Connect with us

GÜNCEL

Fed iki ateş arasında: Artırsa ekonomi, artırmasa tahviller sarsılacak

Yayınlanma:

|

Küresel mali piyasaların Eylül ayına pek de iyimser bir başlangıç yapamamasının ardından, yeni haftanın da pek sevimli ilerlemediğini söylememiz gerekiyor. Öncelikle, yurt dışı kaynaklı pek çok olumsuz haberin risk iştahını baskıladığını görüyoruz. Jeopolitik riskler neredeyse yedi aydır mütemadiyen şekil değiştirse de tüm çıplaklığıyla devam ederken, dünya modern tarihin belki de en önemli enerji krizlerinden birine doğru adım adım ilerliyor.

Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiği durma noktasına gelirken, bölgenin en büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan bugüne kadar sevkiyatının önemli bir bölümünü ülkeyi doğudan batıya geçen boru hattı üzerinden Kızıldeniz’e yönlendirerek krizin etkisini sınırlamayı başarmıştı. Ancak bu hattın drone saldırısının ardından devre dışı kalması ve İran destekli Husilerin Kızıldeniz’in girişindeki Bab el-Mendeb Boğazı çevresinde ilerleyerek bu alternatif güzergâhı da tehdit etmeye başlaması, tabloyu çok daha kritik bir noktaya taşıdı. Bir başka deyişle, Hürmüz’deki kesintiyi telafi eden alternatif yolların da birer birer risk altına girmesiyle, bölgesel bir arz sorunundan küresel bir enerji krizine doğru ilerliyoruz.

Artan jeopolitik riskler, enerji maliyetlerini daha da yukarı iterek küresel ekonomi üzerinde baskı unsuru yaratıyor. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 110 dolar seviyesinin kıyısında işlem görerek son dört ayın zirvesine yükselirken, gösterge jet yakıt fiyatı geçen hafta %20’ye yakın yükseliş kaydetti. Bu arada, Akdeniz’de rafineri crack marjının varil başına 100 dolar ile tarihi zirveye yükseldiğini de not edelim. Crack marjı, kabaca rafinerilerin ham petrolü alıp benzin, dizel ve jet yakıtı gibi ürünlere dönüştürürken oluşan fiyat farkını gösteriyor. Marjın bu denli yükselmesi, rafine ürünlerde arzın talebi karşılamakta zorlandığına ve enerji krizinin artık yalnızca ham petrol fiyatlarıyla sınırlı kalmadığına işaret ediyor.

Enflasyonist riskler de tahvil faizlerini yukarıya itmek suretiyle merkez bankalarından faiz artırım beklentisini tetikliyor. Bu minvalde, piyasaların risksiz faiz olarak takip ettiği, âdeta kılavuz kargası konumundaki ABD 10 yıllık gösterge tahvil getirisi bu sabah %5,01 seviyesine yükseldi. Yaşanan enerji şokunun enflasyonist etkilerini sınırlamak adına Fed’in bugün başlayacak ve yarın sonuçlanacak olağan Eylül ayı FOMC toplantısında politika faizini 25 baz puan artırarak mevcut %3,50-3,75 seviyesinden %3,75-%4,00 aralığına yükseltmesine bu sabah vadeli faiz kontratları %91 ihtimal tanırken, sene sonuna kadar ise bir kez daha faiz artırımı fiyatlanıyor.

Fed’in yeni başkanı Warsh açısından da sürecin çok da iyi gitmediğini not etmek gerekiyor. Warsh göreve gelirken enflasyonla mücadelede taviz vermeyeceğini ve finansal piyasaların verdiği sinyalleri dikkate alacağını güçlü bir şekilde vurgulayarak şahin bir portre çizmişti. Enflasyon kanaatimce çok hızlanmasa da piyasada büyük bir gürültünün olması, dahası tahvil piyasasının da Fed üzerinde faiz artışı beklentisini fiyatladığı bir günde Fed’in politika tepkisi vermeden toplantıyı pas geçmesine artık pek de ihtimal tanınmıyor. Biz her ne kadar aksini düşünsek de, azınlıkta kaldığımızı da kabul etmemiz gerekiyor. İşin ilginç tarafı, tahvil piyasası açısından asıl risk Fed’in faiz artırması değil, artırmaması olabilir! Piyasanın büyük bir bölümü, Fed’in yarın pas geçmesi hâlinde enflasyonla mücadelede yeterince kararlı olmadığı algısının güçlenebileceğini ve bunun uzun vadeli tahvil faizlerinde yeni bir sıçramayı beraberinde getirebileceğini düşünüyor. Ya da bir başka deyişle Fed, faiz artırırsa ekonomiyi daha da yavaşlatma, artırmazsa tahvil piyasasında kontrolü kaybetme riskiyle karşı karşıya.

Bir süredir faizlerle ilgili sessiz kalan Başkan Trump, son günlerde Fed’in faiz artırım potasına geri dönmesiyle faiz indirimi talep etmeye başladığını da göz ardı etmemek gerekiyor. Bu bağlamda yarın akşam Fed’in bağımsızlık testinden de geçeceğini hatırlatmak isterim. Konuya siyasetçinin bakış açısıyla yaklaşırsak, ABD ekonomisinin yaklaşık %70’ini tüketimin sırtladığını pekâlâ biliyoruz. Petrolün 110 dolara dayandığı, dizelin ise ilk kez 6 doların üzerine yükseldiği bir ortamda, ABD 10 yıllık tahvil faizinin %5 seviyesini aşması ve 30 yıllık mortgage faizlerinin de yeniden %7’nin üzerine çıkması pek de iç açıcı başlıklar olarak ön plana çıkmıyor. Bir başka deyişle, Amerikalı tüketici bir taraftan artan enerji faturası, diğer taraftan yükselen borçlanma maliyetleri ile karşı karşıya kalmış durumda. Fed enflasyonu kontrol altına almak için faiz artırmak zorunda kalabilir, ancak ABD ekonomisinin, daha da önemlisi tüketicinin, bu kadar yüksek faizleri ne kadar kaldırabileceği ise büyük bir soru işareti olmaya devam ediyor. ABD’nin devasa borcu da bu denkleme eklenince, işler pek de iyi bir noktaya doğru ilerlemiyor. Tüm bunlar cereyan ederken, kıymetli metaller ise zemin kaybediyor. Bir yerde yanlış var!

Yarın akşam olur da faiz artışı gelirse, Fed üyelerinin yılın geri kalanına ilişkin faiz tahminleri kadar Başkan Warsh’un atılan adımın tek seferlik bir ayarlama mı yoksa yeni bir faiz artırım döngüsünün başlangıcı mı olduğuna dair vereceği mesajlar da kritik önem taşıyacaktır. Bu kafa karışıklığına ilaveten dün de bültenimizde dile getirdiğimiz üzere, yapay zekâ tarafından da yapay zekâ teknolojisinin gelişiminin yavaşlatılmasına yönelik sektörün önde gelen isimlerinden gelen uyarılar, teknoloji şirketlerinde kayıplara neden oldu.

Anthropic CEO’su Dario Amodei, teknolojinin kötüye kullanımına ilişkin artan riskler nedeniyle yapay zekâ modellerinin geliştirilme hızının yavaşlatılması gerektiğini savunurken, OpenAI CEO’su Sam Altman ve xAI’ın kurucusu Elon Musk da bu görüşe destek verdi. Altman ayrıca güvenlik endişelerini gerekçe göstererek OpenAI’ın bu yıl planlanan halka arzından vazgeçtiğini açıkladı. Açıklamalar, yapay zekâ yatırımlarının ve buna bağlı devasa altyapı harcamalarının yavaşlayabileceği endişesini tetiklerken, özellikle son dönemde artan tahvil faizleri nedeniyle borçlanarak finanse edilen yatırımlar üzerindeki soru işaretlerini de artırdı. Philadelphia yarı iletken endeksi %5,2 gerilerken Nvidia %3, AMD %4,5 ve Micron %5,4 değer kaybetti. Avrupa’da ASML %6, Asya’da ise SoftBank %10’un üzerinde düştü.

ABD borsaları dün geceyi endişe edildiği kadar sert satışlarla tamamlamazken, teknolojinin yavaşlatılması haberlerine yönelik dün sert satışlara sahne olan Asya’da bu sabah göreceli olarak yatay bir seyir hâkim olduğunu görüyoruz. Gösterge endeks Nikkei %1 yükselirken, geriye kalan borsalarda ise bekle-gör stratejisinin benimsendiğini düşünüyoruz.

Hürmüz’deki kesintiyi telafi edecek alternatif güzergâhların da birer birer risk altına girmesi, küresel enerji arz krizini daha da derinleştirirken, uzun bir süredir yelkenleri âdeta şişiren rüzgâr olan yapay zekâ sektörüne ilişkin çatlak seslerin de yükselmesi, risk iştahının iyice azalmasına neden oldu. Kıymetli metaller dün bir kez daha satış baskısına boyun eğerken, altının ons fiyatı 4,300 dolar seviyesinin hemen üzerinde salınırken, benzer bir şekilde gümüşün de ons fiyatı 63,50 dolar seviyelerine gerileyerek gelişmeleri takip ediyor. Bitcoin 78 bin dolar seviyesinde sessizliğini korurken, para birimleri liginde ise DXY’nin beş gündür kesintisiz bir şekilde yükselerek 99,60 seviyesine gelmesine paralel EURUSD paritesi 1,1550 seviyesinin altına sarktı. Kraliyet aslanı Sterlin ise güçlü dolar karşısında son beş haftanın en düşük seviyesine geriledi. Ne tuhaftır ki, dolar değer kaybetsin (rekabet avantajı), faiz oranları gerilesin, krediye ulaşım rahatlasın, enerji fiyatları düşsün, fabrika bacaları da tütsün diyen Trump’ın istediklerinin tam tersi olmaya başladı!

Bizim cephede ise yatırım fonları ve portföy yönetim şirketleri ile ilgili soru işaretleri gündemi meşgul etmeye devam ederken, hisse senetleri yakından takip ediliyor. SPK düzenlemesi ardından fonlar uyum sürecinde belli ölçüde satış baskısı yaratıyor. Hatırlamak gerekirse, SPK düzenlemesinin arkasında yatan ana amaç özellikle serbest fonlarda tek tek hisselerde aşırı yoğunlaşmayı ve düşük fiili dolaşımlı hisselerde fonların çok büyük pozisyon almasını sınırlamaktı. Bu bağlamda dün BİST 30 endeksi günü %1,4, ana endeks ise %1,6 oranında kayıpla tamamlarken, Hazine’nin tahvil ihraçları sorunsuz geçti. USDTRY kuru 48,62 seviyesinde salınmaya devam ederken, 5 yıl vadeli CDS risk primi 232 baz puana yükselerek uzun bir süredir demir attığı 220 baz puan seviyesinden uzaklaşmaya başladı. Tahvil cephesinde ise iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi bir süredir yatay seyir izlediği %39,50 seviyelerinden yönünü yukarıya çevirmek suretiyle küresel tahvil faizlerinin yükselişine ayak uydurarak %40,28 seviyesine yükseldi.

Mali piyasaların gündemini bugün başlayan ve yarın gece sonuçlanacak Fed olağan toplantısı teşkil ederken, makro cephede ise bugün içeride bütçe dengesi, dışarıda ise Almanya ZEW endeksi takip edilebilir.

Fed Faiz oranı, enflasyon ve 10 yıllık tahvil

1789447540305c1d11fb0f5c1846b6931765338123_1_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BANKA HABERLERİ

Garanti Bankası 3,014 milyar TL’lik takipteki alacağını 449 milyon TL’ye sattı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Garanti Bankası, toplam 3 milyar 14,2 milyon TL tutarındaki takipteki kredi alacağını, 449 milyon TL bedelle dört varlık yönetim şirketine devretti. Satış, bankanın tahsili gecikmiş alacak portföylerini bilanço dışına çıkararak tahsilat sürecini uzman varlık yönetim şirketlerine devretme stratejisinin dikkat çekici örneklerinden biri oldu.

Garanti Bankası tarafından yapılan bildirimde, 17-24 Ağustos 2026 tarihleri arasında altı ayrı portföy halinde toplam 3.014.176.843,77 TL anapara ve akdi faiz bakiyesine sahip takipteki alacakların toplam 449 milyon TL bedelle satıldığı belirtildi.

Dört şirket, altı ayrı portföy

Satışta dört farklı varlık yönetim şirketi yer aldı:

Tarih Varlık Yönetim Şirketi Takipteki alacak bakiyesi Satış bedeli
17 Ağustos Gelecek Varlık Yönetim A.Ş. 314,36 milyon TL 66 milyon TL
18 Ağustos Novatra Varlık Yönetim A.Ş. 344,51 milyon TL 70 milyon TL
19 Ağustos Novatra Varlık Yönetim A.Ş. 748,22 milyon TL 74 milyon TL
20 Ağustos Gelecek Varlık Yönetim A.Ş. 406,60 milyon TL 78 milyon TL
21 Ağustos Birikim Varlık Yönetim A.Ş. 684,40 milyon TL 93 milyon TL
24 Ağustos İstanbul Varlık Yönetim A.Ş. 516,08 milyon TL 68 milyon TL
Toplam 4 şirket 3.014,18 milyon TL 449 milyon TL

Kaynak bildirimde, portföylerde kredi, kredi kartı, destek kredisi, çek hesabı, taksitli kredi, kredili mevduat hesabı ve bunlara bağlı diğer alacakların yanı sıra tahsili gecikmiş alacak faizlerinin de bulunduğu ifade ediliyor.

3 milyar TL’lik alacağın sadece %14,9’u ödendi

Satış rakamının en dikkat çekici tarafı, 449 milyon TL’lik satış bedelinin 3,014 milyar TL’lik brüt alacak bakiyesine oranı.

449 milyon / 3.014,18 milyon = %14,9

Başka bir ifadeyle Garanti Bankası’nın takipteki alacak portföyünün nominal/anapara+akdi faiz bakiyesi üzerinden yaklaşık %85,1’lik kısmı satış bedeline yansımamış durumda.

Ancak burada önemli bir ayrım var: Bu oran, bankanın alacağının %85 zarar yazdığı anlamına gelmez.

Çünkü satış bedeli ile alacağın muhasebe değerinin karşılaştırılabilmesi için bankanın söz konusu krediler için daha önce ayırdığı özel karşılıkların bilinmesi gerekiyor. Takipteki alacak satışlarında bankalar genellikle geçmiş dönemlerde önemli karşılıklar ayırmış olduğundan, satışın gerçek bilanço kâr/zarar etkisi yalnızca 3,014 milyar TL ile 449 milyon TL arasındaki farktan hesaplanamaz.

En büyük portföy Novatra’ya

Satışın en büyük bölümünü Novatra Varlık Yönetim A.Ş. aldı.

Novatra’ya iki ayrı portföy halinde:

  • 344,5 milyon TL
  • 748,2 milyon TL

olmak üzere toplam 1,0927 milyar TL takipteki alacak devredildi.

Bunun karşılığında toplam 144 milyon TL ödeme yapıldı.

Böylece Novatra’nın aldığı iki portföyün satış bedeli, brüt alacak bakiyesinin yaklaşık %13,2’sine denk geliyor.

Gelecek Varlık ise iki portföyde toplam yaklaşık 721 milyon TL alacağı 144 milyon TL bedelle aldı.

Birikim Varlık’ın aldığı portföy 684,4 milyon TL, satış bedeli 93 milyon TL; İstanbul Varlık’ın aldığı portföy ise 516,1 milyon TL, satış bedeli 68 milyon TL oldu.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

OVP 2027-2029: Bankacılıkta Yeni Kredi Rejimi Başlıyor

Kredi musluğu açılmayacak, nitelikli, katme değeri yüksek kredi müşterisi seçilecek!

Yayınlanma:

|

6 Eylül 2026’da açıklanan 2027-2029 Orta Vadeli Programı, Türkiye ekonomisi açısından yalnızca yeni enflasyon ve büyüme hedeflerini ortaya koymuyor. Program, aynı zamanda bankacılık sisteminin önümüzdeki üç yılda hangi alanlara kredi vereceğinin ve hangi alanlarda daha seçici davranacağının da çerçevesini çiziyor.

Yeni dönemin anahtar kelimesi artık “daha fazla kredi” değil, “daha doğru kredi” olacak.

KOBİ, ihracat, yatırım, üretim ve yüksek katma değerli sanayi finansmanı öne çıkarken; genel amaçlı kredi, yüksek borçluluk ve zayıf nakit akışına dayalı şirket finansmanı daha zor hale gelebilir.

OVP’nin bankacılık açısından asıl mesajı ne?

OVP’nin bankacılık açısından en önemli tarafı, kredi sisteminin nicelikten niteliğe doğru yönlendirilmesidir.

Ekonomi yönetimi bir yandan enflasyonu 2027’de yüzde 21, 2028’de yüzde 13,5 ve 2029’da yüzde 9 seviyesine indirmeyi hedeflerken, diğer taraftan büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, sonraki yıllarda yüzde 5 seviyesine doğru yükselmesini öngörüyor. 2026 büyüme tahmini ise yüzde 3,3’e çekildi.

Buradaki temel soru şudur: Enflasyon düşürülürken üretim nasıl finanse edilecek?

İşte bankacılık stratejisinin değiştiği nokta tam olarak burası. Ekonomi yönetimi, bütün kredileri aynı şekilde büyütmek yerine üretim, yatırım, ihracat ve KOBİ kredilerini öne çıkaran seçici kredi politikasını sürdürüyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklamasına göre KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payı uzun dönem ortalamasındaki yüzde 24,6-25 seviyesinden yaklaşık yüzde 27’ye çıkmış durumda. İhracat kredilerinin payı ise yüzde 6,3’lük uzun dönem ortalamasından yaklaşık yüzde 12’ye yükselmiş bulunuyor.

Bu rakamlar tesadüf değil.

Bankacılık sisteminin kredi kompozisyonu değiştiriliyor.

1. Kredi musluğu tamamen açılmayacak

Bence OVP’nin bankacılık açısından en yanlış okunabilecek tarafı burası. “Enflasyon düşüyor, büyüme hedefi yükseliyor, o halde bankalar daha fazla kredi verecek” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru değil.

Tam tersine; Kredi büyümesi enflasyonla uyumlu tutulurken, kredinin yönü değiştirilecek.

Bu şu anlama geliyor: Kredi miktarı kontrollü, kredi tahsisi seçici olacak.

Dolayısıyla 2027’de bankacılık sektöründe temel rekabet yalnızca “kaç milyar TL kredi kullandırdın?” üzerinden değil; “Hangi müşteriye, hangi sektöre ve hangi risk profiline kredi verdin?” üzerinden şekillenecek.

2. Banka kredi komitelerinde “nakit akışı” daha önemli hale gelecek

Türkiye’de uzun yıllar kredi değerlendirmesinde teminat önemli bir unsur oldu. Gayrimenkul, fabrika, arsa, kefalet ve diğer teminatlar kredi kararında güçlü rol oynadı.

Ancak yüksek faiz ve uzun nakit dönüş süreleri şirket bilançolarını zorladıkça yeni dönemin kritik sorusu şu olacak: “Şirket borcunu hangi nakit akışıyla ödeyecek?”

Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların kredi analizinde:

  • EBITDA,
  • faaliyet nakit akışı,
  • borç servis kapasitesi,
  • işletme sermayesi ihtiyacı,
  • stok devir hızı,
  • alacak tahsil süresi,
  • borç/vade uyumu,
  • ihracat geliri,
  • döviz pozisyonu,
  • faiz karşılama oranı çok daha fazla önem kazanacak.

Başka bir ifadeyle: Teminat + bilanço modelinden, Nakit akışı + sektör + risk + teminat modeline geçiş hızlanacak.

3. KOBİ kredileri neden kritik?

OVP’nin önemli mesajlarından biri KOBİ finansmanının desteklenmesi.

Şimşek’in verdiği rakama göre KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payı yaklaşık yüzde 27’ye yükselmiş durumda. Ancak burada önemli bir ayrım var: KOBİ’ye kredi vermek ile KOBİ’nin finansman sorununu çözmek aynı şey değildir.

KOBİ yüzde 50 civarında maliyetle kredi kullanıyorsa, kredi miktarını artırmak tek başına çözüm olmayabilir.

Çünkü şirketin:

  • brüt kâr marjı,
  • faaliyet kârı,
  • stok finansmanı,
  • tahsilat süresi

kredi maliyetinden düşük kalıyorsa, daha fazla kredi şirketi kurtarmak yerine daha fazla borçlandırabilir.

Bu nedenle OVP’nin gerçek başarısı: KOBİ’lere ne kadar kredi verildiğiyle değil, verilen kredinin kaçının üretim kapasitesine dönüştüğüyle ölçülmeli.

4. İhracat kredileri artık bankacılığın stratejik alanı

Burada ciddi bir dönüşüm yaşanıyor. İhracat kredilerinin toplam krediler içindeki payının yaklaşık yüzde 12’ye yükselmesi, uzun dönem ortalamasının neredeyse iki katına çıkması dikkat çekici. Reeskont kredilerinin günlük limitinin de 17 kat artırıldığı açıklandı.

Bu bize şunu söylüyor: Bankacılık sisteminden beklenen yalnızca kredi vermek değil, döviz kazandırıcı faaliyeti finanse etmek.

Bu nedenle ihracatçı şirketler: kur riski + faiz maliyeti + ihracat geliri + tahsilat riski birlikte değerlendirilerek daha avantajlı finansmana ulaşabilecek. Reeskont kredilerinde açıklanan yüzde 23,9 faiz oranı ve bankacılık maliyetleri eklendiğinde yaklaşık yüzde 25-26 seviyesine çıkan maliyet, mevcut enflasyonun altında bir finansman kanalı oluşturuyor. Bu durum ticari bankalar açısından da önemli.

Çünkü klasik ticari kredi ile hedefli/reeskont finansmanı arasında ciddi maliyet farkı oluştuğunda şirketlerin finansman tercihi değişiyor.

5. Sanayi finansmanında yeni dönem

OVP’nin önemli başlıklarından biri imalat sanayiinin güçlendirilmesi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İmalat Sanayii Finansman Desteği Programı kapsamında 250 milyar TL ilave kredi desteği sağlandığını; orta-yüksek ve yüksek teknoloji ağırlıklı sanayi yatırımlarına yönelik üç yıl için 750 milyar TL YTAK kredilerinin kullandırılmaya devam edeceğini açıkladı.

Bu, bankacılık açısından çok önemli bir sinyal.

Çünkü Türkiye’nin kredi sistemi giderek: tüketim → üretim ve genel ticari kredi → hedefli yatırım kredisi eksenine çekilmeye çalışılıyor.

6. Bankaların kârlılığı açısından OVP ne söylüyor?

Burada bankalar açısından daha karmaşık bir tablo var.

Bir tarafta:

  • faizlerin zaman içinde düşmesi,
  • enflasyonun gerilemesi,
  • kredi talebinin yeniden canlanması bankalar açısından olumlu.

Diğer tarafta:

  • seçici kredi,
  • kredi büyüme sınırları,
  • makroihtiyati düzenlemeler,
  • düşük maliyetli hedefli kredi programları bankaların serbest fiyatlama alanını sınırlayabilir.

Dolayısıyla bankaların önümüzdeki dönemde kârlılığı sadece faiz marjı üzerinden değil; komisyon gelirleri + ödeme sistemleri + yatırım bankacılığı + sermaye piyasaları + sigorta + dijital bankacılık üzerinden çeşitlendirmesi gerekecek.

7. Mevduatta da yeni dönem

OVP’nin finansal istikrar ayağında TL tasarrufların artırılması ve finansal kaynakların daha etkin alanlara yönlendirilmesi öne çıkıyor.

Bu nedenle bankalar açısından sadece kredi tarafı değil, pasif yönetimi de kritik. Bankaların önündeki temel sorun: Uzun vadeli kredi vermek için uzun vadeli ve uygun maliyetli kaynak bulmak. Türkiye’de mevduatın önemli bölümünün kısa vadeli olması, uzun vadeli yatırım finansmanının önündeki yapısal problemlerden biri.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde: uzun vadeli TL mevduat + emeklilik fonları + yatırım fonları + tahvil piyasası + sermaye piyasaları daha önemli hale gelecek.

8. Bankacılık sisteminin en büyük riski: sorunlu kredi

Burada OVP’nin hedefleri ile reel sektörün mevcut durumu arasında dikkat edilmesi gereken bir alan var.

Kredi maliyetlerinin uzun süre yüksek kalması: yüksek faiz → düşük faaliyet kârı → nakit açığı → yeniden borçlanma → yapılandırma → sorunlu kredi zinciri yaratabilir.

Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların en önemli gündemlerinden biri yalnızca yeni kredi vermek değil, mevcut kredi portföyünün kalitesini korumak olacak.

Özellikle:

  • tekstil,
  • inşaat,
  • gayrimenkul,
  • perakende,
  • enerji,
  • KOBİ ağırlıklı sektörler yakından izlenmeye devam edebilir.

9. “Kredi vermek” ile “şirketi yaşatmak” arasındaki fark

Bence OVP’nin bankacılık tarafındaki en önemli sınavı burada. Bir şirkete 100 milyon TL kredi vermek kolaydır.

Asıl mesele: Bu 100 milyon TL şirketin üretim kapasitesini mi artıracak? yoksa Önceki kredinin faizini ve vadesi gelen borcunu mu kapatacak?

Eğer ikinci durum gerçekleşiyorsa, bankacılık sistemi ekonomik büyümeyi finanse etmiyor; borç stokunu çeviriyor. Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların kredi komitelerinde “nakit karşılıklı kredi” anlayışının güçlendirilmesi gerekiyor.

10. Bankacılıkta yeni denklem

Önümüzdeki dönemin kredi denklemini şöyle özetlemek mümkün:

Eski model: Teminat → Kredi → Bilanço büyümesi

Yeni model: Üretim → Nakit akışı → İhracat → Verimlilik → Borç servis kapasitesi → Kredi

Bunun anlamı çok açık: Sadece malı olan değil, para üretebilen şirket kredi açısından daha değerli hale gelecek.

Reel sektör açısından OVP’nin kritik açmazı

Ancak burada ekonomi yönetiminin çözmesi gereken önemli bir çelişki var.

Bir tarafta: Enflasyon düşürülecek.

Diğer tarafta: Üretim ve yatırım artırılacak.

Üçüncü tarafta: Kredi büyümesi kontrol altında tutulacak.

Dördüncü tarafta: Şirketlerin finansman maliyetleri yüksek.

Bu dört hedef aynı anda yönetilmek zorunda.

Eğer finansman maliyeti yeterince hızlı düşmezse, üretici şirket yatırım yapamayabilir.

Eğer kredi çok hızlı gevşerse, bu kez: kredi → talep → döviz → fiyatlar → enflasyon kanalı yeniden çalışabilir.

Dolayısıyla ekonomi yönetiminin önündeki asıl mesele: “Kredi musluğunu açmak veya kapatmak değil, doğru basınçta tutmak.”

Bankalar 2027’de ne yapmalı?

Bence bankaların önümüzdeki dönemde beş stratejik alanı öne çıkarması gerekiyor:

1. Nakit akışı bazlı kredi

Şirketin gerçek ödeme gücü analiz edilmeli.

2. Sektör bazlı kredi politikası

Her sektöre aynı kredi limiti uygulanmamalı.

3. İhracat ve döviz kazandırıcı faaliyet finansmanı

Döviz geliri yaratan şirketlere daha uygun yapılandırılmış finansman sağlanmalı.

4. Yatırım finansmanı

Makine, teknoloji, enerji verimliliği ve kapasite artışı gibi yatırımlar ayrı değerlendirilmelidir.

5. Erken uyarı sistemi

Sorunlu hale gelen krediyi beklemek yerine: “Batıyok” oluşmadan önce müdahale edilmelidir.

Bankacılık açısından 10 önemli stratejik değişiklik

Alan OVP’nin mesajı Bankacılık açısından anlamı
1. Kredi büyümesi Enflasyonla uyumlu kredi büyümesi Bankalar kredi musluklarını serbest bırakmayacak; seçici kredi devam edecek
2. Reel sektör finansmanı Üretim, yatırım ve ihracata yönlendirme Genel kredi yerine hedefli/sektörel kredi önem kazanacak
3. İmalat sanayii İmalat ve yüksek katma değerli yatırımlara finansman Bankalar için sanayi kredileri yeniden stratejik ürün haline gelebilir
4. İhracat İhracat kapasitesinin artırılması Reeskont, Eximbank ve döviz kazandırıcı faaliyet finansmanı önemini koruyacak
5. KOBİ Finansmana erişimin güçlendirilmesi KOBİ kredilerinde teminat + nakit akışı + sektör riski daha fazla dikkate alınacak
6. Kredi tahsisi Kaynakların verimli alanlara yönlendirilmesi “Kredi isteyen herkese kredi” modelinden risk bazlı kredi tahsisine geçiş
7. Sermaye piyasaları Banka dışı finansmanın geliştirilmesi Faktoring, leasing, tahvil, fonlar, GYO/Girişim sermayesi gibi alternatifler büyüyecek
8. Finansal teknoloji Dijitalleşme ve finansal altyapı Bankaların veri, yapay zekâ ve dijital kredi modellerine yatırımı artacak
9. Finansal istikrar TL’ye güven ve makro finansal istikrar Bankaların bilanço, likidite ve döviz pozisyonu daha yakından yönetilecek
10. Finansal okuryazarlık Finansal eğitim artırılacak Tüketici ve yatırımcı davranışlarının daha kontrollü hale getirilmesi hedefleniyor

Kutu Bilgi | OVP’de bankacılık için öne çıkan rakamlar

Gösterge OVP/2026 açıklamaları
2026 büyüme tahmini %3,3
2027 büyüme hedefi %4,2
2026 yıl sonu enflasyon tahmini %28,4
2027 enflasyon hedefi %21
2028 enflasyon hedefi %13,5
2029 enflasyon hedefi %9
KOBİ kredilerinin toplam kredilerdeki payı ~%27
İhracat kredilerinin toplam kredilerdeki payı ~%12
İhracat kredilerinde uzun dönem ortalama %6,3
İmalat Sanayii Finansman Desteği 250 milyar TL
YTAK kredi büyüklüğü 750 milyar TL / 3 yıl
Reeskont kredi günlük limit artışı 17 kat

Rakamların ilgili bölümü ekonomi yönetiminin OVP sunumu ve program sonrası açıklamalarından derlenmiştir.

Bankacılıkta “kredi büyümesi” değil “kredi kalitesi” dönemi

2027-2029 OVP’nin bankacılık açısından bana göre en önemli mesajı şudur: Türkiye artık sadece daha fazla krediye değil, daha verimli krediye ihtiyaç duyuyor.

Bunun gerçekleşmesi halinde bankacılık sistemi ekonominin üretim kapasitesini artıran bir mekanizmaya dönüşebilir.

Ancak bunun için kredi tahsisinde yalnızca teminatın değil, nakit akışının ve üretim kapasitesinin merkeze alınması gerekiyor.

Çünkü Türkiye’nin asıl problemi artık sadece: “Şirket kredi bulabiliyor mu?” değil.

Daha önemli soru: “Şirket aldığı krediyi üretime dönüştürüp borcunu geri ödeyebiliyor mu?”

BankaVitrini olarak uzun süredir vurguladığımız “nakit kraldır” yaklaşımının önemi burada ortaya çıkıyor.

2027-2029 döneminde bankacılık sisteminin başarısını kredi hacmi değil; üretime dönüşen kredi + zamanında geri ödenen kredi + düşük sorunlu kredi + artan ihracat belirleyecek.

Kısacası: OVP bankalara “daha çok kredi verin” demiyor. “Krediyi doğru şirkete, doğru sektöre ve doğru amaçla verin” diyor.

Ve önümüzdeki dönemde bankacılığın en kritik rekabet alanı da tam olarak burası olacak.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist | BankaVitrini.com

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Diplomasi ertelendi, petrol yeniden $108: Piyasalar Fed haftasına gergin başladı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Orta Doğu’da gözler bugün Umman’da yapılması planlanan kritik diplomasi toplantısına çevrilmişti. Umman’ın arabuluculuğunda İran ile Körfez’deki Arap ülkelerini bir araya getirmesi beklenen toplantıda, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere bölgedeki deniz taşımacılığının nasıl güvence altına alınabileceği ele alınacaktı. İran’ın da, Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişlerini düzenlemek üzere Umman ile üzerinde çalıştığı bir öneriyi toplantıda Körfez ülkelerine sunması bekleniyordu. Ancak Umman Dışişleri Bakanı, taraflar arasında yeterli uzlaşı oluşmadığı gerekçesiyle toplantının ertelendiğini açıkladı.

Piyasa tarafında bunun ilk yansıması petrol fiyatlarında görüldü. Diplomatik çözüm umutlarının zayıflamasına, Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı’nı bypass eden doğu-batı petrol boru hattının cuma günkü drone saldırısının ardından hâlâ kapalı olması da eklenince, arz endişeleri yeniden güç kazandı. Bir başka deyişle, Hürmüz Boğazı’ndaki kesintiler nedeniyle son altı aydır petrol ihracatının önemli bölümünü Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na yönlendiren Riyad, drone saldırılarının ardından boru hattını devre dışına aldıklarını açıklarken, küresel petrol arzının yaklaşık %4’ünün daha risk altına girdiğini görüyoruz.

Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, haftayı 104,60 dolar seviyesinden kapatmasının ardından haber akışının da etkisiyle yeniden 108 dolara yükselirken, ABD’de dizel fiyatının galon başına 6,20 dolar ile yeni rekor kırması enerji şokunun enflasyon üzerindeki baskısını artırmaya başladı. Riyad’ın Kızıldeniz’e açılan boru hattındaki tamirat çalışmalarının 5-6 hafta sürebileceğini okurken, Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı’ndaki stratejik Perim Adası’na ulaşması da arz güvenliği endişelerini büyütüyor. Modern tarihin en ciddi enerji arzı krizlerinden biri ile karşı karşıya olduğumuzu itiraf etmemiz gerekiyor.

Cuma günü ABD’de açıklanan enflasyon verisi sonrası piyasalar Fed’in çarşamba günü 25 baz puan faiz artırmasına %86 ihtimal verirken, sene sonuna kadar ise beklenti 50 baz puana yükseldi. Çarşamba gününe yönelik piyasa beklentisi %86 seviyesine kadar çıkmışken, Fed’den 2023 ortasından bu yana ilk kez faiz artışına soyunabileceği beklentisiyle 10 yıllık gösterge ABD tahvil faizi %5 sınırına dayanırken, bu sabah hisse senetlerinden kıymetli metallere kadar pek çok enstrümanın baskı altında kaldığını görüyoruz.

Petrol ve faiz endişelerine bu sabah yapay zekâ hisselerindeki sert satışların da eklenmesiyle, küresel risk iştahı haftaya oldukça zayıf başladı. OpenAI ve Anthropic yöneticilerinin, yapay zekânın oluşturabileceği riskleri sınırlamak amacıyla teknolojinin geliştirilme hızının yavaşlatılması çağrısında bulunması AI bağlantılı hisseleri baskı altına aldı. Asya cephesinde gösterge endeks Nikkei %1 gerilerken, Güney Kore’de KOSPI %2,6 düştü. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde teknoloji hisselerinin ağırlıklı olduğu Nasdaq %1,3, S&P 500 ise %0,5 ekside işlem görürken, Avrupa vadeli endeksleri de güne düşüşle başlanacağına işaret ediyor. Yüksek tahvil faizlerinin baskısıyla altının ons fiyatı bu sabah 4,340 dolar seviyesine gerilerken, gümüşün ons fiyatı da 64 dolar civarında salınıyor. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin önemli bir değişim göstermeden 77,500 dolar seviyelerinde işlem görüyor.

Cuma günü açıklanan ABD TÜFE verisinde enerji ve gıda kalemlerini dışarıda bırakan çekirdek TÜFE artışı, yıllık bazda 2021’den bu yana en düşük seviyeye indi! Piyasanın faiz artırımına %86 ihtimal verdiği bir ortamda, bizler Fed’in çarşamba günü faiz artırmayacağını düşünüyoruz. Toplantıya şerh düşecek üye sayısını göz ardı etmesek de, Trump faktörünü de göz önüne alarak (faiz indirim talepleri), Fed’in faizi sabit bırakacağını düşünüyoruz. Talepten ziyade maliyet kaynaklı enflasyon artışı karşısında Fed’in faiz artırımına soyunması ne Hürmüz Boğazı’nı ne de Bab el-Mendeb Boğazı’nı açacaktır. Merkez bankaları enerji maliyetlerinde artışının ikincil etkilerini veya beklentilerdeki bozulmayı faiz artırarak dizginlemeye çalışabilir lâkin ABD’nin devasa borcu ve tahvil piyasalarının pek çok gelişmiş ülkede uzun yılların zirvesine ulaştığı bir ortamda, faiz artışının ne kadar faydalı olacağını da tam olarak kestiremiyoruz.

Elbette, vadeli faiz kontratlarının faiz artırım ihtimaline neredeyse %90 şans tanıdığı bir ortamda Fed’in eylül toplantısını pas geçmesi, piyasalardaki sisli havayı bir nebze olsun dağıtarak risk iştahının yeniden iyileşmesine yardımcı olabilir. Ancak diğer taraftan, Fed’in faiz artıramaması tahvil piyasasında kontrolü elden kaçırmaya başladığı yönündeki inancı daha da güçlendirebilir! Böyle bir senaryonun ise kıymetli metaller açısından oldukça pozitif sonuçlar doğurabileceğini düşünüyoruz.

Türkiye cephesinde ise TCMB’nin politika faizini %37 seviyesinde sabit tutmasının ardından gözler olası bir faiz indirimi için ekim toplantısına çevrilirken, SPK düzenlemelerinin yansımaları ise hisse senedi piyasalarında yakından takip edildi. BIST100 ana endeksi haftayı %3,25 yükselişle tamamladı. Bu sabah Reuters haberlerinde, Pusula Finans Holding’in Tera şirketler grubuna devri için düzenleyici kurumların onayı beklenirken, Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’in Pusula Finans Holding’in yönetim kurulu başkanlığına getirildi belirtildi.

Dolar (DXY) küresel arenada haftaya yükselişle başlarken, para birimleri liginde ise EUR ve GBP’nin sırasıyla 1,1560 ve 1,35 seviyelerine geri çekildiğini görüyoruz. USDTRY kuru ise 48,62 seviyesine bebek adımlarıyla yükselirken, CDS risk primi 5 baz puan kadar artışla 225 baz puan seviyesine geldi. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi hafif bir yükselişle %39,76 seviyesinden haftayı kapatırken, gözler bu hafta Fed toplantısının yanı sıra Japon Merkez Bankası’nın (BoJ) faiz kararını da yakından takip edecektir. BoJ’un 25 baz puan faiz artırımına gideceğine kesin gözüyle bakılırken, Japon Yeni son haftalarda değer kazanarak 154 seviyelerine kadar toparladı. Mali piyasaların gündeminde bugün önemli bir veri görünmüyor.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.