Connect with us

GÜNCEL

Reel faizler düşüyor: DXY geri çekiliyor, Bitcoin ve metaller sahneye çıkıyor

Yayınlanma:

|

ABD’de açıklanan güçlü şirket kârlılıkları, artan petrol fiyatları ve daha şahin bir Fed’e rağmen, en büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P 500 endeksi Nisan ayını %10,4 yükselişle tamamlarken, teknoloji hisselerinin işlem gördüğü Nasdaq Bileşik endeksi ise %15’in üzerinde yükseliş kaydederek son yılların en güçlü performanslarından birine imza attı. Bu yükselişte özellikle yapay zekâ yatırımlarıyla öne çıkan teknoloji şirketlerinin beklentileri aşan sonuçları belirleyici olurken, Silikon Vadisi, teknolojik ilerlemenin her şeyin önüne geçtiğine inandığının altını çizmemiz gerekiyor.

Sokağın nabzını tutan tüketici güveninin tarihî düşük seviyelere gerilemesi, ABD halkı için önemli bir gösterge olan benzin fiyatlarının %40’dan fazla artması hatta Trump’ın onay oranının %34 seviyesine gerilemesine rağmen, piyasanın nabzını tutan Wall Street sürat kesmeden yükselmeye devam ettiğini görüyoruz. Gerçek ekonomiden ziyade teknoloji iyimserliğine dört elle satılan piyasalarda bu kopukluğun devam edip etmeyeceğini (kâr realizasyonu mu yoksa devam eden ralli mi?) açıkçası bizler de merak ediyoruz. Mesela hafta sonu, ABD’de düşük maliyetli Spirit havayolunun operasyonlarını aniden durdurma kararı almasını, artan yakıt maliyetleri ve finansman sıkıntılarının havacılık sektöründe ne kadar kırılgan bir yapı oluşturduğunu çok açık bir şekilde gösterdi.

Küresel piyasalarda ABD borsaları güçlü seyrini korurken, piyasaların odağında ise bu hafta açıklanacak yoğun bilanço takvimi ve her ayın ilk cuması olduğu üzere ABD ekonomisinin sağlığı açısından en iyi bilgiyi verdiğine inanılan resmî istihdam raporu bulunuyor. Veri her ne kadar ekonominin gidişatı hakkında bilgi verecek olsa da, Powell sonrası dönemden piyasalar Warsh’un yoğurdu nasıl yiyeceğine daha fazla odaklanmak isteyecektir. Hatırlanacağı üzere, para politikasına farklı bir yaklaşım getirmesi beklenen Warsh’un, zayıflayan ancak hâlâ dirençli kalan işgücü piyasasının yanı sıra, enerji fiyatlarında yaşanan yükselişin tetiklediği enflasyon endişelerinin gölgesinde politika yapıcıları nasıl ikna edeceğini açıkcası bizler de merakla takip edeceğiz.

Doların piyasa faizi olan 10 yıllık tahvil faizinin %4,50 seviyesine her yanaştığında alım refleksi ile karşılık bulduğunu görürken, doların piyasa kuru olan DXY’nin ise aylardır âdeta ince bir buz tabakası üzerinde yürüdüğünü söylememiz gerekiyor. Teknik bir bakış açısıyla DXY cephesinde 97,50 seviyesinin altında aylık bir kapanışla dolarda aşağı yönlü seyrin ivme kazanacağını düşünüyoruz. Ya da savaş nedeniyle biraz geri planda kalan dolar zayıflığının yeniden başlayacağını öngörüyoruz. Ayın son iş günü, ABD doların Japon Yen’i karşısında kazanımlarını artırmasıyla Japonya’dan döviz piyasasına müdâhale geldi. USDJPY paritesinin 160,50 seviyesine kadar yükselmesi ardından YEN 155,50 seviyesine kadar değer kazanırken, DXY endeksinin içinde yer alan JPY’nin de katkısıyla doların küresel ölçekte zayıflama eğilimine girdiğini gördük. DXY, Nisan ayını %2 değer kaybıyla tamamlarken, EURUSD paritesi ayı 1,1720 seviyelerinde tamamladı.

ABD ile Avrupa arasındaki ilişkilerin de sertleşmesi dikkatimizden kaçmıyor. Trump’ın AB’den ithal edilen otomobillere tarifeyi %15’ten %25’e çıkarma kararı ve Almanya’daki yaklaşık 5 bin ABD askerinin çekilmesi planı, transatlantik hattında gerilimin yeniden artmasına neden oldu. Avrupa Birliği tarafı misilleme sinyali verirken, güvenlik alanında da ABD’nin geri adımının Avrupa’yı daha fazla sorumluluk almaya zorlayacağı yönünde değerlendiriyoruz. Ticaret ve savunma başlıklarının aynı anda baskı yaratırken, geçen hafta İngiltere Kralı Charles’ın ABD ziyareti esnasında verdiği ince mesajları diplomasi tarihine geçecek nitelikte yorumluyoruz.

Kral Charles III’ün ABD Kongresi’nde yaptığı konuşmada doğrudan çatışmacı bir dil kullanmak yerine, tarihsel referanslar ve ince mesajlar vererek Trump yönetimine dolaylı eleştiriler yönelttiğini gördük. Kral’ın konuşmasını mutlaka dinlemenizi öneririm. NATO’yu, en sert eleştirmeninin önünde överken, ABD’yi Paris iklim anlaşmasından çıkan Trump’a çevreyi koruma mesajı verdi. Trump’ın kural bazlı nizami tehdit eden (güçlünün zayıfa zorbalık yapması) ve ABD’yi âdeta şirket gibi yöneten tavrına karşı Magna Carta’dan (Büyük Ferman) yani hukukun üstünlüğünden söz etti. Hatırlanacağı üzere, Magna Carta, 1215 yılında İngiltere Kralı John’un yetkilerini sınırlayan en basit hâliyle kralı bile hukukun üstünde olmadığı fikrini ilk kez yazılı hâle getiren metin olarak kabul edilir.

Kral, Trump’ın politik çizgisine dokunan tüm başlıklara doğrudan değil, ince bir diplomasi diliyle dokunurken, konuşması boyunca alkışlandı. Konuşmasında Amerika ile neredeyse her şeyimiz ortak, dil hariç açılımı ise derinde çok güçlü bir mesaj verdi! ABD’nin 250 yıllık geçmişine “bizim için dün gibi” derken, 1944 yılında İngiliz denizaltısında görev yapan HMS Trump isimli denizaltının çanını Başkan Trump’a hediye etmesi ve ne zaman bize ihtiyacınız varsa çanı çalmanız yeterli demesini etkileyici bir mesaj olarak yorumladık. Gerek ticaret başlıkları gerekse de İran savaşı nedeniyle transatlantik ilişkilerdeki kırılmayı ele alan Kral’ın ince mesajlarla ve bol kahkahalarla dolu konuşmasında,en kritik mesaj ise kamuoyu önünde, ses yükseltmeden de güçlü bir şekilde mesaj vermenin mümkün olduğunu gösterdi. Darısı başımıza diyelim.

Hazır İngiltere ve Avrupa’dan söz etmişken, ayın son iş günü her iki otoritenin de beklenildiği üzere faizleri sabit tuttuğunu gördük. Avrupa Merkez Bankası, savaşın enflasyonist baskıları artırdığını diğer merkez bankaları gibi gündeme taşırken, İngiltere Merkez Bankası cephesinde ise 1 üyenin faiz artırımı yönünde oy kullandığını not edelim. Her iki otoritenin de enflasyon kaygılarını anlarken, büyümedeki zayıflama endişesiyle (tipik stagflasyon tanımı) şimdilik bekleme kararı alındığını söyleyelim. İngiltere cephesinde enerji bağımlılığı nedeniyle (mesela jet yakıt krizini en şiddetli yaşayan ülke) savaşın etkilerinden derinden etkilenirken, her şeye rağmen GBPUSD paritesinin ayı %3’e yakın yükselişle 1,36 sınırına yakın tamamladığını söylemeliyiz.

Aralarında TCMB’nin de olduğu dünyada önde gelen merkez bankalarının savaşın enflasyonist etkisi kadar yan etkisini de gözeterek faiz artırımına gitmeyeceğini düşünüyoruz. Enflasyonun yükselme eğiliminde olmasına rağmen faiz hadlerinin sabit bırakılması, reel faizin düşme eğiliminde olacağına işaret ediyor. Belki de silikon valisinin yapay zekâ hâyaliyle düşük reel faizleri birlikte ele alırsak, bu olgunun risk iştahını desteklemeye aday bile olduğunu söyleyebiliriz. Hele bir de Orta Doğu riskini önem sırasında biraz gerilere atabilirsek, bu eğilimi daha belirgin bir şekilde hissedeceğiz.

Bu bağlamda, ayın son iş günü, gümüşün ons fiyatı güzel bir atakla 77 dolar seviyelerine kadar yükselirken, teknik mânâda aşağıda 71 dolar seviyesinin çalışması bizleri mutlu etti. Ölçülü bir şekilde taşıdığımız uzun pozisyonlarımızı, 78 dolar seviyesinin üzerinde günlük kapanışla güçlendirmeyi düşünüyoruz (bakınız grafik). Altın ise daha sakin bir seyir izleyerek 4,615 dolar seviyelerine toparlanırken, altın gümüş rasyosunun seyri ise bizlere kısa bir süre sonra daha net bir fotoğraf sunacağını düşünüyoruz. Teknik çalışmamız, gümüşün değer kazanma ihtimalinin arttığını gösteriyor. Kripto cenahının amiral gemisi Bitcoin ise Nisan ayını %12 yükselişle tamamlaması ardından bu sabah 80 bin dolar seviyesinin üzerine yerleşerek son 3 ayın da zirvesine geldiğini not edelim.

Türkiye cephesinde ise TCMB’nin her hafta perşembe günü açıkladığı haftalık verilere göre, net yabancı para pozisyonu son iki iş gününde yaklaşık 1 milyar iyileşerek manşet rakamı da 28,5 milyar dolar seviyesine taşıdı. 24 Nisan ile sona eren haftada, yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatlarında yaklaşık 0,6 milyar dolar erime olurken, detaylarda uzun aradan sonra ilk kez kıymetli metal mevduatlarının azaldığını gördük. Kıymetli metal tarafında bir süredir fiyatların aşağıya yönelmesi, motivasyonu bir miktar da olsun bozulurken, kıymetli metallerin toplam döviz mevduatı içinde payı da yaklaşık %40 seviyesinden %37 seviyelerine doğru azalmış (bakınız grafik). Fiyat seviyesinin yukarıya yönelmesi durumunda, Türk insanın hızla yeniden alıma yöneleceğini düşünüyoruz. Yurt dışı yerleşikler cephesinde ise menkul kıymet pozisyonu, eurobond ihracının da etkisiyle (1,7 milyar dolar) net anlamda 2,2 milyar dolar iyileşmiş. Yabancının hisse senedi ve DİBS talebinin son üç haftadır kesintisiz bir şekilde devam ettiğini görüyoruz (bakınız grafik).

Son dört haftadır ateşkes sağlanmasına rağmen, bir türlü müzakerelerden sonuç çıkmaması piyasaların canını da sıkmıyor değil. Hafta sonu açıklamalarda bulunan Trump, İran ile olası bir anlaşmanın detaylarını beklediğini ancak Tahran’ın yanlış bir adım atması hâlinde askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini belirtti. Yeni gün başlangıcında ise, küresel piyasalar açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda tansiyonun yeniden yükseldiğini görüyoruz. ABD’nin bölgede mahsur kalan ticari gemilere askerî destek vererek geçişleri yeniden açma planı, jeopolitik riskleri artırırken enerji arzı üzerindeki baskıyı da derinleştiriyor. Taraflar arasında diplomasi kapısı tamamen kapanmasa da, mütemadiyen değişen haber akışı da piyasaların ruh hâlini etkiliyor.

Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim sürse de ABD’nin gemi geçişlerini açmaya yönelik adımı, piyasalarda kısmi bir rahatlama yarattığını görüyoruz. Asya piyasaları haftaya güçlü alımlarla başlarken, Japonya piyasalarının kapalı olduğu günde, Tayvan ve Güney Kore borsalarının teknoloji rallisini yakalama isteğiyle %4’den fazla yükselmesi dikkatimizden kaçmıyor. ABD borsalarının vadeli endekslerinde daha sakin ve hafif yükselişlerin olduğunu da not edelim. Enerji tarafında petrol fiyatları yüksek seviyelerini korumasına rağmen yeni bir sıçrama yapmaması ve Brent cinsi ham petrolün 108 dolar civarında dengelendiğini not edelim.

Japonya’nın 35 milyar dolar piyasa müdahâlesi ardından USDJPY paritesi 157 seviyelerinin diplerinde işlem görürken, hafta boyunca piyasaların odağında yoğun bilanço takvimi ve kritik makro verilerinin yer alacağını bir kez daha hatırlayalım. Advanced Micro Devices, Super Micro Computer, Palantir, Walt Disney ve McDonald’s gibi dev şirketlerin sonuçları yakından takip edilecektir. Yapay zekâ yatırımlarının 2026 yılında 751 milyar dolara ulaşması, teknoloji hisseleri için önemli bir tema olmaya devam ediyor.

Hafta sonu açıklanan İTO enflasyon rakamlarında giyim ve ayakkabı, haberleşme ve konut harcama grupları ön plana çıkarken, aylık enflasyon %3,64 artış kaydetti. Manşet rakam %36,83 seviyesine gelirken, bugün gözler enerji fiyatlarının gölgesinde TÜİK tarafından açıklanacak resmî enflasyon rakamlarında olacaktır. TÜFE artışının %3,2 olacağı, yıllık manşet rakamın %31 seviyesine geleceğini tahmin ediliyor. Asıl yükselişin ise Mayıs-Haziran aylarında olması bekleniyor. Borsa İstanbul ana endeksinin Nisan ayını %13 yükselişle tamamlarken, CDS risk primi bu sabah 245 baz puan seviyesinde salındığını görüyoruz. İki yıllık gösterge tahvilin bileşik faizinin %41,2 seviyesine yükselirken, USDTRY kuru ise yeni aya 45,20 seviyesinin kıyısından güne başlıyor.

Menkul Kıymet İstatistikleri

1777868957c456fcd2971ab0e82e84a3357958e050_1_1200.jpg

Kıymetli Metallerin Toplam Döviz Mevduatı içindeki payı

177786895739534abe929a00698bb50410eb08b8c9_2_1200.jpg
 
XAGUSD

1777868957cf1b66b26a8e26be6fbd4abec50c8e3d_3_1200.jpg
 
USDJPY müdahâle!

1777868957ac76ddf79fdc043f023831af5e681011_4_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

BORSA

Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor: Borçlanma araçlarında ikinci dalga

Kontrolmatik’te Mayıs ayında başlayan borç ödeme sorunu Eylül ayında yeni bir halkaya dönüştü. Şirketin 100 milyon TL nominal değerli finansman bonosunun anapara ve kupon ödemesi yapılamazken, aynı gün bir başka tahvilin kupon ödemesi de gerçekleştirilemedi. Böylece şirketin vadesinde yerine getiremediği borçlanma aracı yükümlülükleri 1 milyar TL’yi aştı. Asıl dikkat çekici tablo ise şirket bilançosundaki yüksek finansal borç, düşük nakit ve kısa vadeli yükümlülük baskısı.

Kontrolmatik Teknoloji Enerji ve Mühendislik A.Ş.’de borç ödeme krizi yeniden gündemde.

Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) 4 Eylül 2026 tarihli bildirimine göre şirket tarafından ihraç edilen TRFKNTR92611 ISIN kodlu 100 milyon TL nominal değerli finansman bonosunun itfa ve kupon ödemesi vadesinde gerçekleştirilemedi.

Aynı gün TRSKNTR32719 ISIN kodlu tahvilin kupon ödemesi de şirketin gerekli tutarı MKK sistemine aktarmaması nedeniyle yatırımcılara ödenemedi.

Bu gelişme tek başına değerlendirildiğinde bir tahvil ödeme problemi gibi görünebilir. Ancak Kontrolmatik’in son dört aylık ödeme takvimine bakıldığında çok daha önemli bir tablo ortaya çıkıyor.

Mayıs’ta başlayan süreç Eylül’de devam ediyor

Kontrolmatik’in borçlanma araçlarında ilk büyük ödeme sorunu 15 Mayıs 2026’da yaşandı.

Şirketin;

  • TRSKNTR52618 kodlu tahvilinin 250 milyon TL anaparası,
  • TRFKNTR52615 kodlu finansman bonosunun 200 milyon TL anaparası

ile bunlara ilişkin son kupon ödemeleri gerçekleştirilemedi.

İki aracın toplam anaparası 450 milyon TL, kuponlarla birlikte vadesinde yapılamayan ödeme ise yaklaşık 502,2 milyon TL oldu.

Daha önemlisi, şirket aynı gün banka kredilerinin yeniden yapılandırılması için Halkbank ve VakıfBank’a başvurduğunu KAP’a açıkladı.

Şirket, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun Geçici 32. maddesi kapsamındaki Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması çerçevesinde mevcut banka kredilerinin yeniden yapılandırılmasını istedi. Amaç; borçları yeni bir ödeme takvimine bağlamak, operasyonların devamlılığını sağlamak ve özellikle varlık satışları yoluyla mali yapıyı güçlendirmek olarak açıklandı.

Haziran: İki kupon daha ödenemedi

Sorun Mayıs ayıyla bitmedi.

5 Haziran 2026’da TRFKNTR92611 ve TRSKNTR32719 kodlu iki borçlanma aracının kupon ödemeleri de gerçekleştirilemedi. Her iki aracın nominal değeri 100’er milyon TL ve dönemsel kupon oranı yüzde 11,59 seviyesindeydi. İki kuponun toplam tutarı yaklaşık 23,18 milyon TL oldu.

Bu gelişmenin ardından söz konusu borçlanma araçları Borsa İstanbul Borçlanma Araçları Piyasası’nda Gözaltı Pazarı’na alındı.

Temmuz: 400 milyon TL’lik bono da ödenemedi

Bu kez 3 Temmuz 2026’da 400 milyon TL nominal değerli TRFKNTR72613 kodlu finansman bonosunun itfa ve kupon ödemeleri gerçekleştirilemedi.

Bononun dönemsel kupon oranı yüzde 15,32 idi. Yaklaşık 61,28 milyon TL kupon ile 400 milyon TL anapara dikkate alındığında vadesinde yapılamayan toplam ödeme yaklaşık 461,28 milyon TL seviyesine ulaştı.

Ve şimdi Eylül…

4 Eylül’de yeni 100 milyon TL’lik halka

4 Eylül’de vadesi gelen 100 milyon TL nominal değerli TRFKNTR92611 finansman bonosunun hem anaparası hem de kuponu ödenemedi.

Aynı gün TRSKNTR32719’un kuponu da ödenemedi.

Böylece Kontrolmatik’te: 15 Mayıs → 5 Haziran → 3 Temmuz → 4 Eylül olmak üzere dört ayrı kritik ödeme tarihinde aksama yaşandı.

Bugünkü iki kuponun tutarı ayrıca hesaplanmadan dahi, bu tarihlerde vadesinde gerçekleştirilemeyen anapara ve kupon ödemeleri 1,08 milyar TL’yi aşmış durumda.

Buradaki kritik nokta şu: Artık mesele tek bir tahvilin ödenememesi değil; şirketin borç servis kapasitesinin süreklilik gösteren biçimde zorlanmasıdır.

Borsa İstanbul neden Yakın İzleme Pazarı’na aldı?

Kontrolmatik açısından bir başka önemli gelişme de 18 Haziran 2026’da yaşandı. Borsa İstanbul, KONTR paylarını Yıldız Pazar’dan çıkararak Yakın İzleme Pazarı’na aldı.

Kararın dayanağı Kotasyon Yönergesi’nin 35/1-d maddesi oldu. Bu düzenleme, finansman sıkıntısını gösteren derecede vadesi geçmiş finansal, ticari, kamu veya personel borçlarının bulunması gibi durumlarda şirket paylarının Yakın İzleme Pazarı’na alınabilmesine imkân tanıyor.

Bu karar, piyasaya verilen önemli bir mesajdı: Kontrolmatik’teki ödeme problemi artık yalnızca şirket ile alacaklıları arasındaki özel bir finansman meselesi olarak görülmüyor; yatırımcıların korunmasını gerektirecek ölçüde piyasa düzenlemesi konusu haline gelmiş durumda.

Kredi notu da alarm veriyor

Mayıs ayındaki ödeme aksaklığının ardından Kontrolmatik’in uzun vadeli ulusal kurum kredi notu B- (tr)/Negatif’ten prD (tr)/Negatif’e indirildi. “prD” seviyesine geçiş, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme konusunda temerrüt/ödeme problemi yaşadığını gösteren çok daha ağır bir kredi risk sinyali.

Bu nedenle Eylül ayında yaşanan yeni ödeme aksaklığı, yatırımcı açısından Mayıs’taki gelişmeden bağımsız değerlendirilemez.

Kaynaklar: KAP, MKK, Borsa İstanbul ve Kontrolmatik finansal raporları ile güncel piyasa haberleri taranarak hazırlanmıştır

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem

İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi

Yayınlanma:

|

Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.

İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.

Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.

Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.

Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95

Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.

TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.

Bunun yanında;

  • Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
  • Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
  • Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
  • Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
  • Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
  • Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.

TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.

Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında

Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.

Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.

Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.

Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.

Örneğin:

Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.

Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.

5 milyar TL günlük limit önemli

Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.

300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.

Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.

TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.

İhracatçı açısından ne değişiyor?

Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.

Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:

1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.

2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.

3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.

Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.

“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?

Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.

Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.

Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.

TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.

Bankalar açısından da önemli

Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.

Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.

Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.

Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.

Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor

Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:

Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.

Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.

Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

Bankavitrini yorumu

Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.

Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”

Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.

Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.

Ticaret Bakanlığı · TCMB

Okumaya devam et

BORSA

Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Maliye’nin geçtiğimiz haftalarda gündeme gelen “sıcak para” düzenlemesi Resmî Gazete’de yayımlandı. Cumhurbaşkanı Kararı ile para piyasası fonlarından elde edilen kazançlarda, özellikle kurumsal yatırımcılar açısından yüzde 10 stopaj dönemi başladı. Ancak düzenleme bireysel yatırımcıları kapsamıyor.

Cumhurbaşkanı’nın 4 Eylül 2026 tarihli ve 11734 sayılı Kararı, 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Kararla, Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesi kapsamında uygulanan tevkifat oranlarında değişikliğe gidildi.

Kritik değişiklik: Para piyasası fonlarında yüzde 10 stopaj

Yeni düzenlemeyle;

  • Kurumlar Vergisi mükelleflerinin
  • Sermaye piyasası mevzuatına göre kurulmuş yatırım fonları ve yatırım ortaklıklarıyla benzer nitelikte olduğu Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen mükelleflerin,
  • Para piyasası fonu katılma paylarından
  • Ve unvanında “para piyasası” ibaresi bulunan serbest fonlardan

elde ettikleri kazançlara yüzde 10 stopaj uygulanacak.

Buna karşılık aynı kapsamdaki mükelleflerin, bu düzenleme kapsamındaki para piyasası fonları dışındaki söz konusu kazançlarında yüzde 0 stopaj uygulaması korunuyor.

Asıl hedef kurumsal ve yabancı sermaye

Düzenlemenin en dikkat çekici tarafı, bireysel yatırımcı ile kurumsal yatırımcı arasında ayrım yapılması.

Gerçek kişilerin para piyasası fonlarından elde ettiği kazançlara ilişkin mevcut stopaj uygulaması bu kararla değiştirilmiyor. Para piyasası fonlarında gerçek kişiler için halihazırda uygulanan oran yüzde 17,5 seviyesinde bulunuyor. Yeni yüzde 10’luk düzenleme ise ağırlıklı olarak kurumsal yatırımcıların para piyasası fonlarındaki getirilerini hedefliyor.

Bu yönüyle karar, “vatandaşın fon kazancına yeni vergi geldi” şeklinde okunmamalı.

Yerli şirket için vergi yükünden çok zamanlama değişiyor

Düzenlemenin yerli kurumlar açısından önemli bir teknik ayrıntısı bulunuyor.

Daha önce para piyasası fonu kazançlarında stopaj yapılmaması, bu kazançların vergiden tamamen istisna olduğu anlamına gelmiyordu. Kurumların elde ettiği kazanç kurum kazancına dahil ediliyor ve geçici vergi ile kurumlar vergisi hesabında dikkate alınıyordu.

Yeni yüzde 10’luk stopajın ise yerli kurumlar açısından geçici vergi ve nihai kurumlar vergisinden mahsup edilebilmesi, düzenlemenin etkisini daha çok verginin ödenme zamanlaması ve nakit akışı açısından önemli hale getiriyor. Bu ayrım daha önce kamuoyuna yansıyan düzenleme çalışmalarında da özellikle vurgulanmıştı.

Yabancı yatırımcı açısından daha kritik

Düzenlemenin finansal piyasalar açısından asıl önemli tarafı ise yabancı kurumsal yatırımcılar.

Yerli kurum açısından yüzde 10’luk kesinti mahsup mekanizması nedeniyle esas etki nakit akışı ve verginin zamanlaması üzerinde olurken, yabancı yatırımcı açısından yüzde 10 stopajın nihai vergileme niteliği taşıması söz konusu.

Bu nedenle kararın, Türkiye’ye kısa vadeli sermaye girişlerinde kullanılan para piyasası fonlarının cazibesini bir miktar azaltması beklenebilir.

Nitekim düzenleme hazırlıkları kamuoyuna ilk yansıdığında Maliye’nin hedefinin, para piyasası fonlarında yoğunlaşan kısa vadeli sermayeyi daha uzun vadeli ve üretken yatırımlara yönlendirmek olduğu aktarılmıştı.

Eski fonlar da tamamen kapsam dışında değil

Kararın en önemli ayrıntılarından biri de geçiş hükmü.

Düzenleme yalnızca karar tarihinden sonra alınacak fonları ilgilendirmiyor. Kararda, kararın yayımlandığı tarihten önce iktisap edilmiş para piyasası fonu katılma paylarının elden çıkarılması halinde, kararın yayımından elden çıkarma tarihine kadar geçen döneme isabet eden kazanç kısmına da yüzde 10 stopaj uygulanacağı açıkça belirtiliyor.

Yani sistem kabaca şöyle çalışacak: Fon daha önce alındı → eski döneme ait kazanç korunuyor → 5 Eylül 2026 sonrası döneme denk gelen kazanç → yüzde 10 stopaj kapsamına giriyor.

Bu ayrıntı özellikle yüksek tutarlı kurumsal fon portföyleri açısından önemli.

Maliye neden para piyasası fonlarına yöneldi?

Burada düzenlemenin yalnızca “vergi toplama” amacıyla açıklanması eksik kalır. Para piyasası fonları, yüksek faiz ortamında şirketler ve büyük yatırımcılar açısından likit, günlük nakde dönüşebilen ve görece düşük riskli bir park alanı haline geldi.

Dolayısıyla kısa vadeli sermaye; mevduat → para piyasası fonu → repo / DİBS / kısa vadeli sermaye piyasası araçları gibi kanallarda hareket edebiliyor.

Maliye’nin burada yaptığı hamle, kısa vadeli sermayenin vergi maliyetini artırarak yatırımcı davranışını değiştirmeyi hedefliyor.

Özellikle yabancı yatırımcı açısından artık hesap şu olacak: Fon getirisi – yüzde 10 stopaj = net getiri

Bu hesap, Türkiye’ye kısa vadeli giren yabancı sermayenin alternatif yatırım araçlarını yeniden değerlendirmesine neden olabilir.

Bankalar ve portföy yönetim şirketleri açısından ne anlama geliyor?

Düzenlemenin bir başka etkisi de fon tercihlerinde değişim yaratabilir.

Kurumsal yatırımcı açısından para piyasası fonlarının net getirisi düşerken, vergisel açıdan daha avantajlı olan diğer sermaye piyasası araçlarının göreceli cazibesi artabilir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde; Para piyasası fonları → tahvil/bono → hisse senedi → daha uzun vadeli yatırım araçları arasında portföy kaymaları görülebilir.

Ancak bunun boyutunu belirleyecek temel faktör sadece vergi olmayacak. Faiz seviyesi, TL’nin seyri, enflasyon beklentileri ve yabancı yatırımcının kur beklentisi de belirleyici olacak.

Bankavitrini.com analizi: “Sıcak paraya ince ayar”

Bu kararın bence en önemli mesajı yüzde 10’luk oran değil, sermayenin vadesine ilişkin verilen mesajdır.

Maliye, para piyasası fonlarında bekleyen kısa vadeli kurumsal sermayeye şunu söylüyor: “Türkiye’de kısa vadeli ve yüksek likiditeli yatırım yapabilirsin ancak bunun vergisel maliyeti artık sıfır değil” özellikle yabancı yatırımcı açısından bu oldukça önemli.

Çünkü yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi kadar hangi vadede geldiği de ekonomi yönetimi açısından kritik.

Kısa vadeli sermaye;

  • Merkez Bankası likiditesini rahatlatabilir,
  • TL varlıklara talep yaratabilir,
  • rezerv dinamiklerine katkı sağlayabilir.

Ancak aynı sermaye hızlı biçimde çıkışa da dönebilir.

Dolayısıyla düzenleme, “sermayeyi kovmak” değil, sermayenin vadesini ve kullanım alanını değiştirmek amacı taşıyan bir vergi ayarı olarak okunabilir.

Fakat bir risk de var

Vergi maliyetinin artırılması kısa vadeli sermayeyi otomatik olarak uzun vadeli yatırımlara dönüştürmez.

Eğer yatırımcı açısından tahvil, hisse senedi veya doğrudan yatırımın risk-getiri dengesi yeterince cazip değilse, yatırımcı sadece başka bir ürüne geçmek yerine Türkiye’den çıkmayı da tercih edebilir. Bu nedenle düzenlemenin başarısı, yalnızca toplanacak vergiyle değil; “Para piyasası fonundan çıkan paranın nereye gittiğiyle” ölçülecek.

Eğer para piyasası fonlarından çıkan kurumsal sermaye Borsa İstanbul’a, uzun vadeli tahvillere, şirket finansmanına ve doğrudan yatırımlara yönelirse düzenlemenin ekonomi politikası açısından hedefi gerçekleşmiş olacak.

Ancak para Türkiye dışına çıkarsa, düzenleme kısa vadeli sermayenin vadesini uzatmak yerine sermaye çıkışını hızlandırma riski taşıyabilir.

Dolayısıyla yüzde 10’luk stopaj, basit bir vergi değişikliği değil; Türkiye’nin kısa vadeli sermaye politikasında önemli bir yön değişikliğinin işareti.

11734 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı hakkında yayımlanan mevzuat metni

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.