Connect with us

Erol Taşdelen

Covid-19 günlerinde Aşk-ı Banka

Covid-19 nedeniyle bazı vaka görünen şubeler kapatılırken, bazıları ise bölge yöneticisi kararı ile çalışmaya devam etti. Oysa buna o ilin Sağlık Müdürlüğü karar vermeli

Yayınlanma:

|

Covid-19 nedeniyle bazı vaka görünen şubeler kapatılırken, bazıları ise bölge yöneticisi kararı ile çalışmaya devam etti. Oysa buna o ilin Sağlık Müdürlüğü karar vermeli. 

Biraz da olsa Bilim Tarihi ile ilgilenenler Einstein’ın İzafiyet Teorisine aşikardır. Teorinin temeli “Işık Hızı” ile ilgili olsa da çıkardığı sonuçlardan biri de “Zaman” ile ilgili olması ve zamanın sandığımız gibi doğrusal akışının eşit olmadığını da ortaya koyuyor. Tam da bu zamanlardaki gibi. Yoğun bakımda Covid19 ile mücadele edenler ve evde hapsedilmiş duygusu yaşayanlar için zaman geçmezken aynı zaman içinde Fedakar sağlık ekibi için zaman çabuk geçiyor. Azrail ile zaman yarışı içinde yorulmadan koşturan kahramanlara selam olsun. 
Covid19 sinsi sinsi mi yayıldı ?
Covid19 Çin’de ilk görüldüğü 2019 Aralık olmasına rağmen Türkiye’ye Resmi olarak gelmesi 2020 Mart ayını buldu. Resmi diyorum çünkü belki daha önce gelmiş olabilir ama ilk tespitler Mart başını buldu. Bir iki yurt dışından gelen gruplarda rastlanan ve tedavi altına alan grup ile her şey kontrol altında giderken birden bire 20 binden fazla insanın UMRE’ye gittiği bunun üçte ikisinin karantinada tutulmadan evlerine gönderildiği haberleri dolaşmaya başladı ki bundan sonra iş kontrolden çıkmaya başladı. UMRE için engel olmayan Diyanet de, Organizasyon firmaları da hala resmi bir açıklama yapıp sorumluluğu üzerine alan olmadı bu süreç içinde. Nisan Başında Diyanet sadece “UMRE’den gelenlere  uçakta ateş düşürücü verildiği” haberlerin gerçek olmadığını duyurdu ama “UMRE için niçin izin verildiği?” sorusu hala ortada muhatabını arıyor.
Kabe Covid-19 nedeni ile kapatılmış ama bizim ahali illa da Umreye gideceğim demiş, engelleyen uyaran da olmamış belli ki. Umarın Diyanetin beyanı doğrudur da dönüşte havaalanında kontrollere yakalanmamak için uçakta ateş düşürücü verilme haberleri asılsızdır. Yok doğru ise bunu yapanlar bir an önce tutuklanmalı, sorumlulardan hesap sorulmalıdır. İnsanlık suçu işlemiş oldular çünkü. Emniyet ve Savcılık bu konuda soruşturma yapıyordur umarım.
Ahali tedbirleri anlamakta zorlandı
Tabi bu süreçte Umre’den gelen son gruplar da olsa topluca öğrenci yurtlarında zoraki karantinaya alınıp tepki gösteren “bizde var ise size de geçsin” diye Polisimizin yüzüne tüküren terbiyesizlere ne yapıldı bilmiyorum. Başka ülkede olsa yargılanır. Zira tükürüğünü otobüste sağa sola silen biri tutuklandı yurt dışında. Tokat’taki örnekte olduğu gibi hastaneden kaçıp ölen sorumsuzlar da oldu. Kendi öldüğü yetmiyormuş gibi çevresindeki herkesi yaktı, belki o sorumsuz yüzünden yeni ölümler olacak tüm aile hastanede çünkü. Sokağa çıkma yasağına rağmen “canım sıkıldı” diyen mi dersin, PTT, Banka sırasında illa koyun koyuna sıra bekleyeceğim mi dersin kötü örnekler saymak ile bitmez.
Sağlıkçıları koruyamadık
En içimi acıtan da “birbirimizin maskesini kullanmak zorunda kalıyoruz” diye feryat eden İtalya’daki sağlıkçılar oldu. Bizde de bazı Sağlıkçılar aynı zamanda yaptırdıkları test sonuçlarını bir haftada aldı. Tabi geçen sürede sonuçların da bir anlamı kalmıyor. Sağlıkçılar her hafta teste tabi tutulmalı. Sağlık Bakanımız “601 sağlık çalışanımızda virüs tespit edildi” açıklamasını yaparken ne kadar zorlandığına şahit olduk. Çapa ve Cerrahpaşa Tıp fakültelerinden arka arkaya  Prof. Hocalarımızın ölüm haberleri gelmeye başladı. Görünen o ki hiç istemeyiz ama bu tür haberler devam edecek. Belli ki bir yerlerde bir sorun var. Sağlıkçılar fedakardır. Çocukluğum Ebe olan ablamın ( Gülüzar Kılıç/Taşdelen ) yanında köy köy dolaşıp sağlık kontrolü yapmak, aşı yapmak, sağlık hizmetini halkın ayağına nasıl götürüldüğünü yaşayarak görerek geçti, oradan biliyorum. Sağlıkçısını koruyamayan hastasını nasıl koruyacak. Sadece bizde değil bu ihmal İtalya’da Mart sonuna kadar 69’u doktor 120 sağlık çalışanı öldü. İtalya’da Doktorlar ve Sağlık Yöneticileri Sendikası ( Anaao Assomed ) efekte olan sağlık personeli çalışan sayısını 10.000’i geçtiğini açıkladı. ABD’nin Fransa’ya satılan maskelere nasıl el koyduğunu da gördük. ABD – Fransa – İtalya – Almanya birbirini suçlar oldu. Bu süreçte, “korku” ahlak tanımaz hale getirdi, insanları da ülkeleri de.
Bu süreçte iyi örnekler de oldu tabi ki. Önce kötü örnekleri azaltalım iyilere sonra methiye dizeriz.
Covid günlerinde Aşk-ı Banka
Hastanelerden sonra en riskli grup, Market, Fabrika, PTT ve tabi ki Banka gibi insan yoğunluğunu fazla olduğu grup oldu. Bankacılarda bu yazı yazılana kadar 2 kişi vefat etti, Covid19 tespiti yapılıp hastanede yatanları da biliyoruz. İstanbul, İzmir, Edirne, Tekirdağ, Van gibi illerde bankacılar ciddi risk altında. Sayısını bilmediğimiz banka şubesi karantinaya alındı. Tedbiren kapatılan Banka ve PTT şubeleri oldu bu süreçte.  Bazı bankalar Covid19 tespiti yapılan personel olmasına rağmen büyük sorumsuzluk göstererek hiçbir şey yokmuş gibi o şubelerini açtılar. Çalışan bankacılar büyük bir aşk ile işlerini hala yapmaya devam ederken içlerindeki kaygı, korku ve endişe gibi duygularını bastırmış görünüyorlar. Çoğu ailelerine hala niçin çalıştıklarını açıklayamıyor. Geçen hafta Edirne örneğini yazmıştım. Personel 1 hafta önce efekte sendromlar gösterip izne çıkması bir anlam ifade etmiyor zira o şubede dokunduğu yerler oldu ve saatli bomba olan şubelere personel bile bile sokuldu. Zira o personel daha sonra test sonuçları pozitif çıktığı için hastaneye yatırıldı. Taşıyıcı olma özelliğinin bir aya kadar da sürdüğü biliniyor. Hukuki ve Vicdani sorumluluk karar alıcılardadır.
Edirne Şubesini açan CEO’nun, Bölge Müdürünün gidip o şubede bir saat kalmasını isterdim mesela. Hem personele moral olurdu hem de ne kadar güvenli olduğunu göstermiş olurdu. Hoş biz ülkede radyasyonlu çayları, siyanürlü suları içip “bakın bir şey olmuyor” diyenleri çok gördük. Dedim ya bizim kuşak çok deneyimli. 
Toplum olarak gözle görmediğimize inanmıyoruz faturası da ağır oluyor. Bu tip işletmelerin faaliyetine devam edip etmeme kararı İl Sağlık Kurulu kararına bağlı olmalı. Bir kişinin hayatı sizin paranızdan daha önemli ya da bir personelin hayatını ne kadar kar hesabı ile tehlikeye attınız.
Utanmadan hala hedef veren bölgeler var. Özellikle Trakya’da, Van’da, İzmir’de. Göçmenler nedeni ile zaten bazı il ve ilçelerin demografik yapıları bozulmuştu daha sağlıksız hale geldi. Turistlik yerlere kaçanlara ne demeli giderken taşıyıcı olmadıklarından o kadar eminler ki. En iyisini Bozcaada gibi belediyeler yaptı. Otelleri kapatıp adayı yerleşik kişiler dışında gelişleri engelledi. Yetmedi her dışardan gelenin iki hafta karantinada kalmasını zorunlu hale getirdi. Belediye Başkanı Doktor olduğundan tehlikeyi ilk fark edenlerden oldu. Örnek olsun.
Tehlike hala devam ediyor
UMRE’cilerden sonra en mağdur grup maalesef Sağlıkçılar oldu. Ondan sonra, fabrika işçileri, Bankacılar, PTT çalışanları, Kargo çalışanları, Market emekçileri  olacak gibi. Nerede toplu gruplar var olumsuz etkilenecek bu süreçte maalesef. İnşaat işçileri hala toplu olarak konteynırlarda yatıyor. Bunun sonunu görebilmek için uzman olmak gerekmiyor. Hoş hala sokağa çıkmama alt yaşının niçin 18 değil de 20 olarak seçildiğini anlamış değilim. Tedbirler alınırken lütfen gerekçelerini de halka anlatınız. 16-20 yaş grubunda çalışan veya iş arayan milyonlarca insan var. Halka imece usulü maddi manevi herkes yardımcı olmalıdır. Zaman Dayanışma zamanıdır. 
Hayvanlar ve çocuklar da mağdur
Diğer mağdurlar da sokak hayvanları. Restaurantlar,  Cafeler kapandı, açılacakmış gibi kapıda bekleyen sokak hayvanları görünce içi acıyor insanın. Belediyeler bu hayvanlar ile daha yakından ilgilenmeli. Çocuklara bu süreç iyi anlatılmalı. Mikrop, Bakteri, Virüsün ne anlama geldiği niçin böyle evlere kapanıldığı anlayacakları şekilde korku ve panik yaratmadan anlatılmalı. Oyunlarının içine dahil olup virüs panik duygusundan uzaklaştıralım. Geleceğe kötü değil iyi anılar bırakma dileğimle.
Tam da büyük Usta Nazım “Japon Balıkçısı” şiirinde bahsettiği günlerden geçiyoruz:
Boynuma sarılma gülüm
Benden sana geçer ölüm

Erol TAŞDELEN – 06.05.2020
[email protected]  

BANKA HABERLERİ

Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak?

Yayınlanma:

|

Bankacılıkta Don Kişot Olmak: İmkânsızı Zorlayanlar mı Kazanır, Gerçekçiler mi?

Miguel de Cervantes’in ölümsüz kahramanı Don Kişot, yel değirmenlerini dev sanarak onlarla savaşan hayalperest bir şövalye olarak bilinir. Ancak modern yönetim biliminde ve iş dünyasında Don Kişot sadece bir roman karakteri değildir; vizyon, cesaret, değişim ve statükoya meydan okumanın sembolüdür. Peki Don Kişot yaklaşımı bankacılık sektöründe ne işe yarar? Ne zaman avantaj, ne zaman risk yaratır?

Don Kişot Teorisi Nedir?

İş dünyasında “Don Kişot Etkisi” veya “Don Kişot Yaklaşımı”, çoğunluğun imkânsız gördüğü hedeflerin peşinden gitmeyi ifade eder.

Bu yaklaşımın temelinde:

  • Büyük hayaller kurmak
  • Mevcut düzeni sorgulamak
  • Risk almaktan korkmamak
  • Yenilik peşinde koşmak
  • Toplumun kabul ettiği sınırları zorlamak vardır.

Ancak teori aynı zamanda şu soruyu da sorar: “Hayal kurmak ile gerçeklerden kopmak arasındaki çizgi nerede başlıyor?”

Bankacılıkta Don Kişotlar Kimlerdir?

Bankacılık tarihi incelendiğinde sektörde büyük dönüşümleri başlatanların çoğu aslında dönemin “Don Kişotları” olmuştur.

1. Dijital Bankacılığı İlk Savunanlar

1990’larda birçok yönetici: “Müşteri şubeden vazgeçmez” diyordu.

Bugün ise mobil bankacılık milyonlarca müşterinin temel işlem kanalı haline geldi. O dönemde dijitalleşmeyi savunan yöneticiler sektörde “hayalci” olarak görülüyordu.

2. Şubesiz Banka Fikrini Savunanlar

Bir dönem:

  • Şubesiz banka olmaz
  • Müşteri yüz yüze görüşmek ister
  • Krediler uzaktan verilemez

deniliyordu.

Bugün dijital bankalar birçok ülkede milyarlarca dolarlık değerlemelere ulaştı.

3. Yapay Zekâ ve Açık Bankacılık Savunucuları

Bugün halen bazı kurumlarda:

  • Yapay zekâ risklidir
  • Açık bankacılık müşteri kaybettirir
  • Veri paylaşımı tehlikelidir

görüşleri hakim.

Ancak geleceğin bankaları bu alanlarda şekilleniyor. Yani bugünün Don Kişotları yarının sektör liderleri olabilir.

Bankacılıkta Don Kişot Yaklaşımının Faydaları

1. Yenilikçilik Kültürü Oluşturur

Sektörün en büyük düşmanı bazen rakipler değil, alışkanlıklardır.

Don Kişot bakış açısı:

  • Yeni ürünler
  • Yeni gelir modelleri
  • Yeni müşteri deneyimleri oluşturur.

2. Kriz Dönemlerinde Çıkış Yolu Bulur

Kriz zamanlarında çoğu kurum savunmaya geçer.

Don Kişot yaklaşımına sahip liderler ise:

  • Yeni pazarlar arar
  • Yeni teknolojilere yatırım yapar
  • Rakiplerin görmediği fırsatları görür

3. Kurum İçinde Motivasyonu Artırır

İnsanlar sadece maaş için değil, anlamlı hedefler için de çalışır.

Büyük vizyonlar:

  • Yetenekli çalışanları çeker
  • Kurumsal bağlılığı artırır
  • Yenilikçi ekiplerin oluşmasını sağlar

Don Kişot Olmanın Tehlikeleri

Her Don Kişot hikâyesi başarıyla bitmez. Bankacılıkta aşırı hayalcilik ciddi riskler yaratabilir.

1. Risk Yönetimini Zayıflatabilir

Bankacılık sektörünün temeli:

  • Sermaye yeterliliği
  • Likidite
  • Risk kontrolü

üzerine kuruludur.

Gerçeklerden kopuk büyüme stratejileri bankaları krizlere sürükleyebilir.

2. Teknoloji Fetişizmi Oluşturabilir

Her yeni teknoloji yatırım yapılacak alan değildir.

Birçok banka:

  • Metaverse
  • NFT
  • Kripto projeleri

konusunda büyük yatırımlar yaptı ancak beklediği sonucu alamadı.

3. Kurumsal Körlüğe Yol Açabilir

Liderler bazen kendi vizyonlarına o kadar inanırlar ki:

  • Piyasa sinyallerini
  • Müşteri geri bildirimlerini
  • Finansal göstergeleri

görmez hale gelirler.

Bu durum “Don Kişot Sendromu” olarak da tanımlanır.

Türk Bankacılık Sektörü İçin Dersler

Türk bankacılığı bugün iki uç arasında denge kurmak zorunda:

Aşırı Muhafazakârlık

  • Yeni ürün geliştirmemek
  • Risk almamak
  • Teknoloji yatırımlarını ertelemek

Aşırı Don Kişotluk

  • Kontrolsüz büyüme
  • Yetersiz risk analizi
  • Gerçeklerden kopuk projeler

Doğru model ise: “Veriyle desteklenen Don Kişotluk

Yani:

  • Hayal kurmak
  • Yenilik yapmak
  • Büyük hedef koymak

ama aynı zamanda:

  • Risk ölçmek
  • Veriye dayanmak
  • Senaryo analizi yapmak zorundasınız.

Bankaların Don Kişotlara İhtiyacı Var mı?

Evet.

Çünkü sektör sadece muhasebecilerle büyümez. Ama sadece hayalperestlerle de ayakta kalamaz. Bankacılık tarihine bakıldığında en başarılı kurumlar, Don Kişot’un cesaretini Sancho Panza’nın gerçekçiliğiyle birleştirenler olmuştur. Bugün yapay zekâ, açık bankacılık, dijital para ve fintech rekabeti çağında Türk bankalarının ihtiyacı olan şey de tam olarak budur:

Yel değirmenlerine saldıran değil, hangi değirmenin gerçekten dev olduğunu anlayabilen Don Kişotlar…

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras

Yayınlanma:

|

Carl Friedrich Gauss, matematik tarihinin en büyük dahilerinden biri olarak kabul edilir. Hatta birçok bilim insanı onu “Matematiğin Prensi” (Princeps Mathematicorum) olarak anmıştır. 1777-1855 yılları arasında yaşamış olmasına rağmen, bugün kullandığımız birçok matematiksel yöntem, teknoloji ve mühendislik uygulaması onun çalışmalarına dayanır.

Gauss’un Matematiğe En Büyük Katkıları

1. Normal Dağılım (Gauss Eğrisi)

Bugün istatistikte, yapay zekâda, bankacılıkta, sigortacılıkta ve ekonomide kullanılan çan eğrisi onun adıyla anılır.

Bu eğri;
  • Kredi risk analizlerinde
  • Sigorta prim hesaplamalarında
  • Kalite kontrol süreçlerinde
  • Yapay zekâ algoritmalarında
  • Borsa ve finansal modellemelerde

temel araçlardan biridir.

2. En Küçük Kareler Yöntemi

Gauss, gözlem hatalarını azaltmak için “En Küçük Kareler Yöntemi”ni geliştirdi.

Bugün:

  • Ekonomik tahminlerde
  • Finansal modellemelerde
  • Makine öğrenmesinde
  • Yapay zekâ algoritmalarında

kullanılan regresyon analizlerinin temelini oluşturur.

3. Sayılar Teorisi

1801 yılında yayımladığı Disquisitiones Arithmeticae adlı eser, modern sayı teorisinin temel kitabı kabul edilir.

Bugün:

  • Kriptografi
  • Dijital imza sistemleri
  • Blockchain teknolojileri
  • İnternet güvenliği

bu çalışmalar üzerine kuruludur.

4. Modüler Aritmetik

Gauss’un geliştirdiği modüler aritmetik sistemi günümüzde:

  • Şifreleme sistemleri
  • Bankacılık güvenliği
  • ATM işlemleri
  • Kredi kartı doğrulama sistemleri

için kritik öneme sahiptir.

Aslında internet bankacılığının matematiksel temellerinden biri Gauss’a dayanır.

5. Jeodezi ve Haritacılık

Gauss, Dünya’nın ölçülmesi ve haritalanması konusunda devrim yarattı.

Bugün:

  • GPS sistemleri
  • Uydu navigasyonu
  • Coğrafi bilgi sistemleri

onun geliştirdiği yöntemlerden yararlanır.

6. Karmaşık Sayılar

Gauss, karmaşık sayıların matematikteki kullanımını sistematik hale getirdi.

Bugün:

  • Elektrik mühendisliği
  • Telekomünikasyon
  • Radar sistemleri
  • 5G haberleşme teknolojileri

bu çalışmaların üzerine inşa edilmiştir.

7. Gauss Yasası

Elektromanyetizmanın temel yasalarından biridir.

Bu yasa olmadan:

  • Elektrik şebekeleri
  • Mikroçipler
  • Bilgisayarlar
  • Cep telefonları

geliştirilemezdi.

8. Astronomi ve Uzay Çalışmaları

1801 yılında keşfedilen Ceres kaybolduğunda, Gauss kendi geliştirdiği yöntemlerle yeniden yerini hesapladı.

Bu çalışma modern:

  • Uydu takip sistemlerinin
  • Yörünge hesaplamalarının
  • Uzay görevlerinin

başlangıcı kabul edilir.

Bankacılık ve Finans Açısından Gauss

Sizin ilgi alanınıza daha yakın bir örnek vermek gerekirse;

Bugün bankaların kullandığı:

  • Kredi skorlama modelleri
  • Risk ölçümleri
  • VAR (Value at Risk) hesaplamaları
  • Portföy optimizasyonu
  • Sigorta aktüeryası
  • Yapay zekâ destekli kredi değerlendirmeleri

doğrudan veya dolaylı olarak Gauss’un istatistik ve olasılık çalışmalarına dayanır.

Bir anlamda, modern bankacılıkta kullanılan risk yönetimi matematiğinin temel taşlarından biri Gauss’tur.

İlginç Bir Hikâye

Gauss henüz 7 yaşındayken öğretmeni sınıfa ceza olsun diye 1’den 100’e kadar sayıların toplamını vermişti.

Diğer öğrenciler hesap yaparken Gauss birkaç saniyede sonucu buldu:

1+2+3+⋯+100=(100×101)/2=5050

Çünkü sayıları şu şekilde eşleştirmişti:

  • 1 + 100 = 101
  • 2 + 99 = 101
  • 3 + 98 = 101

Toplam 50 adet 101 vardı.

Bu olay onun dehasını dünyaya duyuran ilk hikâyelerden biri olarak anlatılır.

Teorileri halen kullanılıyor

Gauss yalnızca matematiğe katkı yapmadı; bugün kullandığımız internet bankacılığından GPS’e, yapay zekâdan kriptografiye, uydu sistemlerinden finansal risk yönetimine kadar uzanan dijital dünyanın matematiksel altyapısını şekillendiren isimlerden biri oldu. Eğer bugün bir banka kredi riski hesaplayabiliyor, bir telefon konumunuzu bulabiliyor veya bir internet işlemi güvenli şekilde yapılabiliyorsa, bunun arkasında bir yerde Gauss’un matematiği vardır.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Yayınlanma:

|

Sanayide iş var, çalışacak insan yok: Eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Türkiye sanayisi uzun süredir nitelikli teknik eleman bulmakta zorlanıyordu. Ancak son dönemde sorun yalnızca kaynakçı, CNC operatörü, dikiş makinecisi, bakım teknisyeni gibi ara elemanlarla sınırlı kalmadı; fabrikalar artık vasıfsız/düz işçi bulmakta da zorlanıyor.

Bu tablo, klasik “işsizlik var ama işçi yok” çelişkisini yeniden gündeme taşıdı. Bir yanda iş arayan milyonlarca kişi, diğer yanda üretim hattını döndürecek çalışan bulamayan fabrikalar var. Sorunun temelinde yalnızca ücret değil; çalışma koşulları, vardiya düzeni, ulaşım, barınma, genç kuşağın iş tercihleri, mesleki eğitim yetersizliği ve sanayinin sosyal cazibesini kaybetmesi bulunuyor.

Asgari ücret artık sanayi işi için yeterli motivasyon oluşturmuyor

Sanayide özellikle mavi yaka işler ağır çalışma temposu, vardiya sistemi, fiziki yıpranma, servis bağımlılığı ve kimi zaman sağlıksız çalışma ortamlarıyla öne çıkıyor. Buna karşılık çalışanların eline geçen ücret, yaşam maliyetleri karşısında tatmin edici bulunmuyor.

Asgari ücretin biraz üzerinde teklif edilen ücretler dahi birçok çalışan için yeterli görülmüyor. Çünkü kira, ulaşım, gıda ve temel ihtiyaçlardaki artış, sanayi ücretlerini reel olarak zayıflatıyor. Çalışan açısından soru artık şu hale geldi: “Bu tempoya, bu yıpranmaya, bu ücrete değer mi?”

Yeni kuşak fabrika düzeninden uzaklaşıyor

Genç kuşak için iş yalnızca gelir kapısı değil; yaşam kalitesi, esneklik, sosyal çevre, statü ve psikolojik tatmin anlamına da geliyor. Fabrika ortamı ise birçok genç tarafından ağır, tekdüze, baskılı ve gelecek vadetmeyen bir alan olarak görülüyor.

Kurye, e-ticaret, kafe, güvenlik, hizmet sektörü veya dijital platform işleri daha esnek ve daha görünür seçenekler sunuyor. Sanayide kariyer basamağı, sosyal itibar ve gelir artışı beklentisi zayıf kaldıkça gençler üretim hattından uzaklaşıyor.

Sorun teknik elemandan düz işçiye indi

Geçmişte sanayicinin ana şikâyeti “nitelikli ara eleman yok” şeklindeydi. Bugün tablo değişti. Artık paketleme, yükleme-boşaltma, üretim destek, temizlik, depo, montaj ve vardiyalı hat işlerinde de ciddi açık oluşuyor.

Bu durum sanayi için kritik bir eşik anlamına geliyor. Çünkü teknik eleman eksikliği verimliliği düşürürken, düz işçi eksikliği doğrudan üretim hattını durdurabiliyor. Fabrika kapasitesi kâğıt üzerinde var olsa bile, çalışan bulunamadığında makine, sipariş ve yatırım boşa düşüyor.

Yabancı işçi yeni çıkış kapısı oldu

Bazı fabrikalar çözümü yabancı işgücünde aramaya başladı. Suriyeli çalışanların ardından Türkmenistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinden gelen işçiler birçok sektörde daha görünür hale geldi. Tavukçuluk, tekstil, gıda, inşaat, lojistik ve bazı ağır sanayi kollarında yabancı işçi kullanımı artıyor.

Son dönemde Uzak Doğu ve Afrika ülkelerinden işçi getirilmesi de tartışma konusu oldu. Özellikle tavukçuluk gibi çalışma koşulları ağır, vardiya düzeni yoğun ve işgücü devri yüksek sektörlerde yabancı çalışanlar daha fazla gündeme geliyor.

Ancak bu yöntem kalıcı çözüm değil. Yabancı işçi kısa vadede üretim hattını döndürebilir; fakat yerli işgücünün sanayiden kopuşunu, ücret dengesizliğini ve çalışma koşullarındaki yapısal sorunu çözmez.

İşverenin sorunu yalnızca “eleman yok” değil

Sanayici açısından bakıldığında işgücü sorunu üretim planlamasını, sipariş teslimini, ihracat kapasitesini ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. İşçi bulunamadığında makineler boş kalıyor, vardiya düşüyor, teslim süresi uzuyor, maliyet artıyor.

Ancak çalışan açısından bakıldığında da sorun net: düşük ücret, ağır koşul, sınırlı sosyal hak, belirsiz kariyer ve düşük motivasyon. Bu nedenle mesele yalnızca “gençler çalışmak istemiyor” basitliğine indirgenemez. Asıl sorun, sanayi işlerinin çalışan açısından cazibesini kaybetmesidir.

Sanayi için yeni sosyal sözleşme şart

Türkiye üretim ekonomisini büyütmek istiyorsa, sanayi işçiliğini yeniden cazip hale getirmek zorunda. Bunun için yalnızca ücret artışı değil, bütüncül bir çalışma hayatı reformu gerekiyor.

Öncelikli adımlar şunlar olmalı:

  1. Sanayide ücretler asgari ücretin anlamlı biçimde üzerine çıkarılmalı.
  2. Vardiya, servis, yemek, barınma ve yan haklar yeniden düzenlenmeli.
  3. Mesleki eğitim fabrikalarla entegre edilmeli.
  4. Gençlere üretimde kariyer yolu gösterilmeli.
  5. Tehlikeli ve ağır işlerde çalışma koşulları iyileştirilmeli.
  6. Yabancı işçi kullanımı kayıtlı, denetimli ve adil ücret ilkesiyle yürütülmeli.
  7. Sanayi bölgelerinde sosyal yaşam, ulaşım ve barınma altyapısı güçlendirilmeli.

Türkiye üretmek istiyorsa işçiyi yeniden kazanmalı

Sanayide eleman bulamama sorunu artık geçici bir insan kaynakları problemi değil; üretim ekonomisinin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir krize dönüşüyor.

Fabrika açmak, makine almak, ihracat bağlantısı kurmak tek başına yeterli değil. O makineleri çalıştıracak, üretim hattını sürdürecek, işi sahiplenip meslek haline getirecek insan kaynağı yoksa sanayi büyüyemez.

Türkiye’nin önündeki soru şudur: Sanayi, gençler ve çalışanlar için yeniden cazip bir gelecek sunabilecek mi?

Bu soruya güçlü bir cevap verilemezse, üretim hattındaki açık yalnızca yabancı işçiyle kapatılmaya çalışılır. Ancak bu da Türkiye’nin asıl ihtiyacını karşılamaz: nitelikli, kalıcı, motive ve yerli üretim kültürüne bağlı bir sanayi işgücü.

*************

Kaynak notu: İŞKUR’un 2025 araştırmasında 1 milyon 730 bin işyeri içinde 166 bin işyerinde 398 bin 618 kişi için eleman temininde güçlük çekildiği; nedenler arasında mesleki beceri eksikliği, yeterli başvuru olmaması, talep edilen ücretin yüksek bulunması ve çalışma şartlarının beğenilmemesi yer alıyor. TÜİK verilerinde 2025’te sanayi istihdamı 6 milyon 578 bin kişi olarak görülürken sanayinin istihdam payı geriliyor. Çalışma Bakanlığı yabancı çalışma izinleri istatistikleri de işgücü açığında yabancı çalışan kanalının büyüdüğünü gösteriyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.