Connect with us

GÜNCEL

Warsh dönemi başladı: Fed’de kurallar yeniden yazılıyor

Yayınlanma:

|

Dün akşam sonuçlanan Fed’in olağan Haziran ayı FOMC toplantısında, politika faizi beklentilere paralel tüm üyelerin ortak kararıyla %3,50-%3,75 aralığında sabit bırakıldı. Ancak güncellenen projeksiyonlar, Mart ayında ağırlık kazanan faiz indirimi beklentilerinin aksine, yıl sonuna kadar bir faiz artırımının yeniden masaya geldiğini gösterdi. Karar metninden gelecekteki faiz adımlarına ilişkin tüm yönlendirmelerin çıkarılması dikkat çekerken, önceki dönemlere kıyasla oldukça sade bir metinle karşılaştık. Enflasyon tahminleri yukarı yönlü revize edilirken, büyüme beklentilerinde ise sınırlı da olsa aşağı yönlü güncelleme yapıldı. Meşhur nokta grafikte (dot plot), 19 politika yapıcıdan yalnızca 18’i faiz projeksiyonu paylaşırken, eksik kalan tahminin yaklaşık üç hafta önce göreve başlayan ve uzun süredir dot plot uygulamasını eleştiren Warsh’a ait olduğunu da not edelim.

Bu nedenle gözler karar metninin ardından mikrofon karşısına geçen Warsh’a çevrildi. Faiz kararının sürpriz yaratmadığı toplantıda asıl dikkat çeken unsur, Fed’in iletişim stratejisinde başlayan değişim oldu. Piyasalara net bir yön vermekten kaçınan Warsh, bir sonraki adımın ne olacağına dair yönlendirme yapamayacağını söylerken, Fed’in karar alma süreçleri, veri kullanımı, bilanço yönetimi ve iletişim politikalarını kapsayan kapsamlı bir gözden geçirme süreci başlattığını açıkladı. Uzun süredir Fed’in aşırı yönlendirme yaptığı görüşünü savunan Warsh’ın bu yaklaşımını, piyasalara daha az sinyal veren ve Fed’in eski Başkanı Alan Greenspan dönemini hatırlatan bir merkez bankacılığı anlayışına dönüş olarak yorumladık.

Her ne kadar projeksiyonlar faiz artırım ihtimalinin güçlendiğine işaret etse de, Warsh kendi faiz beklentisini paylaşmaktan özellikle kaçındı. Bu nedenle piyasalarda oluşan ilk izlenim, yeni başkanın para politikasının yönünü değiştirmekten çok Fed’in çalışma biçimini değiştirmeye odaklandığı yönünde oldu. Sadece manşet enflasyona bakmanın hatalı olduğunu belirten Warsh, kredibilite konusunda siyasî baskılara boyun eğmeyeceklerini ve veriler nereye işaret ediyorsa oraya gideceklerini söyledi. Warsh, üyelerin projeksiyonlarına da temkinli yaklaşılması gerektiğini vurgulayarak, tüm tahminlerin “büyük silgili kurşun kalemlerle yazıldığını” ifade etti. Bu metaforu, Fed üyelerinin altı hafta sonra bambaşka bir ekonomik tablo ile karşılaşabilecekleri ve sıklıkla değişebileceği yönünde yorumladık.

Powell döneminde Fed piyasalara ne yapacağını anlatmaya çalışırken, Warsh’ın ilk mesajı Fed’in önce kendisini sorgulayacağı yönünde oldu. Bu kapsamda enflasyon hedeflemesi, iletişim politikası, kullanılan ekonomik veriler, verimlilik, istihdam dinamikleri ve bilanço yönetimini inceleyecek beş ayrı çalışma grubu kuruldu. Warsh, söz konusu çalışmaların yıl sonuna kadar tamamlanmasını beklediğini belirtirken, Fed’in önümüzdeki dönemde yalnızca para politikasını değil, karar alma süreçlerini de yeniden şekillendirebileceğinin sinyalini verdi.

Fed kararı öncesinde oldukça iyimser bir seyir izleyen küresel mali piyasalar, kararın ardından kazanımlarını koruyamadı. Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının faiz artırdığı bir ortamda Fed’in de tonunu bir miktar şahinleştirmesi ve dokuz politika yapıcının yıl sonu gelmeden 25 baz puanlık bir faiz artırımını öngörmesi, risk iştahını törpüledi. ABD borsaları dün geceyi %1’in üzerinde kayıpla tamamlarken, karar öncesinde yükseliş serisini beşinci güne taşımaya hazırlanan kıymetli metaller de yönünü aşağı çevirdi. ABD doları değer kazanırken, tahvil faizleri yükseldi.

Öte yandan bu sabah küresel mali piyasalarda dün akşam Fed toplantısı ardından egemen olan karamsar havanın dağıldığını görüyoruz. ABD ile İran arasında haftalardır beklenen geçici anlaşma iki ülke liderlerinin imzasıyla yürürlüğe girerken, piyasalarda risk iştahını destekleyen haber akışı güç kazandı. Anlaşma, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını, İran’a yönelik bazı yaptırımların gevşetilmesini, dondurulmuş varlıklara erişimin kolaylaştırılmasını ve önümüzdeki 60 gün boyunca kalıcı bir anlaşma için müzakerelerin sürdürülmesini öngörüyor.

Bununla birlikte anlaşmanın nihai bir barış anlaşması olarak değerlendirilmesini erken olarak yorumluyoruz. Trump, İran’ın yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini açık şekilde ifade ederken, İsrail’in Lübnan’da sürdürdüğü operasyonlar ve Hizbullah’ın saldırıları bölgesel tansiyonun tamamen düşmediğini gösteriyor. Üstelik İran’ın füze kapasitesi, uranyum stoklarının nihai akıbeti ve yaptırımların kaldırılma takvimi gibi en kritik başlıklar da önümüzdeki 60 günlük müzakere sürecine bırakılmış durumda.

Şubat ayında İran’ın füze sanayisini yerle bir edeceğiz diyen Trump’ın bugün başkalarında varsa onların da belli ölçüde sahip olması haksızlık sayılmaz çizgisine gelmesi oldukça önemli bir değişime işaret ediyor. Savaşın başında öne sürülen hedeflerin önemli bölümünün masada revize edildiğini anlıyoruz. İran yönetimi ve rejimi yerinde kalırken, balistik füze kapasitesi ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarına ilişkin en zorlu başlıklar nihai müzakerelere bırakıldı. Bu durumu, anlaşmanın İran açısından beklenenden daha olumlu şartlar içerdiği şeklinde yorumluyoruz.

Brent petrolün varil fiyatı, savaş öncesinde yaklaşık 65 dolar seviyelerinde işlem görürken, arz endişeleriyle 126 dolara kadar yükselmişti. Ancak ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından fiyatların, teknik açıdan kritik öneme sahip 200 günlük ortalamanın geçtiği 78 dolar seviyelerine kadar geri çekildiğini görüyoruz. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağı ve İran petrolünün kademeli olarak yeniden piyasaya döneceği beklentisi, savaş döneminde oluşan risk priminin önemli ölçüde geri verilmesini sağladı. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2027 yılı için belirgin bir arz fazlası öngörmesi de petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskıyı artıran bir diğer unsur oldu.

Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde son günlerde hâkim olan iyimser hava, dün akşamki Fed toplantısının ardından yerini satış baskısına bıraktı. Toplantı öncesinde 4,380 dolar seviyesini test eden altının ons fiyatı, Warsh’ın basın toplantısıyla birlikte yaklaşık 160 dolar gerileyerek 4,220 dolar seviyesine kadar çekildi. Benzer şekilde gümüş de 71,50 dolar seviyelerine kadar yükselmesinin ardından 66,75 dolar seviyesine kadar geri çekildi. Bu sabah işlemlerinde gümüş yeniden 69 dolar seviyelerine toparlanırken, altın ise 4,315 dolar seviyesinde işlem görüyor. Teknik açıdan bakıldığında, gümüşte 200 günlük hareketli ortalama 69 dolar seviyesinden geçerken, altında aynı ortalamanın yaklaşık 4,460 dolar seviyesinde bulunduğunu not edelim.

Yeni güne başlangıcında küresel mali piyasalarda iki farklı hikâyenin aynı anda fiyatlandığını görüyoruz. Bir tarafta Fed’in yeni Başkanı Warsh’ın ilk toplantısında ortaya koyduğu görece şahin duruş ve yıl sonuna kadar faiz artırım ihtimalinin yeniden gündeme gelmesi yer alırken, diğer tarafta ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın yarattığı iyimserlik risk iştahını desteklemeye devam ediyor.

Asya piyasalarında bu sabah alıcılı bir seyir hâkim olurken, Japonya’nın Nikkei endeksi tarihinde ilk kez 71 bin puan seviyesinin üzerine yükseldi. Nikkei %1,6 artış kaydederken, son dönemlerin flaş ismi Güney Kore borsası %1,5 yükseldi. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde %1 civarında yükseliş görüyoruz. Bununla birlikte piyasalardaki iyimserliğin temelinde kalıcı bir barış anlaşmasından ziyade, taraflara 60 günlük müzakere süresi tanıyan geçici bir uzlaşı bulunduğunu da gözden kaçırmamak gerekiyor. Trump’ın anlaşmayı imzalamasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini söylemesi, jeopolitik risklerin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.

Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının 25 baz puan faiz artırımına gitmeleri ardından bugün gözler İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) faiz kararında olacaktır. Piyasalar politika faizinin %3,75 seviyesinde sabit bırakılmasını beklerken, karar metninin satır aralarını dikkatle okuyacağız. Özellikle ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilme, son haftalarda enflasyon görünümünü bozan en önemli risklerden birinin şimdilik zayıflamasına olanak sağladı. Öte yandan, İngiltere’de dün açıklanan enflasyon verisinin Mayıs ayında %2,8 seviyesinde sabit kalması ve beklentilerden daha olumlu bir tablo ortaya koyması da Merkez Bankası’nın elini rahatlatmış görünüyor. Hatırlanacağı üzere piyasa savaş öncesinde yıl içinde iki faiz indirimi beklerken, çatışmaların başlamasıyla birlikte dört faiz artırımını fiyatlamaya başlamıştı. Gelinen noktada ise beklentiler yeniden tek bir faiz artırımına kadar gerilemiş durumda.

Fed kararı ardından GBPUSD paritesi 1,33 seviyelerinin altını test ederek son 10 haftanın en düşük seviyesine gerilerken, faiz artırım kararına rağmen Yen’in dolar karşısında Japon otoritelerinin kritik bir eşik olarak gördüğü 160 seviyesinin altına gerilemekte zorlandığını görüyoruz. G7 Zirvesinde Ukrayna’ya hava savunma ve uzun menzilli silah desteğinin artırılması kararı alınırken, Rusya’nın petrol gelirlerini hedef alan yeni yaptırımların da devreye sokulacağı açıklandı. Son dönemde sahada daha dirençli bir görüntü çizen Ukrayna’nın, olası müzakerelerde elini biraz daha güçlendirdiğini düşünüyoruz.

Türkiye cephesinde ise ABD piyasalarının yarın tatil nedeniyle kapalı olacak olmasının da etkisiyle, dört günlük fonlama maliyetini fiyatlayan USDTRY kuru pazartesi valörlü işlemlerde 46,45 seviyesine yükseldi. CDS risk primi 220 baz puan seviyesine gerileyerek savaş öncesi döneme dönerken, petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilmenin Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla mücadelesine destek sağlayacağı beklentisiyle iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de %41,50 seviyesine kadar geriledi.

Hatırlanacağı üzere TCMB son Enflasyon Raporu’nda 2026 yılı için ortalama petrol fiyatını 89,4 dolar olarak varsaymıştı. Brent petrolün bu sabah 78 dolar seviyelerine kadar geri çekilmesi, mevcut tablonun korunması hâlinde enflasyon görünümüne yönelik riskleri azaltabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle, devam eden dezenflasyon sürecinin de desteğiyle, TCMB’nin faiz indirimlerine beklenenden daha erken başlayabileceği ihtimalini tamamen göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyoruz.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

BÜLTEN: Trump diplomasiyi seçti, Japonya müdahâle etti

Yayınlanma:

|

Yazan:

ABD Başkanı Trump, son günlerde sık sık dile getirdiği İran’a yönelik yeni askerî operasyon ihtimalini şimdilik rafa kaldırdı. Trump, İran’ın nükleer faaliyetlerini sınırlandıracak ve savaş nedeniyle büyük ölçüde kapanan Hürmüz Boğazı’nı yeniden uluslararası deniz trafiğine açacak bir anlaşmanın kısa sürede sağlanabileceğini düşündüğünü belirtti. Trump, İran ile görüşmelerin bugün başlayacağını da açıkladı. Görüşmelerin nerede yapılacağı ve kimlerin katılacağına ilişkin bilgi paylaşılmazken, olası bir anlaşma için herhangi bir süre sınırı da verilmedi. Hafta sonu İran’a yönelik yeni bir askerî operasyonu erteleyen Trump’ın bu adımı, tarafların diplomatik çözüm arayışına bir kez daha şans tanıdığı şeklinde değerlendirildi. Masadaki en önemli başlıklar İran’ın nükleer programı ile Hürmüz Boğazı’nda güvenliğin yeniden sağlanması olacak. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin hafta sonu Suudi Arabistan ve Pakistanlı yetkililerle temaslarda bulunması da diplomatik trafiğin hız kazandığını gösteriyor

Haber manşetlerini ise bu sabah Japonya’nın süslediğini peşinen belirtelim. Japonya, 1986’dan bu yana en düşük seviyesine gerileyen para birimi yen için ABD ile birlikte döviz piyasasına müdahâle ettiğini resmen açıkladı. Böylece iki ülke, 2011’den bu yana ilk kez koordineli döviz müdahâlesi gerçekleştirmiş oldu. Japonya Maliye Bakanlığı, gerekmesi hâlinde ABD ile birlikte yeniden müdahâleye hazır olduklarını da duyurdu. Ortak müdahalenin arkasında yalnızca yenin değer kaybı bulunmadığının da altını çizmek isteriz. Japon yenindeki zayıflığın Japon tahvillerinde satış baskısını artırması, bunun da ABD tahvil faizlerini yukarı taşıma riski yaratması ABD’yi de sürecin içine çekti.

Daha da basit bir anlatımla, Japonya’nın yeni desteklemek amacıyla elindeki ABD tahvillerini satarak dolar likiditesi yaratması, zaten yükseliş eğiliminde olan ABD tahvil faizlerini daha da yukarı taşıyabileceği için ABD Hazinesi de sürece destek verdi. Öte yandan Japonya’nın Fed’in repo imkânı üzerinden dolar likiditesine erişebilecek olması, tahvil satışı ihtiyacını azaltarak hem tahvil hem de döviz piyasalarındaki baskının hafiflemesine katkı sağlayabilir. Diğer bir deyişle, Japonya, müdahâlelerde ihtiyaç duyduğu dolar likiditesini elindeki ABD tahvillerini satmadan sağlayabilecek. Müdahalenin ilk etapta başarılı olduğu görülüyor. Müdahale öncesinde 164 seviyesine kadar yükselen USDJPY paritesi bu sabah 156’lı seviyelere kadar geriledi. Lâkin hiçbir otoritenin piyasayı yenecek gücü olmadığının alını kalınca çizmek isteriz! Gelişmeler ardından gözlerin üzerine çevrilmiş olduğu ABD’nin 30 yıllık tahvil faizi ayı %5,28 seviyesinden kapatarak 2007 yılından bu yana en yüksek seviyesini test etmesi sonrası yeni ay ve haftaya %5,23 seviyesine gerileyerek başladı.

Trump’un ilk önce çok sert vuracağız yönünde açıklamasının ardından alışık olduğumuz üzere geri adım atmasıyla petrolün varil fiyatı geçen hafta içinde test ettiği 102 dolar seviyelerinden bu sabah 83 dolar seviyelerine kadar geriledi. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde %0,6 civarında artılar dikkatimizi çekerken, yeni ay ve hafta başlangıcına ise Asya genelinde hâkim rengin kırmızı olduğunu görüyoruz. KOSPI endeksinde sekiz yüzden fazla hisse senedi olmasına rağmen endeksin neredeyse yarısını Samsung ve SK Hynix’in oluşturuyor. Bu sabah KOSPI %5’e yakın gerilerken, Temmuz ayında yaşanan %22 düşüş ardından kan kaybının devam ettiğini görüyoruz. Öte yandan, gösterge endeks Tokyo borsası son 12 yılın en güçlü PMI verisine rağmen %1’e yakın değer kaybetti. Genellikle havanın iyimser ve teknoloji hisselerinin alımlarla karşılaştığı günlerde teknoloji ağırlıklı endeksler sert bir şekilde yukarıya giderken, aksi durumda ise sert bir şekilde gerileyebiliyorlar. Bu sabahın hikâyesi ise biraz farklı: ABD vadeli endeksleri, İran ile müzakerelerin başlayacağı ve petrol fiyatlarının sert gerilediği haberleriyle yükselirken, Japonya’da ortak döviz müdahâlesi sonrası güçlenen yen ihracatçı şirketlerin hisseleri üzerinde baskı kurdu.

Fed’in faizleri sabit bırakmasına rağmen şahin mesajlar vermesi, Orta Doğu’da devam eden jeopolitik riskler ve teknoloji hisselerindeki sert dalgalanmaların ardından yeni haftanın gündemi oldukça yoğun görünüyor. Her ayın ilk cuması olduğu üzere ABD’de Temmuz ayı tarım dışı istihdam verisi yakından takip edilecektir. Piyasa beklentisi Temmuz ayında 83 bin kişilik istihdam edildiği ve işsizlik oranının ise %4,3 seviyesinde kalması yönünde. Beklentilerin üzerinde gelecek güçlü bir veri, Fed’in eylül ayında faiz artırabileceği beklentilerini güçlendirebileceği gibi, son aylarda olduğu üzere zayıf bir veri ise beklentileri daha da zayıflatabilir. Her ne kadar Fed’in faiz artıracağı ihtimalini en başından beri düşük görsek de, piyasanın fiyatladığı beklentileri aktarmakta fayda görüyoruz. Bu sabah vadeli kontratlar yıl sonuna kadar Fed’den 35 baz puan faiz artırımı beklerken, Eylül toplantısına yönelik beklenti ise %67 artırım yönünde.

Fed Başkanı Warsh’ın, tabir caizse “Trump’ın adamı” olarak görünmek istememesinin de etkisiyle, kamuoyu önüne çıktığı hemen her ortamda oldukça şahin bir üslup benimsediğini görüyoruz. Bu söylem, piyasa faizlerini yukarı iterken, geçen hafta sonuçlanan Fed toplantısında faiz artırımı yönünde oy kullanmaması ise dikkat çekici bir ayrıntı oldu. Öte yandan, ABD’nin toplam kamu borcu ilk kez 40 trilyon doları aşmış durumda. Artan borç stoku, Hazine’nin önümüzdeki dönemde daha fazla tahvil ihraç etmesi anlamına gelirken, yüksek faiz ortamında bu borcun çevrilmesinin giderek zorlaşacağını da göz ardı etmemek gerekiyor. Bu nedenle yükselen ABD tahvil faizleri yalnızca ABD ekonomisi açısından değil, küresel finansal koşullar, hisse senetleri, kıymetli metaller ve gelişmekte olan ülke piyasaları açısından da yakından izlenmesi gereken en önemli risklerden biri olmayı sürdürüyor.

Fed’in gerekli rehberliği sunamadığı bir ortamda 30 yıllık ABD tahvil faizi Aralık 2024’ten bu yana en sert aylık yükselişini kaydederken, son 19 yılın da en yüksek seviyesine ulaştı. Fed’in faiz artıramadığı bir ekosistemde, hâliyle dolar da (DXY) değer kaybetti. DXY uzun bir aradan sonra tehlikeli sular olarak gördüğümüz 100,50 seviyesinin altına gerileyerek ayı ve haftayı da 99,91 seviyesinden kapattı. Ortak para birimi EUR dolar karşısında 1,1527 seviyesine yükselerek son altı haftanın zirvesine geldi. Faiz getirisi olmayan altın 4 aydır devam eden düşüş serisine son vererek Temmuz ayını hafif de olsa yükselişle tamamlarken, bu sabah ilk işlemlerde 4,060 seviyesine hafif de olsa toparladı. Gümüşün ons fiyatı ayı 57,63 dolar seviyesinden tamamlaması ardından 58 seviyesinin üzerine yükselirken, kripto cenahında amiral gemisi Bitcoin ise son zamanlarda sıkıştığı banttan kurtulamayarak 63 bin dolar seviyelerine hafif de olsa geri çekidi. Henüz kıymetli metaller cephesinde bizi heyecanlandıracak teknik bir kırılım göremiyoruz bu nedenle kenarda beklemeye devam ediyoruz.

Her ne kadar gözler Fed’in faiz kararında önemli bir yer tutan istihdam raporunda çevrilse de, şirket bilançoları da piyasaların yönü açısından belirleyici olacağı bir haftaya başlıyoruz. S&P 500 şirketlerinin yaklaşık dörtte biri sonuçlarını açıklarken, AMD, Eli Lilly, Palantir, Caterpillar ve Merck gibi dev şirketler ile SpaceX’in halka arz sonrası ilk çeyrek finansalları yakından takip edilecektir. Hatırlanacağı üzere geçen hafta açıklanan Microsoft’un güçlü bilançosu AI temasına desteğini sürdürürken, Meta’nın zayıf nakit akışı yatırımcıları temkinli olmaya yöneltti. Bu hafta açıklanacak bilançolar, AI temasının gücünü koruyup koruyamayacağı konusunda önemli sinyaller verecek.

Türkiye cephesinde ise döviz kurunun bebek adımlarıyla yukarı yönlü hareketi devam ederken, yeni ayın ilk kotasyonları 47,54 seviyelerinden eşleşiyor. EURUSD paritesinde yaşanan yükselişin de yardımıyla EURTRY kuru 55 seviyelerine doğru adım adım ilerliyor. Hisse senetlerini cephesinde ise bankacılık endeksi ayı %16,50 oranında ciddi bir düşüşle tamamlarken, ana endeks ise %5’e yakın değer kaybetti. Bir tarafta NATO Zirvesi sonrası yeşeren umutların zayfılamsı, öte yandan endekse yönelik kredibilite kaygıları ve devam eden jeopolitik belirsizliklerin gölgesinde petrol fiyatlarının dalgalı seyri, TCMB’nin de elini kolunu bağlıyor. Her ne kadar TCMB üzerine düşen görevi fazlasıyla yaparak ekonominin soğuması, iç talebin yavaşlaması, liralaşma stratejisini yerine getirse de, tüm hastalığı tek başına tedavi etmesi, hele hele başı ucunda devam eden savaşın gölgesine pek de kolay görünmüyor. Yüksek faizler sanayi çarklarının yavaşlamasına neden olurken, hisse senetlerinin performansını da bir yere kadar anlayabiliyoruz. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi ayı %42,11 seviyesine yükselerek tamamlarken, CDS risk primi ise 240 baz puan seviyesinde salınmaya devam ettiğini görüyoruz.

Türkiye cephesinde bugün gözler TÜİK’in açıklayacağı resmî enflasyon verisinde olacak. Piyasa beklentileri aylık enflasyonun %2’nin hemen altında gerçekleşeceğine işaret ederken, hafta sonu İTO tarafından açıklanan İstanbul enflasyonu aylık %2,06, yıllık ise %35,20 olarak gerçekleşti. Alt kalemlerde, giyim ve ayakkabı grubu dışında kalan tüm ana harcama gruplarında fiyat artışı görülürken, en sert yükseliş %9,77 ile sağlık grubunda kaydedildi. Bugün açıklanacak TÜİK verisinde manşet enflasyon kadar çekirdek göstergeler de yakından izlenecek. İTO verisinin ardından, resmî enflasyonun da piyasa beklentilerinin bir miktar üzerinde gerçekleşme ihtimalini göz ardı etmiyoruz.

İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı Ceuta, Avrupa’nın son yıllarda gördüğü en büyük düzensiz göç dalgalarından birine sahne oldu. Yaklaşık 60 bin kişinin sınırı aşmaya çalıştığı olaylarda en az 72 kişi hayatını kaybederken, İspanya sınır güvenliğini artırmak için bölgeye asker sevk etti, deniz bariyeri kurmaya başladı ve göçmenlerin büyük bölümünü kısa sürede Fas’a geri gönderdi. Kriz, Avrupa’da göç politikaları ve Schengen rejimine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirirken, 22 AB ülkesi dış sınırların korunmasına yönelik acil koordinasyon çağrısında bulundu. İspanya hükûmeti insan kaçakçılığı şebekeleri ile sosyal medyada yayılan yanlış bilgilerin kitlesel hareketi tetiklediğini belirtirken, olayın arkasında farklı bir organizasyon bulunduğuna dair şu ana kadar resmî ve doğrulanmış bir bulgu paylaşılmadı.

Ceuta’da hareketli seyir herkesin dikkatini çekerken, Kıbrıs adasında ise BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 16 yıl aradan sonra gerçekleştirdiği ziyaret, somut bir çözüm üretmese de tarafların yeni bir 5+1 konferansı düzenlenmesi konusunda prensipte uzlaşmasıyla diplomatik sürecin yeniden canlanmasına zemin hazırladı. Ancak Guterres, yeni bir konferansın ancak güven artırıcı önlemler ve temel konularda ilerleme sağlanması hâlinde yapılacağını vurguladı. KKTC, ziyareti ihtiyatlı bir iyimserlikle karşılarken, Türkiye, çözümün Kıbrıs Türklerinin egemen eşitliği temelinde mümkün olduğunu yineledi. BM ise iki toplumlu, iki bölgeli federasyon modelini korumaya devam ederek taraflar arasındaki temel görüş ayrılığının sürdüğüne işaret etti.

Mali piyasaların gündemin bugün Türkiye cephesinde resmî enflasyon verilerin yanı sıra, büyümenin öncü göstergesi olan PMI verilerinin de bulunduğunu not edelim. Yurt dışında ise Almanya PMI verileri ve perakende satışların yanı sıra, Euro bölgesi ve ABD’de PMI verileri ile ABD ISM imalat endeksi de yakından takip edilecektir.

Emre Değirmencioğl

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Vatandaşın banka borcu 7 trilyon TL sınırında

Yayınlanma:

|

Kredi büyüyor, vatandaşın borç yükü ağırlaşıyor: Takipteki bireysel krediler 337 milyar TL’ye ulaştı

Bankacılık sektöründe kredi hacmi büyümeye devam ederken, büyümenin arkasındaki en dikkat çekici gelişme ise bireysel kredilerde bozulan geri ödeme performansı oldu. BDDK verilerine göre 2025 sonundan 24 Temmuz 2026’ya kadar toplam kredi hacmi yaklaşık 4,1 trilyon TL artarak 26,98 trilyon TL seviyesine yükselirken, tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarının toplamı 6,68 trilyon TL ile 7 trilyon TL sınırına dayandı. Aynı dönemde takipteki bireysel kredi tutarı ise 337 milyar TL’ye ulaşarak sadece yedi ayda 100,6 milyar TL arttı.

Vatandaşın banka borcu 7 trilyon TL sınırında

BDDK verileri, bireysel tarafta borçlanmanın hız kesmediğini gösteriyor.

Tablonuza göre;

Kredi Türü 2025 24.07.2026 Artış
Tüketici Kredileri + Bireysel Kredi Kartları 5,575 trilyon TL 6,677 trilyon TL %20
Toplam Krediler 22,877 trilyon TL 26,975 trilyon TL %18
Ticari Krediler 17,301 trilyon TL 20,297 trilyon TL %17

Dikkat çeken nokta ise bireysel kredilerin toplam kredi büyümesinden daha hızlı artmasıdır. Bu durum, ekonomik yavaşlama dönemlerinde hane halkının gelir yerine krediyle yaşamını sürdürmeye çalıştığına işaret ediyor.

Asıl alarm takipteki kredilerde

Borç stokunun büyümesi tek başına risk oluşturmayabilir. Ancak ödeme güçlüğü yaşayan kredi miktarındaki artış çok daha önemli bir gösterge.

Tablonuzdaki verilere göre;

Takipteki Kredi Türü Artış
Konut Kredileri %31
Taşıt Kredileri %51
İhtiyaç Kredileri %39
Kredi Kartları %46
Toplam %43

Toplam takipteki bireysel kredi tutarı;

  • 236,4 milyar TL’den
  • 337 milyar TL’ye çıkarak yaklaşık %43 büyüdü.

Bu artış, bireysel kredi hacmindeki %20’lik büyümenin oldukça üzerinde gerçekleşti.

Başka bir ifadeyle; Borç artıyor ama daha önemlisi geri ödenemeyen borç çok daha hızlı artıyor.

En büyük risk ihtiyaç kredileri ve kredi kartlarında

Takibe düşen kredilerin dağılımı incelendiğinde en büyük yükü iki kalem oluşturuyor.

İhtiyaç kredileri: 156,2 milyar TL

Bireysel kredi kartları: 178,8 milyar TL

Bu iki kalem birlikte yaklaşık 335 milyar TL ile toplam takipteki bireysel kredilerin neredeyse tamamını oluşturuyor. Bu tablo, vatandaşın günlük yaşamını finanse etmek amacıyla kullandığı kredilerde ödeme gücünün belirgin biçimde zayıfladığını gösteriyor.

Taşıt kredilerindeki artış dikkat çekiyor

Oransal olarak en sert bozulma taşıt kredilerinde yaşandı.

Takipteki taşıt kredileri;

  • 331 milyon TL’den
  • 499 milyon TL’ye çıkarak %51 arttı.

Bu durum;

  • yüksek faizler,
  • ikinci el araç piyasasındaki durgunluk,
  • gelir artışının kredi maliyetlerini karşılayamaması gibi nedenlerle açıklanabilir.

Faizler vatandaşın ödeme gücünü zorluyor

Son iki yıldır uygulanan sıkı para politikasıyla kredi faizleri tarihsel olarak yüksek seviyelerde seyrediyor.

Yeni kredi kullanmak zorlaşırken mevcut borçların çevrilmesi de maliyetli hale geliyor.

Özellikle;

  • gelir artışının enflasyonun gerisinde kalması,
  • kredi kartlarının günlük harcamaların finansman aracı haline gelmesi,
  • ihtiyaç kredilerinin temel tüketim için kullanılması,

takibe düşen alacakların büyümesini hızlandırıyor.

Bankalar açısından ne anlama geliyor?

Takipteki alacakların yükselmesi bankalar açısından;

  • daha fazla karşılık ayrılması,
  • kârlılık üzerinde baskı,
  • kredi verme iştahının azalması,
  • risk primlerinin yükselmesi anlamına geliyor.

Her ne kadar sektörün genel takipteki kredi oranı uluslararası standartlara göre hâlâ yönetilebilir seviyelerde bulunsa da, bireysel segmentteki hızlı bozulma yakından izleniyor.

Ekonomi açısından mesaj ne?

Bu veriler yalnızca bankacılık sektörünü değil, hane halkının finansal sağlığını da ortaya koyuyor. Borçlanma hızının yüksek seyretmesi tek başına sorun olmayabilir. Ancak geri ödenemeyen borçların kredi büyümesinden iki kat daha hızlı artması;

  • tüketicinin nakit akışında bozulmaya,
  • alım gücündeki zayıflamaya,
  • gelirlerin borç servisinde yetersiz kalmaya başladığına, işaret ediyor.

Önümüzdeki dönemde faizlerin seyri, istihdam piyasası ve gelir artışları bireysel kredi kalitesini belirleyecek en önemli faktörler olacak.

Rakamlar kritik seviyede

24 Temmuz 2026 itibarıyla vatandaşın bankalara olan tüketici kredisi ve bireysel kredi kartı borcu 6,68 trilyon TL ile 7 trilyon TL sınırına yaklaşırken, takipteki bireysel kredi tutarı da 337 milyar TL’ye ulaştı. Daha da dikkat çekici olan ise takipteki bireysel kredilerdeki %43’lük artışın, toplam bireysel kredi büyümesinin (%20) oldukça üzerinde gerçekleşmesi. Bu tablo, kredi hacmi büyümeye devam ederken ödeme kapasitesinin aynı hızda güçlenmediğini ve hane halkı finansmanında risklerin arttığını gösteriyor

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Yapı Kredi’den 2026’nın ilk yarısında 31 milyar liralık net grup karı

Yapı Kredi CEO’su Gökhan Erün, “2026 yılının ilk 6 ayında ülkemizin kalkınmasına katkı sağlama hedefimiz doğrultusunda Türkiye ekonomisine 3 trilyon liraya yaklaşan kaynak sunduk” ifadesini kullandı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yapı Kredi, yılın ilk yarısında 31 milyar lira net grup karı elde etti.

Bankadan yapılan açıklamaya göre Yapı Kredi, 2026’nın ilk yarısına ilişkin finansal sonuçlarını paylaştı.

Yapı Kredi’nin konsolide finansal tablolarına göre, toplam nakdi kredi hacmi yıl başından bu yana yüzde 14 artışla 2,1 trilyon liraya yükselirken, bankanın aktif büyüklüğü 4 trilyon liraya ulaştı.

Aynı dönemde bankanın toplam müşteri mevduatı 2,1 trilyon lira seviyesine çıkarken, maddi öz kaynak karlılığı yüzde 23,4, konsolide sermaye yeterlilik rasyosu ise yüzde 14,4 olarak gerçekleşti. Bankanın yılın ilk yarısındaki net grup karı da 31 milyar lira oldu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi Üst Yöneticisi (CEO) Gökhan Erün, bankanın yılın ilk yarısında güçlü finansal performansını sürdürdüğünü belirtti.

Erün, ‘2026 yılının ilk 6 ayında ülkemizin kalkınmasına katkı sağlama hedefimiz doğrultusunda Türkiye ekonomisine 3 trilyon liraya yaklaşan kaynak sunduk. Geniş müşteri tabanımız, yenilikçi ürün ve hizmetlerimizle müşterilerimizin yanında yer almaya, ekonomimizin üretim, ticaret ve yatırım kapasitesini desteklemeye bu yıl da devam ettik.’ ifadelerini kullandı.

Yılın ilk yarısında uluslararası piyasalarda gerçekleştirdikleri başarılı işlemlerle bankanın güçlü sermaye yapısını daha da pekiştirdiklerini ve Türkiye ekonomisine uzun vadeli kaynak sağlamayı sürdürdüklerini vurgulayan Erün, yılın ikinci çeyreğinde uluslararası piyasalarda başarıyla tamamladıkları 500 milyon dolarlık ilave ana sermaye tahvil ihracının, bankanın güçlü finansal yapısına ve sürdürülebilir büyüme stratejisine duyulan güveni ortaya koyduğunu aktardı.

Erün, yaklaşık 1,1 milyar dolar tutarında sendikasyon kredisi anlaşmasına imza attıklarına işaret ederek, şunları kaydetti:

‘Sendikasyonumuzun iki ve üç yıllık dilimlerini Sürdürülebilir Finans Çerçevemiz kapsamında yapılandırdık. Uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş fonlama stratejimiz doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz 700 milyon dolarlık DPR işlemiyle de kaynak yapımızı daha da güçlendirdik. Böylelikle son bir yılda yurt dışı piyasalardan sağlamış olduğumuz kaynak 5,8 milyar dolara yükseldi. Bugün Yapı Kredi, bankacılıktan yatırım hizmetlerine, varlık yönetiminden leasing ve faktoringe, ödeme sistemlerinden yurt dışındaki yapılanmalarına kadar uzanan güçlü iştirak yapısıyla müşterilerine uçtan uca finansal çözümler sunuyor.

Her biri kendi alanında değer üreten iştiraklerimizin yarattığı sinerji sayesinde müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına bütüncül çözümler geliştirirken, ülkemiz ekonomisine sağladığımız katkıyı da büyütmeye devam ediyoruz. Güçlü grup yapımız, ortak vizyonumuz ve iştiraklerimizin birbirini tamamlayan yapısı sürdürülebilir büyümemizin en önemli itici güçlerinden biri olmayı sürdürüyor.’

‘Firmaların dönüşümünü desteklemeye devam ediyoruz’

Yapı Kredi CEO’su Erün, Türkiye ekonomisinin büyümesinde kritik rol üstlenen firmaların dönüşümünü desteklemeye devam ettiklerine vurgu yaparak, şu değerlendirmelerde bulundu:

‘Ülkemizin üretim kapasitesini daha verimli ve rekabetçi hale getirmenin yolunun dijital dönüşümden geçtiğine inanıyoruz. Bu anlayışla MEXT işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Üretimde Dijital Dönüşüm Programı kapsamında üretim yazılımlarından elektronik cihaz yatırımlarına, üretim makinelerinden otomasyon çözümlerine kadar geniş bir yelpazedeki yatırımları finanse ediyoruz. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası kaynağı, KGF teminat desteği ve uygun vadeli çözümlerimizle firmalarımızın finansmana erişimini kolaylaştırıyoruz. Her üç imalatçı firmadan birinin Yapı Kredi müşterisi olması, ülkemizin üretim dönüşümünde üstlendiğimiz sorumluluğun da önemli bir göstergesi.’

Yapı Kredi’nin girişimcilik ve inovasyon platformu FRWRD çatısı altındaki çalışmalarına da işaret eden Erün, söz konusu çalışmalarla girişimcilerin yatırım kaynaklarına, stratejik iş ortaklarına ve uluslararası pazarlara erişimini desteklediklerini, kurdukları işbirlikleriyle girişim ve inovasyon ekosisteminin yenilikçi çözümlerini müşteri ihtiyaçlarıyla doğru zamanda ve doğru şekilde buluşturduklarını, sektörde inovasyona öncülük ettiklerini belirtti.

Erün, bu yıl FRWRD Global kapsamında yüksek büyüme potansiyeline sahip Türk girişimlerinin Almanya, Avusturya ve İsviçre’yi kapsayan DACH bölgesine açılmalarına katkı sağladıklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

‘Bunun yanında CIFAL Istanbul, UNITAR ve Bahçeşehir Üniversitesi işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Yapı Kredi FRWRD AI Akademisi ile ülkemizin yarınlarına da yatırım yaparak gençlerimizi yapay zeka, girişimcilik ve inovasyon alanlarında geleceğe hazırlıyoruz. Önümüzdeki dönemde de Türkiye’nin teknoloji üreten, rekabet gücü yüksek girişimlerinin küresel başarı hikayeleri yazmasına katkı sunmayı sürdüreceğiz.’

‘Bankacılık sektörünün dijital dönüşümüne öncülük etmeyi sürdürüyoruz’

Gökhan Erün, bankacılık sektörünün dijital dönüşümüne öncülük etmeyi sürdürdüklerini belirterek, dijital bankacılıktaki güçlü deneyimlerini kripto varlık alanına taşıyarak güvenli, şeffaf ve regülasyonlarla tam uyumlu bir dijital varlık ekosistemi oluşturmayı hedeflediklerini anlattı.

Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kripto varlık platformu kuruluş izinlerinin onaylanmasının bu vizyon doğrultusunda önemli bir kilometre taşı olduğuna işaret eden Erün, faaliyete geçmek için hazırlıkları da aynı kararlılıkla sürdürdüklerini söyledi.

Yapay zekanın sorumlu kullanımına ilişkin yaklaşımlarını da paylaşan Erün, şu değerlendirmelerde bulundu:

‘Yapay zekanın geleceği dönüştüren en önemli teknolojilerden biri olduğuna inanıyoruz. Ancak bu dönüşümün kalıcı değer yaratabilmesi için etik ilkeler ve güçlü yönetişim anlayışının vazgeçilmez olduğunu biliyoruz. Bu anlayışla hazırladığımız Sorumlu Yapay Zeka İlkelerimizde insan haklarına saygıyı, şeffaflığı, hesap verebilirliği, veri güvenliğini ve gizliliğini merkeze alıyoruz. Yapay zekayı yalnızca teknolojik bir yetkinlik olarak değil, güven, sorumluluk ve toplumsal fayda ekseninde şekillenen stratejik bir dönüşüm alanı olarak konumlandırıyoruz.’

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.