GÜNCEL
Piyasalar Jackson Hole’a kilitlendi: Gözler Warsh’ta, kıymetli metaller tetikte
Yayınlanma:
2 ay önce|
Yazan:
BankaVitrini
Nvidia’nın güçlü bilançosunun ardından dün teknoloji hisselerinde yaşanan coşku, bu sabah yerini daha temkinli bir seyre bıraktı. Nvidia hisseleri dün gece yaklaşık %9 yükselirken, teknoloji hisselerinin işlem gördüğü Nasdaq endeksi geceyi %1,6 yükselişle tamamladı. Lâkin dün yaşanan iyimserliğin bu sabah Pasifiğin diğer yakasına yansımasının sınırlı kaldığını görüyoruz. Gösterge endeks Tokyo borsası ve teknoloji odaklı Tayvan borsası %1 yükselirken, Güney Kore’nin KOSPI endeksi %1 geriledi. ABD borsalarının vadeli endekslerinde ise yatay bir seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Tokyo’da bu sabah açıklanan enflasyon verisi Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) faiz artırabileceği beklentisini desteklerken, piyasaların gözü bugün KKTC saati ile 17.00’de Jackson Hole’da konuşacak Fed Başkanı Kevin Warsh’a çevrildi. Warsh öncesinde Eylül toplantısına yönelik faiz artırımı ihtimali yaklaşık %35 seviyesinde fiyatlanırken, yıl sonuna kadar 25 baz puan artırımına ise kesin gözüyle bakılıyor.
Warsh’un bugüne kadar faizlerin geleceğine ilişkin açık yönlendirme yapmaktan kaçınması (forward guidance) nedeniyle piyasaların asıl aradığı cevap, faiz ne zaman artacak sorusundan ziyade Fed’in hangi şartlarda harekete geçeceği noktasında olacaktır. Jackson Hole konferansı başlarken, Fed cephesinde üç başkanın peş peşe verdiği enflasyon uyarılarının ardından Warsh’un bugün kullanacağı tonun, tahvil faizleri, dolar ve hisse senedi piyasalarının kısa vadeli yönü açısından kritik önem taşayacağını hatırlatmak isteriz.
Kıymetli metaller cephesinde ise altının ons fiyatı Warsh’un konuşması öncesinde hafif de olsa defansa çekilerek 4,600 doların hemen altına geriledi. Teknik bir bakış açısıyla, 5,600 dolar zirvesi ve 3,942 dolar dibi arasında 4,576 dolar seviyesinin önemli bir Fibonacci düzeltme seviyesi olduğunu hatırlatmak isteriz. Bu minvalde haftalık kapanışın 4,576 dolar seviyesi üzerinde olmasını önemseyeceğiz. Öte yandan, son dört haftadır kesintisiz bir şekilde yükselen ve neredeyse son altı gündür 70 dolar seviyesinin hemen kıyısında bekleyen gümüşün ons fiyatı ise bir sonraki hamle için enerji biriktirdiğini düşünüyoruz. 70 dolar seviyesinin üzerinde olası bir kapanışla birlikte, 200 günlük ortalamanın geçtiği 72,35 dolar seviyesinin süratle radar menziline gireceğini düşünüyoruz. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin 80 bin dolar seviyesinin kıyısında beklerken, bir sonraki önemli seviyenin ise 84 bin dolar olacağını düşünüyoruz.
Büyük resimde, Fed’in faiz artırmakta zorlanacağı, ABD’de yaklaşan seçimlerle birlikte Trump’ın giderek topal ördek konumuna düşeceği ve bütçe tavanı tartışmalarının bir noktada hükûmetin yeniden kapanmasına yol açabileceği beklentileri önemli satır başlıkları olarak ön plana çıkıyor. Buna, hızla büyüyen kamu borcu karşısında kâğıt para ve mevcut finansal sisteme yönelik sorgulamanın da devam etmesini eklediğimizde, kıymetli metaller ve Bitcoin açısından ana yönün yukarı olmaya devam edeceğini düşünüyoruz.
Tahvil piyasasında son haftalarda egemen olan sert hareketlerin ardından bu sabah göreceli olarak sakinliğin hâkim olduğunu görüyoruz. ABD’nin 30 yıllık tahvil faizi %5,20, 10 yıllık faizi %4,67 civarında seyrederken, son günlerde bebek adımlarıyla da olsa yukarı yönlü bir seyir izleyen dolar endeksi (DXY) 99 seviyesinde yatay kaldı. Pariteler cephesinde doların son günlerde hafif de olsa toparlanmasıyla birlikte EURUSD paritesi 1,17 seviyelerinden 1,1650 seviyelerine gerilerken, benzer bir şekilde GBPUSD paritesi de 1,37 seviyesindeki direnci test edemeden 1,36 seviyesinin hemen altına geriledi. Japonya’da bu sabah açıklanan enflasyon verileri ardından BoJ’un faiz artırımına gideceğine yönelik beklentilerinin arttığını görüyoruz. Hatırlamak gerekirse, Haziran ayında politika faizini %1’e çıkararak 31 yılın en yüksek seviyesine taşıyan BoJ, Temmuz toplantısını pas geçmişti. Son verilerin ardından 18 Eylül toplantısında faizin %1,25’e yükseltilmesi daha güçlü bir şekilde konuşulmaya başlandı. Küresel piyasalarda bir tarafta Fed’in yeniden faiz artırıp artırmayacağı tartışılırken, diğer tarafta Japonya’nın uzun yıllar süren düşük faiz döneminden çıkışını hızlandırabileceği bir döneme giriliyor.
Jeopolitik cephede ise ABD’nin İran’a yönelik baskısını askerî unsurlardan ziyade ekonomik yaptırımlar üzerinden sürdüreceği yönünde son günlerde artan haber akışının ardından, Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı haftayı %5,5 düşüşle 90 doların altında kapatmaya hazırlanıyor. Katar Başbakanı’nın dün Tahran’da yaptığı görüşmelerde seyrüsefer serbestisinin yeniden sağlanması öne çıkarken, İran da gemi trafiğinin normale dönmesi için talep edeceği koşulları hazırlamayı kabul etti. Haber akışında ayrıca İran ile Umman’ın Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin yönetimi ve gelirlerin paylaşılması konusunda prensipte anlaştığını görüyoruz.
Fiilî deniz trafiğinin ise hâlâ savaş öncesinin oldukça altında olduğunu belirtmek gerekiyor. İran’ın hazırlayacağı şartların ABD tarafından kabul edilip edilmeyeceği belirsizliğini korurken, Katar ve Umman’ın devreye girmesiyle boğazın yeniden açılabileceği beklentisinin güçlenmesi petrol arzına ilişkin risk primini azaltarak fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı yaratıyor.
Türkiye cephesinde ise her hafta perşembe günü olduğu üzere TCMB’nin haftalık verilerini enine boyuna irdeledik. En güncel verilere göre TCMB’nin net yabancı para pozisyonu, altın fiyatlarındaki yükselişin de desteğiyle 54 milyar dolar seviyesine ulaştı. TCMB’nin döviz alımları daha yavaş bir hızda da olsa devam ederken, rezervlerin önemli bir bölümünün altından oluşması nedeniyle fiyat artışının yarattığı değerleme etkisi de toplam rezervleri destekliyor. Mevcut seyir korunursa, savaş öncesi dönemin manşet seviyesi olan 70 milyar doların yakın zamanda yeniden hedef hâline geleceğini düşünüyoruz.
Elbette, tıpkı bir ordunun envanteri gibi TCMB’nin rezervlerinin de güçlü olması büyük önem taşıyor. Rezervlerdeki güçlenmenin devam etmesi, bir taraftan TL’nin istikrarlı seyrini desteklerken, diğer taraftan enflasyon görünümünün de izin vermesi hâlinde TCMB’ye faiz indirimleri açısından daha geniş bir hareket alanı sağlayacağını düşünüyoruz. TCMB’nin politika faizinde ilk indirime Ekim toplantısıyla başlamasını beklerken, haftaya Ağustos ayı enflasyon verilerini takip edeceğiz. BloombergHT’nin anketine göre 3 Eylül’de açıklanacak Ağustos verisinin %1,9 artış kaydetmesi bekleniyor. Bu sonuçla yıllık TÜFE artışı %31,6 seviyesinde olacak.
TCMB verilerinden devam edersek, 21 Ağustos ile sona eren haftada yurtiçi yerleşiklerin DTH hacminin 1,14 milyar dolar artış kaydettiğini görüyoruz. Tüzel kişilerin DTH stokunda son üç haftadır devam eden yükseliş dikkat çekerken, TL’nin toplam mevduat havuzundaki payı %61 seviyelerinin hemen üzerinde kalarak güçlü seyrini korumaya devam ettiğini görüyoruz. Menkul kıymet istatistiklerinde ise yurt dışındaki yerleşiklerin hisse senedi portföyü 0,15 milyar dolar daha artış kaydederken, son haftalarda hisse senetlerine yönelik ilginin ise göze çarpmaya başladığının altını çizmek isteriz.
Bu bağlamda, son dört haftayı yükselişle tamamlayan Borsa İstanbul ana endeksi ayı da %8,30 yükselişle tamamlamaya aday görünüyor. TCMB’nin hafta başında attığı normalleşme adımı sonrasında dün KKTC Merkez Bankası da politika faizini 300 baz puan indirerek %35,50’den %32,50 seviyesine çekti. Piyasa faizleri topyekûn etkilenirken, 2 yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi 100 baz puan kadar gevşedi. Mevduat faizleri ve beraberinde kredi faizlerinde de gevşeme başlarken, USDTRY kuru, otoritenin kontrolünde bebek adımlarıyla yükselişini sürdürerek hafta sonu fonlama etkisinin de yardımıyla pazartesi valörlü işlemlerde 48,24 seviyesine yükseldi. Pariteler cephesinde yaşanan hafif de olsa geri çekilmeye paralel EURTRY kuru 56,00, GBPTRY kuru ise 65,50 seviyelerine doğru gevşerken, yurdum insanının bir numaralı yatırım aracı olan gram altının ise 7,100 TL seviyelerinde salındığını görüyoruz.
Emre Değirmencioğlu
İlginizi Çekebilir
GÜNCEL
Petrol yeniden 107 dolarda, piyasaların gözü ABD enflasyonunda
Yayınlanma:
5 saat önce|
14/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Asya borsalarında dün teknoloji hisseleri öncülüğünde yaşanan sert satışların ardından bu sabah toparlanma çabası görüyoruz. Çinli çip üreticisi CXMT’nin teknolojik ilerlemesinin sektörde rekabeti artıracağı endişesiyle dün %6 gerileyen Güney Kore borsası KOSPI, bu sabah %1 yükselirken, Japonya’da Nikkei ve Tayvan borsası da yaklaşık %1 değer kazandı. Ancak bu toparlanmaya rağmen Asya piyasalarında temkinli havanın henüz dağılmadığını görüyoruz. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde ise bu sabah hafif de olsa yükseliş isteği dikkatimizi çekiyor.
Orta Doğu’da Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları enerji arzına ilişkin endişeleri canlı tutarken, Brent petrolün varil fiyatının yeniden 107 dolar seviyesine yükselmesi de piyasalardaki tedirginliği artırıyor. Yemenli Husiler bu kez ülkenin petrol devi Saudi Aramco’yu hedef alırken, şirket merkezine düzenlenen füze saldırısında can kaybı yaşanmadığı açıklandı. Riyad’da ise düşürülen füzelerin parçaları nedeniyle dört kişi yaralandı. Suudi Arabistan’ın Yemen’deki Husi hedeflerine yönelik operasyonlarını artırmasıyla çatışmalar şiddetlenirken, İran’ın Hürmüz Boğazı’nda tankerlere yönelik saldırılarının da sürdüğünü görüyoruz. ABD’de ara seçimler yaklaşırken enerji fiyatlarının yeniden yükselişe geçmesi, Trump yönetiminin işini daha da zorlaştırıyor. Saldırıların petrol tesislerinin yanı sıra enerji taşımacılığı açısından kritik geçiş noktalarına da yönelmesi, çatışmaların küresel enerji piyasaları üzerindeki etkisini daha da derinleştiriyor.
ABD’de dün açıklanan banka bilançolarının karışık bir görünüm sunmasıyla ABD borsaları geceyi hafif kayıplarla tamamladı. Bugünün en önemli gündem maddesi ise ABD’de açıklanacak eylül ayı enflasyon verisi olacak. Yüksek enerji fiyatlarının etkisiyle yıllık tüketici enflasyonunun %3,6’ya yükselmesi, çekirdek enflasyonun ise aylık %0,2, yıllık olarak ise %2,50 artması bekleniyor. Beklentilerin üzerinde gelecek bir veri Fed’in yeniden faiz artırabileceği endişesini güçlendirebilirken, beklentilerin altında kalacak bir veri ise piyasalarda iyimserliği tetikleyebilir. Piyasalar ekim toplantısında faiz artırımı ihtimalini %22 seviyesinde fiyatlarken, New York Fed Başkanı Williams’ın bu yıl bir faiz artırımına daha ihtiyaç duyulabileceğini söylemesine rağmen, diğer Fed üyelerinin temkinli açıklamaları doların yükselişini sınırlıyor. Bu minvalde Aralık toplantısına yönelik 25 baz puan faiz artırımına bu sabah %90 ihtimal tanınıyor.
Piyasalarda risk iştahının azalmasıyla birlikte yatırımcıların güvenli liman olarak gördükleri ABD tahvillerine yöneldiğini görüyoruz. Artan taleple tahvil fiyatları yükselirken, faizler ise geriliyor. ABD 10 yıllık tahvil faizi son iki haftanın en düşük seviyesini test etmesinin ardından %5,22’de dengelenirken, 30 yıllık tahvil faizi de üç günlük düşüşün ardından %5,57 seviyesinde işlem görüyor. Doların piyasa faizlerinin gerilemesiyle dolar endeksi (DXY) de 102 seviyesinin diplerine kadar gerileyerek son iki gündür düşüşünü sürdürüyor. Para birimleri cephesinde ise kraliyet aslanı sterlin neredeyse son üç haftadır sıkıştığı dar oyun alanından çıkmaya çalışıyor. GBPUSD paritesinde 1,3275 seviyesinin üzerinde yükseliş isteğinin oluşacağını düşünüyoruz.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Lagarde, küresel tahvil piyasalarındaki satış dalgasından en fazla etkilenen ülkelerden biri olan Fransa’ya önemli bir mesaj verdi. Yüksek bütçe açığı ve gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesindeki siyasi belirsizlikler nedeniyle Fransız tahvilleri baskı altında kalırken, ECB’nin piyasaya müdahale edebileceği konuşuluyordu. Ancak Lagarde, çözümün Frankfurt’ta değil, Paris’te olduğunu belirterek Fransa’nın kamu maliyesini düzeltmesi gerektiğini vurguladı. Lagarde ayrıca, Euro Bölgesi’nde enflasyonun ağırlıklı olarak enerji fiyatlarından kaynaklandığını, ancak ücret artışları üzerinden diğer fiyatlara yayılma riskini yakından izlediklerini söyledi. ECB’nin son dört ayda iki kez faiz artırmasının ardından aralık ayında bir artırıma daha gitmesine %82 ihtimal tanınıyor. Ortak para birimi EUR dolar karşısında yeniden 1,12 seviyesinin üzerine yükseldiğini not edelim.
Kıymetli metaller sessizliğini korurken, gümüşün dün 60 doların üzerinde tutunamayarak 59 dolar seviyelerine kadar gerilediğini, altının ise 4,160 dolar seviyelerine çekildiğini görüyoruz. Kıymetli metaller bir süredir beklentilerimizin aksine oldukça keyifsiz bir seyir izliyor. Uzun zamandır altın ve gümüşte yükseliş beklentimizi koruyor, zaman zaman uzun pozisyonlar alarak bu hareketin peşinden koşuyoruz. Ancak jeopolitik risklerin giderek arttığı bir ortamda bile beklediğimiz yükseliş bir türlü gelmiyor. Bunun nedenini biraz da tahvil piyasalarında aramak gerektiğini düşünüyoruz.
ABD’de uzun vadeli faizlerin son yılların zirvelerine yükselmesi ve Fed’den yeni faiz artırımları beklenmesi, faiz getirisi olmayan altının cazibesini azaltırken, güçlü dolar da fiyatlar üzerinde baskı kuruyor. Üstelik artan kamu borçlanmasına, yapay zekâ yatırımlarını finanse etmek için tahvil ihraç eden teknoloji devleri de ekleniyor. Küresel sermayenin giderek daha fazla borçlanma ihtiyacını karşılamaya yöneldiği bu ortamda kıymetli metallerin neden geride kaldığını anlamak zor değil. Yine de altına yönelik talebin tamamen kaybolduğunu söyleyemeyiz. Dünya Altın Konseyi’nin verilerine göre eylül ayında altın %8,5 değer kaybederken, altın fonlarına yaklaşık 10 milyar dolarlık para girişi yaşandı. Bu da mevcut baskının talep eksikliğinden çok, yüksek faizler, güçlü dolar ve vadeli piyasalardaki pozisyonların çözülmesiyle ilişkili olabileceğini düşündürüyor.
Bu bağlamda, kıymetli metallerde uzun süredir pozisyon taşıyan yatırımcılar açısından paranın zaman maliyetini, diğer bir ifadeyle alternatif getiri fırsatlarını (opportunity cost) da göz ardı etmemek gerekiyor. Biz de gidişattan pek memnun olmasak da en azından yılın nasıl kapanacağını görmek istiyoruz. Uzun vadede, doların değer ölçüsü olma özelliğinin giderek sorgulandığı bir dünyada kıymetli metallerin yatırımcılar açısından değer saklama aracı olmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Kısa vadede ise altının 4,225 dolar seviyesinin üzerinde gecelik kapanış yapması durumunda, bir süredir takip ettiğimiz teknik formasyona dayanarak yeniden uzun pozisyon deneyeceğiz.
Bugün açıklanacak enflasyonun yanı sıra yarınki üretici fiyatları ve perakende satış verilerinin ekonomik yavaşlamaya işaret etmesi durumunda, Fed’in faiz artırımı beklentileri zayıflayabilir. Bu da bir süredir yüksek faizlerin baskısı altında kalan altın için beklediğimiz yükselişin önünü açabilir. Kripto cephesinde ise amiral gemisi Bitcoin’in 84 bin dolar seviyesinin kıyısında enerji biriktirmeye devam ettiğini görüyoruz. Yeri gelmişken, tarihsel olarak eylül ayının riskli varlıklar açısından pek sevilmediğini, kasım ayında ise risk iştahının genellikle daha güçlü seyrettiğini bir kez daha hatırlatalım.
Türkiye cephesinde ise dün açıklanan ödemeler dengesi verilerini takip ettik. Ağustos ayında cari işlemler dengesi 4,1 milyar dolar fazla verdi. Yaz aylarında turizm gelirleri yardımıyla cari dengenin fazla vermesine pek de şaşırmadık. Yılın ilk sekiz ayındaki toplam cari açık 31,5 milyar dolar şeklinde oluştu. Geçen yılın aynı döneminde bu rakamın 19,7 milyar dolar açık olduğunu hatırlatalım. Veri fon krizinin öncesine ait olduğundan, eylül verilerini merakla takip edeceğiz. Türkiye’de fon krizinin yansımaları ve tasfiye sürecine ilişkin çalışmalar sürerken, USDTRY kuru 49,40 seviyesine yaklaştı. CDS risk primi 248 baz puanla genel olarak yatay bir seyir izlerken, dün faiz indirimi beklentilerine paralel hisse senetleri alımlara sahne oldu. Bankacılık endeksi %1,2 yükselirken, tahvil faizleri ise yatay seyrini korumaya devam etti.
Yurt dışında devam eden jeopolitik riskler, uzun yılların zirvesine yükselen tahvil faizleri ve siyasi belirsizlikler, öte yandan büyük umutlarla peşinden koşulan yapay zekâ hikâyesi ve milyarlarca dolarlık yatırımların ne zaman meyve vereceğine ilişkin soru işaretleri, içeride ise fon krizinin devam eden yansımaları bültenimizin büyük bir bölümünü kaplamaya devam ediyor. Açıkçası biz de sürekli aynı konuların etrafında dönmekten ve piyasalardaki yönsüzlükten pek memnun değiliz. Üstelik sorunlar çözüme kavuşmadıkça belirsizlikler uzuyor, piyasaların hareket alanı daralıyor ve zaman geçtikçe çözüm bulmak da zorlaşıyor. Bir süredir piyasaların önünü açacak bir gelişme bekliyoruz ancak şimdilik ufukta pek fazla ışık görünmediğini de itiraf etmek gerekiyor.
Emre Değirmencioğlu
EKONOMİ
ENFLASYONLA MÜCADELE ÜFE’Yİ BESLİYOR OLABİLİR Mİ?
Kredi Yok, Vade Farkı Var: Reel Sektörün Finansman Çıkmazı… Enflasyonu Düşürürken Üreticinin Maliyetini mi Artırıyoruz?
Yayınlanma:
9 saat önce|
14/10/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Ticari krediye erişemeyen reel sektör, pahalı finansman kıskacında!
Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele kapsamında uyguladığı sıkı para politikasının temel hedefi, kredi genişlemesini ve talebi kontrol altına alarak fiyat artışlarını yavaşlatmak. Ancak ekonominin diğer tarafında farklı bir tablo yaşanıyor: Bankalardan yeterli ve uygun maliyetli ticari kredi kullanamayan reel sektör firmaları, üretimlerini sürdürebilmek için daha pahalı finansman yöntemlerine yöneliyor.
Tedarikçisinden mal alabilmek için aylık yüzde 4-5 vade farkı ödemek zorunda kalan bir işletmenin maliyetleri düşürülebilir mi? Banka kredisine erişimi zorlaştırarak enflasyonu kontrol etmeye çalışırken üreticinin finansman maliyetini yükseltmek, üretici fiyatları üzerinde yeni bir baskı yaratmıyor mu?
Bana göre bugün ekonomi politikalarının tartışılması gereken önemli başlıklarından biri tam da bu çelişki!
Enflasyonu düşürmek için uygulanan politikalar, reel sektörün finansman maliyetleri üzerinden üretici fiyatlarını besleyen bir mekanizmaya dönüşebilir. Bu durum, enflasyonla mücadelenin yalnızca talep tarafından değil, üretim ve finansman maliyetleri açısından da değerlendirilmesini zorunlu kılıyor.
Ticari kredi kısıtlaması üretici fiyatlarını düşürmeye yeter mi?
Enflasyonla mücadelede yüksek faiz ve kredi büyümesine getirilen sınırlamalar, tüketimi ve toplam talebi yavaşlatabilir. Talebin gerilemesi, firmaların fiyat artırma imkânlarını da daraltabilir. Bu mekanizma, para politikasının enflasyonla mücadeledeki temel işleyişlerinden biridir.
Ancak üretim yapan firmaların da hammaddeye, ara mala, enerjiye, iş gücüne ve işletme sermayesine ihtiyacı var. Üretim döngüsünü sürdürebilmek için finansmana erişim, işletmeler açısından bir tercih değil, çoğu zaman zorunluluk.
Bankalardan yeterli kredi kullanamayan bir firma, üretimini durdurmak yerine tedarikçisinden vadeli mal almak zorunda kalabilir. Ne var ki bu kez bankanın uyguladığı faizden farklı bir finansman maliyetiyle karşılaşır.
Özellikle aylık yüzde 4-5 vade farkıyla yapılan alımlar, işletmelerin maliyet hesabını ciddi biçimde değiştirebilir. Dolayısıyla kredi kısıtlamalarının talebi daraltıcı etkisinin yanında, firmaları daha pahalı finansmana yönlendiren maliyet artırıcı etkisi de hesaba katılmalıdır.
Aylık yüzde 4-5 vade farkı, yıllık yüzde 48-60 basit maliyet demek!
Rakamlarla konuşalım.
Tedarikçisinden vadeli mal alan bir firma, aylık yüzde 4 vade farkıyla karşılaşıyorsa bunun 12 aylık basit toplamı yüzde 48’e ulaşır. Aylık yüzde 5 vade farkında ise basit yıllık karşılık yüzde 60’tır.
Vade farkının her ay bileşik olarak uygulanması durumunda yıllık efektif oranlar sırasıyla yaklaşık yüzde 60,1 ve yüzde 79,6’ya çıkar. Elbette gerçek maliyet; ödeme planına, vade süresine, fiyatın peşin veya vadeli belirlenmesine ve diğer ticari koşullara göre değişir.
Burada dikkat çekmek istediğim nokta şu: Bankadan uygun koşullarda işletme kredisi kullanamayan bir firma, tedarik zincirinde çok yüksek bir finansman yüküyle karşılaşabiliyor.
Üstelik bu yük yalnızca bir firmada kalmıyor. Hammadde tedarikçisinden üreticiye, üreticiden toptancıya, toptancıdan perakendeciye uzanan zincirin farklı halkalarında maliyet baskısı yaratabiliyor.
Bu maliyetin tamamı otomatik olarak satış fiyatlarına yansıtılmayabilir. Talep zayıfsa firma fiyat artırmak yerine kârından vazgeçebilir. Ancak kâr marjının daraldığı, nakit akışının bozulduğu ve işletme sermayesinin eridiği bir ortamda finansman maliyetinin fiyatlar üzerindeki baskısı göz ardı edilemez.
TCMB verileri ne söylüyor?
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 yılı eylül başındaki verilerinde, 4 Eylül haftası itibarıyla TL ticari kredi faiz oranı yüzde 49,3 düzeyinde gerçekleşti. Aynı dönemde TL mevduat faizi yüzde 44,4 seviyesindeydi. Bu oranlar, ticari krediye erişimin firmalar açısından neden önemli bir maliyet unsuru olduğunu gösteriyor.
Diğer taraftan TÜİK’in 5 Ekim 2026’da açıkladığı eylül ayı Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi verileri de üretim maliyetleri ve fiyatlama davranışları açısından dikkat çekici.
Yİ-ÜFE Eylül ayında aylık yüzde 2,07, yıllık yüzde 27,38 arttı. İmalat sanayisindeki yıllık artış yüzde 29,09’a ulaştı. Ara malı fiyatlarında yıllık artış yüzde 28,11, enerji fiyatlarında ise yüzde 30,82 olarak gerçekleşti.
Bu veriler, üretici fiyatlarındaki baskının sürdüğünü ortaya koyuyor. Ancak söz konusu rakamlar, finansman maliyetlerinin bu artışların ne kadarını oluşturduğunu tek başına göstermiyor. Bunun için firmaların faiz giderleri, tedarikçi vade farkları ve üretim maliyetleri arasındaki ilişkinin ayrıca incelenmesi gerekiyor.
Asıl soru da burada başlıyor: Üretici fiyatlarını düşürmeye çalışırken firmaların finansman yükünü artırıyorsak uygulanan politikanın maliyet tarafındaki etkisini yeterince ölçüyor muyuz?
Firmaların finansman giderleri hiç bu kadar ağırlaşmış mıydı?
Reel sektör açısından sorunun bir diğer boyutu da yüksek faiz ile kredi vadelerinin belirli dönemlerde yoğunlaşmasının aynı anda yaşanması.
Bir firma yalnızca yüksek faiz ödemiyor. Aynı zamanda kullandığı kredinin anapara geri ödemesini, maaşlarını, vergilerini, tedarikçi borçlarını ve diğer işletme giderlerini de karşılamak zorunda.
Satışlarını vadeli yapan, müşterilerinden tahsilatını zamanında alamayan ve stok finansmanına ihtiyaç duyan işletmeler için bu tablo daha da ağırlaşıyor.
Kâğıt üzerinde kârlı görünen bir şirket, nakit akışını yönetemediği için ödeme güçlüğüne düşebilir. Finansman giderleri faaliyet kârını aşındırdığında, firmanın üretime devam edebilmesi için yeni kredi kullanması gerekir. Fakat krediye erişim kısıtlıysa işletme bu kez tedarikçi borçlarını ertelemeye, çeklerini ötelemeye veya varlıklarını elden çıkarmaya yönelebilir.
Böyle bir süreçte yüksek faiz yalnızca finansman gideri olmaktan çıkar; üretim kapasitesini, yatırım kararlarını ve istihdamı etkileyen bir unsura dönüşür.
Konkordato, çek ve icra verileri alarm olarak okunmalı
Reel sektörün finansal sağlığını değerlendirirken konkordato süreçleri, karşılıksız çekler ve icra dosyalarındaki gelişmeler yakından izlenmeli.
2026’nın ilk dokuz ayına ilişkin Konkordato Takip değerlendirmesinde, aylık ortalama geçici mühlet kararlarının 2025 ortalamasının altında kaldığı; buna karşılık red ve iflas kararlarının yükseldiği belirtiliyor. Bu tablo, yalnızca yeni başvurulara değil, sürece giren şirketlerin nasıl sonuçlandığına da bakılması gerektiğini gösteriyor.
Elbette konkordato veya karşılıksız çeklerdeki her artışı doğrudan yüksek faize bağlamak doğru olmaz. Zayıf talep, döviz kuru hareketleri, tahsilat sorunları, yönetim hataları ve sektörlere özgü gelişmeler de şirketlerin ödeme gücünü etkileyebilir.
Bununla birlikte bu göstergeler, finansman maliyetleri ve krediye erişim verileriyle birlikte değerlendirildiğinde reel sektörün dayanıklılığı hakkında önemli sinyaller verebilir.
Özellikle üretim yapan, istihdam sağlayan ve siparişlerini sürdürebilmek için işletme sermayesine ihtiyaç duyan firmaların finansal sıkışıklığı, yalnızca şirket ortaklarının sorunu olarak görülmemeli. Tedarik zincirinde yaşanacak bir kopuş, o firmaya mal satan veya ondan alacak tahsil etmeyi bekleyen diğer işletmeleri de etkileyebilir.
Krediye erişemeyen firma üretimini nasıl sürdürecek?
Burada para politikasının hedefini tartışmaktan çok, uygulamanın reel sektör üzerindeki yan etkilerini sorgulamak gerekiyor.
Enflasyonla mücadele elbette zorunlu. Ancak üretim yapan firmaların işletme sermayesine erişimini zorlaştırırken, bu firmaların daha pahalı alternatif finansmana yönelmesi ihtimalini de dikkate almak gerekiyor.
Kredi hacmini sınırlamak tek başına yeterli bir politika ölçütü olamaz. Bugün İhracatçı bir firma EXİMBANK’a kredi için başvurusu bile aylarca sonra sonuçlananacağı söyleniyorr! Kredinin hangi sektöre, hangi amaçla, hangi maliyetle ve hangi vadeyle kullandırıldığı da önem taşıyor.
Üretim kapasitesini korumak için kullanılan işletme sermayesi kredisi ile spekülatif amaçlı finansmanın aynı şekilde değerlendirilmesi, reel ekonominin ihtiyaçlarını gözden kaçırabilir. Bu nedenle verimlilik, istihdam, ihracat kapasitesi ve nakit akışı gibi ölçütleri dikkate alan seçici ve şeffaf kredi mekanizmaları üzerinde durulmalı.
Amaç, her firmaya sınırsız kredi verilmesi değil; finansman kaynaklarının üretimi sürdüren, katma değer oluşturan ve ödeme kapasitesi bulunan işletmelere makul koşullarla ulaşabilmesi olmalı.
Enflasyonla mücadelede maliyet kanalı ihmal edilmemeli
Para politikasının talep üzerindeki etkisi ile finansman maliyetleri üzerinden üretici fiyatlarına yansıyan etkisi birbirinden farklıdır. Birincisi fiyat artışlarını yavaşlatabilirken ikincisi bazı firmalarda maliyet baskısını artırabilir.
Üretici fiyatlarının seyri yalnızca faiz politikasıyla açıklanamaz. Döviz kuru, enerji, ithal girdiler, ücretler, verimlilik ve iç talep gibi çok sayıda değişken birlikte değerlendirilmelidir. Ancak bu durum, finansman maliyetlerinin enflasyon üzerindeki etkisini önemsiz hale getirmez.
Ticari krediye erişimin zorlaşması, firmaları aylık yüzde 4-5 vade farkıyla mal almaya itiyorsa bu mekanizmanın üretici fiyatları üzerindeki etkisi ölçülmelidir. Banka kredisiyle finanse edilemeyen üretimin tedarikçi kredisiyle sürdürülmesi, finansman ihtiyacını ortadan kaldırmaz; yalnızca finansmanın kaynağını ve maliyetini değiştirir.
Üstelik finansman maliyetleri nedeniyle yatırımlar ertelenir, üretim kapasitesi daralır ve rekabet gücü zayıflarsa orta vadede arz tarafında da sorunlar ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda talep baskısı azalsa bile maliyetler ve arz kısıtları fiyatların düşmesini zorlaştırabilir.
SON SÖZ: Enflasyon düşerken üretim de ayakta kalmalı!
Bugün yanıt aramamız gereken soru yalnızca enflasyonun ne zaman düşeceği değil; bu mücadele sürerken reel sektörün ne kadar finansman yükü taşıdığıdır.
Firmaların finansman giderleri yükselirken, kredi vadeleri nakit akışını zorlayacak biçimde yoğunlaşırken ve işletmeler tedarikçilerinden daha pahalı koşullarla mal almak zorunda kalırken, enflasyonla mücadelenin üretim maliyetleri üzerindeki etkisini görmezden gelemeyiz.
Enflasyonu düşürmek için krediyi kısmak başka, üretimin finansmanını sürdürülemez hale getirmek başkadır.
TCMB’nin politikaları talep enflasyonunu sınırlamayı hedeflerken, krediye erişim koşullarının reel sektör üzerindeki etkisi de dikkatle izlenmeli. Üretici fiyatlarının hangi bölümünün hammadde, enerji, kur ve ücretlerden; hangi bölümünün finansman giderlerinden kaynaklandığı daha net ortaya konulmalı.
Aksi halde enflasyonla mücadelede bir taraftan talep daralırken diğer taraftan üreticinin maliyet baskısı devam edebilir. Üstelik finansman sorunu derinleştiğinde yalnızca fiyatlar değil, üretim, istihdam ve şirketlerin ödeme kapasitesi de zarar görebilir.
Enflasyonla mücadele, üretimi finanse edemeyen bir reel sektör pahasına yürütülmemeli. Çünkü üretim maliyetlerini yükselten finansman sorunu çözülmeden, fiyat istikrarını kalıcı hale getirmek de zorlaşabilir.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist, Bankacılık ve Finans Analisti
GÜNCEL
Orta Doğu’da savaş Riyad’a sıçradı. Trump’tan enerji ateşkesi hamlesi
Yayınlanma:
2 gün önce|
12/10/2026Yazan:
BankaVitrini
ABD Başkanı Trump, Rusya ile Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurmak konusunda anlaştığını ve ateşkesin derhâl yürürlüğe girdiğini açıkladı. Ancak ne Moskova ne de Kiev anlaşmayı doğruladı. Zelenskiy, ateşkese destek verdiklerini ancak ayrıntıları henüz bilmediklerini söylerken, Rusya’nın Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırılarının sürdüğünü belirtti. Trump’ın Ukrayna’ya yönelik baskısını artırmasının arkasında ise yükselen akaryakıt fiyatlarının olduğu kuşku götürmüyor. Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıların ABD’deki dizel fiyatlarını artırdığını savunan Trump’ın, Kiev’i istihbarat ve silah desteğini kesmekle tehdit ettiğini de bu sabah Reuters haberlerinde okuyoruz.
Kasım ayındaki Kongre ara seçimleri yaklaşırken, yüksek enerji fiyatlarının Trump üzerindeki siyasi baskıyı artırdığını pekâlâ anlıyoruz. Trump, cuma günü Rusya’nın küresel piyasalara yaklaşık 2,25 milyon varil dizel sağlayacağını da açıklamıştı. Zelenskiy ise petrol fiyatlarındaki yükselişin asıl nedeninin Orta Doğu’daki savaş olduğunu savunurken, İran cephesinin ardından Ukrayna savaşında da enerji fiyatlarının ABD iç siyasetinde giderek daha fazla belirleyici olduğunu görüyoruz. Bu sabah Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı %1,5 düşüşle 103 dolar seviyesinden işlem görürken, jet yakıt fiyatlarının ise %6’ın üzerinde gerilediğini not edelim.
Her ne kadar Rusya-Ukrayna haberleri ön planda çıksa da, Yemen’deki çatışmaların Suudi Arabistan’a sıçramasıyla Orta Doğu’da tansiyonun daha da yükseldiğini görüyoruz. İran destekli Husilerin cumartesi günü Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği saldırıda 13 kişi hayatını kaybederken, 300’den fazla kişi yaralandı. Pazar günü aynı havalimanına düzenlenen yeni saldırıda ise bir kişi daha hayatını kaybetti. Havalimanı uçuşlara kapatılırken, Husiler Dammam Havalimanı ile petrol devi Saudi Aramco’ya ait iki tesisi de hedef aldıklarını açıkladı. Suudi Arabistan’ın hava savunma sistemlerinin bu saldırıları tamamen engelleyememesi dikkat çekti.
Suudi Arabistan’ın Yemen’deki Husi hedeflerine yönelik hava saldırılarını artırmasıyla karşılıklı tehditler de sertleşiyor. Husiler, saldırıların devam etmesi hâlinde daha kötüsünün yaşanacağı uyarısında bulunurken, Trump ABD’nin de Suudi Arabistan’ın askerî operasyonlarına katılabileceğini söyledi. Bir süredir üzerinde durduğumuz Hürmüz ve Bab el-Mandeb boğazlarındaki risklere şimdi Suudi Arabistan’ın havalimanları ve petrol tesislerine yönelik saldırılar da eklendiğinin altını çizmemiz gerekiyor. Petrol arzının yanı sıra bölgedeki ulaşım ve ticaretin de giderek daha fazla tehdit altında kalması, enerji fiyatları üzerindeki baskının devam edebileceğine işaret ediyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın yıllık toplantıları bu hafta Bangkok’ta başlıyor. Yaklaşık 18 bin kişinin katılacağı toplantıların gündeminde Orta Doğu’daki savaş, yükselen enerji fiyatları ve giderek ağırlaşan küresel borç yükü bulunuyor. Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla dünya petrol arzının yaklaşık %20’sinin sekteye uğramasına rağmen küresel ekonominin beklenenden daha dirençli kaldığını, ancak risklerin yeniden arttığını belirtiyor. Özellikle dizel ve gübre fiyatlarındaki yükselişe, tarımsal üretimi olumsuz etkileyebilecek güçlü El Niño ihtimalinin de eklenmesi endişe yaratıyor. IMF’nin bu yıl için %3 olan küresel büyüme tahmininde büyük bir değişiklik beklenmiyor.
Bir süredir bültenlerimizde üzerinde durduğumuz küresel borç sorunu da toplantıların önemli başlıklarından biri olacaktır. IMF’ye göre kamu borçları İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyesine ulaşırken, küresel kamu borcunun millî gelire oranının 2030’dan önce %100’ü aşması bekleniyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından tablo daha da zor. ABD’de yükselen faizler sermaye çıkışlarını hızlandırırken, mevcut borçların daha yüksek faizlerle yenilenmesi gerekiyor. Bu ülkelerin yalnızca bu yıl dış kreditörlere yaklaşık 400 milyar dolar borç ödemesi bulunuyor. IMF Başkanı Georgieva’nın toplantılar öncesinde kullandığı “Kış geliyor” ifadesi de enerji fiyatları, enflasyon ve yüksek borçlanma maliyetlerinin aynı anda yarattığı baskıyı anlatması açısından dikkat çekici.
The Economist dergisi de 10 Ekim tarihli sayısında “Will bonds blow up? – Tahviller patlayacak mı?” başlıklı başyazısında, siyasilerin mali disiplinden uzak politikaları nedeniyle bir kamu borcu krizinin yaklaşabileceği uyarısında bulunuyor. Yıllarca düşük faizlerle rahatlıkla borçlanan hükûmetlerin artık çok daha yüksek maliyetlerle karşı karşıya kaldığına dikkat çeken dergi, özellikle Fransa başta olmak üzere Avrupa’daki mali sorunları ön plana çıkarıyor. Fransa’da bütçe açığı millî gelirin %5,4’üne ulaşırken, siyasi belirsizlik nedeniyle harcamaları kısmak veya vergileri artırmak da kolay görünmüyor. Üstelik devletlerin artan borçlanma ihtiyacına, yapay zekâ yatırımları için kaynak arayan teknoloji şirketleri de eklenince tahvil piyasasında faizler üzerindeki baskı artıyor. The Economist, merkez bankalarının yeniden tahvil alımlarına yönelerek hükûmetlerin işini kolaylaştırmaya çalışmasının ise enflasyonu yeniden körükleyebileceği konusunda uyarıyor.
Küresel borç ve yükselen tahvil faizleri tartışılırken, Bloomberg’de yer alan bir haber de dikkatimizi çekti. Citigroup’un tahminine göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, borçlanma maliyetlerini kontrol altına almak amacıyla 20 ve 30 yıl vadeli tahvil ihraçlarını azaltabilir, hatta 20 yıllık tahvil ihracına tamamen son verebilir. Azalan uzun vadeli borçlanmanın ise kısa vadeli bonolarla karşılanması bekleniyor. Henüz alınmış bir karar yok, gözler 4 Kasım’daki Hazine açıklamasında olacak. ABD’nin borç yükü hafiflemezken, borcun vadesini kısaltarak faiz maliyetlerini kontrol etmeye çalışması da başlı başına dikkat çekici.
Bir süredir gözümüz tahvil piyasalarında. Piyasaların risksiz faiz oranı olarak takip ettiği 10 yıllık ABD tahvil getirisi, geçen hafta test ettiği %5,36 seviyesinden %5,24’e gerilerken, 30 yıllık tahvil faizi de yaklaşık 13 baz puan düşüşle %5,60 seviyesine gevşedi. Dolar endeksi 102 seviyesinin üzerinde güçlü seyrini korurken, EURUSD paritesinin de 1,12 seviyelerinde keyifsiz görünümünü sürdürdüğünü görüyoruz. Orta Doğu’da saldırılar devam etmesine rağmen, Trump’ın Rusya ile Ukrayna arasında enerji tesislerine yönelik ateşkes sağlandığını açıklaması ve Rusya’nın dizel ihracatını artırabileceği beklentisi petrol fiyatlarını aşağı çekti. Geçen hafta 4,065 dolara kadar gerileyen ons altın ise bu sabah yeniden 4,200 dolar seviyesine yükselirken, gümüşün ons fiyatı da 61 dolara ulaştı. Kripto para piyasasında ise Bitcoin’in geçen haftaki sert satışların ardından 84 bin dolar seviyesine toparlandığını not edelim.
ABD borsaları haftanın son işlem gününü yükselişle tamamlarken, yeni haftanın başlangıcında vadeli piyasalarda da olumlu havanın korunduğunu görüyoruz. Asya piyasalarında genel olarak yatay bir seyir hâkim olurken, Japonya borsasının tatil nedeniyle kapalı olduğunu hatırlatalım. Güney Kore borsası ise bölge genelinden olumsuz yönde ayrışıyor. KOSPI %3’ten daha fazla gerilerken, özellikle yarı iletken hisselerinde satışlar dikkat çekiyor. Yapay zekâ yatırımlarının geleceğine yönelik soru işaretleri ve yüksek petrol fiyatları piyasaları baskılarken, Kuzey Kore’nin bu sabah birden fazla balistik füze fırlatması da bölgedeki jeopolitik tansiyonu artırdı. Pyongyang’ın son bir ayda dördüncü kez füze denemesi yapması, Güney Kore’nin geçen hafta gerçekleştirdiği hipersonik füze testinin ardından geldi.
Bu hafta piyasaların gündeminde ABD’de açıklanacak enflasyon verileri ve başlayacak bilanço sezonu bulunuyor. Enerji fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle yıllık manşet enflasyonun %3,7’ye çıkması beklenirken, Fed’in ekim ayında faiz artırma ihtimali %18, aralık ayında ise %85 seviyesinde fiyatlanıyor. Salı günü büyük Amerikan bankalarıyla başlayacak bilanço sezonunda, S&P 500 şirketlerinin üçüncü çeyrek kârlarının %30’un üzerinde artması bekleniyor. Ancak bu artışın büyük bölümü teknoloji şirketlerinden kaynaklanıyor. Perşembe günü ABD’de üretici enflasyonu ve perakende satış verileri takip edilecek. Perşembe günü ayrıca dünyanın en büyük gelişmiş yapay zekâ çipi üreticisi TSMC’nin, teknoloji şirketlerinin veri merkezleri ve yapay zekâ altyapısına yönelik güçlü yatırımları sayesinde üst üste altıncı çeyrekte de rekor kâr açıklaması bekleniyor. Bir süredir üzerinde durduğumuz yüksek tahvil faizleri ve teknoloji şirketlerinin artan borçlanma ihtiyacı düşünüldüğünde, yatırımcıların artık yalnızca büyümeye değil, bu yatırımların ne kadar gelir ve kâr yarattığına da daha fazla dikkat edeceğini düşünüyoruz.
Türkiye cephesinde ise USDTRY kuru yeni haftaya 49,30 seviyelerinden başlarken, CDS risk primi geçen hafta test ettiği 258 baz puan seviyesinden 244 baz puana geriledi. Yaşanan fon krizi gündemin ilk sıralarında yer alırken, piyasa etkisinin ise yavaş da olsa azalmaya başladığını görüyoruz. Krizin ilk 2 haftasında 11 milyar dolar rezerv kaybeden TCMB’nin yeniden rezerv biriktirmeye başladığını görüyoruz. Cuma günü açıklanan sanayi üretimi Türkiye ekonomisinde zayıf sinyallerin devam ettiğini gösterirken, bugün açıklanacak perakende satışlar verisi ile yarın ödemeler dengesi verileri yakından takip edilecektir. TCMB’den ekonomik aktivitede görülen zayıflamaya paralel faiz indirimi ufukta görünürken, bizler de başta bankacılık hisseleri olmak üzere gözümüzü yavaş yavaş borsaya çevirmeye başlayacağız.
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.640)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (601)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.985)
- GÜNCEL (4.623)
- GÜNDEM (3.584)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.745)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.496)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (839)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (14.10.2026) 13/10/2026
- Nvidia, Avrupa'da 2 milyar dolarlık yeni yatırım planlıyor 13/10/2026
- ABD'li senatörler Trump'ı Rus dizeli anlaşmasından vazgeçmeye çağırıyor 13/10/2026
- Fed/Williams: 2027'de bir faiz artırımına gerek görmüyorum 13/10/2026
- Başsavcılıktan fon soruşturmasına ilişkin açıklama 13/10/2026
- Suudi Arabistan: Husiler saldırılarının sonuçlarıyla yüzleşecek 13/10/2026
- Bakan Bolat'tan AB'ye: Gümrük Birliği'ni dışlamayın 13/10/2026
- Trump'tan Husilere tepki: Seçimlerden sonra orada olacağım 13/10/2026
- Rekabetçi Sektörler Programı'ndan 43 projeye 260 milyon euroluk destek 13/10/2026
- ABD Hava Kuvvetleri, WindBorne Systems'in verilerini satın alacak 13/10/2026
SON YAZILAR
- Petrol yeniden 107 dolarda, piyasaların gözü ABD enflasyonunda 14/10/2026
- ENFLASYONLA MÜCADELE ÜFE’Yİ BESLİYOR OLABİLİR Mİ? 14/10/2026
- Orta Doğu’da savaş Riyad’a sıçradı. Trump’tan enerji ateşkesi hamlesi 12/10/2026
- Teknoloji devleri kâr rekorları kırarken, borç cephesinde alarm zilleri çalıyor 08/10/2026
- Fonlarda Kaybolan Para Reel Sektöre Aksaydı Türkiye’de Ne Değişirdi? 03/10/2026
- BDDK’dan kredi kartı ve telefon kredilerine yeni ayar! 03/10/2026
- İHRACATÇIYA YÜZDE 3 KUR DESTEĞİNDE KURALLAR DEĞİŞTİ 02/10/2026
- Faiz ateşi dünyayı sararken, gözler ABD istihdam raporuna çevrildi 02/10/2026
- TCMB’den KOBİ kredilerinde gevşeme: Sınır yüzde 5’e çıktı 02/10/2026
- SPK: FON KRİZİNDE “FAHİŞ KAZANÇ” İÇİN İADE HESAPLARI AÇILDI 01/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
