Connect with us

BANKA HABERLERİ

Kazanılan Maaşlar Üzerinden Yapılan Kıyaslarla: Türkiye vs Yurt Dışı Kariyer Planı

Türkiye’de bir kariyer planlaması yapmak mı yoksa Avrupa, ABD veya Kanada mı? Bir Ekşi Sözlük yazarı, Bankacılıktan, Telekomculara, Koç Grubundan, Savunma sanayine kadar kazanılan maaşlar üzerinden detaylı bir kıyaslama yapmış. Fikir vermesi açısından paylaşıyoruz. ( yazım hataları orijinal metinlere aittir )

Yayınlanma:

|

Türkiye’de kariyer yapmak ile başlayalım

türkiye’de kariyer basamakları çok basittir arkadaşlar. ben size en temel 2-3 tanesini söyleyeceğim. bunu da konuşan çok fazla yoktur bu yolu yürüyenler dışında. birkaç yolu söyleyeceğim hemen anlayacaksınız zaten. formülüze edelim hemen bunu:

bunu da şehir şehir yapacağım

lise + üniversite = iş

ankara fen-atatürk anadolu-gazi anadolu + odtü, bilkent = savunmaya sanayii şirketleri ya da odtü teknokent, bilkent cyberpark vs.

istanbul atatürk fen -izmir fen-robert vs yabancı okullar ve meşhur anadolu liseleri + boğaziçi-koç-sabancı = telekom şirketleri ve bankalar ve mckinsey

bu denklemerde en iyi kariyerleri modelledik. bakın en iyisi diyorum. şimdi en iyinin en iyisi ile bir örnek verelim.

izmir-ankara-istanbul fen lisesi ya da robert ve dengi okullar + boğaziçi = mckinsey.

bu yukarıdaki örnekten daha iyi bir kariyer türkiye şartlarında yok arkadaşlar. dikkat edilmesi gereken nokta şu an sadece türkiye kariyer patikalarından bahsediyoruz.

peki mckinsey’de çalışan yeni mezun ne kadar maaş alıyor? daha mezun olmadan mülakatlara başlayan mezun olacak öğrenci diyelimki ise alımı garantiledi, alacağı maaş 10-15 tl arası net. ben net rakam vereceğim türkiye için. 843 bin alıyorum forthnightly ya ben diyenleri ifşalamak da başka yarar sağlayan nokta olsun. ha bu arada dolar, euro, sterlin söylediğim maaşlar da brüt olacaklar. zaten belirteceğim.

Yapılabilecek en iyi kariyer başlangıç olarak size maksimum aylık net 15 bin TL ile sınır çiziyor

diyelim ki mckinsey devamlı bir kariyer yapıyorsunuz. 2 sene çalıştıktan sonra abd mba yolluyor şirket sizi. stanford, princeton, harvard ayarında bir okulda mba yaptınız ve geri geldiniz. mba sonrası alacağınız maaş da maksimum 50 bin lira. maksimum diyorum bakın. yani bunu herkes zaten alamıyor. ama benim tandığım var mckinsey’de çalışıyor şu kadar alıyor. ben bilemem. ben bildiğimi konuşuyorum. bir kere neden vermez mckinsey daha fazla para? aşağı yukarı abd’de çalışan birinin alacağı iyi maaş denen maaş 100 bin dolar civarıdır. hadi diyelim sıra dışı biri 140 bin dolar alsın. benim arkadaşım var apple’da 1 milyon dolar alıyor diyenleri dinlemiyoruz. benim en yüksek duyduğum maaş caltech’de çalışan bir havacılık mühendisiydi, jpl’de çalışan alman asıllı bir roket mühendisi aylık 50 bin dolar alıyordu. c-level konuşmuyoruz geleceğiz oralara da.

yani mckinsey business analystlerine ya da mba sonrası filan hadi diyelim associate olanlara dahi türkiye’de abd maaşlarından fazlasını vermezler. vermezler yani. en fazla abd çalışanları kadar maaş alırlar. yönetim kademeleri hariç. zaten mckinsey türkiye müdürü ya da ceo’su olacağım diye hayal kuran biri varsa kendisine başarılar diliyorum. olamaz demiyorum, umarım olur, hatta benim arkadaşım olsun çok isterim.

150 bin dolar diye abartı bir maaş koyalım. vergi sonrası bu 100 bin dolar civarına düşecek, bugünkü kur ile yıllık 800 bin tl aylık 60-70 bin lira.

Bankalara gidelim

bankalarda gm gmy pozisyonlarına gelmeden konuşuyorum, işte kimdeli uzman ve bunların süpervisörleri pozisyonları yani gmy ve altı yöneticilere kadar bu insanların alacakları maaşlar net en fazla 30 bin. bu noktalara öyle herkes gelemiyor, ben maksimum kariyerleri söylüyorum. uzmanlar filan bugün heralde en fazla 10 bin alırlar. çoğu da almaz yani bu parayı. bu arada bankada it’de çalışanlar falan 7-8 bin anca alırlar. türkiye’deki çoğu iyi kariyerli insanın maaşı 1-2 bin dolar arası bunu unutmayın yanı. 2 bin dolar üstü çok az insan kazanıyor. 4 bin dolar üstü hele çok çok az insan kazanıyor. ben uslu çocuk olup kendisini kariyerine adayıp çalışanların kariyerlerini anlatıyorum burada. katakulliler de var anlatacağım.

Telekomculara gelirsek

hiçbiri savunmaya sanayii ya da banka çalışanlarından daha fazla para kazanmıyor. banka çalışanından kastım vezne değil, genel müdürlük çalışanlarından bahsediyorum. maaş skalaları aşağı yukarı savunma sanayii çalışanlara göre 1 kademe offsetli. yani aselsan’da junior mühendis telekomcuların kıdemlisi gibi para alıyor. aslında bu 2 kademe oldu da işte o civarda. yani aselsan’da ise başlayan bir yeni mezun 1500 euro civarı para alır. senior ve kıdemli senior idi yanlış hatırlamıyorsam yani takım lideri (boss) dedikleri adam olmadan önceki maaşları 2000 euro üzeri. 2200 euro civarı. telekomcuların takım liderleri aşağı yukarı bunun %15 eksiğini alır. yani 2000 euro maksimum. bu arada tecrübeler 10 yılı aşkın, yani minimum 7- 8 sene.

Savunma sanayii

türkiye’de şu an heralde maksimum para kazandıracak yer burası. aselsan, tai, tei, roketsan, havelsan, tusaş, fnss daha aklıma gelmeyenler de vardır, buralarda çalışan makina, elektrik-elektronik, bilgisayar, yazılım, havacılık filan mühendisleri işte hepsi aynı.

Koç grubu şirketleri

tüpraş, arçelik, otokar, türk traktör filan, bunlar da ankara maaşları alırlar işte. aşağı yukarı yani. 1-2 bin dolar arası maaşları vardır. 1500 dolara bir gauss distribution koyun bence tam oturur.

“ama benim arkadaşım memet holdingte çalışıyor aylık 300bin alıyor” dediğim gibi bilemem. ben öyle bir kariyer görmedim kendi çevremde. güle güle harcasın kazandığı parayı.

Buraya kadar c-level ayrı tuttuk hep

c-level altı direktör filan denen, genel müdür denen, işte yönetim kurullarına azar yemeye çağrılan, şirkette kendisini ne ilah gibi ne de kül gibi gören arada kalan seviyeler için de maaş maksimum 50 bin. bunlar da çok yok. koca şirkette 3 tane 5 tane. daha doğrusu bunun ayrımı şöyle olacak, altına d segment bir makam aracı verilen ilk seviye diyelim, maksimum 50 bin lira. maksimum bu bakın. ortalaması 30-35 bin civarıdır.

“benim arkadaşımın babası turkcell yönetim kurulunda o ayda 350 bin alıyormuş” hah işte buna inanırım. neden? çünkü o pozisyonların çoğu siyasidir. o insanlar da siyasete yakınlığı ile fayda sağlasınlar diye oradadırlar. yoksa 5g teknolojisi, yapay sınır ağları filan anladıklarından değil. ya da makroekonomiyi iyi okuduklarından da değil. ya da herhangi bir yönetim becerilerinden de değil. sadece birkaç bakan tanıyor diye (evet milletvekili de kesmez) kanun yapılırken işte şirketin işine gelecek şerhleri koydurtmak için filan bu gibi insanlara aslında haraç ödenir. bu maaş o maaştır. hatırlar mısınız bir ara ordu valisi miydi, samsun valisi miydi, toplam maaşı 700 bin lira mı ne diye tantana çıkmıştı, bütün büyük şirketlerin yönetim kurulu üyesi oradan 100 bin ötekinden 50 bin filan acayip bir maaş topluyordu. yönetim kurulu üyeliklerinin birçoğu böyledir türkiye’de.

c-level ne kadar maaş alır? ben en son çok büyük bir çimento fabrikasının ceosunun transfer ücretini biliyorum bundan 10 sene önceydi daha öğrenciydim o zaman, şirket hisselerinin %15’ini adama vermişlerdi. epey de yüklü bir transfer parası da almıştı. o kısımlarda şirket hissesi verilebiliyor.

bir de hüsnü özyeğin’in kendi anlattığı bir hikaye, hüsnü özyeğin kendi ekibiyle yapı kredi bankası’nı bir proje ile %30 mü ne karlılığını arttırıyor. işte çok başarılılar filan. yönetim kuruluna diyor ki “bence bana şirket hissesi verin” bizim öyle bir politikamız yok diyorlar, istersen ayrılabilirsin diyorlar. bu şimdi çok zalimce gelebilir de işin bu kısımlarında kapital sahibinin pay alacağı kısıma göz diktiyseniz işlerin rengi değişir.

çok kabaca kazanılan para = share of capital + share of labor dan oluşur. bu da çok kabaca %40-%60 ile %60-%40 arasında bir dağılım ile gerçekleşir. yani bazı işlerde çalışan maaşlarına gider kazanılan paranın çoğu, bazı işlerde de kapital sahibinin kazancı daha büyüktür. artık kapital sahibinin payına düşenden direkt olarak pay alma yoluna gidiyorsanız bunlar yönetim kurulu üyelikleri, ya da ceo filan olmaktan geçiyor. cfo filan da her yerde kapital sahibinin payından pay çekemez. maaşlı çalışan denen nokta bizim tavanımız yani. share of capital tarafına geçilmediği noktadan konuşuyorum. maaşlı çalışan.

türkiye’de bu farklı alanlarda aşağı yukarı 50-70 bin arası çıkar aylık net maaş. buna hangi sektörü katarsanız katın. biri, bir müdür eğer bu rakamların üzerinde maaş alıyorsa orada bir katakulli dönüyordur. yani bir hukuksuzluk vardır. atıyorum bir tersanede bilmem ne müdürü 300 bin lira alıyorsa orada işçi sömürüsü vardır ve iş güvenliği yoktur. birgün birkaç işçi olur o mudur de hapse düşer. bu risk için o parayı alıyordur. bunları saymıyoruz.

Öyleyse Türkiye’de alınabilecek maksimum en süper maaş aylık 60 bin türk lirası civarıdır

yıllık 720 bin, ben bu tür işlere hep 10 yıllık bakarım. 10 yılda ne kadar kazanıyorsun diye bakarım. üzülerek söyleyeceğim bu maaşları alan birinin 10 yıllık tasarrufu 3 milyonu geçmez. neden? faiz arkadaşlar. net present value hesabı yaparsanız anlarsınız. bundan 8 sene önce daha kariyerinin orta basamaklarında olan şimdi bu 60 bin lirayı kazanan arkadaş 15 bin lira alırken aşağı yukarı 5 bin dolar alırken, şimdi kariyerinin tepesine çıktı ve 7 bin dolar alıyor. ki oraya herkes çıkamıyor. bu çoğu kişi için sabit kalıyor. yani pozisyon yükseliyor, promotion alınıyor ama maaş sabit kalıyor. alım gücü de işte sabit gibi filan.

Şimdi gelelim yurt dışına. Almanya’dan başlayalım; İngiltere, ABD, Canada ve Avustralya diye devam edelim. maaşlar buralarda çok basit

almanya’da revaçta olmayan mühendislerin maaşları 2500 euro, bunların içinde inşaat mühendisleri de var. makina mühendisleri çok seviliyor almanya’da bunlar 3000 euro gibi başlıyorlar, aziları 3500 euro. bu türkiye’den tecrübeli filan aselsan mühendisleriden almanya’ya giden, buna hollanda’yı da katıyorum bu arada, en yüksek duyduğumuz maaş 4100 euro. bu sadece benim duyduğum değil, duyulan diyorum. yani bir sürü haber geliyor tanıdığın tandığından falan. “ya bizim arkadaş almanya’da 7 bin euro alıyor” benim çok yakın bir arkadaşım çocuk alman, babası ibm avrupa müdür, kariyerinin son zamanlarında 7 bin euro alıyormuş. adam işte 5 senedir filan emekli sanırım. gelişmiş ekonomilerde maaşlar aşırı stabil. yani ziraat mühendisi ile roket mühendisi maaşı arasında uçurum yok. hatta iyi bir ziraat mühendisi daha çok maaş alıyordur. o ülkenin en çok para kazandığı sektörü neyse onunla alakalı. almanya makina mühendisleri için cennet iken, avustralya ve canada geoteknik denilen inşaatın bir anadalı olan mühendisler için ve maden mühendisleri için cennet. abd yazılım ve biyoteknoloji, ingiltere finans alanında ve yine daha çok abd’ye yakınsayan bir yapıda.

Almanya için toparlarsak

3000 euro giriş maaşı ortalama %15 vergi bekar biri için, işte ortalama 2500 euro maaş alır. bu da erken kariyer için maksimum 4000 euro nete ancak çıkar. almanya’da benzer iki mühendis evlenirse ve bir de çocuk yaparsa vergiler de düşüyor, masraflar da düşüyor devlet yardım da yapıyor. böyle bir çift için baya baya yaşanacak bir yer almanya ya da hollanda. eski hocamın kızı böyle yapmış. kız sanırım tai’de çalışıyordu, eşi de öyleydi, bunlar hollanda’ya gittiler, ev almışlar filan işte 450 bin euro’ya borç ödüyorlarmış. gitmek zaten zor o ayrı, bir de durum bu yani. mutlularmış ama.

ABD konuşursak

abd’de six figure salary denen şey bir tür ne diyelim, fenomen diyebilir, fenomendir. “altı haneli maaş alıyorum.” zor iş. gerçekten. “ya benim bir arkadaş var 8 haneli alıyor facebook’ta çalışıyor hem de haftada iki gün ise gitmiyor” kendisini tebrik ediyorum, parasını güle güle harcamasını istiyorum.

bir arkadaşımın arkadaşı, hanımefendi, odtü elektronik derece ile bitirdikten sonra, boston üni’deydi sanırım, direkt lisans sonrası doktoraya başladı. 6 sene daha okudu, sonra apple’a girdi. bir düğünde rastlaşmıştık, daha o zamanlar yeni bitirecekti, ama apple’a gireceği kesindi. maaşı da 90 bin usd olacaktı. tabii ki before tax. (brüt) bundan bir 20 bin düşün. “benim bir arkadaş var mıcrosoft’da 400 bin dolar alıyor yıllık” olabilir ama bu çok nadirdir. abd için 6 haneli maaş ciddi bir nokta. her türlü alan için böyle. mühendislik için konuşuyorum. çoğu maaş 80 bin dolar civarıdır. 120 bin dolar filan için emin olun sizden garip bir şey istenir. yani ya yerin altında filan çalışırsınız, ya da nevada’da bir tesiste, ya da petrol platformunda, ya da ne bileyim uzayda filan. nasa astronotları 100 bin dolar filan kazanırlar yıllık. tabii ki before tax. uzaya gidiyorsun uzaya. bak uzay diyorum. dünya’da çalışmıyorsun yanı. uzayda çalışıyorsun. yerçekimi filan yok. çoğu şey yok hatta. 120 bin dolar filan maksimum, o da yine tecrübe ile.

Avustralya

avustralya’da en çok cerrahlar kazanıyor imiş. bütün maaşlar arasında en çok kazandıran mühendislik maaşı mining engineering, geotechnical engineering ve civil engineering. bunların sırası genel en çok maaş alan listesinde 7. sırada. bunların üstünde cerrah, avukat, dış hekimi filan var. en az kazanan mühendisliklerde makina dikkat çekiyor. makina mühendisleri az kazanıyor. denizaltı ile ilgili bir işi olanlar çok para kazanıyor. ülkenin neye ihtiyacı varsa kısacası. benzeri kanada için de geçerli. peki maaşlar ne düzeyde? maden mühendislerinin median maaşı 120 bin dolar. sıradan mühendislerden bahsediyoruz. 80 ile 160 bin dolar arasında bir skala. medyanı 120 bin dolar. tabii ki before tax. kafadan bir %20-30 silin. yani 130 bin dolar alan birinin eline 100 bin dolar geçer.

türkiye’de en süper kariyerli insanın o kariyerinden itibaren 10 içerisindeki tasarrufu 3-4 milyon lira olacaktır dedik. öncekilerle beraber maksimum 5 milyon. türkiye’deki en süper kariyerli dedik bakın. kazandığı paradan ettiği tasarrufu konuşuyorum. “benim bir tanıdığım var, 29 tane evi var” yatırım hesabı yapmadım. kazandığı kemiksiz parayı ve tasarrufunu söyledim.

yurtdışında ise yeni mezun bir mühendis için bu 10 yıllık tasarruf 200 bin dolar ile 1 milyon dolar arasında değişir. türkiye’nin en iyi kariyerlisi ile, yurt dışının sıradanını kıyasladık.

yurt dışında nispeten süperintendent, manager, director filan gibi bir pozisyona geldiğinizi farz edelim, zordur ama olsun türkiye’de de 50 bin maaş almak çok zor, bu kişilerin maaşları ülkeden ülkeye ve sektörden sektöre değişiyor. yani kıyaslaması çok zor aslında. ben kendi alanımdan bahsedersem, bu maaşlar 300 bin dolar civarına çıkıyor. buradan üzerine 10 yıl konduğunda 2.5 milyon dolar para kazanılır, kafayı tasarrufa takarsanız, 2 milyon dolar tasarruf edersiniz. ha biraz harcarsanız, 1.5 milyon dolar, çok harcarsanız 1 milyon dolar tasarruf edersiniz. çok harcamak demek de şöyle, yılda 100 bin dolardan fazla harcıyor olmanız lazım.

eğer işin c-level’ina gelirsek, oralara gelmeyelim bence. çünkü türkiye cumhuriyet merkez bankası’nın altın rezervlerinin toplamı kadar 10 yıllık kazancı olan ceo’lar var. yıllık geliri 1 milyar dolar olan insanlar var. c-level hiç girmiyorum. sıradan mühendis kıyaslaması yapıyoruz.

Toparlarsak, dağınık yazdım ama muhabbet eder gibi oldu

türkiye’de hayal kurarken fantazi tarafına geçip geçmediğinizin en temel noktası maaş konusunda 5 bin dolardır. 5 bin dolar net maaşı geçiyorsa hayaliniz, neyin hayalini kurduğunuza bir bakın derim. olmaz diye bir şey yok, fakat eğer bu 10 bin dolar filan oluyorsa o imkansız işte. onun için siyasi çıkar filan olması lazım.

türkiye’de gerecekten iyi kariyeri olan birinin net maaşı 20 bin liradır. yılda 240 bin lira yapar, 10 yılda 2.5 milyon diyelim. hiç net present value filan katmıyorum. yatırım da katmıyorum. bütün parayı da ilginç bir şekilde tasarruf ettiğinizi düşünüyorum, 2.5 milyon lira kazandınız. artık o parayla ev mi alırsınız araba mı siz karar verin. şu an türkiye’de doğru düzgün içinde ailenin yaşayacağı bir ev 2 milyon lira. hadi biraz daha keseyi daralttınız, 1 milyon en az. düzey nasıl bir yer, ankara için sinpaş’ın evleri, orta halli işte, istanbul için de gözde semtlerden ev almaz 1 milyon lira. 2 milyon lira ile de gözde semtlerden yeni ev alamazsınız. atıyorum caddebostan’dan yeni bir binadan güzel bir muhit, sıkış tepiş olmayan filan bir ev içinde ailenin yaşayacağı 4 milyon lira. ha daha hesaplı yerler yok mu? var tabii ki. bunlar sosyo-ekonomik meseleler. 300 bin liraya da ev var.

araba konusuna girmiyorum. türkiye’de arabalar çok pahalı. ama türk insanına bu yakışıyor buna hiç gocunmuyorum. birçok insan ev fiyatlarının balon olduğunu söylüyor. 600 bin lira istiyormuş eve, 100 metrekare filan diye küçümsüyor. ama 600 bin liraya passat hak eder diyor. bu insanın hayatı boyunca cebinde parası olmayacak emin olabilirsiniz. çünkü para hesabı yapamıyor, ne ne kadar eder anlayamıyor. ev 600 bin pahalı, içine girip yaşıyorsun bak, barınıyorsun, ama 500 bine passat hakkıdır diyor. passat ne ya? 10 sene sonra hurada yani. türk insanı garip bir araba sapığı. ben yemin ediyorum soğudum arabadan falan. yani çok severim ama artık iğreniyorum cidden. eskiden bir hayalim vardı onu alabileceğim zaman alacağım ilk arabamı diyordum, şimdi onu da yükselttim. yoksa olmasın. gerçi yurtdışında 200-250 bin dolara m5 alıyorsun. türkiye’de 4-5 milyon lira. araba cinsinden alım gücü gördüğünüz üzere 8-10 kat arasında yurtdışı lehine.

burada dikkat ederseniz, ne birim para saçmalığı hesabı yaptık, ne kadar bir şeyleri çarptık ettik falan. burada tasarruf hesabı yaptık sadece ve o tasarrufu yapan birinin hakettiği sosyo-ekonomik düzeyi karşılaştırdık.

Son bir toparlama yapalım

türkiye için,

ortalama başarılı bir kariyer sahibi herhangi biri aylık 10 bin lira net kazanır türkiye’de. bunun yarısı ve iki katı aynı ölçekte olacak. medyanı 10 bin olacak bunun yanı. kimler girer buna, işte devlet memurları, akademisyenler, kurumsalların mühendisleri.

yurtdışı için,

almanya, 2500-5000 euro aylık net ama bu gaus dist değil daha çok sola yatik weibull dist gibi şöyle yani

ingiltere, 2000-4000 pound 4000 bin pound filan çok zor maaşlar söyleyeyim.

abd yıllık altı haneli maaşlar çok iyi.

kanada altı hanalı maaşlar çok iyi

australia altı haneli maaşa ulaşmak o yukarıdakiler kadar zor değil. fakat sektöre çok bağlı. yazılımcılar o kadar para kazanmıyorlar açıkçası. yazılımcıların yeri abd.

Kapanışa gelelim

maaşla çalışan denen bir gerçek var. bunu unutmamak lazım. türkiye’de maaşlı çalışan biri geçim sıkıntısı çeker. çekmiyorum diyen yalan konuşuyordur ya da kötü bir sosyo-ekonomik bir çevreden geliyordur o yüzden yaşadığı hayat ona zaten cennet gibidir. ben asistanken geçim sıkıntısı çekiyordum. kazandığım paranın dolar karşılığı 1500 dolardı aylık ortalama net, ek gelirler ile birlikte. 1500 dolar şimdi 12 bin lira yapıyor. şimdiki asistanlar ne kadar kazanır? daha doğrusu benim o zamanki halimi şimdikine projekt etsek heralde 1100 dolar filan ederdi. ev kirası, üst baş, gezme tozma, yeme içme biter para. iyi yaşatır, mutlu olursunuz ama birikim olmaz, geleceğe güvenle bakamazsınız.

yurt dışı böyle bir hesaba girince, şunu net söyleyebilirim, önceden 1500 dolar alan o asistan gibi yaşarken bir de en azından bunun yarısı kadar tasarruf yapabileceğiniz bir ekonomi sunuyor. bu da kafadan insanın ömrünü 2 kat uzatıyor demek aslında. tasarruf yoksa yaşadığınız kadar yaşarsınız, yani birebir fit eder ömür, ama tasarruf varsa içinde yaşadığınız alan tecrübe ettiğinize oranla daha büyüktür. şöyle izah edeyim, isterseniz daha çok yaşarsınız yani, çünkü paranız var kenarda. o da standart bir ömre, iki ömür, üç ömür sığdırmışsınız anlamına gelir. ben olaylara böyle bakıyorum. herkes 80 yıl yaşamıyor, kimisi 80 yıla 300 yıl sığdırıyor, kimisi 5 yıl gibi yaşıyor. bu da kazandığınız para ile alakalı. en azından bu seviyelerde para ile alakalı. 20 milyon dolar sahibi olmakla 100 milyon dolar sahibi olmak arasındaki yaşamsal fark, 100 bin dolar sahibi olmakla 1 milyon dolar sahibi olmak arasındaki yaşamsal farktan daha küçük.

hasılı, türkiye’de çalışan iyi kariyerli bir mühendis, kendi maaşı ile premium bir arabaya binemez. en ucuz premium araba şu an 400 bin lira. kira ödüyorsa bu insan bu arabaya binemez. e demek oluyor ki bu insan 400 bin liralık ev de alamıyor demek. e o zaman bu insan hiçbir şey alamıyor demek oluyor. üzücü ama böyle.

diyelim ki bu tip iki insan evlendi, o zaman birinin maaşını tamamen ev kredisine verip 600 bin liralık bir ev alınabiliyor. aylık taksitler 9800 tl 10 yıl ödeme toplam 1166 bin lira geri ödeme. 10 bin lira maaş alan kişi en az 28 yasında olur. 38 yasında bir ev sahibi olur, belki çok bir birikimi olur, yaşadıkları hayat da işte haftada bir belki akşam yemeği yenir dışarıda.

bu hesaplara göre, 10 yıllık düşününce, cevap kesinlikle yurtdışı çıkıyor. çünkü bu 10 yılı yaşıyoruz, gün gün yaşıyoruz. yasınıza 10 ekleyin ve kendinizi düşünün, sahip olduklarınızı düşünün ve sahip olabileceğiniz şeyleri düşünün. 20 yılda bir ev bir araba ancak alır bu kariyerdeki arkadaş. 20 yıl. yirmi. üniversiteden mezun hiç vakit kaybetmemiş filan biri ingilizceyi lisede vs halletmiş, unide hazırlık okumamış filan 22-23 yasında mezun oluyor. 20 ekle üzerine 42-43 yasına geliyor. bir ev var, bir araba. geçtim evi arabayı. mesela gezme, görme meseleleri. bir yurtdışı seyahati diyelim ki, öğrenciyken kalırsınız hostelde mostelde, fakat 30 yasında artık belli bir standartlara kavuştuktan sonra öyle bitli hostelde kalınmaz. en küçük yurtdışı seyahati 2 bin euro o da avrupa olursa. amerika filan en az 4-5 bin dolar. 2 bin euro ne kadar şimdi 20 bin lira. 20 bin lirayı ne kadar sürede tasarruf ediyorsunuz? bu para mecburen tasarruflardan karşılanacak evin kirasını vermeyip tatile gidemezsiniz. yıllık 120 bin kazanan birinin %30-40 arası ev kirası olur, 40 bin lira kira, kaldı 80 bin, 40 bin lira kişisel+genel masraflar, 40 bin lira tasarrufu olsun, tasarrufların yarısını tatile harcamak hakkında ne düşünüyorsunuz kendiniz cevaplayın.

evli iseniz, ev+araba 10 senede yapılır bunlar. o da sıkı tasarruf ile. 23 yasında da kimse evlenmez yani böyle bir kariyeri olan. hadi diyelim 30 yasında evlendiniz, 40 yasında bir ev bir araba sahibi olursunuz. çocuk yaptınız, ancak yaşanır işte. bebek arabası ile avm gezmece. ülkede eğitim kalitesi yerlerde, dolayısıyla özel okul şart filan.

daha korkuncunu söyleyeyim, tasarruf oranınıza bakın, diyelim ki %30, bunu 30 ile çarpın, %900, yıllık kazancınızın 9 katı bir ömür boyu yapacağınız toplam tasarruf. işte bununla ne alırsınız ne satarsınız siz düşünün. net bugünkü değer hesabı yapmıyorum bakın. düşününki ülkede enflasyon yok.

bir de kendi başımdan geçen bir hikayeyi anlatayım. yüksek lisans dersi ce 569 o dersin hocası bir kere verdi o dersi 2016-2017 döneminde, anlayanlar anlasın kim olduğunu, ben çok saygı duyarım, müthiş bir hocadır, aşırı saygı duyarım yani çok şey öğrendim kendisinden. bir gün bir dersin sonunda sınıfa baktı, herkes yüksek lisans doktora düzeyi, canavar gibiyiz, derste sorulan sorular filan hocayı mest etmiş, hoca kendi danışmanlık tecrübelerinden filan böyle mühendislik incelikleri anlatıyor filan. hoca durdu, gözleri doldu böyle durduk yere, o zamanlar işte dolar kuru 3 lira filan, “just for living a decent life, just a decent life” dedi, türkçeye döndü, bakın sadece decent bir hayat diyorum dedi, lüks filan değil dedi, ne demek decent hayat dedi, canın istediği zaman döner yiyebileceğin bir hayattan bahsediyorum yani dedi, aylık 20 bin lira minimum kazanmanız gerekiyor dedi. adamın gözlerinin neden dolduğunu anlamıştım. devamını söylemedi, “… ve belki de hiçbiriniz bu sınıftaki, aylık 20 bin lira bugünün şartlarıyla kazanamayacaksınız”. tahtaya tek tek metraj hesabı yapar gibi, hesap yaptı, topladı çıkardı, 21 bin lira kusur yaptı hadi dedi bu farkı da ben veriyorum. o dönemin ortalama dolar kuru 3.5 olsun aşağı yukarı 6 bin dolar yapıyor. bu rakam hiç değişmedi türkiye’de, şimdi de o decent hayat için 6 bin dolar gerekiyor. o da aylık yaklaşık 50 bin lira. kim kazanıyor bu parayı? direktörler, managerlar, büyükbaşlar yani. bunlardan türkiye kaç tane var? büyük kurumsalların hepsini katalım, 2000 filandır. 80 milyon üzerinden 4000’de bir kişi. on binde 3 kişi değil yani. işte meşhur büyük üniversiteleri biliyorsunuz, bunların özel olanları yılda 1000-1500, devlet olanları 2000-3000 mezun verir. yarsını at çöpe, aşağı yukarı 4000 güçlü aday yapar. işte bunlardan sadece bir tanesi bu maaş alabiliyor. kabaca şöyle düşünün her yıl bir kişilik kontenjan var.

geçen gün bir yazıya rastgeldim, süper kariyerli bir arkadaşımız, şu an 35 bin lira aylık kazancı varmış ortalama, direktör düzeyinde bir telekomcu, şöyle bir şey demiş bu abimiz, kendisi genç de aslında, kariyerini çok çabuk yapmış, “ben 2012 (ya da 2011 yanlış olmasın) yılında maaşımın yarısı ile iphone almıştım, 7000 lira maaşım vardı, şimdi 35 bin lira kazanıyorum, onca promosyon, kariyer başarısı vs, iphone yine maaşımın yarısı” diyor.

türkiye’de emeklerimizin karşılığı o-den-mi-yor. 8 yıldır yükselen biri ekonomik olarak ancak seviyesini koruyabilmiş ki bu bahsettiğim kişi 4000’de birlik insandan biri.

hele bir de iki profesör karı-kocanın bütün bir ömürlerinin hikayesini anlatırsam, oturur ağlarsınız. ikisi de emekli şu an. starbucks’tan kahve içmemiş bir anne-baba. düşünebiliyor musunuz?

he n’apalım ölelim mi? tabii ki hayır, bunların da çözümü var, en az üç profesyonel yeteneğini birleştirirseniz kendinizde, bu kıskaçtan kurtarırsınız kendinizi. iki yetmez üç olacak.

fakat; bir ülkede ortalama bir mühendis doyurucu bir hayat tecrübesi edinebilmelidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem

İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi

Yayınlanma:

|

Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.

İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.

Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.

Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.

Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95

Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.

TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.

Bunun yanında;

  • Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
  • Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
  • Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
  • Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
  • Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
  • Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.

TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.

Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında

Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.

Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.

Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.

Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.

Örneğin:

Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.

Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.

5 milyar TL günlük limit önemli

Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.

300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.

Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.

TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.

İhracatçı açısından ne değişiyor?

Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.

Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:

1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.

2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.

3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.

Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.

“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?

Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.

Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.

Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.

TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.

Bankalar açısından da önemli

Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.

Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.

Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.

Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.

Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor

Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:

Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.

Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.

Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

Bankavitrini yorumu

Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.

Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”

Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.

Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.

Ticaret Bakanlığı · TCMB

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler

Bankaların yumuşak karnı: Nakit karşılıklı krediler gerçekten yeterince denetlendi mi? Para bankada, kredi yine bankadan… Peki paranın gerçek kaynağını kim araştırıyor?

Yayınlanma:

|

25 yıl Bankacılık deneyimi, 7 yıllık Mahkemelere Bankacı Bilirkişisi olarak yüzlerce ağırlıklı Dolandırıcılık Raporları hazırlamış biri olarak Kara Para aklama yöntemlerinden biri olan Bankalardaki “Nakit Karşılıklı Kredileri” mercek altınması gerektiğini yıllardır yazdım. Bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alalım:

Bankacılık sisteminde en risksiz kredilerden biri gibi görünen bir kredi türü vardır: nakit karşılıklı, mevduat rehni karşılığı veya nakit teminatlı krediler.

Müşterinin bankada parası vardır. Bu para mevduat, döviz hesabı, vadeli hesap veya başka bir likit finansal varlık olarak bankaya rehnedilir. Banka da bu varlığın belli bir oranına kadar müşteriye kredi açar. Klasik kredi riski açısından bakıldığında banka için son derece güvenli bir işlemdir.

Çünkü müşteri krediyi ödemezse banka elindeki nakit teminatı kullanabilir.

Tam da burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Banka kredi riskini çok iyi kontrol ederken, teminat olarak aldığı nakdin nereden geldiğini aynı derinlikte kontrol ediyor mu?

Daha önemlisi: BDDK denetimleri, banka teftiş kurulları, iç kontrol birimleri ve MASAK uyum mekanizmaları nakit karşılıklı kredileri yalnızca “kredi riski düşük işlemler” olarak mı görüyor, yoksa fonun gerçek kaynağına kadar gidiyor mu?

Çünkü uluslararası kara para aklama literatürü bize çok önemli bir şey söylüyor: Bir kredi gerçek bir banka tarafından kullandırılmış olabilir; ama kredinin arkasındaki teminatın kaynağı suç geliri ise kredi işlemi paranın geçmişini temizleyen bir perdeye dönüşebilir.

MASAK’ın kendi yayımladığı aklama yöntemleri arasında da “oto-finans borç yöntemi – loan-back” açık biçimde bulunuyor. MASAK, offshore yapılara taşınan suç gelirinin daha sonra kredi görüntüsü altında sahibine geri döndürülmesini bilinen aklama yöntemlerinden biri olarak tanımlıyor.

OECD ve FATF kaynaklarında bunun bir başka versiyonu “back-to-back loan”, yani karşılıklı/arka arkaya kredi yapıları olarak karşımıza çıkıyor. OECD’ye göre mevcut bir banka mevduatının veya başka bir nakit varlığın teminat gösterilmesiyle üçüncü taraf finans kuruluşundan alınan kredi, teminatın suç gelirinden oluşması halinde aklama mekanizmasının parçası haline gelebiliyor.

Dolayısıyla sorun kredi değil.

Sorun, krediye kaynak teşkil eden teminatın ekonomik kökenidir.

Nakit karşılıklı kredi nasıl bir “kaynak maskeleme aracına” dönüşebilir?

Basit bir örnek düşünelim:

Bir şirketin veya kişinin banka hesabında 10 milyon dolar bulunuyor. Paranın ekonomik kaynağı konusunda soru işaretleri olduğunu varsayalım. Bu kişi 10 milyon doları doğrudan başka bir ülkeye gönderdiğinde karşı taraftaki banka şu soruyu sorabilir:

“Bu 10 milyon dolar nereden geldi?”

Ticaret mi? Mal satışı mı? Şirket sermayesi mi? Gayrimenkul satışı mı? Temettü mü? Miras mı? Borç mu? Başka bir ekonomik faaliyet mi?

Ancak aynı para bir Türk bankasında teminat haline getirilip bunun karşılığında kredi kullandırıldığında müşterinin bilançosunda ve banka hareketlerinde yeni bir katman ortaya çıkar: BANKA KREDİSİ.

Yurt dışına giden fonun işlem açıklamasında veya şirket kayıtlarında artık “kredi” bulunabilir.

Karşı ülkedeki banka açısından bakıldığında da görünürde düzenli bir finansal kaynak vardır: Türkiye’de lisanslı bir banka tarafından kullandırılmış kredi.

Fakat kritik AML sorusu hâlâ cevaplanmamıştır: Kredinin kaynağı banka olabilir; peki bankanın krediyi verirken aldığı nakit teminatın kaynağı nedir? İşte finansal suçlarla mücadelede source of funds ile source of wealth ayrımı burada önem kazanıyor. Paranın son çıktığı hesap yalnızca ilk katmandır.

Gerçek bir AML incelemesi paranın ekonomik kökenine kadar gitmek zorundadır.

MASAK’ın şüpheli işlem göstergeleri aslında tehlikeyi yıllardır tarif ediyor

MASAK’ın yayımladığı şüpheli işlem göstergelerinde bu dosya açısından son derece dikkat çekici başlıklar bulunuyor.

Örneğin; yüksek meblağlı kredi veya borcun makul açıklama olmadan kısa sürede kapatılması, kredinin nerede kullanılacağı konusunda ikna edici bilgi sunulamaması, işletmenin faaliyetiyle orantısız hesap hareketleri, olağan dışı sınır ötesi para transferleri, birbirine yakın tutarlardaki paraların kısa aralıklarla ülkeye girip çıkması, yurt dışındaki hesapların kredi ilişkilerinde teminat olarak kullanılması şüpheli işlemler arasında sayılıyor.

Bu göstergeler yan yana konulduğunda aslında şu prensip ortaya çıkıyor: Bankanın “müşterim kredi kullandı” demesi AML incelemesini bitirmemeli; tam tersine bazı durumlarda incelemenin başlangıcı olmalıdır.

ABD bankacılık sisteminin AML denetim rehberlerinde de nakit teminatlı krediler özel risk göstergeleri arasında.

FFIEC rehberinde; üçüncü kişiye ait mevduatla teminatlandırılan krediler, kaynağı bilinmeyen fonla oluşturulan mevduata karşı kredi verilmesi, ekonomik amacı olmayan ve bankaya hemen hemen hiç kredi riski yaratmadan yüksek komisyon kazandıran krediler şüpheli işlem göstergeleri arasında sıralanıyor.

Asıl denetlenmesi gereken şey kredi dosyası değil, paranın yolculuğu

Klasik banka teftiş mantığında kredi dosyasına bakılır: Müşteri kim? Limit ne? Teminat yeterli mi? Rehin düzgün kurulmuş mu? Kredi sınıflandırması doğru mu? Karşılık ayrılması gerekiyor mu?  Yetki limitlerine uyulmuş mu?

Bunlar elbette önemlidir.

Fakat nakit karşılıklı kredilerde denetimin bundan çok daha ileri gitmesi gerekir. Çünkü kredi riski neredeyse sıfırken AML riski yüksek olabilir.

Denetçinin sorması gereken asıl sorular şunlardır: Teminat olan para bankaya nereden geldi?

Kaç gün önce geldi? Yurt dışından mı geldi? Başka bankadan mı aktarıldı? Başka bir krediden mi oluştu? Şirketin ticari faaliyetleri bu büyüklükte para yaratabilecek durumda mı? Para geldikten ne kadar sonra rehnedildi? Rehin karşılığında kredi hangi hesaba geçti? Kredi aynı gün başka bankaya aktarıldı mı? Orada tekrar mevduat veya teminat oldu mu? Kredi başka bir finansal ürüne yatırıldı mı? Aynı nihai faydalanıcı farklı şirketlerle zinciri tekrarladı mı?

İşte gerçek denetim burada başlıyor.

Son söz

Nakit karşılıklı kredi bankanın bilançosu açısından belki de en güvenli kredi türlerinden biridir.

Fakat kara para aklama ve finansal kaldıraç açısından en fazla dikkat edilmesi gereken kredi türlerinden biri de olabilir.

Çünkü bankanın açısından güvenli olan şu formül: “Param teminatta, dolayısıyla kredim güvende” kamu otoritesi açısından yeterli değildir.

Kamu otoritesinin sorması gereken soru şudur: “Teminattaki o para nereden geldi?”

Erol TAŞDELEN – Ekonomist   www.bankavitrini.com

 

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı

DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

 Türkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.

DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”

Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında

Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.

ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.