Connect with us

EKONOMİ

Her 100 TL’lik verginin 67 TL’sini tüketici ödedi

Yayınlanma:

|

Uygulanan ekonomik prog­ram kapsamında geçen yıldan bu yana çeşitli vergi düzenlemelerine gidilirken, esas olarak dar ve sabit gelirlilerden oluşan tüketicilerin vergi yükü giderek ağırlaşıyor. Yeni vergiler ve vergi artırımları ile kamu mali dengelerinde henüz ileri düzeyde bir iyileşme görülmezken, vergide sosyal kesimler arası adaletsizlik ise giderek kronikleşiyor.

Yılın ilk sekiz ayına ilişkin büt­çe gerçekleşmeleri vergide ada­letsizliğin geçen yıla göre daha da arttığını ortaya koydu. Bu dönem­de toplanan her 100 TL verginin 67,20 TL’sini KDV, ÖTV vb. adlar altında tüketiciler, 32,80 TL’sini gelir, kâr ve servet sahipleri öde­di.

Yasal yüklenicisi nihai tüke­ticiler olan ve devletin başlıca fi­nansman kaynağını oluşturan söz konusu “dolaylı vergiler”de­ki tahsilat, sekiz aylık dönemle­re göre doğrudan vergilere kıyas­la çok daha hızlı bir artış göster­di. Gelir düzeyine bakılmaksızın herkesten aynı tutarda alındığı için vergi adaletini bozan bu ver­gilerin payı geçen yılın aynı döne­mine göre 2,9 puan artarken, gelir vergisi mükellefleri, şirketler ve servet sahiplerinin ödediği tuta­rın payı 2,6 puan düştü.

Bütçe vergiden, vergi tüketiciden

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre ocak-a­ğustos döneminde geçen yılın eş dönemine göre yüzde 75,2 artış­la 5 trilyon 253 milyar liraya ula­şan toplam merkezi yönetim bütçe gelirlerinin yaklaşık yüzde 84’lük kısmı vergi tahsilatı yoluyla elde edildi. Bu dönemde kasaya giren vergi geliri yüzde 69,6 artışla 4 tril­yon 401,8 milyar lira oldu.

Vergi­deki artışın genel bütçe gelirlerin­dekinin altında kalması, doğrudan vergilerden kaynaklandı. Sekiz ay­da dolaylı vergi tahsilatı yüzde 77,2 artışla 2 trilyon 956,5 milyar liraya ulaşırken, aynı dönemde 1 trilyon 444,5 milyar lira olarak gerçekle­şen doğrudan vergilerdeki artış yüzde 57,3’te kaldı. Böylece doğ­rudan vergilerin geçen yıl ilk sekiz ayda yüzde 35,4 olan pastadaki pa­yı bu yıl yüzde 32,8’e geriledi; do­laylı vergilerin payı yüzde 64,3’ten yüzde 67,2’ye yükseldi.

KDV, toplam doğrudan vergiden fazla

Dolaylı vergiler içinde en yay­gını olan dahilde ve ithalde alınan Katma Değer Vergisinde (KDV) sekiz aylık tahsilatın toplam tu­tarı, gelir ve kurumlar vergisi ile mülkiyetten alınan vergilerin oluşturduğu doğrudan vergilerden elde edilen toplam geliri aştı.

Ocak-ağustos döneminde dahil­de üretilen mallar için 603 milyar, ithal ürünlere de 860,1 milyar lira tutarında KDV ödendi. Böy­lece toplam KDV tahsilatı 1 trilyon 463,1 milyar liraya ulaşarak ver­gi pastasının üçte birini oluştur­du. Geçen yılın aynı dönemine gö­re dahilde KDV tahsilatında yüzde 111,2, ithalden alınan KDV’de yüz­de 56,2 artış yaşandı.

Akaryakıttan alınan ÖTV’de rekor artış

Yılın ilk sekiz ayında ÖTV tah­silatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 70 artışla 871,7 mil­yar liraya ulaştı ve toplam ver­gi gelirinin yaklaşık beşte birini oluşturdu. ÖTV tahsilatı tek ba­şına, ülke genelinde tahsil edilen toplam gelir vergisi ile yaklaşık başa baş olurken, kurumlar ver­gisindeki tahsilatın ise çok üze­rinde gerçekleşti.

ÖTV gelirinin en büyük bölü­münü oluşturan sıfır motorlu ta­şıt satışlarından alınan ÖTV’de ilk sekiz aydaki tahsilat, bu piya­sadaki yavaşlama dolayısıyla yüz­de 21,3’lük düşük artışına rağmen 311,3 milyar lira oldu. Benzin, ma­zot gibi akaryakıtlar ile doğal gaz­dan alınan ÖTV’de ise sekiz ay­lık tahsilat yüzde 220,8’lik rekor artışla 243,5 milyar liraya ulaştı. Aynı dönemde tütün mamulleri tüketenler geçen yıla göre yüzde 88,8 daha fazla olmak üzere 192,6 milyar lira ÖTV ödedi. Sekiz ayda alkollü içki tüketiminden 63 mil­yar, kolalı gazoz tüketiminden 7,5 milyar lira ÖTV geliri elde edildi. Dayanıklı tüketim malları ile di­ğer ürünlerin satışından elde edi­len toplam ÖTV geliri de 53,7 mil­yar lira oldu.

BSMV’de iki kata yakın artış

Ocak-ağustos döneminde di­ğer dolaylı vergilerden, Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi’n­de (BSMV) 183,7 milyar, ehliyet, pasaport gibi resmi evraktan alı­nan harçlardan 118,5 milyar, Dam­ga Vergisi’nde 90,3 milyar, Şans Oyunları Vergisi’nde 23,2 milyar, Özel İletişim Vergisi’nde 18,2 mil­yar, dijital hizmet vergisinde 11,9 milyar, Konaklama Vergisi’nde 5,7 milyar liralık tahsilat gerçekleşti. İthal ürünlerden sekiz ayda alınan 142 milyar liralık Gümrük Vergisi de nihai tüketiciye yansıdı.

Geçen yılın eş dönemine göre BSMV’de yüzde 183,7, Dijital Hiz­met Vergisi’nde yüzde 111,6, Ko­naklama Vergisi’nde yüzde 90,8, Özel İletişim Vergisinde yüz­de 87,6, Şans Oyunları Vergisin­de yüzde 86,4, Damga Vergisinde yüzde 76,8, Gümrük Vergisinde yüzde 68,8, toplam harç gelirinde yüzde 51,8 artış yaşandı.

Gelir vergisinde şampiyon ücretliler

Doğrudan vergiler kapsamında ise Gelir Vergisi mükelleflerinden yapılan tahsilat sekiz ayda yüzde 124,9 artışla 875,8 milyar lira ol­du ve toplam pastanın beşte biri­ni oluşturdu. Ancak bunun 799,4 milyar lira ile tamamına yakınını, memur maaşları ve özel sektör ça­lışanlarının ücretleri üzerinden kaynağından yapılan Gelir Vergisi Tevkifatı oluşturdu.

Ticari kazanç, zirai kazanç, ser­best meslek kazancı, menkul ser­maye iradı ve gayrimenkul serma­ye iradı elde edenlerden beyana dayalı, basit usulde ve geçici ni­telikte tahsil edilen toplam Gelir Vergisi geliri ise sadece 76,4 mil­yar lira oldu ve bunun bütçedeki payı sadece yüzde 1,7 düzeyinde.

Kurumlarda artış sadece yüzde 5,7

Doğrudan vergilerden Kurum­lar Vergisinde sekiz ayda 500,6 milyar liralık tahsilat gerçekleşti­rilirken geçen yıla göre artış sade­ce yüzde 5,7 oldu. Kurumlar Ver­gisi tahsilatının toplam pastada­ki payı sekiz aylık dönemlere göre yüzde 18,2’den yüzde 11,4’e indi. Bu verginin mükelleflerini, ano­nim, limitet ve komandit niteli­ğinde kurulmuş sermaye şirketle­ri ile kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, yabancı iktisadi kamu kuruluşları, dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortak­lıkları oluşturuyor.

Doğrudan vergiler kapsamın­da yer alan ve sahip olunan araçlar için ödenen Motorlu Taşıtlar Ver­gisinde sekiz aylık tahsilat yüzde 46,1 artışla 64,3 milyar lira oldu. Yine mülkiyet üzerinden alınan doğrudan vergilerden Veraset ve İntikal Vergisinde sekiz ayda sa­dece 3,7 milyar lira vergi alınırken, Değerli Konut Vergisinde tahsilat 83,1 milyon lira ile sembolik kaldı.

 Dolaylı vergi ile vergi adaleti ilişkisi

Bir gerçek ya da tüzel kişinin geliri veya sermayesi üzerinden değil, kişilerin mal ve hizmet tüketimi üzerinden alınan vergi türüne “dolaylı vergi” deniyor. İlk sekiz ayda yüzde 32,8’e yüzde 67,2 şeklinde oluşan doğrudan-dolaylı dengesi, vergi sisteminin esas olarak tüketimden alınan dolaylı vergilere dayandığını gösteriyor.

Fiyatın içinde yer alan ve tüketim harcaması yapıldığı anda ödenen dolaylı vergiler, idare açısından oldukça işlevsel. Bireyler harcama yaptığında fiyatın içindeki KDV ve ÖTV gibi vergileri de eş zamanlı ödüyor. Böylece fiyatın içine gizlendiği için “vergiye direnç” kırılmış oluyor. Vergi idaresi satıcıdan ücretsiz tahsildar olarak yararlanmış oluyor. İdare adına topladığı vergileri belirli bir takvime göre idareye aktaran satıcı ise aktaracağı süre içinde bunu işletme sermayesi olarak kullanıyor.

Ancak bu yönleri nedeniyle kamu otoritesince tercih edilen dolaylı vergiler, kazançla değil harcamayla orantılı olduğu için adaletsizliğe yol açıyor. Bireylerde gelir arttıkça harcama azalıp, tasarruf artarken, dar ve sabit gelirli kesimin harcamasının gelirine oranı yüksek gelirliye göre çok daha yukarılarda bulunuyor. Her ikisi de aynı mala aynı miktarda dolaylı vergi ödese bile düşük gelirli oransal olarak daha fazla ödemiş oluyor. Başka deyişle dolaylı vergilerin ağırlıkta olması, düşük gelirli kesimden nispi olarak daha çok vergi alınması anlamına geliyor.

Naki BAKIR-Dünya

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.