Connect with us

Erol Taşdelen

Döviz borcu olmayan KOBİ neden kurdan zarar ediyor?

Yayınlanma:

|

Kur riski bilançoda değil, maliyetin içinde saklı olabilir

Türkiye ekonomisinde faaliyet gösteren binlerce küçük ve orta ölçekli işletme (KOBİ), döviz kredisi kullanmadığı için kendisini kur riskinden uzak sanıyor. Oysa günümüz üretim ve ticaret yapısında kur riski yalnızca döviz borcu taşıyan şirketlerin sorunu olmaktan çıkmış durumda.

Birçok işletme satışlarını Türk Lirası üzerinden gerçekleştiriyor, müşterilerinden TL tahsil ediyor ve fiyat listelerini TL bazında hazırlıyor. İlk bakışta dövizle doğrudan ilişkisi olmayan bu işletmelerin kur hareketlerinden etkilenmediği düşünülebilir. Ancak maliyet tarafına bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

Uzmanlara göre Türkiye’deki KOBİ’lerin önemli bir bölümü “gizli kur riski” taşıyor. Bu risk bilançoda görünmüyor ancak şirketlerin kârlılığını ve nakit akışını doğrudan etkiliyor.

Kur riski artık sadece döviz kredisi kullananların sorunu değil

Geçmiş yıllarda kur riski denildiğinde akla ilk olarak döviz kredileri geliyordu. Şirketlerin dolar veya euro cinsinden borçlanmaları nedeniyle kur yükseldiğinde finansal yükümlülükleri artıyordu.

Bugün ise tablo değişmiş durumda.

Birçok işletmenin:

  • Hammaddesi ithal girdilere bağlı,
  • Ara malları döviz fiyatlarından etkileniyor,
  • Makine ve yedek parçaları yurtdışından geliyor,
  • Enerji maliyetleri küresel fiyatlamalara göre belirleniyor,
  • Yazılım, teknoloji ve lisans giderleri döviz bazında hesaplanıyor,
  • Lojistik ve ambalaj maliyetleri kur geçişkenliğinden etkileniyor.

Dolayısıyla işletmenin kasasına TL girse bile maliyetlerinin önemli bir kısmı döviz hareketlerine bağlı hale geliyor.

Ekonomistler bu durumu “operasyonel kur riski” veya “dolaylı kur riski” olarak tanımlıyor.

En büyük sorun: Fiyat güncelleme hızı

Kur riski taşıyan işletmeler için en kritik konu kurun yükselmesi değil, maliyet artışını müşteriye ne kadar hızlı yansıtabildikleridir.

Özellikle rekabetin yoğun olduğu sektörlerde işletmeler maliyet artışlarını aynı hızla satış fiyatlarına aktaramıyor.

Çünkü:

  • Müşteri fiyat artışını kabul etmiyor,
  • Rakipler fiyat kırıyor,
  • Devam eden sözleşmeler fiyat değişikliğine izin vermiyor,
  • Kamu ihaleleri ve uzun vadeli projelerde fiyat sabit kalıyor,
  • Perakende zincirleri fiyat güncellemelerini geciktirebiliyor.

Bu nedenle kur yükseldiğinde maliyetler anında artarken satış gelirleri aynı hızda yükselmiyor.

Aradaki fark ise doğrudan kâr marjlarını eritiyor.

Vadeli satışlar kur riskini büyütüyor

KOBİ’lerin en önemli sorunlarından biri de vadeli satış sistemi.

Bugün yapılan satışın tahsilatı çoğu zaman:

  • 30 gün,
  • 60 gün,
  • 90 gün,
  • hatta bazı sektörlerde 120 gün sonra gerçekleşiyor.

Şirket satış yaptığı gün elde edeceği kârı hesaplıyor. Ancak tahsilat gününe kadar geçen sürede kur yükselirse maliyetler değişiyor.

Örneğin:

Bugün 1 milyon TL’lik satış yapan bir işletme, 60 gün sonra tahsilat alacaksa ve bu süreçte döviz kuru yüzde 15 yükselirse, yerine koyacağı stok veya hammadde maliyeti aynı oranda artabiliyor.

Sonuçta ciro korunurken kârlılık kaybolabiliyor.

Birçok KOBİ’nin son yıllarda yaşadığı finansal sıkışıklığın temel nedenlerinden biri de bu mekanizma olarak gösteriliyor.

Türkiye’de kur geçişkenliği neden yüksek?

Türkiye ekonomisinin üretim yapısı önemli ölçüde ithal girdilere dayanıyor.

Sanayi üretiminde kullanılan:

  • Kimyasallar,
  • Elektronik bileşenler,
  • Makine ekipmanları,
  • Enerji kaynakları,
  • Endüstriyel hammaddeler,

doğrudan veya dolaylı olarak dövizle fiyatlanıyor.

Bu nedenle dolar veya eurodaki her hareket belirli bir gecikmeyle maliyetlere yansıyor.

Merkez Bankası raporlarında da kur geçişkenliğinin özellikle üretici fiyatları üzerinde güçlü etkiler yarattığı sık sık vurgulanıyor.

Üretici fiyatlarındaki artış ise zamanla tüketici fiyatlarına ve genel enflasyona yansıyor.

KOBİ’ler bu riski nasıl yönetebilir?

Uzmanlara göre kur riskinin yönetimi yalnızca döviz pozisyonunu takip etmekten ibaret değil.

Şirketlerin şu sorulara cevap vermesi gerekiyor:

1. Maliyetlerimin ne kadarı dövize bağlı?

Birçok firma bu oranı bilmiyor.

Oysa maliyet kalemlerinin detaylı analizi yapıldığında dövize duyarlılık oranı ortaya çıkabiliyor.

2. Fiyat güncelleme sürem ne kadar?

Kur yükseldiğinde fiyat listesini kaç günde revize edebiliyorum?

Bir hafta mı?
Bir ay mı?
Üç ay mı?

Bu süre ne kadar uzunsa risk o kadar büyüyor.

3. Ortalama tahsilat vadeleri nedir?

Vade uzadıkça kur hareketlerinin etkisi artıyor.

Bu nedenle tahsilat sürelerinin kısaltılması önemli bir koruma mekanizması haline geliyor.

4. Tedarikçilerle yapılan anlaşmalar nasıl?

Uzun vadeli fiyat sabitleme anlaşmaları veya alternatif tedarikçi ağları kur riski etkisini azaltabiliyor.

5. Finansal koruma araçları kullanılıyor mu?

Forward işlemleri, opsiyonlar, doğal hedge yöntemleri, döviz bazlı fiyatlama mekanizmaları gibi araçlar profesyonel risk yönetiminin temel unsurları arasında yer alıyor.

Asıl tehlike görünmeyen riskler

KOBİ’lerin önemli bir kısmı bilançosunda döviz kredisi olmadığı için kendisini güvende hissediyor.

Ancak günümüz ekonomisinde kur riski çoğu zaman finansal tablolarda görünmüyor.

Risk;

  • Hammaddede,
  • Stok maliyetinde,
  • Tedarik zincirinde,
  • Vadeli satışlarda,
  • Yenileme maliyetlerinde,
  • Kâr marjlarında gizleniyor.

Bu nedenle kur riski analiz edilirken yalnızca döviz borçlarına bakmak yeterli olmuyor.

İşletmenin gelirlerinin hangi para biriminde olduğu kadar maliyetlerinin hangi para birimine bağlı olduğu da önem taşıyor.

Sonuç

Türkiye’de birçok KOBİ, farkında olmadan kur riski taşıyor. Çünkü kur riski artık yalnızca döviz kredisi kullanan şirketlerin problemi değil. Maliyeti dövize duyarlı, tahsilatı TL olan her işletme bu riskle karşı karşıya.

Finansal yönetimin yeni dönemdeki en önemli başlıklarından biri; sadece döviz borcunu izlemek değil, maliyetlerin kur hassasiyetini ölçebilmek, fiyatlama refleksini güçlendirmek ve nakit akışını kur şoklarına karşı dayanıklı hale getirebilmek olacak.

Çünkü bazen en büyük kur riski bilançoda değil, maliyetin içinde saklıdır.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist   www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Şirketiniz 25-16 ve 25-12 geriye düştüğünde ne yapıyor?

Yayınlanma:

|

Filenin Sultanları’nın İtalya karşısındaki finalini çocuklarınıza mutlaka izletin. Şirket çalışanlarınıza da izletin. Çünkü bu maçta onlarca iş kitabının anlatmaya çalıştığı liderlik, kriz yönetimi, takım ruhu, motivasyon, dayanıklılık ve vazgeçmeme kültürünü 122 dakikada canlı olarak gördük.

Ben olsam bu maçı bir kurumsal eğitim materyali olarak kullanırım.

Hatta yöneticilere tek bir soru sorarım: “Sizin şirketiniz 25-16 ve 25-12 geriye düştüğünde ne yapıyor?”

Çünkü şirketler iyi günlerde değil, 25-16 ve 25-12 geriye düştüklerinde gerçek karakterlerini gösterir.

Filenin Sultanları’nın Avrupa finalinde yaşadığı tam olarak buydu.

İlk set: 25-16 İtalya.

İkinci set: 22-25 Türkiye.

Üçüncü set: 25-12 İtalya.

Final oynuyorsunuz.

Rakibiniz dünyanın en güçlü takımlarından biri. İtalya sıralamada dünya birincisi.

Üçüncü sette 13 sayı fark yemişsiniz. Ve bir sonraki seti kaybederseniz Avrupa şampiyonluğu gidiyor. İşte tam burada normalde birçok takımın psikolojisi çöker.

Ama asıl hikâye burada başlıyor.

Vargas ağlıyor…

Belki de maçın en önemli görüntüsü buydu.

Melissa Vargas gibi dünyanın en önemli oyuncularından biri, üçüncü setin ardından yaşadığı hayal kırıklığıyla gözyaşlarına boğuluyor.

Düşünün:

Finaldesiniz.

Milyonlarca insan sizi izliyor.

En önemli oyuncunuz ağlıyor.

Takımın morali yerde.

Rakip özgüvenli.

Skor kötü.

İşte şirketlerde de kriz tam olarak böyle gelir.

Bir anda satışlar düşer.

Nakit akışı bozulur.

Banka limitleri daralır.

Maliyetler yükselir.

En iyi çalışanınız istifa eder.

Rakip agresifleşir.

Yönetim baskı altına girer.

Ve birileri çıkar: “Bu şirket artık toparlanamaz” der.

Peki Filenin Sultanları ne yaptı?

Vargas’ı suçlamadı.

Takım arkadaşını yalnız bırakmadı.

Krizi büyütmedi.

Birbirlerine sahip çıktılar.

Ve yeniden sahaya çıktılar.

Bence bu maçın iş dünyasına verdiği en büyük derslerden biri budur.

İyi takım, kötü günde belli olur

İyi günde herkes takım olabilir.

Satışlar yükselirken herkes mutludur.

Kâr açıklanırken herkes yöneticidir.

Primler dağıtılırken herkes şirketini sever.

Asıl mesele şudur: İşler kötü gittiğinde ne yapıyorsunuz?

Bir çalışan hata yaptığında onu herkesin önünde küçük düşürüyor musunuz?

Yoksa hatasını düzeltmesi için yanında mı duruyorsunuz?

Bir departman hedefini tutturamadığında suçlu mu arıyorsunuz?

Yoksa çözüm mü arıyorsunuz?

Bir yönetici psikolojik olarak çöktüğünde onu yalnız mı bırakıyorsunuz?

Yoksa: “Buradayız, beraber toparlayacağız” mı diyorsunuz?

Filenin Sultanları’nın üçüncü setten sonraki görüntüsü, bunun cevabını veriyor.

25-12’den sonra ne yaptılar?

Dördüncü set başlıyor. Türkiye o çöküşten öyle bir çıkıyor ki seyirci inançlı ve rakip şaşkın. Uzatma setine hızlı ek enerji ile başlandı.

Türkiye: 1-5 önde.

Sonra: 3-10 önde.

Takımın psikolojisinde şu düşünce oluştu: “Bugün olacak.”

Türkiye’nin düşüncesi dönüştü: “Daha maç bitmedi.”

Ve oyun değişiyor.

İtalya’nın rahatlığı bozuluyor.

Türkiye’nin özgüveni yükseliyor.

Seyircinin enerjisi sahaya yansıyor.

Türkiye dördüncü seti: 21-25 kazanıyor.

Bir anda maç yeniden başlıyor.

İşte şirket yönetiminde buna kriz dönüşü denir.

Geçmişteki skoru değiştiremezsiniz.

25-12 artık 25-12’dir.

Ama: Bir sonraki sayıyı kazanabilirsiniz.

Şirketlerde de aynı.

Geçmişte yaptığınız hatayı silemezsiniz.

Ama bir sonraki kararı doğru verebilirsiniz.

Beşinci set: İşte karakter burada ortaya çıkıyor

Final seti başlıyor.

Skor: 4-4.

Artık hata yapmanın maliyeti çok yüksek.

Türkiye disiplinini kaybetmiyor. 5-9 öne geçiyor.

Sonra: 7-12.

İtalya’nın direnci kırılmaya başlıyor.

Ve son: 10-15.

Maç bitiyor.

Türkiye Avrupa Şampiyonu!

İşte burada çok önemli bir yönetim dersi var: Krizden çıkmak yetmez. Krizden çıktıktan sonra disiplininizi korumanız gerekir.

Çünkü şirketler çoğu zaman krizde değil, krizden çıktıklarını zannettikleri anda hata yapar.

“En iyi çalışanım kurtarsın” anlayışı şirketleri kurtarmaz

Vargas olağanüstü bir oyuncu.

Ama Vargas tek başına şampiyon olmadı.

Takım oldu.

Herkes üzerine düşeni yaptı.

Birisi hücum etti.

Birisi blok yaptı.

Birisi savunma yaptı.

Birisi topu çıkardı.

Birisi moral verdi.

Birisi kenardan destek oldu.

İşte şirket de böyle çalışır.

CEO tek başına şirketi kurtaramaz.

Genel müdür tek başına şirketi büyütemez.

Finans direktörü tek başına nakit akışını düzeltemez.

Satış ekibi tek başına kâr yaratamaz.

Operasyon tek başına müşteri memnuniyeti sağlayamaz.

Şampiyonluğu yıldızlar değil, takım kazanır.

Kurumsal şirketlerin en büyük problemi: Krizde birbirini suçlamak

Türkiye’de şirketler kriz dönemlerinde bazen çok yanlış bir refleks gösteriyor:

Suçlu aramak.

Satış suçlanır.

Finans suçlanır.

Muhasebe suçlanır.

Banka suçlanır.

Ekonomi suçlanır.

Müşteri suçlanır.

Rakip suçlanır.

Çalışan suçlanır.

Herkes suçludur ama kimse çözüm üretmez.

Oysa kriz masasında sorulması gereken soru: “Kim suçlu?” değil.

“Bir sonraki sayıyı nasıl alacağız?” olmalı.

Filenin Sultanları bunu yaptı.

25-12’yi tartışmadılar.

25-21’i aldılar.

Sonra beşinci seti kazandılar.

Ve kupayı kaldırdılar.

Çocuklara bu maçı izletin

Çünkü çocuklara hayatı anlatırken sadece: “Başarılı ol” demek yetmez.

Onlara başarısızlıkla ne yapacaklarını da öğretmek gerekir.

Bu maç çocuğa şunu öğretiyor:

Kaybedebilirsin.

Üzülebilirsin.

Ağlayabilirsin.

Korkabilirsin.

Moralin bozulabilir.

Ama…

Bırakmak zorunda değilsin.

İnsan hayatında bundan daha önemli kaç ders vardır?

Şirketler çalışanlarına da izletmeli

Ben özellikle kurumsal şirketlerin bu tür maçları eğitimlerde kullanması gerektiğini düşünüyorum.

Maçı izlettikten sonra çalışanlara şu sorular sorulabilir:

1. Bizim şirketimiz 25-12 geriye düşse ne yapar?

2. Krizde ilk refleksimiz suçlamak mı, çözüm üretmek mi?

3. Takım arkadaşımız çöktüğünde yanında oluyor muyuz?

4. Yöneticilerimiz kötü haber geldiğinde paniğe mi kapılıyor?

5. Çalışanlarımız şirketin hedefini kendi hedefi gibi görüyor mu?

6. Rakip öne geçtiğinde mücadele gücümüz azalıyor mu?

7. Son ana kadar disiplinimizi koruyabiliyor muyuz?

Bu soruların cevapları, şirketinizin gerçek kültürünü ortaya çıkarır.

10 iş kitabı okuyacağınıza bazen bir maç izleyin

Kişisel gelişim sektöründe milyarlarca liralık kitap, seminer ve eğitim satılıyor.

“Liderlik.”

“Takım çalışması.”

“Motivasyon.”

“Başarı.”

“Mindset.”

“Resilience.”

“Change management.”

Hepsini okuyabilirsiniz.

Ama bazen iyi bir final maçı, bunların tamamını bir arada gösterebilir.

Çünkü kitap size teoriyi anlatır.

Bu maç ise: Teorinin sahadaki uygulamasını gösterdi.

Vargas’ın gözyaşı duygusal dayanıklılığı gösterdi.

Takım arkadaşlarının desteği takım ruhunu gösterdi.

25-12 sonrası geri dönüş kriz yönetimini gösterdi.

  1. setteki mücadele stratejik dönüşü gösterdi.
  2. setteki disiplin liderliği ve odaklanmayı gösterdi.

10-15’teki son sayı ise: Vazgeçmemenin sonucunu gösterdi.

İş dünyasında da maç 25-12’de bitmez

Bence bu finalden çıkarılacak en önemli cümle şu: “Skor kötü olabilir ama maç bitmediyse hikâye bitmemiştir.”

Bir şirketin bilançosu kötü olabilir.

Borcu fazla olabilir.

Kredileri pahalı olabilir.

Nakit akışı bozulmuş olabilir.

Satışları düşmüş olabilir.

Rakibi pazar payını almış olabilir.

Ama bunların hiçbiri tek başına: “Bitti” demek değildir.

Çünkü şirketlerde de son düdük çalmadan sonuç belli olmaz.

Önemli olan 25-12’den sonra ne yaptığınızdır.

Avrupa’nın zirvesinden Los Angeles’a

Filenin Sultanları bu olağanüstü mücadeleyi Avrupa şampiyonluğuyla tamamladı.

Türkiye üst üste ikinci kez Avrupa’nın zirvesine çıktı.

Üstelik finalde karşısındaki rakip sıradan bir takım değildi.

Dünya voleybolunun en güçlü ekiplerinden İtalya’ydı.

Bu şampiyonlukla birlikte Türkiye, Los Angeles 2028 Olimpiyatları’na katılma hakkını elde eden ilk takım olmanın da gururunu yaşadı.

Ama benim için kupadan daha önemli olan başka bir şey var.

Bu takım bize “yeniden ayağa kalkmayı” gösterdi.

İş dünyasının da buna çok ihtiyacı var.

Son söz

Çocuklarınıza bu maçı izletin.

Gençlere izletin.

Çalışanlarınıza izletin.

Yöneticilerinize izletin.

Ve özellikle kriz yaşayan şirket sahiplerine izletin.

Sonra şu soruyu sorun: “Biz 25-12 geriye düştüğümüzde ne yapıyoruz?”

Eğer cevabınız: “Dağılıyoruz” ise şirket kültürünüzü yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir.

Eğer cevabınız: “Suçlu arıyoruz” ise daha büyük bir probleminiz vardır.

Ama cevabınız: “Birbirimize sahip çıkar, oyunu yeniden kurar ve bir sonraki sayıya odaklanırız”

ise…

O şirketin hâlâ şansı vardır.

Çünkü bazen Avrupa Şampiyonluğu ile iflas arasındaki fark; 25-12’den sonra ne yaptığınızdır.

Filenin Sultanları’na helal olsun.

Bize sadece bir kupa değil, krizden çıkmanın canlı dersini verdiler.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist 

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Konkordato alırım, bankalara faizi sildiririm diyenlere dikkat!

Yayınlanma:

|

“Konkordato ilan ederiz, bankalara faizi sildiririz. Ana parayı da 2 yıl ödemesiz, 7 yıl vadede öderiz…”

Son dönemde finansal sıkıntıya giren bazı şirket sahiplerine bu tür “formüller” pazarlayan, danışman görüntüsündeki kişilere dikkat etmek gerekiyor.

Çünkü bu söylem kulağa kolay bir kurtuluş reçetesi gibi gelse de, yanlış yönlendirme şirketi kurtarmak yerine iflasa sürükleyebilir.

Konkordato, bankalara karşı pazarlık masasına oturup “faizi silelim, ana parayı uzun vadeye yayalım” denilecek basit bir mekanizma değildir.

Banka neden faizi silsin?

Öncelikle şu gerçekle yüzleşmek gerekiyor: Banka para işini bilir.

Bir şirketin borcunun ne kadarının gerçekten sürdürülebilir olduğunu, nakit akışının ne söylediğini, teminatların değerini, şirketin faaliyet kârlılığını ve borç ödeme kapasitesini profesyonel ekipleriyle analiz eder.

Dolayısıyla bir danışmanın; “Konkordato al, bankalar faizi zaten siler” şeklindeki yaklaşımı son derece tehlikelidir.

Banka açısından konu yalnızca “faiz” değildir.

Bankanın karşısında; anapara riski, tahsilat süresi, teminat kalitesi, şirketin faaliyetlerinin devam edip edemeyeceği, ortakların şirkete koyacağı kaynak, nakit akışı, diğer alacaklıların durumu, şirketin gerçek borç ödeme kapasitesi gibi çok sayıda değişken vardır.

“2 yıl ödemesiz, 7 yıl vade” her şirket için kurtuluş değildir

Bir başka tehlikeli söylem ise şu: “2 yıl hiç ödeme yapma, sonra 7 yılda ödersin”.

Peki şirket iki yıl sonra gerçekten ödeme yapabilecek mi?

Bugün para kazanamayan, faaliyetlerinden yeterli nakit üretemeyen bir şirketin borcunu yalnızca ileri bir tarihe taşımak, problemi çözmez.

Sadece problemin tarihini erteler. Hatta borç yeniden yapılandırılırken faiz, masraf, komisyon, teminat ve diğer maliyetler dikkate alındığında şirketin toplam yükü daha da farklı bir noktaya gelebilir.

Bu nedenle asıl soru: “Borcu kaç yıl vadeye yayarım?” değil, “Bu şirket hangi nakit akışıyla bu borcu gerçekten ödeyebilir?” olmalıdır.

Konkordato şirketi otomatik olarak kurtarmaz

Konkordato bir “borç silme programı” değildir.

Amaç, şartları oluştuğunda borçlunun mali durumunun düzeltilmesine ve alacaklıların da mümkün olduğunca tatmin edilmesine imkân sağlayan hukuki bir süreçtir. Burada şirketin gerçek faaliyet gücü kritik önemdedir. Şirket; “Konkordato ilan ederim, bankalar bekler” mantığıyla hareket ederse ciddi bir yanılgıya düşebilir. Çünkü konkordato sürecine girmekle şirketin ekonomik gerçekleri ortadan kalkmaz.

Satış yoksa satış yaratmak, kârlılık yoksa kârlılık yaratmak, yüksek maliyet varsa maliyeti düşürmek, yanlış yatırımlar varsa bunları düzeltmek gerekir.

En büyük hata: Bankayı düşman görmek

Finansal sıkıntıya giren bazı şirketlerde en büyük hatalardan biri bankayı “karşı taraf” olarak görmektir. Oysa banka açısından da en iyi senaryo, kredinin tahsil edilmesidir.

Şirket gerçekten yaşayabilecek durumdaysa banka ile masaya oturup gerçekçi bir yeniden yapılandırma yapılması çoğu zaman daha sağlıklı olabilir. Ancak bunun için şirketin masaya; gerçek bilanço, gerçek nakit akışı, gerçek borç tablosu, gerçek teminat yapısı, gerçek faaliyet kârlılığı, uygulanabilir iş planı ile gelmesi gerekir.

Sadece “Konkordato ilan ederiz” demek plan değildir.

Danışman seçerken çok dikkat!

Şirket sahipleri özellikle bu dönemde “borcunuzu sildiririz”, “bankaları masaya oturturuz”, “faizi tamamen sildiririz”, “7-8 yıl vade alırız” gibi kesin vaatlerde bulunan kişilere karşı dikkatli olmalı. Çünkü şirketin kaderini, sosyal medyada anlatılan birkaç başarı hikâyesine göre belirlemek son derece risklidir.

Konkordato kararı bir sloganla değil, finansal analizle verilmelidir.

Şirketin önce şu soruya cevap vermesi gerekir: “Konkordato sonrası bu şirket gerçekten yaşayabilecek mi?”

Cevap hayırsa, konkordato yalnızca iflası geciktirebilir. Cevap evetse, o zaman hukuki süreç, finansal yeniden yapılandırma ve bankalarla müzakere birlikte değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak: Konkordato bir “borçtan kurtulma kampanyası” değildir. Bankaya; “Faizi sil, 2 yıl bekle, sonra 7 yılda ana parayı ödeyeyim” demek de tek başına finansal çözüm değildir.

Şirket sahipleri, kendilerine kolay ve kesin sonuçlar vaat eden “danışman görünümlü çakallara” değil, şirketin gerçek finansal durumunu ortaya koyabilecek yetkin finans, hukuk ve yeniden yapılandırma uzmanlarına güvenmeli.

Çünkü bankalar para işini gerçekten bilir.

Asıl mesele bankayı kandırmak değil, şirketi yeniden para kazanabilir hale getirmektir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem

İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi

Yayınlanma:

|

Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.

İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.

Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.

Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.

Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95

Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.

TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.

Bunun yanında;

  • Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
  • Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
  • Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
  • Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
  • Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
  • Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.

TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.

Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında

Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.

Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.

Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.

Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.

Örneğin:

Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.

Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.

5 milyar TL günlük limit önemli

Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.

300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.

Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.

TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.

İhracatçı açısından ne değişiyor?

Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.

Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:

1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.

2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.

3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.

Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.

“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?

Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.

Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.

Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.

TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.

Bankalar açısından da önemli

Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.

Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.

Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.

Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.

Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor

Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:

Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.

Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.

Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

Bankavitrini yorumu

Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.

Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”

Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.

Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.

Ticaret Bakanlığı · TCMB

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.