Connect with us

GÜNCEL

Çipler sarsıldı, müzakere umuduyla petrol rahatladı… Gözler Fed’de

Yayınlanma:

|

Küresel mali piyasalar dün jeopolitik gelişmeler ile ekonomik riskler arasında sıkışmasına rağmen günü temkinli iyimserlikle tamamlarken, bu sabah mikro ölçekteki bazlı kaygıların eşliğinde oldukça sert sayılabilecek bir satış baskısıyla güne başlıyoruz. Yapay zekâ yatırımlarına ilişkin soru işaretleri Asya borsalarında satış dalgasını tetikledi. Nvidia’nın OpenAI’nin dev veri merkezi projesine yaklaşık 250 milyar dolarlık finansman desteği sağlayabileceği yönündeki haberler, yapay zekâ ekosisteminin büyümesinin giderek daha fazla sermaye gerektirdiği endişelerini artırdı. Buna Çin’in çip teknolojisindeki ilerlemesi de eklenince, başta yarı iletken hisseleri olmak üzere teknoloji sektörü sert satış baskısıyla karşılaştı.

Son dönemlerde Bitcoin’in volatilitesini geride bırakan Güney Kore borsası KOSPI devre kesicilerin eşliğinde %10,5 düşerken, Tayvan’da da teknoloji hisseleri öncülüğünde %4,5 civarında belirgin düşüşler yaşandı. Gösterge endeks Tokyo borsası da benzer bir şekilde %4,5 gerileyerek son iki ayın en düşük seviyesine geriledi. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde de kayıplar ön plana çıkarken, risk iştahının göstergesi konumunda Nasdaq endeksi %1’den fazla geriledi.

Çip sektöründe etkili olan kaygılar artarken, jeopolitik cephede ise tansiyonun düşmesi petrol fiyatları üzerinde baskı kurdu. ABD’nin İran’a yönelik hava saldırılarını durdurması ve diplomasiye yeniden imkân tanıması piyasalara âdeta nefes aldırdı. ABD Başkanı Trump müzakerelerin olumlu ilerlediğini ve anlaşma ihtimalinin bulunduğunu açıklarken, Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı geçen hafta Perşembe günü 102 dolar seviyesine kadar yükselmesinin ardından bu sabah 87 dolar seviyelerine kadar gerileyerek son üç günde neredeyse %15 değer kaybetti. Petrol fiyatlarındaki geri çekilme kısa vadede piyasalara nefes aldırsa da, jeopolitik gelişmeler nedeniyle enerji fiyatlarında görülen yüksek oynaklık ve bunun kontratlar üzerinden gecikmeli yansıması, enflasyon görünümüne ilişkin belirsizlikleri canlı tutuyor.

Bu minvalde, Fed’in bugün başlayan ve yarın sonuçlanacak olağan FOMC toplantısı öncesinde piyasalar defansa çekilirken, 25 baz puanlık faiz artırımı ihtimali yaklaşık %38 seviyesinde fiyatlanıyor (yıl sonuna kadar beklenti ise toplam 44 baz puanlık artışa işaret ediyor). Her ne kadar petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilme piyasalara kısa vadede nefes aldırsa da, bu haftanın asıl yön belirleyicisi Fed’in karar metni ile Başkan Warsh’un basın toplantısında vereceği mesajlar olacaktır.

Küresel finansal sistemi bir uçağa benzetirsek, kokpitte Fed’in oturduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak yeni başkanın kredibilitesini tesis etmek adına şahin bir duruş sergileme isteği ile para politikasının bundan sonraki rotasına ilişkin belirsizlik, zaten kırılgan olan piyasa algısını daha da zorluyor. Daha basit bir anlatımla, uçağın rotasını bu aşamada kestirebilmek oldukça güç görünüyor. Kanaatimizce, Fed söyleminde şahin duruşunu korusa da, bunu agresif bir faiz artırımı döngüsüne dönüştürmekte çekimser kalacaktır. Zira yüksek faizler, ABD’nin devasa kamu borcunun finansman maliyetini artırırken, Başkan Trump’ın faizlerin düşürülmesine yönelik baskısını da göz ardı etmek kolay görünmüyor.

Bu sabah doların piyasa kuru 101,55 seviyesine yükselerek ay başından bu yana en yüksek seviyesini test ederken, doların piyasa faizi olan 10 yıllık tahvil getirisi geçen hafta test ettiği %4,70 seviyelerine göre %4,62 seviyesine geri çekildi. Riskten kaçışın hızlandığı günlerde güvenli liman kimliğini unutan kıymetli metallerin aşağı yönlü seyri bu sabah kendisini gösteriyor. Altının ons fiyatı dün test ettiği 4,115 dolar seviyesinden 4,050 dolar seviyelerine kadar geri çekilirken, benzer bir şekilde dün 60 doların üzerini test eden gümüşün ons fiyatı da 57 dolar seviyesinin altını test etti. Dün de bültenimizde dile getirdiğimiz üzere, yüksek volatilitenin yeni normal olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Son dönemde küresel piyasalarda yelkenleri şişiren yegâne rüzgârın teknoloji, özelinde ise yapay zekâ hikâyesi olduğunu hep birlikte tecrübe ediyoruz. Ne var ki, uzun zamandır dile getirdiğimiz üzere, bu devasa yatırımların ne zaman somut gelir ve kâra dönüşeceğine ilişkin yatırımcı sabrı giderek tükeniyor. Bunun doğal bir sonucu olarak da, teknoloji hisselerinde sert kâr realizasyonları ve satış baskısı öne çıkıyor. Tüm bu olumsuz gelişmelere ve artan kırılganlıklara rağmen piyasaların sergilediği kayıtsızlık ise bizi belli ölçüde tedirgin ediyor. Basiretli tüccar prensibinden hareketle, riskleri göz ardı etmeden ve gerektiğinde fırsatları değerlendirebilecek likiditeyi koruyarak hareket etmenin bu dönemde daha sağlıklı bir yaklaşım olacağını düşünüyoruz.

Türkiye cephesinde USDTRY kuru, kamunun kontrolünde yarın valörlü işlemlerde 47,38 seviyesine yükselirken, Türkiye’nin beş yıllık CDS risk primi ise 243 baz puana gerileyerek sınırlı da olsa iyileşme kaydetti. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi, petrol fiyatlarındaki geri çekilmeye paralel %42 seviyesinin altına sarktı. Buna karşın, hisse senetleri cephesindeki limoni hava korunmaya devam etti. Küresel risk iştahının dün sabah saatlerinde görece olumlu olmasına rağmen BIST100 endeksi gün boyu baskı altında kaldı. Endeksin her geçen gün piyasanın gerçek görünümünü yansıtmaktan biraz daha uzaklaştığını düşünüyoruz.

NATO Zirvesi zihinlerde hâlen sıcak bir yer tutarken, ABD yaptırımlarıyla ilgili herhangi bir gelişmenin ise henüz yaşanmadığını not edelim. Öte yandan ABD Başkanı Trump dün Netanyahu’nun F35 itirazına sert bir şekilde yanıt vererek “kimse bana kime neyi satıp satmamamız gerektiğini söyleyemez. Türkiye büyük bir müttefikimizdir” diyerek yanıt verdi. Mali piyasaların gündeminde bugün başlayacak ve yarın 21.00’de sonuçlanacak Fed’in olağan FOMC toplantısı ilk sırada yer bulurken, Kıbrıs adasında ise BM Genel Sekreteri Guterres’in ziyareti yakından takip ediliyor. Makro cephede ise ABD’de tüketici güven endeksi takip edilebilir.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

BORSA

Kara Çarşamba: Borsa İstanbul neden çöktü?

Borsa İstanbul neden çöktü? Krizin görünen nedeni fonlar, asıl nedeni ise biriken yapısal riskler mi?

Yayınlanma:

|

Yazan:

BIST 100 yüzde 5,54 düştü, 13.122 puana geriledi. Bankacılık yüzde 6,38, holding yüzde 6,48 kaybetti. Finansal kiralama-faktoring endeksi yüzde 9,74 geriledi. Gün içinde endekse bağlı devre kesici çalıştı. 60’ın üzerinde hisse taban seviyeyi gördü.

Borsa İstanbul 16 Eylül 2026 Çarşamba günü son yılların en sert seanslarından birini yaşadı. Ancak yaşananları yalnızca “Pusula Portföy’deki temerrüt”, “yatırımcı paniği” veya “küresel piyasalardaki satış” ile açıklamak, yaşananların esasını kaçırabilir.

Çünkü Kara Çarşamba’nın hikâyesi aslında 16 Eylül’de başlamadı.

Kıvılcım fonlardan geldi

15 Eylül’de Pusula Portföy, bazı yatırım fonlarında yatırımcıların katılma payı iade ödemelerinin zamanında gerçekleştirilemediğini ve temerrüt oluştuğunu KAP’a açıkladı.

Şirket, aracı kurumlarla mutabakat ve likidite yönetimi sürecinin devam ettiğini bildirdi.

Bu açıklama piyasada çok kritik bir soruyu gündeme getirdi: “Fon yatırımcısı parasını istediğinde fon bu parayı ne kadar hızlı nakde çevirebilir?”

İşte kırılma noktası burada ortaya çıktı. Fon yatırımcısı parasını çekmek ister. Fonun nakdi yeterli değilse portföyündeki varlıkları satar. Portföydeki hisseler likit değilse satış baskısı büyür. Satış fiyatları düşünce fonun portföy değeri düşer. Diğer yatırımcılar da paniğe kapılıp parasını çekmek ister.

Böylece: İtfa talebi → likidite ihtiyacı → hisse satışı → fiyat düşüşü → yeni itfa talebi → daha fazla satış şeklinde bir likidite sarmalı oluşabilir.

16 Eylül’de yaşananın önemli bölümü tam olarak bu mekanizmayla açıklanıyor. Piyasa kaynakları da fonlardan çıkan yatırımcıların likidite ihtiyacını karşılamak amacıyla başka hisselerde satışa yöneldiğini belirtiyor.

Asıl soru: Bu risk bir gecede mi ortaya çıktı?

Hayır.

İşin en önemli tarafı da burası.

MSCI, 23 Haziran 2026’da Türkiye piyasasıyla ilgili değerlendirmesinde, uluslararası yatırımcıların bazı küçük halka açık şirketlerde fonlarla bağlantılı olası koordineli işlemler, hissedarlık yapılarındaki şeffaflık ve gerçek halka açıklığın belirlenmesi konusunda kaygılar taşıdığını açıkladı.

MSCI’nın dikkat çektiği konu yalnızca hisse fiyatlarının yükselmesi değildi.

Sorun daha yapısaldı: Bir şirketin borsada görünen halka açıklık oranı ile piyasada gerçekten işlem gören serbest pay miktarı aynı şey olmayabilir. Eğer piyasada dolaşımdaki gerçek pay miktarı düşükse, görece küçük miktarlı alımlar bile fiyatı çok hızlı yukarı taşıyabilir.

Fiyat yükseldikçe:

Hisse fiyatı ↑ → Fon portföy değeri ↑ → Fon getirisi ↑ → Yatırımcı ilgisi ↑ → Yeni para girişi ↑ → Hisse talebi ↑

Ancak bunun tersi de aynı hızla çalışabilir.

Para çıkışı → satış → fiyat düşüşü → fon değerinin düşmesi → yeni çıkış → daha fazla satış.

Kara Çarşamba’da kırılan zincir budur.

MSCI’nin uyarısı neden önemli?

MSCI, Türkiye için Haziran ayında çok net bir uyarı yaptı.

Türkiye piyasasında bazı küçük şirketlerde fonların ilişkili olduğu yapılarla bağlantılı “possible coordinated trading behavior” endişelerinin bulunduğunu belirtti.

MSCI ayrıca SPK’nın fonların sahip olduğu bazı payların serbest dolaşımdan çıkarılmasına yönelik düzenlemesini de not etti; ancak uluslararası yatırımcıların uygulamadaki sonuçları görmek istediğini vurguladı. Daha da önemlisi MSCI, Kasım 2026 değerlendirmesi öncesinde yeterli ve güvenilir ilerleme görülmemesi halinde Türkiye piyasası için yeni bir değerlendirme süreci başlatabileceğini belirtti.

Temmuz ayında MSCI, Türkiye’deki menkul kıymetleri yatırım yapılabilirlik sorunları açısından tek tek değerlendirmeye devam edeceğini de açıkladı.

Dolayısıyla: Risk bilinmiyor değildi.

Peki SPK hiçbir şey yapmadı mı?

Burada adil olmak gerekiyor.

SPK’nın hiç önlem almadığını söylemek doğru olmaz. SPK 28 Ağustos 2026’da Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’i güncelledi. Ayrıca fonların likidite yapısı ve yatırımcıların iade taleplerinin portföy üzerindeki etkileri konusunda çeşitli fonlarda yeni uygulamalar devreye girdi.

Örneğin KAP’a yapılan bir açıklamada, fonun likidite riskini yönetebilmek amacıyla günlük değerleme ve T+3 ödeme yerine aylık değerleme ve değerleme tarihini takip eden 10. iş gününde ödeme modeline geçildiği bildirildi.

Ancak burada çok önemli bir piyasa problemi ortaya çıktı: Düzenleme riski azaltırken kısa vadede likiditeyi artırabilir.

Çünkü yeni kurallar bazı fonları mevcut pozisyonlarını değiştirmeye zorlayabilir.

Bu da: Regülasyon → portföy yeniden yapılandırması → hisse satışı → fiyat düşüşü zincirini oluşturabilir.

Ekonomim’in piyasa değerlendirmesinde de son dönemdeki düzenlemelerin bazı fonlardan sert çıkışları hızlandırdığı ve bunun likidite sıkışıklığına dönüştüğü aktarılıyor.

Dolayısıyla burada “önlem alınmadı” demekten ziyade şu soru daha doğru: Önlemler neden piyasa şoku yaratmadan önce devreye sokulamadı veya neden daha kademeli uygulanamadı?

Bu sorunun cevabı ise henüz bütün yönleriyle ortaya çıkmış değil.

Kara Çarşamba’nın 7 tetikleyicisi

1. Fonlarda likidite problemi

Pusula Portföy’ün bazı fonlarında itfa ödemelerinin zamanında yapılamaması piyasanın güvenini sarstı.

2. Fon yatırımcılarının aynı anda çıkışa yönelmesi

Bir fonun problemi diğer fonlara da güven sorunu üzerinden sıçrayabilir.

Bu durumda aslında sağlam olan fonlar bile yatırımcı çıkışlarını karşılamak için varlık satmak zorunda kalabilir.

3. Düşük likidite ve düşük gerçek halka açıklık

Bazı hisselerde piyasanın taşıyabileceğinden daha büyük pozisyonlar oluştuğunda çıkış kapısı giriş kapısından çok daha dar hale gelir.

4. Fonlarla şirketler arasındaki yoğunlaşmış ilişkiler

MSCI’nin Haziran raporunda özellikle bazı küçük halka açık şirketler ile fonların bağlantılı yapıları ve koordineli işlem şüpheleri konusunda uluslararası yatırımcıların endişeleri açıklandı.

5. Yüksek TL faizleri

Yüksek faiz ortamı hisse senedinin alternatif maliyetini yükseltiyor. Piyasa analistleri de yüksek TL faizlerinin Borsa’ya güçlü bir alternatif oluşturduğuna dikkat çekiyor.

6. Yabancı yatırımcı derinliğinin sınırlı olması

Satış geldiğinde karşı tarafta yeterli uzun vadeli alıcı bulunmazsa fiyat hareketi büyüyebiliyor. Bu da piyasanın derinlik problemini ortaya çıkarıyor.

7. Küresel risk iştahındaki bozulma

Ortadoğu gerilimi, petrol fiyatları ve küresel teknoloji hisselerindeki satışlar da Türkiye piyasasının üzerindeki baskıyı artırdı. Ancak mevcut veriler, Kara Çarşamba’nın yalnızca küresel satışlarla açıklanamayacağını gösteriyor.

En kritik soru: Neden zamanında önlem alınmadı?

Burada “kurumlar görevini yapmadı” şeklinde kesin bir hüküm vermek için mevcut veriler yeterli değil.

Ancak olayların kronolojisi önemli sorular ortaya çıkarıyor:

Haziran:
MSCI Türkiye’de şeffaflık, gerçek halka açıklık ve koordineli işlem endişelerini gündeme getirdi.

Temmuz:
MSCI, Türkiye hisselerini yatırım yapılabilirlik açısından tek tek değerlendirmeye devam edeceğini açıkladı.

28 Ağustos:
SPK yatırım fonları rehberinde değişiklik yaptı.

Eylül:
Fonlardan çıkış baskısı arttı.

15 Eylül:
Pusula Portföy bazı fonlarda iade ödemelerinde temerrüt oluştuğunu açıkladı.

16 Eylül:
Borsa İstanbul’da Kara Çarşamba yaşandı.

Bu kronoloji bize şunu söylüyor: Problem bir günlük problem değildir.

Asıl mesele, piyasadaki likidite ve yoğunlaşma riskinin yeterince erken tespit edilip edilmediği ve tespit edildiyse neden piyasa oyuncularının kontrollü biçimde pozisyon azaltmasına izin verecek kadar uzun bir geçiş süreci oluşturulmadığıdır.

Bu konuda önümüzdeki günlerde SPK, Borsa İstanbul, Takasbank, portföy şirketleri ve ilgili finansal kuruluşların açıklamaları kritik olacak.

Bir başka tehlike: Sorun borsadan para piyasasına sıçrarsa

Kara Çarşamba’nın en önemli riski aslında BIST 100’ün yüzde 5,54 düşmesi değildir.

Asıl risk: “Hisse fonu problemi → diğer yatırım fonları → para piyasası fonları → repo/tahvil piyasası → bankacılık sistemi” şeklinde bir bulaşma yaşanmasıdır.

Nitekim 16 Eylül’de başka fonlarda da itfa ve likidite koşullarına yönelik yeni düzenlemeler görülmesi, piyasanın bu kanalı yakından izlemesi gerektiğini gösteriyor. Ancak mevcut bilgilerle bunun bankacılık sistemine yayılan sistemik bir kriz olduğunu söylemek için erken.

Bu ayrım özellikle önemli.

BankaVitrini’nin “Kara Çarşamba” okuması

Borsadaki düşüşü yalnızca “yatırımcı paniği” olarak görmek kolay.

Fakat finansal krizlerin ortak özelliği şudur: Kriz genellikle son gün ortaya çıkmaz; son gün sadece görünür hale gelir.

16 Eylül’de görünen şey satış oldu.

Fakat satışın arkasında: likidite riski + yoğunlaşma + düşük gerçek halka açıklık + fon çıkışları + yüksek faiz + sınırlı piyasa derinliği + yatırımcı güveni bir araya geldi.

Bu nedenle Kara Çarşamba’yı sadece bir borsa düşüşü değil, Türkiye sermaye piyasasının likidite, şeffaflık ve risk yönetimi kapasitesinin stres testi olarak okumak gerekiyor.

Ve bundan sonra en önemli soru şu olacak: “Borsayı bugün nasıl toparlarız?” değil, “aynı mekanizma yarın tekrar çalışmasın diye hangi yapısal tedbirleri alacağız?” Çünkü devre kesici fiyatı durdurabilir.

Ama likidite sorununu çözmez. Regülasyon fiyat hareketini sınırlayabilir. Ama güveni tek başına geri getirmez.

Asıl çözüm; fonların gerçek likiditesinin, ilişkili taraflarının, yoğunlaşmış pozisyonlarının, gerçek halka açıklık oranlarının ve yatırımcıların aynı anda çıkış yapması halinde ortaya çıkacak stres senaryolarının önceden ölçülmesinden geçiyor.

Kara Çarşamba’nın asıl dersi de burada.

BankaVitrini
Bankacılık ve Reel Sektörün Gerçek Hikâyesi

Okumaya devam et

GÜNCEL

Fed yeniden şahinleşti, içeride yatırım fonları kaynaklı türbülans derinleşti

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fed, üç yıl aradan sonra ilk kez faiz artırarak politika faizini 25 baz puan yükseltmek suretiyle %3,75-4,00 aralığına taşıdı. Karar oybirliğiyle alınırken,  Başkan Warsh enflasyonun hâlâ yüksek seyrettiğini ve yaz aylarında gelen verilerin enflasyon eğiliminde belirgin bir iyileşme göstermediğini söyledi. Daha önce yüksek enflasyonda enerji fiyatları ve tarifeler gibi arz şokları ön plana çıkarken, dün akşam güçlü iç talep, istihdam ve yatırımların da fiyat baskısını beslediği görüşü ağırlık kazandı. Fed, yıl sonu enflasyon tahminini %3,6’dan %3,7’ye çıkarırken, enflasyonun %2 hedefine dönüşünü de 2029 yılına öteledi.

Dün bültenimizde faiz artışının artık kaçınılmaz olduğunu belirterek karşı kampta yer almanın artık bir mânâsı olmadığını savunmak suretiyle faiz artırımının bir kerelik bir ayarlama mı yoksa bir artırım döngüsüne mi işaret edeceğinin ipuçlarını arayacağımızı belirtmiştim. Bu minvalde, tahmin veren 18 Fed üyesinden 16’sının yıl sonuna kadar en az bir kez daha faiz artışı beklediğini görürken, 2027 boyunca herhangi bir artış beklemediklerini de not edelim. Faiz vadeli kontratlarında ise 28 Ekim toplantısına yönelik faiz artırım beklentisine %53 ihtimal verilirken, 9 Aralık toplantısında ise faizin 25 baz puan artacağına %90 ihtimal tanınıyor. Her ne kadar Fed üyeleri önümüzdeki sene için faiz artırımı öngörmese de, vadeli kontratlar önümüzdeki sene için de artırım beklemeye başladı.

Başkan Warsh, son dönemde uzun vadeli tahvil faizlerindeki yükselişi Fed’e duyulan güven kaybından ziyade güçlü ekonomi, yapay zekâ ve veri merkezi yatırımlarının artan finansman ihtiyacı ile jeopolitik risklere bağlamayı tercih ederken, her zaman olduğu üzere ileriye dönük rehberlik vermekten imtina etti. Warsh’u faizleri düşüreceği beklentisiyle Fed Başkanlığına getiren Trump ise karardan pek de memnun olmadı. Faizlerin %1 veya altına indirilmesi gerektiğini savunan Trump, Fed yönetiminin yanlış yaptığını söylerken Warsh’a güveninin sürdüğünü de belirtti.

Kararın ardından doların piyasa kuru olarak takip edilen DXY 100,30 seviyesine yükselirken, EURUSD paritesi 1,1460 ile son altı haftanın en düşük seviyesine geriledi. Fed politikasına daha duyarlı ABD 2 yıllık tahvil faizi %4,72 ile iki yılı aşkın sürenin zirvesine çıkarken, piyasaların kılavuzu konumunda 10 yıl vadeli tahvil faizi ise %5 seviyesine yerleşti. Mortgage faizlerine emsal teşkil eden 30 yıl vadeli tahvil faizi ise, hafif de olsa gerileyerek %5,35 seviyesine çekildi. Bir hatırlatma yapmak gerekirse, piyasalara yön teşkil edecek hamlelerde bulunarak kısa vadeli faizleri artıran merkez bankaları, enflasyonla mücadele edecekleri sinyalini vermek suretiyle uzun vadeli faizlerin gerilemesini hedeflemektedir.

Enflasyonla mücadele ve merkez bankası bağımsızlığına defalarca kez atıfta bulunulan Warsh’un açıklamaları ardından piyasalar dün geceyi hâliyle sevimsiz bir şekilde tamamladı. Lâkin bu eğilimin çok da uzun soluklu olmayacağını düşünüyoruz. Takdir edeceğiniz üzere, finansal varlık fiyatları faiz hadlerinin yükselmesinden pek de mutlu olmaz. Fed’in dün akşam attığı adım ve sene sonuna kadar bir kez daha artırımın neredeyse kesin görüldüğü bir ortamda küresel risk iştahı zayıflarken, hisse senetleri, kripto paralar ve kıymetli metaller değer yitirdi. Faiz getirisi olmayan altın ve gümüş, karar öncesi gün boyu sırasıyla 4,360 ve 64,90 dolar seviyelerinde salınmaları ardından basın toplantısıyla birlikte 4,235 ve 62,30 dolar seviyelerine kadar gerileseler de, bu sabah yeniden toparlanmaya başladıklarını görüyoruz. Fed’in faiz artırımına gitmesi, merkez bankasının bağımsızlığına yönelik soru işaretlerini önemli ölçüde azaltırken, enflasyonla mücadelede kararlı davranacağı algısını da güçlendirdi. Bu duruşun, ilk etapta piyasalarda dalgalanmayı artırsa da kısa bir süre sonra piyasaları dengeye getirebileceğini düşünüyoruz.

ABD borsalarının dün geceyi düşüşle tamamlamasının ardından, yeni gün başlangıcında vadeli işlemler yükselişe geçerken , Pasifiğin diğer ucunda ise daha karmaşık bir seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Tayvan borsası %1,4 yükselişle başı çekerken, gösterge endeks Nikkei ve Güney Kore borsası %0,4 yükselmiş, Şangay borsasının ise gerilediğini görüyoruz.

ECB ve Fed’in ardından bugün sahneye İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) çıkacağını hatırlatalım. BoE’nin politika faizini %3,75’te sabit tutması beklenirken, İran savaşıyla birlikte enerji fiyatlarında yaşanan sert yükselişin enerji ithalatçısı olan İngiltere’de ağustos ayında zaten %3,1 olan enflasyonu daha da artırması bekleniyor. Bu nedenle vadeli kontratlar kasım ayında 25 baz puan faiz artışına %80 ihtimal verirken, önümüzdeki bir yıl içinde yaklaşık dört artış fiyatlanıyor. Bugün sonuçlanacak toplantıda faiz kararından ziyade BoE’nin enerji şokunun enflasyona etkisi ve kasım ayında olası bir faiz artışı konusunda vereceği mesajları takip edeceğiz. GBPUSD paritesi Fed kararı ardından 1,3370 seviyesine gerileyerek son altı haftanın en düşük seviyesini test etti. İngiltere ardından gözler yarın Japonya Merkez Bankası olağan toplantısına çevrilecektir ki 25 baz puan faiz artışına kesin gözüyle bakılıyor.

Türk mali piyasalarında ise bir süredir gündemi meşgul eden yatırım fonları, portföy yönetim şirketleri ve akabinde SPK düzenlemesinin ardından hisse senedi piyasalarında var olan volatiliteyi hep birlikte takip ediyoruz. Dün gündemde olan bazı portföy yönetim şirketleri ve yatırım fonlarında, temerrüt hâlinin oluşması ile büyük çaplı bir türbülans yaşandı. Devre kesicilerin çalıştığı günde BİST 100 ana endeksi gün içinde %7,5 civarında gerilemesinin ardından günü %5,5 düşüşle tamamladı. Bankacılık endeksinde düşüş ise %6,5 seviyesinde gerçekleşti. USDTRY kuru otoritenin kontrolünde 48,67 seviyesine gelse de, gerek yurt içi gerekse de yurt dışı faktörlerin gölgesinde son günlerde TCMB’nin rezerv kaybettiğini düşünüyoruz. Bugün açıklanacak verilerle daha etraflı bir değerlendirmede bulunacağız. CDS risk primi uzun bir süredir 220 baz puan seviyesinde yataylaşmasının ardından bu sabah 238 baz puan seviyesine yükselirken, son bir haftada 2 yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi 100 baz puandan fazla artarak %40,70 seviyesine geldi. On yıl vadeli tahvil de benzer bir şekilde %35,25 seviyesine yükseldi.

Yatırım fonlarında ortaya çıkan durumu değerlendirmek ve gerekli adımları atmak adına, birazdan (TSİ 08.00) Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek başkanlığında toplanacak Finansal İstikrar Komitesi’nde sistemik risk meselesinin ele alınacağını düşünüyoruz. Sektörün genelinin güçlü, Türk mali piyasalarının ise derinliğinin olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Çürük elmaların ayıklanmasının ise bundan sonrası için sağlıklı olacağını düşünüyoruz. Bu arada SPK gece saatlerinde yayımladığı bülteninde bahse konu  gelişmeler kapsamında çok sayıda şirket çalışanına suç duyurusu, işlem yasağı gibi müeyyideler getirdi.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İş Bankası 3,8 milyar TL’lik takipteki alacağını 627,8 milyon TL’ye sattı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye İş Bankası, takipteki krediler portföyünde yer alan 3 milyar 801 milyon 142 bin 529 TL tutarındaki alacağını, 627 milyon 850 bin TL bedelle 8 varlık yönetim şirketine devretti. Satışta bankanın tahsilat beklentisi ile alacağın nominal değeri arasındaki fark dikkat çekti.

Türkiye İş Bankası, tahsili gecikmiş alacak portföyündeki bir başka büyük satışı daha gerçekleştirdi. Bankanın Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı açıklamaya göre, yapılan ihaleler sonucunda 3 milyar 801 milyon 142 bin 529 TL tutarındaki takipteki alacak portföyü, 627 milyon 850 bin TL satış bedeli karşılığında varlık yönetim şirketlerine devredildi. Satış bedelinin nakden tahsil edildiği bildirildi.

8 varlık yönetim şirketi aldı

Satış kapsamında söz konusu alacaklar;

  • Dünya Varlık Yönetim A.Ş.
  • Novatra Varlık Yönetim A.Ş.
  • Gelecek Varlık Yönetim A.Ş.
  • Emir Varlık Yönetim A.Ş.
  • Birikim Varlık Yönetim A.Ş.
  • Ortak Varlık Yönetim A.Ş.
  • Sümer Varlık Yönetim A.Ş.
  • Birleşim Varlık Yönetim A.Ş.

olmak üzere toplam 8 varlık yönetim şirketine devredildi.

3,8 milyar TL’lik alacak 627,8 milyon TL’ye satıldı

Satışın en dikkat çekici tarafı, alacağın nominal tutarı ile satış bedeli arasındaki yüksek fark oldu.

3,801 milyar TL nominal alacak → 627,85 milyon TL satış bedeli

Buna göre varlık yönetim şirketlerinin ödediği bedel, nominal alacağın yaklaşık %16,5’i seviyesinde bulunuyor. Başka bir ifadeyle portföy, nominal değer üzerinden yaklaşık %83,5 iskonto ile devredilmiş oldu.

Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Bu oran, bankanın alacağı için daha önce bilançoda ayırdığı karşılıklar ve söz konusu portföyün gerçek tahsilat potansiyeli dikkate alınmadan doğrudan “bankanın zararı” şeklinde yorumlanmamalı.

Çünkü takipteki alacak satışlarında nominal alacak tutarı ile bankanın bilançosundaki net taşıma değeri aynı şey değildir.

İş Bankası 2026’da takipteki alacak satışlarını artırıyor

Bu satış, İş Bankası’nın 2026 yılı içerisindeki tahsili gecikmiş alacak satışları açısından da dikkat çekici.

Banka mart ayında 3 milyar 776,2 milyon TL tutarındaki takipteki alacağını 671 milyon TL bedelle beş varlık yönetim şirketine devretmişti.

Haziran ayında ise 3 milyar 936 milyon TL tutarındaki başka bir portföy 727,1 milyon TL bedelle dokuz varlık yönetim şirketine satılmıştı.

Eylül ayındaki son satış da eklendiğinde, yalnızca bu üç işlemde İş Bankası’nın satışa konu ettiği takipteki alacakların nominal büyüklüğü yaklaşık 11,51 milyar TL, toplam satış bedeli ise yaklaşık 2,03 milyar TL seviyesine ulaşıyor.

Bu üç işlemin ortalama satış oranı yaklaşık %17,6 seviyesinde bulunuyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.