GÜNDEM
Türkiye’de Tek Başına Yaşayanların Oranı Artıyor
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Türkiye’de aynı ev içinde yaşayan kişilerin sayısı giderek azalıyor. Bu veriyi, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan 2020 yılına ait ‘İstatistiklerle Aile’ bülteni ortaya koydu. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nden (ADNKS) derlenen verilere göre, Türkiye’de 2008 yılında 4 kişi olan ortalama hanehalkı büyüklüğü azalma eğilimi göstererek 2020 yılında 3,30 kişiye düştü.
Türkiye’de 2020 yılında ortalama hanehalkı büyüklüğünün en yüksek olduğu il 5,75 kişiyle Şırnak oldu. Onu 5,25 kişiyle Şanlıurfa ve 5,16 kişiyle Hakkari izledi. Ortalama hanehalkı büyüklüğünün en düşük olduğu ilse 2,61 kişiyle Çanakkale. Bu kenti 2,66 kişiyle Tunceli ve 2,68 kişiyle Eskişehir takip etti.
Çekirdek ve geniş ailelerin oranı azalıyor
TÜİK verilerine göre, aynı evi paylaşan çekirdek ve geniş ailelerin oranı da azalıyor. Yalnızca eşlerden veya eşler ve çocuklarından veya tek ebeveyn ve en az bir çocuktan oluşabilen çekirdek ailelerin yaşadığı hanehalklarının oranı, 2014 yılında yüzde 67,4 iken, bu oran 2020 yılında yüzde 65,2’ye geriledi. Diğer yandan geniş aile olarak tanımlanan ve en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hanehalklarının oranı da 2014 yılında yüzde 16,7 iken, bu oran 2020 yılında yüzde 14’e düştü.
2020 yılında çekirdek ailelerin oranın en yüksek olduğu il yüzde 72,6 ile Osmaniye. Onu yüzde 72 ile Gaziantep, yüzde 71,9 ile Adıyaman ve Kayseri takip etti. Çekirdek ailelerin en düşük olduğu iller sırasıyla yüzde 53,7’yle Tunceli, yüzde 54,8 ile Gümüşhane ve yüzde 55,6 ile Artvin oldu.
Geniş aileden oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu ilse yüzde 24,4 ile Hakkari. Onu yüzde 24,2 ile Şırnak ve yüzde 21,5 ile Batman izledi. Bu oranının en düşük olduğu iller sırasıyla yüzde 9 ile Eskişehir, yüzde 9,6 ile Çanakkale ve yüzde 10,1 ile Niğde ve Balıkesir oldu.
Tek kişilik hanelerin oranı yüzde 17,9
Ailelerin oluşturduğu hanehalklarının oranı azalırken, yalnız yaşayan fertlerden oluşan tek kişilik hanelerin oranı giderek yükseliyor.
TÜİK çalışması, 2014 yılında yüzde 13,9 olan yalnız yaşayan fertlerden oluşan tek kişilik hanehalklarının oranının 2020 yılında yüzde 17,9’a yükseldiğini gösterdi. Ayrıca aralarında eş, anne-çocuk veya baba-çocuk ilişkisi olmayan fertleri içeren yani çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarının oranı da arttı. Bu hanehalklarının oranı 2014 yılında yüzde 2,1 iken 2020 yılında yüzde 2,8’e yükseldi.
Tek kişilik hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il yüzde 28,7’yle Gümüşhane oldu. Gümüşhane’yi yüzde 27,9’yle Tunceli ve yüzde 26,7’yle Giresun izledi.
Diğer yandan tek kişilik hanehalklarının oranının en düşük olduğu il ise yüzde 10,2 ile Diyarbakır. Onu yüzde 10,4 ile Van ve yüzde 10,5 ile Batman izledi.
AK Parti’nin aile politikası
TÜİK verileri ailelerin yaşadığı hanehalklarının giderek gerilediğini gösterse de aslında Türkiye’de AK Parti iktidarının politikaları aileyi odağına alıyor, ailelere birçok destek sağlanıyor.
Evlenmek amacıyla birikim yapmak isteyen gençlere, en geç 27 yaşına kadar ilk evlilik yapmak koşuluyla devletin bankalar yoluyla “çeyiz hesabı” adı altında maddi destek vermesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ülke nüfusunun genç kalması gerekçesiyle ailelerin çok sayıda çocuk yapmasını tavsiye etmesi, geniş ailenin de teşvik edilmesi amacıyla aile üyelerine yaşlı ebeveynlerin bakımı için ücret ödenmesi, hükümetin aile politikasının kapsadıklarından birkaçı.
Bu yolla AK Parti’nin muhafazakar bir aile yapısını şekillendirmeye çalıştığını söyleyen DISSENSUS Araştırma Merkezi kurucu ortağı sosyolog Dr. Feyza Akınerdem, “Aynı zamanda ailenin çeşitli bireylerinin farklı seviyelerde iş gücüne katılması söz konusuyken, devletin sosyal politika üretmesi gereken konularda da ailenin daha çok işin içine sokulduğunu gördük. Çocuk, yaşlı, hasta bakımı gibi devletin sosyal hizmet üretmesi gereken alanlarda daha çok aileyi işe koşması gibi politikaları oldu. Hatta bu kapsamda hayata geçirilmese bile aile bireylerinden birinin çocuğa bakması durumunda çocuk bakım parası gibi pilot uygulamalar yapıldı. Yani AK Parti’nin aile yapısını güçlendirerek aslında devletin hem sosyal hizmet yükünü azaltacak hem de mümkün olduğunca çok sayıda aile bireyini iş gücüne katacak bir politika izlediğini düşünüyorum” dedi.

“Tek kişilik hanelerin artışı bir tercihin sonucu”
Devletin verdiği desteklerin kadın emeği üzerinden sağlandığını söyleyen Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Dr. Fatma Umut Beşpınar Akgüner ise Türkiye’deki iktidarın ideal aile kurgusunu şöyle açıkladı: “Bu dönemin ideal ailesi, öncelikle heteroseksüel evli, çocuklu, bakım emeğini kadının verdiği bir aile. Bu ailede kadının temel görevi bakım. Toplumsal cinsiyet rollerinin geleneksel olarak biçimlendiği bir aile. Bu tür aileleri destekleyici sosyal hizmet ve destekler sunuluyor hükümet tarafından.”
Peki hükümetin ailelere sağladığı birçok desteğe karşın neden ailelerin yaşadığı hanehalklarının oranı devamlı gerileme eğiliminde?
Geçmişten farklı olarak tek kişilik hanelerin tercih sonucunda arttığını söyleyen Beşpınar, “Geçmişte tek kişilik haneler genelde dulların çoğunlukta olduğu hane formlarıydı. Bugünse kişilerin kendi seçimlerine bağlı olarak kurulan tek kişilik hanelerin arttığını görüyoruz. Bence bu altını çizmemiz gereken bir nokta. Sadece erkeklerin barındığı tek kişilik hanelerin payı da giderek artıyor. 2006’da bu oran yüzde 31 iken 2018’de yüzde 43’e artmış durumda. Yine 65 yaş altı hanelerin oranının da arttığını görüyoruz. Yani geçmişte Türkiye’de 65 yaş üstünün genellikle eş kaybından dolayı tek kişilik haneleri oluşturduğunu görürken bu tablonun değişmekte olduğunu gözlüyoruz. Artık giderek bireylerin kendi tercihleriyle kurduğu bir aile tipine dönüşmüş durumda” dedi.
Devlet politikalarının ailenin değişiminde tek belirleyici unsur olamayacağını kaydeden Beşpınar, “Ekonomik, sosyal ve kültürel dönüşüm çok daha belirleyici olabiliyor. Ayrıca uygulanan politikaların başta öngörülemeyen ve beklenmeyen sonuçları da olabiliyor. Aileler pasif değiller. Aileler toplumdaki sosyal, ekonomik ve kültürel dönüşümlere paralel olarak kendi stratejilerini geliştiriyorlar” dedi.
“Neoliberal toplum düzeni yalnızlaşma getiriyor”
Tek kişilik hanelerin artmasının nedenini, AK Parti’nin de parçası olduğu neoliberal toplumsal hayatın ‘yalnızlaşmayı’ getirmesine bağlayan Akınerdem ise, “Çünkü çok daha esnek olmak zorundasınız. Bir yerde yerleşik olarak, güvenceli olarak işe sahip olamıyorsunuz. Göç etmek zorundasınız. Kolay taşınabilmek zorundasınız. Daha az maaşa, daha çok işler yapmak zorundasınız. Yarı zamanlı, esnek, güvencesiz, proje bazlı. Avantajlı pozisyonda olabilecek, yaratıcı işlerde çalışan beyaz yakalılar dahi önlerini çok göremedikleri işlerde çalışıyorlar. İyi para kazansalar da düzenli bir hayat kurmakta zorlanıyorlar. O nedenle aileler çok daha dağınık halde yaşamak zorunda kalıyor. Bireyler tek başına yaşamak zorunda kalıyorlar. Bu esnek yaşamanın getirdiği, değerlerde ve kültürel alışkanlıklarda da değişim oluyor. O yüzden orta sınıf alışkanlıklarının da tabii ki daha az evlenmeye, daha az çocuk sahibi olmaya yönelttiğini söyleyebiliriz” diye konuştu.
Aslında TÜİK verileri de ailelerin oluşturduğu hanehalklarının yaşadığı ekonomik zorlukları ortaya koyuyor. Buna göre geniş ailelerin yüzde 27,7’si, çekirdek ailelerin yüzde 20,3’ü yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Tek kişilik hanehalklarında bu oran yüzde 12,3 iken çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarının yüzde 14,1’i yoksulluk sınırının altında.

“Aile hem sorun yumağı hem çözüm noktası görülüyor”
Devlet sosyal desteklerin temelinde aileyi konumlandırdığı için yoksul kesimlerin aile içinde kalmayı tercih ettiğini söyleyen Akınerdem, “Aile kurmak sizi belirli konularda avantajlı kılıyor. Çünkü Türkiye’nin bütün bir sosyal politikası evli olmak üzerine. Bireylerin eninde sonunda evlenmesi gerektiği üzerine kurulu. Yalnız olduğunuz zaman onun parçası olamıyorsunuz. Ancak daha üst orta sınıf, daha beyaz yakalı olduğunuzda, kendinizi tek başına geçindirebilecek kadar para kazandığınız zaman tek başına hanelerde kalabiliyorsunuz. Fakat bu hanelerde de mevcut toplumsal yapılara olan güveniniz azalıyor. Bir tarafta yoksulları daha aileye bağımlı hale getirirken, orta sınıfları da daha güvensiz ve gelecekten daha ümitsiz hale getiriyor. Böyle bir ikili bir tansiyondan bahsedebiliriz toplumsal olarak” ifadelerini kullandı.
Bir yandan aile yaşamında yoksulluğun daha fazla görülmesi, diğer yandan aile kuramadığı için tek başına yaşayanların oranının artması, Türkiye’de giderek ailenin çözülmesi anlamına mı geliyor?
Buna ‘hayır’ yanıtı veren Akınerdem, gelinen noktada toplum tarafından ailenin hem sorunlar yumağı hem de çözüm noktası olarak görüldüğü düşüncesinde. TÜİK verilerine göre, 2020 yılında bireylerin mutluluk kaynağının yüzde 69,7’yle en fazla aileleri çıktığına dikkat çeken Akınerdem, “Çünkü aile aynı zamanda insanların tahayyüllerinin bir şekilde limiti, sınırı Türkiye’de. Ailenin ötesinde bir tatmin, ailenin ötesinde bir hayal ve ideal çok fazla yok. Çok yaygın bir şekilde yok. Ailenin bir sorunlar yumağı olmasından kaynaklı şekilde geleceğini bir aile içinde hayal etmeyen insanların da geleceğini neyin içinde hayal edeceğine dair belirsizliği var. Halen birçoğumuz aileye bağlı olarak yaşıyoruz. İlişkilerimizi aile içinde kuruyoruz ve yaşıyoruz. Biz ailenin değil aile içerisindeki sorunların çözülmesini isteyen bir toplumuz” dedi.
Akınerdem, kadına yönelik şiddet konusunda yaptıkları bir araştırmanın sonucundan hareketle, kadınların yaşadıkları sorunlar içerisinde dahi yapısal olarak aileyi değil ailenin içinde yaşadıkları sorunları çözmeyi istediklerini aktardı.
Akınerdem, “Her zaman yalnızlıklarını, güvencesizliklerini, güvensizliklerini, ümitsizliklerini gidermek için tekrar aileye dönüyorlar ve orada duygusal olarak da sosyal olarak da tatmin arıyorlar. Aile Türkiye’de insanların hayal gücünün erişebildiği hala en güçlü ideal diyebiliriz” ifadelerini kullandı.
“Tek başına yaşarken de aileye bağımlılık sürebiliyor”
Tek başına yaşamanın da her zaman yalnızlık anlamını taşımadığını söyleyen ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nden Beşpınar ise “Bu tek kişilik hanelerde ailelerle ve arkadaşlarla, yakın çevreyle ilişkiler sürdürülüyor. Kendilerini yalnız hissetmiyorlar tek kişilik hanelerde yaşayan kişiler. Tek kişilik hanede de yaşasanız çekirdek ailede de yaşasanız aileyle ilişkilerinizi farklı şekillerde sürdürüyorsunuz. Arıyorsunuz, görüşüyorsunuz, gerekli durumlarda karşılıklı dayanışma örüntüleri yaratıyorsunuz. O yüzden Türkiye’de hala biz bu anlamda karşılıklı duygusal bağımlılığın olduğu, duygusal ilişkilerin sürdüğü bir yapıdan söz edebiliriz” diye konuştu.
Yaşanan maddi zorlukların geleneksel olmayan tarzda aile yapılarını da ortaya çıkardığına dikkat çeken Beşpınar, “Geçici geniş ailelerin arttığını görüyoruz. Geniş aileye ilişkin bir değişim söz konusu. Türkiye’de geleneksel geniş aile dediğimiz kadın ve erkeğin, özellikle erkeğin soyundan büyük ebeveynlerin yer aldığı bir yapıdır. Özellikle Corona gibi kriz dönemlerinde bu geçici geniş aileler daha da önem kazanıyor. Kriz dönemlerinde ailelerin farklı bireylerinin bir araya gelip tüketimi azaltma yoluna gittiğini görüyoruz. Kira ve faturaların yükünden kurtulmak için ya da aileden birinin kaybında ya da boşanma gibi bir olayda ailenin bir süre için birlikte yaşamak gibi bir strateji geliştirdiğini görüyoruz ve Türkiye’de bu kategorinin geniş aile içinde gittikçe arttığını görüyoruz” sözleriyle durumu değerlendirdi.
Akraba evlilikleri azaldı
TÜİK çalışmasında Türkiye’deki ailelere ilişkin başka veriler de yer aldı. Akraba evliliğinin giderek azaldığı görülürken, 2010 yılında gerçekleşen resmi evlenmelerin yüzde 5,9’unun akraba evliliği olduğu ve bu oranın sonraki yıllarda sürekli düşüş göstererek 2015 yılında yüzde 4,8, 2020 yılında ise yüzde 3,8 olduğu açıklandı.
Akraba evliliğinin geçen yıl en çok gerçekleştiği il Şanlıurfa olurken (yüzde 15,1), onu Mardin (yüzde 13,7) ve Muş (yüzde 12,6) izledi. Akraba evliliği oranının en düşük olduğu ilin ise yüzde 0,5 ile Kütahya olduğu, bu ili yüzde 0,6 ile Çanakkale ve Edirne illerinin izlediği görüldü.
2020 yılında Türkiye’de anne ve babasını kaybeden çocukların sayısı da paylaşıldı. Toplam 22 milyon 750 bin 657 çocuk arasında babası vefat etmiş çocuk sayısının 269 bin 202, annesi vefat etmiş çocuk sayısının 80 bin 798, hem annesi hem babası vefat etmiş çocuk sayısının ise 4 bin 518 olduğu görüldü.
En çok harcama konut ve kiraya yapıldı
TÜİK’e göre 2020 yılında hanehalklarının bilişim teknolojilerini kullanımı da arttı. Taşınabilir bilgisayar bulunan hanelerin oranı ise yüzde 45,1 oldu. İnternete erişim imkanına sahip olan hanelerin oranı yüzde 90,7, cep telefonu ya da akıllı telefon bulunma oranı yüzde 99,4, internete bağlanabilen televizyon bulunma oranı ise yüzde 33,8 olarak açıklandı.
Hanehalkları, bütçelerinden en fazla payı konut ve kira harcamasına ayırdı. Hanehalkı bütçe araştırmasının 2019 yılı sonuçlarına yer verilerek, tüketim amaçlı yapılan harcamalar içindeki paylar sırasıyla yüzde 24,1 ile konut ve kira harcamaları, yüzde 20,8 ile gıda ve alkolsüz içecek harcamaları, yüzde 16,5 ile ulaştırma harcamaları olarak paylaşıldı.
Toplam tüketim harcamalarında en düşük payı alan harcama grupları ise yüzde 2,2 ile sağlık, yüzde 2,5 ile eğitim hizmetleri ve yüzde 3,1 ile eğlence ve kültür oldu.
Kendilerine ait bir konutta yaşayanların oranı ise yüzde 58,8 olarak açıklandı.
Gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre, 2019 yılında konutun mülkiyet durumları incelendiğinde, fertlerin yüzde 25,6’sının da kiracı olduğu görüldü.
VOA
İlginizi Çekebilir
Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi: Yönetici İstismarı Bağışları, Kurumsal İtibarı ve Toplumsal Dayanışmayı Nasıl Çökertiyor?
Haber Analiz | Bankavitrini.com
Dernek ve vakıflar, toplumun en önemli sosyal sermaye kurumları arasında yer alır. Eğitimden sağlığa, kültür-sanattan afete kadar birçok alanda kamu hizmetini tamamlayıcı rol üstlenirler. Bu kurumların en büyük sermayesi ise para değil, güvendir.
Ancak son yıllarda gerek Türkiye’de gerekse dünyada bazı dernek ve vakıflarda ortaya çıkan yönetim zafiyetleri, usulsüzlük iddiaları, çıkar çatışmaları ve kişisel menfaat amaçlı uygulamalar yalnızca ilgili kurumu değil, aynı alanda faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarını olumsuz etkilemektedir.
Araştırmalar, bağışçıların en önemli karar kriterinin “kuruma duyulan güven” olduğunu gösteriyor. Güven kaybı yaşandığında bağışlar azalıyor, gönüllüler uzaklaşıyor, sponsorlar geri çekiliyor ve kurumların uzun yıllarda oluşturduğu itibar kısa sürede yok olabiliyor.
Dernek ve vakıfların gerçek sermayesi paradan önce güvendir
Bir şirket müşteri kaybettiğinde reklam yaparak yeni müşteri bulabilir.
Bir banka sermayesini artırabilir.
Bir sanayi şirketi yeni yatırımcı bulabilir.
Ancak; bir dernek veya vakıf güvenini kaybettiğinde yerine koyması en zor varlığını kaybetmiş olur.
Çünkü bağış;
- zorunlu değildir,
- tamamen gönüllülük esasına dayanır,
- güven ortadan kalktığında ilk kesilen kaynak haline gelir.
Yönetici istismarının en sık görülen biçimleri
Her usulsüzlük mutlaka suç teşkil etmeyebilir; ancak etik açıdan ciddi güven kaybına yol açabilecek uygulamalar şunlardır:
Mali istismar
- bağışların amacı dışında kullanılması
- kayıt dışı harcamalar
- şeffaf olmayan muhasebe
- belge eksiklikleri
Yetki istismarı
- kararların tek kişi tarafından alınması
- yönetim kurulunun devre dışı bırakılması
- aile bireylerinin yönetimde yoğunlaşması
Çıkar çatışması
- yöneticilerin kendi şirketlerinden mal veya hizmet alınması
- yakın akrabalara iş verilmesi
- ihalesiz alımlar
İtibar istismarı
- kurum adının kişisel kariyer için kullanılması
- siyasi veya ticari çıkar sağlanması
- bağışçı bilgilerinin amacı dışında kullanılması
Güven kaybının ilk etkisi bağışlarda görülür
Bağışçı psikolojisi oldukça nettir.
Bağış yapan kişi şunu düşünür: “Param gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor mu?”
Bu sorunun cevabı net değilse;
- düzenli bağışlar durur,
- yeni bağışçı kazanımı zorlaşır,
- kurumsal sponsorlar uzaklaşır,
- uluslararası fonlar risk görmeye başlar.
Akademik çalışmalar, dolandırıcılık veya varlık kötüye kullanımı haberlerinin ardından bağışların düştüğünü; etkin şeffaflık, kayıpların telafisi ve yönetişim reformlarının ise güveni kısmen yeniden tesis edebildiğini göstermektedir.
En büyük zarar masum dernek ve vakıflara olur
Bir kurumdaki skandal; aynı alanda çalışan yüzlerce dürüst kuruluşu da etkiler.
Örneğin;
Bir çocuk vakfında yaşanan mali usulsüzlük haberi; diğer çocuk vakıflarının da bağışlarını azaltabilir.
Bir sağlık derneğindeki skandal; tüm sağlık STK’larına duyulan güveni zayıflatabilir.
Bu durum literatürde “güven bulaşıcılığı” olarak da değerlendirilmektedir.
Gönüllüler de kurumdan uzaklaşır
Bağış kadar önemli diğer unsur; gönüllü insan kaynağıdır.
Güven kaybı yaşayan kurumlarda;
- uzmanlar görev almak istemez,
- genç gönüllüler ayrılır,
- yönetim kurullarına kaliteli isim bulmak zorlaşır.
Sonuçta kurum yalnızca finansal değil; aynı zamanda insan sermayesini de kaybeder.
Kurumsal sponsorlar neden çekilir?
Büyük şirketler; Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) bütçelerini aktarırken şu kriterlere bakar:
- bağımsız denetim
- mali raporlar
- yönetişim yapısı
- itibar riski
- şeffaflık
Şüpheli görülen kurumlar sponsorluk listelerinden çıkarılabilir.
Çünkü sponsor şirket de kendi marka değerini korumak ister.
Uluslararası fonlar ilk olarak yönetişime bakıyor
Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, uluslararası kalkınma kuruluşları; yalnızca proje kalitesine değil; aynı zamanda;
- yönetim yapısına,
- iç kontrol sistemine,
- etik kurallara,
- çıkar çatışması politikalarına,
- bağımsız denetime
büyük önem veriyor. Güçlü iç kontrol, risk yönetimi ve bağımsız denetim mekanizmalarının yolsuzluk ve kaynak israfı riskini azalttığı uluslararası standartlarda vurgulanmaktadır.
Dünyadan dikkat çeken örnekler
Amerikan Kızılhaçı (American Red Cross)
Bazı afet bağışlarının kullanımına ilişkin eleştiriler sonrası kurum uzun süre kamuoyu baskısıyla karşılaştı.
Wounded Warrior Project (ABD)
Yönetim harcamaları ve lüks harcama iddiaları bağışlarda ciddi düşüşe neden oldu.
Oxfam
Bazı ülkelerde yaşanan etik skandallar sonrasında;
- bağışlarda azalma,
- üst yönetim değişikliği,
- kapsamlı yönetişim reformları gündeme geldi.
Bu örnekler, tek bir yönetişim krizinin küresel ölçekte itibar kaybına yol açabileceğini gösteriyor.
İyi yönetişim nasıl sağlanır?
Uzmanlara göre güçlü bir dernek veya vakıfta şu mekanizmalar bulunmalıdır:
- bağımsız denetim
- düzenli faaliyet raporları
- kamuya açık mali tablolar
- yönetim kurulu etkinliği
- etik komitesi
- çıkar çatışması politikası
- ihbar mekanizması
- görev sürelerinin sınırlandırılması
- profesyonel iç kontrol sistemi
- dijital bağış izleme altyapısı
OECD, dürüstlük kültürünün ve yönetişim mekanizmalarının sadece yasal düzenlemelerden değil, bunların etkin uygulanmasından beslendiğini vurgulamaktadır.
Türkiye açısından çıkarılacak dersler
Türkiye’de binlerce dernek ve vakıf; eğitim, sağlık, afet, kültür, çevre ve sosyal yardım alanlarında çok önemli çalışmalar yürütüyor.
Ancak birkaç olumsuz örnek; bütün sektörün itibarını zedeleyebiliyor.
Bu nedenle;
- şeffaflık
- hesap verebilirlik
- bağımsız denetim
- profesyonel yöneticilik
- güçlü iç kontrol
artık bir tercih değil, kurumsal sürdürülebilirliğin temel şartı haline gelmiş durumda.
Sonuç
Dernek ve vakıfların en büyük varlığı sahip oldukları bina, araç veya banka hesapları değildir.
Asıl sermayeleri; toplumun güvenidir.
Bu güvenin kaybedilmesi;
- bağışların azalmasına,
- gönüllülerin uzaklaşmasına,
- kurumsal sponsorların çekilmesine,
- uluslararası fonların kesilmesine,
- sosyal projelerin durmasına,
- en önemlisi ise toplumun dayanışma kültürünün zayıflamasına neden olur.
Bir yöneticinin kısa vadeli kişisel çıkarı için yaptığı hata, yalnızca temsil ettiği kuruma değil; aynı amaca hizmet eden yüzlerce dürüst sivil toplum kuruluşuna da zarar verebilir. Bu nedenle güçlü yönetişim, etik yönetim ve hesap verebilirlik; dernek ve vakıflar için yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, varlıklarını sürdürebilmelerinin temel güvencesidir.
BANKA HABERLERİ
Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin
Yayınlanma:
4 gün önce|
19/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Kamu Bankası Çalışanına Yok, Bazı Meslek Gruplarına Var… Tartışma Büyüyor
Türkiye’de yeşil pasaport (hususi damgalı pasaport) uzun yıllardır belirli kamu görevlileri ve bazı özel statülü meslek gruplarına tanınan önemli bir ayrıcalık olarak uygulanıyor. Son dönemde ise bu kapsamın genişletilmesine yönelik peş peşe kanun teklifleri TBMM’ye sunulurken; ülke ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan bankacılık sektörünün bu hakkın tamamen dışında bırakılması sektör içinde yeniden tartışılmaya başlandı. Meclis gündemine mühendislerden mimarlara, diş hekimlerinden veteriner hekimlere kadar birçok meslek grubu için yeşil pasaport teklifleri gelirken, yaklaşık 200 bini aşkın bankacıyı temsil eden sektör için bugüne kadar benzer bir düzenleme bulunmuyor.
Bankacılar neden bu talebi dile getiriyor?
Bankacılık artık yalnızca kredi kullandıran klasik bir sektör olmaktan çıktı.
Bugün bankacılar;
- Uluslararası finans kuruluşlarıyla çalışıyor,
- Avrupa ve ABD’deki regülasyonları takip ediyor,
- Basel kriterleri,
- AML/KYC,
- FATF,
- ESG,
- Dijital bankacılık,
- Yapay zeka,
- Siber güvenlik,
- SWIFT,
- uluslararası ödeme sistemleri gibi konularda sürekli yurtdışı temasları yürütüyor.
Özellikle;
- dış ticaret finansmanı,
- proje finansmanı,
- yatırım bankacılığı,
- sendikasyon kredileri,
- ihracat finansmanı,
- fintech iş birlikleri
gibi alanlarda çalışan binlerce bankacı yıl içerisinde çok sayıda uluslararası seyahat gerçekleştirmek zorunda kalıyor.
Bankacılık sektörü temsilcilerine göre bu durum, yeşil pasaport talebinin temel gerekçelerinden biri haline geliyor.
Kamu bankalarında çalışanlar da alamıyor
İşin dikkat çeken yönlerinden biri ise;
Türkiye’nin en büyük kamu bankaları olan;
- Ziraat Bankası
- Halkbank
- VakıfBank
çalışanlarının büyük bölümünün de yeşil pasaport hakkına sahip olmaması.
Sadece özelleştirme öncesi belirli statülerde görev yapan bazı eski personeller için geçmişten gelen özel hükümler bulunurken, günümüzde göreve başlayan kamu bankası çalışanları bu kapsamın dışında kalıyor.
Bu nedenle sektör içinde; “Kamu adına çalışan bankacıya bile yeşil pasaport verilmezken, farklı birçok meslek grubu için yeni teklifler hazırlanıyor” eleştirileri dile getiriliyor.
Kimler bugün Yeşil Pasaport alabiliyor?
Mevcut mevzuata göre başlıca gruplar şunlar:
Kamu kesimi
- 1., 2. ve 3. derece devlet memurları
- Aynı derecedeki bazı sözleşmeli kamu görevlileri
- Emekli olduktan sonra bu hakkı koruyan kamu görevlileri
Siyasi görevler
- Eski milletvekilleri
- Eski bakanlar
Yerel yönetimler
- Büyükşehir belediye başkanları
- İl ve ilçe belediye başkanları (görev süresince)
Devlet sporcuları
Uluslararası başarı kazanmış devlet sporcuları
İhracatçılar
Belirli ihracat hacmini sağlayan ihracatçı firmaların yetkilileri de belirli kontenjanlar dahilinde hususi damgalı pasaport alabiliyor.
TBMM’de hangi meslek grupları için teklifler var?
Son dönemde Meclis’e sunulan teklifler incelendiğinde kapsamın giderek genişletilmeye çalışıldığı görülüyor.
Mühendisler
En az 15 yıl kıdeme sahip TMMOB üyeleri için yeşil pasaport verilmesini öngören teklif İçişleri Komisyonu’nda bekliyor.
Mimarlar
Mühendislerle birlikte teklif kapsamında yer alıyor.
Diş Hekimleri
15 yıl kıdeme sahip diş hekimleri için teklif verildi.
Veteriner Hekimler
Aynı teklif içerisinde bulunuyor.
Avukatlar
Belirli kıdeme sahip avukatlara yönelik farklı kanun teklifleri de Meclis gündemine taşındı.
Bankacılar neden kapsam dışında?
Aslında bankacılık;
- Türkiye’nin finansal istikrarını yöneten,
- ihracatı finanse eden,
- yatırımları organize eden,
- dış finansmanı sağlayan,
- uluslararası sermaye girişlerinde kritik rol oynayan
stratejik sektörlerden biri.
Bugün;
- sendikasyon kredileri,
- Eurobond işlemleri,
- IFC,
- EBRD,
- Dünya Bankası,
- Asya Altyapı Yatırım Bankası,
- uluslararası yatırım fonları
ile sürekli temas halinde çalışan binlerce bankacı bulunuyor.
Buna rağmen sektör çalışanlarının hiçbirinin meslekleri nedeniyle yeşil pasaport hakkı bulunmuyor.
Dünyadaki uygulamalar ne gösteriyor?
Birçok ülkede pasaport ayrıcalıkları daha çok diplomatik statüye bağlı olarak veriliyor.
Ancak iş insanlarına ve stratejik sektör çalışanlarına;
- hızlı vize,
- uzun süreli çok girişli vizeler,
- fast-track uygulamaları,
- güvenilir yolcu programları
gibi kolaylıklar sağlanıyor.
Türkiye’de ise bu kolaylıkların önemli bölümü ihracatçılar için uygulanırken bankacılık sektörü aynı kapsamda değerlendirilmiyor.
Sektörün ekonomik büyüklüğü
Türk bankacılık sektörü;
- yaklaşık 200 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor,
- Türkiye ekonomisinin finansmanını yürütüyor,
- yüz milyarlarca dolarlık dış finansman işlemlerini organize ediyor,
- ihracat finansmanının ana aktörü konumunda bulunuyor.
Bu nedenle sektör temsilcileri; “uluslararası rekabet gücü açısından bankacılara da belirli kriterlerle yeşil pasaport verilmesi gerektiğini” savunuyor.
Olası model ne olabilir?
Tüm bankacılara sınırsız bir hak yerine;
örneğin;
- en az 15 yıl kıdeme sahip,
- BDDK lisanslı bankalarda çalışan,
- uluslararası işlemlerde görev yapan,
- belirli unvan seviyesine ulaşmış
bankacılar için kademeli bir model oluşturulabileceği ifade ediliyor.
Benzer kriterler ihracatçılar ve bazı meslek grupları için zaten uygulanıyor.
Bankavitrini Analizi
Kamu yönetimi, yeşil pasaportu yıllar içinde yalnızca kamu görevlilerine özgü bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp belirli ekonomik ve mesleki katkı sağlayan grupları da kapsayacak şekilde genişletmeye başladı.
Mühendisler, mimarlar, diş hekimleri, veteriner hekimler ve avukatlar için peş peşe teklifler hazırlanırken; Türkiye ekonomisinin finansmanını sağlayan bankacılık sektörünün bu tartışmaların dışında kalması dikkat çekiyor.
Özellikle kamu bankalarında görev yapan ve kamu adına uluslararası finansal ilişkileri yöneten profesyoneller açısından da bu durum “eşitlik” tartışmasını beraberinde getiriyor.
Bankacılara yeşil pasaport verilmesi, yalnızca bir seyahat kolaylığı değil; Türkiye’nin finans sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırabilecek, finans diplomasisini destekleyebilecek ve sektör çalışanlarına verilen kurumsal değerin bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde TBMM gündemine bankacılık sektörü için de benzer bir kanun teklifinin gelip gelmeyeceği, finans çevrelerinin yakından takip edeceği başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.
BANKA HABERLERİ
Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir
Yurt Dışındaki Okula Kayıt Yaptırıp Eğitim Alamayan Öğrenciler Dikkat! Kredi Kartıyla Ödenen Eğitim Ücretleri Geri Alınabilir mi?
Yayınlanma:
5 gün önce|
18/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Alınmayan Hizmet İçin Chargeback (Ters İbraz) Hakkı Gündemde
Son dönemde özellikle dil okulları, yaz okulları, üniversite hazırlık programları ve özel eğitim kurumlarına kayıt yaptıran çok sayıda Türk öğrenci ve veli; vize reddi, okulun kapanması, programın iptal edilmesi, eğitimin başlamaması veya vaat edilen hizmetin sunulmaması gibi nedenlerle önemli mağduriyetler yaşamaya başladı.
Bu mağduriyetlerin önemli bir bölümünde ödemeler kredi kartı ile gerçekleştirildi.
Oysa birçok tüketicinin bilmediği önemli bir hak bulunuyor: Kredi kartıyla ödenen ancak karşılığında hizmet alınamayan eğitim ücretleri için bankaya “Chargeback (Ters İbraz / Harcama İtirazı)” başvurusu yapılabiliyor.
Bankacılık sektörü açısından bu süreç oldukça teknik olmakla birlikte, uluslararası kart kuruluşlarının kuralları tüketicilere önemli korumalar sağlıyor.
Bankaya Başvurmak İlk Adım
Öncelikle unutulmaması gereken konu şudur: Burada dava açılması ilk aşama değildir.
İlk yapılması gereken işlem; Ödemeyi yapılan kredi kartını çıkaran bankaya harcama itirazında bulunmaktır.
Bu işlem bankacılık sektöründe;
- Chargeback
- Ters İbraz
- Harcama İtirazı
- Dispute
olarak adlandırılır.
Chargeback Nedir?
Chargeback; Kart sahibinin; “Ben bu hizmeti alamadım” veya “Satıcı sözleşmedeki yükümlülüğünü yerine getirmedi” iddiasıyla bankasından yaptığı resmi geri ödeme talebidir.
Burada dikkat edilmesi gereken konu; Bu hak yalnızca dolandırıcılık işlemleri için değildir.
Aynı zamanda;
- hizmet verilmemesi
- eksik hizmet
- iptal edilen organizasyon
- kapanan okul
- hiç başlamayan eğitim
gibi durumlarda da kullanılabilir.
Eğitim Hizmeti İçin de Geçerlidir
Visa ve Mastercard kurallarına göre; “Hizmet sunulmaması” chargeback sebeplerinden biridir.
Bu nedenle;
- yurtdışı dil okulu
- üniversite
- yaz okulu
- eğitim danışmanlığı
- sertifika programı
gibi eğitim hizmetleri de kapsam içine girebilir.
Hangi Durumlarda Para Geri Alınabilir?
En sık karşılaşılan örnekler şunlar:
1- Okul hiç açılmadı
Ödeme yapıldı.
Ancak okul faaliyet göstermedi.
2- Eğitim başlamadı
Kayıt yapıldı.
Ancak eğitim verilmedi.
3- Vize reddi sonrası okul ücret iadesi yapmadı
Bazı sözleşmelerde; Vize reddinde ücret iadesi yazmasına rağmen ödeme yapılmayabiliyor.
4- Okul iflas etti
Faaliyet durduğu için hizmet alınamadı.
5- Danışman firma ortadan kayboldu
Ödeme alınmasına rağmen okul kaydı yapılmadı.
6- Eğitim çevrimiçine çevrildi
Yüz yüze eğitim vaat edilmesine rağmen tamamen farklı hizmet sunuldu.
7- Eğitim iptal edildi
Program hiç başlamadı.
Banka Süreci Nasıl İşliyor?
Süreç genel olarak şu şekilde ilerliyor.
1. Kart sahibi bankaya başvuruyor.
Belgelerini sunuyor.
↓
2. Banka inceleme yapıyor.
↓
3. Kart kuruluşuna (Visa/Mastercard) başvuruyor.
↓
4. İşlem iş yerine iletiliyor.
↓
5. İş yeri savunma yapıyor.
↓
6. Haklı bulunursa ücret karta iade ediliyor.
Bankaya Hangi Belgeler Verilmeli?
Ne kadar güçlü belge sunulursa başarı ihtimali de o kadar yükseliyor.
Örneğin;
- ödeme dekontu
- kredi kartı ekstresi
- okul sözleşmesi
- kayıt belgesi
- kabul mektubu
- e-postalar
- okulun iptal yazısı
- vize reddi
- hizmet verilmediğine ilişkin belgeler
- danışman firma yazışmaları
- ücret iadesinin reddedildiğini gösteren cevaplar
başvuru dosyasına eklenebilir.
Süre Sınırı Var mı?
Evet.
Chargeback işlemlerinde süre önemlidir.
Kart kuruluşlarının kurallarına göre başvuru süreleri işlem türüne göre değişebilmekle birlikte, hizmetin verilmesi gereken tarihten itibaren belirli süreler içinde itiraz edilmesi gerekir.
Bu nedenle mağduriyet oluşur oluşmaz bankaya başvurmak önem taşır.
Gecikme, hak kaybına yol açabilir.
Banka Başvuruyu Reddederse Ne Olur?
Her ret kararı kesin değildir.
Tüketici;
- ek belge sunabilir,
- yeniden değerlendirme talep edebilir,
- tüketici hakem heyeti veya mahkemeye başvurabilir (uyuşmazlığın niteliğine göre),
- gerekirse uluslararası kart kuralları kapsamında bankanın süreci nasıl yürüttüğünü sorgulayabilir.
Havale ile Ödeyenler Aynı Hakka Sahip mi?
Hayır.
Burada önemli fark oluşuyor.
Kredi kartı
Chargeback uygulanabilir.
Havale
Chargeback mekanizması yoktur.
Bu durumda;
- sözleşme hükümleri,
- hukuk davaları,
- icra yolları
ön plana çıkmaktadır.
Dolayısıyla kredi kartıyla ödeme yapanlar önemli bir avantaja sahip olabiliyor.
Yurt Dışı Eğitim Sektöründe Yeni Risk
Son yıllarda;
- artan döviz kuru,
- bazı eğitim kurumlarının mali sorunları,
- vize süreçlerinin uzaması,
- öğrenci sayılarındaki dalgalanma
nedeniyle uluslararası eğitim sektöründe iptal edilen program sayısı da arttı.
Özellikle pandemi sonrası birçok ülkede eğitim modeli değişirken, bazı okullar hibrit veya çevrimiçi modele geçti.
Bu durum da yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden oldu.
Bankalar Açısından Risk
Chargeback sayısındaki artış; bankalar açısından da operasyonel yük oluşturuyor.
İhraççı banka; müşterisini korurken, iş yeri bankası (Acquirer) ise satıcıyı temsil ediyor.
Dolayısıyla;
- belge incelemeleri
- uluslararası kart kuralları
- zaman yönetimi
- hukuki değerlendirmeler
önem kazanıyor.
Eğitim Kurumları Açısından Sonuç
Chargeback oranı yükselen kurumlar;
- daha yüksek komisyon ödeyebilir,
- riskli iş yeri olarak sınıflandırılabilir,
- ödeme alma kabiliyetini kaybedebilir,
- kart kabul sözleşmeleri sona erebilir.
Bu nedenle eğitim kurumlarının sözleşme hükümlerine uygun davranmaları ve iptal/iade süreçlerini şeffaf yürütmeleri kritik önem taşıyor.
Uzmanlar Ne Öneriyor?
Uzmanlar, yurt dışı eğitim hizmeti satın almadan önce şu noktalara dikkat edilmesini öneriyor:
- Sözleşmede iade koşullarını ayrıntılı okuyun.
- Vize reddi halinde uygulanacak prosedürü yazılı olarak teyit edin.
- Ödemeleri mümkünse kredi kartıyla yapın.
- Tüm yazışmaları saklayın.
- Hizmet sunulmadığında beklemeden bankanıza harcama itirazında bulunun.
- Başvurunuza mümkün olduğunca fazla belge ekleyin.
Bankacılık Sektörü Açısından Değerlendirme
Dijital ödemelerin hızla arttığı günümüzde kredi kartı yalnızca bir ödeme aracı değil, aynı zamanda tüketici açısından önemli bir koruma mekanizması sunuyor.
Uluslararası kart sistemlerinin geliştirdiği Chargeback (Ters İbraz) uygulaması, tüketicilerin hiç alamadıkları veya sözleşmeye uygun şekilde sunulmayan hizmetler nedeniyle mağdur olmalarını önlemeyi amaçlıyor.
Özellikle yurt dışı eğitim, turizm, havayolu, etkinlik organizasyonları ve dijital hizmetlerde bu mekanizma her geçen yıl daha fazla kullanılıyor.
Bankalar açısından ise bu süreç, hem müşteri memnuniyetini korumak hem de uluslararası kart kuruluşlarının kurallarına uyum sağlamak bakımından büyük önem taşıyor.
Özet
Yurt dışında eğitim almak amacıyla kayıt yaptıran ancak çeşitli nedenlerle eğitim hizmetinden yararlanamayan öğrenciler ve veliler için kredi kartıyla yapılan ödemelerde chargeback (ters ibraz) önemli bir hukuki ve finansal başvuru yolu olabilir. Ancak her olay kendi sözleşmesi, ödeme şekli ve hizmetin sunulmama nedenine göre ayrı değerlendirilir. Başvurunun güçlü belgelerle ve gecikmeden yapılması, sürecin başarı şansını artırır.
Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Chargeback başvurularının kabulü; Visa ve Mastercard kuralları, kartı çıkaran bankanın incelemesi, iş yerinin savunması ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Her hizmetin otomatik olarak iade edileceği anlamına gelmez.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
