeniden kazandı. Özellikle Van’da mazbatanın ikinciye verilmesi kararı sonrası sokağa taşan toplumsal tepkiler, yaklaşık 8 yıldır de-mobilize olan DEM Parti seçmeninde yeni bir heyecanın oluştuğunu gösteriyor.
DEM Parti’nin bu başarısı AK Parti liderliğindeki iktidar blokunun kayyımlara dayalı siyasetinin başarısız olduğunu ortaya koyuyor. DEM Parti’ye yönelik tüm “güvenlikleştirici siyasete” rağmen, Kürt itirazı canlılığını koruyor. 2024 Newroz kutlamalarında ilk sinyallerini veren yeniden canlanma ve mobilizasyon seçim sonuçlarına da yansıdı.
Detaylı bir analizi gerektiren DEM Parti performansına genel olarak baktığımızda 8 yıllık kayyım uygulamalarından sonra Kürt siyaseti yerel meclis seçimlerinde 12 ilde birinci oldu; belediye seçimlerini 10 ilde kazandı (ki buna taşıma seçmenlerle MHP ve AK Parti’nin kazandığı Kars ve Şırnak da eklenmeli); Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerinin de içinde olduğu 7 ilde oyunu artırdı.
Bu tablo seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldıran kayyım siyasetinin Kürt sokağında beklenen rızayı üretmediğini gösteriyor. Kayyımlara dayalı siyaset Kürt meselesini ertelemekten öteye Kürt sahasında bir etki yaratmadı. Aksine AK Parti Kürt illerinin neredeyse tamamında oy kaybetti. Doğu Anadolu Bölgesinde %43,3’ten %32,5’e gerileyen AK Parti, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde %44,0’ten %28,6’a geriledi. DEM Parti ise ilk bölgede oy oranını %25,0’dan %25,4’e; ikinci bölgede ise %31,7’den %32,7’e çıkardı.
Fırsatlar
Yukarıda tablo bir bütün olarak değerlendirildiğinde, altı çizilmesi gereken en önemli husus şu: Türkiye’de büyüyen bir değişim arzusu var. Sayısal verilerden öteye bu değişim arzusu CHP için büyük bir fırsat sunuyor. Türkiye’nin 30 büyükşehrinden 14’ünü, 51 il belediyesinin 21’ini, 973 ilçe belediyesinin 337’sini ve 390 belde belediyesinin 61’ini kazanan CHP, bir önceki yazıda tartıştığım üzere barınma, beslenme, eğitim, sağlık, sosyal hizmetler, kültürel hizmetler, ulaşım gibi alanlarda sosyal-demokrat bir belediyecilikle iktisadi kriz karşısında kent ve kır yoksullarını koruyan, kamucu bir siyaset inşa edebilir, bu değişim dalgasını daha da büyütebilir. Sosyal-demokrat belediyecilikle ayrıca din/mezhep, etnisite/ulus, yerellik/göçmenlik, hayat tarzı gibi kimlikler üzerinden yarılmış Türkiye toplumu için kapsayıcı, çoğulcu ve özgürlükçü bir kimlik siyaseti sunabilir, ortak bir gelecek ufkunun yolunu yerellerden açabilir, buralarda ilk deneyimleri inşa edebilir. Seçimi önde kapattığı 35 il ve büyükşehir belediyesinin nüfus büyüklüğü ve bu illerin sahip olduğu ekonomik kaynakların payı dikkate alındığında, Mart seçimleri CHP’ye Türkiye genelinde yeni bir hikâye yaratmak, yeni bir yol inşa etmek için büyük bir fırsat penceresi sundu. Sembolize etmek gerekirse İstanbul İttifakı, Türkiye İttifakı olabilir.
Bu değişim mesajını AK Parti de alabilir. İktisadi ve siyasi alanda derinleşen krizler karşısında hızlı bir normalizasyon sürecine yönelebilir. Türkiye’de büyük bir sermaye transferi sürecine dönüşen ve büyük bir bölüşüm şokuna neden olan iktisadi kriz çerçevesinde kaynakların bölüşümünde yeni bir siyasete yönelebilir. Önümüzdeki 4 yıllık seçimsiz süreç ekonomiyi düzeltmenin yanı sıra, yeni anayasa, ittifak politikası, Kürt meselesi, dış politika gibi alanlarda yeni bir siyaset inşası için Erdoğan’a önemli bir fırsat penceresi sunuyor.
Seçimler öncesinde başlayan ve Van mazbata krizinin çözümüne de olumlu yansıyan Kürt siyasetiyle temas arayışları AK Parti’nin bu fırsatı değerlendirip değerlendirmeyeceğini izleyebileceğimiz ilk alan olacak. Bu teması birçok göstergeyle izlemek mümkün. Bununla birlikte Leyla Zana’nın yaklaşık 8 yıllık sessizlikten sonra DEM Parti çalışmalarına dahil olması ve seçimler boyunca yaptığı konuşmalar; yine Selahattin Demirtaş’ın Kobani savunmalarından başlayarak ve en son Van mazbata krizinde yaptığı açıklamadaki açık sözleri AK Parti ile DEM Parti arasında temasların olduğunu gösteriyor. Şu sözler özellikle dikkat çekiciydi:
“Buradan sizler aracılığıyla Sayın Cumhurbaşkanı’na seslenmek istiyorum. … Bu gidişata daha en başından dur demenizi bekliyoruz. Tüm sorunların diyalog ve karşılıklı güven çerçevesinde çözümüne dönük iradeyi boşa çıkaran bu hukuksuz girişime, ülkenin Cumhurbaşkanı olarak dur demenizi bekliyoruz.”
Riskler, Tehditler, Potansiyeller
Öte yandan, Erdoğan iktidar blokunu muhafaza ederek otoriter merkezileşmeyi daha da ileri safhalara taşıyabilir. Sekiz yıllık kayyım siyaseti devam edebilir. Bunu, belediyelerin yetkilerinin ve kaynaklarının merkezde bakanlıklara ve yerellerde valiliklere devredildiği yeni bir merkezileşme ve de-konsantrasyon siyaseti izleyebilir. Merkezi hükümetin önemli oranda kaynakları tükettiği bir bağlamda, 18 büyükşehir başta olmak üzere yerel yönetimlerde muhalefetin kaynak dağıtan yeni bir aktör olarak güçlenmesi AK Parti tarafından bir risk olarak okunabilir.
Böylesi bir eğilim muhtemelen 2028 seçimlerinde AK Parti’nin daha büyük bir siyasi kayıp yaşamasına neden olacaktır. Bununla birlikte, AK Parti içerisindeki rasyonalite kaybı, kurulan ittifaklar, kurumsal yapıların zayıflaması, teşkilatın altının önemli oranda kazılması gibi faktörler dikkate alındığında bu seçeneğin gerçekleşme ihtimali düşük değil. Bu seçeneğin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin ilk sinyalini kayyım politikası üzerinden izlemek mümkün olacaktır. Van mazbata krizi şimdilik iyimser bir tablo ortaya çıkarmış olsa da bu konuda net bir politika değişiminin olduğunu iddia etmek için biraz beklemek gerekiyor.
CHP açısından en büyük riski içinde büyüyen seküler-milliyetçi siyaset oluşturuyor. İYİ Parti’nin bir tür CHP’nin içine yerleştiği bu yeni durum Türkiye’yi seküler ve dindar renkleriyle milliyetçi-muhafazakâr bir siyasete mahkûm edebilir. CHP içerisindeki sosyal-demokrat siyasetin zayıflaması ve seküler-milliyetçi siyasetin güçlenmesi durumunda iktidar bloku içerisinde de dindar milliyetçi-muhafazakâr siyaseti sürdürmek kolaylaşacaktır.
Mayıs seçimlerinden bu yana seküler-milliyetçi siyaset kilit aktör olarak Türkiye’nin siyasi tablosunu şekillendiriyor. Kilit aktör tartışmaları DEM Parti üzerinden yürürken, asıl kilit aktör rolünü farklı siyasi partiler içerisinde, yine bürokraside hacminden büyük bir etkiye sahip seküler-milliyetçi siyaset oynuyor. 2028 seçimlerinde toplumun çoğunluğunun rızasını almaya aday CHP’nin büyük bir imtihanla karşı karşıya olduğu söylenebilir: Seküler-milliyetçi tabanını sosyal-demokrat bir siyasetle dönüştürmek.
Tüm bu tablo içinde Kürt siyasetinin ve YRP’de temsilini bulan dindar-muhafazakâr siyasetin alacağı pozisyonlar kritik bir öneme sahip. Sadece iktisadi krizden dolayı değil, AK Parti’nin en son Gazze meselesinde daha da artan “normatif güç kaybı”, YRP üzerinden dindar-muhafazakâr siyaseti büyütebilir, bu da AK Parti’yi değişime zorlayabilir. Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi gibi dindar-muhafazakâr siyaset hattında duran partilerin YRP etrafında kümelenmesi, belki birleşmesi hem yerel yönetimlerde hem de parlamentoda bu siyaseti beklenmedik şekilde büyütebilir; kısmi miras değişimi tamamlanabilir. Türkiye’de AK Parti ve CHP arasındaki oy geçişlerinin sınırları dindar-muhafazakâr siyaset için önemli bir potansiyel sunuyor.
DEM Parti’nin liderlik ettiği Kürt siyaseti ise ikili bir imtihanla karşı karşıya. Bir yandan AK Parti ile diyalog ve müzakere zemini oluşturmak ve Kürt meselesinin çözümüne dönük yeni bir sayfa açmak; bir yandan da AK Parti’nin ana rakibi olan CHP ile yerellerde uzlaşı inşa ederek CHP içindeki sosyal-demokrat siyaseti desteklemek zorunda. Sanıldığının aksine bu iki siyaset birbirine karşıt değil, destekleyici siyasetler. Zira, AK Parti ile diyalog zemininin kurulamaması ve bunu takip edecek bir kayyım uygulaması İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya gibi şehirlerde CHP’nin yapabileceklerinin de sınırlarını çizecek, var olan sınırları daha da daraltacaktır. Bu noktada DEM Parti “Büyük Kürt Barışı”nı CHP ve AK Parti arasında bir siyasi rekabet unsuru haline getirebildiği ölçüde Türkiye’deki değişim dalgasına katkı sunabilir, bu dalganın bir parçası olabilir. Bu, DEM Parti için büyük bir meydan okuma, ama Türkiye için büyük bir değişim potansiyeli demek.
Cuma Çiçek-Birikim Dergisi
İlginizi Çekebilir
BORSA
SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması
Yayınlanma:
10 saat önce|
03/06/2026Yazan:
BankaVitrini
Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü
SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.
Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.
Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?
SASA ne yaptı?
Şirketin açıklamasına göre;
- Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
- 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
- Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
- Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
- Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.
Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.
Şirket açısından olumlu sonuçlar
PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:
1. Döviz borcu azaldı
Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.
2. Finansal kaldıraç düştü
Borç/özkaynak dengesi iyileşti.
3. Faiz yükü azaldı
Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.
4. Nakit çıkışı önlendi
Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.
Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.
Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?
Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.
Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.
Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.
Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:
- Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
- Arz edilen pay miktarı arttı.
- Satış baskısı oluştu.
- Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
- Portföy değerleri eridi.
Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?
Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.
Tahvil yatırımcısı:
- Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
- Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
- Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.
Borsa yatırımcısı ise:
- Açık piyasadan hisse aldı.
- Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
- Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.
Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”
İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?
Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.
Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.
Bunun birkaç nedeni bulunuyor.
1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu
PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.
2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı
Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.
3. Satış baskısı öngörülemedi
Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.
4. Güven sorunu oluştu
Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.
Yatırımcılar yanıltıldı mı?
Bu soru bugün en çok tartışılan konu.
Ancak hukuki açıdan bakıldığında;
“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.
Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.
Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.
Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.
Asıl sorun ne?
Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.
Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.
Ancak bu kararların;
- Küçük yatırımcıya etkileri,
- Riskleri,
- Olası fiyat baskıları,
- Seyrelme sonuçları,
yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.
Sonuç
SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.
Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.
Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.
Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.
Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.
Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.
Bankavitrini.com Analiz
BANKA HABERLERİ
Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi
Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, “Yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerimizi tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabiliyoruz” dedi
Yayınlanma:
13 saat önce|
03/06/2026Yazan:
BankaVitrini
Kuveyt Türk, bireysel finansman süreçlerinde yapay zeka destekli yeni uygulaması ‘Sizi Bilir’ ile müşteriye özel kar oranı dönemini başlattı.
Bankadan yapılan açıklamaya göre, Kuveyt Türk, yeni uygulamasıyla finansman teklifi süreçlerinde müşteri deneyimini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor.
Yapay zeka tabanlı tahminleme modeliyle geliştirilen sistem, müşterilerin harcama alışkanlıkları ve finansman geçmişlerini analiz ederek kendilerine uygun kar oranı sunulmasını sağlıyor.
Uygulama, veri temelli ve kişisel finansal davranışlara duyarlı bir yapı sunarak, her müşterinin kendi finansal yolculuğunu dikkate alan modelle çalışıyor.
Bireysel müşterilere yönelik olarak hayata geçirilen uygulamada finansal profili güçlü müşteriler avantajlı kar oranlarından yararlanabiliyor.
Müşteriler böylece hem finansal yüklerini daha etkin yönetirken, kendilerine özel tasarlanmış teklifle daha güvenli kararlar alabiliyor.
Müşteriler, ihtiyaç duydukları finansmana Kuveyt Türk Mobil ve Kuveyt Türk şubeleri üzerinden daha kısa sürede ve daha kişiselleştirilmiş koşullarla ulaşabiliyor.
‘Sizi Bilir’ modeli, Kuveyt Türk’ün yapay zeka temelli çözümleri bankacılık süreçlerine entegre etme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor.
Banka, müşterilerine bütünleşmiş, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir bankacılık deneyimi sunmak için yapay zeka destekli çözümlerini daha geniş bir alana yayarak çalışmalarına hız veriyor.
– ‘Amacımız, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşturmak’
Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, ‘Sizi Bilir’ modeliyle amaçlarının, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş ve müşteri odaklı bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.
Oral, yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerini tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabildiklerini aktararak, şunları kaydetti:
‘Bu yaklaşım, finansal profili güçlü müşteriler için daha avantajlı koşullar sunulmasına imkan tanırken tüm müşterilerimiz için dengeli ve sürdürülebilir finansman çözümleri üretmemizi sağlıyor. Kuveyt Türk olarak teknolojiyi, müşteri deneyimini iyileştiren ve güven ilişkisini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.’
BANKA HABERLERİ
Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı
Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz” dedi
Yayınlanma:
15 saat önce|
03/06/2026Yazan:
BankaVitrini
Akbank, 500 milyon dolar tutarında ve yüzde 8,25 faiz oranıyla sermaye benzeri tahvil ihracı gerçekleştirdi.
Bankadan yapılan açıklamaya göre, vadesi 10,5 yıl, faiz yenileme tarihi 5,5 yıl olan ihracın coğrafi dağılımı yüzde 73 Birleşik Krallık, yüzde 18 Avrupa, yüzde 4 Amerika, yüzde 4 Orta Doğu ve yüzde 1 Asya şeklinde gerçekleşti.
Geniş tabanlı yatırımcı talebiyle emir defteri 1,2 milyar doların üzerine ulaşırken, güçlü talep sayesinde fiyatlama başlangıç seviyesine kıyasla 25 baz puan daralarak, yüzde 8,25 seviyesinde oldu.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, 500 milyon dolar tutarındaki sermaye benzeri tahvil ihracını başarıyla tamamladıklarını belirterek, şunları kaydetti:
’22 Haziran’da itfa edilecek (15 Mayıs’ta geri çağrılan) diğer Tier 2 ihracımız öncesinde, yatırımcılardan gelen güçlü ön talebi değerlendirerek, uygun piyasa koşullarında harekete geçtik. Sermaye benzeri borçlanma işlemlerinde geri çağırma haklarımızı istikrarlı biçimde kullanmamız da yatırımcı nezdinde olumlu karşılandı. Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz.’
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
