Türkiye’de reel sektörün finansmana erişim sorunu yıllardır yüksek faiz tartışmalarının gölgesinde değerlendiriliyor. Oysa asıl yapısal problem yalnızca kredi faizlerinin yüksekliği değil; şirketlerin banka kredisi dışında güçlü ve derin bir sermaye piyasasına erişememesi.
2025 yılı verileri bu tabloyu net biçimde ortaya koyuyor.
Özel sektör borçlanma araçlarında (ÖSBA) ortalama ihraç vadesi yalnızca 324 gün. Ortalama ihraç büyüklüğü ise 353 milyon TL (yaklaşık 10 milyon dolar).
Bu rakamlar, Türkiye’de şirket tahvillerinin yatırım finansmanından çok kısa vadeli işletme sermayesi ihtiyacını karşılayan bir araç olarak kullanıldığını gösteriyor.
Türkiye gelişmekte olan ülkelerin oldukça gerisinde
Paylaşılan karşılaştırmaya göre;
| Gösterge |
Gelişmekte Olan Ülkeler |
Türkiye |
| ÖSBA / Devlet İç Borç Stoku |
%63 |
%10 |
| ÖSBA / GSYH |
%26 |
%1 |
Aradaki fark oldukça dikkat çekici.
Bugün Güney Kore, Çin, Malezya ve Tayland gibi ülkelerde şirket tahvil piyasaları bankacılık sistemiyle birlikte çalışan ikinci büyük finansman kanalı haline gelmiş durumda.
Türkiye’de ise finansmanın neredeyse tamamı bankacılık sistemi üzerinden sağlanıyor.
Bu durum finansal sistemi daha kırılgan hale getiriyor.
Bankalar tek finansman kaynağı haline geldi
Bir ekonomide şirketler yalnızca banka kredilerine bağımlı hale geldiğinde;
- kredi daralmaları doğrudan üretimi etkiliyor,
- yatırım kararları erteleniyor,
- işletme sermayesi ihtiyacı büyüyor,
- finansman maliyetleri hızla yükseliyor,
- ekonomik dalgalanmalar çok daha sert hissediliyor.
Bugün Türkiye’de yaşanan tablo tam olarak budur.
Merkez Bankası kredi büyümesini sınırlandırdığında alternatif finansman kanalları yeterince gelişmediği için reel sektör doğrudan likidite sıkışıklığı yaşamaktadır.
Neden şirket tahvili piyasası gelişemiyor?
Sorun yalnızca faiz değildir.
Kurumsal tahvil piyasasının gelişebilmesi için yatırımcıların uzun vadeye güven duyması gerekir.
Bunun için ise;
- düşük ve öngörülebilir enflasyon,
- istikrarlı faiz politikası,
- güçlü hukuk sistemi,
- öngörülebilir ekonomi yönetimi,
- yatırım yapılabilir ülke kredi notu,
- güçlü kurumsal yatırımcı tabanı,
- yüksek likidite,
- aktif ikincil piyasa
gibi birçok unsurun aynı anda bulunması gerekir.
Türkiye’de bu alanların önemli bölümünde halen yapısal eksiklikler bulunmaktadır.
Crowding Out etkisi
Bir diğer önemli sorun ise kamu borçlanmasıdır.
Hazine’nin yüksek faizle yoğun şekilde borçlanması yatırımcıların önemli bölümünü devlet tahvillerine yönlendiriyor.
Bu durum literatürde “Crowding Out (Dışlama Etkisi)” olarak adlandırılıyor.
Yatırımcı;
- risksiz devlet tahvili alabiliyorsa,
- benzer faizle şirket tahvili almak istemiyor.
Dolayısıyla özel sektör ihraçları yeterli talep göremiyor.
Özel Sektör Borçlanma Araçları (ÖSBA) Piyasa Derinliği Karşılaştırması (2025)
| Ülke / Bölge |
ÖSBA Stoku / Devlet İç Borç Stoku |
ÖSBA Stoku / GSYH |
Değerlendirme |
| Gelişmekte Olan Ülkeler Ortalaması |
%63 |
%26 |
Gelişmiş ve derin yerel tahvil piyasasına sahip ekonomiler |
| Güney Kore |
%50 – %70 |
%30 – %40 |
Şirket tahvili piyasası oldukça gelişmiş, kurumsal yatırımcı tabanı güçlü |
| Çin |
%60 – %80 |
%30 – %40 |
Dünyanın en büyük kurumsal tahvil piyasalarından biri |
| Malezya |
%50 – %70 |
%25 – %35 |
Bölgesel ölçekte gelişmiş sukuk ve şirket tahvili piyasası |
| Tayland |
%40 – %50 |
%20 – %30 |
Yerel para cinsi şirket tahvili piyasası güçlü |
| Brezilya |
%30 – %40 |
%15 – %20 |
Banka dışı finansman kanalları gelişimini sürdürüyor |
| Meksika |
%30 – %40 |
%15 – %20 |
Kurumsal tahvil piyasası istikrarlı şekilde büyüyor |
| TÜRKİYE |
%10 |
%1 |
Gelişmekte olan ülke ortalamalarının oldukça altında; şirketler ağırlıklı olarak banka kredilerine bağımlı |
Ülke kredi notu belirleyici oluyor
Uluslararası yatırımcı açısından en kritik göstergelerden biri ülke kredi notudur.
Bir şirket ne kadar güçlü olursa olsun;
ülke risk primi (CDS) ve egemen kredi notu, şirketlerin yurtdışından borçlanma maliyetini doğrudan belirliyor.
Bu nedenle;
- ülke notu yükselmeden,
- CDS kalıcı biçimde düşmeden,
şirket tahvili piyasasının istenilen büyüklüğe ulaşması oldukça zor görünüyor.
İkinci el piyasa neden oluşmuyor?
Türkiye’de ihraç edilen şirket tahvillerinin önemli kısmı;
- nitelikli yatırımcılara satılıyor,
- vadesine kadar elde tutuluyor.
Bu nedenle;
- fiyat oluşumu gerçekleşmiyor,
- likidite oluşmuyor,
- yatırımcı güveni artmıyor,
- yeni ihraçların maliyeti düşmüyor.
Gelişmiş ülkelerde ise kurumsal tahviller günlük işlem görebilen aktif piyasalara sahip.
Sektörel görünüm
2025 yılında ihraçların büyük bölümü;
- Enerji
- Otomotiv
- Gıda
sektörlerinden geldi.
Bunun temel nedeni;
- güçlü nakit akışı,
- yatırımcı güveni,
- daha yüksek kredi kalitesi.
KOBİ ölçeğindeki şirketler ise sermaye piyasalarına erişimde ciddi zorluk yaşamaya devam ediyor.
Ne yapılmalı?
Kurumsal tahvil piyasasının gelişebilmesi için;
- Makroekonomik istikrar kalıcı hale getirilmeli.
- Enflasyon tek haneye indirilmeli.
- CDS primi düşürülmeli.
- Ülke kredi notu yatırım yapılabilir seviyeye yaklaştırılmalı.
- BES, emeklilik fonları ve sigorta şirketleri gibi uzun vadeli kurumsal yatırımcı tabanı büyütülmeli.
- İkincil piyasa likiditesini artıracak piyasa yapıcılığı mekanizmaları güçlendirilmeli.
- Orta ölçekli şirketlerin tahvil ihracına erişimini kolaylaştıracak düzenlemeler yapılmalı.
- Kredi derecelendirme süreçleri daha şeffaf ve erişilebilir hale getirilmeli.
Sözün özü
Türkiye’nin finansman yapısı uzun yıllardır büyük ölçüde bankacılık sistemine dayanıyor. Bu model, kredi genişlemesi dönemlerinde büyümeyi desteklese de sıkı para politikası dönemlerinde reel sektörü ciddi bir finansman darboğazına sürüklüyor.
Özel sektör borçlanma araçları piyasasının derinleşmesi yalnızca şirketler için alternatif bir kaynak yaratmayacak; aynı zamanda bankacılık sistemi üzerindeki kredi baskısını azaltacak, sermaye piyasalarını güçlendirecek ve ekonominin şoklara karşı dayanıklılığını artıracaktır.
Mevcut veriler, Türkiye’nin bu alanda gelişmekte olan ülke ortalamalarının oldukça gerisinde olduğunu gösteriyor. Bu farkın kapanması ise yalnızca sermaye piyasası düzenlemeleriyle değil; makroekonomik istikrar, güçlü hukuk altyapısı ve yatırımcı güvenini kalıcı biçimde artıracak reformlarla mümkün olacaktır.
Onur ÇELİK