Erol Taşdelen
Kargolar dolandırıcılığın tahsilat aracına dönüştü?
Yayınlanma:
5 saat önce|
Yazan:
Erol Taşdelen
İnternet dolandırıcılığında yeni açık: Kargo teslim ediyor, banka ödemeyi yapıyor, mağdur parasını alamıyor
Sosyal medya üzerinden yapılan sahte veya yanıltıcı satışlarda yeni bir mağduriyet zinciri oluşmuş durumda. Dolandırıcı ürünü pazarlıyor, kapıda ödeme veya kartla ödeme altyapısını kullanıyor, kargo şirketi paketi teslim ediyor; kutudan sipariş edilen ürün yerine değersiz veya tamamen farklı bir ürün çıktığında ise tüketici adeta sistemin ortasında yalnız kalıyor. Satıcıya ulaşılamadığı için “iade kodu” alınamıyor, kargo şirketi ürünü geri kabul etmiyor veya bedeli iade edemiyor, banka ise işlemi teslim edilmiş bir alışveriş olarak değerlendirebiliyor. Mevcut sistemde kargo, ödeme ve bankacılık süreçleri arasındaki bu kopukluk dolandırıcıların kullanabileceği ciddi bir alan yaratıyor.
Dolandırıcılık yöntemi son derece basit
Özellikle Instagram, Facebook, TikTok ve benzeri sosyal medya kanallarında tüketicilerin karşısına son derece profesyonel hazırlanmış reklamlar çıkıyor.
Piyasa fiyatı 5.000 TL olan bir elektronik ürün 1.999 TL’ye, pahalı bir ayakkabı veya mont 1.500 TL’ye, teknolojik bir cihaz ise olağanüstü indirim iddiasıyla satışa sunulabiliyor.
Tüketicinin güvenini artırmak için de özellikle şu ifade kullanılıyor: “Kapıda ödeme imkânı.”
Tüketici açısından bu yöntem ilk bakışta güvenli görünüyor. Çünkü düşünce şu: “Ürün gelmeden parasını ödemiyorum, dolayısıyla dolandırılamam.”
Oysa sistem tam tersine çevrilmiş durumda. Dolandırıcı siparişi alıyor. Paketi hazırlıyor. Fakat paketin içerisine reklamda gösterilen ürünü değil, çok daha ucuz, ilgisiz veya değersiz başka bir ürün koyuyor.
Kargo geliyor. Tüketici ödemeyi yapıyor. Paket açılıyor. Ve gerçek o anda ortaya çıkıyor. Ancak para çoktan tahsil edilmiş oluyor.
Ticaret Bakanlığı da geçmişte mesafeli satışlara ilişkin yaptığı açıklamalarda özellikle sosyal medya ve kurumsal olmayan internet siteleri üzerinden gerçekleştirilen alışverişlerde; sipariş edilen ürün yerine başka ürün gönderilmesi, bedel iadesinin yapılmaması ve tüketicinin muhatap bulamaması gibi şikâyetlerin yaşandığını açıkça belirtmiş durumda.
Dolandırıcının en büyük avantajı: Paketin içeriği teslimattan sonra görülüyor
Buradaki temel sistem hatası çok açık.
Kargo şirketi açısından işlem: “Paket teslim edildi.”
Ödeme sistemi açısından: “Tahsilat gerçekleşti.”
Satıcı açısından: “Para alındı.”
Fakat tüketici açısından gerçek alışveriş henüz tamamlanmış değil. Çünkü tüketici satın aldığı ürünün gerçekten paketin içerisinde olup olmadığını ancak paketi açınca anlayabiliyor.
Dolandırıcılık tam da bu birkaç dakikalık hukuki ve operasyonel boşluktan yararlanıyor.
Örneğin vatandaş sosyal medyada gördüğü 3.000 TL’lik bir elektronik cihazı sipariş ediyor.
Kapıda kartla ödeme yapıyor. Paketi açtığında içerisinden 100-200 TL değerinde ilgisiz bir ürün çıkıyor.
Kargo görevlisine: “Bu benim aldığım ürün değil, geri alın” dediğinde ise sistem başka bir aşamaya geçiyor.
Kargo şirketi: “İade kodu gerekiyor”
Sorunun en kritik noktalarından biri burada başlıyor. Tüketici paketi teslim aldıktan sonra yanlış veya sahte ürün çıktığını fark ettiğinde ürünü kargo şirketine geri vermek istiyor.
Ancak birçok sistemde tüketiciden satıcının oluşturduğu bir iade kodu istenebiliyor.
Peki dolandırıcı satıcıya ulaşılamıyorsa? Telefon kapalı. WhatsApp mesajlarına cevap verilmiyor. Sosyal medya hesabı kapanmış. İnternet sitesi ortadan kalkmış. E-posta adresi sahte.
Tüketici iade kodunu kimden alacak?
Dolandırıcıdan!
Ortaya son derece çarpıcı bir durum çıkıyor: Tüketicinin dolandırıldığını ispatlayabilmesi ve ürünü geri gönderebilmesi için kendisini dolandıran kişinin işbirliğine ihtiyacı doğuyor.
İşte mevzuat ile operasyon arasındaki en önemli boşluklardan biri burada.
Üstelik Ticaret Bakanlığı’nın güncel tüketici bilgilendirmesinde, ön bilgilendirmede belirtilen kargo şirketiyle yapılan iadelerde tüketicinin iade masrafından sorumlu tutulamayacağı; belirli koşullarda başka kargo şirketleriyle iadede de tüketiciye maliyet yüklenemeyeceği açıkça belirtiliyor.
Dolayısıyla tüketici hukukunun tanıdığı iade hakkı ile sahadaki iade mekanizması arasında ciddi bir uygulama problemi ortaya çıkıyor.
İkinci kilit nokta: Para kimin elinde?
Asıl düzenlenmesi gereken konulardan biri de burası. Kapıda ödeme sisteminde kargo şirketi yalnızca taşıma hizmeti vermiyor. Bazı modellerde aynı zamanda tahsilat zincirinin de bir parçası haline geliyor.
Dolayısıyla şu sorunun cevabı kritik: Tüketici paketi teslim aldıktan birkaç dakika sonra sahte veya yanlış ürün gönderildiğini bildirirse tahsil edilen para neden satıcıya aktarılmaya devam ediyor? Burada bir “bekleme süresi” mekanizması tartışılmalıdır.
Örneğin kapıda ödemeli sosyal medya ve mesafeli satışlarda tahsil edilen bedel doğrudan satıcının kullanımına geçmemeli. Belirli bir süre bloke hesapta tutulmalı.
Tüketici bu süre içerisinde: “Sipariş ettiğim ürün gönderilmedi / farklı ürün gönderildi” bildiriminde bulunursa ödeme otomatik olarak dondurulmalıdır.
Böylece olay yalnızca tüketici ile dolandırıcı arasındaki bir hukuk mücadelesi olmaktan çıkar.
Banka tarafında da sorun var
İşlem kredi kartıyla yapıldığında tüketici bu defa bankasına başvuruyor: “Ben bu ürünü satın almadım. Sipariş ettiğim ürün yerine başka ürün gönderildi”.
Ancak bankacılık sistemindeki harcama itirazlarında kritik ayrım şudur: Kartın yetkisiz kullanılması başka şeydir, kart sahibinin işlemi kendisinin yapması fakat satıcının sözleşmeye uygun ürünü göndermemesi başka şeydir.
İkinci durumda olay basit bir “kart dolandırıcılığı” olmaktan çıkarak mal veya hizmet uyuşmazlığına dönüşebilir.
Tüketici de bu nedenle reklam görüntüsünü, sipariş kaydını, yazışmaları, kargo etiketini, kutu açılış görüntüsünü ve gönderilen yanlış ürünü ispatlamak zorunda kalabilir.
BDDK’nın kendi bilgilendirmesinde de bankacılık hizmetleriyle ilgili tutar iadesi içeren başvuruların hakem heyetlerine yönlendirilebildiği, diğer bankacılık şikâyetlerinin ise BDDK’nın elektronik şikâyet sistemine iletilebildiği belirtiliyor.
Fakat tüketicinin ihtiyacı aylar sürebilecek bir uyuşmazlık sürecinden önce paranın dolandırıcının eline geçmesini engelleyecek hızlı bir mekanizmadır.
Mevzuat aslında tüketiciye önemli haklar tanıyor
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği tüketiciye önemli korumalar sağlıyor. Ticaret Bakanlığı’nın güncel mevzuat sayfasında da 6502 sayılı Kanun ile ilgili ikincil düzenlemeler birlikte yayımlanıyor.
Mesafeli satışlarda cayma hakkının kullanılması halinde bedelin tüketicinin satın alma sırasında kullandığı ödeme aracına uygun biçimde ve tüketiciye ek maliyet getirmeden iade edilmesi gerekiyor.
Platform üzerinden gerçekleştirilen ve tahsiline aracılık edilen bazı mesafeli sözleşmeler bakımından aracı hizmet sağlayıcıların da iade konusunda yükümlülükleri bulunuyor. Yönetmelik, belirli şartlarda satıcı veya sağlayıcıyla birlikte aracı hizmet sağlayıcıya da sorumluluk yüklüyor.
Fakat sosyal medya reklamı → bağımsız satıcı → kargo şirketi → kapıda ödeme → banka/POS zinciri klasik e-ticaret platformlarından çok daha dağınık.
Dolandırıcılar da tam olarak bu parçalanmış yapıdan yararlanıyor.
Kargo şirketi gerçekten yalnızca “taşıyıcı” mı? Bu noktada tartışılması gereken temel hukuki soru budur. Kargo şirketi sadece A noktasından B noktasına paket taşıyorsa sorumluluğunun sınırları farklı değerlendirilebilir.
Fakat aynı şirket; paketi taşıyor, tüketiciye teslim ediyor, ödemeyi tahsil ediyor, tahsilatı satıcıya aktarıyorsa, artık ekonomik işlemin kritik bir halkası haline geliyor. Kargı etiketlerine dikkat ettiniz mi gönderenin unvan/isim dışında adresi, irtibat numarası yok! Aradığımda “güvenlik nedeni ile yazmıyoruz” cevabı veriyorlar. Tam Türkiye işi!
Bu nedenle özellikle kapıda ödeme tahsilatı yapan kargo şirketlerinin sorumluluklarının ayrıca düzenlenmesi gerekiyor.
Kargo şirketinden paketin içindeki ürünün gerçek olup olmadığını teknik olarak bilmesi beklenemez. Fakat dolandırıcılık bildirimi geldikten sonra parayı satıcıya aktarmaması beklenebilir.Aradaki fark çok önemlidir.
Kargo şirketi ürünün doğruluğundan değil, tahsil ettiği paranın güvenli aktarım prosedüründen sorumlu tutulmalıdır.
“İade kodu” dolandırıcının kalkanına dönüşmemeli
Yeni düzenlemenin en önemli maddelerinden biri bu olmalıdır.
Tüketici; “Satıcıya ulaşamıyorum, yanlış ürün gönderildi” dediğinde sistem tüketiciden satıcının oluşturacağı iade kodunu beklememeli.
Kargo şirketlerinin merkezi bir: “Şüpheli satış / uyuşmazlık iade kodu” oluşturabilmesi sağlanmalıdır.
Tüketici e-Devlet, kargo şirketi veya ortak bir dijital sistem üzerinden başvuru yapabilmeli. Ürün kargoya teslim edilmeli. Gönderi kayıt altına alınmalı. Bedelin satıcıya aktarılması durdurulmalı. Böylece dolandırıcının sisteme müdahalesine gerek kalmadan tüketici ürünü geri verebilmelidir.
Çözüm: “Kapıda ödeme güvenli tahsilat sistemi” Türkiye’de bu tür işlemler için bankacılıktaki bloke hesap mantığına benzeyen yeni bir sistem kurulabilir.
Örneğin 2.000 TL’lik ürün kapıda teslim edildi. Kargo şirketi 2.000 TL’yi tahsil etti. Para hemen satıcıya gönderilmek yerine 24-48 saatlik güvenlik süresine alınabilir. Tüketici bu süre içerisinde itiraz etmezse para satıcıya aktarılır.
Tüketici: “Yanlış ürün geldi” bildiriminde bulunursa ödeme bloke edilir. Ürün kargoya geri verilir. Uyuşmazlık kayıt altına alınır.
Bu model, dolandırıcılığın ekonomik motivasyonunu önemli ölçüde azaltabilir.
Satıcı kimliği kargo şirketinde doğrulanmalı
Bir başka ciddi problem de göndericilerin kimliği. Binlerce paket gönderen bir satıcının; gerçek kişi mi, şirket mi, vergi mükellefi mi, hangi IBAN’a ödeme aldığı, hangi telefon numarasını kullandığı, hangi adres üzerinden faaliyet gösterdiği tespit edilebilir olmalıdır.
Özellikle kapıda ödeme hizmetinden yararlanmak isteyen ticari göndericiler için güçlendirilmiş kimlik doğrulaması getirilebilir.
Ödeme yapılacak hesap ile gönderici kimliği eşleştirilebilir. Belirli sayının üzerinde kapıda ödemeli gönderi yapan kişilerin ticari kimliği doğrulanabilir. Çok sayıda şikâyet alan göndericinin kapıda ödeme hizmeti geçici olarak durdurulabilir.
Böylece bugün bir sosyal medya hesabını kapatıp ertesi gün başka isimle satış yapabilen dolandırıcının hareket alanı daraltılabilir.
Kargo şirketlerinde “şüpheli gönderici” veri tabanı kurulmalı
Bankalarda şüpheli işlemler için kullanılan risk yaklaşımına benzer bir model kargo sektörüne de uygulanabilir.
Örneğin bir göndericinin yaptığı 1.000 kapıda ödemeli satışın 300’ünde:
- yanlış ürün,
- boş paket,
- sahte ürün,
- iade talebi,
- göndericiye ulaşılamaması şikâyeti bulunuyorsa sistem alarm üretmelidir.
Bu satıcıya ödeme otomatik olarak devam etmemelidir.
Kargo şirketlerinin kendi risk sistemleri bulunabileceği gibi sektör genelinde ortak bir “yüksek riskli gönderici havuzu” da oluşturulabilir. Sosyal medya platformları da zincirin dışında tutulmamalı
Dolandırıcılık çoğu zaman kargo şirketinde başlamıyor. Sosyal medya reklamında başlıyor.
Dolandırıcı yüz binlerce kişiye reklam gösteriyor. Siparişleri topluyor. Kargo üzerinden ürünü gönderiyor. Parayı tahsil ediyor. Hesabı kapatıyor. Sonra başka isimle yeniden ortaya çıkıyor. Dolayısıyla yalnızca kargo şirketlerini düzenlemek yeterli olmayacaktır.
Reklam veren satıcının kimliğinin doğrulanması ve ticari reklam verenlerin izlenebilir hale getirilmesi de sistemin önemli bir ayağı olmalıdır.
Ticaret Bakanlığı’nın mevcut düzenlemeleri zaten elektronik ticaret alanında hukuka aykırı içerikler ve aracı hizmet sağlayıcıların yükümlülüklerini kapsayan geniş bir hukuki çerçeve oluşturuyor.
Ancak sosyal medya üzerinden başlayan ve kapıda ödeme ile tamamlanan satışlar için kurumlar arası daha bütünleşik bir modele ihtiyaç bulunuyor.
BDDK, Ticaret Bakanlığı, İçişleri ve Adalet Bakanlığı birlikte hareket etmeli
Sorunun tek bir kurum tarafından çözülmesi zor.
Ticaret Bakanlığı, mesafeli satış ve tüketici hakları boyutunu;
BDDK ve ilgili ödeme otoriteleri, banka, kart ve ödeme sistemleri boyutunu;
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, posta/kargo işletmecilerinin yükümlülüklerini;
İçişleri Bakanlığı, organize dolandırıcılık ve kimlik tespiti boyutunu;
Adalet Bakanlığı ise delil, hızlı müdahale, müsadere/bloke ve ceza hukuku boyutunu birlikte ele almalıdır.
Aslında Ticaret Bakanlığı yıllar önce dahi sosyal medya ve kurumsal olmayan internet sitelerinden yapılan, özellikle kapıda ödeme kullanılan alışverişlerde mağduriyetler yaşandığı konusunda tüketicileri uyarmıştı.
Demek ki sorun yeni değil.
Yeni olan, yöntemin giderek sistematik ve ölçeklenebilir hale gelmesi.
10 maddelik düzenleme önerim:
- Kapıda ödemelerde para anında satıcıya aktarılmamalı. Belirli bir güvenlik süresi uygulanmalı.
- Yanlış ürün bildiriminde ödeme otomatik bloke edilmeli.
- Satıcıya ulaşılamıyorsa tüketiciden satıcı kaynaklı iade kodu istenmemeli. Merkezi iade kodu oluşturulmalı.
- Kapıda ödeme hizmeti kullanan ticari göndericilerin kimlik ve hesap doğrulaması zorunlu olmalı.
- Tahsilat yapılan banka hesabının gerçek faydalanıcısı kayıt altında bulunmalı.
- Kargo şirketleri şüpheli gönderici risk sistemi kurmalı. Olağan dışı iade ve şikâyet oranları otomatik takip edilmeli.
- Bankalarda “ürün teslim edilmedi/farklı ürün teslim edildi” harcama itirazları için standart delil ve hızlı değerlendirme mekanizması oluşturulmalı.
- Sosyal medya reklamı veren ticari satıcılarda doğrulanmış kimlik sistemi güçlendirilmeli.
- Kargo, banka/ödeme kuruluşu ve kamu otoriteleri arasında dolandırıcılık vakalarında hızlı bilgi paylaşım altyapısı kurulmalı.
- Tekrarlayan şikâyetlerde göndericiye yapılan tahsilatlar geçici olarak durdurulabilmeli ve gerekli durumlarda adli mercilere otomatik bildirim mekanizması oluşturulmalı.
Kargoya “ürünü kontrol et” değil, “parayı koru” sorumluluğu getirilmeli
Burada kargo sektörüne haksız bir sorumluluk yüklemek de doğru olmaz. Kargo çalışanının binlerce farklı ürünün orijinalini, sahtesini veya siparişe uygunluğunu bilmesi mümkün değildir.
Dolayısıyla çözüm: “Kargo şirketi paketi açıp ürünü kontrol etsin” değildir.
Doğru çözüm: “Uyuşmazlık bildirildiğinde tahsil edilen paranın dolandırıcıya ulaşmasını engelleyecek mekanizma kurulsun” olmalıdır.
Bu hem uygulanabilir hem ölçülebilir hem de denetlenebilir bir sistemdir.
Bugünkü sistemde herkes görevini yapıyor, fakat vatandaş yine mağdur
Sorunun en çarpıcı tarafı burada.
Kargo şirketi: “Paketi teslim ettim.”
Banka: “Kart sahibi ödemeyi yaptı.”
Ödeme sistemi: “İşlem onaylandı.”
Satıcı: Ortada yok.
Tüketici: Parasını kaybetmiş durumda.
Her kurum kendi işlemine baktığında prosedür tamamlanmış görünüyor. Fakat zincirin tamamına bakıldığında ortada açık bir mağduriyet bulunuyor. Düzenlemenin artık işlemleri ayrı ayrı değil, satışın tamamını tek bir ekonomik işlem olarak görmesi gerekiyor.
Sonuç: Dolandırıcının paraya ulaşması zorlaştırılmadan sorun çözülemez
İnternet dolandırıcılığıyla mücadelede yalnızca vatandaşlara: “Dikkatli olun, güvenmediğiniz sitelerden alışveriş yapmayın” demek artık yeterli değil. Tüketicinin elbette dikkatli olması gerekiyor.
Ancak milyonlarca liralık reklam bütçeleri, profesyonel internet siteleri, sosyal medya reklam algoritmaları, kargo altyapısı ve ödeme sistemleri kullanılarak gerçekleştirilen organize dolandırıcılığın bütün sorumluluğunu tüketiciye yüklemek mümkün değildir.
Devletin yapması gereken dolandırıcılığı ekonomik olarak zorlaştırmaktır.
Bunun en etkili yolu da paranın dolandırıcıya ulaşmasını engellemektir.
Kapıda ödeme sisteminde tüketicinin itiraz edebileceği kısa bir güvenlik süresi, satıcıdan bağımsız iade mekanizması, doğrulanmış gönderici kimliği, kargo şirketlerinde risk takibi ve bankalarda standartlaştırılmış harcama itiraz süreçleri birlikte uygulanırsa bu yöntemle gerçekleştirilen dolandırıcılıkların önemli bölümü daha başlangıç aşamasında engellenebilir.
Çünkü mevcut sistemde en büyük açık şudur: Dolandırıcı kayboluyor, fakat kargo şirketi, banka ve ödeme altyapısı çalışmaya devam ediyor.
Ve sonunda faturayı hiçbir kusuru olmayan vatandaş ödüyor.
Artık düzenlenmesi gereken tam olarak bu boşluktur.
Erol TAŞDELEN – bankavitrini.com
İlginizi Çekebilir
BANKA ANALİZLERİ
Erol TAŞDELEN yazdı: AKBANK, GARANTİ BBVA, İŞBANK, YAPI KREDİ 2026 İLK YARI PERFORMANSLARI
Yayınlanma:
5 gün önce|
20/08/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Bankacılık sektörü 2026 yıl ilk yarı mali verileri incelendiğinde ilk dikkat çeken veri, Sektör 2025 aynı dönemine göre bilançoyu sadece %12 büyütürken; Net Karlılık ortalamada %25 büyüdü.

SEKTÖRDE BİLANÇO BÜYÜMEYE GÖRE GELİR TABLOSU BAŞARILI
2025 sonunu 46,9 trilyon TL bilanço büyüklüğü ile kapatan Bankacılık Sektörü 2026 ilk yarısındaki büyüme %12’de kalarak 52,7 trilyon TL hacme ulaştı. Banka Bilançolarındaki büyümenin sınırlı kalmasında, Makro İhtiyati Tedbirler stratejisi kapsamında TCMB’nin kredi büyümeye getirdiği aylık sınırlama yaptırımının etkisi büyük oldu. Kredilerdeki büyüme %16’da kaldı; buna karşılık bankaların Takipteki Alacakları %30 büyüyerek 773 milyar TL’ye yükseldi; Beklenen Zarar Karşılıkları %23 büyüyerek 993 milyar TL’ye ulaştı.
Takipteki Kredilerin içinde yıl içinde Takip Tahsilat ve Varlık Yönetim Şirketlerine devir yapılan dosya olmadığını hatırlatmak isterim. Bankaların çoğu Ticari İşlemlerden Zarar ederken, özellikle Türev ve Kambiyo İşlemler buradaki zararı artırdı; bu alanda dört büyüklerden karlılık yakalayan banka yok…
2025 sonunu 27,2 trilyon TL Mevduat hacmi ile kapatan sektör, 2026 ilk yarısında %11 büyüme ile 30,1 trilyon TL Mevduat hacmine ulaştı. Toplam Mevduatın %36’sının Vadesiz Mevduat olduğu ise dikkat çekici.
DÖRT BÜYÜKLER NE YAPTI?
Kısa sektörel özetten sonra, değerlendirdiğimiz sektörün kamu bankaları dışında amiral gemileri konumdaki dört özel bankanın ( AKBANK, GARANTİ BBVA, İŞBANK, YAPI KREDİ ) 2026 yılı ilk çeyrek için açıkladıkları ve KAP’a bildikleri faaliyet raporları; mali veriler ve bilanço dipnotlarına göre karşılaştırmalı verilerine yakından bakalım. Dört büyük bankanın 16,8 trilyon TL bilanço büyüklüğü ile sektörün aynı zamanda üçte bir hacmine sahip olması ile sektöre yön verme kapasitesine sahip; önemleri de buradan geliyor.
Dört büyük banka 9,4 trilyon TL nakdi kredi hacmi ile %35’lik ve 10,8 trilyon TL’lik mevduat hacmi ile sektörün %35’lik kısmını oluştururken; 159,1 milyar TL’lik Net Kar ile de sektör Net Karlılığının %33’unu oluşturuyor. Ana kalemlerden yola çıkarak özel dört büyüklerin 2026 yılı ilk yarı fotoğrafını çekip performansına daha yakından bakalım:
AKTİF Büyüklükte İŞBANK büyüme hızı düşmesine rağmen açarak liderliğe devam ediyor
2026 ilk yarısında sektör ortalamada %12 büyüdü. Aktif büyüklükte dört büyükler de ortalama %12 büyürken; GARANTİ BBVA 591 milyar TL ve %15 büyüme kaydeden banka oldu. YAPI KREDİ %13 ile sektör ve dört büyükler ortalamasının üzerinde büyürken; AKBANK %12 büyüme ile ortalama büyümede kalırken; İŞBANK %10 büyüme ile ortalama Aktif büyümenin altında kalan tek banka oldu.
Dört büyükler arasında geçmiş yıllarda olduğu gibi İŞBANK Aktif Büyüklükte açık ara liderliği devam ediyor ve 5 trilyon TL büyüklüğü de aşan ilk banka oldu.

Toplam NAKDİ Kredilerde İŞBANK liderliğe devam etti, GARANTİ BBVA farkı kapatıyor
İŞBANK 2,7 trilyon TL’yi aşan brüt nakdi kredi hacmi ile ilk sıradaki yerini korudu. 2026 yarısında GARANTİ BBVA 2,6 trilyon TL; YAPI KREDİ ve AKBANK 2 trilyon TL Kredi hacmine ulaştı. GARANTİ BBVA son çeyrek atağı ile 343 milyar TL kredi artışı ile kredi hacmini en fazla artıran banka oldu. YAPI KREDİ Brüt Kredi hacminde dördüncü sıraya düşmüş durumda. Kredilerde Ortalamanın üzerinde artış yapan tek banka %16 ile AKBANK oldu. Diğer üç banka da sektör ortalaması olan %16 büyümenin altında kaldı.

GAYRİ NAKDİ Kredilerde İŞBANK liderliği sürdürüyor
Gayri Nakdi Kredilerde dört büyükler ortalama %16 büyürken, %24 büyüme ile AKBANK en fazla büyüme kaydeden banka oldu. YAPI KREDİ %16, İŞBANK %15, GARANTİ BBVA %12 artışa rağmen ortalama büyümenin altında yer alan bankalar oldu. İŞBANK 1 trilyon TL Gayri Nakdi kredi hacmi ile rekabetteki liderliğini sürdürüyor.

Gayri Nakdi Kredilerde ilk üç sırada yer alan bankalar arasında fark hızla kapanırken, AKBANK yüksek büyüme oranına rağmen Rekabetin oldukça gerisinde kalmış durumda.
İŞBANK ve GARANTİ BBVA 3 trilyon lira mevduatı aştı
Mevduatta dört büyükler ortalama %13 büyürken; 456 milyar TL ve %18 büyüme ile GARANTİ BBVA en fazla büyüme sağlayan banka oldu. İŞBANK 299 milyar TL mevduat artışı ile toplamda 3 trilyon 397 milyar TL mevduat hacmine ulaştı. YAPI KREDİ %11, İŞBANK %10 büyüme ile ortalamanın altında yer alan aldılar.

Net Faiz Gelirinde GARANTİ BBVA liderliğini korudu
Yılın ilk çeyreğinde %43-45’lere kadar düşen Ticari Kredi faiz oranları %50’leri tekrar aşmış durumda. Mevduat faizleri de paralelinde artması bankalara ek yük getirdi. Bu durum ister istemez bilanço hacimlerine göre Net Faiz Gelirlerinde bankalar arası fark oluşturmaya başladı. GARANTİ BBVA 55 milyar TL ile en fazla artış performansı sergilerken; AKBANK 2025 aynı dönemine göre %128 artış ile en fazla artışı gösteren banka oldu. İŞBANK ise Net Faiz Gelirinde dördüncü sıraya düşmüş durumda. Dört bankanın ortalama artışı %77 olurken İŞBANK %26 büyüme ile ortalamanın altında kalan tek banka oldu.

Net Ücret ve Komisyon Gelirlerinde GARANTİ BBVA liderliğini korudu
2026 ilk yarısında GARANTİ BBVA 88,3 milyar TL Net Ücret Komisyon Geliri sağladı. İŞBANK 83,3 milyar TL Net getiri elde ederken; AKBANK 64,4 milyar TL; YAPI KREDİ 61,5 milyar TL net getiri sağladı. YAPI KREDİ dördüncü sıraya düşerken; İŞBANK %39 artış ile gelirini en fazla artıran banka oldu.

Net Karlılıkta da GARANTİ BBVA fark atarak açık ara önde
2026 ilk yarısında Net Karlılıkta Bankacılık sektörü %25 büyüdü. Dört büyüklerin ortalaması da sektör ortalamasının altında %21’de kaldı. Net Karlılığını 363,7 milyar TL’ye taşıyan GARANTİ BBVA dört büyükler arasında son yıllarda olduğu gibi açık ara önde yer aldı. AKBNAK 34,3 milyar TL Net Karlılık ise ikinci sıraya yükselirken; YAPI KREDİ 31 milyar TL karlılık yakaladı. İŞBANK 30 milyar TL net Karlılık hacmi ile dördüncü sıraya gerilemiş durumda. İŞBANK’ın %1 karlılık artışı şaşkınlık yaratırken; ilk yarı bilanço döneminden sonra banka CEO’su Hakan ARAN’ın de görevden ayrıldığını not edelim.

Üst Yöneticilere Yapılan ödemeler
2026 ilk çeyreğinde banka Üst Yöneticilere 751 milyon TL ödeme ile AKBANK en fazla ödeme yapan banka oldu. Banka bu durumu “bizde brüt ödeme, diğer bankalarda Net Ödeme o nedenle biz yüksek gözüküyor” şeklinde ikna edici olmayan şekilde açıklamaya çalışsa da banka Raporlarında böyle bir açıklaya yer almadığı için teyit edemedik. Bu nedenden dolayı rakiplere göre iki kattan fazla ödenmesi de zaten matematiksel bir açıklama olmamakta. Zira, BDDK Raporlama standartları net, bankaya göre farklılık göstermemekte! Bu konuda belirsizlik var ise BDDK’nın bu konuda Raporlara standart getirmesi faydalı olacaktır.

İŞBANK 320 milyon TL ile ikinci sırada yer alırken; GARANTİ BBVA 329 milyon TL ödeme yaptı. YAPI KREDİ ise 233 milyon TL ile %85 artışa rağmen Üst Yönetime en az ödeme yapan banka oldu. Bankaların hacim ve gelişme performansları ile Üst Yönetim ödemelerinin orantılı olmadığı dikkat çekti.
Borsada işlem gören bankaların Üst Yönetici ödemelerini SPK ve BDDK’nın daha yakından incelemesinde fayda var. Zira, dört büyükler dışındaki bankalarda da bu alanda ciddi sapmalar var.
Banka genel performansları
2026 yılı Bankalar açısından önceden de deneyleyemedikleri Kriz Yönetimine dönüşmüş durumda. Yurt dışında ABD Kaynaklı Trump’un günlük haber akışı ile karışan piyasalar; İsrail ve ABD’nin İran saldırı ve İran’dan beklenmeye direnç ile savaşın uzaması beklentileri terse çevirdi. İç piyasadaki Siyası Krizler de üzerine eklenince uzayan kriz süreçleri sektörü kritik ve unutulmaz yıllardan biri haline getirdi.
Makro İhtiyati Tedbirlerin Hukuk başta olmak üzeri Mali Politikalar ile de desteklenmemesi programın etkisini azaltırken; TCMB ve Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın aşırı müdahalesi bankaların hareket alanını da kısıtlamış durumda.
KKM Hesapların sonlandırılması; İç Piyasada Ticari Dövizli ödemelerin tekrar serbest bırakılması; İhracat Bedellerine Destek Kurunun %2’den %3’e çıkarılması; TCMB Reeskont Kredilerindeki “döviz almama yasağının” kalkması Reel Sektörü olumlu etkilerken; TCMB’nin TL ve Döviz Kredilerdeki kısıtlamanın devam ettirdiği gibi daha da kısılarak nerede ise durma noktasına getirmesi; Yüksek Kredi faiz oranının devam etmesi; Kredilerde takip hacimlerinin artması; Siyasi gerilim ortamının devam etmesi Bankacılık Sektörü ve Reel Piyasanın belirsiz ve öngörülemez 2026’yı kaygıların arttığı bir yıl olarak hatırlanmasına şimdiden aday oldu.
İlk çeyrek için yaptığımız yorum ilk yarı için de geçerlidir: Konkordato sayısının artması; Talebi Baskılama üzerine kurulan Enflasyonu Düşürme Stratejisi esnaf ve sanayici üzerinde baskıyı artırdı. Reel piyasadaki durgunluk, üzerine durma noktasına gelen Ticari Krediler, firmaların nakit akışının bozmuş durumda. Kredilerdeki NPL (Non-Performing Loans – Takipteki Krediler Oranı) rasyosundaki yükselme eğilimi bankaların stres katsayısını da artırırken geleceğe yönelik beklentileri de olumsuz etkilemekte. Bankaların Takipteki Alacaklarını Varlık Yönetim Şirketlerine devrederek sıcak para yaratma yoluna gittiği görüldü. Uygulanan Ekonomi Programın rasyonelliği ve geçen süreye rağmen etkilerin beklenen düzeyde olmaması da bankacılık sektörü üst yöneticiler tarafından eleştiri almaya başladı. İç Siyasetteki gerilim ve Körfezdeki belirsizlikler sektörü de olumsuz etkilemekte.
Dört büyük bankanın 2026 ilk yarı hacimsel büyüklükleri, gelişme performansları, piyasaya verdikleri destek, profesyonel yönetim yapısı, personel memnuniyeti, müşteri hizmet kalitesi, Dijitalleşme, gelen şikayetlere çözüm odaklı hızlı geri dönüşleri dikkate alındığında dört banka arasında bir sıralama yapılır ise en başarılı banka GARANTİ BBVA olarak kendini göstermekte; AKBANK ve YAPI KREDİ ciddi büyüme stratejisi ile atağa geçerken; özelikle İŞBANK‘ın büyük hacmine rağmen karlılık artışındaki %1 büyüme banka ve sektörde şaşkınlık yarattı. AKBANK Üst Yönetime en fazla ödeme yapan banka olarak dikkati çekerken rakiplere göre iki kat ödeme yapması bu ödemelerdeki kriterlerin net olmadığını da tartışılır hale getirdi.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
*******************
MERAKLISINA EKLER:


BANKA HABERLERİ
Çifte Ekspertiz, Çifte Fatura! BDDK’nın Güncellemeyen Limiti Kredi Maliyetlerini Nasıl Katlıyor?
2022’nin 10 Milyon TL Sınırı Bugün Gerçeği Yansıtıyor mu?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
14/08/2026Yazan:
Erol Taşdelen
BDDK’nın Güncellemediği Ekspertiz Limiti Vatandaşa ve Firmalara Ağır Fatura Çıkarıyor
2022 yılında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), bankaların kullandıracağı kredilerde teminat olarak alınan 10 milyon TL üzerindeki gayrimenkuller için iki ayrı ekspertiz raporu alınmasını zorunlu hale getirdi. 17 Eylül 2022 tarihli Yönetmelik ile, 10 milyon TL üzerindeki gayrimenkuller için 30 gün içinde iki farklı değerleme kuruluşundan ekspertiz raporu alınması zorunlu hale getirildi. İki rapor arasında %10’dan fazla fark çıkarsa bu kez üçüncü ekspertiz yaptırılması öngörüldü. Ayrıca aynı yönetmeliğin ilgili maddesinde BDDK’nın bu parasal sınırı değiştirmeye yetkili olduğu da açıkça belirtiliyor.
Düzenlemenin amacı son derece doğruydu. Büyük tutarlı kredilerde teminat değerinin daha sağlıklı belirlenmesi, bankaların zarar görmesinin önlenmesi ve değerleme hatalarının azaltılması hedefleniyordu.
Ancak aradan geçen dört yıl içerisinde Türkiye’de yaşanan yüksek enflasyon ve gayrimenkul fiyatlarındaki olağanüstü artış nedeniyle, 2022’de “çok yüksek değerli” kabul edilen birçok taşınmaz bugün sıradan hale geldi.
Buna rağmen 10 milyon TL’lik eşik hâlâ aynı seviyede bırakıldı.
Sonuçta hem vatandaş hem de reel sektör her kredi işleminde çok yüksek ekspertiz maliyetleriyle karşı karşıya kalıyor.
En Büyük Mağduriyet Firmalarda Yaşanıyor
Asıl sorun bireysel konut kredilerinden çok ticari kredilerde ortaya çıkıyor.
Bugün; sanayi tesisleri, fabrikalar, organize sanayi bölgelerindeki arsalar, oteller, AVM’ler, lojistik depolar, ticari iş merkezleri zaten doğal olarak 10 milyon TL’nin çok üzerinde değerlere sahip.
Dolayısıyla hemen hemen bütün ticari ipotek işlemlerinde çift ekspertiz zorunluluğu uygulanıyor. Bu durum özellikle finansmana erişimin zaten zorlaştığı mevcut ekonomik ortamda şirketlerin kredi maliyetini daha kredi kullanmadan artırıyor.
Finansman Bulmak Zor, Masrafı Daha da Ağır
Bugün birçok firma; yüksek faiz, kredi kısıtları, nakit sıkışıklığı, işletme sermayesi eksikliği ile mücadele ediyor.
Buna bir de kredi kullanabilmek için ödenen yüksek ekspertiz ücretleri ekleniyor. Şirketler daha kredi hesabına para girmeden yüz binlerce lirayı yalnızca ekspertiz masrafı olarak ödemek zorunda kalabiliyor.
Ekspertiz Ücretleri Son Yıllarda Katlandı
2022 yılında ekspertiz ücretleri bugünkü seviyelerin oldukça altındaydı.
Bugün ise özellikle büyük ticari taşınmazlarda; ilk ekspertiz, ikinci ekspertiz, gerekiyorsa üçüncü ekspertiz, KDV, dosya giderleri ile birlikte maliyetler oldukça yüksek seviyelere ulaşıyor.
Bazı büyük ticari taşınmazlarda toplam ekspertiz maliyetinin 150 bin TL’nin üzerine, daha karmaşık projelerde ise bunun da üstüne çıkabildiği ifade ediliyor.
Bu rakamlar, kredi kullanmak isteyen işletmeler açısından ilave bir finansman yükü oluşturuyor.
Aynı Taşınmaz İçin İki Kez Aynı İşlem
Firmaların en fazla eleştirdiği konu ise şu: Aynı taşınmaz üzerinde iki farklı uzman neredeyse aynı incelemeyi yapıyor. Çoğu zaman raporlar birbirine oldukça yakın çıkıyor. Buna rağmen ikinci raporun maliyeti de tamamen kredi kullanan müşteriye yükleniyor.
Dolayısıyla uygulama bankanın riskini azaltırken maliyetini vatandaş ve firmalar üstlenmiş oluyor.
2022’nin 10 Milyonu Bugünün Kaç Milyonu?
Ekonomide enflasyon nedeniyle birçok parasal eşik düzenli olarak güncellenirken; vergi istisnaları, harçlar, cezalar, yeniden değerleme tutarları her yıl artırılıyor.
Ancak ekspertiz yönetmeliğindeki 10 milyon TL sınırının uzun süredir aynı kalması, düzenlemenin kapsadığı işlem sayısını önemli ölçüde artırmış durumda.
Bugün birçok orta ölçekli fabrika, depo veya şehir merkezindeki ticari gayrimenkul bu sınırı rahatlıkla aşabiliyor.
BDDK’nın Güncelleme Yetkisi Bulunuyor
Yönetmelik, parasal eşiğin değiştirilmesine imkân tanıyor.
Bu nedenle sektör şu soruyu soruyor: Risk yönetimi korunurken neden parasal eşik enflasyona göre güncellenmiyor?
Sektörün Beklentileri
Reel sektör temsilcileri ve finans çevrelerinde dile getirilen öneriler şöyle özetleniyor:
- 10 milyon TL sınırı yeniden değerleme oranına veya Konut Fiyat Endeksi’ne göre otomatik güncellenmeli.
- Ticari ve bireysel taşınmazlar için farklı eşikler belirlenmeli.
- İkinci ekspertiz sadece belirli risk kriterlerinin oluştuğu durumlarda zorunlu olmalı.
- İkinci ekspertiz ücretinin tamamı müşteriye yüklenmemeli; maliyet banka ile paylaşılmalı.
- Dijital değerleme ve merkezi veri tabanları kullanılarak mükerrer ekspertiz ihtiyacı azaltılmalı.
Özetle
2022 yılında bankacılık sisteminin güvenliğini artırmak amacıyla getirilen çift ekspertiz zorunluluğu, aradan geçen yıllarda değişen ekonomik koşullar nedeniyle hem vatandaş hem de özellikle finansmana erişimde zorlanan reel sektör açısından ciddi bir maliyet unsuruna dönüştü.
Bugün tartışılan konu, çift ekspertiz uygulamasının kaldırılması değil, değişen piyasa koşulları karşısında 10 milyon TL’lik sınırın güncellenerek düzenlemenin yeniden amacına uygun hale getirilmesi. Böyle bir adım, bankaların risk yönetimini zayıflatmadan vatandaşın ve firmaların üzerindeki gereksiz mali yükün azaltılmasına katkı sağlayabilir.

BANKA HABERLERİ
Kârlılık baskısı, arazi satışları ve yönetim değişikliği: İş Bankası’nda ne oluyor?
İş Bankası’nda bir dönem kapanıyor: Adnan Bali sonrası yeni güç dengesi…
Hakan Aran Şişecam’a, Cahit Çınar İş Bankası’nın başına…
Grubun zirvesindeki eş zamanlı değişiklik sıradan bir görev değişimi mi, yoksa İş Bankası Grubu’nda yeni bir dönemin başlangıcı mı?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
07/08/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Türkiye’nin en büyük özel bankalarından Türkiye İş Bankası’nda uzun yıllar sonra grubun güç dengelerini de etkileyebilecek önemli bir yönetim değişikliği yaşandı.
7 Ağustos 2026’da açıklanan kararlarla İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın 31 Ağustos itibarıyla bankadaki görevlerinden ayrılarak Şişecam Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenmesi kararlaştırıldı.
Aran’ın yerine ise halen İş Bankası Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürüten H. Cahit Çınar’ın, BDDK’ya yapılacak bildirim ve gerekli izinlerin ardından 1 Eylül 2026 itibarıyla İş Bankası Genel Müdürü olması kararlaştırıldı.
Aynı gün Şişecam cephesinde de çok önemli bir gelişme yaşandı.
Uzun yıllar İş Bankası’nın en etkili yöneticilerinden biri olan ve son olarak Şişecam Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Adnan Bali görevinden ayrıldı.
Bali’nin yerine Hakan Aran getirildi.
Böylece İş Bankası Grubu’nun iki önemli merkezinde aynı anda koltuk değişimi gerçekleşmiş oldu:
İş Bankası: Hakan Aran → H. Cahit Çınar
Şişecam: Adnan Bali → Hakan Aran
Bu tablo ilk bakışta basit bir görev değişimi gibi görünse de İş Bankası Grubu’nun yönetim tarihi açısından çok daha önemli anlamlar taşıyor.
Adnan Bali dönemi gerçekten kapandı mı?
Adnan Bali, İş Bankası tarihinde yalnızca eski bir genel müdür olarak değerlendirilmesi zor bir isim. 2011 yılında İş Bankası Genel Müdürlüğü görevine gelen Bali, yaklaşık 10 yıl boyunca bankanın en tepesinde görev yaptı.
2021 yılında Genel Müdürlüğü Hakan Aran’a devrettikten sonra ise İş Bankası Grubu’nun amiral gemilerinden Şişecam’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi. Dolayısıyla Bali’nin İş Bankası Genel Müdürlüğü’nden ayrılması, grubun yönetiminden tamamen çekilmesi anlamına gelmemişti.
Tam tersine Şişecam Başkanlığı, Bali’nin İş Bankası Grubu içindeki etkinliğinin devam ettiği en önemli pozisyonlardan biri olarak görülüyordu. 7 Ağustos 2026’da gerçekleşen istifayla bu dönem önemli ölçüde sona ermiş oldu. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Yaşanan değişimi “Bali ekibinin tamamen tasfiyesi” şeklinde okumak için henüz yeterli veri bulunmuyor.
Çünkü hem Hakan Aran hem de H. Cahit Çınar İş Bankası’nın kendi kurumsal yapısından yetişen yöneticiler.
Bu nedenle yaşananları bir tasfiyeden çok, grubun üst yönetimindeki kuşak ve görev değişimi şeklinde değerlendirmek daha doğru olabilir.
Asıl soru bundan sonra ortaya çıkacak: Yeni yönetim, Bali döneminde oluşturulan stratejik çizgiyi devam ettirecek mi, yoksa İş Bankası Grubu yeni bir yönetim anlayışına mı geçecek?
Hakan Aran bankadan ayrılmıyor, grubun sanayi merkezine geçiyor
Hakan Aran açısından gelişmenin en dikkat çekici tarafı ise İş Bankası Grubu’ndan tamamen ayrılmaması.
Aran, bankanın Genel Müdürlüğü’nden grubun en stratejik sanayi yatırımlarından Şişecam’ın Yönetim Kurulu Başkanlığına geçiyor. Bu nedenle değişimi Hakan Aran’ın sistem dışına çıkması şeklinde değerlendirmek yanlış olur. Tam tersine Aran’ın ağırlığı artık bankacılıktan doğrudan reel sektör ve sanayi tarafına kayıyor.
Şişecam sıradan bir iştirak değil. Türkiye İş Bankası’nın yüzde 50’nin üzerinde payla kontrol ettiği, onlarca ülkede faaliyet gösteren ve Türkiye’nin en büyük küresel sanayi şirketlerinden biri konumunda.
Bu nedenle Şişecam Yönetim Kurulu Başkanlığı İş Bankası Grubu içerisindeki en kritik görevlerden biri.
Dolayısıyla ortaya ilginç bir yönetim modeli çıkıyor: Bankanın günlük yönetimi Cahit Çınar’a bırakılırken, Hakan Aran grubun sanayi tarafındaki en önemli şirketinin başına geçiyor.
Bu tercihin önümüzdeki yıllarda İş Bankası’nın iştirak politikası açısından önemli sonuçları olabilir.
Zamanlama neden dikkat çekici?
Yönetim değişikliğini önemli hale getiren unsurlardan biri de zamanlaması. İş Bankası, Türkiye’nin aktif büyüklüğü, kredi ve mevduat hacmi bakımından en büyük özel bankalarından biri olmayı sürdürüyor.
2026’nın ilk çeyreğinde banka yaklaşık 4,9 trilyon TL Aktif Büyüklüğe ulaşırken 20,4 milyar TL net kâr açıklamıştı. 2026 ilk yarısında Aktif Büyüklük %10 artarak 5 trilyon TL olurken; net kâr 30 milyar TL’de kalmış 2025 ilk yarı karlılığına göre sadece %1 arttı. Aynı dönemde Bankacılık Sektörü karlılığını ortamala %25 artırırken bankadaki kâr erozyonu yaşandığı görüldü.
Kısaca; kârlılık rasyoları büyüklük kadar güçlü bir tablo ortaya koymadı ve rekabetin gerisinde kaldı. Ki kârlılığın 2025’e göre sadece %1 artması reel olarak gerilemesi anlamı taşıyor.
2026 ilk yarısında İş Bankası’nın; ortalama özkaynak kârlılığı yüzde 16,6; ortalama aktif kârlılığı yüzde 1,5; sermaye yeterlilik oranı %15,4’e gerilerken; takipteki kredi oranı %3,8’e yükseldi. Faaliyet giderleri/faaliyet gelirleri oranı ise yüzde 61,6 seviyesinde gerçekleşti.
Özellikle yüksek enflasyon ortamında nominal bilanço ve kâr büyüklüğünün tek başına başarı göstergesi olarak değerlendirilmesi yanıltıcı olabilir.
Bankalar açısından asıl kritik gösterge, büyüyen özkaynağın üzerinde sürdürülebilir bir getiri üretilebilmesidir. Bu nedenle İş Bankası’nın önümüzdeki dönemde en önemli gündem maddelerinden birinin kârlılığın kalitesini ve sermaye getirisini yükseltmek olması beklenebilir.
Büyük bilanço her zaman yüksek kârlılık anlamına gelmiyor
İş Bankası’nın karşı karşıya bulunduğu temel sorunlardan biri de tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Banka büyüyor. Kredileri büyüyor. Mevduatı büyüyor. Aktifleri büyüyor. Fakat yüksek enflasyon ortamında bilanço büyüklüğündeki nominal artış ile gerçek ekonomik getiri birbirinden ayrılmak zorunda.
Özellikle özkaynak kârlılığının enflasyonun belirgin şekilde altında kaldığı dönemlerde bankanın reel anlamda sermaye üretme kapasitesi tartışmalı hale geliyor. Bu durum sadece İş Bankası’na özgü değil. Türkiye’de bankacılık sektörünün önemli bölümünün son yıllardaki temel problemlerinden biri nominal kâr ile reel kârlılık arasındaki farkın açılması.
Dolayısıyla yeni Genel Müdür Cahit Çınar’ın önündeki en önemli dosyalardan biri muhtemelen sermaye verimliliği olacak.

Gayrimenkul ve arazi satışları neden tartışılıyor?
İş Bankası Grubu açısından son dönemde dikkat çeken diğer gelişme ise gayrimenkul varlıklarının değerlendirilmesi. Burada İş Bankası’nın doğrudan sahip olduğu gayrimenkuller ile grup şirketi Şişecam’ın arazi satışlarını birbirinden ayırmak gerekiyor.
Özellikle Şişecam’ın İstanbul Beykoz’daki yaklaşık 117 dönümlük arazisinin yaklaşık 171 milyon dolar karşılığında satılması kamuoyunda ciddi tartışma yaratmıştı.
Hakan Aran ise söz konusu satışın rasyonel olduğunu savunmuş, satış sayesinde Şişecam’a milyarlarca liralık nakit girişi sağlandığını belirtmişti.
Ancak konu yalnızca bir gayrimenkul satışı olarak görülmemeli. Türkiye’de finansman maliyetlerinin son derece yüksek olduğu bir dönemde şirketlerin atıl veya faaliyet dışı varlıklarını nakde dönüştürmesi finansal açıdan anlaşılabilir.
Fakat kritik soru şudur: Varlık satışıyla yaratılan kâr ve nakit, operasyonel faaliyetlerden yaratılan sürdürülebilir kârlılığın yerini almaya başlıyor mu?
Eğer cevap evetse, bilanço açısından çok daha dikkatli analiz yapılması gerekir. Çünkü arazi bir kez satılır. Operasyonel kâr ise her yıl yeniden üretilmek zorundadır.
Gayrimenkul satışı ile operasyonel başarı birbirine karıştırılmamalı
Finansal analiz açısından bu ayrım son derece önemli.
Bir şirket 5 milyar TL faaliyet kârı üretip 10 milyar TL değerinde gayrimenkul satarsa dönem sonunda yüksek nakit ve kâr rakamlarına ulaşabilir.
Ancak bunun önemli bölümü tekrarlanabilir değildir.
Bu nedenle İş Bankası Grubu açısından önümüzdeki dönemde yatırımcıların yalnızca açıklanan net kâra değil; net faiz gelirlerine, net faiz marjına, ücret ve komisyon gelirlerine, kredi kalitesine, iştirak gelirlerine, özkaynak kârlılığına, sermaye yeterliliğine ve tek seferlik varlık satışlarından gelen kazançlara ayrı ayrı bakması gerekiyor.
Cahit Çınar’ın önünde nasıl bir İş Bankası var?
Yeni Genel Müdür H. Cahit Çınar, Türkiye’nin en büyük ve en karmaşık finansal gruplarından birinin yönetimini devralıyor.
Üstelik oldukça zor bir ekonomik dönemde. Yüksek faizler, kredi büyümesine yönelik sınırlamalar, reel sektörde bozulan nakit akışları, artan sorunlu kredi riski ve bankacılık sektöründe daralan reel kârlılık alanı yeni yönetimin önündeki temel sorunlar olacak.
İş Bankası açısından bunun üzerine bir de dev iştirak portföyünün etkin yönetimi ekleniyor. Dolayısıyla yeni dönemde bankanın sadece büyüklüğünü koruması yeterli olmayacak.
Büyüklüğü kârlılığa dönüştürmesi gerekecek.
Şişecam cephesindeki sorun daha farklı
Hakan Aran’ın Şişecam’ın başına geçmesi de tesadüfi olmayan stratejik bir tercih olarak değerlendirilebilir.
Şişecam son yıllarda büyük ölçekli uluslararası yatırımlar yaptı. Buna karşılık küresel talep, enerji maliyetleri, finansman giderleri ve yatırım harcamaları şirketin sermaye verimliliğini daha önemli hale getirdi.
Şirket hisselerinin uzun dönem performansı da yatırımcılar tarafından eleştiriliyor. Dolayısıyla Hakan Aran’ın önünde artık bankacılık kârlılığından farklı bir problem bulunuyor: Dev bir sanayi şirketinde yatırımın geri dönüşünü ve sermaye verimliliğini artırmak.
Bu açıdan bakıldığında İş Bankası Grubu’nun 7 Ağustos kararları aslında iki ayrı görev tanımlıyor olabilir.
Cahit Çınar: İş Bankası’nın bankacılık kârlılığını ve sermaye verimliliğini artıracak.
Hakan Aran: Şişecam’ın yatırımlarını, bilançosunu ve sermaye getirisini yönetecek.
Adnan Bali’nin çekilmesi sembolik olarak çok önemli
Bütün bunların üzerinde ise Adnan Bali’nin Şişecam Başkanlığından ayrılması bulunuyor. Bali yaklaşık 15 yıldır İş Bankası Grubu’nun en görünür ve etkili yöneticilerinden biriydi. Önce İş Bankası Genel Müdürü, ardından Şişecam Yönetim Kurulu Başkanı olarak grubun stratejik kararlarında önemli roller üstlendi.
Bu nedenle 7 Ağustos 2026 tarihi İş Bankası Grubu açısından sembolik bir tarih olarak kayda geçebilir. Fakat “Bali dönemi tamamen sona erdi” sonucuna varmak için yalnızca isim değişikliğine bakmak yeterli değil. Asıl belirleyici olan bundan sonra alınacak kararlar olacak.
Yeni yönetim; iştirak portföyünde değişikliğe giderse, gayrimenkul satışlarını hızlandırırsa, sermaye dağılımını yeniden düzenlerse, Şişecam’ın yatırım politikasını değiştirirse, bankanın kredi ve büyüme stratejisinde farklılaşmaya giderse, o zaman gerçek anlamda yeni bir İş Bankası döneminden söz etmek mümkün olacak.
Asıl soru: Neden şimdi?
İş Bankası’nın 102 yıllık tarihinde yönetim değişiklikleri her zaman önemlidir.
Ancak bu değişiklik farklı. Çünkü aynı anda hem bankanın hem de grubun en büyük sanayi şirketinin tepesinde değişim yaşanıyor.
Üstelik bu değişim; bankacılık sektöründe reel kârlılığın tartışıldığı, yüksek faizlerin reel sektörü zorladığı, kredi risklerinin arttığı, Şişecam’ın büyük yatırımlarının geri dönüşünün yakından izlendiği ve grup varlıklarının daha etkin kullanılması gerektiğinin tartışıldığı bir döneme denk geliyor.
Bu nedenle 7 Ağustos kararlarını sadece iki yöneticinin koltuk değiştirmesi şeklinde okumak eksik kalacaktır.
İş Bankası Grubu’nda sermaye verimliliği, kârlılık ve iştirak yönetiminin yeniden şekilleneceği yeni bir dönemin işareti olabilir.
Ve belki de önümüzdeki dönemde cevap aranması gereken en önemli soru şu: Adnan Bali sonrası İş Bankası Grubu aynı stratejiyle yeni isimler tarafından mı yönetilecek, yoksa yeni isimlerle birlikte strateji de değişecek mi?
Bunun cevabını atamalar değil, önümüzdeki 12–24 ayda alınacak yatırım, iştirak, kredi, gayrimenkul ve sermaye dağılımı kararları verecek.
Bankavitrini.com | Haber Analiz
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.053)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.623)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (591)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.980)
- GÜNCEL (4.569)
- GÜNDEM (3.563)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.733)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (581)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.479)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (827)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (116)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (61)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Brezilya, tavuk eti ve bal ihracatı için AB'den yeşil ışık bekliyor 06/08/2026
- Borsa İstanbul’da gong Quick Sigorta için çaldı 06/08/2026
- Almanya'da fabrika siparişleri Haziran'da tahminleri aştı 06/08/2026
- A101'e koşullu CarrefourSA izni 06/08/2026
- AR-GE'ye geçen yıl 253,5 milyar lira harcandı 06/08/2026
- Gram altında son durum ne? 6 Ağustos 2026 Perşembe altın fiyatları… 06/08/2026
- Roundup davalarının Bayer'e maliyeti 10 milyar doları aştı 06/08/2026
- Wall Street’te hedge fonlara siber saldırı 06/08/2026
- Dolar ve Euro kuru bugün ne kadar oldu? 6 Ağustos 2026 döviz fiyatları… 06/08/2026
- Küresel piyasalarda Hürmüz soruları 06/08/2026
SON YAZILAR
- Kargolar dolandırıcılığın tahsilat aracına dönüştü? 24/08/2026
- İhracatta çifte baskıya Alhat’tan DFİF formülü 24/08/2026
- BANKACILIK SEKTÖRÜNÜN TAŞIMAK İSTEMEDİĞİ RİSKİ REEL SEKTÖR TAŞIYOR.. 24/08/2026
- Bessent’in faiz hamlesi: DXY geriliyor, kıymetli metaller, Bitcoin yükseliyor 21/08/2026
- ABD Hazinesi’nden piyasalara ‘morfin’, kıymetli metaller yeniden sahnede 20/08/2026
- Erol TAŞDELEN yazdı: AKBANK, GARANTİ BBVA, İŞBANK, YAPI KREDİ 2026 İLK YARI PERFORMANSLARI 20/08/2026
- DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı 19/08/2026
- Risk iştahı zayıfladı: Küresel borç yükü büyürken savaş enflasyonu besliyor 19/08/2026
- Garanti BBVA, 2,64 milyar TL’lik takipteki alacağını sattı 15/08/2026
- DenizBank 4,41 milyar TL’lik sorunlu kredi portföyünü sattı 14/08/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
