GÜNCEL
Aday Sath-ı Maili
Siyaset yapan, siyasete ilgi duyan, yazan-çizen herkes bilir, seçimler yaklaştığında, seçim dinamiğinin hissedilir olmaya başlamasıyla birlikte bir terim kullanılır, “seçim sath-ı mailine girdik” denir. Böyle olduğunda, “artık durulamaz” anlamına gelir.
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Konunun iyi anlaşılması için kendimce, ilgili tanımları yaparak başlamak istiyorum:
Sath-ı mail: Eğik Düzlem / Eğimli Yüzey demektir.
Seçim sath-ı maili: Seçime doğru gidilen, kaçınılmaz olarak hareket kazanılan ve durdurulması zor olan bir süreçtir.
Aday sath-ı maili: Adayın belirlenme sürecinde, ağırlıklar nispetinde hareket kazanılan eğimli yoldur.
Önümüzdeki seçimlerin en kritik aşaması, cumhurbaşkanlığı adaylığının belirlenmesi olduğu için, seçim sath-ı mailinin öncüsü olan aday sath-ı mailine girmiş bulunmaktayız.
MHP’nin 4 Eylül’de başladığı mitingler serisi için seçtiği, “2023’e Doğru: Aday Belli, Karar Net” sloganı da bu durumun bir tür ifadesidir.
İktidar kanadı, muhalefeti “adayını kararlaştırma” zeminine çekmiştir.

Kamuoyunda yapılan açıklamalar dikkate alınacak olursa, normal şartlar altında (NŞA) en son, MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman’ın, seçimlerin “Kurban Bayramı ve üniversite sınavları nedeniyle bir ay erkene çekilebileceği”ni ifade etmesiyle birlikte, daha önce “18 Haziran 2023 tarihinde ve zamanında yapılacaktır” açıklamasından geri adım attığı ve 21 Mayıs Pazar gününe göre seçim planı yapıldığı düşünülebilir. Bu kararın farklı gerekçeleri olmakla birlikte, bu yazının konusu olmadığından bu kısmı geçeceğim.
Bu hesapla da bugün (12 Eylül) itibarıyla seçimlere, 8 ay 11 günlük bir zaman kalmış durumdadır.

İktidar Kanadının Adayı
İktidar tarafını ele aldığımızda,
Bugüne kadar ortaya konulan ifadelerle, gerek Erdoğan’ın 9 Haziran tarihinde partisinin İzmir İl Danışma Meclisi Toplantısı’nda “2023 Genel Seçimleri’nde Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olacağı”nı açıklaması, gerekse Bahçeli’nin, başından beri belirttiği, ayrıca Sivas’ta Erdoğan’ın ismini de vererek ilkini yaptığı ve başka illerde de yapacağı temalı mitingleri için seçtiği “Aday Belli, Karar Net“ sloganı nedeniyle, iktidar kanadının adayının Recep Tayyip Erdoğan olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Muhalefet Kanadının Adayı
Muhalefet kanadına baktığımızda ise,
Aday konusunda henüz net bir karara varılamadığı ve sancılı bir süreç yaşandığı görülmektedir.
Muhalefet kanadını, cumhurbaşkanı adayı açısından bir miktar analiz edecek olursak, öncelikle muhalefet yapılarını tanımlamak gerekmektedir.

Muhalefet yapıları
6’lı Masa
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Demokrat Parti (DP), Saadet Partisi (SP), Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) ve Gelecek Partisi
6’lı Masa’nın içinde; CHP, İYİ Parti, DP ve SP, 2018 seçimlerinde “Millet İttifakı”nı oluşturuyorlardı, 2019 Yerel Seçimleri’nde CHP ve İYİ Parti “İşbirliği” yaptılar, 9 Eylül tarihine kadar da CHP ve İYİ Parti, kamuoyu önündeki söylemlerinde kendilerini “Millet İttifakı” olarak tanımladılar.
Akşener bir çok açıklamasında kullandığı gibi en son 8 Mayıs’ta, İYİ Parti Ankara İl Başkanlığı’nın Atatürk Spor Salonu’nda düzenlediği Anneler Günü etkinliğinde, “Eğer bugün Türkiye 13. Cumhurbaşkanı’nın Millet İttifakı’nın adayı olacağına inanıyorsa İyi Parti’nin kuruluşuna, kadınlarına, gençlerine, yaş almışlarına borçludur.” diyor ve sonrasındaki bir çok söyleminde de bunu tanımlamayı tekrar ediyordu.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da en son 31 Ağustos’ta, grup toplantısını gerçekleştirdiği Samsun’un Bafra ilçesinde, “Türkiye’nin yeni bir iklime ihtiyacı var. 13’üncü Cumhurbaşkanı, Millet İttifakı’nın adayı olacak” dedi.
CHP’li Gürsel Tekin’in, CHP’lilerden de büyük tepki alan, hiçbir yetkisi olmadığı halde “HDP’ye bakanlık verilebileceği”ni ifade etmesinden sonra, İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz’ın, konuk olduğu bir televizyon programında kendisine yöneltilen “CHP ile ortak olmadığınızı mı söylüyorsunuz şu an?” sorusuna “Evet” cevabını vermesiyle ve bunu daha sonra da teknik bir tanımlamayla “Yasal ittifak süreci seçim başladığında başlamış oluyor. Seçim takvimi belli olduğunda da bu açıklanmış olur. Ama biz altı parti zaten şu anda ciddi bir işbirliği halindeyiz.” söylemiyle ikinci kez teyit etmesiyle, Millet İttifakı’nın ortadan kalktığını söyleyebiliriz. Bu bilgiyi de yazımız içinde bir tespit olarak not düşmekte yarar bulunmaktadır.
Dolayısıyla, İYİ Parti’nin ifadeleriyle, 6’lı Masa artık “ciddi bir işbirliği” tanımını almış, Millet İttifakı tabiri (şimdilik) ortadan kalkmıştır.
Emek ve Özgürlük İttifakı
Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP)
Türkiye toplumunda “eşitlik, özgürlük, kardeşlik, barış ve demokrasi temelinde bir değişimi yaratacak birlikteliği” sağlayacak siyasi iradeyi oluşturmak amacıyla harekete geçtiklerini belirterek, 25 Ağustos 2022 tarihinde bir ittifak oluşturduklarını kamuoyuna açıkladılar.
Muhalif Görünümlü Siyasi Partiler
Memleket Partisi – Genel Başkan Muharrem İnce
Zafer Partisi – Genel Başkan Ümit Özdağ
Başka partiler de bulunmakla birlikte, aktivitesi ve muhalifliği daha belirgin olan iki partiyi ele aldım.
Muhalefetin cumhurbaşkanlığı adaylık sürecinin değerlendirilmesi;
6’lı Masa Dışındaki Adaylar
Konuyu bu açıdan toparlamak, alanı daraltmak ve yazının asıl konusu olan 6’lı Masa’daki aday tartışması zeminine getirmek açısından ana aktörler dışındaki unsurları öncelikli ele alacak olursak,
Emek ve Özgürlük İttifakı’nın, Tayyip Erdoğan karşıtlığı ve tek adam sisteminin değiştirilmesi hesabıyla, 6’lı Masa’nın ortak aday çıkarma durumuna ve ortak adayın niteliklerine bağlı olarak aday belirleyeceğini, buna göre de aday çıkarmayacaklarını ya da olumsuz bir bakış açısının oluşması durumunda, içlerinden bir aday çıkarabileceklerini söyleyebiliriz.
Memleket Partisi’nin Muharrem İnce’yi 100 bin imzayla aday göstereceğini, Zafer Partisi’nin ise (CHP’den bağımsızlaşır ve ikna edilebilirse) Mansur Yavaş’ı aday yapmaya çalıştığını belirtebiliriz.
Esasta, sorun yaşanan ve çıkaracağı adayın her hâlükârda güçlü olacağı düşünülen, hatta paydaş liderlerin açıklamalarında “13. Cumhurbaşkanı Millet İttifakı’nın adayı olacak” söylemini kullandıkları 6’lı Masa’nın adayına gelince, oldukça çetrefilli bir tablo ortaya çıkmakta.

6’lı Masa’nın Adayları
6’lı Masa’nın adaylaştırma sürecine bir göz atacak olursak,
Uzun süredir, iktidar kanadının, yandaş medyanın ve anket şirketlerinin merakı ve gündemde tutmasıyla, 6’lı Masa (öncesinde de Millet İttifakı), çok sayıda aday ismine maruz bırakılmış durumda.
Bu isimlerden belirgin bir şekilde öne çıkanlar ise gündeme gelme sıralarına göre; Meral Akşener, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

Meral Akşener
24 Eylül akşamı, “Ben Cumhurbaşkanı adayı değilim. Ben başbakanlığa adayım.” diyerek ve sonraki tüm açıklamalarında da bu duruşu tekrarlayarak olası adaylar arasından ayrılmış oldu. Masa’da farklı bir kararla göreve zorlanmadığı sürece aday değil.

Ekrem İmamoğlu,
Uzun süre güçlü bir şekilde adaylığı konuşulan ve tartışılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, süreç içerisinde yaşanan bir takım olaylar ve Erdoğan’la özdeşleştirilmesi nedeniyle gerilemiş durumda.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sözcüsü Murat Ongun’un, aralarında; Nagehan Alçı, Ertuğrul Özkök, İsmail Saymaz, Akif Beki ve Özlem Gürses’in de olduğu gazetecilerle çekilen Karadeniz gezisi fotoğrafı sonrası yapılan eleştiriler ve bu eleştirilere karşı verdiği “Bu eleştiriler 200-300 kişinin kendi arasındaki yorumları, eleştirileridir. Biz bunu çok da önemsemiyoruz doğrusu. Biz Twitter’a bakmıyoruz.” demesi, “Bu geziye Hande Fırat’ı da davet etmiştim… Ben bu tartışmaları çok önemsemiyorum.” söylemi, yine İmamoğlu’nun “Vız gelir tırıs gider, hiç umurumda değil.” demesi ile birlikte “Tayyip Erdoğan’dan ne farkı var” algısının oluşması, sonrasında ise Murat Ongun’u görevden alması ve geri çekilmesi ile birlikte adaylık sürecinde geriledi.
İmamoğlu’nun, adaylıktan tamamen vazgeçtiği söylenemez ama kamuoyu oluşturarak 6’lı Masa’yı kuşatma ve adaylığı ele geçirme stratejisi ve buna bağlı taktikleri çökmüş oldu.
Şimdilik halen, 6’lı Masa’dan kendi ismi çıkabilir mi diye düşündüğü hissedilmekle birlikte aşağıda belirteceğim nedenlerle bu ihtimal de oldukça zayıflamış görünüyor.
Bağımsız olarak aday olma ihtimali ise “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma” atasözünü anımsatacak şekilde ihtimal dışı görünüyor.

Mansur Yavaş
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, hiçbir şekilde adaylığını öne çıkarmamakla birlikte, güçlü bir kamuoyu algısıyla ve anketlerde çok iyi noktada çıkıyor olmasıyla, diğer adayların ismini bloke eder derecede, adaylık gündeminde sürekli yerini alıyor.
Yavaş’ın, iki seçimdir Ankara’da aday olması, son seçimde de Ankara’lıları Melih Gökçek’in yarattığı yaklaşık 25 yıllık bezginlikten kurtarması nedeniyle ve Ankara Büyükşehir Belediyesi kapsamında genelde pandemi süreci ve sonrasındaki; halkçı, toplumcu, insancıl yaklaşımlar, sosyal yardımlar ve kent içinde mağduriyet yaşamış kesimlere verdiği hizmetlerle popülerleşmesi ve bu popülerliği de Türkiye geneline yaymayı başararak algıyı yönetmesi, isminden sürekli söz edilmesine neden oluyor.
Ancak Yavaş, Türkiye’nin tamamına ait sorunları ile ilgili hiçbir söylemde bulunmuyor.
Dolayısıyla, sahaya çıktığında, ülke sorunları önüne geldiğinde, karşılaşacağı durumlara karşı cevap üretip üretemeyeceği hakkında bir fikir oluşmuyor.
Örnek verecek olursak, 28 Mayıs’ta gerçekleştirdiği Van gezisinde, bir vatandaşımızın “Sizi çok seviyoruz başkanım. Bizi bu dertten kurtarın. Selahattin Demirtaş’ı da istiyoruz.” demesi üzerine, Yavaş’ın, “İnşallah” dediğinin kamuoyuna yansıması, ABB Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Koordinatörü Volkan Memduh Gültekin’in, Yavaş’ın “Selahattin Demirtaş’ı istiyoruz” diyen yurttaşa yanıt olarak “İnşallah demediği” açıklamasını yapması, Yavaş’ın da tepki göstererek, “Maşallah size, gerçekten maşallah.” demesi vb. küçücük olaylar bile günlerce gündem olurken, kampanya döneminde her gün benzer bir çok sorunun yaşanabileceği konusunda korkular yaratıyor.
Ayrıca, dışarıya yansıyan ve belediye içerisinde yaşanan bir çok sorun ile kadro eksiklikleri, yönetici görevlendirmelerindeki istikrarsızlıklar gibi sorunlar da cumhurbaşkanlığını yürütme ve kadrolar oluşturarak yönetme konusunda soru işaretleri oluşturuyor.
Bu ve benzeri daha bir çok eksikliğin tespit edilmiş olmasına rağmen başta Ümit Özdağ olmak üzere; MHP kökenlilik, ülkücülük ve milliyetçilik kavramlarından hareketle söz konusu kesimlerden Yavaş’a önemli bir desteğin olduğunu da belirtmekte yarar var.

Ayrıca İYİ Parti’nin içinde güçlü bir temsille Yavaş’ın adaylığını gerçekleştirmeye çalışan yapılar olduğunu da eklemek gerek.
Yavaş savunulurken, bilinen eksikliklerinin giderilmesi için belirlenecek yöntemler konusunda iki temel noktadan hareketle çözüm öneriliyor:
Birincisi, çok öne çıkarılmadan, fazlaca konuşturulmadan kampanya sürecinin tamamlanabileceği,
İkincisi ise kazanması durumunda yönetim konusunun kendisine bırakılmayacağı.
İkisinin de gerçekçi olmadığı, Belediye Başkanlığı sürecini yakından izleyenlerce biliniyor.
Dolayısıyla biraz “Dışı seni, içi beni yakar.” durumu söz konusu.
Yine, İmamoğlu gibi, bağımsız olarak aday olma ihtimalinin gerçekçi bir ihtimal olmadığı anlaşılıyor. Bunun nedeni olarak da Mansur beyin, kişisel düşüncesinde, “ortak aday olma” tutumunun güçlü olduğu, yerel seçimlerde de bu tavrı gösterdiği, CHP’den istifa ederek Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısına aday olarak çıkmayacağı, bunu gerek vefa gerekse gerçekçi bir hesapla yapmayacağı söylenebilir.
Ayrı bir not olarak, Mansur Yavaş’ın CHP dışında bir parti tarafından aday gösterilmesi durumunda ise zaten CHP seçmeni ile arasındaki tüm bağlar kopmuş, maya bozulmuş, birliktelik ruhu ölmüş olacaktır.
Bu durumda 6’lı Masa da cumhurbaşkanlığı adaylığında oluşacak işbirliği açısından dağılmış olacaktır.

Belediye Başkanları ile ilgili ortak değerlendirme
Belediye Başkanları’nın adaylık gündeminde güçlü bir şekilde yer almalarının sebebi tamamen, belediyeler nedeniyle elde ettikleri popülerliktir.
İmamoğlu’nu ve Yavaş’ı, herkese rağmen (yönetimine ve örgütüne rağmen) Kılıçdaroğlu’nun belirlediği biliniyor. Bunu, 3 Şubat 2019’da, belediye başkan adaylarının belirlenmesi ve belirlenen belediye başkanlarının değiştirilmesi konusunda Parti Meclisi’nden aldığı yetkiyle yaptı.
Hayır Cephesi olarak referandumdan beri %50’ye yakın oy potansiyeli olan tüm muhalif kesimler, mevcut iktidarı geriletmek amacıyla, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok büyükşehirin muhalefete geçmesi için, tüm farklılıklarını göz ardı ederek birlikte davrandılar.
Yavaş ve İmamoğlu, kendilerine altın tepside sunulan, Ankara ve İstanbul gibi pırlantaların yönetimine bu şekilde; CHP, İYİ Parti, DP, SP + bir kısım MHP’li seçmen ve bir kısım kürt seçmenin oylarıyla geçtiler.
Popülerliklerini de bu sayede edindiler.
Söz konusu popülerliği, farklı bir süreç olan ve gereksinimleri bambaşka olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, mucizevi insanlara ait bir vasıf gibi sunmalarına gerek olmadığını düşünüyorum. İhtiyacımız bu değil.

Bu noktada, öncelikle geçmiş bir deneyimden de bahsetmekte yarar var:
Ankara’nın çok kötü bir deneyimi var:
Değerli siyasetçi Murat Karayalçın’ın, geçmişte başkanlık görevini tamamlamadan Ankara’yı bırakması, bugünlere gelişimizdeki en temel noktalarından biridir. Bu kötü deneyimin tekrarlanması, Mansur beyi seçen Ankara halkı tarafından ve İmamoğlu’nu seçen İstanbul halkı tarafından, özellikle de CHP seçmeni tarafından asla istenmez.

Bir kötü deneyim örneği de İstanbul’dan verelim:
İSKİ skandalını hatırlıyorsunuzdur, Genel Müdür’ün yozlaşmışlığından kaynaklı birkaç milyon dolarlık bir skandaldı. Bugün yapılan; yolsuzluklar, hırsızlıklar, arsızlıklar, devasa kaynakların hortumlanmaların baktığınızda, gölde tuz gibi bir şey. SHP’yi bitirdi, 30 yıldır da CHP’ye yamanarak konuşuluyor.
Belediyecilikte insana bağlı bu tür riskler vardır. İktidarın her uzvunda bu olayın yüzlerce kat büyüğü olaylar yaşanmaktadır. Ancak, birinin elinde bir propaganda makinesi varsa sizin küçücük bir hatanızı 30 yıl konuşturur, kendi devasa hatalarını hiçbir şey yokmuş gibi kapatırlar.
Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri’nde, üst yönetimin alt organlarının tamamında AKP’nin eli var. Belediye Meclisleri’nde de AKP+MHP çoğunlukta. İkinci dönemine geçmediği sürece Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri, AKP kadrolarından kurtulmuş olmayacak. Dolayısıyla her an bütün bağırsakları ortada. Belediyecilikte hatalar mutlaka yapılır, o hatalar alınır, küçücük hata büyütülür, devasa bir anti propaganda haline dönüştürülür.
Bu ve daha bir çok gerekçe, Belediye Başkanları’nın adaylıklarında büyük riskler ortaya koyuyor.

Kılıçdaroğlu’nun ve Akşener’in bu konudaki yaklaşımlarına bakmak gerekirse,
Kemal bey, 2 Ocak 2021’de, İmamoğlu ile ilgili olarak, “İmamoğlu ile aramızda bir rekabet falan yok, ben genel başkanım, o İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı.” dedi.
Bu arada Akşener, 26 Ekim 2021’de “Sayın İmamoğlu ve Yavaş, Millet İttifakı’nın belediye başkanları. Bu arkadaşlarımızın ita amiri Kılıçdaroğlu. Her iki arkadaşımızı öneren Kılıçdaroğlu. Onlar CHP’nin belediye başkanları. Kılıçdaroğlu döner de iki arkadaştan birini aday gösterdiğinde biz ‘hayır’ demeyiz,” dedi.
Kılıçdaroğlu, 6 Kasım 2021’de, Karar TV’de Gündem Özel programında, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanlığı için belediye başkanlarını aday gösterip göstermeyeceğine ilişkin, “Belediye başkanlarımızın görevlerine devam etmelerini istiyorum.” ifadelerini kullandı ve “Öncelikle belediye meclislerinde çoğunluğumuz yok. Onun olmadığı yerde belediye başkanlığını başka bir partiye teslim etmiş oluruz. O zaman İstanbul’lu, Ankara’lı bize ne diyecek? O bağlamda kafamda ciddi soru işaretleri var. İkincisi seçildiler, önce bir bulundukları kentin güvenini kazansınlar önlerinde bir zaman var. O zaman diliminde çalışır, deneyim kazanırlar iyi noktalar ve alanlarda kendilerini gösterirler o çerçevede görevlerini sürdürmeleri lazım.” dedi.
Kılıçdaroğlu yine, 26 Aralık 2021’de, “Sayın Yavaş ve İmamoğlu’nun ismi öne çıkarılıyor ama İstanbul ve Ankara’nın yönetimini bırakamayız. Seçmenimize anlatamayız.” dedi.
28 Ağustos 2022’de HaberTürk’te, İmamoğlu ve Yavaş’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda, “6 lider aday belirleyecek diyoruz. Önümüze Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı gelmez.” dedi.
Yine Akşener, 20 Mayıs 2022’de, Halk TV’de “Liderlerle Özel” Programı’nda, “Ankara ve İstanbul Belediye başkanlarının ita amiri CHP‘dir, sayın Kılıçdaroğlu‘dur!” dedi.

Bu arada, kritik bir aşama daha yaşandı:
6’lı Masa’nın 21 Ağustos’ta gerçekleştirdiği, ilk turun son toplantısında “Ortak Aday” kararı alındı. Kararda, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı için 6 parti olarak kesinlikle ilk tur hedefiyle ortak aday belirleme ilkesi üzerinde anlaştık.” denildi ve 6 lider, altına ıslak imza atarak, fotoğraflarıyla paylaştı.

Özetle,
Belediye Başkanları Masa’dan aday olarak çıkmak istiyorlar ama Masa’ya isimlerinin getirilmesi; yukarıdaki tanımlamalar, siyasi hiyerarşi, siyasi ahlâk ve teamüller gereği, ancak ve ancak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından mümkün kılınabilir. Başka bir lider, Yavaş ve İmamoğlu’nu ilkesel olarak, formel olarak Masa’ya getiremez. İstifa ederler, bağımsız olurlar, “belki” deriz ama o da siyasi gereği mümkün olmaz.
Dolayısıyla, Kemal beyin defalarca açıkladığı gibi, Belediye Başkanları Masa’ya gelmeyecektir.
Ancak, Cumhurbaşkanlığı adaylığında ismi geçen iki güçlü CHP’li belediye başkanı için, “İta amirleri Kılıçdaroğlu”dur demiş olmasına rağmen, seçilmelerinde büyük pay sahibi olması ve “Yerel Seçim İşbirliği”nin güçlü ortağı olması nedeniyle, Akşener’in “Masa’ya getirmek Kılıçdaroğlu’na düşse bile, ona götürmek bana düşer.” deme hakkı vardır.
Bu anlamda yine kararın Kemal beye kalması ve fikrinin de, yukarıdaki ifadelerinden anlaşılacağı üzere, belli olması nedeniyle, Meral hanımın bu tür bir girişimde bulunması da beklenemez.

Kemal Kılıçdaroğlu
2017 Adalet Yürüyüşü ile insanlığın mücadele tarihine geçti.
Ankara’dan İstanbul’a kadar “adalet” talebiyle gerçekleşen yürüyüş, birbirinden çok farklı toplum kesimlerinin katılımıyla, Türk bayraklarıyla, 15 Haziran 2017’de Ankara’da Güvenpark’ta başladı ve 9 Temmuz 2017’de Maltepe’de sonlandı. 420 kilometrelik yolu 25 günde yürüdü.
2018’de İYİ Parti’nin seçime girmesini sağlayarak Türkiye demokrasi tarihine geçti,
İYİ Parti’yi seçime sokmamak üzere hamleler yapan, yargıdaki AKP aparatlarına karşı, Kılıçdaroğlu’nun Akşener ile anlaşarak 22 Nisan 2018’de, 15 CHP’li vekilin İYİ Parti’ye geçmesini sağlamasıyla TBMM’de 5 Milletvekili olan İYİ Parti, CHP’den geçen 15 Milletvekili’yle 20 sandalyeye ulaşarak seçimlere katılmayı garantiledi ve hazine yardımının önü açıldı. Demokrasi tarihimiz açısından unutulmaz bir hamle oldu.

2019 Yerel Seçimleri’nde İşbirliği oluşumunda paydaş olarak AKP’nin gerilemesini sağladı.
Yerel seçimler öncesi 12 Aralık 2018’de, CHP ve İYİ Parti İşbirliği anlaşması yaptı. Seçim sonuçlarına göre CHP ve İYİ Parti’den oluşan İşbirliği Partileri, Ankara ve İstanbul dahil olmak üzere metropol bölgelerinde güçlü bir performans sergileyerek iktidar partilerinin gerilemesine yol açtı ve yönetimi ele aldı.
Helalleşme çağrısı yaptı
Kılıçdaroğlu, 6 Kasım’da Karar TV’de “helalleşme” çağrısı yaptı: Türkiye’nin iktidardan ve iktidar değişimi gerekliliğinden daha önemli tarihsel sorunlarının olduğunu, toplumun iyileşmeye ve helalleşmeye ihtiyaç duyduğunu, bir kısmı CHP’den de kaynaklanan, toplumsal yaraları sarmak üzere helalleşme yolculuğuna çıkacağını ifade etti, Cumhuriyet tarihi boyunca toplumsal hafızada yer almış belli başlı mağduriyetleri anarak kuşatıcı bir helalleşme çerçevesi çizdi.

6 Siyasi Parti’yi biraraya getirdi
“Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” temasıyla biraraya gelen partilerin uzlaşması sonucu 6 parti biraraya geldi ve 12 Şubat 2022’de ilk toplantısını Cumhuriyet Halk Partisi evsahipliğinde gerçekleştirdi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Cumartesi günü ilk kez bir çalışma yemeğinde bir araya geldi.
6 muhalefet liderinin buluşmasının ardından yapılan ortak açıklamada, ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçmenin “ortak ve öncelikli hedef” olduğu belirtildi ve üzerinde uzlaşmaya varılan yeni sistemle ilgili mutabakat metninin 28 Şubat’ta yapılacak ortak açıklamayla kamuoyu ile paylaşılacağı duyuruldu. 28 Şubat 2022’de Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni yayınlandı.
Bugüne kadar da bunlara ek olarak, güncel sorunlara dönük bir çok konuda agresif hamlelerle iktidarı zorlayan bir performans sergiledi.

Not etmek gerekirse, bu arada, bir kez suikast denemesine biz kez de linç denemesine maruz kaldı. Bu iki olaya da maalesef iktidarın çirkin yaklaşımları damga vurdu.
Kılıçdaroğlu, tüm bu bu temel girişimler sürecinde, diğer eylemlerinin de sonucunda; birleştirici, bütünleştirici, önemli bir aktör olmasının da getirdiği özgüvenle, 8 Şubat 2022’de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik, “Aday olsun karşıma çıksın.” dedi ve kullandığı cümle, o tarihlerde, adaylığının ilanı olarak yorumlandı.
Bu arada, 24 Nisan 2022’de 6’lı Masa’nın üçüncü toplantısından sonra cumhurbaşkanlığı adayı için ilkeler dile getirildi, liderlerce yapılan açıklamada, “Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda liderler olarak birçok kez vurguladığımız gibi; uzlaşmacı, özgürlükçü, demokratik değerleri içselleştirmiş, milletimizin tamamını kucaklayan, siyasi ahlâk ilkelerini benimseyen, liyakat sahibi bir aday belirleyeceğiz.” ifadeleri kullanıldı.

Bu tanımlamadan sonraki süreçte,
DEVA Partisi lideri Ali Babacan, Cumhuriyet Halk Partisi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun olası cumhurbaşkanlığı adaylığını şöyle değerlendirdi: “Altılı Masa’nın ortak adayıyla alakalı biz bugüne kadar hiçbir isimle ilgili yorum yapmadık. ‘Bu isim olur’ da demedik, ‘Bu isim olmaz’ da demedik… Altılı Masa ortak bir aday belirleyecekse, onun kim olacağı, kim olmayacağı Altılı Masa’da görüşülmelidir.” dedi.
Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, 23 Haziran 2022’de, Afyonkarahisar’da yerel yayın yapan bir radyoda Gazeteci Yazar İsmail Akar’ın konuğu oldu ve programda, “Cumhurbaşkanı adayı konusunda temel kuralları koyduk 6’lı Masa olarak. Ben Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakarım. Bu masanın oluşumunda önemli katkılar sağlayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu doğal olarak da isterse hakkıdır. Bu manada bizlerde gerekli desteği veririz.” dedi.
Uysal ayrıca, cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin adayının kim olacağıyla ilgili tartışmaları değerlendirerek, “Adayın, Altılı Masa içinden çıkması gerektiği kanaatindeyiz.” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feramuz Üstün, 29 Temmuz 2022’de, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin yaptığı açıklamada, “Ortak aday olarak karar verilirse kimse karşı çıkmaz.” ifadelerini kullandı.
6’lı Masa’nın 21 Ağustos’taki “ortak aday” kararı sonrasında, Kılıçdaroğlu 5 Eylül 2022’de, FOX TV’de cumhurbaşkanı adaylığı niyetini bir adım daha ileri taşıyarak “Ben hazırım.” mesajı verdi ve siyaset kulislerini hareketlendirdi.
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, 28 Ağustos 2022’de, “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığının da ihtimaller arasında olduğu”nu dile getirdi. Parti yetkilileri de “Kemal Bey daha önce de söyledi adaylık niyetini. Ama esas önemli olan, masanın kararını işaret etmesi. Bu açıklamalardan bir cümle öne çıkarılacaksa, mutabakata verdiği önem ön plana çıkarılmalı. Aday olma niyeti zaten gizli değil, yadırganacak da bir şey değil.” ifadelerini kullandılar.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, 7 Eylül 2022’de, ”Sayın Kılıçdaroğlu bu konuyu, soru geldiğinde, bazı şeyleri, kanaatlerini paylaşıyor ve her defasında da buna Altılı Masa’da karar vereceğiz de diyor. Şu ana kadar Altılı Masa’ya böyle bir talep de gelmedi, böyle bir tartışma da olmadı. Net olarak söylüyorum. Hiç tartışılmadı.” ifadelerini kullandı.
DEVA Partisi yetkilileri ise daha önce Ali Babacan’ın dile getirdiği “Önceliğimiz mutabakat ve ortak aday.” sözlerini anımsatarak, partinin 6’lı masada ortak cumhurbaşkanı adayı konusundaki önkoşulunun “geçiş süreci üzerinde mutabakat sağlanması” olduğunun altını çiziyorlar.
İYİ Parti’ye gelince, Genel Başkan Meral Akşener, 6 Eylül 2022’de, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ile ilgili olarak, “Masa’dan çıkacak olan adayın vasıfları ve sıfatları var. Ben, onların her fırsatta doğru olduğunu söyledim ve kazanacak bir adayla yola çıkmamız gerekli. Hâlâ burada duruyoruz… Altılı Masa’da oturan genel başkanlar ‘hazırım’ derlerse onur duyarım. Elbette çok saygı değer ama bu noktada hiçbir konuşma olmadı.” dedi.
Başka bir konuşmasında da, “Her zaman önemli konuları yetkili kurullarımızda tartışmışızdır. Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu için de partimiz önceden bir değerlendirme yapmak yerine yetkili kurullarda alınan karar doğrultusunda hareket edecektir.” değerlendirmesini yaptı.

Aradığımız Aday
Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda adayın profili nasıl olmalı diye baktığımızda, 6’lı Masa’da yapılan aday profili tanımına ilave olarak, gözden kaçırılmaması gereken başka önemli noktalar da var.
Bu anlamda,
Aday, Cumhurbaşkanı olduğunda; Demokrasi, özgürlükler, kuvvetler ayrılığı gibi kavramların işleyebileceği, yargı bağımsızlığı, basının bağımsızlığı ve özgürlüğü gibi kavramları yaşatabilecek, bu değerler içerisinde kalabilecek bir Türkiye’yi yaratmak üzere dönüşümü sağlayabileceğini, bu dönüşümü sağlayabileceğine inandığını gösterebilen, muhalefette olan geçmişteki referandumlar ve seçimlerde “hayır cephesi” kavramıyla birlikte duruş gösteren kesimleri rahatlatacak sözleri verebilen, inandırabilen ve onların hepsinin haklarını eşit olarak ortaya koyabilen; bir adam, bir kadın, bir insan olmalıdır.
Aday olacak kişinin; becerileri, yetenekleri Erdoğan gibi olmak zorunda değildir. Önce onu tespit etmek gerekiyor. Niye Erdoğan gibi olmak zorunda değil? Çünkü biz Erdoğan gibi devleti yönetecek bir insan aramıyoruz.
Ne arıyoruz?: Yukarıda sözünü ettiğimiz yapıyı uygulamaya geçirecek, başkan seçildikten sonra hızla, parlamentodaki temsil koşulları yeterli olursa, bir sene iki sene, yani kısa bir süre içerisinde, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’i kurmaya kararlı davranacak; aydın, bilinçli, Türkiye’nin bütün hassasiyetlerini bilen, yani; muhafazakarların, milliyetçilerin, dindarların, din içerisinde; Sünnilerin, Alevilerin, diğer inanç sahiplerinin, Türklerin, Kürtlerin, Lazların, Çerkeslerin, sağcıların, solcuların, farklı aidiyetler hisseden tüm vatandaşlarımızın hassasiyetlerini bilen bir insan olmak zorundadır.
Dolayısıyla, Erdoğan gibi becerileri olan, hayt huyt edecek ve her şeyi tek başına yönetmeye kalkacak bir karakter, bir profil bize lazım değildir.

Sonuç olarak
Yukarıda aktardığım tüm bilgi ve yorumlar ışığında, 6’lı Masa’nın aday belirleme sürecinin esasları şu şekilde ortaya çıkıyor:
Liderlerin hep birlikte aldıkları “Ortak Aday” kararı,
Bir liderin, “Adayın, Altılı Masa içinden çıkması” önerisi,
Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “ Önümüze Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı gelmez.” Demesi ve ardından, “Ben hazırım.” açıklaması yapması.
Bu üç madde, adayın kim olabileceği konusunda çok temel çıkarımlarda bulunmamızı sağlıyor.
Biraz açacak olursak,
6’lı Masa’nın, ilk turunun son toplantısında “Ortak Aday” kararını açıklamasından sonra liderlerin ifadeleri doğrultusunda, güçler dengesine bakıldığında, Masa’da üzerinde mutabakata varılarak oy birliği ile karar verilecek iki isim bulunuyor: Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu.
Meral hanımın ısrarlı bir şekilde aday olmadığını açıklıyor olmasına bakıldığında, Kemal bey, kendinden vazgeçerek veya diğer liderler aralarında uzlaşarak, “adayımız Akşener olsun” demediği sürece geriye tek bir aday kalıyor (olası konuşulacak diğer isimler sadece değerlendirme aşamasında kalacaktır).
6’lı Masa’da değerlendirilecek, gerçek ve güçlü tek aday Kemal Kılıçdaroğlu’dur.
Kılıçdaroğlu’nun kazanamayacağı propagandası gerçekçi değildir.
Kazanamaz denilmesinde iki gerekçe kullanılmaktadır:
Kılıçdaroğlu’nun Aleviliği
Çok sayıda seçim kaybetmiş olması
Son dönemde yaşanan gelişmeler değerlendirildiğinde ve ve %60’ı aştığı düşünülen muhalefet seçmenin analizleri yapıldığında, 6’lı Masa ve diğer muhalefet liderlerinin de açıklamalarından anlaşılacağı üzere, Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğinin seçilmesinde bir engel oluşturmadığı anlaşılmaktadır.
Çok sayıda seçim kaybetmesi söz konusuysa, Erdoğan karşısındaki tüm liderler 2002 yılından beri seçim kaybetmektedir. Bu, geniş bir analizle ele alınabilecek; tarihsel, ideolojik ve konjonktürel bir durumdur. CHP tarihine bakıldığında, çok partili dönemde, yüksek oyla elde edilen başarı sadece bir kez Ecevit’e aittir. Ecevit, 1973 genel seçimlerinde %33,3 oy almış ve Necmettin Erbakan’ın Milli Selamet Partisi ile yaptığı koalisyonda Başbakan olmuştur. 1974 yılında Kıbrıs Harekâtı yapılmıştır. 10 ay süren bu koalisyon hükûmeti Ecevit’in istifasıyla dağılmıştır. 1977 genel seçimlerinde parti, oy oranını %41,4’e çıkarmıştır. Bu oy oranı, sol görüşlü bir partinin çok partili siyasal yaşamda kazandığı en yüksek oy oranı olarak tarihe geçmiştir. CHP’nin geçmişinde Kürt kökenli seçmenlerin oyları da vardır (tıpkı AKP’de uzun süre ve halen kısmen olduğu gibi). Kürtlerin siyasi partiler kurmalarıyla o oylar da kaybedilmiştir.
Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun seçim kaybetmesi üzerinden yapılan eleştiriler doğru değildir.

Nitekim, 2019 Yerel Seçimleri partisi adına Kılıçdaroğlu’nun seçim zaferidir. Nüfusun ve ekonominin %50’inden fazlasına sahip şehirlerin belediyeleri CHP’ye geçmiştir.
Yukarıda sayılan 2018, 2019 başarıları, 6’lı Masa ve diğer stratejileriyle bu noktaya geldiği göz ardı edilebilecek bir olgu değildir.
Yazının bu kısmını rakamlara boğmak istemiyorum. Önceki yazılarımda bu konularda bolca rakam var. Sistem Karşıtlığı, Erdoğan Karşıtlığı, Ekonomik ve diğer yaşamsal sorunlarla birlikte, %60’ın üstünde muhalif seçmene sahip olduğumuz, hiçbir bilinçli kurum tarafından reddedilmiyor.
Bu noktada, sandık başında, Kılıçdaroğlu’nun herhangi bir diğer adaydan az oy alabileceği iddiası doğru değildir.
Diğer adaylarda da olan farklı artılar ve eksilerle birlikte Kılıçdaroğlu’nun rahatlıkla %55 oya ulaşabileceğini ben öngörebiliyorum. Bu öngörüye, yıllardır içinde olduğum siyasi çalışmalar, analiz yöntemlerim ve güvenilir araştırmalarla ulaşıyorum.
Başka arayışlarla süreci sıkıntıya sokmak, 6’lı Masa’daki hiçbir partinin işine yaramayacaktır.
Gerçeğin masaya yatırılıp karar haline getirilmesi bir çok düğümü çözecektir.

Eş zamanlı olarak, geçiş süreci yol haritası hazırlanmış olacak, aday ve liderler; geçiş sürecinde nasıl bir yönetim sergileyeceklerini, ekonomiden dış politikaya ilk etapta atacakları adımları ve parlamenter sisteme geçiş süreci takvimini içeren bir protokole imza atarak bunu kamuoyuna da ilan edeceklerdir.
Sonrasında da gerek siyasi partiler gerekse iki büyük şehrin belediye başkanları adayın yanında yer alacaklardır ve kamuoyu yeni duruma göre pozisyon alacaktır.
Bu konunun uzatılması artık zarar verici noktalara sürüklenmeye yol açmaktadır.
2 Ekim’deki 6’lı Masa toplantısında, adayın altına imza atacağı yol haritası ve diğer taahhütler hazırlanmalı, yine Ekim ayı içinde, bence 29 Ekim’den önce aday açıklanmalıdır.

Bülent GÜRSOY – wix.com
İlginizi Çekebilir
Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor: Borçlanma araçlarında ikinci dalga
Kontrolmatik’te Mayıs ayında başlayan borç ödeme sorunu Eylül ayında yeni bir halkaya dönüştü. Şirketin 100 milyon TL nominal değerli finansman bonosunun anapara ve kupon ödemesi yapılamazken, aynı gün bir başka tahvilin kupon ödemesi de gerçekleştirilemedi. Böylece şirketin vadesinde yerine getiremediği borçlanma aracı yükümlülükleri 1 milyar TL’yi aştı. Asıl dikkat çekici tablo ise şirket bilançosundaki yüksek finansal borç, düşük nakit ve kısa vadeli yükümlülük baskısı.
Kontrolmatik Teknoloji Enerji ve Mühendislik A.Ş.’de borç ödeme krizi yeniden gündemde.
Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) 4 Eylül 2026 tarihli bildirimine göre şirket tarafından ihraç edilen TRFKNTR92611 ISIN kodlu 100 milyon TL nominal değerli finansman bonosunun itfa ve kupon ödemesi vadesinde gerçekleştirilemedi.
Aynı gün TRSKNTR32719 ISIN kodlu tahvilin kupon ödemesi de şirketin gerekli tutarı MKK sistemine aktarmaması nedeniyle yatırımcılara ödenemedi.
Bu gelişme tek başına değerlendirildiğinde bir tahvil ödeme problemi gibi görünebilir. Ancak Kontrolmatik’in son dört aylık ödeme takvimine bakıldığında çok daha önemli bir tablo ortaya çıkıyor.
Mayıs’ta başlayan süreç Eylül’de devam ediyor
Kontrolmatik’in borçlanma araçlarında ilk büyük ödeme sorunu 15 Mayıs 2026’da yaşandı.
Şirketin;
- TRSKNTR52618 kodlu tahvilinin 250 milyon TL anaparası,
- TRFKNTR52615 kodlu finansman bonosunun 200 milyon TL anaparası
ile bunlara ilişkin son kupon ödemeleri gerçekleştirilemedi.
İki aracın toplam anaparası 450 milyon TL, kuponlarla birlikte vadesinde yapılamayan ödeme ise yaklaşık 502,2 milyon TL oldu.
Daha önemlisi, şirket aynı gün banka kredilerinin yeniden yapılandırılması için Halkbank ve VakıfBank’a başvurduğunu KAP’a açıkladı.
Şirket, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun Geçici 32. maddesi kapsamındaki Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması çerçevesinde mevcut banka kredilerinin yeniden yapılandırılmasını istedi. Amaç; borçları yeni bir ödeme takvimine bağlamak, operasyonların devamlılığını sağlamak ve özellikle varlık satışları yoluyla mali yapıyı güçlendirmek olarak açıklandı.
Haziran: İki kupon daha ödenemedi
Sorun Mayıs ayıyla bitmedi.
5 Haziran 2026’da TRFKNTR92611 ve TRSKNTR32719 kodlu iki borçlanma aracının kupon ödemeleri de gerçekleştirilemedi. Her iki aracın nominal değeri 100’er milyon TL ve dönemsel kupon oranı yüzde 11,59 seviyesindeydi. İki kuponun toplam tutarı yaklaşık 23,18 milyon TL oldu.
Bu gelişmenin ardından söz konusu borçlanma araçları Borsa İstanbul Borçlanma Araçları Piyasası’nda Gözaltı Pazarı’na alındı.
Temmuz: 400 milyon TL’lik bono da ödenemedi
Bu kez 3 Temmuz 2026’da 400 milyon TL nominal değerli TRFKNTR72613 kodlu finansman bonosunun itfa ve kupon ödemeleri gerçekleştirilemedi.
Bononun dönemsel kupon oranı yüzde 15,32 idi. Yaklaşık 61,28 milyon TL kupon ile 400 milyon TL anapara dikkate alındığında vadesinde yapılamayan toplam ödeme yaklaşık 461,28 milyon TL seviyesine ulaştı.
Ve şimdi Eylül…
4 Eylül’de yeni 100 milyon TL’lik halka
4 Eylül’de vadesi gelen 100 milyon TL nominal değerli TRFKNTR92611 finansman bonosunun hem anaparası hem de kuponu ödenemedi.
Aynı gün TRSKNTR32719’un kuponu da ödenemedi.
Böylece Kontrolmatik’te: 15 Mayıs → 5 Haziran → 3 Temmuz → 4 Eylül olmak üzere dört ayrı kritik ödeme tarihinde aksama yaşandı.
Bugünkü iki kuponun tutarı ayrıca hesaplanmadan dahi, bu tarihlerde vadesinde gerçekleştirilemeyen anapara ve kupon ödemeleri 1,08 milyar TL’yi aşmış durumda.
Buradaki kritik nokta şu: Artık mesele tek bir tahvilin ödenememesi değil; şirketin borç servis kapasitesinin süreklilik gösteren biçimde zorlanmasıdır.
Borsa İstanbul neden Yakın İzleme Pazarı’na aldı?
Kontrolmatik açısından bir başka önemli gelişme de 18 Haziran 2026’da yaşandı. Borsa İstanbul, KONTR paylarını Yıldız Pazar’dan çıkararak Yakın İzleme Pazarı’na aldı.
Kararın dayanağı Kotasyon Yönergesi’nin 35/1-d maddesi oldu. Bu düzenleme, finansman sıkıntısını gösteren derecede vadesi geçmiş finansal, ticari, kamu veya personel borçlarının bulunması gibi durumlarda şirket paylarının Yakın İzleme Pazarı’na alınabilmesine imkân tanıyor.
Bu karar, piyasaya verilen önemli bir mesajdı: Kontrolmatik’teki ödeme problemi artık yalnızca şirket ile alacaklıları arasındaki özel bir finansman meselesi olarak görülmüyor; yatırımcıların korunmasını gerektirecek ölçüde piyasa düzenlemesi konusu haline gelmiş durumda.
Kredi notu da alarm veriyor
Mayıs ayındaki ödeme aksaklığının ardından Kontrolmatik’in uzun vadeli ulusal kurum kredi notu B- (tr)/Negatif’ten prD (tr)/Negatif’e indirildi. “prD” seviyesine geçiş, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme konusunda temerrüt/ödeme problemi yaşadığını gösteren çok daha ağır bir kredi risk sinyali.
Bu nedenle Eylül ayında yaşanan yeni ödeme aksaklığı, yatırımcı açısından Mayıs’taki gelişmeden bağımsız değerlendirilemez.
Kaynaklar: KAP, MKK, Borsa İstanbul ve Kontrolmatik finansal raporları ile güncel piyasa haberleri taranarak hazırlanmıştır
BANKA HABERLERİ
İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem
İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi
Yayınlanma:
1 gün önce|
05/09/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.
İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.
Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.
Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.
Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95
Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.
TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.
Bunun yanında;
- Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
- Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
- Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
- Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
- Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
- Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.
TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.
Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında
Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.
Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.
Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.
Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.
Örneğin:
Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.
Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.
5 milyar TL günlük limit önemli
Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.
300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.
Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.
TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.
İhracatçı açısından ne değişiyor?
Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.
Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:
1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.
2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.
3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.
Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.
“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?
Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.
Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.
Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.
TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.
Bankalar açısından da önemli
Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.
Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.
Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.
Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.
Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor
Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:
Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.
Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.
Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.
Bankavitrini yorumu
Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.
Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”
Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.
Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.
BORSA
Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı
Yayınlanma:
1 gün önce|
05/09/2026Yazan:
BankaVitrini
Maliye’nin geçtiğimiz haftalarda gündeme gelen “sıcak para” düzenlemesi Resmî Gazete’de yayımlandı. Cumhurbaşkanı Kararı ile para piyasası fonlarından elde edilen kazançlarda, özellikle kurumsal yatırımcılar açısından yüzde 10 stopaj dönemi başladı. Ancak düzenleme bireysel yatırımcıları kapsamıyor.
Cumhurbaşkanı’nın 4 Eylül 2026 tarihli ve 11734 sayılı Kararı, 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Kararla, Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesi kapsamında uygulanan tevkifat oranlarında değişikliğe gidildi.
Kritik değişiklik: Para piyasası fonlarında yüzde 10 stopaj
Yeni düzenlemeyle;
- Kurumlar Vergisi mükelleflerinin
- Sermaye piyasası mevzuatına göre kurulmuş yatırım fonları ve yatırım ortaklıklarıyla benzer nitelikte olduğu Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen mükelleflerin,
- Para piyasası fonu katılma paylarından
- Ve unvanında “para piyasası” ibaresi bulunan serbest fonlardan
elde ettikleri kazançlara yüzde 10 stopaj uygulanacak.
Buna karşılık aynı kapsamdaki mükelleflerin, bu düzenleme kapsamındaki para piyasası fonları dışındaki söz konusu kazançlarında yüzde 0 stopaj uygulaması korunuyor.
Asıl hedef kurumsal ve yabancı sermaye
Düzenlemenin en dikkat çekici tarafı, bireysel yatırımcı ile kurumsal yatırımcı arasında ayrım yapılması.
Gerçek kişilerin para piyasası fonlarından elde ettiği kazançlara ilişkin mevcut stopaj uygulaması bu kararla değiştirilmiyor. Para piyasası fonlarında gerçek kişiler için halihazırda uygulanan oran yüzde 17,5 seviyesinde bulunuyor. Yeni yüzde 10’luk düzenleme ise ağırlıklı olarak kurumsal yatırımcıların para piyasası fonlarındaki getirilerini hedefliyor.
Bu yönüyle karar, “vatandaşın fon kazancına yeni vergi geldi” şeklinde okunmamalı.
Yerli şirket için vergi yükünden çok zamanlama değişiyor
Düzenlemenin yerli kurumlar açısından önemli bir teknik ayrıntısı bulunuyor.
Daha önce para piyasası fonu kazançlarında stopaj yapılmaması, bu kazançların vergiden tamamen istisna olduğu anlamına gelmiyordu. Kurumların elde ettiği kazanç kurum kazancına dahil ediliyor ve geçici vergi ile kurumlar vergisi hesabında dikkate alınıyordu.
Yeni yüzde 10’luk stopajın ise yerli kurumlar açısından geçici vergi ve nihai kurumlar vergisinden mahsup edilebilmesi, düzenlemenin etkisini daha çok verginin ödenme zamanlaması ve nakit akışı açısından önemli hale getiriyor. Bu ayrım daha önce kamuoyuna yansıyan düzenleme çalışmalarında da özellikle vurgulanmıştı.
Yabancı yatırımcı açısından daha kritik
Düzenlemenin finansal piyasalar açısından asıl önemli tarafı ise yabancı kurumsal yatırımcılar.
Yerli kurum açısından yüzde 10’luk kesinti mahsup mekanizması nedeniyle esas etki nakit akışı ve verginin zamanlaması üzerinde olurken, yabancı yatırımcı açısından yüzde 10 stopajın nihai vergileme niteliği taşıması söz konusu.
Bu nedenle kararın, Türkiye’ye kısa vadeli sermaye girişlerinde kullanılan para piyasası fonlarının cazibesini bir miktar azaltması beklenebilir.
Nitekim düzenleme hazırlıkları kamuoyuna ilk yansıdığında Maliye’nin hedefinin, para piyasası fonlarında yoğunlaşan kısa vadeli sermayeyi daha uzun vadeli ve üretken yatırımlara yönlendirmek olduğu aktarılmıştı.
Eski fonlar da tamamen kapsam dışında değil
Kararın en önemli ayrıntılarından biri de geçiş hükmü.
Düzenleme yalnızca karar tarihinden sonra alınacak fonları ilgilendirmiyor. Kararda, kararın yayımlandığı tarihten önce iktisap edilmiş para piyasası fonu katılma paylarının elden çıkarılması halinde, kararın yayımından elden çıkarma tarihine kadar geçen döneme isabet eden kazanç kısmına da yüzde 10 stopaj uygulanacağı açıkça belirtiliyor.
Yani sistem kabaca şöyle çalışacak: Fon daha önce alındı → eski döneme ait kazanç korunuyor → 5 Eylül 2026 sonrası döneme denk gelen kazanç → yüzde 10 stopaj kapsamına giriyor.
Bu ayrıntı özellikle yüksek tutarlı kurumsal fon portföyleri açısından önemli.
Maliye neden para piyasası fonlarına yöneldi?
Burada düzenlemenin yalnızca “vergi toplama” amacıyla açıklanması eksik kalır. Para piyasası fonları, yüksek faiz ortamında şirketler ve büyük yatırımcılar açısından likit, günlük nakde dönüşebilen ve görece düşük riskli bir park alanı haline geldi.
Dolayısıyla kısa vadeli sermaye; mevduat → para piyasası fonu → repo / DİBS / kısa vadeli sermaye piyasası araçları gibi kanallarda hareket edebiliyor.
Maliye’nin burada yaptığı hamle, kısa vadeli sermayenin vergi maliyetini artırarak yatırımcı davranışını değiştirmeyi hedefliyor.
Özellikle yabancı yatırımcı açısından artık hesap şu olacak: Fon getirisi – yüzde 10 stopaj = net getiri
Bu hesap, Türkiye’ye kısa vadeli giren yabancı sermayenin alternatif yatırım araçlarını yeniden değerlendirmesine neden olabilir.
Bankalar ve portföy yönetim şirketleri açısından ne anlama geliyor?
Düzenlemenin bir başka etkisi de fon tercihlerinde değişim yaratabilir.
Kurumsal yatırımcı açısından para piyasası fonlarının net getirisi düşerken, vergisel açıdan daha avantajlı olan diğer sermaye piyasası araçlarının göreceli cazibesi artabilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde; Para piyasası fonları → tahvil/bono → hisse senedi → daha uzun vadeli yatırım araçları arasında portföy kaymaları görülebilir.
Ancak bunun boyutunu belirleyecek temel faktör sadece vergi olmayacak. Faiz seviyesi, TL’nin seyri, enflasyon beklentileri ve yabancı yatırımcının kur beklentisi de belirleyici olacak.
Bankavitrini.com analizi: “Sıcak paraya ince ayar”
Bu kararın bence en önemli mesajı yüzde 10’luk oran değil, sermayenin vadesine ilişkin verilen mesajdır.
Maliye, para piyasası fonlarında bekleyen kısa vadeli kurumsal sermayeye şunu söylüyor: “Türkiye’de kısa vadeli ve yüksek likiditeli yatırım yapabilirsin ancak bunun vergisel maliyeti artık sıfır değil” özellikle yabancı yatırımcı açısından bu oldukça önemli.
Çünkü yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi kadar hangi vadede geldiği de ekonomi yönetimi açısından kritik.
Kısa vadeli sermaye;
- Merkez Bankası likiditesini rahatlatabilir,
- TL varlıklara talep yaratabilir,
- rezerv dinamiklerine katkı sağlayabilir.
Ancak aynı sermaye hızlı biçimde çıkışa da dönebilir.
Dolayısıyla düzenleme, “sermayeyi kovmak” değil, sermayenin vadesini ve kullanım alanını değiştirmek amacı taşıyan bir vergi ayarı olarak okunabilir.
Fakat bir risk de var
Vergi maliyetinin artırılması kısa vadeli sermayeyi otomatik olarak uzun vadeli yatırımlara dönüştürmez.
Eğer yatırımcı açısından tahvil, hisse senedi veya doğrudan yatırımın risk-getiri dengesi yeterince cazip değilse, yatırımcı sadece başka bir ürüne geçmek yerine Türkiye’den çıkmayı da tercih edebilir. Bu nedenle düzenlemenin başarısı, yalnızca toplanacak vergiyle değil; “Para piyasası fonundan çıkan paranın nereye gittiğiyle” ölçülecek.
Eğer para piyasası fonlarından çıkan kurumsal sermaye Borsa İstanbul’a, uzun vadeli tahvillere, şirket finansmanına ve doğrudan yatırımlara yönelirse düzenlemenin ekonomi politikası açısından hedefi gerçekleşmiş olacak.
Ancak para Türkiye dışına çıkarsa, düzenleme kısa vadeli sermayenin vadesini uzatmak yerine sermaye çıkışını hızlandırma riski taşıyabilir.
Dolayısıyla yüzde 10’luk stopaj, basit bir vergi değişikliği değil; Türkiye’nin kısa vadeli sermaye politikasında önemli bir yön değişikliğinin işareti.
11734 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı hakkında yayımlanan mevzuat metni
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.053)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.625)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (597)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.981)
- GÜNCEL (4.584)
- GÜNDEM (3.567)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.737)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.486)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (831)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (61)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- OpenAI'da yaprak dökümü sürüyor: Bir yönetici daha ayrıldı 25/08/2026
- İran'dan kritik iki temas 25/08/2026
- Halkbank'a 1,1 milyar dolarlık ilave kaynak 25/08/2026
- IMF Başkanı Georgieva: Küresel ekonomi enerji şokuna direniyor 25/08/2026
- İran'dan ekonomik savaş çıkışı 25/08/2026
- SpaceX'te yeni üs yatırımı planı 25/08/2026
- Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kabine toplantısı sonrası açıklamalar 25/08/2026
- Anthropic'ten yatırımcılara devasa 'pazar' sunumu 25/08/2026
- "Hürmüz'deki mayınlar temizlendi" 25/08/2026
- Sektörel güven endeksleri geriledi 25/08/2026
SON YAZILAR
- Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor 05/09/2026
- İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem 05/09/2026
- Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı 05/09/2026
- Enflasyon düşüyor ama hayat pahalılığı bitmiyor 03/09/2026
- Piyasalar soluklandı: Zayıf istihdam Fed korkusunu törpüledi. Gözler TÜİK’te 03/09/2026
- Perakende devlerinde kârlılık alarmı: BİM pozitif ayrıştı 01/09/2026
- SPK’dan patron satışlarına fren 01/09/2026
- Yeni SPK düzenlemesinde hangi hisseler öne çıkabilir? 31/08/2026
- Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler 30/08/2026
- Takas İstanbul risk yönetiminde kuralları değiştiriyor 29/08/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
