GÜNCEL
İSO ikinci 500 listesi açıklandı
Yayınlanma:
1 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
İstanbul Sanayi Odası (İSO), Mayıs ayında açıkladığı 2024 yılı “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500)” araştırmasının ardından, İSO 500’e göre daha küçük ve orta ölçekli kuruluşları kapsayan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO İkinci 500)” araştırmasının 2024 sonuçlarını da bugün kamuoyu ile paylaştı.
İSO İkinci 500 araştırması, her yıl olduğu gibi bu yıl da daha küçük ve orta ölçekli kuruluşların içinden geçtiği ekonomik ve finansal koşullar, ihracat performansları, istihdam, AR-GE ve teknoloji faaliyetleri açısından gelişimlerine ilişkin önemli sonuçlar ortaya koydu.
Kuşkusuz bu sonuçları değerlendirirken küresel ekonomideki kırılganlık ve belirsizliklerin yanı sıra yurt içinde uygulanan sıkı para politikalarının sanayi kuruluşlarımıza etkilerini de göz önünde bulundurmak gerekiyor.

İSO İkinci 500 araştırmasının aynı zamanda sıralama ölçütü ve en önemli sonuçlarından biri olan “Üretimden Net Satışlar”. 2024 yılı sonuçlarına bakıldığında üretimden satışlarını 988 milyar liradan 1 trilyon 393 milyar liraya çıkaran İSO İkinci 500 şirketlerinin yüzde 41’lik artış performansının geçmiş üç yılın altında kaldığı görülüyor.
2024’te yüzde 41,1 olan yıllık ortalama Yurt İçi Üretici Fiyatları Endeksi (Yİ-ÜFE) ile arındırıldığında üretimden satışlar reel olarak binde 1 oranında geriledi. Böylece 2022’de yüzde 10,4; 2023’te yüzde 5,2 olan üretimden satışlardaki reel düşüş eğilimi tıpkı İSO 500’de olduğu gibi üst üste üçüncü yıla taşınmış oldu.
2024 yılındaki bu zayıf performansta iç ve dış gelişmeler belirleyici rol oynadı. Yurt içinde 2024 Nisan ayından itibaren sıkı para politikaları daha kapsamlı şekilde uygulanmaya başlandı. Buna bağlı olarak iç talepte başlayan kademeli yavaşlama sanayi sektörünün satışlarını olumsuz etkiledi.
Yurt dışında ise 2024 yılı genelinde ihracat pazarlarında zayıf seyreden talep, artan maliyet baskılarının satış fiyatlarına yeterince yansıtılamaması, Türk lirasındaki reel değerlenme eğilimi ve güçlü doların yol açtığı parite etkisi, sanayi sektörünün uluslararası rekabet gücünü zayıflatarak satış performansını düşürdü.
İSO İkinci 500’ün En Büyük Üç Şirketi
Üretimden satışlar baz alınarak yapılan 2024 yılı İSO İkinci 500 sıralamasına göre İstanbul Asfalt Fabrikaları 4 milyar 186 milyon TL ile ilk sırayı aldı. Onu 4 milyar 185 milyon TL ile Yılmaz Redüktör takip ederken Boyteks Tekstil 4 milyar 169 milyon TL ile üçüncü oldu.
2024 yılı İSO İkinci 500 sıralamasına üretimden satışları 4 milyar 186 milyon TL ile 1 milyar 820 milyon TL arasında kalan şirketler girebildi. İSO İkinci 500’ün 2023 yılı listesinde yer alan şirketlerin üretimden satışları ise 2 milyar 958 milyon TL ile 1 milyar 294 milyon TL bandında gerçekleşmişti.
2024 yılında 66 yeni kuruluş İSO İkinci 500 sıralamasında yer alma başarısı gösterdi. 41 kuruluş 2023 araştırmasında İSO 500’de iken 2024’te İSO İkinci 500’e geriledi. 393 kuruluş araştırmanın son iki yılında da (2023, 2024) İSO İkinci 500 sıralamasında yer aldı.

2024 yılında zayıflayan küresel talep koşullarına rağmen Türkiye’nin ihracatı yüzde 2,4 ile ılımlı bir artış göstererek 261,8 milyar dolara yükselmiş, sanayi sektörü ihracatı yüzde 2,6 artışla 252,1 milyar dolar olmuştu. İSO İkinci 500’ün ihracatı ise yüzde 6,2 artışla 15,9 milyar dolara çıktı.
İSO İkinci 500’ün ihracat artışı, İSO 500’ün üzerinde gerçekleşti. Bu durum büyük ölçüde İSO İkinci 500’de sayısal olarak daha fazla ağırlığa sahip olan tekstil ve giyim sektörlerindeki güçlü ihracat performansından kaynaklandı.

Bu gelişmeler sonucunda İSO İkinci 500’ün Türkiye sanayi ihracatı içindeki payı 2024 yılında 0,2 puan artarak yüzde 6,3’e yükseldi.

2024 yılında İSO 500’de olduğu gibi İSO İkinci 500’de de karlar sert düşüşler gösterdi. Satışlardaki zayıf performansın yanı sıra maliyetlerde gerçekleşen yüksek artışlar faaliyet karlılığını olumsuz etkiledi.
İSO İkinci 500’ün faaliyet karı 2024’te yüzde 18,9 oranında azalarak 145 milyar liradan 118 milyar liraya geriledi. Buna paralel olarak faaliyet karlılığı oranı da yüzde 12,6’dan yüzde 7,3’e indi. Bu oran 2014-2023 ortalaması olan yüzde 10,9’un oldukça altında gerçekleşti.
İSO İkinci 500’ün 2024’te vergi öncesi kar ve zarar toplamı yüzde 63,8 oranında düşüşle 95 milyar TL’den 34 milyar TL’ye geriledi. Satış karlılığı oranı ise yüzde 8,2’den yüzde 2,1’e inerken, bu oran son on yılın ortalaması olan yüzde 7’nin oldukça altında kaldı.
Vergi öncesi kar ve zarar toplamındaki düşüşte enflasyon muhasebesi uygulaması sonucunda oluşan 20,6 milyar TL’lik net enflasyon düzeltmesi zararının da etkisi söz konusu oldu. Bu zararın satış karlılığına etkisi 1,3 puan olarak gerçekleşti. Bu uygulama yapılmasaydı İSO İkinci 500’ün satış karlılığı yüzde 2,1 değil, yüzde 3,4 olacaktı.
Bir diğer önemli karlılık göstergesi olan faiz, amortisman ve vergi öncesi kar/zarar toplamı ise yüzde 16’lık sınırlı artışla 177 milyar TL’den 205 milyar TL’ye yükseldi. Buna karşılık FAVÖK karlılığı oranı 2,6 puan düşüşle yüzde 15,3’ten yüzde 12,7’ye geriledi. Söz konusu oran 2014-2023 ortalaması olan yüzde 13,8’in altında kaldı.
2024 yılında İSO İkinci 500’ün tüm karlılık göstergelerinde olumsuz bir tablo yaşandı.

Karlılıktaki zayıf performans, kar ve zarar eden kuruluşlar sayısında da kendini açıkça gösterdi.
İSO İkinci 500’de vergi öncesi dönem kar ve zarar büyüklüğüne göre 2023 yılında kar eden kuruluş sayısı 428 iken, bu sayı 2024 yılında 341’e geriledi. Zarar eden kuruluş sayısı da 72’den 159’a yükseldi. Bu sayı, İSO İkinci 500’ün açıklanmaya başladığı 1997’den bu yana en yüksek değer olarak dikkat çekti.

Diğer taraftan, operasyonel karlılığı gösteren faiz, amortisman ve vergi öncesi kar/zarar büyüklüğü esas alındığında, kar eden firma sayısının 495’ten 470’e gerilediği ve zarar eden firma sayısının 30 ile 2013 sonrasındaki en yüksek seviyesine çıktığı görülüyor.
İSO İkinci 500’ün karlılık bileşenlerini yansıtan bu tablo geçen yıl ile kıyaslandığında, 2023’ün ardından 2024 yılında da net kambiyo zararının oluştuğu görülüyor. Aynı yılda enflasyon muhasebesi uygulaması nedeniyle de nette düzeltme zararı ortaya çıkmış.
İSO İkinci 500 şirketleri 2024 yılında kambiyo ve enflasyon düzeltmesi işlemleri haricindeki diğer gelirlerden 40 milyar TL’lik net kar elde etti. Bu rakamın net satışlara oranı da yüzde 1,6’dan yüzde 2,5’e yükseldi.
Üretim faaliyeti dışı gelirler içerisinde faiz, temettü, iştirak, menkul kıymet, duran varlık satışı, komisyon vb. gibi pek çok kalem yer alıyor.

Finansman giderleri geçmiş yıllarda olduğu gibi 2024’te de hem İSO 500’de hem de İSO İkinci 500’de sanayi kuruluşlarının karlılıklarında temel belirleyicilerden biri olmayı sürdürdü.
İSO İkinci 500’ün finansman giderleri yüzde 45,4 oranında artarak 95 milyar TL’ye yükseldi. Aynı yılda faaliyet karı ise yüzde 18,9 azalışla 118 milyar TL’ye geriledi. Böylece finansman giderlerinin faaliyet karına oranı 35,8 puanlık çarpıcı bir artışla yüzde 80,9’a yükseldi.
2014-2023 ortalamasının yüzde 43,4 olduğu düşünüldüğünde, yıllardan beri hep işaret edildiği üzere sanayiciler ana faaliyetlerinden elde ettiği karın yarısının da ötesinde, kazandığı paranın 4/5’ünden fazlasını finansman giderlerine ayırmak gerçeğiyle karşı karşıya kalmış bulunuyor.

Bilindiği üzere, enflasyon muhasebesi uygulaması 2023 yılında aktifler ve özkaynaklar başta olmak üzere bilanço büyüklüklerinde önemli artışlara yol açmıştı. İSO İkinci 500 şirketleri bu anlamda incelendiğinde, 2024 yılında enflasyon düzeltmesinin etkisinin daha sınırlı kaldığı görülüyor.
Bu verilere bakıldığında aktif tarafında dönen varlıkların yüzde 35,5, duran varlıkların ise yüzde 38,7 oranında büyüdüğü ortaya çıkıyor. Böylece aktif toplamındaki artış yüzde 37 olarak gerçekleşti.
Pasif tarafında ise özkaynaklar yüzde 41,3 oranında artarken, toplam borçlardaki artış yüzde 32,2 ile daha düşük kaldı. Bu da 2023’te olduğu gibi 2024’te de özkaynakların aktiflerin üzerinde büyüdüğünü gösteriyor.

İSO İkinci 500 borç ve özkaynakların dağılımı açısından da çarpıcı veriler sunuyor. Hatırlatmak gerekirse, 2023’te uygulanan enflasyon düzeltmesi, İSO İkinci 500’ün kaynak yapısını esas itibarıyla özkaynaklar üzerinden etkilemiş ve kaynak dağılımını iyileştirici rol oynamıştı.
2024’te de kaynak yapısındaki değişim özkaynaklar lehine gerçekleşmiş gözüküyor. 2023’ten 2024’e özkaynakların toplam aktifler içindeki payı yüzde 53,6’dan yüzde 55,2’ye çıkarken toplam borçların payı yüzde 46,4’ten yüzde 44,8’e geriledi.

İSO İkinci 500’de 2023 yılında yüzde 76,7 artan toplam borçlar 2024 yılında yüzde 32,2 oranında büyüdü. Alt kalemler incelendiğinde, 2023 yılında yüzde 66 olan mali borçlardaki artış, 2024 yılında yüzde 45,1’e geriledi. Diğer borçlar ise 2023 yılındaki yüzde 87,5’lik artışın ardından 2024’te yüzde 20,6 ile çok daha düşük oranda arttı.
2024 yılında önceki üç yılın aksine mali borçlar diğer borçların üzerinde büyüdü. Bu durum, yükselen faizlere rağmen nispeten daha küçük ve orta ölçekli kuruluşların finansman ihtiyacını karşılamak için kredi kullanmak durumunda kaldığına işaret ediyor.

Borçların vadelerine göre gelişiminde ise özellikle kısa vadeli mali borçlardaki artışın yavaşlaması dikkat çekiyor. Bu durum, kısa vadeli mali borçların toplam mali borçlar içindeki payına da yansıyor.
Şöyle ki 2021 ve 2022’de artış eğilimi sürdüren kısa vadeli mali borçların toplam borçlar içindeki payı, uygulanan sıkı para politikalarının kısa vadeli mali borçlanma imkanlarını azaltmasının da etkisiyle 2023’te yüzde 59,1’e, 2024’te ise yüzde 57,4’e geriliyor. Ancak yine de bu oranlar 2021 ve öncesine göre oldukça yüksek düzeylerde kalmayı sürdürüyor.

Sanayicilerin uzun yıllardır dile getirdiği ve makul bir çözüm bulunması noktasında çeşitli öneriler sunduğu devreden KDV alacakları sorunu, gerek İSO 500 gerekse İSO İkinci 500 şirketleri için hala devam ediyor.
Hatırlanacağı üzere devreden KDV yükü, İSO 500 için 2024 yılında yüzde 26,9 artışla 84,7 milyar TL’ye yaklaşmıştı. İSO İkinci 500’de de devreden KDV bir önceki yıla göre yüzde 24 oranında artarak 17,4 milyar TL’ye yükselmiş durumda.
Söz konusu artış, enflasyonun altında kalması bakımından geçtiğimiz yıllara göre bir nebze daha pozitif tablo sunsa da sanayicilerin bu döngüyü uzun zamandır devlete sıfır faiz ve sonsuz vade ile borç verilmesi olarak gördüklerini hatırlatmak gerekiyor.
Özellikle enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde, devreden KDV sorunu sanayi kuruluşlarının nakit akışı açısından daha da önemli bir yük haline geliyor.

İSO İkinci 500’ün dikkat çeken bir başka göstergesi de teknoloji yoğunluklarına göre yaratılan katma değer dağılımı. Bu verilere bakıldığında, en yüksek pay yüzde 41 ile yine düşük teknoloji yoğunluklu sanayilere ait. Ancak bu grubun payı geçen yıla göre 3,6 puan düşüş gösterdi.
Buna karşılık orta-düşük teknolojili sanayilerin payı 1,5 puan artarak yüzde 27,7’ye; orta-yüksek teknolojili sektörlerin payı 2,3 puan artışla yüzde 28’e yükselmiş durumda.
Yüksek teknoloji grubun payı ise 0,3 puan düşüşle yüzde 3,3’e gerilemiş bulunuyor.
Bu veriler, özellikle orta-yüksek ve yüksek teknolojili sektörler toplamının İSO İkinci 500’de ilk kez yüzde 30 bandını aştığına işaret etse de ulaşılan noktanın yeterli olmadığı açık. Dijitalleşme ve yeşil dönüşümün küresel rekabete damga vuracağı bir gelecek açısından sanayiciler olarak bu alanda daha fazla çaba harcamamız gerekiyor.

Sanayi kesiminin rekabetçiliği için AR-GE faaliyetleri hayati önemini koruyor. İSO İkinci 500’de AR-GE yapan kuruluş sayısı, son yıllardaki durağan seyrin ardından 2024’te 11 kuruluş daha artarak 238 ile en yüksek düzeyine ulaştı.

AR-GE yapan firma sayısındaki artışın yanı sıra 2024 yılında İSO İkinci 500’ün AR-GE harcamaları anket verileri ile 8,6 milyar TL olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2023 yılındaki 3,9 milyar TL’lik harcama tutarına göre yüzde 120’lik artışa işaret ediyor.
AR-GE harcamalarının üretimden satışlara oranı da binde 62 ile en yüksek düzeyine çıktı. Teknolojiye dayalı, nitelikli ve katma değer üretebilen bir sanayi için firmalarımızın AR-GE’yi daha çok odaklarına almaları gerekiyor.

Türkiye genelinde sanayi istihdamındaki artışın sınırlı kaldığı 2024 yılında İSO İkinci 500’ün istihdamı yüzde 2,2 artışla 291 bin kişiyi aştı. Aynı yılda ödenen maaş ve ücretlerdeki artış ise yüzde 90,9 ile enflasyonun oldukça üzerinde gerçekleşti.

İSO İkinci 500’de halka açık kuruluşların sayısı 2017-2023 arasında iniş çıkışlı bir seyir izledikten sonra 2024 yılında da artış eğilimini sürdürdü. 2023 yılında 4 adet artışla 30’a yükselen halka açık kuruluşlar sayısı, 2024 yılında 9 adet daha artarak 39 ile en yüksek seviyesine çıktı.
Halka açılmalar, sermayenin tabana yayılması ve özellikle sanayi kuruluşlarının kaliteli finansman kaynaklarına erişimi açısından oldukça önemli. İSO 1000 içinde halka açık kuruluşlar sayısında yaşanan artış, sanayide halka açılma eğiliminin kuvvetlenmeye başladığını gösteriyor.

İSO İkinci 500’de yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısında 2018-2021 arasında yaşanan artışı, 2022 yılındaki duraklamanın ardından 2023 yılında yeniden hızlı bir düşüş takip etti. 2024 yılında ise yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısı 1 adet artarak 67 ile yatay seyrini korudu.
Yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısındaki gelişmeler, firmaların sermaye yapılarındaki değişimlerin yanı sıra İSO 500 ile İSO İkinci 500 arasındaki geçişlerden de etkileniyor.

İSO İkinci 500’de yer alan kuruluşlar bağlı olduğu oda bilgilerine göre sıralandığında, yıllar itibarıyla sanayideki Anadolu ağırlığının artmakta olduğu ve Türkiye’deki dağılımının daha dengeli bir gelişim göstermeye başladığı dikkat çekiyor.
Son yıllarda sayısal olarak düşüş göstermesine karşın, İstanbul Sanayi Odası 135 şirket ile halen İSO İkinci 500 içinde en büyük paya sahip. İstanbul Sanayi Odası’na üye kuruluşların sayısı 2024 yılında 1 adet arttı. İstanbul’u 38 şirket ile Ege Bölgesi Sanayi Odası izlerken, Kocaeli ve Gaziantep 36, Bursa 34, Ankara 21 şirket ile üst sıralarda yer alıyor.

İSO İkinci 500’ün, İSO tarafından oluşturulmuş olan 10’lu sektör gruplandırmasına göre dağılımına bakıldığında, firmaların yüzde 62’sinin 4 sektör grubunda toplandığı görülüyor.
Bunlar sırasıyla 108 firmayla “gıda ürünleri sanayi”, 75 firmayla “kimyasal ürünler, plastik ve kauçuk ürünleri sanayi”, 68 firmayla “tekstil ürünleri sanayi”, 61 firmayla “ana metaller ve makine imalat sanayi” sektörleri.
Söz konusu dört sektör aynı zamanda 2024 yılı verilerine göre üretimden net satışların da yaklaşık yüzde 62’sini gerçekleştiriyor. Diğer taraftan ilk üçteki sektörlerin üretimden net satışlar içindeki payı geçen yıla göre azalırken dördüncü sıradaki sektörün payında hafif bir iyileşme dikkat çekiyor.

2024 yılı İSO İkinci 500 sıralamasında üretimden satışlar büyüklüğüne göre ilk 10 şirketin sıralaması tablodaki gibi gerçekleşti. Buna göre İSO İkinci 500’de ilk sırayı 4 milyar 186 milyon liraya yaklaşan üretimden satışlar tutarı ile “İstanbul Asfalt Fabrikaları San. ve Tic. A.Ş.” aldı. Bu kuruluş 2023 yılında İSO İkinci 500’de 283. sırada yer alıyordu.
Bu firmanın hemen ardından ikinci sırada 4 milyar 185 milyon liralık üretimden satışları ile “Yılmaz Redüktör San. ve Tic. A.Ş.” bulunuyor. Yılmaz Redüktör, 2023 yılında İSO 500 içerisinde 412. sıradaydı.
Üçüncü sırada yer alan kuruluş ise 4 milyar 169 milyon lira ile “Boyteks Tekstil San. ve Tic. A.Ş.” oldu. Bu kuruluş da 2023 yılında İSO 500’de 490. sırada yer almıştı.

“Kısa bir süre önce açıkladığımız İSO 500’ün ardından tamamladığımız İSO İkinci 500 araştırmamız da sanayimizin içinden geçmekte olduğu zorlu süreci ortaya koyması açısından önemli bilgiler içeriyor. İSO İkinci 500 şirketlerinin 2024 sonuçlarına baktığımızda; satışlarda zayıf performans, maliyetlerde yükseliş ve karlılıkta bozulma şeklinde özetleyebileceğimiz bir tablo ile karşı karşıyayız.
İSO 500’le kıyaslandığında İSO İkinci 500’ün bazı göstergelerinde daha olumlu, bazılarında ise düşündürücü gelişmelerin yaşandığını söyleyebiliriz. Öncelikle 2024’te İSO İkinci 500’ün üretimden satışları üretici enflasyonuyla paralel bir artış kaydederek reelde binde 1 ile sınırlı düşüş göstermiş. Buna rağmen, üretimden satışları reel olarak yüzde 3,4 daralan İSO 500’e göre nispeten olumlu bir performans söz konusu. Yine de İSO İkinci 500’ün üretimden satışlarında son üç yıldır reel düşüş yaşanması da dikkat çekici. Diğer taraftan, İSO İkinci 500 şirketlerinin ihracatındaki yüzde 6,2’lik artışı ve istihdamdaki istikrarlı genişleme eğiliminin altıncı yıla taşınmasını da çok değerli buluyorum.
Tabii madalyonun bir de diğer yüzü var: Oraya baktığımızda; önceki yıllardan farklı olarak İSO İkinci 500’ün faaliyet karlılığında belirgin bir aşınma görüyoruz. Zira İSO İkinci 500’de satışların maliyeti ile faaliyet giderleri 2024’te uzun yıllardır görmediğimiz düzeylere ulaşmış bulunuyor. Dahası, yükselen faizlere rağmen finansman ihtiyacının sürmesi nedeniyle mali borçlar ve dolayısıyla finansman giderleri de önemli ölçüde artmış. Dolayısıyla finansman giderlerinin faaliyet karına oranı da çarpıcı bir şekilde yüzde 45’ten yüzde 81’e sıçramış durumda.
Bizi kısmen de olsa teselli eden gelişme ise tüm zorluklara rağmen İSO İkinci 500’ün AR-GE eğiliminde görülen artış. Bunun yanı sıra İSO İkinci 500’de düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerden orta-düşük ve orta-yüksek sektörlere doğru bir kayma olmasını, gelecek adına umut verici bir eğilim olarak görmeliyiz.
İSO 500’e göre nispeten daha küçük ve orta işletmeleri kapsayan İSO İkinci 500’ün sonuçlarını değerlendirirken, kuşkusuz şirketlerimizin 2024 yılını nasıl bir ekonomik atmosferde geçirdiğini de unutmamalıyız. Dünyada artan ekonomik ve ticari kutuplaşma, Avrupa’nın geleneksel imalat sektörlerinde derinleşen kriz ve genel anlamda sıkı seyreden dış finansal koşulların damga vurduğu 2024 yılında, ülkemizdeki enflasyonla mücadele adımları da sanayi kuruluşlarımızın ekonomik faaliyetleri açısından belirleyici önemdeydi. Bir yandan enflasyonu kontrol altına almak, diğer yandan dış kırılganlıkları azaltmak, büyümeyi dengeli ve sürdürülebilir bir patikaya taşımak gibi hedefler doğrultusunda hayata geçirilen ekonomi programının, özellikle 2024’ün ikinci çeyreğinden itibaren daha kapsamlı bir şekilde uygulanmaya başlanması, finansman maliyetlerini arttırmış, iç tüketimde ivme kaybına yol açmıştı.
İşte; bugün açıkladığımız İSO İkinci 500 verileri de bütün bu dış ve iç ekonomik gelişmelerin sanayi sektörlerimiz üzerindeki baskıyı artırdığını açıkça ortaya koyuyor. Özellikle gerek üretim gerekse işletme faaliyetleri açısından krediye erişime duyarlılığı daha yüksek olan küçük ve orta ölçekli işletmelerimizin bunu güçlü bir şekilde hissettiğini görüyoruz.
Bu faaliyet koşullarına karşın sanayimiz, ekonomimizin daha sağlıklı ve rasyonel bir zemine oturması için verilen mücadeleye, güçlü bir sorumluluk anlayışıyla; üreterek, ihracat yaparak ve istihdam yaratarak destek vermeye devam ediyor. Bu nedenle, yaşadıkları birçok sıkıntıya karşın 2024 gibi zorlu bir yılda sanayi sektörlerimizin göstermiş olduğu bu performans takdire şayandır. Ayrıca, ekonomideki en temel işlevi olan üretmeyi sürdürüp, aş ve iş yaratmayı başararak Türkiye’nin ve Türkiye ekonomisinin yanında olduğunu gösteren sanayicilerimize, değerli bilgilerini bizimle paylaştıkları ve araştırmamıza katıldıkları için teşekkür ediyoruz.”
Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu – 2024 araştırmasının sonuçlarını görmek için tıklayınız.
İlginizi Çekebilir
Erol Taşdelen
Fonlarda Kaybolan Para Reel Sektöre Aksaydı Türkiye’de Ne Değişirdi?
Yayınlanma:
1 gün önce|
03/10/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Türkiye son günlerde yalnızca bir fon tasfiyesi tartışmıyor. Aslında çok daha büyük bir ekonomik soruyla karşı karşıya: Tasarrufların ne kadarı üretime, yatırıma ve istihdama yöneliyor; ne kadarı finansal getiri arayışı içinde sistemin kendi içinde dolaşıyor?
17 Eylül 2026’da alınan kararlarla 7 portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören fonları kapatıldı ve çok sayıda fon tasfiye sürecine girdi. SPK’nın açıklamasına göre tasfiye kapsamındaki fonlarda yatırımcılara ara ödeme yapılması kararlaştırıldı; ödeme, yatırımcının nihai hak edişinden mahsup edilmek üzere ve fon başına 1 milyon TL ile sınırlı tutuldu.
Ortaya çıkan büyüklük ise dikkat çekici.
Tasfiye sürecinin 455 bin 758 yatırımcıyı ve yaklaşık 891 milyar TL’lik fon büyüklüğünü ilgilendirdiği bildiriliyor.
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: 891 milyar TL’nin tamamı “kaybolmuş para” değildir.
Bu rakam fonların toplam büyüklüğünü ifade ediyor. Dolayısıyla tamamının ekonomide yok olduğu veya yatırımcıların tamamının bu parayı kaybettiği sonucunu çıkarmak doğru olmaz. Ancak bu büyüklük bize, Türkiye’de tasarrufların ulaştığı finansal ölçeği gösteriyor.
Asıl soru da burada başlıyor: Bu paranın önemli bir bölümü son bir yılda reel sektörün üretim, yatırım ve işletme sermayesi ihtiyacına yönlendirilebilseydi Türkiye ekonomisinin fotoğrafı bugün nasıl olurdu?
“Para yok” değil, paranın yönü tartışılmalı
Türkiye’de şirketlerin en büyük sorunlarından biri uzun süredir finansmana erişim.
TCMB’nin Finansal İstikrar Raporu da sıkı finansal koşulların etkisiyle reel sektörün borçluluğunun tarihsel ortalamanın altında kaldığını, buna karşın KOBİ kredilerinde takipteki alacak oranlarının yükselme eğilimini koruduğunu belirtiyor.
Üstelik kredi ucuz değil.
TCMB’nin Eylül 2026 verilerinde TL ticari kredi faizleri yüzde 49,3 seviyesinde bulunuyordu. Aynı dönemde TL mevduat faizi yüzde 44,4 düzeyindeydi.
Şimdi bir tarafta yüz milyarlarca liralık finansal varlık birikimi, diğer tarafta finansmana erişmekte zorlanan işletmeler var.
İşte ekonomik paradoks tam burada ortaya çıkıyor.
O para fabrikaya gitseydi…
Elbette “891 milyar TL’nin tamamı fabrikalara aktarılsaydı” gibi mekanik bir hesap yapmak doğru olmaz.
Çünkü fon yatırımcısının parasının tamamı krediye dönüştürülemez. Ayrıca fonların önemli bir bölümü zaten çeşitli finansal araçlara yatırım yaparak ekonominin finansmanına dolaylı katkı sağlıyor.
Ama düşünce deneyini biraz genişletelim:
Diyelim ki yüz milyarlarca liralık tasarrufun önemli bir bölümü;
- makine ve teçhizat yatırımlarına,
- işletme sermayesine,
- ihracat finansmanına,
- KOBİ yatırımlarına,
- enerji yatırımlarına,
- teknoloji ve Ar-Ge’ye,
- istihdam yaratacak yeni kapasite yatırımlarına yönlendirilebilseydi…
Bugün yalnızca “para nerede?” sorusunu değil, “para neden üretimde değil?” sorusunu konuşuyor olurduk.
Nitekim kamu da reel sektörün finansmana erişim sorununu azaltmak için farklı programlar uyguluyor. 2026’da imalat sanayisine yönelik program kapsamında 100 milyar TL’lik finansmana erişim imkânı açıklanırken, KOBİ’lere yönelik başka bir programda 37,5 milyar TL kredi erişimi hedeflendi.
Bu rakamların yanında yüz milyarlarca liralık tasarruf havuzunun büyüklüğü daha da anlamlı hale geliyor.
Sorun sadece fonlarda değil
Burada tartışılması gereken daha geniş bir ekonomik model var.
Türkiye’de yüksek enflasyon dönemlerinde vatandaşın tasarrufunu koruma refleksi anlaşılabilir. Yatırımcı daha yüksek getiri arıyor. Fonlar da bu ihtiyaca cevap veriyor.
Fakat ekonomi açısından kritik olan şu:
Tasarruf → finansal getiri → tüketim
ile
Tasarruf → yatırım → üretim → istihdam → ihracat → gelir
aynı ekonomik sonuçları doğurmuyor.
Birincisi servetin finansal sistem içerisinde yeniden dağılımını sağlayabilir.
İkincisi ise ekonominin üretim kapasitesini büyütür.
Türkiye’nin asıl ihtiyacı ise yalnızca daha fazla para değil; tasarrufları üretken yatırımlara yönlendirebilen bir finansman mimarisi.
“Fon mağduru” tartışması bize başka bir şey daha gösterdi
SPK, yeni rehber düzenleme sürecinde özellikle para piyasası fonları ve hisse senedi serbest fonlarında ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanma ve borsadaki olağandışı fiyat hareketleri üzerinden oluşabilecek sistemik risklere dikkat çekti. Düzenlemenin amaçları arasında yatırımcı tasarruflarının korunması, şeffaflığın artırılması ve manipülasyon imkânlarının sınırlandırılması bulunuyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca: “Vatandaşın parası ne olacak?” sorusundan ibaret değil.
Bunun yanında: “Tasarruf sahibinin parasını hangi mekanizma üretime taşıyor?” sorusunu da sormamız gerekiyor.
Son söz
Türkiye’nin sermayesi var.
Türkiye’nin tasarruf sahibi de var.
Türkiye’nin girişimcisi, sanayicisi ve yatırım yapmak isteyen şirketleri de var.
Ancak bu üç unsurun aynı anda buluşmasını sağlayacak güvenli, şeffaf, erişilebilir ve üretim odaklı finansman kanallarına ihtiyaç var.
Belki de bugün fon krizinden çıkarılacak en önemli ders şu: Ekonomide mesele yalnızca ne kadar para olduğu değildir. Asıl mesele, paranın nereye aktığıdır.
Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor: Fonlarda dolaşan yüz milyarlarca liranın önemli bir bölümü son bir yılda reel sektörün damarlarına, fabrikalara, makinelere, ihracata ve istihdama aksaydı; bugün Türkiye ekonomisi nasıl bir yerde olurdu?
Bu sorunun cevabı yalnızca fon yatırımcılarını değil, sanayiciyi, KOBİ’yi, çalışanı, bankayı ve bütün ekonomiyi ilgilendiriyor.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist
BANKA HABERLERİ
BDDK’dan kredi kartı ve telefon kredilerine yeni ayar!
Yayınlanma:
1 gün önce|
03/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Kredi kartlarında yüzde 40 asgari ödeme için limit sınırı 50 bin TL’den 100 bin TL’ye çıkarıldı. Cep telefonu kredilerinde ise 40 bin TL ve altındaki cihazlarda 12 ay, üzerindeki cihazlarda 3 ay vade uygulanacak. Yenilenmiş telefonlarda eşik 50 bin TL olacak.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), bireysel bankacılık müşterilerini yakından ilgilendiren iki yeni düzenlemeyi devreye aldı.
BDDK’nın 1 Ekim 2026 tarihli ve 11581 sayılı Kurul Kararı ile kredi kartlarında asgari ödeme tutarının belirlenmesinde esas alınan limit sınırı değiştirilirken, 11582 sayılı karar ile cep telefonu alımlarında kullanılan tüketici kredilerinin vade sınırları yeniden belirlendi.
KREDİ KARTINDA YÜZDE 40 SINIRI 100 BİN TL’YE ÇIKTI
Yeni düzenlemenin kredi kartı tarafındaki en dikkat çekici değişikliği, asgari ödeme oranında kullanılan limit eşiğinde yapıldı.
Daha önce 50 bin TL olan eşik 100 bin TL’ye yükseltildi.
Buna göre;
- Kredi kartı limiti 100 bin TL ve altında olanlar: Dönem borcunun yüzde 20’sini asgari ödeme olarak yapacak.
- Kredi kartı limiti 100 bin TL’nin üzerinde olanlar: Dönem borcunun yüzde 40’ını asgari ödeme olarak yapacak.
BDDK böylece yüzde 40 asgari ödeme oranına tabi olan kartların kapsamını limit açısından daraltmış oldu. Düzenlemenin temel parametresi kartın kullanılan tutarı değil, toplam kredi kartı limiti olacak.
ÖRNEKLE ANLATALIM
Örneğin dönem borcu 50 bin TL olan bir tüketicinin kredi kartı limiti 80 bin TL ise asgari ödeme tutarı 10 bin TL olacak.
Kart limiti 150 bin TL ise aynı 50 bin TL’lik dönem borcunda asgari ödeme 20 bin TL olacak.
Dolayısıyla yeni düzenleme özellikle yüksek limitli kredi kartı kullanıcılarının aylık asgari ödeme yükünü doğrudan değiştirmiyor; 100 bin TL sınırı üzerindeki kartlarda yüzde 40 uygulaması devam ediyor.
CEP TELEFONU KREDİLERİNDE VİDE SINIRI DEĞİŞTİ
BDDK’nın ikinci kararı ise cep telefonu alımlarında kullanılan tüketici kredilerine ilişkin.
Yeni uygulamaya göre sıfır cep telefonlarında:
40 bin TL ve altında:
12 aya kadar tüketici kredisi
40 bin TL üzerinde:
En fazla 3 ay tüketici kredisi kullanılabilecek.
YENİLENMİŞ TELEFONDA EŞİK 50 BİN TL
Yenilenmiş ürün niteliğindeki cep telefonlarında ise farklı bir eşik getirildi.
Telefonun işyerinin “yenileme merkezi” veya “yetkili satıcı” niteliğinde olması şartıyla;
50 bin TL ve altında: 12 ay
50 bin TL üzerinde: 3 ay vade uygulanacak.
KREDİ KARTIYLA TELEFON ALIMINDA TAKSİT YASAĞI DEVAM
Düzenlemenin dikkat çeken bir başka noktası ise kredi kartıyla cep telefonu alımında mevcut uygulamanın korunması.
Yenilenmiş ürün niteliğinde olmayan cep telefonlarının kredi kartıyla alımında taksitlendirme yasağı devam edecek.
Buna karşılık yenilenmiş cep telefonlarında kredi kartıyla yapılan alımlarda, herhangi bir fiyat sınırı olmaksızın 12 aya kadar taksit uygulanabilecek.
BDDK’NIN KREDİ POLİTİKASINDA DİKKAT ÇEKEN AYRINTI
Son düzenlemeyi yalnızca “cep telefonu kredisi değişti” şeklinde okumamak gerekiyor.
BDDK son dönemde bireysel kredi kartları ve ihtiyaç kredileri üzerinde bir dizi makro ihtiyati düzenleme yapıyor. Kurumun 2026 mevzuat listesinde kredi kartı limitleri ile kredi kartı ve ihtiyaç kredilerinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin daha önce alınmış kararlar da bulunuyor.
Ocak 2026’daki düzenlemelerde de kredi kartı limitlerinin gelirle ilişkilendirilmesi ve limitlerin yeniden belirlenmesine yönelik önemli adımlar atılmıştı. BDDK’nın ilgili düzenlemesinde, kart limitlerinin belirlenmesinde gelir bilgilerinin Risk Merkezi’ne raporlanmasına yönelik hükümler de yer alıyor.
Dolayısıyla 1 Ekim tarihli son karar, bireysel kredilerde kontrollü bir çerçevenin devam ettiğini, ancak bazı alanlarda tüketici üzerindeki aylık ödeme baskısını değiştirecek teknik ayarlamalar yapıldığını gösteriyor.
TÜKETİCİ İÇİN NE DEĞİŞTİ?
Yeni düzenlemeyle üç temel sonuç ortaya çıkıyor:
1- 100 bin TL ve altındaki kredi kartlarında asgari ödeme oranı yüzde 20 olacak.
2- 40 bin TL ve altındaki sıfır cep telefonlarında tüketici kredisi vadesi 12 aya kadar çıkabilecek.
3- Yenilenmiş telefonlarda 50 bin TL’ye kadar olan cihazlarda 12 ay kredi ve fiyat sınırı olmaksızın 12 ay kredi kartı taksiti uygulanabilecek.
Buna karşılık 40 bin TL üzerindeki sıfır telefonlarda ve 50 bin TL üzerindeki yenilenmiş telefonlarda tüketici kredisi vadesi 3 ayla sınırlandırılıyor.
Özetle BDDK, kredi kartlarında asgari ödeme açısından 100 bin TL eşiğini getirirken, cep telefonu finansmanında fiyat yükseldikçe daha kısa kredi vadesi uygulanmasını sürdürüyor.
BANKA HABERLERİ
İHRACATÇIYA YÜZDE 3 KUR DESTEĞİNDE KURALLAR DEĞİŞTİ
Yayınlanma:
2 gün önce|
02/10/2026Yazan:
BankaVitrini
TCMB’nin yeni uygulaması 1 Ekim itibarıyla başladı. Döviz almama taahhüdü kaldırılırken yerine %10’luk döviz pozisyon sınırı getirildi. Destek artık firmanın yarattığı katma değerle sınırlandırılacak. 2026’nın son üç ayında yıllık limitlerin yalnızca dörtte biri kullanılabilecek.
Bankavitrini – Özel Haber
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) ihracatçı ve döviz kazandırıcı hizmet sunan firmalara yönelik Döviz Dönüşüm Desteği uygulamasında 1 Ekim 2026 itibarıyla yeni dönem başladı.
Ağustos ayında yapılan düzenlemenin ayrıntıları netleşirken, yeni sistemde yalnızca dövizini Türk lirasına çeviren firmaya destek verilmesi anlayışından, üretim, istihdam ve katma değer yaratma kapasitesini de dikkate alan bir modele geçildi.
TCMB de 28 Eylül’de yayımladığı analizinde yeni uygulamanın daha kapsayıcı ve katma değeri esas alan bir yapıya kavuştuğunu açıkladı.
%3’lük destek devam ediyor
Döviz dönüşüm desteğinin temel oranı %2 olarak korunurken, geçici olarak uygulanan %3’lük destek oranı 31 Ocak 2027’ye kadar devam edecek.
Başka bir ifadeyle, uygun koşulları sağlayan firma TCMB’ye sattığı destek kapsamındaki dövizin TL karşılığı üzerinden bu dönemde %3 oranında destek alabilecek. Ancak yeni sistemde kritik nokta, firmanın istediği miktarda dövizi destek kapsamında satamayacak olması.
Çünkü artık destek tutarı ve döviz satış limiti firmanın yarattığı katma değerle ilişkilendiriliyor.
“Döviz alma” şartı kalktı, yerine %10 sınırı geldi
Yeni düzenlemenin firmalar açısından en önemli değişikliklerinden biri, daha önce uygulanan “dönüşüm sonrasında 1 ay döviz/altın almama” şartının kaldırılması.
Bunun yerine firmalara döviz pozisyon oranı sınırı getirildi. Yeni uygulamada firmanın likit döviz varlıklarının, net satış hasılatı ile toplam aktiflerinden yüksek olanına oranının %10’u aşmaması gerekiyor.Bu değişiklik özellikle bilançosunda yüksek miktarda likit döviz bulunduran şirketler açısından önemli.
Artık banka açısından sadece: “Firma döviz aldı mı?” sorusu değil, “Firmanın bilançosundaki likit döviz pozisyonu ne kadar?” sorusu da önem kazanacak.
Desteğin miktarı artık firmanın “katma değerine” bağlı
Yeni sistemin en dikkat çekici tarafı ise destek kapsamında satılabilecek döviz miktarının firmanın yarattığı katma değerle sınırlandırılması.
TCMB’nin hesabında iki temel unsur dikkate alınıyor: Faaliyet kârı + işgücü maliyeti
Faaliyet kârı, firmanın Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirdiği yıllık gelir tablosundan alınırken, işgücü maliyeti SGK kayıtlarındaki çalışanlar için ödenen maaş/ücret ve primlerin 12 aylık toplamından oluşuyor. Faaliyet kârı negatif olan firmalarda ise kâr tutarı sıfır kabul ediliyor.
Dolayısıyla zarar eden ancak yüksek istihdam maliyeti bulunan bir şirket de tamamen sistemin dışında kalmıyor.
Örnek: 100 milyon TL katma değer yaratan firma
Bir şirketin;
- Faaliyet kârı: 40 milyon TL
- 12 aylık işgücü maliyeti: 60 milyon TL olsun.
Firmanın dikkate alınan katma değeri:
40 + 60 = 100 milyon TL olacak.
Bu rakam, firmanın destek kapsamında satabileceği döviz tutarının belirlenmesinde esas alınacak.
Burada önemli bir ayrım var: 100 milyon TL katma değer, 100 milyon TL destek anlamına gelmiyor.
%3’lük destek oranında 100 milyon TL’lik dönüşümün destek karşılığı: 3 milyon TL oluyor.
Ayrıca yıllık toplam destek tutarı 100 milyon TL ile sınırlandırılmış durumda.
2026’nın son üç ayında limit dörtte bire düşüyor
Yeni sistemin ilk uygulama dönemi açısından dikkat edilmesi gereken en önemli ayrıntılardan biri de 2026 yılına ilişkin geçiş hükmü.
1 Ekim-31 Aralık 2026 döneminde yıllık olarak hesaplanan katma değer tutarının ve yıllık destek üst sınırının yalnızca dörtte biri dikkate alınacak.
Bu nedenle yıllık destek üst sınırı olan 100 milyon TL, 2026’nın son üç ayında: 25 milyon TL olarak uygulanacak.
Aynı şekilde firmanın yıllık katma değerine göre hesaplanan limit de 2026 son çeyreğinde dörtte bir oranında dikkate alınacak.
Yeni sistem doğrudan ihracatçı olmayan üreticiyi de kapsıyor
Düzenlemenin reel sektör açısından bir başka önemli boyutu ise tedarikçi firmalar.
Bir şirket ihracatı doğrudan kendisi gerçekleştirmiyor, ürünlerini aracı ihracatçı üzerinden ihraç ediyorsa, belirli koşulların sağlanması halinde döviz dönüşüm desteğinin tedarikçi firmaya doğrudan ödenebilmesinin önü açıldı.
TCMB, bu düzenlemeyle doğrudan ihracatçı olmayan daha fazla tedarikçi firmanın destekten yararlanmasının amaçlandığını belirtiyor.
Bu değişiklik özellikle ihracatını dış ticaret şirketleri veya aracı ihracatçılar üzerinden yapan üreticiler açısından önem taşıyor.
44 bin firma destekten yararlandı
TCMB’nin verilerine göre uygulamanın başladığı 2023 yılından bugüne yaklaşık 44 bin firmaya döviz dönüşüm desteği sağlandı.
Destekten yararlanan firmaların toplam ihracatçı firmalar içindeki payı da 2026 yılında %34’e ulaştı.
TCMB, yeni düzenlemeyle bu oranın daha da artmasını bekliyor.
Merkez Bankası’nın analizine göre yeni sistem özellikle daha önce döviz almama taahhüdü nedeniyle destekten yararlanamayan, ancak yüksek katma değer üreten firmaların da sisteme dahil olabilmesini amaçlıyor.
TCMB’nin yeni modelindeki temel değişiklikler
| Konu | 1 Ekim 2026 sonrası |
|---|---|
| Destek oranı | %3 – 31 Ocak 2027’ye kadar |
| Temel destek oranı | %2 |
| Döviz almama taahhüdü | Kaldırıldı |
| Döviz pozisyon sınırı | %10 |
| Firma satış limiti | Katma değerle ilişkilendirildi |
| Katma değer hesabı | Faaliyet kârı + işgücü maliyeti |
| Yıllık destek tavanı | 100 milyon TL |
| 2026 son çeyrek destek tavanı | 25 milyon TL |
| Tedarikçi firma | Belirli şartlarla doğrudan destek alabilecek |
Bankacılık açısından yeni dönem: Kontrol yükü artıyor
Yeni düzenleme yalnızca ihracatçı firmaların hesaplama yöntemini değiştirmiyor.
Bankaların kontrol fonksiyonu da önem kazanıyor.
Çünkü artık firmanın;
- döviz pozisyonu,
- ihracat bedelinin kaynağı,
- destek kapsamında satılabilecek döviz miktarı,
- katma değer hesabı,
- gerekli mali belgeleri birlikte değerlendirilecek.
Bu da döviz dönüşüm desteğini bankalar açısından basit bir döviz alış-satış işleminden çıkararak firma ve bilanço bazlı bir kontrol mekanizmasına dönüştürüyor.
Asıl değişiklik: “Dövizini getirene” değil, “katma değer yaratana” daha fazla alan
Yeni sistemin arkasındaki temel yaklaşım TCMB’nin kendi açıklamasında açık biçimde ortaya konuluyor.
Merkez Bankası, yeni uygulamayla desteği “yurt içinde üretim ve istihdam yoluyla daha fazla katma değer oluşturan ve net döviz satım eğilimi yüksek firmalara” yönlendirmeyi hedeflediğini belirtiyor.
Bu açıdan bakıldığında yeni modelde üç kriter öne çıkıyor:
1. Döviz pozisyonu
Firma bilançosunda ne kadar likit döviz taşıyor?
2. Katma değer
Firma ne kadar faaliyet kârı ve istihdam yaratıyor?
3. Döviz dönüşümü
Firma elde ettiği yurt dışı kaynaklı dövizin ne kadarını TL’ye çeviriyor?
Dolayısıyla sistem, klasik anlamdaki “dövizini bozdur, %3 primi al” mekanizmasından daha farklı bir yapıya dönüşüyor.
İhracatçı yeni dönemde nelere dikkat etmeli?
1 Ekim itibarıyla destekten yararlanmak isteyen firmaların özellikle şu dört başlığı kontrol etmesi gerekiyor:
• Döviz pozisyon oranı %10’un üzerinde mi?
• Faaliyet kârı ve işgücü maliyeti ne kadar?
• Bu rakamlara göre destek kapsamında satılabilecek döviz limiti ne?
• 2026 son çeyreğinde bu limitin yalnızca dörtte biri kullanılabilecek mi?
Bunlara ek olarak, aracı ihracatçı üzerinden çalışan üreticilerin de tedarikçi olarak doğrudan destek alma koşullarını ayrıca değerlendirmesi gerekiyor.
Bankavitrini’nin notu
Yeni düzenleme, döviz dönüşüm desteğinde önemli bir paradigma değişikliğine işaret ediyor.
Eski sistemin odağında “döviz alma” davranışı varken, yeni sistemin odağı “döviz pozisyonu + katma değer + istihdam” üçlüsüne kayıyor.
Bu nedenle özellikle yüksek ihracat yapan şirketlerin yalnızca ihracat rakamlarına değil, bilanço yapısına, faaliyet kârlılığına ve işgücü maliyetine de bakarak destek kapasitesini hesaplaması gerekiyor.
TCMB açısından ise hedef, desteğin rezervlere yaptığı katkının daha kalıcı hale gelmesi ve desteğin yüksek katma değer yaratan firmalara daha fazla ulaşması.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.640)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (601)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.984)
- GÜNCEL (4.619)
- GÜNDEM (3.582)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.744)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.495)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (838)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- İran: ABD'nin teklifine ilişkin ek hususlar karşı tarafa iletilecek 04/10/2026
- "İran'ın sunduğu 7 şart uygulanmadıkça Hürmüz Boğazı açılmayacak" 04/10/2026
- Trump, İran'la ilgili "karar aşamasında" olduğunu belirtti 04/10/2026
- Ekonomi ve siyaset gündemi- 4 Ekim 2026 04/10/2026
- Erdoğan: Türkiye ekonomisi bu sorunun üstesinden gelecek kapasitededir 03/10/2026
- Hangi yatırım aracı ne kazandırdı? 03/10/2026
- Gazprom Başkanı Miller: Avrupa'da doğalgaz stokları tarihi düşük seviyelerde 03/10/2026
- SPK, kredili işlemlerde özkaynak oranı uygulamasını uzattı 03/10/2026
- TİM/Gültepe: Var olan desteğin geri çekilmesi doğru bir hamle olmadı 03/10/2026
- Bakan Bolat: Yıl sonu ihracat hedefimizi 3 ay öncesinden aştık 03/10/2026
SON YAZILAR
- Fonlarda Kaybolan Para Reel Sektöre Aksaydı Türkiye’de Ne Değişirdi? 03/10/2026
- BDDK’dan kredi kartı ve telefon kredilerine yeni ayar! 03/10/2026
- İHRACATÇIYA YÜZDE 3 KUR DESTEĞİNDE KURALLAR DEĞİŞTİ 02/10/2026
- Faiz ateşi dünyayı sararken, gözler ABD istihdam raporuna çevrildi 02/10/2026
- TCMB’den KOBİ kredilerinde gevşeme: Sınır yüzde 5’e çıktı 02/10/2026
- SPK: FON KRİZİNDE “FAHİŞ KAZANÇ” İÇİN İADE HESAPLARI AÇILDI 01/10/2026
- TERA, DESTEK VE HEDEF’TE TMSF DÖNEMİ! 01/10/2026
- Fon krizinde çözüm uzadıkça piyasalarda tansiyon artıyor 01/10/2026
- Akbank “Şehrin İyi Hali” projesinin 12. dönem başvurularını başlattı 24/09/2026
- Elektronik Parada Yaprak Dökümü 24/09/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
