Connect with us

GÜNCEL

65 Milyar Dolar Kazandıran Turizm, Kredilerden Neden Sadece %4 Pay Alıyor?

65 milyar dolarlık gelir üreten sektör neden bankacılık sisteminden hak ettiği finansmanı alamıyor?

Yayınlanma:

|

Bankavitrini.com | Haber Analiz

Türkiye ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan turizm, son yıllarda elde ettiği rekor gelirlerle cari açığın finansmanında ve döviz girişinde adeta “görünmez Merkez Bankası” işlevi görüyor. Buna rağmen bankacılık sektörünün kredi dağılımı incelendiğinde ortaya dikkat çekici bir çelişki çıkıyor.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi’nin Nisan 2026 verilerine göre bankaların kullandırdığı 20,3 trilyon TL tutarındaki ticari krediler içerisinde turizm sektörünün payı yalnızca %4 seviyesinde bulunuyor.

Bu oran son 10 yıldır önemli bir değişim göstermedi.

Oysa sektörün Türkiye ekonomisine sağladığı katma değer bunun çok üzerinde.

Rakamlar ne söylüyor?

TBB Risk Merkezi verilerine göre;

  • Toplam ticari kredi hacmi 20,3 trilyon TL
  • İmalat sanayi payı %31
  • Toptan ve perakende ticaret %19
  • İnşaat %10
  • Tarım %7
  • Emlak %7
  • Taşımacılık %7
  • Enerji %5
  • Turizm yalnızca %4

Yaklaşık 849 milyar TL seviyesindeki kredi hacmi, sektörün ekonomik büyüklüğü dikkate alındığında oldukça sınırlı kalıyor.

Turizm neden farklı bir sektör?

Türkiye bugün;

  • yaklaşık 65 milyar dolar yıllık turizm geliri elde ediyor,
  • dünya turizminde ziyaretçi sayısı ve gelir bakımından ilk 5-10 ülke arasında yer alıyor,
  • net döviz kazandırıcı sektör konumunda bulunuyor.

Türkiye’nin yaklaşık 275 milyar dolarlık mal ihracatı dikkate alındığında; Turizm tek başına mal ihracatının yaklaşık dörtte biri kadar döviz kazandırıyor.

Üstelik bu gelir;

  • ithalata bağımlılığı düşük,
  • yerli katma değeri yüksek,
  • cari açığı azaltıcı,
  • hizmet ihracatı niteliğinde.

Bu nedenle birçok ekonomist turizmi “en kaliteli döviz kaynağı” olarak tanımlıyor.

Bankalar neden temkinli davranıyor?

Bankaların bakış açısından ise farklı gerekçeler bulunuyor.

1. Mevsimsellik

Turizm gelirleri yılın belirli dönemlerinde yoğunlaşıyor.

Nakit akışındaki dalgalanmalar kredi geri ödeme planlarını zorlaştırabiliyor.

2. Yüksek yatırım maliyetleri

Oteller;

  • uzun yatırım süresi,
  • yüksek sabit maliyet,
  • büyük bakım harcamaları

nedeniyle bankalar açısından uzun vadeli finansman gerektiriyor.

3. Jeopolitik riskler

Pandemi, savaşlar, terör olayları veya küresel krizler turizm talebini kısa sürede etkileyebiliyor.

Bankalar bu oynaklığı kredi fiyatlamasına yansıtıyor.

4. Teminat yapısı

Bazı turizm işletmelerinde;

  • sezonluk gelir,
  • işletme değeri,
  • marka değeri

bankaların klasik teminat anlayışıyla tam örtüşmeyebiliyor.

Ancak büyük resim değişti

Son yıllarda sektörün risk profili geçmişe göre önemli ölçüde farklılaştı.

Türkiye;

  • sağlık turizmi,
  • kongre turizmi,
  • spor turizmi,
  • kruvaziyer turizmi,
  • gastronomi turizmi,
  • kültür turizmi

gibi alanlarda sezonu 12 aya yaymaya başladı.

Yani turizm artık yalnızca “3 aylık yaz sezonu”ndan ibaret değil.

Bankalar hâlâ eski ezberlerle mi hareket ediyor?

Sektör temsilcilerinin yıllardır dile getirdiği temel eleştiri de tam olarak burada ortaya çıkıyor.

Bankaların kredi değerlendirme modelleri büyük ölçüde;

  • klasik bilanço analizine,
  • geçmiş dönem performansına,
  • standart teminat yapısına

dayanıyor.

Oysa turizm sektörü;

  • marka değeri,
  • destinasyon gücü,
  • doluluk oranı,
  • yabancı operatör sözleşmeleri,
  • döviz bazlı gelir üretme kapasitesi

gibi klasik finansal analizlerin ötesinde değerlendirilmesi gereken dinamiklere sahip.

Dolayısıyla sektör temsilcileri, bankaların turizmi hâlâ üretim işletmeleriyle aynı kredi kriterleri içinde değerlendirdiğini savunuyor.

Dünyada uygulama nasıl?

Turizm ekonomisinin güçlü olduğu ülkelerde;

  • sektöre özel yatırım bankacılığı,
  • uzun vadeli turizm finansmanı,
  • sezon bazlı geri ödeme modelleri,
  • gelir paylaşımına dayalı finansman,
  • kamu destekli kredi garanti sistemleri

yaygın şekilde kullanılıyor.

Türkiye’de ise bu tür ürünler hâlâ sınırlı düzeyde.

Turizm daha fazla kredi alsa ne olur?

Uzmanlara göre finansmana erişimin artması;

  • yeni otel yatırımlarını hızlandırabilir,
  • mevcut tesislerin renovasyonunu sağlayabilir,
  • enerji verimliliği yatırımlarını artırabilir,
  • hizmet kalitesini yükseltebilir,
  • kişi başı turist harcamasını artırabilir,
  • turizm gelirini 80-100 milyar dolar bandına taşıyabilecek kapasite oluşturabilir.

Sonuç

Türkiye ekonomisinin en güçlü döviz üreten sektörlerinden biri olan turizmin, bankacılık sistemindeki kredi payının yaklaşık %4 seviyesinde kalması, sektörün ekonomik ağırlığı ile finansmana erişimi arasında önemli bir dengesizliğe işaret ediyor.

Elbette bankaların risk yönetimi açısından temkinli davranması anlaşılabilir. Ancak günümüzde turizm; yalnızca mevsimsel bir faaliyet değil, güçlü döviz üretme kapasitesi, yüksek katma değeri ve küresel rekabet avantajıyla Türkiye’nin stratejik sektörlerinden biri haline gelmiş durumda.

Önümüzdeki dönemde bankaların kredi değerlendirme modellerini turizm sektörünün kendine özgü dinamiklerini daha fazla dikkate alacak şekilde güncellemesi; hem sektörün büyümesine hem de ülkenin sürdürülebilir döviz gelirinin artmasına katkı sağlayabilir. Özellikle uzun vadeli, döviz kazandırıcı yatırımları destekleyen finansman modellerinin yaygınlaşması, turizmin ekonomik potansiyelini daha etkin kullanmasına olanak tanıyacaktır.

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL

Türkiye küresel diplomasinin merkezinde: NATO Zirvesi başlıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Ankara, 7-8 Temmuz’da son yılların en kritik diplomatik organizasyonlarından birine ev sahipliği yapacak. 22 yıl aradan sonra Türkiye’de düzenlenecek NATO Zirvesi’ne 32 ülkenin liderleri, yaklaşık 100 bakan ve binlerce diplomat katılırken, ABD Başkanı Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki görüşme ve Türkiye-ABD ilişkileri, Ukrayna’ya destek, savunma harcamaları ile CAATSA ve F-35 başlıklarının zirvenin en dikkat çeken gündem maddeleri olması bekleniyor. Küresel güvenlik politikalarının şekilleneceği zirvede alınacak mesajlar, jeopolitik risk algısı ve savunma sanayii başta olmak üzere finansal piyasalar açısından da yakından izlenecek.

Zirve, son dönemde İran krizi, Grönland tartışmaları ve ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığını azaltma kararları nedeniyle gerilen transatlantik ilişkilerin yeniden rayına oturtulması açısından kritik önem taşıyor. Bununla birlikte, zirvenin en önemli belirsizliği Trump’ın NATO’ya yönelik eleştirel tutumu olmaya devam ediyor. ABD’nin ittifaka katkısının karşılığını yeterince alamadığını savunan Trump’ın açıklamaları Avrupa’da endişeyle izlenirken, NATO yönetimi ise Avrupa’nın savunma harcamalarını hızla artırdığını ve yük paylaşımında daha fazla sorumluluk üstlendiğini vurguluyor. Piyasalar açısından zirve, Batı ittifakındaki uyumun korunması ve jeopolitik risklerin yeniden tırmanıp tırmanmayacağına ilişkin önemli sinyaller verecek.

NATO Zirvesi öncesinde konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD Başkanı Trump’ın Türkiye’ye uygulanan CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) yaptırımlarının kaldırılması konusunda güçlü bir irade ortaya koyduğunu söyledi. Fidan, Türkiye’ye yönelik F-35 satış yasağının kaldırılmasının üretim programına yeniden dâhil olmaktan ayrı bir süreç olduğunu belirterek, NATO müttefiki Türkiye’ye yönelik mevcut kısıtlamaların Trump yönetimi açısından da savunulmasının güç olduğunu ifade etti.

Hatırlanacağı üzere, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımları, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alınmasının ardından 2020 yılında yürürlüğe girmişti. Olası bir yaptırım gevşemesi ve F-35 sürecinde atılabilecek adımlar, hem Türkiye-ABD ilişkilerinin normalleşmesi hem de savunma sanayii alanındaki iş birliğinin yeniden güçlenmesi açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Zirvenin, bir yandan NATO’nun geleceğini şekillendirirken diğer yandan Türkiye’nin jeo-ekonomik önemini daha da artıracağını düşünüyoruz.

Haftanın son iş günü hem Türkiye hem de KKTC’de Haziran ayı enflasyon rakamları açıklandı. TÜİK verilerine göre manşet TÜFE artışı aylık %0,99 ile tahminler paralelinde gelirken, yıllık enflasyon oranı ise hafif de olsa gerileyerek %32,11 oldu. KKTC İstatistik Kurumu verilerine göre, aylık TÜFE artışı %2,29 olurken, yıllık artış ise %38,46 seviyesine taşındı (Mayıs %37,28). Türkiye cephesinde her ne kadar enflasyon beklentilere paralel açıklansa da, enflasyonist baskıların genele yayılmış olması, TCMB’den beklenen faiz indirimlerinin zamanlamasıyla ilgili soru işaretlerinin yeniden artmasına neden oldu. Temmuz ayında da enflasyonun yüksek gelebileceği endişesiyle veriye piyasa tepkisi olumsuz oldu. Borsa İstanbul bankacılık endeksi Cuma günü %4,2 düşerken, tahvil faizlerinde de bir miktar artış oldu. Bu sabah USDTRY kuru haftayı 46,80 seviyesinin hemen üzerinde karşılarken, CDS risk primi 223 baz puanda yatay seyrediyor.

Hafta sonunda İran’ın hayatını kaybeden dinî lideri Ayetullah Ali Hamaney için Tahran’da düzenlenen cenaze törenine on binlerce kişi katılırken, dikkat çeken gelişme Hamaney’in yerine geçtiği açıklanan oğlu Mücteba Hamaney’in törene katılmaması oldu. Devlet televizyonu diğer üç oğlunu görüntülerken, savaşta yaralandığı belirtilen Mücteba’nın kamuoyu önüne çıkmaması sağlık durumu ve İran’daki yeni yönetimin görünürlüğüne ilişkin soru işaretlerini artırdı.

Kırılgan barış ortamında gözler Hürmüz’deki normalleşmeyi takip ederken, OPEC+ ülkeleri Ağustos ayından itibaren petrol üretim kotasını beşinci kez artırma kararı aldığını açıkladı. Tansiyonun barometresi konumunda Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 71 dolar seviyesinde işlem görerek savaş öncesi seviyelere gerilemek suretiyle yaklaşık dört ayın en düşük seviyelerinde salındığını bir kez daha hatırlayalım. Enerji maliyetlerindeki düşüşün enflasyon baskısını hafifletebileceği beklentisi küresel piyasaları desteklemeye devam edeceğini düşünüyoruz.

Bu bağlamda ABD’de 10 yıllık tahvil faizi %4,47 sevilerinde salınırken, dolar endeksi (DXY) haftaya hafif de olsa yükselişle 101 seviyesinin kıyısından başladığını görüyoruz. DXY cephesinde 100,50 seviyesinin üzerini hâlen daha sevimsiz olarak görüyoruz. Faiz getirisi olmayan kıymetli metaller, geçen hafta açıklanan zayıf istihdam verileri ardından haftayı yükselişle tamamlasalar da, yeni haftanın hafif de olsa satış baskısıyla başladığını görüyoruz. Gümüş cephesinde ön plana çıkardığımız 63 dolar seviyesinin üzerinde temiz bir günlük kapanış görmemiz durumunda uzun pozisyon için kolları sıvayacağız. Gümüş haftaya 62 dolar, altın ise 4,160 dolar seviyelerinden başlarken, kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin 63 bin dolar seviyesinin üzerine yükseldi. Altın mı Bitcoin mi diye sorarsak, uzun vadede altın yönünde tercihimiz koruyoruz.

Yeni haftada küresel piyasaların odağında iki önemli başlığın yer tuttuğunu peşinen belirtelim. Fed’in son toplantı tutanakları ve ikinci çeyrek bilanço sezonunun ilk sonuçları piyasaların seyri açısından yakından takip edilecektir. Geçen hafta beklentilerin altında kalan ABD istihdam verisi ardından Eylül ayında faiz artış ihtimali yeniden %53 olarak fiyatlanırken, sene sonuna kadar ise 30 baz puan faiz artırımı bekleniyor. Çarşamba günü yayımlanacak Fed tutanakları, piyasalara Başkan Warsh liderliğindeki komitenin faiz patikasına ilişkin duruşu hakkında daha net ipuçları vereceğini düşünüyoruz. Hatırlanacağı üzere, ilk çeyrekte beklentilerin üzerinde gelen şirket kârları ABD borsalarında yükselişin en önemli destekçisi olmuştu. Bu nedenle önümüzdeki hafta, hem Fed’in mesajları hem de şirket bilançoları piyasaların yönü açısından belirleyici olacaktır.

Yeni gün başlangıcında Asya borsaları haftaya temkinli başlarken, piyasaların odağı teknoloji şirketlerinin ikinci çeyrek bilançolarına çevrildi. Özellikle yapay zekâ temasıyla yükselen teknoloji hisselerinde kârların beklentileri karşılayıp karşılamayacağı yakından izlenirken, bu hafta açıklanacak Samsung sonuçları bilanço sezonunun ilk önemli sınavı olarak görülüyor. Hisse senedi piyasalarında ise Japonya’nın Nikkei endeksi %0,6, Güney Kore borsası Kospi ise %0,7 geriledi. Çin piyasalarında yatay bir görünüm hâkimken, ABD borsalarının vadeli işlemlerinde ise Nasdaq %0,8 artıda işlem görüyor.

Japonya Maliye Bakanı, Japon yeni üzerindeki baskının sürmesi hâlinde döviz piyasasına müdahâale etmeye hazır olduklarını belirterek, bu konuda ABD ile yakın temasın sürdüğünü açıkladı. ABD’de beklentilerin altında kalan istihdam verisi sonrasında doların zayıflamasıyla yen, 40 yılın en düşük seviyesinden bir miktar toparlansa da, zayıf yen ithalat maliyetlerini artırarak şirketler ve hane halkı üzerindeki baskıyı sürdürüyor. Nitekim yılın ilk yarısında zayıf yen kaynaklı şirket iflasları artarken, yatırımcıların mali disipline ilişkin endişeleri nedeniyle Japonya’nın 10 yıllık tahvil faizi de son 30 yılın en yüksek seviyesine yükseldi. Bu sabah USDJPY paritesinin yeniden 162 seviyesine dayandığını görüyoruz.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

GÜNCEL

%48 faizle üretmek mümkün mü? Sanayicinin yeni kârlılık denklemi

%48 kredi faiziyle ayakta kalmak neden bu kadar zor?
Kâr etmek değil, önce finansman maliyetini karşılamak gerekiyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

2026 yılında uygulanan sıkı para politikasıyla birlikte ticari kredi faizlerinin %45-50 bandına yerleşmesi, özellikle yüksek ciro yapan sanayi şirketlerinin kârlılık matematiğini tamamen değiştirdi.

Eskiden şirketler;

  • üretim maliyetine,
  • faaliyet giderlerine,
  • makul bir kâr marjına

bakarak fiyat oluşturabiliyordu.

Bugün ise bunların önüne çok daha büyük bir kalem geldi: İşletme sermayesinin finansman maliyeti.

Artık şirketler önce bankanın faizini kazanıyor, sonra kendileri kâr etmeye çalışıyor.

Örnek şirket

Varsayımlar:

Gösterge Tutar
Ciro 15 milyar TL
İşletme sermayesi 5 milyar TL
Faaliyet gideri %10
TL kredi faizi %48
Nakit döngüsü 180 gün

Bu yapı Türkiye’deki orta-büyük ölçekli birçok sanayi firması için oldukça gerçekçi kabul edilebilir.

Finansman yükü ne kadar?

5 milyar TL işletme sermayesinin yıllık %48 faizle finanse edildiğini varsayarsak;

Yıllık finansman gideri

5 milyar × %48 = 2,4 milyar TL

Bu rakam yalnızca bankaya ödenecek faizdir.

Henüz;

  • vergi yok,
  • amortisman yok,
  • yatırım yok,
  • ortak kârı yok.

EBITDA neden kritik?

Faaliyet giderleri ciroyun %10’u ise; 15 milyar × %10 = 1,5 milyar TL faaliyet gideri

Finansman giderini de eklediğimizde; 1,5 + 2,4 = 3,9 milyar TL

Yani şirket sadece başa baş kalabilmek için yaklaşık 3,9 milyar TL EBITDA üretmek zorundadır.

Bu da; EBITDA marjı yaklaşık %26 seviyesine yaklaşır.

Ancak amortisman, vergi ve diğer giderler de dikkate alındığında sürdürülebilir bir yapı için %15-20’nin üzerindeki EBITDA marjı kritik hale gelir. Paylaşılan senaryodaki “%16 EBITDA ile başa baş” sonucu, amortisman ve işletme varsayımlarına göre değişebilse de temel mesaj aynıdır: EBITDA’nın büyük bölümü finansmana gitmektedir.

Brüt kâr neden %30’a çıkıyor?

Faaliyet gideri zaten ciroyun %10’u.

Dolayısıyla;

Brüt kâr

Faaliyet gideri

EBITDA

Finansman gideri

Net kâr zinciri oluşuyor.

Brüt kâr %20 ise; Faaliyet giderinden sonra geriye kalan tutar finansman maliyetini karşılamaya yetmiyor.

Bu nedenle birçok sanayi şirketi;

  • satışlarını artırmasına rağmen,
  • kapasitesini doldurmasına rağmen,
  • ihracat yapmasına rağmen zarar açıklayabiliyor.

Sorun satış değil

Birçok firma bugün; “Siparişim var” diyor.

Sorun şu: “Siparişi finanse edecek sermayem yok.”

Sipariş büyüdükçe;

  • stok artıyor,
  • alacak büyüyor,
  • hammadde ihtiyacı yükseliyor,
  • finansman ihtiyacı katlanıyor.

Yani satış arttıkça kredi ihtiyacı da büyüyor.

Bu nedenle bazı firmalar bilinçli olarak satış küçültmeye başladı.

Hangi sektörler yaşayabiliyor?

%30’un üzerinde brüt kâr yaratabilen sektörler sınırlı.

Örneğin;

  • yazılım
  • savunma sanayi
  • biyoteknoloji
  • ilaç geliştirme
  • lüks tüketim
  • kozmetik
  • güçlü markalı ürünler
  • yüksek katma değerli teknoloji

Bu sektörlerde ürün fiyatlama gücü yüksektir.

Ancak;

  • tekstil
  • otomotiv yan sanayi
  • demir-çelik
  • plastik
  • beyaz eşya tedarikçileri
  • makine
  • mobilya
  • gıda üretiminin büyük bölümü

genellikle %15-25 brüt kâr bandında çalışmaktadır.

Dolayısıyla bugünkü faiz ortamında bu sektörlerin önemli kısmı ciddi baskı altındadır.

Asıl problem işletme sermayesi

Türkiye’de son dönemde yaşanan finansal sıkışıklığın temel nedeni yalnızca yüksek faiz değildir.

Asıl sorun;

  • tahsilat sürelerinin uzaması,
  • stok finansmanı,
  • yüksek kredi maliyeti,
  • işletme sermayesinin giderek pahalı hale gelmesidir.

Eskiden şirketler üretim yaparak kazanıyordu. Bugün ise önce finansmanı yönetmek zorunda kalıyor.

Başka bir ifadeyle; Üretim ekonomisinden finansman ekonomisine geçilmiş durumda.

Artık rekabet yalnızca üretimde değil

Bugünkü faiz seviyelerinde birçok sanayi şirketinin temel sorunu satış eksikliği değil, satışın finansmanıdır.

Yaklaşık %48 kredi faiziyle çalışan bir işletmenin yalnızca zarar etmemesi için bile oldukça yüksek brüt kârlılık ve güçlü faaliyet kârlılığı üretmesi gerekiyor. Bu nedenle düşük marjlı sektörlerde faaliyet gösteren şirketler yatırım kararlarını erteliyor, özkaynaklarını tüketiyor, varlık satışı yapıyor veya finansal yeniden yapılandırma arayışına giriyor.

2026’nın en önemli finansal gerçeği şudur: Artık rekabet yalnızca üretimde değil, işletme sermayesini en düşük maliyetle yönetebilme becerisinde yaşanıyor.

Onur ÇELİK

Okumaya devam et

GÜNCEL

TPI Composites: Rüzgar enerjisinde bir devin çöküşü mü?

TPI Composites’in fabrikalarını satması ne anlama geliyor?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Rüzgar enerjisinde dev dönüşüm: Lider üretici sahneden çekilirken sektör yeniden şekilleniyor

Bankavitrini.com | Haber Analiz

Yaklaşık otuz yıldır dünyanın en büyük bağımsız rüzgar türbini kanadı üreticilerinden biri olan TPI Composites, yaşadığı finansal sıkıntıların ardından yeniden yapılanma süreci kapsamında üretim tesislerini ve çeşitli varlıklarını satma kararı aldı. Şirketin üretim ağını elden çıkarması ilk bakışta “rüzgar enerjisinde kriz” algısı oluştursa da sektör uzmanlarına göre yaşanan gelişme temiz enerji yatırımlarının durduğu anlamına gelmiyor. Aksine sektör yeni bir konsolidasyon dönemine giriyor.

Bir dönem sektörün tartışmasız lideriydi

1990’lı yılların sonunda kurulan ABD merkezli TPI Composites, dünyanın en büyük bağımsız kompozit rüzgar türbini kanadı üreticisi olarak tanındı.

Şirket;

  • GE Vernova
  • Vestas
  • Siemens Gamesa
  • Nordex
  • Enercon

gibi dünyanın en büyük türbin üreticilerine kanat tedarik etti.

Türkiye, Meksika, Çin, Hindistan ve ABD’deki tesislerinde bugüne kadar yaklaşık 100 binin üzerinde rüzgar türbini kanadı üretildi. Şirket özellikle dış kaynak (outsourcing) modeli sayesinde üretici firmaların kendi fabrika yatırımlarını azaltmalarını sağlayan önemli bir çözüm ortağı haline gelmişti.

Peki ne oldu da bu noktaya gelindi?

Sorunun temelinde tek bir neden bulunmuyor.

1. Karlılık eridi

Pandemi sonrasında;

  • reçine fiyatları
  • karbon fiber
  • cam elyaf
  • epoksi
  • lojistik
  • enerji
  • işçilik

gibi temel maliyetler hızla yükseldi.

Buna karşılık TPI’nin birçok sözleşmesi uzun vadeli ve sabit fiyatlıydı. Dolayısıyla maliyet artışları müşterilere tam olarak yansıtılamadı.  Şirketin cirosu yüksek kalmasına rağmen faaliyet kârı giderek eridi.

2. Türbin üreticileri de zorlandı

2022-2025 döneminde sadece TPI değil;

  • Siemens Gamesa
  • Vestas
  • Nordex
  • GE Vernova

gibi dev üreticiler de düşük kârlılık açıkladılar.

Sebepleri;

  • yükselen faizler
  • bozulan tedarik zinciri
  • yüksek hammadde maliyetleri
  • ertelenen projeler
  • yatırımcıların finansman maliyetindeki artış

olarak sıralandı.

Yani problem yalnızca TPI’ye ait değildi.

3. Sermaye yapısı sürdürülemez hale geldi

Yüksek işletme sermayesi ihtiyacı, yüksek borç yükü, artan finansman giderleri, ve nakit akışındaki bozulma sonunda şirket yeniden yapılanma sürecine girdi.

2025 yılında ABD’de Chapter 11 korumasına başvuran şirket, faaliyetlerini sürdürürken aynı zamanda varlık satış sürecini başlattı.

Fabrikalar neden satılıyor?

Bu satışların amacı faaliyetleri tamamen durdurmak değil.

Asıl hedef;

  • borçları azaltmak
  • nakit yaratmak
  • üretimin devamını sağlamak
  • müşterileri kaybetmemek

olarak özetleniyor.

Mahkeme gözetimindeki süreçte şirketin çeşitli üretim tesisleri ve operasyonları farklı yatırımcılar tarafından devralınırken, rüzgar kanadı üretiminin kesintiye uğramaması hedefleniyor. ECP Blade Holdings ile yapılan anlaşma ve bazı varlıkların stratejik alıcılara devri bu planın önemli parçaları arasında yer alıyor.

Bu satışlar sektör için ne ifade ediyor?

Oldukça önemli.

Çünkü ilk kez dünyanın en büyük bağımsız kanat üreticisi parçalanarak farklı yatırımcıların kontrolüne geçiyor.

Bu durum;

  • küresel tedarik zincirinin yeniden şekillenmesi
  • üretimin bölgeselleşmesi
  • OEM üreticilerinin daha fazla dikey entegrasyona yönelmesi
  • yeni yatırımcıların sektöre girmesi

anlamına geliyor.

Temiz enerji yatırımları duruyor mu?

Hayır.

Tam tersine.

Uluslararası projeksiyonlara göre;

  • elektrik talebi büyüyor,
  • karbon emisyon hedefleri devam ediyor,
  • veri merkezleri ve yapay zekâ kaynaklı enerji ihtiyacı artıyor,
  • ülkeler enerji güvenliği için yenilenebilir yatırımlarını sürdürüyor.

Dolayısıyla sorun rüzgar enerjisinde değil, eski iş modeliyle çalışan üreticilerde görülüyor.

Asıl değişen iş modeli

Geçmişte; “Ne kadar çok üretim, o kadar çok kâr” anlayışı vardı.

Bugün ise;

  • fiyatlama gücü
  • verimlilik
  • otomasyon
  • robotik üretim
  • dijital kalite kontrol
  • düşük maliyetli üretim

çok daha belirleyici hale geldi. Artık yüksek hacim tek başına başarı getirmiyor.

Türkiye açısından ne ifade ediyor?

Türkiye;

  • cam elyaf
  • kompozit
  • çelik kule
  • bağlantı ekipmanları
  • mühendislik

alanlarında Avrupa’nın önemli üretim merkezlerinden biri.

TPI’nin geçmişte Türkiye’de yürüttüğü üretim faaliyetleri de ülkenin küresel rüzgar tedarik zincirindeki önemini göstermişti. Şirketin yeniden yapılanması sonrasında oluşacak yeni üretim dengesi, Türkiye’deki tedarikçiler ve yan sanayi için hem yeni iş birlikleri hem de yeni rekabet koşulları yaratabilir.

Bundan sonra ne bekleniyor?

Uzmanlara göre önümüzdeki birkaç yıl içinde;

  • daha az sayıda ancak daha güçlü üretici,
  • daha yüksek otomasyon,
  • daha büyük türbin kanatları,
  • bölgesel üretim merkezleri,
  • OEM üreticileri ile daha yakın entegrasyon

öne çıkacak.

Sektör küçülmüyor. Sadece yeniden organize oluyor.

Sonuç

TPI Composites’in üretim tesislerini satması, rüzgar enerjisinin geleceğinin zayıfladığı anlamına gelmiyor. Aksine bu gelişme, yüksek faiz, artan maliyetler ve finansman baskısı altında eski üretim modellerinin sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Temiz enerji yatırımları küresel ölçekte devam ederken, kazananlar artık yalnızca üretim kapasitesi yüksek olanlar değil; sermaye yapısı güçlü, verimli ve teknolojik dönüşümü hızla gerçekleştirebilen şirketler olacak. TPI’nin yaşadığı süreç, yenilenebilir enerji sektörünün olgunlaşma dönemine girdiğinin ve rekabetin artık maliyet, verimlilik ve finansal dayanıklılık ekseninde şekillendiğinin en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.