Erol Taşdelen
Kargolar dolandırıcılığın tahsilat aracına dönüştü?
Yayınlanma:
2 ay önce|
Yazan:
Erol Taşdelen
İnternet dolandırıcılığında yeni açık: Kargo teslim ediyor, banka ödemeyi yapıyor, mağdur parasını alamıyor
Sosyal medya üzerinden yapılan sahte veya yanıltıcı satışlarda yeni bir mağduriyet zinciri oluşmuş durumda. Dolandırıcı ürünü pazarlıyor, kapıda ödeme veya kartla ödeme altyapısını kullanıyor, kargo şirketi paketi teslim ediyor; kutudan sipariş edilen ürün yerine değersiz veya tamamen farklı bir ürün çıktığında ise tüketici adeta sistemin ortasında yalnız kalıyor. Satıcıya ulaşılamadığı için “iade kodu” alınamıyor, kargo şirketi ürünü geri kabul etmiyor veya bedeli iade edemiyor, banka ise işlemi teslim edilmiş bir alışveriş olarak değerlendirebiliyor. Mevcut sistemde kargo, ödeme ve bankacılık süreçleri arasındaki bu kopukluk dolandırıcıların kullanabileceği ciddi bir alan yaratıyor.
Dolandırıcılık yöntemi son derece basit
Özellikle Instagram, Facebook, TikTok ve benzeri sosyal medya kanallarında tüketicilerin karşısına son derece profesyonel hazırlanmış reklamlar çıkıyor.
Piyasa fiyatı 5.000 TL olan bir elektronik ürün 1.999 TL’ye, pahalı bir ayakkabı veya mont 1.500 TL’ye, teknolojik bir cihaz ise olağanüstü indirim iddiasıyla satışa sunulabiliyor.
Tüketicinin güvenini artırmak için de özellikle şu ifade kullanılıyor: “Kapıda ödeme imkânı.”
Tüketici açısından bu yöntem ilk bakışta güvenli görünüyor. Çünkü düşünce şu: “Ürün gelmeden parasını ödemiyorum, dolayısıyla dolandırılamam.”
Oysa sistem tam tersine çevrilmiş durumda. Dolandırıcı siparişi alıyor. Paketi hazırlıyor. Fakat paketin içerisine reklamda gösterilen ürünü değil, çok daha ucuz, ilgisiz veya değersiz başka bir ürün koyuyor.
Kargo geliyor. Tüketici ödemeyi yapıyor. Paket açılıyor. Ve gerçek o anda ortaya çıkıyor. Ancak para çoktan tahsil edilmiş oluyor.
Ticaret Bakanlığı da geçmişte mesafeli satışlara ilişkin yaptığı açıklamalarda özellikle sosyal medya ve kurumsal olmayan internet siteleri üzerinden gerçekleştirilen alışverişlerde; sipariş edilen ürün yerine başka ürün gönderilmesi, bedel iadesinin yapılmaması ve tüketicinin muhatap bulamaması gibi şikâyetlerin yaşandığını açıkça belirtmiş durumda.
Dolandırıcının en büyük avantajı: Paketin içeriği teslimattan sonra görülüyor
Buradaki temel sistem hatası çok açık.
Kargo şirketi açısından işlem: “Paket teslim edildi.”
Ödeme sistemi açısından: “Tahsilat gerçekleşti.”
Satıcı açısından: “Para alındı.”
Fakat tüketici açısından gerçek alışveriş henüz tamamlanmış değil. Çünkü tüketici satın aldığı ürünün gerçekten paketin içerisinde olup olmadığını ancak paketi açınca anlayabiliyor.
Dolandırıcılık tam da bu birkaç dakikalık hukuki ve operasyonel boşluktan yararlanıyor.
Örneğin vatandaş sosyal medyada gördüğü 3.000 TL’lik bir elektronik cihazı sipariş ediyor.
Kapıda kartla ödeme yapıyor. Paketi açtığında içerisinden 100-200 TL değerinde ilgisiz bir ürün çıkıyor.
Kargo görevlisine: “Bu benim aldığım ürün değil, geri alın” dediğinde ise sistem başka bir aşamaya geçiyor.
Kargo şirketi: “İade kodu gerekiyor”
Sorunun en kritik noktalarından biri burada başlıyor. Tüketici paketi teslim aldıktan sonra yanlış veya sahte ürün çıktığını fark ettiğinde ürünü kargo şirketine geri vermek istiyor.
Ancak birçok sistemde tüketiciden satıcının oluşturduğu bir iade kodu istenebiliyor.
Peki dolandırıcı satıcıya ulaşılamıyorsa? Telefon kapalı. WhatsApp mesajlarına cevap verilmiyor. Sosyal medya hesabı kapanmış. İnternet sitesi ortadan kalkmış. E-posta adresi sahte.
Tüketici iade kodunu kimden alacak?
Dolandırıcıdan!
Ortaya son derece çarpıcı bir durum çıkıyor: Tüketicinin dolandırıldığını ispatlayabilmesi ve ürünü geri gönderebilmesi için kendisini dolandıran kişinin işbirliğine ihtiyacı doğuyor.
İşte mevzuat ile operasyon arasındaki en önemli boşluklardan biri burada.
Üstelik Ticaret Bakanlığı’nın güncel tüketici bilgilendirmesinde, ön bilgilendirmede belirtilen kargo şirketiyle yapılan iadelerde tüketicinin iade masrafından sorumlu tutulamayacağı; belirli koşullarda başka kargo şirketleriyle iadede de tüketiciye maliyet yüklenemeyeceği açıkça belirtiliyor.
Dolayısıyla tüketici hukukunun tanıdığı iade hakkı ile sahadaki iade mekanizması arasında ciddi bir uygulama problemi ortaya çıkıyor.
İkinci kilit nokta: Para kimin elinde?
Asıl düzenlenmesi gereken konulardan biri de burası. Kapıda ödeme sisteminde kargo şirketi yalnızca taşıma hizmeti vermiyor. Bazı modellerde aynı zamanda tahsilat zincirinin de bir parçası haline geliyor.
Dolayısıyla şu sorunun cevabı kritik: Tüketici paketi teslim aldıktan birkaç dakika sonra sahte veya yanlış ürün gönderildiğini bildirirse tahsil edilen para neden satıcıya aktarılmaya devam ediyor? Burada bir “bekleme süresi” mekanizması tartışılmalıdır.
Örneğin kapıda ödemeli sosyal medya ve mesafeli satışlarda tahsil edilen bedel doğrudan satıcının kullanımına geçmemeli. Belirli bir süre bloke hesapta tutulmalı.
Tüketici bu süre içerisinde: “Sipariş ettiğim ürün gönderilmedi / farklı ürün gönderildi” bildiriminde bulunursa ödeme otomatik olarak dondurulmalıdır.
Böylece olay yalnızca tüketici ile dolandırıcı arasındaki bir hukuk mücadelesi olmaktan çıkar.
Banka tarafında da sorun var
İşlem kredi kartıyla yapıldığında tüketici bu defa bankasına başvuruyor: “Ben bu ürünü satın almadım. Sipariş ettiğim ürün yerine başka ürün gönderildi”.
Ancak bankacılık sistemindeki harcama itirazlarında kritik ayrım şudur: Kartın yetkisiz kullanılması başka şeydir, kart sahibinin işlemi kendisinin yapması fakat satıcının sözleşmeye uygun ürünü göndermemesi başka şeydir.
İkinci durumda olay basit bir “kart dolandırıcılığı” olmaktan çıkarak mal veya hizmet uyuşmazlığına dönüşebilir.
Tüketici de bu nedenle reklam görüntüsünü, sipariş kaydını, yazışmaları, kargo etiketini, kutu açılış görüntüsünü ve gönderilen yanlış ürünü ispatlamak zorunda kalabilir.
BDDK’nın kendi bilgilendirmesinde de bankacılık hizmetleriyle ilgili tutar iadesi içeren başvuruların hakem heyetlerine yönlendirilebildiği, diğer bankacılık şikâyetlerinin ise BDDK’nın elektronik şikâyet sistemine iletilebildiği belirtiliyor.
Fakat tüketicinin ihtiyacı aylar sürebilecek bir uyuşmazlık sürecinden önce paranın dolandırıcının eline geçmesini engelleyecek hızlı bir mekanizmadır.
Mevzuat aslında tüketiciye önemli haklar tanıyor
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği tüketiciye önemli korumalar sağlıyor. Ticaret Bakanlığı’nın güncel mevzuat sayfasında da 6502 sayılı Kanun ile ilgili ikincil düzenlemeler birlikte yayımlanıyor.
Mesafeli satışlarda cayma hakkının kullanılması halinde bedelin tüketicinin satın alma sırasında kullandığı ödeme aracına uygun biçimde ve tüketiciye ek maliyet getirmeden iade edilmesi gerekiyor.
Platform üzerinden gerçekleştirilen ve tahsiline aracılık edilen bazı mesafeli sözleşmeler bakımından aracı hizmet sağlayıcıların da iade konusunda yükümlülükleri bulunuyor. Yönetmelik, belirli şartlarda satıcı veya sağlayıcıyla birlikte aracı hizmet sağlayıcıya da sorumluluk yüklüyor.
Fakat sosyal medya reklamı → bağımsız satıcı → kargo şirketi → kapıda ödeme → banka/POS zinciri klasik e-ticaret platformlarından çok daha dağınık.
Dolandırıcılar da tam olarak bu parçalanmış yapıdan yararlanıyor.
Kargo şirketi gerçekten yalnızca “taşıyıcı” mı? Bu noktada tartışılması gereken temel hukuki soru budur. Kargo şirketi sadece A noktasından B noktasına paket taşıyorsa sorumluluğunun sınırları farklı değerlendirilebilir.
Fakat aynı şirket; paketi taşıyor, tüketiciye teslim ediyor, ödemeyi tahsil ediyor, tahsilatı satıcıya aktarıyorsa, artık ekonomik işlemin kritik bir halkası haline geliyor. Kargı etiketlerine dikkat ettiniz mi gönderenin unvan/isim dışında adresi, irtibat numarası yok! Aradığımda “güvenlik nedeni ile yazmıyoruz” cevabı veriyorlar. Tam Türkiye işi!
Bu nedenle özellikle kapıda ödeme tahsilatı yapan kargo şirketlerinin sorumluluklarının ayrıca düzenlenmesi gerekiyor.
Kargo şirketinden paketin içindeki ürünün gerçek olup olmadığını teknik olarak bilmesi beklenemez. Fakat dolandırıcılık bildirimi geldikten sonra parayı satıcıya aktarmaması beklenebilir.Aradaki fark çok önemlidir.
Kargo şirketi ürünün doğruluğundan değil, tahsil ettiği paranın güvenli aktarım prosedüründen sorumlu tutulmalıdır.
“İade kodu” dolandırıcının kalkanına dönüşmemeli
Yeni düzenlemenin en önemli maddelerinden biri bu olmalıdır.
Tüketici; “Satıcıya ulaşamıyorum, yanlış ürün gönderildi” dediğinde sistem tüketiciden satıcının oluşturacağı iade kodunu beklememeli.
Kargo şirketlerinin merkezi bir: “Şüpheli satış / uyuşmazlık iade kodu” oluşturabilmesi sağlanmalıdır.
Tüketici e-Devlet, kargo şirketi veya ortak bir dijital sistem üzerinden başvuru yapabilmeli. Ürün kargoya teslim edilmeli. Gönderi kayıt altına alınmalı. Bedelin satıcıya aktarılması durdurulmalı. Böylece dolandırıcının sisteme müdahalesine gerek kalmadan tüketici ürünü geri verebilmelidir.
Çözüm: “Kapıda ödeme güvenli tahsilat sistemi” Türkiye’de bu tür işlemler için bankacılıktaki bloke hesap mantığına benzeyen yeni bir sistem kurulabilir.
Örneğin 2.000 TL’lik ürün kapıda teslim edildi. Kargo şirketi 2.000 TL’yi tahsil etti. Para hemen satıcıya gönderilmek yerine 24-48 saatlik güvenlik süresine alınabilir. Tüketici bu süre içerisinde itiraz etmezse para satıcıya aktarılır.
Tüketici: “Yanlış ürün geldi” bildiriminde bulunursa ödeme bloke edilir. Ürün kargoya geri verilir. Uyuşmazlık kayıt altına alınır.
Bu model, dolandırıcılığın ekonomik motivasyonunu önemli ölçüde azaltabilir.
Satıcı kimliği kargo şirketinde doğrulanmalı
Bir başka ciddi problem de göndericilerin kimliği. Binlerce paket gönderen bir satıcının; gerçek kişi mi, şirket mi, vergi mükellefi mi, hangi IBAN’a ödeme aldığı, hangi telefon numarasını kullandığı, hangi adres üzerinden faaliyet gösterdiği tespit edilebilir olmalıdır.
Özellikle kapıda ödeme hizmetinden yararlanmak isteyen ticari göndericiler için güçlendirilmiş kimlik doğrulaması getirilebilir.
Ödeme yapılacak hesap ile gönderici kimliği eşleştirilebilir. Belirli sayının üzerinde kapıda ödemeli gönderi yapan kişilerin ticari kimliği doğrulanabilir. Çok sayıda şikâyet alan göndericinin kapıda ödeme hizmeti geçici olarak durdurulabilir.
Böylece bugün bir sosyal medya hesabını kapatıp ertesi gün başka isimle satış yapabilen dolandırıcının hareket alanı daraltılabilir.
Kargo şirketlerinde “şüpheli gönderici” veri tabanı kurulmalı
Bankalarda şüpheli işlemler için kullanılan risk yaklaşımına benzer bir model kargo sektörüne de uygulanabilir.
Örneğin bir göndericinin yaptığı 1.000 kapıda ödemeli satışın 300’ünde:
- yanlış ürün,
- boş paket,
- sahte ürün,
- iade talebi,
- göndericiye ulaşılamaması şikâyeti bulunuyorsa sistem alarm üretmelidir.
Bu satıcıya ödeme otomatik olarak devam etmemelidir.
Kargo şirketlerinin kendi risk sistemleri bulunabileceği gibi sektör genelinde ortak bir “yüksek riskli gönderici havuzu” da oluşturulabilir. Sosyal medya platformları da zincirin dışında tutulmamalı
Dolandırıcılık çoğu zaman kargo şirketinde başlamıyor. Sosyal medya reklamında başlıyor.
Dolandırıcı yüz binlerce kişiye reklam gösteriyor. Siparişleri topluyor. Kargo üzerinden ürünü gönderiyor. Parayı tahsil ediyor. Hesabı kapatıyor. Sonra başka isimle yeniden ortaya çıkıyor. Dolayısıyla yalnızca kargo şirketlerini düzenlemek yeterli olmayacaktır.
Reklam veren satıcının kimliğinin doğrulanması ve ticari reklam verenlerin izlenebilir hale getirilmesi de sistemin önemli bir ayağı olmalıdır.
Ticaret Bakanlığı’nın mevcut düzenlemeleri zaten elektronik ticaret alanında hukuka aykırı içerikler ve aracı hizmet sağlayıcıların yükümlülüklerini kapsayan geniş bir hukuki çerçeve oluşturuyor.
Ancak sosyal medya üzerinden başlayan ve kapıda ödeme ile tamamlanan satışlar için kurumlar arası daha bütünleşik bir modele ihtiyaç bulunuyor.
BDDK, Ticaret Bakanlığı, İçişleri ve Adalet Bakanlığı birlikte hareket etmeli
Sorunun tek bir kurum tarafından çözülmesi zor.
Ticaret Bakanlığı, mesafeli satış ve tüketici hakları boyutunu;
BDDK ve ilgili ödeme otoriteleri, banka, kart ve ödeme sistemleri boyutunu;
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, posta/kargo işletmecilerinin yükümlülüklerini;
İçişleri Bakanlığı, organize dolandırıcılık ve kimlik tespiti boyutunu;
Adalet Bakanlığı ise delil, hızlı müdahale, müsadere/bloke ve ceza hukuku boyutunu birlikte ele almalıdır.
Aslında Ticaret Bakanlığı yıllar önce dahi sosyal medya ve kurumsal olmayan internet sitelerinden yapılan, özellikle kapıda ödeme kullanılan alışverişlerde mağduriyetler yaşandığı konusunda tüketicileri uyarmıştı.
Demek ki sorun yeni değil.
Yeni olan, yöntemin giderek sistematik ve ölçeklenebilir hale gelmesi.
10 maddelik düzenleme önerim:
- Kapıda ödemelerde para anında satıcıya aktarılmamalı. Belirli bir güvenlik süresi uygulanmalı.
- Yanlış ürün bildiriminde ödeme otomatik bloke edilmeli.
- Satıcıya ulaşılamıyorsa tüketiciden satıcı kaynaklı iade kodu istenmemeli. Merkezi iade kodu oluşturulmalı.
- Kapıda ödeme hizmeti kullanan ticari göndericilerin kimlik ve hesap doğrulaması zorunlu olmalı.
- Tahsilat yapılan banka hesabının gerçek faydalanıcısı kayıt altında bulunmalı.
- Kargo şirketleri şüpheli gönderici risk sistemi kurmalı. Olağan dışı iade ve şikâyet oranları otomatik takip edilmeli.
- Bankalarda “ürün teslim edilmedi/farklı ürün teslim edildi” harcama itirazları için standart delil ve hızlı değerlendirme mekanizması oluşturulmalı.
- Sosyal medya reklamı veren ticari satıcılarda doğrulanmış kimlik sistemi güçlendirilmeli.
- Kargo, banka/ödeme kuruluşu ve kamu otoriteleri arasında dolandırıcılık vakalarında hızlı bilgi paylaşım altyapısı kurulmalı.
- Tekrarlayan şikâyetlerde göndericiye yapılan tahsilatlar geçici olarak durdurulabilmeli ve gerekli durumlarda adli mercilere otomatik bildirim mekanizması oluşturulmalı.
Kargoya “ürünü kontrol et” değil, “parayı koru” sorumluluğu getirilmeli
Burada kargo sektörüne haksız bir sorumluluk yüklemek de doğru olmaz. Kargo çalışanının binlerce farklı ürünün orijinalini, sahtesini veya siparişe uygunluğunu bilmesi mümkün değildir.
Dolayısıyla çözüm: “Kargo şirketi paketi açıp ürünü kontrol etsin” değildir.
Doğru çözüm: “Uyuşmazlık bildirildiğinde tahsil edilen paranın dolandırıcıya ulaşmasını engelleyecek mekanizma kurulsun” olmalıdır.
Bu hem uygulanabilir hem ölçülebilir hem de denetlenebilir bir sistemdir.
Kargo parayı tahsil ediyor ama tüketici faturayı ve gerçek satıcıyı göremiyor
Kapıda ödeme sistemindeki tartışılması gereken bir başka ciddi boşluk da fatura ve satıcının kimliği meselesidir.
Ortada son derece garip bir ticari işlem oluşabiliyor:
Bir ürün satılıyor. Kargo şirketi ürünü getiriyor. Kargo şirketi veya kullanılan tahsilat altyapısı tüketiciden parayı tahsil ediyor. Fakat tüketici satın aldığı mala ilişkin faturaya ulaşamayabiliyor.
Daha önemlisi, dolandırıcılık ortaya çıktığında tüketici bazen gerçek satıcının kim olduğunu dahi bilmiyor.
Bu durumda şu temel soruyu sormak gerekiyor: Kargo şirketi kimin adına para tahsil ediyor?
Bugünkü sistemde herkes görevini yapıyor, fakat vatandaş yine mağdur
Sorunun en çarpıcı tarafı burada.
Kargo şirketi: “Paketi teslim ettim.”
Banka: “Kart sahibi ödemeyi yaptı.”
Ödeme sistemi: “İşlem onaylandı.”
Satıcı: Ortada yok.
Tüketici: Parasını kaybetmiş durumda.
Her kurum kendi işlemine baktığında prosedür tamamlanmış görünüyor. Fakat zincirin tamamına bakıldığında ortada açık bir mağduriyet bulunuyor. Düzenlemenin artık işlemleri ayrı ayrı değil, satışın tamamını tek bir ekonomik işlem olarak görmesi gerekiyor.
Sonuç: Dolandırıcının paraya ulaşması zorlaştırılmadan sorun çözülemez
İnternet dolandırıcılığıyla mücadelede yalnızca vatandaşlara: “Dikkatli olun, güvenmediğiniz sitelerden alışveriş yapmayın” demek artık yeterli değil. Tüketicinin elbette dikkatli olması gerekiyor.
Ancak milyonlarca liralık reklam bütçeleri, profesyonel internet siteleri, sosyal medya reklam algoritmaları, kargo altyapısı ve ödeme sistemleri kullanılarak gerçekleştirilen organize dolandırıcılığın bütün sorumluluğunu tüketiciye yüklemek mümkün değildir.
Devletin yapması gereken dolandırıcılığı ekonomik olarak zorlaştırmaktır.
Bunun en etkili yolu da paranın dolandırıcıya ulaşmasını engellemektir.
Kapıda ödeme sisteminde tüketicinin itiraz edebileceği kısa bir güvenlik süresi, satıcıdan bağımsız iade mekanizması, doğrulanmış gönderici kimliği, kargo şirketlerinde risk takibi ve bankalarda standartlaştırılmış harcama itiraz süreçleri birlikte uygulanırsa bu yöntemle gerçekleştirilen dolandırıcılıkların önemli bölümü daha başlangıç aşamasında engellenebilir.
Çünkü mevcut sistemde en büyük açık şudur: Dolandırıcı kayboluyor, fakat kargo şirketi, banka ve ödeme altyapısı çalışmaya devam ediyor.
Ve sonunda faturayı hiçbir kusuru olmayan vatandaş ödüyor.
Artık düzenlenmesi gereken tam olarak bu boşluktur.
Erol TAŞDELEN – Ekonomost, Adalet Bakanlığı Bankacı Bilirkişisi Sc: 48413
İlginizi Çekebilir
Erol Taşdelen
Fonlarda Kaybolan Para Reel Sektöre Aksaydı Türkiye’de Ne Değişirdi?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
03/10/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Türkiye son günlerde yalnızca bir fon tasfiyesi tartışmıyor. Aslında çok daha büyük bir ekonomik soruyla karşı karşıya: Tasarrufların ne kadarı üretime, yatırıma ve istihdama yöneliyor; ne kadarı finansal getiri arayışı içinde sistemin kendi içinde dolaşıyor?
17 Eylül 2026’da alınan kararlarla 7 portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören fonları kapatıldı ve çok sayıda fon tasfiye sürecine girdi. SPK’nın açıklamasına göre tasfiye kapsamındaki fonlarda yatırımcılara ara ödeme yapılması kararlaştırıldı; ödeme, yatırımcının nihai hak edişinden mahsup edilmek üzere ve fon başına 1 milyon TL ile sınırlı tutuldu.
Ortaya çıkan büyüklük ise dikkat çekici.
Tasfiye sürecinin 455 bin 758 yatırımcıyı ve yaklaşık 891 milyar TL’lik fon büyüklüğünü ilgilendirdiği bildiriliyor.
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: 891 milyar TL’nin tamamı “kaybolmuş para” değildir.
Bu rakam fonların toplam büyüklüğünü ifade ediyor. Dolayısıyla tamamının ekonomide yok olduğu veya yatırımcıların tamamının bu parayı kaybettiği sonucunu çıkarmak doğru olmaz. Ancak bu büyüklük bize, Türkiye’de tasarrufların ulaştığı finansal ölçeği gösteriyor.
Asıl soru da burada başlıyor: Bu paranın önemli bir bölümü son bir yılda reel sektörün üretim, yatırım ve işletme sermayesi ihtiyacına yönlendirilebilseydi Türkiye ekonomisinin fotoğrafı bugün nasıl olurdu?
“Para yok” değil, paranın yönü tartışılmalı
Türkiye’de şirketlerin en büyük sorunlarından biri uzun süredir finansmana erişim.
TCMB’nin Finansal İstikrar Raporu da sıkı finansal koşulların etkisiyle reel sektörün borçluluğunun tarihsel ortalamanın altında kaldığını, buna karşın KOBİ kredilerinde takipteki alacak oranlarının yükselme eğilimini koruduğunu belirtiyor.
Üstelik kredi ucuz değil.
TCMB’nin Eylül 2026 verilerinde TL ticari kredi faizleri yüzde 49,3 seviyesinde bulunuyordu. Aynı dönemde TL mevduat faizi yüzde 44,4 düzeyindeydi.
Şimdi bir tarafta yüz milyarlarca liralık finansal varlık birikimi, diğer tarafta finansmana erişmekte zorlanan işletmeler var.
İşte ekonomik paradoks tam burada ortaya çıkıyor.
O para fabrikaya gitseydi…
Elbette “891 milyar TL’nin tamamı fabrikalara aktarılsaydı” gibi mekanik bir hesap yapmak doğru olmaz.
Çünkü fon yatırımcısının parasının tamamı krediye dönüştürülemez. Ayrıca fonların önemli bir bölümü zaten çeşitli finansal araçlara yatırım yaparak ekonominin finansmanına dolaylı katkı sağlıyor.
Ama düşünce deneyini biraz genişletelim:
Diyelim ki yüz milyarlarca liralık tasarrufun önemli bir bölümü;
- makine ve teçhizat yatırımlarına,
- işletme sermayesine,
- ihracat finansmanına,
- KOBİ yatırımlarına,
- enerji yatırımlarına,
- teknoloji ve Ar-Ge’ye,
- istihdam yaratacak yeni kapasite yatırımlarına yönlendirilebilseydi…
Bugün yalnızca “para nerede?” sorusunu değil, “para neden üretimde değil?” sorusunu konuşuyor olurduk.
Nitekim kamu da reel sektörün finansmana erişim sorununu azaltmak için farklı programlar uyguluyor. 2026’da imalat sanayisine yönelik program kapsamında 100 milyar TL’lik finansmana erişim imkânı açıklanırken, KOBİ’lere yönelik başka bir programda 37,5 milyar TL kredi erişimi hedeflendi.
Bu rakamların yanında yüz milyarlarca liralık tasarruf havuzunun büyüklüğü daha da anlamlı hale geliyor.
Sorun sadece fonlarda değil
Burada tartışılması gereken daha geniş bir ekonomik model var.
Türkiye’de yüksek enflasyon dönemlerinde vatandaşın tasarrufunu koruma refleksi anlaşılabilir. Yatırımcı daha yüksek getiri arıyor. Fonlar da bu ihtiyaca cevap veriyor.
Fakat ekonomi açısından kritik olan şu:
Tasarruf → finansal getiri → tüketim
ile
Tasarruf → yatırım → üretim → istihdam → ihracat → gelir
aynı ekonomik sonuçları doğurmuyor.
Birincisi servetin finansal sistem içerisinde yeniden dağılımını sağlayabilir.
İkincisi ise ekonominin üretim kapasitesini büyütür.
Türkiye’nin asıl ihtiyacı ise yalnızca daha fazla para değil; tasarrufları üretken yatırımlara yönlendirebilen bir finansman mimarisi.
“Fon mağduru” tartışması bize başka bir şey daha gösterdi
SPK, yeni rehber düzenleme sürecinde özellikle para piyasası fonları ve hisse senedi serbest fonlarında ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanma ve borsadaki olağandışı fiyat hareketleri üzerinden oluşabilecek sistemik risklere dikkat çekti. Düzenlemenin amaçları arasında yatırımcı tasarruflarının korunması, şeffaflığın artırılması ve manipülasyon imkânlarının sınırlandırılması bulunuyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca: “Vatandaşın parası ne olacak?” sorusundan ibaret değil.
Bunun yanında: “Tasarruf sahibinin parasını hangi mekanizma üretime taşıyor?” sorusunu da sormamız gerekiyor.
Son söz
Türkiye’nin sermayesi var.
Türkiye’nin tasarruf sahibi de var.
Türkiye’nin girişimcisi, sanayicisi ve yatırım yapmak isteyen şirketleri de var.
Ancak bu üç unsurun aynı anda buluşmasını sağlayacak güvenli, şeffaf, erişilebilir ve üretim odaklı finansman kanallarına ihtiyaç var.
Belki de bugün fon krizinden çıkarılacak en önemli ders şu: Ekonomide mesele yalnızca ne kadar para olduğu değildir. Asıl mesele, paranın nereye aktığıdır.
Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor: Fonlarda dolaşan yüz milyarlarca liranın önemli bir bölümü son bir yılda reel sektörün damarlarına, fabrikalara, makinelere, ihracata ve istihdama aksaydı; bugün Türkiye ekonomisi nasıl bir yerde olurdu?
Bu sorunun cevabı yalnızca fon yatırımcılarını değil, sanayiciyi, KOBİ’yi, çalışanı, bankayı ve bütün ekonomiyi ilgilendiriyor.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist
Erol Taşdelen
150 Milyon TL Kredi Hayali Kurmayın! KOSGEB’de Limit Böyle Eriyor
KOSGEB’in 150 Milyon TL’lik Kredi Desteğinde Kritik Detay: Reklamdaki Rakamı Tam Kullanamayabilirsiniz!
Yayınlanma:
2 hafta önce|
24/09/2026Yazan:
Erol Taşdelen
KOSGEB’in istihdam odaklı destek programında açıklanan KOBİ firmaları için 50 milyon TL ve KOBİ Dışı Ticari Firmalar için 150 milyon TL’lik kredi limitleri, işletmeler tarafından “kullanılabilecek kesin kredi tutarı” olarak algılanmamalı.
Çünkü açıklanan üst limitler, bazı işletmeler için çeşitli kriterler nedeniyle aşağı çekilebiliyor.
Daha önce aynı kapsamda kredi kullanıldıysa, kullanılan tutar yeni limitten düşülüyor. Bunun yanında işletmenin toplam borçluluğu da kredi tutarını etkileyebiliyor. Toplam borcun işletme kârının 3 katını aşması halinde ayrıca kesinti uygulanıyor.
“150 milyon TL kredi alırım” diye plan yapmayın!
Bu nedenle işletmelerin finansal planlamasını yalnızca KOSGEB’in açıkladığı üst limit üzerinden yapmaması gerekiyor.
Kredinin üst limitinden tam yararlanabilmek için;
- Daha önce bu kapsamda kullandırım yapılmamış olması,
- İşletmenin borçluluk seviyesinin düşük olması,
- KOSGEB’in diğer başvuru ve uygunluk kriterlerinin sağlanması önem taşıyor.
Özetle; “KOSGEB 150 milyon TL kredi veriyor” demek, her işletmenin hesabına 150 milyon TL aktarılacağı anlamına gelmiyor.
Krediyi tam kullanırım diye plan yapmayın; önce işletmenizin geçmiş kullandırımını ve borçluluk oranını kontrol edin.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist
Erol Taşdelen
ENGELLİLERİN ÖNÜNE YENİ ENGELLER Mİ KONULUYOR?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
24/09/2026Yazan:
Erol Taşdelen
%90 sınırı, ÖTV’siz araç ve engelli raporları yeniden tartışma konusu
Engellilere yönelik düzenlemelerin amacı yaşamı kolaylaştırmak olması gerekirken, son dönemde yapılan bazı değişiklikler “hak kaybı” tartışmasını beraberinde getirdi. Özellikle ÖTV’siz araç uygulamasında getirilen yeni şartlar ve %90 engellilik oranının kritik bir eşik haline gelmesi, %90’ın altında kalan engellilerin durumunu yeniden gündeme taşıdı.
En dikkat çekici başlıklardan biri ÖTV’siz araç hakkı. 2024 sonunda yapılan düzenlemeyle engellilerin yeniden ÖTV istisnalı araç alabilme süresi 5 yıldan 10 yıla çıkarıldı. Araçlarda en az %40 yerli katkı şartı getirildi ve araç bedeline de sınır konuldu. 2026 yılı için bu sınır 2 milyon 873 bin 900 TL olarak uygulanıyor.
Böylece ÖTV istisnası tamamen kaldırılmamış olsa da, hak kapsamındaki araçlara erişim şartları önemli ölçüde daraldı.
%89 İLE %90 ARASINDAKİ FARK
Tartışmanın en önemli noktalarından biri ise %90 engellilik oranı.
%90 ve üzerindeki engelliler ile %90’ın altında kalan engelliler arasında özellikle araç alımı bakımından farklı kurallar uygulanıyor. %90’ın altında kalanlarda özel tertibat ve engelin niteliğine ilişkin ilave şartlar devreye giriyor.
Bu durum şu soruyu gündeme getiriyor:
%89 engelli bir vatandaş ile %90 engelli vatandaş arasında yalnızca bir puanlık fark varken, neden bazı haklara erişimde bu kadar büyük fark oluşuyor?
Üstelik engellilik oranı yalnızca ÖTV açısından değil; çeşitli sosyal yardım ve desteklerde de önemli sonuçlar doğurabiliyor.
%87–89 RAPORLARI NEDEN DİKKAT ÇEKİYOR?
Son dönemde engelli vatandaşlardan gelen şikâyetlerde %87, %88 ve %89 gibi oranların özellikle dikkat çektiği ifade ediliyor.
Ancak önemli bir noktayı vurgulamak gerekiyor:
Hastanelerin sistematik biçimde vatandaşları %90’ın altında bırakmak amacıyla %87–89 oranında rapor verdiğini gösteren kamuya açık resmi bir istatistik bulunmuyor.
Dolayısıyla bu durum şu aşamada bir iddia ve araştırılması gereken bir konu niteliğinde.
Sağlık Bakanlığı’nın açıklaması gereken temel soru ise çok basit:
2024, 2025 ve 2026 yıllarında kaç engelli raporu düzenlendi ve bu raporların yüzde kaçı %87, %88, %89 ve %90’ın üzerinde sonuçlandı?
Bu veriler açıklanırsa, kamuoyundaki “%90’ın altında raporların arttığı” yönündeki iddiaların gerçek olup olmadığı da görülebilecek.
AYM DE %90 ALTI DÜZENLEMESİNİ GÜNDEME TAŞIDI
Anayasa Mahkemesi de 2025 yılında %90’ın altında engelliliği bulunan kişilerin ÖTV istisnasından yararlanmasına ilişkin düzenlemeyi Anayasa’nın eşitlik ve sosyal devlet ilkeleri bakımından değerlendirdi ve ilgili hükmü iptal etti.
Bu karar, engelli haklarında yüzde eşiklerinin hukuki açıdan da tartışmalı bir alan olduğunu gösterdi.
SORUN SADECE ÖTV DEĞİL
Engelli vatandaşların karşılaştığı sorunlar yalnızca araç alımıyla sınırlı değil.
Engelli raporu;
- sosyal yardımlar,
- vergi avantajları,
- istihdam,
- ulaşım,
- belediye hizmetleri,
- eğitim,
- bakım ve diğer sosyal desteklerde
farklı sonuçlar doğurabiliyor.
5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ise engellilerin eşit haklara sahip olmasını, ayrımcılığın önlenmesini ve toplumsal yaşama tam katılımını temel ilke olarak kabul ediyor.
ENGELLİNİN İHTİYACI YÜZDEYE SIĞAR MI?
Bugün tartışılması gereken temel konu belki de bu:
%89 ile %90 arasındaki bir puan, kişinin gerçek yaşamında gerçekten bir puanlık fark yaratıyor mu?
Engellilik oranı elbette objektif kriterlerle belirlenmeli. Ancak bir puanlık fark nedeniyle kişinin ekonomik ve sosyal haklarında büyük değişiklik meydana geliyorsa, sistemin yalnızca matematiksel oranlar üzerinden değil, kişinin gerçek fonksiyon kaybı ve yaşam koşulları üzerinden de değerlendirilmesi gerekiyor.
Engelli haklarının amacı engellinin önüne yeni sınırlar koymak değil, hayatındaki engelleri azaltmak olmalı.
Bankavitrini’nin sorusu ise net: ENGELLİLERİN HAYATINI KOLAYLAŞTIRMASI GEREKEN SİSTEM, YENİ HAK DUVARLARI MI ÖRÜYOR?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.640)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (601)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.984)
- GÜNCEL (4.620)
- GÜNDEM (3.582)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.745)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.495)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (838)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Trump: Bence Ukrayna'nın yeni bir başkan edinme vakti geldi 10/10/2026
- Riyad'da havalimanı geçici olarak kapatıldı 10/10/2026
- Almanya, Trump'ın Rusya ile anlaşmasına rağmen yaptırımlara bağlı kalacağını duyurdu 10/10/2026
- "Geçen seneye göre beyaz yakada yüzde 32'lik bir düşüş görüyoruz" 10/10/2026
- Motorinde zam, benzinde indirim 10/10/2026
- Petrol tanker ücretlerinde yeni rekorlar: Uzaya roket fırlatmaktan daha pahalı 10/10/2026
- Dört elektrik dağıtım firmasının avans ödemeleri ertelendi 10/10/2026
- Yapay zekada yeni 'istenmeyen dijital müdahale' vakası 10/10/2026
- Sermaye kaybı olan veya borca batık şirketlere sağlanan kolaylığın süresi uzatıldı 10/10/2026
- 15 yaşından küçüklere sosyal medya yasağı geliyor 09/10/2026
SON YAZILAR
- Teknoloji devleri kâr rekorları kırarken, borç cephesinde alarm zilleri çalıyor 08/10/2026
- Fonlarda Kaybolan Para Reel Sektöre Aksaydı Türkiye’de Ne Değişirdi? 03/10/2026
- BDDK’dan kredi kartı ve telefon kredilerine yeni ayar! 03/10/2026
- İHRACATÇIYA YÜZDE 3 KUR DESTEĞİNDE KURALLAR DEĞİŞTİ 02/10/2026
- Faiz ateşi dünyayı sararken, gözler ABD istihdam raporuna çevrildi 02/10/2026
- TCMB’den KOBİ kredilerinde gevşeme: Sınır yüzde 5’e çıktı 02/10/2026
- SPK: FON KRİZİNDE “FAHİŞ KAZANÇ” İÇİN İADE HESAPLARI AÇILDI 01/10/2026
- TERA, DESTEK VE HEDEF’TE TMSF DÖNEMİ! 01/10/2026
- Fon krizinde çözüm uzadıkça piyasalarda tansiyon artıyor 01/10/2026
- Akbank “Şehrin İyi Hali” projesinin 12. dönem başvurularını başlattı 24/09/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
