GÜNCEL
Aday Sath-ı Maili
Siyaset yapan, siyasete ilgi duyan, yazan-çizen herkes bilir, seçimler yaklaştığında, seçim dinamiğinin hissedilir olmaya başlamasıyla birlikte bir terim kullanılır, “seçim sath-ı mailine girdik” denir. Böyle olduğunda, “artık durulamaz” anlamına gelir.
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Konunun iyi anlaşılması için kendimce, ilgili tanımları yaparak başlamak istiyorum:
Sath-ı mail: Eğik Düzlem / Eğimli Yüzey demektir.
Seçim sath-ı maili: Seçime doğru gidilen, kaçınılmaz olarak hareket kazanılan ve durdurulması zor olan bir süreçtir.
Aday sath-ı maili: Adayın belirlenme sürecinde, ağırlıklar nispetinde hareket kazanılan eğimli yoldur.
Önümüzdeki seçimlerin en kritik aşaması, cumhurbaşkanlığı adaylığının belirlenmesi olduğu için, seçim sath-ı mailinin öncüsü olan aday sath-ı mailine girmiş bulunmaktayız.
MHP’nin 4 Eylül’de başladığı mitingler serisi için seçtiği, “2023’e Doğru: Aday Belli, Karar Net” sloganı da bu durumun bir tür ifadesidir.
İktidar kanadı, muhalefeti “adayını kararlaştırma” zeminine çekmiştir.

Kamuoyunda yapılan açıklamalar dikkate alınacak olursa, normal şartlar altında (NŞA) en son, MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman’ın, seçimlerin “Kurban Bayramı ve üniversite sınavları nedeniyle bir ay erkene çekilebileceği”ni ifade etmesiyle birlikte, daha önce “18 Haziran 2023 tarihinde ve zamanında yapılacaktır” açıklamasından geri adım attığı ve 21 Mayıs Pazar gününe göre seçim planı yapıldığı düşünülebilir. Bu kararın farklı gerekçeleri olmakla birlikte, bu yazının konusu olmadığından bu kısmı geçeceğim.
Bu hesapla da bugün (12 Eylül) itibarıyla seçimlere, 8 ay 11 günlük bir zaman kalmış durumdadır.

İktidar Kanadının Adayı
İktidar tarafını ele aldığımızda,
Bugüne kadar ortaya konulan ifadelerle, gerek Erdoğan’ın 9 Haziran tarihinde partisinin İzmir İl Danışma Meclisi Toplantısı’nda “2023 Genel Seçimleri’nde Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olacağı”nı açıklaması, gerekse Bahçeli’nin, başından beri belirttiği, ayrıca Sivas’ta Erdoğan’ın ismini de vererek ilkini yaptığı ve başka illerde de yapacağı temalı mitingleri için seçtiği “Aday Belli, Karar Net“ sloganı nedeniyle, iktidar kanadının adayının Recep Tayyip Erdoğan olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Muhalefet Kanadının Adayı
Muhalefet kanadına baktığımızda ise,
Aday konusunda henüz net bir karara varılamadığı ve sancılı bir süreç yaşandığı görülmektedir.
Muhalefet kanadını, cumhurbaşkanı adayı açısından bir miktar analiz edecek olursak, öncelikle muhalefet yapılarını tanımlamak gerekmektedir.

Muhalefet yapıları
6’lı Masa
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Demokrat Parti (DP), Saadet Partisi (SP), Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) ve Gelecek Partisi
6’lı Masa’nın içinde; CHP, İYİ Parti, DP ve SP, 2018 seçimlerinde “Millet İttifakı”nı oluşturuyorlardı, 2019 Yerel Seçimleri’nde CHP ve İYİ Parti “İşbirliği” yaptılar, 9 Eylül tarihine kadar da CHP ve İYİ Parti, kamuoyu önündeki söylemlerinde kendilerini “Millet İttifakı” olarak tanımladılar.
Akşener bir çok açıklamasında kullandığı gibi en son 8 Mayıs’ta, İYİ Parti Ankara İl Başkanlığı’nın Atatürk Spor Salonu’nda düzenlediği Anneler Günü etkinliğinde, “Eğer bugün Türkiye 13. Cumhurbaşkanı’nın Millet İttifakı’nın adayı olacağına inanıyorsa İyi Parti’nin kuruluşuna, kadınlarına, gençlerine, yaş almışlarına borçludur.” diyor ve sonrasındaki bir çok söyleminde de bunu tanımlamayı tekrar ediyordu.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da en son 31 Ağustos’ta, grup toplantısını gerçekleştirdiği Samsun’un Bafra ilçesinde, “Türkiye’nin yeni bir iklime ihtiyacı var. 13’üncü Cumhurbaşkanı, Millet İttifakı’nın adayı olacak” dedi.
CHP’li Gürsel Tekin’in, CHP’lilerden de büyük tepki alan, hiçbir yetkisi olmadığı halde “HDP’ye bakanlık verilebileceği”ni ifade etmesinden sonra, İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz’ın, konuk olduğu bir televizyon programında kendisine yöneltilen “CHP ile ortak olmadığınızı mı söylüyorsunuz şu an?” sorusuna “Evet” cevabını vermesiyle ve bunu daha sonra da teknik bir tanımlamayla “Yasal ittifak süreci seçim başladığında başlamış oluyor. Seçim takvimi belli olduğunda da bu açıklanmış olur. Ama biz altı parti zaten şu anda ciddi bir işbirliği halindeyiz.” söylemiyle ikinci kez teyit etmesiyle, Millet İttifakı’nın ortadan kalktığını söyleyebiliriz. Bu bilgiyi de yazımız içinde bir tespit olarak not düşmekte yarar bulunmaktadır.
Dolayısıyla, İYİ Parti’nin ifadeleriyle, 6’lı Masa artık “ciddi bir işbirliği” tanımını almış, Millet İttifakı tabiri (şimdilik) ortadan kalkmıştır.
Emek ve Özgürlük İttifakı
Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP)
Türkiye toplumunda “eşitlik, özgürlük, kardeşlik, barış ve demokrasi temelinde bir değişimi yaratacak birlikteliği” sağlayacak siyasi iradeyi oluşturmak amacıyla harekete geçtiklerini belirterek, 25 Ağustos 2022 tarihinde bir ittifak oluşturduklarını kamuoyuna açıkladılar.
Muhalif Görünümlü Siyasi Partiler
Memleket Partisi – Genel Başkan Muharrem İnce
Zafer Partisi – Genel Başkan Ümit Özdağ
Başka partiler de bulunmakla birlikte, aktivitesi ve muhalifliği daha belirgin olan iki partiyi ele aldım.
Muhalefetin cumhurbaşkanlığı adaylık sürecinin değerlendirilmesi;
6’lı Masa Dışındaki Adaylar
Konuyu bu açıdan toparlamak, alanı daraltmak ve yazının asıl konusu olan 6’lı Masa’daki aday tartışması zeminine getirmek açısından ana aktörler dışındaki unsurları öncelikli ele alacak olursak,
Emek ve Özgürlük İttifakı’nın, Tayyip Erdoğan karşıtlığı ve tek adam sisteminin değiştirilmesi hesabıyla, 6’lı Masa’nın ortak aday çıkarma durumuna ve ortak adayın niteliklerine bağlı olarak aday belirleyeceğini, buna göre de aday çıkarmayacaklarını ya da olumsuz bir bakış açısının oluşması durumunda, içlerinden bir aday çıkarabileceklerini söyleyebiliriz.
Memleket Partisi’nin Muharrem İnce’yi 100 bin imzayla aday göstereceğini, Zafer Partisi’nin ise (CHP’den bağımsızlaşır ve ikna edilebilirse) Mansur Yavaş’ı aday yapmaya çalıştığını belirtebiliriz.
Esasta, sorun yaşanan ve çıkaracağı adayın her hâlükârda güçlü olacağı düşünülen, hatta paydaş liderlerin açıklamalarında “13. Cumhurbaşkanı Millet İttifakı’nın adayı olacak” söylemini kullandıkları 6’lı Masa’nın adayına gelince, oldukça çetrefilli bir tablo ortaya çıkmakta.

6’lı Masa’nın Adayları
6’lı Masa’nın adaylaştırma sürecine bir göz atacak olursak,
Uzun süredir, iktidar kanadının, yandaş medyanın ve anket şirketlerinin merakı ve gündemde tutmasıyla, 6’lı Masa (öncesinde de Millet İttifakı), çok sayıda aday ismine maruz bırakılmış durumda.
Bu isimlerden belirgin bir şekilde öne çıkanlar ise gündeme gelme sıralarına göre; Meral Akşener, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

Meral Akşener
24 Eylül akşamı, “Ben Cumhurbaşkanı adayı değilim. Ben başbakanlığa adayım.” diyerek ve sonraki tüm açıklamalarında da bu duruşu tekrarlayarak olası adaylar arasından ayrılmış oldu. Masa’da farklı bir kararla göreve zorlanmadığı sürece aday değil.

Ekrem İmamoğlu,
Uzun süre güçlü bir şekilde adaylığı konuşulan ve tartışılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, süreç içerisinde yaşanan bir takım olaylar ve Erdoğan’la özdeşleştirilmesi nedeniyle gerilemiş durumda.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sözcüsü Murat Ongun’un, aralarında; Nagehan Alçı, Ertuğrul Özkök, İsmail Saymaz, Akif Beki ve Özlem Gürses’in de olduğu gazetecilerle çekilen Karadeniz gezisi fotoğrafı sonrası yapılan eleştiriler ve bu eleştirilere karşı verdiği “Bu eleştiriler 200-300 kişinin kendi arasındaki yorumları, eleştirileridir. Biz bunu çok da önemsemiyoruz doğrusu. Biz Twitter’a bakmıyoruz.” demesi, “Bu geziye Hande Fırat’ı da davet etmiştim… Ben bu tartışmaları çok önemsemiyorum.” söylemi, yine İmamoğlu’nun “Vız gelir tırıs gider, hiç umurumda değil.” demesi ile birlikte “Tayyip Erdoğan’dan ne farkı var” algısının oluşması, sonrasında ise Murat Ongun’u görevden alması ve geri çekilmesi ile birlikte adaylık sürecinde geriledi.
İmamoğlu’nun, adaylıktan tamamen vazgeçtiği söylenemez ama kamuoyu oluşturarak 6’lı Masa’yı kuşatma ve adaylığı ele geçirme stratejisi ve buna bağlı taktikleri çökmüş oldu.
Şimdilik halen, 6’lı Masa’dan kendi ismi çıkabilir mi diye düşündüğü hissedilmekle birlikte aşağıda belirteceğim nedenlerle bu ihtimal de oldukça zayıflamış görünüyor.
Bağımsız olarak aday olma ihtimali ise “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma” atasözünü anımsatacak şekilde ihtimal dışı görünüyor.

Mansur Yavaş
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, hiçbir şekilde adaylığını öne çıkarmamakla birlikte, güçlü bir kamuoyu algısıyla ve anketlerde çok iyi noktada çıkıyor olmasıyla, diğer adayların ismini bloke eder derecede, adaylık gündeminde sürekli yerini alıyor.
Yavaş’ın, iki seçimdir Ankara’da aday olması, son seçimde de Ankara’lıları Melih Gökçek’in yarattığı yaklaşık 25 yıllık bezginlikten kurtarması nedeniyle ve Ankara Büyükşehir Belediyesi kapsamında genelde pandemi süreci ve sonrasındaki; halkçı, toplumcu, insancıl yaklaşımlar, sosyal yardımlar ve kent içinde mağduriyet yaşamış kesimlere verdiği hizmetlerle popülerleşmesi ve bu popülerliği de Türkiye geneline yaymayı başararak algıyı yönetmesi, isminden sürekli söz edilmesine neden oluyor.
Ancak Yavaş, Türkiye’nin tamamına ait sorunları ile ilgili hiçbir söylemde bulunmuyor.
Dolayısıyla, sahaya çıktığında, ülke sorunları önüne geldiğinde, karşılaşacağı durumlara karşı cevap üretip üretemeyeceği hakkında bir fikir oluşmuyor.
Örnek verecek olursak, 28 Mayıs’ta gerçekleştirdiği Van gezisinde, bir vatandaşımızın “Sizi çok seviyoruz başkanım. Bizi bu dertten kurtarın. Selahattin Demirtaş’ı da istiyoruz.” demesi üzerine, Yavaş’ın, “İnşallah” dediğinin kamuoyuna yansıması, ABB Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Koordinatörü Volkan Memduh Gültekin’in, Yavaş’ın “Selahattin Demirtaş’ı istiyoruz” diyen yurttaşa yanıt olarak “İnşallah demediği” açıklamasını yapması, Yavaş’ın da tepki göstererek, “Maşallah size, gerçekten maşallah.” demesi vb. küçücük olaylar bile günlerce gündem olurken, kampanya döneminde her gün benzer bir çok sorunun yaşanabileceği konusunda korkular yaratıyor.
Ayrıca, dışarıya yansıyan ve belediye içerisinde yaşanan bir çok sorun ile kadro eksiklikleri, yönetici görevlendirmelerindeki istikrarsızlıklar gibi sorunlar da cumhurbaşkanlığını yürütme ve kadrolar oluşturarak yönetme konusunda soru işaretleri oluşturuyor.
Bu ve benzeri daha bir çok eksikliğin tespit edilmiş olmasına rağmen başta Ümit Özdağ olmak üzere; MHP kökenlilik, ülkücülük ve milliyetçilik kavramlarından hareketle söz konusu kesimlerden Yavaş’a önemli bir desteğin olduğunu da belirtmekte yarar var.

Ayrıca İYİ Parti’nin içinde güçlü bir temsille Yavaş’ın adaylığını gerçekleştirmeye çalışan yapılar olduğunu da eklemek gerek.
Yavaş savunulurken, bilinen eksikliklerinin giderilmesi için belirlenecek yöntemler konusunda iki temel noktadan hareketle çözüm öneriliyor:
Birincisi, çok öne çıkarılmadan, fazlaca konuşturulmadan kampanya sürecinin tamamlanabileceği,
İkincisi ise kazanması durumunda yönetim konusunun kendisine bırakılmayacağı.
İkisinin de gerçekçi olmadığı, Belediye Başkanlığı sürecini yakından izleyenlerce biliniyor.
Dolayısıyla biraz “Dışı seni, içi beni yakar.” durumu söz konusu.
Yine, İmamoğlu gibi, bağımsız olarak aday olma ihtimalinin gerçekçi bir ihtimal olmadığı anlaşılıyor. Bunun nedeni olarak da Mansur beyin, kişisel düşüncesinde, “ortak aday olma” tutumunun güçlü olduğu, yerel seçimlerde de bu tavrı gösterdiği, CHP’den istifa ederek Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısına aday olarak çıkmayacağı, bunu gerek vefa gerekse gerçekçi bir hesapla yapmayacağı söylenebilir.
Ayrı bir not olarak, Mansur Yavaş’ın CHP dışında bir parti tarafından aday gösterilmesi durumunda ise zaten CHP seçmeni ile arasındaki tüm bağlar kopmuş, maya bozulmuş, birliktelik ruhu ölmüş olacaktır.
Bu durumda 6’lı Masa da cumhurbaşkanlığı adaylığında oluşacak işbirliği açısından dağılmış olacaktır.

Belediye Başkanları ile ilgili ortak değerlendirme
Belediye Başkanları’nın adaylık gündeminde güçlü bir şekilde yer almalarının sebebi tamamen, belediyeler nedeniyle elde ettikleri popülerliktir.
İmamoğlu’nu ve Yavaş’ı, herkese rağmen (yönetimine ve örgütüne rağmen) Kılıçdaroğlu’nun belirlediği biliniyor. Bunu, 3 Şubat 2019’da, belediye başkan adaylarının belirlenmesi ve belirlenen belediye başkanlarının değiştirilmesi konusunda Parti Meclisi’nden aldığı yetkiyle yaptı.
Hayır Cephesi olarak referandumdan beri %50’ye yakın oy potansiyeli olan tüm muhalif kesimler, mevcut iktidarı geriletmek amacıyla, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok büyükşehirin muhalefete geçmesi için, tüm farklılıklarını göz ardı ederek birlikte davrandılar.
Yavaş ve İmamoğlu, kendilerine altın tepside sunulan, Ankara ve İstanbul gibi pırlantaların yönetimine bu şekilde; CHP, İYİ Parti, DP, SP + bir kısım MHP’li seçmen ve bir kısım kürt seçmenin oylarıyla geçtiler.
Popülerliklerini de bu sayede edindiler.
Söz konusu popülerliği, farklı bir süreç olan ve gereksinimleri bambaşka olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, mucizevi insanlara ait bir vasıf gibi sunmalarına gerek olmadığını düşünüyorum. İhtiyacımız bu değil.

Bu noktada, öncelikle geçmiş bir deneyimden de bahsetmekte yarar var:
Ankara’nın çok kötü bir deneyimi var:
Değerli siyasetçi Murat Karayalçın’ın, geçmişte başkanlık görevini tamamlamadan Ankara’yı bırakması, bugünlere gelişimizdeki en temel noktalarından biridir. Bu kötü deneyimin tekrarlanması, Mansur beyi seçen Ankara halkı tarafından ve İmamoğlu’nu seçen İstanbul halkı tarafından, özellikle de CHP seçmeni tarafından asla istenmez.

Bir kötü deneyim örneği de İstanbul’dan verelim:
İSKİ skandalını hatırlıyorsunuzdur, Genel Müdür’ün yozlaşmışlığından kaynaklı birkaç milyon dolarlık bir skandaldı. Bugün yapılan; yolsuzluklar, hırsızlıklar, arsızlıklar, devasa kaynakların hortumlanmaların baktığınızda, gölde tuz gibi bir şey. SHP’yi bitirdi, 30 yıldır da CHP’ye yamanarak konuşuluyor.
Belediyecilikte insana bağlı bu tür riskler vardır. İktidarın her uzvunda bu olayın yüzlerce kat büyüğü olaylar yaşanmaktadır. Ancak, birinin elinde bir propaganda makinesi varsa sizin küçücük bir hatanızı 30 yıl konuşturur, kendi devasa hatalarını hiçbir şey yokmuş gibi kapatırlar.
Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri’nde, üst yönetimin alt organlarının tamamında AKP’nin eli var. Belediye Meclisleri’nde de AKP+MHP çoğunlukta. İkinci dönemine geçmediği sürece Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri, AKP kadrolarından kurtulmuş olmayacak. Dolayısıyla her an bütün bağırsakları ortada. Belediyecilikte hatalar mutlaka yapılır, o hatalar alınır, küçücük hata büyütülür, devasa bir anti propaganda haline dönüştürülür.
Bu ve daha bir çok gerekçe, Belediye Başkanları’nın adaylıklarında büyük riskler ortaya koyuyor.

Kılıçdaroğlu’nun ve Akşener’in bu konudaki yaklaşımlarına bakmak gerekirse,
Kemal bey, 2 Ocak 2021’de, İmamoğlu ile ilgili olarak, “İmamoğlu ile aramızda bir rekabet falan yok, ben genel başkanım, o İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı.” dedi.
Bu arada Akşener, 26 Ekim 2021’de “Sayın İmamoğlu ve Yavaş, Millet İttifakı’nın belediye başkanları. Bu arkadaşlarımızın ita amiri Kılıçdaroğlu. Her iki arkadaşımızı öneren Kılıçdaroğlu. Onlar CHP’nin belediye başkanları. Kılıçdaroğlu döner de iki arkadaştan birini aday gösterdiğinde biz ‘hayır’ demeyiz,” dedi.
Kılıçdaroğlu, 6 Kasım 2021’de, Karar TV’de Gündem Özel programında, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanlığı için belediye başkanlarını aday gösterip göstermeyeceğine ilişkin, “Belediye başkanlarımızın görevlerine devam etmelerini istiyorum.” ifadelerini kullandı ve “Öncelikle belediye meclislerinde çoğunluğumuz yok. Onun olmadığı yerde belediye başkanlığını başka bir partiye teslim etmiş oluruz. O zaman İstanbul’lu, Ankara’lı bize ne diyecek? O bağlamda kafamda ciddi soru işaretleri var. İkincisi seçildiler, önce bir bulundukları kentin güvenini kazansınlar önlerinde bir zaman var. O zaman diliminde çalışır, deneyim kazanırlar iyi noktalar ve alanlarda kendilerini gösterirler o çerçevede görevlerini sürdürmeleri lazım.” dedi.
Kılıçdaroğlu yine, 26 Aralık 2021’de, “Sayın Yavaş ve İmamoğlu’nun ismi öne çıkarılıyor ama İstanbul ve Ankara’nın yönetimini bırakamayız. Seçmenimize anlatamayız.” dedi.
28 Ağustos 2022’de HaberTürk’te, İmamoğlu ve Yavaş’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda, “6 lider aday belirleyecek diyoruz. Önümüze Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı gelmez.” dedi.
Yine Akşener, 20 Mayıs 2022’de, Halk TV’de “Liderlerle Özel” Programı’nda, “Ankara ve İstanbul Belediye başkanlarının ita amiri CHP‘dir, sayın Kılıçdaroğlu‘dur!” dedi.

Bu arada, kritik bir aşama daha yaşandı:
6’lı Masa’nın 21 Ağustos’ta gerçekleştirdiği, ilk turun son toplantısında “Ortak Aday” kararı alındı. Kararda, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı için 6 parti olarak kesinlikle ilk tur hedefiyle ortak aday belirleme ilkesi üzerinde anlaştık.” denildi ve 6 lider, altına ıslak imza atarak, fotoğraflarıyla paylaştı.

Özetle,
Belediye Başkanları Masa’dan aday olarak çıkmak istiyorlar ama Masa’ya isimlerinin getirilmesi; yukarıdaki tanımlamalar, siyasi hiyerarşi, siyasi ahlâk ve teamüller gereği, ancak ve ancak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından mümkün kılınabilir. Başka bir lider, Yavaş ve İmamoğlu’nu ilkesel olarak, formel olarak Masa’ya getiremez. İstifa ederler, bağımsız olurlar, “belki” deriz ama o da siyasi gereği mümkün olmaz.
Dolayısıyla, Kemal beyin defalarca açıkladığı gibi, Belediye Başkanları Masa’ya gelmeyecektir.
Ancak, Cumhurbaşkanlığı adaylığında ismi geçen iki güçlü CHP’li belediye başkanı için, “İta amirleri Kılıçdaroğlu”dur demiş olmasına rağmen, seçilmelerinde büyük pay sahibi olması ve “Yerel Seçim İşbirliği”nin güçlü ortağı olması nedeniyle, Akşener’in “Masa’ya getirmek Kılıçdaroğlu’na düşse bile, ona götürmek bana düşer.” deme hakkı vardır.
Bu anlamda yine kararın Kemal beye kalması ve fikrinin de, yukarıdaki ifadelerinden anlaşılacağı üzere, belli olması nedeniyle, Meral hanımın bu tür bir girişimde bulunması da beklenemez.

Kemal Kılıçdaroğlu
2017 Adalet Yürüyüşü ile insanlığın mücadele tarihine geçti.
Ankara’dan İstanbul’a kadar “adalet” talebiyle gerçekleşen yürüyüş, birbirinden çok farklı toplum kesimlerinin katılımıyla, Türk bayraklarıyla, 15 Haziran 2017’de Ankara’da Güvenpark’ta başladı ve 9 Temmuz 2017’de Maltepe’de sonlandı. 420 kilometrelik yolu 25 günde yürüdü.
2018’de İYİ Parti’nin seçime girmesini sağlayarak Türkiye demokrasi tarihine geçti,
İYİ Parti’yi seçime sokmamak üzere hamleler yapan, yargıdaki AKP aparatlarına karşı, Kılıçdaroğlu’nun Akşener ile anlaşarak 22 Nisan 2018’de, 15 CHP’li vekilin İYİ Parti’ye geçmesini sağlamasıyla TBMM’de 5 Milletvekili olan İYİ Parti, CHP’den geçen 15 Milletvekili’yle 20 sandalyeye ulaşarak seçimlere katılmayı garantiledi ve hazine yardımının önü açıldı. Demokrasi tarihimiz açısından unutulmaz bir hamle oldu.

2019 Yerel Seçimleri’nde İşbirliği oluşumunda paydaş olarak AKP’nin gerilemesini sağladı.
Yerel seçimler öncesi 12 Aralık 2018’de, CHP ve İYİ Parti İşbirliği anlaşması yaptı. Seçim sonuçlarına göre CHP ve İYİ Parti’den oluşan İşbirliği Partileri, Ankara ve İstanbul dahil olmak üzere metropol bölgelerinde güçlü bir performans sergileyerek iktidar partilerinin gerilemesine yol açtı ve yönetimi ele aldı.
Helalleşme çağrısı yaptı
Kılıçdaroğlu, 6 Kasım’da Karar TV’de “helalleşme” çağrısı yaptı: Türkiye’nin iktidardan ve iktidar değişimi gerekliliğinden daha önemli tarihsel sorunlarının olduğunu, toplumun iyileşmeye ve helalleşmeye ihtiyaç duyduğunu, bir kısmı CHP’den de kaynaklanan, toplumsal yaraları sarmak üzere helalleşme yolculuğuna çıkacağını ifade etti, Cumhuriyet tarihi boyunca toplumsal hafızada yer almış belli başlı mağduriyetleri anarak kuşatıcı bir helalleşme çerçevesi çizdi.

6 Siyasi Parti’yi biraraya getirdi
“Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” temasıyla biraraya gelen partilerin uzlaşması sonucu 6 parti biraraya geldi ve 12 Şubat 2022’de ilk toplantısını Cumhuriyet Halk Partisi evsahipliğinde gerçekleştirdi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Cumartesi günü ilk kez bir çalışma yemeğinde bir araya geldi.
6 muhalefet liderinin buluşmasının ardından yapılan ortak açıklamada, ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçmenin “ortak ve öncelikli hedef” olduğu belirtildi ve üzerinde uzlaşmaya varılan yeni sistemle ilgili mutabakat metninin 28 Şubat’ta yapılacak ortak açıklamayla kamuoyu ile paylaşılacağı duyuruldu. 28 Şubat 2022’de Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni yayınlandı.
Bugüne kadar da bunlara ek olarak, güncel sorunlara dönük bir çok konuda agresif hamlelerle iktidarı zorlayan bir performans sergiledi.

Not etmek gerekirse, bu arada, bir kez suikast denemesine biz kez de linç denemesine maruz kaldı. Bu iki olaya da maalesef iktidarın çirkin yaklaşımları damga vurdu.
Kılıçdaroğlu, tüm bu bu temel girişimler sürecinde, diğer eylemlerinin de sonucunda; birleştirici, bütünleştirici, önemli bir aktör olmasının da getirdiği özgüvenle, 8 Şubat 2022’de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik, “Aday olsun karşıma çıksın.” dedi ve kullandığı cümle, o tarihlerde, adaylığının ilanı olarak yorumlandı.
Bu arada, 24 Nisan 2022’de 6’lı Masa’nın üçüncü toplantısından sonra cumhurbaşkanlığı adayı için ilkeler dile getirildi, liderlerce yapılan açıklamada, “Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda liderler olarak birçok kez vurguladığımız gibi; uzlaşmacı, özgürlükçü, demokratik değerleri içselleştirmiş, milletimizin tamamını kucaklayan, siyasi ahlâk ilkelerini benimseyen, liyakat sahibi bir aday belirleyeceğiz.” ifadeleri kullanıldı.

Bu tanımlamadan sonraki süreçte,
DEVA Partisi lideri Ali Babacan, Cumhuriyet Halk Partisi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun olası cumhurbaşkanlığı adaylığını şöyle değerlendirdi: “Altılı Masa’nın ortak adayıyla alakalı biz bugüne kadar hiçbir isimle ilgili yorum yapmadık. ‘Bu isim olur’ da demedik, ‘Bu isim olmaz’ da demedik… Altılı Masa ortak bir aday belirleyecekse, onun kim olacağı, kim olmayacağı Altılı Masa’da görüşülmelidir.” dedi.
Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, 23 Haziran 2022’de, Afyonkarahisar’da yerel yayın yapan bir radyoda Gazeteci Yazar İsmail Akar’ın konuğu oldu ve programda, “Cumhurbaşkanı adayı konusunda temel kuralları koyduk 6’lı Masa olarak. Ben Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakarım. Bu masanın oluşumunda önemli katkılar sağlayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu doğal olarak da isterse hakkıdır. Bu manada bizlerde gerekli desteği veririz.” dedi.
Uysal ayrıca, cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin adayının kim olacağıyla ilgili tartışmaları değerlendirerek, “Adayın, Altılı Masa içinden çıkması gerektiği kanaatindeyiz.” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feramuz Üstün, 29 Temmuz 2022’de, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin yaptığı açıklamada, “Ortak aday olarak karar verilirse kimse karşı çıkmaz.” ifadelerini kullandı.
6’lı Masa’nın 21 Ağustos’taki “ortak aday” kararı sonrasında, Kılıçdaroğlu 5 Eylül 2022’de, FOX TV’de cumhurbaşkanı adaylığı niyetini bir adım daha ileri taşıyarak “Ben hazırım.” mesajı verdi ve siyaset kulislerini hareketlendirdi.
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, 28 Ağustos 2022’de, “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığının da ihtimaller arasında olduğu”nu dile getirdi. Parti yetkilileri de “Kemal Bey daha önce de söyledi adaylık niyetini. Ama esas önemli olan, masanın kararını işaret etmesi. Bu açıklamalardan bir cümle öne çıkarılacaksa, mutabakata verdiği önem ön plana çıkarılmalı. Aday olma niyeti zaten gizli değil, yadırganacak da bir şey değil.” ifadelerini kullandılar.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, 7 Eylül 2022’de, ”Sayın Kılıçdaroğlu bu konuyu, soru geldiğinde, bazı şeyleri, kanaatlerini paylaşıyor ve her defasında da buna Altılı Masa’da karar vereceğiz de diyor. Şu ana kadar Altılı Masa’ya böyle bir talep de gelmedi, böyle bir tartışma da olmadı. Net olarak söylüyorum. Hiç tartışılmadı.” ifadelerini kullandı.
DEVA Partisi yetkilileri ise daha önce Ali Babacan’ın dile getirdiği “Önceliğimiz mutabakat ve ortak aday.” sözlerini anımsatarak, partinin 6’lı masada ortak cumhurbaşkanı adayı konusundaki önkoşulunun “geçiş süreci üzerinde mutabakat sağlanması” olduğunun altını çiziyorlar.
İYİ Parti’ye gelince, Genel Başkan Meral Akşener, 6 Eylül 2022’de, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ile ilgili olarak, “Masa’dan çıkacak olan adayın vasıfları ve sıfatları var. Ben, onların her fırsatta doğru olduğunu söyledim ve kazanacak bir adayla yola çıkmamız gerekli. Hâlâ burada duruyoruz… Altılı Masa’da oturan genel başkanlar ‘hazırım’ derlerse onur duyarım. Elbette çok saygı değer ama bu noktada hiçbir konuşma olmadı.” dedi.
Başka bir konuşmasında da, “Her zaman önemli konuları yetkili kurullarımızda tartışmışızdır. Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu için de partimiz önceden bir değerlendirme yapmak yerine yetkili kurullarda alınan karar doğrultusunda hareket edecektir.” değerlendirmesini yaptı.

Aradığımız Aday
Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda adayın profili nasıl olmalı diye baktığımızda, 6’lı Masa’da yapılan aday profili tanımına ilave olarak, gözden kaçırılmaması gereken başka önemli noktalar da var.
Bu anlamda,
Aday, Cumhurbaşkanı olduğunda; Demokrasi, özgürlükler, kuvvetler ayrılığı gibi kavramların işleyebileceği, yargı bağımsızlığı, basının bağımsızlığı ve özgürlüğü gibi kavramları yaşatabilecek, bu değerler içerisinde kalabilecek bir Türkiye’yi yaratmak üzere dönüşümü sağlayabileceğini, bu dönüşümü sağlayabileceğine inandığını gösterebilen, muhalefette olan geçmişteki referandumlar ve seçimlerde “hayır cephesi” kavramıyla birlikte duruş gösteren kesimleri rahatlatacak sözleri verebilen, inandırabilen ve onların hepsinin haklarını eşit olarak ortaya koyabilen; bir adam, bir kadın, bir insan olmalıdır.
Aday olacak kişinin; becerileri, yetenekleri Erdoğan gibi olmak zorunda değildir. Önce onu tespit etmek gerekiyor. Niye Erdoğan gibi olmak zorunda değil? Çünkü biz Erdoğan gibi devleti yönetecek bir insan aramıyoruz.
Ne arıyoruz?: Yukarıda sözünü ettiğimiz yapıyı uygulamaya geçirecek, başkan seçildikten sonra hızla, parlamentodaki temsil koşulları yeterli olursa, bir sene iki sene, yani kısa bir süre içerisinde, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’i kurmaya kararlı davranacak; aydın, bilinçli, Türkiye’nin bütün hassasiyetlerini bilen, yani; muhafazakarların, milliyetçilerin, dindarların, din içerisinde; Sünnilerin, Alevilerin, diğer inanç sahiplerinin, Türklerin, Kürtlerin, Lazların, Çerkeslerin, sağcıların, solcuların, farklı aidiyetler hisseden tüm vatandaşlarımızın hassasiyetlerini bilen bir insan olmak zorundadır.
Dolayısıyla, Erdoğan gibi becerileri olan, hayt huyt edecek ve her şeyi tek başına yönetmeye kalkacak bir karakter, bir profil bize lazım değildir.

Sonuç olarak
Yukarıda aktardığım tüm bilgi ve yorumlar ışığında, 6’lı Masa’nın aday belirleme sürecinin esasları şu şekilde ortaya çıkıyor:
Liderlerin hep birlikte aldıkları “Ortak Aday” kararı,
Bir liderin, “Adayın, Altılı Masa içinden çıkması” önerisi,
Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “ Önümüze Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı gelmez.” Demesi ve ardından, “Ben hazırım.” açıklaması yapması.
Bu üç madde, adayın kim olabileceği konusunda çok temel çıkarımlarda bulunmamızı sağlıyor.
Biraz açacak olursak,
6’lı Masa’nın, ilk turunun son toplantısında “Ortak Aday” kararını açıklamasından sonra liderlerin ifadeleri doğrultusunda, güçler dengesine bakıldığında, Masa’da üzerinde mutabakata varılarak oy birliği ile karar verilecek iki isim bulunuyor: Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu.
Meral hanımın ısrarlı bir şekilde aday olmadığını açıklıyor olmasına bakıldığında, Kemal bey, kendinden vazgeçerek veya diğer liderler aralarında uzlaşarak, “adayımız Akşener olsun” demediği sürece geriye tek bir aday kalıyor (olası konuşulacak diğer isimler sadece değerlendirme aşamasında kalacaktır).
6’lı Masa’da değerlendirilecek, gerçek ve güçlü tek aday Kemal Kılıçdaroğlu’dur.
Kılıçdaroğlu’nun kazanamayacağı propagandası gerçekçi değildir.
Kazanamaz denilmesinde iki gerekçe kullanılmaktadır:
Kılıçdaroğlu’nun Aleviliği
Çok sayıda seçim kaybetmiş olması
Son dönemde yaşanan gelişmeler değerlendirildiğinde ve ve %60’ı aştığı düşünülen muhalefet seçmenin analizleri yapıldığında, 6’lı Masa ve diğer muhalefet liderlerinin de açıklamalarından anlaşılacağı üzere, Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğinin seçilmesinde bir engel oluşturmadığı anlaşılmaktadır.
Çok sayıda seçim kaybetmesi söz konusuysa, Erdoğan karşısındaki tüm liderler 2002 yılından beri seçim kaybetmektedir. Bu, geniş bir analizle ele alınabilecek; tarihsel, ideolojik ve konjonktürel bir durumdur. CHP tarihine bakıldığında, çok partili dönemde, yüksek oyla elde edilen başarı sadece bir kez Ecevit’e aittir. Ecevit, 1973 genel seçimlerinde %33,3 oy almış ve Necmettin Erbakan’ın Milli Selamet Partisi ile yaptığı koalisyonda Başbakan olmuştur. 1974 yılında Kıbrıs Harekâtı yapılmıştır. 10 ay süren bu koalisyon hükûmeti Ecevit’in istifasıyla dağılmıştır. 1977 genel seçimlerinde parti, oy oranını %41,4’e çıkarmıştır. Bu oy oranı, sol görüşlü bir partinin çok partili siyasal yaşamda kazandığı en yüksek oy oranı olarak tarihe geçmiştir. CHP’nin geçmişinde Kürt kökenli seçmenlerin oyları da vardır (tıpkı AKP’de uzun süre ve halen kısmen olduğu gibi). Kürtlerin siyasi partiler kurmalarıyla o oylar da kaybedilmiştir.
Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun seçim kaybetmesi üzerinden yapılan eleştiriler doğru değildir.

Nitekim, 2019 Yerel Seçimleri partisi adına Kılıçdaroğlu’nun seçim zaferidir. Nüfusun ve ekonominin %50’inden fazlasına sahip şehirlerin belediyeleri CHP’ye geçmiştir.
Yukarıda sayılan 2018, 2019 başarıları, 6’lı Masa ve diğer stratejileriyle bu noktaya geldiği göz ardı edilebilecek bir olgu değildir.
Yazının bu kısmını rakamlara boğmak istemiyorum. Önceki yazılarımda bu konularda bolca rakam var. Sistem Karşıtlığı, Erdoğan Karşıtlığı, Ekonomik ve diğer yaşamsal sorunlarla birlikte, %60’ın üstünde muhalif seçmene sahip olduğumuz, hiçbir bilinçli kurum tarafından reddedilmiyor.
Bu noktada, sandık başında, Kılıçdaroğlu’nun herhangi bir diğer adaydan az oy alabileceği iddiası doğru değildir.
Diğer adaylarda da olan farklı artılar ve eksilerle birlikte Kılıçdaroğlu’nun rahatlıkla %55 oya ulaşabileceğini ben öngörebiliyorum. Bu öngörüye, yıllardır içinde olduğum siyasi çalışmalar, analiz yöntemlerim ve güvenilir araştırmalarla ulaşıyorum.
Başka arayışlarla süreci sıkıntıya sokmak, 6’lı Masa’daki hiçbir partinin işine yaramayacaktır.
Gerçeğin masaya yatırılıp karar haline getirilmesi bir çok düğümü çözecektir.

Eş zamanlı olarak, geçiş süreci yol haritası hazırlanmış olacak, aday ve liderler; geçiş sürecinde nasıl bir yönetim sergileyeceklerini, ekonomiden dış politikaya ilk etapta atacakları adımları ve parlamenter sisteme geçiş süreci takvimini içeren bir protokole imza atarak bunu kamuoyuna da ilan edeceklerdir.
Sonrasında da gerek siyasi partiler gerekse iki büyük şehrin belediye başkanları adayın yanında yer alacaklardır ve kamuoyu yeni duruma göre pozisyon alacaktır.
Bu konunun uzatılması artık zarar verici noktalara sürüklenmeye yol açmaktadır.
2 Ekim’deki 6’lı Masa toplantısında, adayın altına imza atacağı yol haritası ve diğer taahhütler hazırlanmalı, yine Ekim ayı içinde, bence 29 Ekim’den önce aday açıklanmalıdır.

Bülent GÜRSOY – wix.com
İlginizi Çekebilir
GÜNCEL
İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı
Yayınlanma:
3 saat önce|
04/06/2026Yazan:
BankaVitrini
4 Haziran 2026 tarihli yeni vergi ve yatırım düzenlemeleri ne getiriyor?
Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, vergi, yatırım, üretim, yurt dışı gelirler ve kamu alacaklarının tahsili alanlarında önemli değişiklikler içeriyor. Özellikle üretici firmalar, yabancı yatırımcılar, yurt dışından Türkiye’ye dönen yüksek gelir grupları ve vergi mükellefleri açısından dikkat çekici düzenlemeler bulunuyor.
1. Kamu borçlarında taksit süresi iki katına çıktı
6183 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle kamu borçlarının tecil süresi 36 aydan 72 aya çıkarıldı. Ayrıca bazı işlemlerdeki limit 50 bin TL’den 1 milyon TL’ye yükseltildi.
Vatandaş ve firmaya etkisi
- Vergi ve SGK borcu olan şirketlerin ödeme yükü hafifleyecek.
- Nakit akışı bozulan KOBİ’ler daha uzun vadede borçlarını yapılandırabilecek.
- Tahsilat baskısı kısa vadede azalırken devletin tahsilat süresi uzayacak.
2. Yurt dışından Türkiye’ye dönenlere 20 yıl vergi avantajı
Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen yeni düzenleme ile son 3 yılda Türkiye’de vergi mükellefi olmayan kişilerin yurt dışından elde ettikleri gelirler 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutulabilecek.
Kimleri ilgilendiriyor?
- Yurt dışında çalışan profesyoneller
- Yazılımcılar
- Fon yöneticileri
- Girişimciler
- Uluslararası danışmanlar
Etkisi
Türkiye, yüksek gelirli ve nitelikli insanları çekmek için vergi rekabetine giriyor. Özellikle Dubai, Londra ve Singapur’da yaşayan Türklerin dönüşünü teşvik etmeyi amaçlıyor.
3. “Nitelikli Hizmet Merkezi” dönemi başlıyor
Kanunla ilk kez “Nitelikli Hizmet Merkezi” tanımı getirildi. Çok uluslu şirketlerin finans, muhasebe, veri analizi, risk yönetimi, insan kaynakları ve teknoloji operasyonlarını Türkiye’den yönetmelerine yönelik yeni teşvik sistemi kuruldu.
Şirketlere sağlanan avantajlar
- Personel ücretlerinde gelir vergisi avantajı
- Kurumlar vergisinde büyük indirimler
- İstanbul Finans Merkezi ve belirli endüstri bölgelerinde daha güçlü teşvikler
Beklenen sonuç
Türkiye’nin;
- bölgesel finans merkezi,
- bölgesel muhasebe merkezi,
- teknoloji ve veri merkezi
olma hedefi güçleniyor. Özellikle İstanbul Finans Merkezi’nin uluslararası şirket çekme kapasitesi artırılıyor.
4. Üretici şirketlere %12,5 kurumlar vergisi
Kanunun en dikkat çekici maddelerinden biri üretim ve tarım şirketlerine yönelik.
Sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim yapan şirketlerin üretim kazançları için kurumlar vergisi oranı %12,5 olarak uygulanacak.
Kim kazanıyor?
- İmalat sanayi
- Organize sanayi bölgelerindeki üreticiler
- Tarımsal üretim şirketleri
Etkisi
Bu düzenleme özellikle krediye erişimde zorlanan reel sektör için önemli bir vergi desteği niteliğinde.
Bankavitrini açısından bakıldığında bu düzenleme:
- üretim yatırımlarını artırabilir,
- kayıtlı üretimi teşvik edebilir,
- sanayi şirketlerinin özkaynak birikimini güçlendirebilir.
Ancak finansman maliyetleri yüksek kaldığı sürece tek başına yeterli olmayabilir.
5. Yurt dışı ticarete dev vergi avantajı
Yurt dışından alınan malın Türkiye’ye gelmeden başka ülkeye satılmasından elde edilen kazançların %95’i kurumlar vergisi matrahından indirilebilecek. Bazı bölgelerde bu oran %100’e kadar çıkabilecek.
Sonuç
Türkiye’nin:
- ticaret merkezi,
- tedarik zinciri merkezi,
- bölgesel lojistik üs
olma hedefi destekleniyor.
6. Yeni “Varlık Barışı” geliyor
31 Temmuz 2027’ye kadar yurt dışındaki para, altın, döviz ve menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilmesine imkan tanıyan yeni bir varlık barışı düzenlemesi getiriliyor.
Dikkat çeken nokta
Normal vergi oranı %5.
Ancak;
- 5 yıl tutulursa %0
- 4 yıl tutulursa %1
- 3 yıl tutulursa %2
- 2 yıl tutulursa %3
- 1 yıl tutulursa %4
olarak uygulanabilecek.
Ekonomiye etkisi
Hazine’nin amacı:
- Döviz girişini artırmak,
- Finansal sisteme kaynak çekmek,
- Yastık altı ve yurt dışındaki varlıkları kayıt altına almak.
Bankavitrini yorumu
Bu kanun, ilk bakışta bir “vergi kanunu” gibi görünse de aslında üç stratejik hedef taşıyor:
1. Üretimi teşvik etmek
%12,5 kurumlar vergisi bunun en somut göstergesi.
2. Yabancı sermayeyi çekmek
Nitelikli hizmet merkezleri ve İstanbul Finans Merkezi teşvikleri bu amaçla getirildi.
3. Döviz girişini artırmak
Varlık barışı ve yurt dışı gelir istisnaları bu hedefe hizmet ediyor.
Ancak düzenlemenin başarısı sadece vergi avantajlarına değil;
- hukuk güvenliğine,
- finansmana erişime,
- kur istikrarına,
- yatırım ortamına
bağlı olacak.
Aksi halde vergi teşvikleri tek başına beklenen yatırım ve üretim artışını sağlayamayabilir. Buna karşın özellikle üretici firmalar, ihracatçılar ve uluslararası hizmet şirketleri açısından son yılların en önemli teşvik paketlerinden biri olduğu söylenebilir.
Önerilen başlıklar:
- Vergide yeni dönem: Kim kazanacak, kim kaybedecek?
- Üreticiye %12,5 vergi müjdesi: Sanayi için yeni fırsat
- Türkiye vergi rekabetine giriyor: Yurt dışındaki Türkler geri döner mi?
- Varlık barışı geri döndü: Döviz girişinde yeni hamle
- İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı
Kaynak: 4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı Kanun.
EKONOMİ
2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi
“Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir
Yayınlanma:
5 saat önce|
04/06/2026Yazan:
Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz
TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi bu yılın birinci çeyreğinde (Ocak-Şubat-Mart) geçen yılın aynı çeyreğine göre, yıllık bazda yüzde 2,5 büyüdü. Ancak bu oran piyasa beklentisi olan yüzde 2,7’nin altında kaldı.
Daha da önemlisi çeyreklik bazda büyüme fiilen “sıfır” (yüzde 0,1); bir önceki çeyreğe göre aslında büyümedik. Çeyreklik bazda yüzde 0,1’lik bu oran, ekonomik aktivite düzeyinin bir önceki çeyreğe oranla yatay bir seyir izlediğini gösteriyor.
Sanayi yıllık bazda yüzde 0,8 küçülürken, özellikle imalat sektörü kaynaklı küçülme çeyreklik verilere de yansıdı. Sanayi üretimi, yüksek faiz ortamı ve artan maliyetlerin etkisiyle ivme kaybederek büyümeyi aşağı çeken ana unsur oldu.
Tarım sektörü 2025 yılının derin küçülme oranlarından sonra nihayet yıllık bazda yüzde 4,6, çeyreklik bazda ise yüzde 5,9 büyüdü.
İnşaat sektörü ise 2025 yılında yüzde 10’un üzerinde seyreden rekor büyüme oranlarının ardından ilk çeyrekte yıllık bazda sadece yüzde 3,2 büyüdü, üstelik çeyreklik bazda yüzde 1,7 daraldı.
Sektörlerdeki zayıf görünümün yanında bilgi-iletişimdeki yüzde 9,5’luk oran çarpıcı görünse de bu durum büyük ölçüde 5G teknoloji altyapı yatırımlarına dayalı olduğu için kalıcı bir ivmelenme olmayabilir.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde büyümenin itici güçlerinden biri de yatırımlar yani gayrisafi sabit sermaye oluşumu (makine-teçhizat ve inşaat yatırımları). Bu kalem yıllık bazda yüzde 3 artış kaydedip büyümeye 0,8 puanlık katkı verse de çeyreklik bazda yüzde 2,2 küçüldü.
Stoklar ise büyümeye 0,5 puanlık pozitif katkı verdi. Çeyreklik bazda talep yavaşlarken üretilen malların bir kısmının satılamayıp rafa kalktığı anlaşılıyor olsa da bunun da teknik olarak büyüme rakamını yukarıda tuttuğu görülüyor.
Harcama yöntemiyle milli gelire bakalım;
Hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 4,8 arttı ancak çeyreklik artış yüzde 0,1’de kaldı. Talebin sıkılaşma adımlarıyla hız kestiği hissediliyor. Ama kimin talebi ve tüketimi? Zaten “program” dar ve sabit gelirliler üzerinde çalışıyor yıllardır. Yine de yüksek gelirlilerin ve servet transferinin etkisiyle doğan talebin baskılanması zor.
Devlet de harcamacı tarafta yerini aldı; yıllık bazda devletin nihai harcamaları yüzde 2,1 artarken, çeyreklik artış yüzde 3,3 oldu. “Kamuda tasarruf olmalı” derken, devletin harcamalarının artması büyük ikilemi ortaya koyuyor.
Asıl kırılganlık ihracatta. İhracat yıllık yüzde 12,7, çeyreklik yüzde 7,5 daralarak en zayıf halka oldu. Bu dengesizlik sebebiyle net dış ticaret, büyümeyi 2,5 puan aşağı çekti.
İhracattaki sorunlar yapısal nitelik taşıyor. Yüksek faiz, girdi maliyetlerindeki artış, kur baskısı, atıl kapasite ve dış talepteki durgunluk, hepsi bir arada etkisini gösterdi.
Nisan sonunda imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, ihracatçılar için yüzde 14’e indirilmesi olumlu bir adım; ancak yapısal sorunlar gündemdeyken bu düzenlemenin etkisi sınırlı kalacak. Sanayinin dış rekabet gücü zayıfladıkça ihracat üzerindeki baskı artmaya devam edecek. Bu sürecin işsizliği yukarı taşıması kaçınılmaz görünüyor.
Program hedefiyle gerçek arasındaki makas açıklanamaz hale geldi. Talebin baskılanması ve kur kontrolüne dayanan mevcut program, enflasyonla mücadelede somut bir ilerleme sağlayamıyor. Öte yandan iç ve dış talebi belirgin şekilde soğuttuğu anlaşılıyor. “Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir.
Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Petrol ve dolar yükselirken Fed kaygıları risk iştahını bastırıyor
Yayınlanma:
5 saat önce|
04/06/2026Yazan:
BankaVitrini
Küresel mali piyasaların odağında Orta Doğu kaynaklı jeopolitik riskler bulunmaya devam ederken, İsrail’in tutumunun barış sürecini zorlaştırdığı görüşünün giderek daha geniş kabul gördüğünü izliyoruz. Bu sabah İsrail ile Lübnan arasında ateşkesin uygulanmasına yönelik varılan anlaşma olumlu bir gelişme olarak öne çıksa da, bölgeden gelen çelişkili açıklamalar ve zaman zaman yeniden yükselen gerilim piyasaların temkinli duruşunu korumasına neden oluyor. Daha basit bir ifadeyle, piyasalar artık ‘anlaşma yakın’ yönündeki açıklamalardan çok, çatışmaların gerçekten durduğunu ve diplomatik sürecin somut sonuçlar ürettiğini görmek istiyor.
Bu minvalde yapay zekâ temalı hisselerde görülen kâr satışları ve Orta Doğu’da yeniden yükselen jeopolitik risklerin risk iştahını belirgin bir şekilde azaltmasıyla ABD borsalarının geceyi %1 civarında düşüşle tamamladığını görüyoruz. Dolar endeksi (DXY), Orta Doğu’da yeniden yükselen jeopolitik gerilimlerin etkisiyle güvenli liman talebinden destek alarak son iki ayın en güçlü seviyelerinde salınırken, İran’ın Kuveyt’e yönelik saldırıları ve Hürmüz Boğazı çevresindeki çatışmalar petrol fiyatlarının yüksek seviyesini korumasına neden oluyor. DXY’nin güç kazanması, ABD tahvil faizlerinin de yükselmesine neden olurken, Fed’in enflasyon baskıları nedeniyle faiz indirimlerini uzun süre erteleyebileceği beklentisi de piyasalar üzerinde ilave baskı kurmaya devam ediyor.
Tansiyonun barometresi konumunda olan Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, üç günlük kesintisiz yükseliş isteği ardından dün 99 dolar seviyesini test ederken, ABD ham petrol stoklarının beklentilerin iki katı kadar azalması da küresel petrol talebinin güçlü seyrettiğine işaret etti. Haber akışı sizin de takdir edeceğiniz üzere pek de olumlu düzlemde ilerlemezken, mevcut stresin üzerine 16-17 Haziran tarihinde düzenlenecek olağan Fed toplantısının da eklenmeye başladığını düşünüyoruz. Fed’in yeni başkanı Warsh, göreve yapay zekâ yatırımlarının ekonomiyi desteklediği ancak İran savaşı kaynaklı enerji maliyetlerinin enflasyonu yeniden hızlandırdığı zorlu bir dönemde başlıyor. Nitekim, Fed’in yayımladığı Beige Book raporu, birçok bölgede enerji fiyatlarındaki artışın nakliye, gıda ve gübre maliyetlerine yayıldığını, tüketicilerin ise daha fazla kredi kartı kullanıp harcamalarını temel ihtiyaçlara yönlendirdiğini gösterdi. Bu durum, ekonomik büyümenin yavaşladığı ancak enflasyonun yüksek kaldığı stagflasyon riskini yeniden gündeme taşıdığını belirtelim.
Orta Doğu kaynaklı jeopolitik riskler, Hürmüz Boğazı’nın âdeta dünyanın boğazını sıktığı, enflasyon beklentilerinin yükseldiği ve tedarik zincirlerinin kırıldığı bir ortamda, faiz indirimi beklentilerinin yerini faiz artırımı ihtimaline bıraktığını görüyoruz. Bu sabah Fed vadeli işlemleri, yıl sonuna kadar faiz artışı olasılığını yaklaşık %51 olarak fiyatlıyor. Bu değişimin altını özellikle çizmek gerekiyor. Fed cephesinde büyüme ile enflasyonla mücadele tercihi arasında yaşanacak görüş ayrılıklarını merakla takip edeceğiz. Güvenli liman edasıyla son dönemlerde ön plana çıkan doların bir süre daha bu belirsizlik ortamında güçlü kalmasını, bunun da faizlerin yüksek seyretmesine zemin hazırlayabileceğini düşünüyoruz.
ABD borsalarının dün geceyi düşüşle tamamlaması ardından, yapay zekâ temalı hisselerin önemli oyuncularından Broadcom’un beklentilerin altında kalan gelir tahmini sonrası teknoloji ve yarı iletken hisselerinde satışlar hızlandı. Broadcom’un açıkladığı sonuçlar, yatırımcıların yüksek beklentilerini karşılayamayınca hisseler mesai sonrası işlemlerde %13’ten fazla değer kaybetti. Şirketin ikinci çeyrek gelirleri piyasa tahminlerinin hafif altında kalırken, üçüncü çeyrek için açıkladığı yapay zekâ çipi gelir beklentisi de beklentilerin gerisinde kaldı. Daha da önemlisi, yönetimin 2027 yılına ilişkin 100 milyar dolarlık yapay zekâ gelir hedefini yukarı yönlü revize etmemesi, piyasada büyüme ivmesinin yavaşlayabileceği endişelerini artırdı.
Havanın genel hatlarıyla olumsuz olması ve Broadcom’un açıkladığı sonuçlar ardından yeni gün başlangıcında Pasifik’in diğer ucunda hâkim rengin kırmızı olduğunu görüyoruz. Japonya’nın gösterge endeksi Nikkei, bir gün önce ulaştığı tarihi zirveden geri çekilmek suretiyle %2 gerilerken, ABD borsalarının vadeli işlemlerinde de %0,5 civarında düşüşler görüyoruz. Japon Yeni dolar karşısında kritik 160 seviyesini tekrar test ederken, bu seviye, Japon yetkililerin geçmişte döviz piyasasına müdahale ettiği bölge olması nedeniyle yakından izleniyor. Her ne kadar Japonya Merkez Bankası’ndan bu ay faiz artırımı gelebileceğine yönelik beklentiler güçlense de, doların küresel belirsizliklerden aldığı destek YEN üzerindeki baskıyı sürdürüyor. Doların güçlü seyrine paralel EURUSD paritesi 1,16, GBPUSD paritesi ise 1,34 seviyelerinin diplerine kadar geriledi.
Risk iştahındaki bozulma kripto para piyasalarına da yansırken, Bitcoin ve Ethereum son dört ayın en düşük seviyelerini test etti. Dört hafta önce 83 bin dolar seviyesine dayanan Bitcoin bu sabah 61 bin dolar seviyelerine kadar gerilerken, küresel piyasalarda güvenli liman arayışının yeniden ön plana çıktığını not etmemiz gerekiyor. Güvenli limanın da bu günlerde dolar olması, faiz getirisi olmayan kıymetli metallerin tatsız bir seyir izlemesine neden oluyor. Altının ons fiyatı dün 4,425 dolar seviyesini test ederken, gümüş ise 72,50 dolar seviyesine kadar geriledi. Her ikisi de bu sabah tepki alımları ile sırasıyla 4,465 dolar 73,50 dolar seviyelerine yükselse de, teknik görünüm pek de iç açıcı olmadığını söylememiz gerekiyor. Haftalık kapanışı görerek daha sağlıklı yorum yapmaya gayret edeceğiz. Bir süre daha gelişmeleri takip etmek adına kenarda beklemeye devam ediyoruz.
Genel hatlarıyla Hürmüz düğümünün çözülemiyor olması, Fed’in de Warsh başkanlığında yaklaşan ilk olağan toplantısı küresel piyasaları gererken, Türkiye cephesinde ise bir önceki gün özellikle de bankacılık endeksi önderliğinde (BlackRock dedikodusu) yaşanan yükselişin ardından dün siyasi beklentilerin ağır basmasıyla kazanımların bir bölümünün geri verildiğine şahit olduk. BİST100 ana endeksi %1,7 gerilerken, bankacılık hisseleri ise %2’ye yakın geriledi. USDTRY kuru 46 seviyelerine doğru bebek adımlarıyla yükselişini sürdürürken, CDS risk priminin ise hafif de olsa yükselerek 242 baz puana geldiğini not edelim. Her ne kadar içeride siyasi gelişmeler ve dışarıda jeopolitik gelişmeler baskı unsuru yaratsa da, dün de belirttiğimiz üzere, ABD ile ilişkilerde yapıcı zeminin korunması, önümüzdeki ay Türkiye’de düzenlenecek NATO Zirvesi’ne ABD Başkanı Trump’ın da katılacağının açıklanması, Türkiye’nin giderek güçlenen jeo-ekonomik konumu büyük resimde dikkat çekmeye devam edeceğini düşünüyoruz.
Yurt içi yerleşiklerin Türk Lirası’na olan ilgisi devam ederken, mevduat tercihinde uzun süredir yaklaşık olarak %60 Türk Lirası, %40 yabancı para kompozisyonu da korunmaya devam ediyor. TCMB’nin kur oynaklığını yönetebilecek araç seti ile hareket alanını koruması nedeniyle, mevcut görünüm altında USDTRY kuru açısından da önemli bir risk görmediğimizin altını çizmek isteriz. Dün bu bağlamda, TCMB’nin haftalık bültenini yine yakından inceledik. TCMB’nin butlan kararı ardından 13 milyar dolar eriyen net yabancı para pozisyonu, 2 Haziran valörlü işlemlerde 4,2 milyar dolar toparlanma kaydettiğini görüyoruz. Manşet rakamın ise 20,8 milyar dolar seviyesine toparlandığını not edelim (bakınız grafik).
TCMB Net Yabancı Para Pozisyonu
TCMB Net Yabancı Para Pozisyonundan yaşanan günlük değişim
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.023)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (560)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.974)
- GÜNCEL (4.407)
- GÜNDEM (3.550)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.671)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.416)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (91)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı 04/06/2026
- 2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi 04/06/2026
- Petrol ve dolar yükselirken Fed kaygıları risk iştahını bastırıyor 04/06/2026
- Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak 04/06/2026
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu


