Connect with us

Erol Taşdelen

Döviz borcu olmayan KOBİ neden kurdan zarar ediyor?

Yayınlanma:

|

Kur riski bilançoda değil, maliyetin içinde saklı olabilir

Türkiye ekonomisinde faaliyet gösteren binlerce küçük ve orta ölçekli işletme (KOBİ), döviz kredisi kullanmadığı için kendisini kur riskinden uzak sanıyor. Oysa günümüz üretim ve ticaret yapısında kur riski yalnızca döviz borcu taşıyan şirketlerin sorunu olmaktan çıkmış durumda.

Birçok işletme satışlarını Türk Lirası üzerinden gerçekleştiriyor, müşterilerinden TL tahsil ediyor ve fiyat listelerini TL bazında hazırlıyor. İlk bakışta dövizle doğrudan ilişkisi olmayan bu işletmelerin kur hareketlerinden etkilenmediği düşünülebilir. Ancak maliyet tarafına bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

Uzmanlara göre Türkiye’deki KOBİ’lerin önemli bir bölümü “gizli kur riski” taşıyor. Bu risk bilançoda görünmüyor ancak şirketlerin kârlılığını ve nakit akışını doğrudan etkiliyor.

Kur riski artık sadece döviz kredisi kullananların sorunu değil

Geçmiş yıllarda kur riski denildiğinde akla ilk olarak döviz kredileri geliyordu. Şirketlerin dolar veya euro cinsinden borçlanmaları nedeniyle kur yükseldiğinde finansal yükümlülükleri artıyordu.

Bugün ise tablo değişmiş durumda.

Birçok işletmenin:

  • Hammaddesi ithal girdilere bağlı,
  • Ara malları döviz fiyatlarından etkileniyor,
  • Makine ve yedek parçaları yurtdışından geliyor,
  • Enerji maliyetleri küresel fiyatlamalara göre belirleniyor,
  • Yazılım, teknoloji ve lisans giderleri döviz bazında hesaplanıyor,
  • Lojistik ve ambalaj maliyetleri kur geçişkenliğinden etkileniyor.

Dolayısıyla işletmenin kasasına TL girse bile maliyetlerinin önemli bir kısmı döviz hareketlerine bağlı hale geliyor.

Ekonomistler bu durumu “operasyonel kur riski” veya “dolaylı kur riski” olarak tanımlıyor.

En büyük sorun: Fiyat güncelleme hızı

Kur riski taşıyan işletmeler için en kritik konu kurun yükselmesi değil, maliyet artışını müşteriye ne kadar hızlı yansıtabildikleridir.

Özellikle rekabetin yoğun olduğu sektörlerde işletmeler maliyet artışlarını aynı hızla satış fiyatlarına aktaramıyor.

Çünkü:

  • Müşteri fiyat artışını kabul etmiyor,
  • Rakipler fiyat kırıyor,
  • Devam eden sözleşmeler fiyat değişikliğine izin vermiyor,
  • Kamu ihaleleri ve uzun vadeli projelerde fiyat sabit kalıyor,
  • Perakende zincirleri fiyat güncellemelerini geciktirebiliyor.

Bu nedenle kur yükseldiğinde maliyetler anında artarken satış gelirleri aynı hızda yükselmiyor.

Aradaki fark ise doğrudan kâr marjlarını eritiyor.

Vadeli satışlar kur riskini büyütüyor

KOBİ’lerin en önemli sorunlarından biri de vadeli satış sistemi.

Bugün yapılan satışın tahsilatı çoğu zaman:

  • 30 gün,
  • 60 gün,
  • 90 gün,
  • hatta bazı sektörlerde 120 gün sonra gerçekleşiyor.

Şirket satış yaptığı gün elde edeceği kârı hesaplıyor. Ancak tahsilat gününe kadar geçen sürede kur yükselirse maliyetler değişiyor.

Örneğin:

Bugün 1 milyon TL’lik satış yapan bir işletme, 60 gün sonra tahsilat alacaksa ve bu süreçte döviz kuru yüzde 15 yükselirse, yerine koyacağı stok veya hammadde maliyeti aynı oranda artabiliyor.

Sonuçta ciro korunurken kârlılık kaybolabiliyor.

Birçok KOBİ’nin son yıllarda yaşadığı finansal sıkışıklığın temel nedenlerinden biri de bu mekanizma olarak gösteriliyor.

Türkiye’de kur geçişkenliği neden yüksek?

Türkiye ekonomisinin üretim yapısı önemli ölçüde ithal girdilere dayanıyor.

Sanayi üretiminde kullanılan:

  • Kimyasallar,
  • Elektronik bileşenler,
  • Makine ekipmanları,
  • Enerji kaynakları,
  • Endüstriyel hammaddeler,

doğrudan veya dolaylı olarak dövizle fiyatlanıyor.

Bu nedenle dolar veya eurodaki her hareket belirli bir gecikmeyle maliyetlere yansıyor.

Merkez Bankası raporlarında da kur geçişkenliğinin özellikle üretici fiyatları üzerinde güçlü etkiler yarattığı sık sık vurgulanıyor.

Üretici fiyatlarındaki artış ise zamanla tüketici fiyatlarına ve genel enflasyona yansıyor.

KOBİ’ler bu riski nasıl yönetebilir?

Uzmanlara göre kur riskinin yönetimi yalnızca döviz pozisyonunu takip etmekten ibaret değil.

Şirketlerin şu sorulara cevap vermesi gerekiyor:

1. Maliyetlerimin ne kadarı dövize bağlı?

Birçok firma bu oranı bilmiyor.

Oysa maliyet kalemlerinin detaylı analizi yapıldığında dövize duyarlılık oranı ortaya çıkabiliyor.

2. Fiyat güncelleme sürem ne kadar?

Kur yükseldiğinde fiyat listesini kaç günde revize edebiliyorum?

Bir hafta mı?
Bir ay mı?
Üç ay mı?

Bu süre ne kadar uzunsa risk o kadar büyüyor.

3. Ortalama tahsilat vadeleri nedir?

Vade uzadıkça kur hareketlerinin etkisi artıyor.

Bu nedenle tahsilat sürelerinin kısaltılması önemli bir koruma mekanizması haline geliyor.

4. Tedarikçilerle yapılan anlaşmalar nasıl?

Uzun vadeli fiyat sabitleme anlaşmaları veya alternatif tedarikçi ağları kur riski etkisini azaltabiliyor.

5. Finansal koruma araçları kullanılıyor mu?

Forward işlemleri, opsiyonlar, doğal hedge yöntemleri, döviz bazlı fiyatlama mekanizmaları gibi araçlar profesyonel risk yönetiminin temel unsurları arasında yer alıyor.

Asıl tehlike görünmeyen riskler

KOBİ’lerin önemli bir kısmı bilançosunda döviz kredisi olmadığı için kendisini güvende hissediyor.

Ancak günümüz ekonomisinde kur riski çoğu zaman finansal tablolarda görünmüyor.

Risk;

  • Hammaddede,
  • Stok maliyetinde,
  • Tedarik zincirinde,
  • Vadeli satışlarda,
  • Yenileme maliyetlerinde,
  • Kâr marjlarında gizleniyor.

Bu nedenle kur riski analiz edilirken yalnızca döviz borçlarına bakmak yeterli olmuyor.

İşletmenin gelirlerinin hangi para biriminde olduğu kadar maliyetlerinin hangi para birimine bağlı olduğu da önem taşıyor.

Sonuç

Türkiye’de birçok KOBİ, farkında olmadan kur riski taşıyor. Çünkü kur riski artık yalnızca döviz kredisi kullanan şirketlerin problemi değil. Maliyeti dövize duyarlı, tahsilatı TL olan her işletme bu riskle karşı karşıya.

Finansal yönetimin yeni dönemdeki en önemli başlıklarından biri; sadece döviz borcunu izlemek değil, maliyetlerin kur hassasiyetini ölçebilmek, fiyatlama refleksini güçlendirmek ve nakit akışını kur şoklarına karşı dayanıklı hale getirebilmek olacak.

Çünkü bazen en büyük kur riski bilançoda değil, maliyetin içinde saklıdır.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist   www.bankavitrini.com

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BORSA

Borsada yeni oyun: Hisse sulandırmasının anatomisi

Yayınlanma:

|

Borsada hisse sulandırılması nedir?

Borsada “hisse sulandırılması” (dilution), mevcut ortakların sahip olduğu pay oranının veya hisse başına düşen ekonomik değerin yeni pay ihraçları ya da benzeri işlemler nedeniyle azalması anlamına gelir.

Basit örnek:

  • Şirketin 100 milyon adet hissesi var.
  • Siz 1 milyon lot ile şirketin %1’ine sahipsiniz.
  • Şirket 100 milyon yeni hisse çıkarırsa toplam pay sayısı 200 milyona çıkar.
  • Siz hala 1 milyon lota sahipsiniz ama artık şirketin %0,5’ine sahip olursunuz.

Bu durum “sulandırma” olarak adlandırılır.

Hangi işlemler sulandırmaya neden olur?

1. Bedelli sermaye artırımı

En yaygın yöntemdir.

Şirket yeni hisse çıkarır ve ortaklardan para toplar.

Örnek:

  • Sermaye 1 milyar TL
  • Bedelli sonrası 2 milyar TL

Katılmayan yatırımcının ortaklık oranı düşer.

Avantajı

Şirkete yeni nakit girer.

Riski

Toplanan para verimli kullanılmazsa yatırımcı zarar eder.

2. Tahsisli sermaye artırımı

Yeni hisseler belirli kişi veya kurumlara verilir.

Örneğin:

  • Patrona
  • Yatırım fonuna
  • Stratejik ortağa

Küçük yatırımcıya teklif edilmez.

Bu nedenle en çok tartışılan sulandırma yöntemlerinden biridir.

3. Borcun hisseye dönüştürülmesi

Şirket borcunu ödeyemiyorsa alacaklıya hisse verir.

Örnek:

  • Bankaya 5 milyar TL borç
  • Borç yerine yeni hisse çıkarılır

Toplam pay sayısı artar.

Mevcut ortakların oranı azalır.

4. Çalışan hisse opsiyon programları

Özellikle teknoloji şirketlerinde görülür.

Yönetici ve çalışanlara ileride hisse alma hakkı verilir.

Kullanıldığında yeni hisse oluşur.

5. PDT ve benzeri yapıların dönüşümü

Türkiye’de son dönemde tartışılan bazı finansman modellerinde:

  • Ödünç verilen hisseler
  • Teminat gösterilen hisseler
  • Dönüştürülebilir yapılar

Zaman içinde fiilen dolaşımdaki pay miktarını artırabilir.

Bu durum özellikle piyasa fiyatı üzerinde baskı oluşturabilir.

Şirketler neden sulandırma yapar?

Finansman ihtiyacı

En temel sebep budur.

Şirket:

  • Fabrika yatırımı
  • Enerji yatırımı
  • Yeni tesis
  • Borç kapatma
  • İşletme sermayesi

için kaynak arar.

Borç yükünü azaltmak

Faizler yükseldiğinde bazı şirketler:

  • Borcu hisseye çevirir
  • Sermaye artırımı yapar

ve bilançosunu rahatlatmaya çalışır.

Yeni ortak almak

Stratejik yatırımcı çekmek amacıyla da yapılabilir.

Hisse fiyatı nasıl etkilenir?

Tek bir cevabı yoktur.

Olumsuz senaryo

Şirket:

  • Sürekli para topluyorsa
  • Sürekli yeni hisse basıyorsa
  • Toplanan kaynak kayboluyorsa

yatırımcı güveni bozulur.

Hisse fiyatı düşebilir.

Olumlu senaryo

Şirket:

  • Topladığı para ile yatırım yapıyorsa
  • Karlılığı artırıyorsa
  • Borç yükünü azaltıyorsa

uzun vadede hisse değeri artabilir.

Küçük yatırımcı neden tepki gösterir?

Çünkü çoğu zaman şu soru sorulur: “Şirket mi büyüyor, yoksa sadece hisse sayısı mı artıyor?”

Eğer:

  • Kar aynı kalıyor
  • Hisse sayısı iki katına çıkıyor

o zaman hisse başına kâr (EPS) düşer.

Bu doğrudan sulandırma etkisidir.

SPK buna ne kadar izin verir?

Türkiye’de sermaye artırımları ve pay ihraçları Sermaye Piyasası Kurulu tarafından düzenlenir.

SPK’nın temel yaklaşımı:

  • Şirketin gerekçe göstermesi
  • İzahname yayımlaması
  • Yatırımcıyı bilgilendirmesi
  • Eşit işlem ilkesine uyulması

şeklindedir.

Yani SPK’nın görevi işlemin ekonomik olarak “iyi” olup olmadığını değil, mevzuata uygun olup olmadığını denetlemektir.

Yasal olması yatırımcının zarar görmesini meşru yapar mı?

Burada hukuk ile piyasa etiği birbirinden ayrılır.

Hukuken

İşlem:

  • SPK onaylıysa
  • Mevzuata uygunsa
  • Kamuyu aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmişse

genellikle yasaldır.

Ancak etik açıdan

Şu sorular önemlidir:

  • Toplanan para gerçekten şirket için mi kullanıldı?
  • Patronun finansman ihtiyacı mı karşılandı?
  • Küçük yatırımcı yeterince bilgilendirildi mi?
  • İşlemin ekonomik sonucu açıkça anlatıldı mı?
  • Yönetim yatırımcı beklentisiyle çelişen açıklamalar yaptı mı?

Bu noktada tartışmalar başlar.

Bir işlemin yasal olması her zaman yatırımcı açısından adil olduğu anlamına gelmez.

Küçük yatırımcı hangi göstergelere dikkat etmeli?

Kırmızı bayraklar

  • Sık sık bedelli sermaye artırımı
  • Sürekli yeni hisse ihracı
  • Artan borçluluk
  • Azalan kârlılık
  • Patron satışları
  • Düşen hisse başına kâr
  • Tahsisli sermaye artırımları
  • Belirsiz yatırım gerekçeleri

Sonuç

Sulandırma tek başına kötü bir şey değildir. Dünyanın en büyük şirketleri bile zaman zaman sermaye artırımı yapar. Asıl soru şudur: Çıkarılan yeni hisseler şirketin değerini artıracak bir yatırıma mı dönüşüyor, yoksa mevcut ortakların payı azaltılarak yeni bir finansman yükü mü küçük yatırımcının üzerine bırakılıyor?

Küçük yatırımcı açısından kritik olan, hisse sayısının artması değil; şirket değerinin ve hisse başına yaratılan ekonomik değerin aynı hızda artıp artmadığıdır. Eğer şirket değeri büyümeden pay sayısı büyüyorsa, sulandırma yatırımcı için servet transferine dönüşebilir. Bu nedenle özellikle Borsa İstanbul’da son yıllarda tartışılan birçok olayda, hukuki uygunluk kadar “yatırımcının ekonomik olarak korunup korunmadığı” sorusu da gündeme gelmektedir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Şirketler neden yanlış stok yapıyor?

Talep tahmininde yeni dönem: Satış verisi artık tek başına yetmiyor… Faiz, kur, hava durumu: Talebi asıl belirleyen görünmeyen değişkenler… Geleceği tahmin eden şirketler nasıl kazanıyor? Veri analitiğinin yükselişi… Prophet, ARIMAX ve yapay zekâ: Talep tahmininde hangi model öne çıkıyor?

Yayınlanma:

|

Bankavitrini.com İçin Analiz Raporu

Talebi Tahmin Etmek Geçmişi Okumak Değil, Geleceği Anlamaktır

Şirketler uzun yıllar boyunca talep tahminlerini yalnızca geçmiş satış verilerine bakarak yapmaya çalıştı. Ancak günümüzün karmaşık ekonomik yapısında bu yaklaşım çoğu zaman yetersiz kalmaktadır.

Bir ürünün satışları artmış olabilir. Ancak bu artışın nedeni gerçekten talep artışı mıydı?

  • Bir kampanya mı yapıldı?
  • Rakip piyasadan çekildi mi?
  • Hava sıcaklıkları mı yükseldi?
  • Döviz kuru mu değişti?
  • Faiz oranları mı düştü?
  • Bayram veya tatil dönemi mi geldi?

İşte modern tahmin modelleri tam da bu noktada devreye giriyor.

Talep Tahmininde Kullanılan Modeller

1. Naive (Son Değer Modeli)

En basit yöntemdir: “Geçen ay 100 sattım, gelecek ay da 100 satarım.”

Avantajı:

  • Hızlı
  • Basit

Dezavantajı: Değişimleri yakalayamaz.

2. Hareketli Ortalama (Moving Average)

Geçmiş belirli dönemlerin ortalamasını alır.

Örneğin:

Ocak = 100

Şubat = 110

Mart = 90

Nisan Tahmini = (100+110+90)/3 = 100

Gürültüyü azaltır ancak ani değişimleri kaçırabilir.

3. Üstel Düzeltme (Exponential Smoothing)

Son verilere daha fazla ağırlık verir.

Perakende ve stok yönetiminde sık kullanılır.

4. Holt Modeli

Trend içeren serilerde kullanılır.

Örneğin:

  • Nüfus artışı
  • Elektrik tüketimi
  • İnternet kullanıcı sayısı

5. Holt-Winters

Trend ve mevsimselliği birlikte analiz eder.

Özellikle:

  • Turizm
  • Giyim
  • Tarım
  • Perakende

gibi sektörlerde oldukça başarılıdır.

6. ARIMA

Uzun yıllar boyunca finans dünyasının en çok kullanılan tahmin modeli olmuştur.

Kullanım alanları:

  • Döviz kuru
  • Faiz oranları
  • Hisse senedi hacimleri
  • Makroekonomik göstergeler

7. SARIMA

ARIMA’nın mevsimsel versiyonudur.

Örneğin: Her Kurban Bayramı öncesi kurbanlık satışlarının artması gibi düzenli tekrar eden döngüleri yakalar.

8. Prophet

Prophet: Meta tarafından geliştirilen Prophet modeli son yılların en popüler tahmin araçlarından biri haline geldi.

Prophet şu unsurları birlikte değerlendirir:

  • Trend
  • Mevsimsellik
  • Resmi tatiller
  • Özel günler
  • Kampanyalar

Örneğin:

Bir market zinciri için:

  • Ramazan
  • Kurban Bayramı
  • Black Friday
  • Okulların açılması

gibi olayların satışa etkisini analiz edebilir.

9. ARIMAX ve Regresyon Modelleri

Asıl oyun burada değişiyor.

Bu modeller dışsal değişkenleri sisteme dahil eder.

Örneğin klima satışı tahmin edilirken:

  • Hava sıcaklığı
  • Nem oranı
  • Elektrik fiyatı
  • Gelir seviyesi

aynı anda modele eklenebilir.

Bu nedenle birçok büyük şirket artık sadece satış verisine değil, çevresel verilere de bakmaktadır.

10. Yapay Zekâ Modelleri (XGBoost ve LSTM)

XGBoost ve Long Short-Term Memory karmaşık ilişkileri analiz edebilir.

Örneğin:

Bir otomobil satışını etkileyen;

  • Faiz oranı
  • Döviz kuru
  • Tüketici güven endeksi
  • Rakip kampanyaları
  • Sosyal medya trendleri

aynı anda işlenebilir.

Türkiye’de Sektörlere Göre En Kritik Dışsal Değişkenler

Bankacılık

En kritik değişkenler:

  1. TCMB politika faizi
  2. Enflasyon
  3. Kredi büyüme sınırları
  4. Döviz kuru
  5. Takipteki alacak oranları

Bir faiz kararı milyonlarca kredi talebini etkileyebilir.

Otomotiv

En kritik değişkenler:

  1. Taşıt kredisi faizleri
  2. ÖTV düzenlemeleri
  3. Döviz kuru
  4. Akaryakıt fiyatları

Türkiye’de otomobil talebinin en güçlü belirleyicisi çoğu zaman kredi faizidir.

Perakende

En kritik değişkenler:

  1. Asgari ücret
  2. Enflasyon
  3. Kampanyalar
  4. Bayramlar
  5. Okula dönüş sezonu

Turizm

En kritik değişkenler:

  1. Döviz kuru
  2. Jeopolitik riskler
  3. Savaşlar
  4. Hava durumu
  5. Ulaşım maliyetleri

Son yıllarda Orta Doğu’daki gelişmeler turizm rezervasyonlarını doğrudan etkileyebilmektedir.

Tarım

En kritik değişkenler:

  1. Yağış miktarı
  2. Sıcaklık
  3. Gübre fiyatları
  4. Enerji maliyetleri
  5. Döviz kuru

Tarım sektöründe hava durumu çoğu zaman tüm finansal göstergelerden daha güçlü etki yaratmaktadır.

Sanayi

En kritik değişkenler:

  1. Krediye erişim
  2. Enerji maliyetleri
  3. Kur seviyesi
  4. İşçilik maliyetleri
  5. İhracat siparişleri

Bugün Türkiye’de birçok sanayici için en önemli tahmin değişkeni satış değil, krediye erişimdir.

Büyük Hata: Sadece Geçmişe Bakmak

Birçok şirket halen şu yanlışı yapıyor: “Geçen yıl bu ay 1.000 adet sattık, bu yıl da 1.000 adet satarız.”

Oysa:

  • Yeni vergi gelmiş olabilir.
  • Faizler yükselmiş olabilir.
  • Rakip fiyat kırmış olabilir.
  • Kur şoku yaşanmış olabilir.
  • Savaş çıkmış olabilir.

Bu nedenle geçmiş veriler tek başına artık yeterli değildir.

Sonuç

Geleceği tahmin etmek için önce geçmişi değil, davranışı anlamak gerekir.

Başarılı tahmin yapan şirketler artık yalnızca satış rakamlarını değil;

  • Faizleri,
  • Döviz kurlarını,
  • Enflasyonu,
  • Hava durumunu,
  • Kampanyaları,
  • Sosyal eğilimleri,
  • Jeopolitik riskleri

aynı anda analiz etmektedir.

Bugünün dünyasında en doğru soru: “Geçen yıl ne sattık?” değil, “Talebi hangi değişkenler yönlendiriyor?” sorusudur.

Çünkü talep tahmini aslında matematikten çok, ekonomik ve davranışsal bağlamı doğru okumaktır.

Okumaya devam et

BORSA

SASA’da PDT Krizi: Yatırımcısı nasıl zarar etti?

SASA’da PDT düğümü: Şirket finansmanı mı, küçük yatırımcı faturası mı? Satılmaz denilen hisseler tartışması: SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT, ödünç pay ve güven krizi: SASA dosyasında yanıt bekleyen sorular… SASA’da finansman başarısı mı, yatırımcı mağduriyeti mi? Açığa satış yasağı varken SASA’da satış baskısı nasıl oluştu?

Yayınlanma:

|

SASA Polyester’de Paya Dönüştürülebilir Tahvil süreci, son dönemde küçük yatırımcı açısından en tartışmalı başlıklardan biri haline geldi. Tartışmanın merkezinde üç kritik soru var:

Birincisi, şirketin finansman ihtiyacı karşılanırken bedelin piyasa yatırımcısına mı ödetildiği.

İkincisi, PDT kapsamında ödünç/emanet verilen payların Borsa’da açığa satış yasağı varken fiilen satış baskısı yaratıp yaratmadığı.

Üçüncüsü ise SASA Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İbrahim M. Turhan’ın “satış beklenmez / satılmaz” yönünde algılanan açıklamalarının yatırımcıda güven oluşturup oluşturmadığı ve sonrasında yaşanan gelişmelerle bu güvenin zedelenip zedelenmediği.

PDT nedir, SASA’da neden tartışma yarattı?

Paya Dönüştürülebilir Tahvil, şirketin borçlanma yoluyla finansman sağlamasına imkân verir. Tahvili alan yatırımcı, belirlenen şartlar gerçekleştiğinde bu tahvili şirket payına dönüştürebilir. Teoride bu yöntem şirket için klasik krediye göre daha esnek ve ucuz finansman sağlayabilir.

Ancak SASA örneğinde sorun, mekanizmanın teknik yapısından çok piyasa etkisinde ortaya çıktı. Şirket finansman sağlarken, ileride hisseye dönüşme ihtimali bulunan büyük bir pay potansiyeli oluştu. Küçük yatırımcı açısından temel kaygı şuydu: “Şirket para bulurken, hisse üzerinde oluşan satış baskısı nedeniyle zararı mevcut yatırımcı mı taşıdı?”

Ödünç pay mekanizması neden kritik?

SASA’nın PDT sürecinde hâkim ortak Erdemoğlu Holding tarafından ödünç pay mekanizması oluşturuldu. Bu mekanizma, tahvil yatırımcılarının dönüşüm ve koruma işlemlerinde kullanılmak üzere devreye alındı.

Normal şartlarda böyle bir yapı, uluslararası finansman işlemlerinde teknik bir araç olarak görülebilir. Fakat Borsa İstanbul’da açığa satış yasağı varken, ödünç verilen bu payların “fiilen piyasaya satılıp satılamayacağı” meselesi yatırımcının ana sorusu haline geldi.

Şirket tarafı, açığa satış yasağı nedeniyle bu payların teknik olarak halka açık görünse de piyasada satışının mümkün olmadığını vurguladı. Bu açıklama küçük yatırımcıya “bu hisseler piyasaya baskı olarak gelmeyecek” algısı verdi.

Fakat yatırımcı cephesindeki tepki şu noktada yoğunlaştı:

Eğer bu paylar satılamayacaksa, SASA hissesinde oluşan sert fiyat baskısının kaynağı neydi?
Eğer satıldıysa, açığa satış yasağına rağmen bu işlem hangi mekanizma üzerinden gerçekleşti?
Eğer doğrudan satış yoksa, piyasa bu payları neden satış riski gibi fiyatladı?

“Satılmaz” algısı yatırımcıyı rahatlattı mı, yanıltıcı etki yarattı mı?

İbrahim M. Turhan’ın PDT sürecine ilişkin açıklamalarında, hedging yapmayan PDT yatırımcılarının hisse senedinde uzun pozisyon taşımayı kabul eden yatırımcılar olduğu ve bu nedenle satış yapmalarının beklenmediği yönündeki değerlendirmeler öne çıktı.

Bu ifade teknik olarak “mutlak satış yasağı” anlamına gelmeyebilir. Ancak piyasa yatırımcısı açısından bunun algısı farklı oldu. Küçük yatırımcı bu açıklamaları, “PDT kaynaklı paylar piyasaya satış baskısı olarak gelmeyecek” şeklinde okudu. Bu nedenle sonrasında hissede sert düşüşler ve yüksek hacimli satış baskısı oluştuğunda, yatırımcı tepkisi doğal olarak Turhan’a yöneldi. Çünkü piyasaya verilen mesaj ile yatırımcının ekranda gördüğü fiyat hareketi arasında ciddi bir güven kırılması oluştu.

Burada hukuki açıdan kritik ayrım şudur: Bir açıklama teknik olarak doğru olabilir; fakat yatırımcıda eksik veya fazla güven yarattıysa, kamuyu aydınlatma sorumluluğu açısından ayrıca tartışılması gerekir.

Küçük yatırımcı hangi kanaldan zarar gördü?

SASA yatırımcısının zarar gördüğü iddiası üç kanaldan okunabilir:

1. Seyrelme etkisi

PDT dönüşümüyle yeni pay ihracı gündeme geldiğinde mevcut ortakların payı seyrelir. Şirket kaynak sağlasa bile, hisse başına değer ve pay sahipliği oranı üzerinde baskı oluşabilir.

2. Satış baskısı algısı

Ödünç paylar teknik olarak satılamasa bile, piyasa bu payları potansiyel arz gibi fiyatladıysa hisse üzerinde psikolojik baskı oluşur. Borsada fiyat sadece gerçekleşen satışla değil, beklenen satış riskiyle de düşebilir.

3. Güven kaybı

Yatırımcı, “satılmaz” diye anladığı payların bir şekilde satış baskısı yarattığını düşündüğünde şirket yönetimine ve açıklamalara güvenini kaybeder. Bu güven kaybı da fiyatı ayrıca aşağı çeker.

Açığa satış yasağına rağmen satış oldu mu?

Bu sorunun kesin cevabı şirket açıklamaları, aracı kurum kayıtları, takas verileri ve SPK/Borsa İstanbul incelemesiyle ortaya çıkar.

Ancak yatırımcı açısından şüpheyi büyüten nokta şudur:

Açığa satış yasağı varken, ödünç verilen büyük miktardaki payların “piyasada satılamayacağı” ifade edildi. Buna rağmen hissede oluşan fiyat baskısı, yatırımcıda “acaba yasak dolanıldı mı?” sorusunu doğurdu.

Burada düzenleyici kurumların yanıtlaması gereken sorular nettir:

PDT yatırımcıları veya onlarla bağlantılı kurumlar SASA payında satış yaptı mı?
Yapıldıysa bu satışlar ödünç pay mekanizmasıyla ilişkili miydi?
Açığa satış yasağı, bu işlem yapısında fiilen etkisiz mi kaldı?
Ödünç verilen payların takas ve saklama hareketleri yatırımcıya yeterince açık anlatıldı mı?
KAP açıklamaları küçük yatırımcının anlayacağı netlikte miydi?

Şirket finansmanı için yatırımcı mı cezalandırıldı?

SASA yönetimi açısından PDT, şirketin finansman ihtiyacını karşılamak için kullanılan yenilikçi bir araç olarak sunuldu. Şirketin kasasına kaynak girmesi, yatırım finansmanı ve bilanço yönetimi açısından olumlu görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından mesele farklıdır. Eğer şirket finansmanı sağlanırken hisse üzerinde kalıcı fiyat baskısı oluşmuş, mevcut yatırımcı seyrelmiş ve küçük yatırımcı süreç hakkında yeterince açık bilgilendirilmemişse, bu durumda finansmanın maliyeti piyasa yatırımcısına yüklenmiş olur.

Başka bir ifadeyle: Şirket para bulmuş olabilir; ama küçük yatırımcı servet kaybettiyse, bu işlem sadece finansman başarısı olarak anlatılamaz.

İbrahim M. Turhan neden hedefte?

Turhan’ın hedefte olmasının nedeni tek başına PDT işleminin hukuki sorumlusu olması değil. Asıl neden, kamuoyu önünde süreci anlatan ve yatırımcı algısını şekillendiren isimlerden biri olmasıdır.

Yatırımcı şunu soruyor:

“Eğer bu hisseler satılmayacaksa neden fiyat bu kadar baskılandı?
Eğer satılma ihtimali vardıysa neden bu risk açıkça anlatılmadı?
Eğer açıklamalar teknikse, neden küçük yatırımcının anlayacağı şekilde uyarı yapılmadı?”

Bu sorular, kişisel tepkinin ötesinde kurumsal iletişim ve kamuyu aydınlatma sorunudur.

SASA dosyasında asıl mesele güven krizi

SASA’daki PDT tartışması sadece bir finansman işlemi değildir. Bu dosya, Türkiye sermaye piyasalarında küçük yatırımcının ne kadar korunabildiğini gösteren önemli bir testtir.

Şirket finansman sağlayabilir. Hâkim ortak pay ödünç verebilir. PDT yatırımcısı dönüşüm hakkını kullanabilir. Bunların tamamı mevzuata uygun olabilir.

Ancak yatırımcı açısından temel ölçü şudur:

Bilgi zamanında, açık, anlaşılır ve eksiksiz verildi mi?
Küçük yatırımcı işlem risklerini baştan görebildi mi?
“Satılmaz” algısı yaratıldıktan sonra piyasada farklı bir sonuç oluştu mu?
Açığa satış yasağı varken fiili satış baskısı oluştuysa bu nasıl mümkün oldu?

Bu sorular yanıtlanmadan SASA yatırımcısının öfkesi dinmez.

SASA örneği, sermaye piyasalarında sadece hukuki uygunluğun değil, yatırımcı güveninin de korunması gerektiğini gösteriyor. Çünkü borsada güven kaybolduğunda, zarar sadece bir hisseyle sınırlı kalmaz; sermaye piyasasının tamamına yayılır.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.