GÜNCEL
Aday Sath-ı Maili
Siyaset yapan, siyasete ilgi duyan, yazan-çizen herkes bilir, seçimler yaklaştığında, seçim dinamiğinin hissedilir olmaya başlamasıyla birlikte bir terim kullanılır, “seçim sath-ı mailine girdik” denir. Böyle olduğunda, “artık durulamaz” anlamına gelir.
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Konunun iyi anlaşılması için kendimce, ilgili tanımları yaparak başlamak istiyorum:
Sath-ı mail: Eğik Düzlem / Eğimli Yüzey demektir.
Seçim sath-ı maili: Seçime doğru gidilen, kaçınılmaz olarak hareket kazanılan ve durdurulması zor olan bir süreçtir.
Aday sath-ı maili: Adayın belirlenme sürecinde, ağırlıklar nispetinde hareket kazanılan eğimli yoldur.
Önümüzdeki seçimlerin en kritik aşaması, cumhurbaşkanlığı adaylığının belirlenmesi olduğu için, seçim sath-ı mailinin öncüsü olan aday sath-ı mailine girmiş bulunmaktayız.
MHP’nin 4 Eylül’de başladığı mitingler serisi için seçtiği, “2023’e Doğru: Aday Belli, Karar Net” sloganı da bu durumun bir tür ifadesidir.
İktidar kanadı, muhalefeti “adayını kararlaştırma” zeminine çekmiştir.

Kamuoyunda yapılan açıklamalar dikkate alınacak olursa, normal şartlar altında (NŞA) en son, MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman’ın, seçimlerin “Kurban Bayramı ve üniversite sınavları nedeniyle bir ay erkene çekilebileceği”ni ifade etmesiyle birlikte, daha önce “18 Haziran 2023 tarihinde ve zamanında yapılacaktır” açıklamasından geri adım attığı ve 21 Mayıs Pazar gününe göre seçim planı yapıldığı düşünülebilir. Bu kararın farklı gerekçeleri olmakla birlikte, bu yazının konusu olmadığından bu kısmı geçeceğim.
Bu hesapla da bugün (12 Eylül) itibarıyla seçimlere, 8 ay 11 günlük bir zaman kalmış durumdadır.

İktidar Kanadının Adayı
İktidar tarafını ele aldığımızda,
Bugüne kadar ortaya konulan ifadelerle, gerek Erdoğan’ın 9 Haziran tarihinde partisinin İzmir İl Danışma Meclisi Toplantısı’nda “2023 Genel Seçimleri’nde Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olacağı”nı açıklaması, gerekse Bahçeli’nin, başından beri belirttiği, ayrıca Sivas’ta Erdoğan’ın ismini de vererek ilkini yaptığı ve başka illerde de yapacağı temalı mitingleri için seçtiği “Aday Belli, Karar Net“ sloganı nedeniyle, iktidar kanadının adayının Recep Tayyip Erdoğan olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Muhalefet Kanadının Adayı
Muhalefet kanadına baktığımızda ise,
Aday konusunda henüz net bir karara varılamadığı ve sancılı bir süreç yaşandığı görülmektedir.
Muhalefet kanadını, cumhurbaşkanı adayı açısından bir miktar analiz edecek olursak, öncelikle muhalefet yapılarını tanımlamak gerekmektedir.

Muhalefet yapıları
6’lı Masa
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Demokrat Parti (DP), Saadet Partisi (SP), Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) ve Gelecek Partisi
6’lı Masa’nın içinde; CHP, İYİ Parti, DP ve SP, 2018 seçimlerinde “Millet İttifakı”nı oluşturuyorlardı, 2019 Yerel Seçimleri’nde CHP ve İYİ Parti “İşbirliği” yaptılar, 9 Eylül tarihine kadar da CHP ve İYİ Parti, kamuoyu önündeki söylemlerinde kendilerini “Millet İttifakı” olarak tanımladılar.
Akşener bir çok açıklamasında kullandığı gibi en son 8 Mayıs’ta, İYİ Parti Ankara İl Başkanlığı’nın Atatürk Spor Salonu’nda düzenlediği Anneler Günü etkinliğinde, “Eğer bugün Türkiye 13. Cumhurbaşkanı’nın Millet İttifakı’nın adayı olacağına inanıyorsa İyi Parti’nin kuruluşuna, kadınlarına, gençlerine, yaş almışlarına borçludur.” diyor ve sonrasındaki bir çok söyleminde de bunu tanımlamayı tekrar ediyordu.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da en son 31 Ağustos’ta, grup toplantısını gerçekleştirdiği Samsun’un Bafra ilçesinde, “Türkiye’nin yeni bir iklime ihtiyacı var. 13’üncü Cumhurbaşkanı, Millet İttifakı’nın adayı olacak” dedi.
CHP’li Gürsel Tekin’in, CHP’lilerden de büyük tepki alan, hiçbir yetkisi olmadığı halde “HDP’ye bakanlık verilebileceği”ni ifade etmesinden sonra, İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz’ın, konuk olduğu bir televizyon programında kendisine yöneltilen “CHP ile ortak olmadığınızı mı söylüyorsunuz şu an?” sorusuna “Evet” cevabını vermesiyle ve bunu daha sonra da teknik bir tanımlamayla “Yasal ittifak süreci seçim başladığında başlamış oluyor. Seçim takvimi belli olduğunda da bu açıklanmış olur. Ama biz altı parti zaten şu anda ciddi bir işbirliği halindeyiz.” söylemiyle ikinci kez teyit etmesiyle, Millet İttifakı’nın ortadan kalktığını söyleyebiliriz. Bu bilgiyi de yazımız içinde bir tespit olarak not düşmekte yarar bulunmaktadır.
Dolayısıyla, İYİ Parti’nin ifadeleriyle, 6’lı Masa artık “ciddi bir işbirliği” tanımını almış, Millet İttifakı tabiri (şimdilik) ortadan kalkmıştır.
Emek ve Özgürlük İttifakı
Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP)
Türkiye toplumunda “eşitlik, özgürlük, kardeşlik, barış ve demokrasi temelinde bir değişimi yaratacak birlikteliği” sağlayacak siyasi iradeyi oluşturmak amacıyla harekete geçtiklerini belirterek, 25 Ağustos 2022 tarihinde bir ittifak oluşturduklarını kamuoyuna açıkladılar.
Muhalif Görünümlü Siyasi Partiler
Memleket Partisi – Genel Başkan Muharrem İnce
Zafer Partisi – Genel Başkan Ümit Özdağ
Başka partiler de bulunmakla birlikte, aktivitesi ve muhalifliği daha belirgin olan iki partiyi ele aldım.
Muhalefetin cumhurbaşkanlığı adaylık sürecinin değerlendirilmesi;
6’lı Masa Dışındaki Adaylar
Konuyu bu açıdan toparlamak, alanı daraltmak ve yazının asıl konusu olan 6’lı Masa’daki aday tartışması zeminine getirmek açısından ana aktörler dışındaki unsurları öncelikli ele alacak olursak,
Emek ve Özgürlük İttifakı’nın, Tayyip Erdoğan karşıtlığı ve tek adam sisteminin değiştirilmesi hesabıyla, 6’lı Masa’nın ortak aday çıkarma durumuna ve ortak adayın niteliklerine bağlı olarak aday belirleyeceğini, buna göre de aday çıkarmayacaklarını ya da olumsuz bir bakış açısının oluşması durumunda, içlerinden bir aday çıkarabileceklerini söyleyebiliriz.
Memleket Partisi’nin Muharrem İnce’yi 100 bin imzayla aday göstereceğini, Zafer Partisi’nin ise (CHP’den bağımsızlaşır ve ikna edilebilirse) Mansur Yavaş’ı aday yapmaya çalıştığını belirtebiliriz.
Esasta, sorun yaşanan ve çıkaracağı adayın her hâlükârda güçlü olacağı düşünülen, hatta paydaş liderlerin açıklamalarında “13. Cumhurbaşkanı Millet İttifakı’nın adayı olacak” söylemini kullandıkları 6’lı Masa’nın adayına gelince, oldukça çetrefilli bir tablo ortaya çıkmakta.

6’lı Masa’nın Adayları
6’lı Masa’nın adaylaştırma sürecine bir göz atacak olursak,
Uzun süredir, iktidar kanadının, yandaş medyanın ve anket şirketlerinin merakı ve gündemde tutmasıyla, 6’lı Masa (öncesinde de Millet İttifakı), çok sayıda aday ismine maruz bırakılmış durumda.
Bu isimlerden belirgin bir şekilde öne çıkanlar ise gündeme gelme sıralarına göre; Meral Akşener, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

Meral Akşener
24 Eylül akşamı, “Ben Cumhurbaşkanı adayı değilim. Ben başbakanlığa adayım.” diyerek ve sonraki tüm açıklamalarında da bu duruşu tekrarlayarak olası adaylar arasından ayrılmış oldu. Masa’da farklı bir kararla göreve zorlanmadığı sürece aday değil.

Ekrem İmamoğlu,
Uzun süre güçlü bir şekilde adaylığı konuşulan ve tartışılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, süreç içerisinde yaşanan bir takım olaylar ve Erdoğan’la özdeşleştirilmesi nedeniyle gerilemiş durumda.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sözcüsü Murat Ongun’un, aralarında; Nagehan Alçı, Ertuğrul Özkök, İsmail Saymaz, Akif Beki ve Özlem Gürses’in de olduğu gazetecilerle çekilen Karadeniz gezisi fotoğrafı sonrası yapılan eleştiriler ve bu eleştirilere karşı verdiği “Bu eleştiriler 200-300 kişinin kendi arasındaki yorumları, eleştirileridir. Biz bunu çok da önemsemiyoruz doğrusu. Biz Twitter’a bakmıyoruz.” demesi, “Bu geziye Hande Fırat’ı da davet etmiştim… Ben bu tartışmaları çok önemsemiyorum.” söylemi, yine İmamoğlu’nun “Vız gelir tırıs gider, hiç umurumda değil.” demesi ile birlikte “Tayyip Erdoğan’dan ne farkı var” algısının oluşması, sonrasında ise Murat Ongun’u görevden alması ve geri çekilmesi ile birlikte adaylık sürecinde geriledi.
İmamoğlu’nun, adaylıktan tamamen vazgeçtiği söylenemez ama kamuoyu oluşturarak 6’lı Masa’yı kuşatma ve adaylığı ele geçirme stratejisi ve buna bağlı taktikleri çökmüş oldu.
Şimdilik halen, 6’lı Masa’dan kendi ismi çıkabilir mi diye düşündüğü hissedilmekle birlikte aşağıda belirteceğim nedenlerle bu ihtimal de oldukça zayıflamış görünüyor.
Bağımsız olarak aday olma ihtimali ise “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma” atasözünü anımsatacak şekilde ihtimal dışı görünüyor.

Mansur Yavaş
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, hiçbir şekilde adaylığını öne çıkarmamakla birlikte, güçlü bir kamuoyu algısıyla ve anketlerde çok iyi noktada çıkıyor olmasıyla, diğer adayların ismini bloke eder derecede, adaylık gündeminde sürekli yerini alıyor.
Yavaş’ın, iki seçimdir Ankara’da aday olması, son seçimde de Ankara’lıları Melih Gökçek’in yarattığı yaklaşık 25 yıllık bezginlikten kurtarması nedeniyle ve Ankara Büyükşehir Belediyesi kapsamında genelde pandemi süreci ve sonrasındaki; halkçı, toplumcu, insancıl yaklaşımlar, sosyal yardımlar ve kent içinde mağduriyet yaşamış kesimlere verdiği hizmetlerle popülerleşmesi ve bu popülerliği de Türkiye geneline yaymayı başararak algıyı yönetmesi, isminden sürekli söz edilmesine neden oluyor.
Ancak Yavaş, Türkiye’nin tamamına ait sorunları ile ilgili hiçbir söylemde bulunmuyor.
Dolayısıyla, sahaya çıktığında, ülke sorunları önüne geldiğinde, karşılaşacağı durumlara karşı cevap üretip üretemeyeceği hakkında bir fikir oluşmuyor.
Örnek verecek olursak, 28 Mayıs’ta gerçekleştirdiği Van gezisinde, bir vatandaşımızın “Sizi çok seviyoruz başkanım. Bizi bu dertten kurtarın. Selahattin Demirtaş’ı da istiyoruz.” demesi üzerine, Yavaş’ın, “İnşallah” dediğinin kamuoyuna yansıması, ABB Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Koordinatörü Volkan Memduh Gültekin’in, Yavaş’ın “Selahattin Demirtaş’ı istiyoruz” diyen yurttaşa yanıt olarak “İnşallah demediği” açıklamasını yapması, Yavaş’ın da tepki göstererek, “Maşallah size, gerçekten maşallah.” demesi vb. küçücük olaylar bile günlerce gündem olurken, kampanya döneminde her gün benzer bir çok sorunun yaşanabileceği konusunda korkular yaratıyor.
Ayrıca, dışarıya yansıyan ve belediye içerisinde yaşanan bir çok sorun ile kadro eksiklikleri, yönetici görevlendirmelerindeki istikrarsızlıklar gibi sorunlar da cumhurbaşkanlığını yürütme ve kadrolar oluşturarak yönetme konusunda soru işaretleri oluşturuyor.
Bu ve benzeri daha bir çok eksikliğin tespit edilmiş olmasına rağmen başta Ümit Özdağ olmak üzere; MHP kökenlilik, ülkücülük ve milliyetçilik kavramlarından hareketle söz konusu kesimlerden Yavaş’a önemli bir desteğin olduğunu da belirtmekte yarar var.

Ayrıca İYİ Parti’nin içinde güçlü bir temsille Yavaş’ın adaylığını gerçekleştirmeye çalışan yapılar olduğunu da eklemek gerek.
Yavaş savunulurken, bilinen eksikliklerinin giderilmesi için belirlenecek yöntemler konusunda iki temel noktadan hareketle çözüm öneriliyor:
Birincisi, çok öne çıkarılmadan, fazlaca konuşturulmadan kampanya sürecinin tamamlanabileceği,
İkincisi ise kazanması durumunda yönetim konusunun kendisine bırakılmayacağı.
İkisinin de gerçekçi olmadığı, Belediye Başkanlığı sürecini yakından izleyenlerce biliniyor.
Dolayısıyla biraz “Dışı seni, içi beni yakar.” durumu söz konusu.
Yine, İmamoğlu gibi, bağımsız olarak aday olma ihtimalinin gerçekçi bir ihtimal olmadığı anlaşılıyor. Bunun nedeni olarak da Mansur beyin, kişisel düşüncesinde, “ortak aday olma” tutumunun güçlü olduğu, yerel seçimlerde de bu tavrı gösterdiği, CHP’den istifa ederek Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısına aday olarak çıkmayacağı, bunu gerek vefa gerekse gerçekçi bir hesapla yapmayacağı söylenebilir.
Ayrı bir not olarak, Mansur Yavaş’ın CHP dışında bir parti tarafından aday gösterilmesi durumunda ise zaten CHP seçmeni ile arasındaki tüm bağlar kopmuş, maya bozulmuş, birliktelik ruhu ölmüş olacaktır.
Bu durumda 6’lı Masa da cumhurbaşkanlığı adaylığında oluşacak işbirliği açısından dağılmış olacaktır.

Belediye Başkanları ile ilgili ortak değerlendirme
Belediye Başkanları’nın adaylık gündeminde güçlü bir şekilde yer almalarının sebebi tamamen, belediyeler nedeniyle elde ettikleri popülerliktir.
İmamoğlu’nu ve Yavaş’ı, herkese rağmen (yönetimine ve örgütüne rağmen) Kılıçdaroğlu’nun belirlediği biliniyor. Bunu, 3 Şubat 2019’da, belediye başkan adaylarının belirlenmesi ve belirlenen belediye başkanlarının değiştirilmesi konusunda Parti Meclisi’nden aldığı yetkiyle yaptı.
Hayır Cephesi olarak referandumdan beri %50’ye yakın oy potansiyeli olan tüm muhalif kesimler, mevcut iktidarı geriletmek amacıyla, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok büyükşehirin muhalefete geçmesi için, tüm farklılıklarını göz ardı ederek birlikte davrandılar.
Yavaş ve İmamoğlu, kendilerine altın tepside sunulan, Ankara ve İstanbul gibi pırlantaların yönetimine bu şekilde; CHP, İYİ Parti, DP, SP + bir kısım MHP’li seçmen ve bir kısım kürt seçmenin oylarıyla geçtiler.
Popülerliklerini de bu sayede edindiler.
Söz konusu popülerliği, farklı bir süreç olan ve gereksinimleri bambaşka olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, mucizevi insanlara ait bir vasıf gibi sunmalarına gerek olmadığını düşünüyorum. İhtiyacımız bu değil.

Bu noktada, öncelikle geçmiş bir deneyimden de bahsetmekte yarar var:
Ankara’nın çok kötü bir deneyimi var:
Değerli siyasetçi Murat Karayalçın’ın, geçmişte başkanlık görevini tamamlamadan Ankara’yı bırakması, bugünlere gelişimizdeki en temel noktalarından biridir. Bu kötü deneyimin tekrarlanması, Mansur beyi seçen Ankara halkı tarafından ve İmamoğlu’nu seçen İstanbul halkı tarafından, özellikle de CHP seçmeni tarafından asla istenmez.

Bir kötü deneyim örneği de İstanbul’dan verelim:
İSKİ skandalını hatırlıyorsunuzdur, Genel Müdür’ün yozlaşmışlığından kaynaklı birkaç milyon dolarlık bir skandaldı. Bugün yapılan; yolsuzluklar, hırsızlıklar, arsızlıklar, devasa kaynakların hortumlanmaların baktığınızda, gölde tuz gibi bir şey. SHP’yi bitirdi, 30 yıldır da CHP’ye yamanarak konuşuluyor.
Belediyecilikte insana bağlı bu tür riskler vardır. İktidarın her uzvunda bu olayın yüzlerce kat büyüğü olaylar yaşanmaktadır. Ancak, birinin elinde bir propaganda makinesi varsa sizin küçücük bir hatanızı 30 yıl konuşturur, kendi devasa hatalarını hiçbir şey yokmuş gibi kapatırlar.
Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri’nde, üst yönetimin alt organlarının tamamında AKP’nin eli var. Belediye Meclisleri’nde de AKP+MHP çoğunlukta. İkinci dönemine geçmediği sürece Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri, AKP kadrolarından kurtulmuş olmayacak. Dolayısıyla her an bütün bağırsakları ortada. Belediyecilikte hatalar mutlaka yapılır, o hatalar alınır, küçücük hata büyütülür, devasa bir anti propaganda haline dönüştürülür.
Bu ve daha bir çok gerekçe, Belediye Başkanları’nın adaylıklarında büyük riskler ortaya koyuyor.

Kılıçdaroğlu’nun ve Akşener’in bu konudaki yaklaşımlarına bakmak gerekirse,
Kemal bey, 2 Ocak 2021’de, İmamoğlu ile ilgili olarak, “İmamoğlu ile aramızda bir rekabet falan yok, ben genel başkanım, o İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı.” dedi.
Bu arada Akşener, 26 Ekim 2021’de “Sayın İmamoğlu ve Yavaş, Millet İttifakı’nın belediye başkanları. Bu arkadaşlarımızın ita amiri Kılıçdaroğlu. Her iki arkadaşımızı öneren Kılıçdaroğlu. Onlar CHP’nin belediye başkanları. Kılıçdaroğlu döner de iki arkadaştan birini aday gösterdiğinde biz ‘hayır’ demeyiz,” dedi.
Kılıçdaroğlu, 6 Kasım 2021’de, Karar TV’de Gündem Özel programında, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanlığı için belediye başkanlarını aday gösterip göstermeyeceğine ilişkin, “Belediye başkanlarımızın görevlerine devam etmelerini istiyorum.” ifadelerini kullandı ve “Öncelikle belediye meclislerinde çoğunluğumuz yok. Onun olmadığı yerde belediye başkanlığını başka bir partiye teslim etmiş oluruz. O zaman İstanbul’lu, Ankara’lı bize ne diyecek? O bağlamda kafamda ciddi soru işaretleri var. İkincisi seçildiler, önce bir bulundukları kentin güvenini kazansınlar önlerinde bir zaman var. O zaman diliminde çalışır, deneyim kazanırlar iyi noktalar ve alanlarda kendilerini gösterirler o çerçevede görevlerini sürdürmeleri lazım.” dedi.
Kılıçdaroğlu yine, 26 Aralık 2021’de, “Sayın Yavaş ve İmamoğlu’nun ismi öne çıkarılıyor ama İstanbul ve Ankara’nın yönetimini bırakamayız. Seçmenimize anlatamayız.” dedi.
28 Ağustos 2022’de HaberTürk’te, İmamoğlu ve Yavaş’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda, “6 lider aday belirleyecek diyoruz. Önümüze Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı gelmez.” dedi.
Yine Akşener, 20 Mayıs 2022’de, Halk TV’de “Liderlerle Özel” Programı’nda, “Ankara ve İstanbul Belediye başkanlarının ita amiri CHP‘dir, sayın Kılıçdaroğlu‘dur!” dedi.

Bu arada, kritik bir aşama daha yaşandı:
6’lı Masa’nın 21 Ağustos’ta gerçekleştirdiği, ilk turun son toplantısında “Ortak Aday” kararı alındı. Kararda, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı için 6 parti olarak kesinlikle ilk tur hedefiyle ortak aday belirleme ilkesi üzerinde anlaştık.” denildi ve 6 lider, altına ıslak imza atarak, fotoğraflarıyla paylaştı.

Özetle,
Belediye Başkanları Masa’dan aday olarak çıkmak istiyorlar ama Masa’ya isimlerinin getirilmesi; yukarıdaki tanımlamalar, siyasi hiyerarşi, siyasi ahlâk ve teamüller gereği, ancak ve ancak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından mümkün kılınabilir. Başka bir lider, Yavaş ve İmamoğlu’nu ilkesel olarak, formel olarak Masa’ya getiremez. İstifa ederler, bağımsız olurlar, “belki” deriz ama o da siyasi gereği mümkün olmaz.
Dolayısıyla, Kemal beyin defalarca açıkladığı gibi, Belediye Başkanları Masa’ya gelmeyecektir.
Ancak, Cumhurbaşkanlığı adaylığında ismi geçen iki güçlü CHP’li belediye başkanı için, “İta amirleri Kılıçdaroğlu”dur demiş olmasına rağmen, seçilmelerinde büyük pay sahibi olması ve “Yerel Seçim İşbirliği”nin güçlü ortağı olması nedeniyle, Akşener’in “Masa’ya getirmek Kılıçdaroğlu’na düşse bile, ona götürmek bana düşer.” deme hakkı vardır.
Bu anlamda yine kararın Kemal beye kalması ve fikrinin de, yukarıdaki ifadelerinden anlaşılacağı üzere, belli olması nedeniyle, Meral hanımın bu tür bir girişimde bulunması da beklenemez.

Kemal Kılıçdaroğlu
2017 Adalet Yürüyüşü ile insanlığın mücadele tarihine geçti.
Ankara’dan İstanbul’a kadar “adalet” talebiyle gerçekleşen yürüyüş, birbirinden çok farklı toplum kesimlerinin katılımıyla, Türk bayraklarıyla, 15 Haziran 2017’de Ankara’da Güvenpark’ta başladı ve 9 Temmuz 2017’de Maltepe’de sonlandı. 420 kilometrelik yolu 25 günde yürüdü.
2018’de İYİ Parti’nin seçime girmesini sağlayarak Türkiye demokrasi tarihine geçti,
İYİ Parti’yi seçime sokmamak üzere hamleler yapan, yargıdaki AKP aparatlarına karşı, Kılıçdaroğlu’nun Akşener ile anlaşarak 22 Nisan 2018’de, 15 CHP’li vekilin İYİ Parti’ye geçmesini sağlamasıyla TBMM’de 5 Milletvekili olan İYİ Parti, CHP’den geçen 15 Milletvekili’yle 20 sandalyeye ulaşarak seçimlere katılmayı garantiledi ve hazine yardımının önü açıldı. Demokrasi tarihimiz açısından unutulmaz bir hamle oldu.

2019 Yerel Seçimleri’nde İşbirliği oluşumunda paydaş olarak AKP’nin gerilemesini sağladı.
Yerel seçimler öncesi 12 Aralık 2018’de, CHP ve İYİ Parti İşbirliği anlaşması yaptı. Seçim sonuçlarına göre CHP ve İYİ Parti’den oluşan İşbirliği Partileri, Ankara ve İstanbul dahil olmak üzere metropol bölgelerinde güçlü bir performans sergileyerek iktidar partilerinin gerilemesine yol açtı ve yönetimi ele aldı.
Helalleşme çağrısı yaptı
Kılıçdaroğlu, 6 Kasım’da Karar TV’de “helalleşme” çağrısı yaptı: Türkiye’nin iktidardan ve iktidar değişimi gerekliliğinden daha önemli tarihsel sorunlarının olduğunu, toplumun iyileşmeye ve helalleşmeye ihtiyaç duyduğunu, bir kısmı CHP’den de kaynaklanan, toplumsal yaraları sarmak üzere helalleşme yolculuğuna çıkacağını ifade etti, Cumhuriyet tarihi boyunca toplumsal hafızada yer almış belli başlı mağduriyetleri anarak kuşatıcı bir helalleşme çerçevesi çizdi.

6 Siyasi Parti’yi biraraya getirdi
“Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” temasıyla biraraya gelen partilerin uzlaşması sonucu 6 parti biraraya geldi ve 12 Şubat 2022’de ilk toplantısını Cumhuriyet Halk Partisi evsahipliğinde gerçekleştirdi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Cumartesi günü ilk kez bir çalışma yemeğinde bir araya geldi.
6 muhalefet liderinin buluşmasının ardından yapılan ortak açıklamada, ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçmenin “ortak ve öncelikli hedef” olduğu belirtildi ve üzerinde uzlaşmaya varılan yeni sistemle ilgili mutabakat metninin 28 Şubat’ta yapılacak ortak açıklamayla kamuoyu ile paylaşılacağı duyuruldu. 28 Şubat 2022’de Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni yayınlandı.
Bugüne kadar da bunlara ek olarak, güncel sorunlara dönük bir çok konuda agresif hamlelerle iktidarı zorlayan bir performans sergiledi.

Not etmek gerekirse, bu arada, bir kez suikast denemesine biz kez de linç denemesine maruz kaldı. Bu iki olaya da maalesef iktidarın çirkin yaklaşımları damga vurdu.
Kılıçdaroğlu, tüm bu bu temel girişimler sürecinde, diğer eylemlerinin de sonucunda; birleştirici, bütünleştirici, önemli bir aktör olmasının da getirdiği özgüvenle, 8 Şubat 2022’de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik, “Aday olsun karşıma çıksın.” dedi ve kullandığı cümle, o tarihlerde, adaylığının ilanı olarak yorumlandı.
Bu arada, 24 Nisan 2022’de 6’lı Masa’nın üçüncü toplantısından sonra cumhurbaşkanlığı adayı için ilkeler dile getirildi, liderlerce yapılan açıklamada, “Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda liderler olarak birçok kez vurguladığımız gibi; uzlaşmacı, özgürlükçü, demokratik değerleri içselleştirmiş, milletimizin tamamını kucaklayan, siyasi ahlâk ilkelerini benimseyen, liyakat sahibi bir aday belirleyeceğiz.” ifadeleri kullanıldı.

Bu tanımlamadan sonraki süreçte,
DEVA Partisi lideri Ali Babacan, Cumhuriyet Halk Partisi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun olası cumhurbaşkanlığı adaylığını şöyle değerlendirdi: “Altılı Masa’nın ortak adayıyla alakalı biz bugüne kadar hiçbir isimle ilgili yorum yapmadık. ‘Bu isim olur’ da demedik, ‘Bu isim olmaz’ da demedik… Altılı Masa ortak bir aday belirleyecekse, onun kim olacağı, kim olmayacağı Altılı Masa’da görüşülmelidir.” dedi.
Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, 23 Haziran 2022’de, Afyonkarahisar’da yerel yayın yapan bir radyoda Gazeteci Yazar İsmail Akar’ın konuğu oldu ve programda, “Cumhurbaşkanı adayı konusunda temel kuralları koyduk 6’lı Masa olarak. Ben Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakarım. Bu masanın oluşumunda önemli katkılar sağlayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu doğal olarak da isterse hakkıdır. Bu manada bizlerde gerekli desteği veririz.” dedi.
Uysal ayrıca, cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin adayının kim olacağıyla ilgili tartışmaları değerlendirerek, “Adayın, Altılı Masa içinden çıkması gerektiği kanaatindeyiz.” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feramuz Üstün, 29 Temmuz 2022’de, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin yaptığı açıklamada, “Ortak aday olarak karar verilirse kimse karşı çıkmaz.” ifadelerini kullandı.
6’lı Masa’nın 21 Ağustos’taki “ortak aday” kararı sonrasında, Kılıçdaroğlu 5 Eylül 2022’de, FOX TV’de cumhurbaşkanı adaylığı niyetini bir adım daha ileri taşıyarak “Ben hazırım.” mesajı verdi ve siyaset kulislerini hareketlendirdi.
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, 28 Ağustos 2022’de, “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığının da ihtimaller arasında olduğu”nu dile getirdi. Parti yetkilileri de “Kemal Bey daha önce de söyledi adaylık niyetini. Ama esas önemli olan, masanın kararını işaret etmesi. Bu açıklamalardan bir cümle öne çıkarılacaksa, mutabakata verdiği önem ön plana çıkarılmalı. Aday olma niyeti zaten gizli değil, yadırganacak da bir şey değil.” ifadelerini kullandılar.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, 7 Eylül 2022’de, ”Sayın Kılıçdaroğlu bu konuyu, soru geldiğinde, bazı şeyleri, kanaatlerini paylaşıyor ve her defasında da buna Altılı Masa’da karar vereceğiz de diyor. Şu ana kadar Altılı Masa’ya böyle bir talep de gelmedi, böyle bir tartışma da olmadı. Net olarak söylüyorum. Hiç tartışılmadı.” ifadelerini kullandı.
DEVA Partisi yetkilileri ise daha önce Ali Babacan’ın dile getirdiği “Önceliğimiz mutabakat ve ortak aday.” sözlerini anımsatarak, partinin 6’lı masada ortak cumhurbaşkanı adayı konusundaki önkoşulunun “geçiş süreci üzerinde mutabakat sağlanması” olduğunun altını çiziyorlar.
İYİ Parti’ye gelince, Genel Başkan Meral Akşener, 6 Eylül 2022’de, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ile ilgili olarak, “Masa’dan çıkacak olan adayın vasıfları ve sıfatları var. Ben, onların her fırsatta doğru olduğunu söyledim ve kazanacak bir adayla yola çıkmamız gerekli. Hâlâ burada duruyoruz… Altılı Masa’da oturan genel başkanlar ‘hazırım’ derlerse onur duyarım. Elbette çok saygı değer ama bu noktada hiçbir konuşma olmadı.” dedi.
Başka bir konuşmasında da, “Her zaman önemli konuları yetkili kurullarımızda tartışmışızdır. Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu için de partimiz önceden bir değerlendirme yapmak yerine yetkili kurullarda alınan karar doğrultusunda hareket edecektir.” değerlendirmesini yaptı.

Aradığımız Aday
Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda adayın profili nasıl olmalı diye baktığımızda, 6’lı Masa’da yapılan aday profili tanımına ilave olarak, gözden kaçırılmaması gereken başka önemli noktalar da var.
Bu anlamda,
Aday, Cumhurbaşkanı olduğunda; Demokrasi, özgürlükler, kuvvetler ayrılığı gibi kavramların işleyebileceği, yargı bağımsızlığı, basının bağımsızlığı ve özgürlüğü gibi kavramları yaşatabilecek, bu değerler içerisinde kalabilecek bir Türkiye’yi yaratmak üzere dönüşümü sağlayabileceğini, bu dönüşümü sağlayabileceğine inandığını gösterebilen, muhalefette olan geçmişteki referandumlar ve seçimlerde “hayır cephesi” kavramıyla birlikte duruş gösteren kesimleri rahatlatacak sözleri verebilen, inandırabilen ve onların hepsinin haklarını eşit olarak ortaya koyabilen; bir adam, bir kadın, bir insan olmalıdır.
Aday olacak kişinin; becerileri, yetenekleri Erdoğan gibi olmak zorunda değildir. Önce onu tespit etmek gerekiyor. Niye Erdoğan gibi olmak zorunda değil? Çünkü biz Erdoğan gibi devleti yönetecek bir insan aramıyoruz.
Ne arıyoruz?: Yukarıda sözünü ettiğimiz yapıyı uygulamaya geçirecek, başkan seçildikten sonra hızla, parlamentodaki temsil koşulları yeterli olursa, bir sene iki sene, yani kısa bir süre içerisinde, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’i kurmaya kararlı davranacak; aydın, bilinçli, Türkiye’nin bütün hassasiyetlerini bilen, yani; muhafazakarların, milliyetçilerin, dindarların, din içerisinde; Sünnilerin, Alevilerin, diğer inanç sahiplerinin, Türklerin, Kürtlerin, Lazların, Çerkeslerin, sağcıların, solcuların, farklı aidiyetler hisseden tüm vatandaşlarımızın hassasiyetlerini bilen bir insan olmak zorundadır.
Dolayısıyla, Erdoğan gibi becerileri olan, hayt huyt edecek ve her şeyi tek başına yönetmeye kalkacak bir karakter, bir profil bize lazım değildir.

Sonuç olarak
Yukarıda aktardığım tüm bilgi ve yorumlar ışığında, 6’lı Masa’nın aday belirleme sürecinin esasları şu şekilde ortaya çıkıyor:
Liderlerin hep birlikte aldıkları “Ortak Aday” kararı,
Bir liderin, “Adayın, Altılı Masa içinden çıkması” önerisi,
Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “ Önümüze Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı gelmez.” Demesi ve ardından, “Ben hazırım.” açıklaması yapması.
Bu üç madde, adayın kim olabileceği konusunda çok temel çıkarımlarda bulunmamızı sağlıyor.
Biraz açacak olursak,
6’lı Masa’nın, ilk turunun son toplantısında “Ortak Aday” kararını açıklamasından sonra liderlerin ifadeleri doğrultusunda, güçler dengesine bakıldığında, Masa’da üzerinde mutabakata varılarak oy birliği ile karar verilecek iki isim bulunuyor: Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu.
Meral hanımın ısrarlı bir şekilde aday olmadığını açıklıyor olmasına bakıldığında, Kemal bey, kendinden vazgeçerek veya diğer liderler aralarında uzlaşarak, “adayımız Akşener olsun” demediği sürece geriye tek bir aday kalıyor (olası konuşulacak diğer isimler sadece değerlendirme aşamasında kalacaktır).
6’lı Masa’da değerlendirilecek, gerçek ve güçlü tek aday Kemal Kılıçdaroğlu’dur.
Kılıçdaroğlu’nun kazanamayacağı propagandası gerçekçi değildir.
Kazanamaz denilmesinde iki gerekçe kullanılmaktadır:
Kılıçdaroğlu’nun Aleviliği
Çok sayıda seçim kaybetmiş olması
Son dönemde yaşanan gelişmeler değerlendirildiğinde ve ve %60’ı aştığı düşünülen muhalefet seçmenin analizleri yapıldığında, 6’lı Masa ve diğer muhalefet liderlerinin de açıklamalarından anlaşılacağı üzere, Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğinin seçilmesinde bir engel oluşturmadığı anlaşılmaktadır.
Çok sayıda seçim kaybetmesi söz konusuysa, Erdoğan karşısındaki tüm liderler 2002 yılından beri seçim kaybetmektedir. Bu, geniş bir analizle ele alınabilecek; tarihsel, ideolojik ve konjonktürel bir durumdur. CHP tarihine bakıldığında, çok partili dönemde, yüksek oyla elde edilen başarı sadece bir kez Ecevit’e aittir. Ecevit, 1973 genel seçimlerinde %33,3 oy almış ve Necmettin Erbakan’ın Milli Selamet Partisi ile yaptığı koalisyonda Başbakan olmuştur. 1974 yılında Kıbrıs Harekâtı yapılmıştır. 10 ay süren bu koalisyon hükûmeti Ecevit’in istifasıyla dağılmıştır. 1977 genel seçimlerinde parti, oy oranını %41,4’e çıkarmıştır. Bu oy oranı, sol görüşlü bir partinin çok partili siyasal yaşamda kazandığı en yüksek oy oranı olarak tarihe geçmiştir. CHP’nin geçmişinde Kürt kökenli seçmenlerin oyları da vardır (tıpkı AKP’de uzun süre ve halen kısmen olduğu gibi). Kürtlerin siyasi partiler kurmalarıyla o oylar da kaybedilmiştir.
Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun seçim kaybetmesi üzerinden yapılan eleştiriler doğru değildir.

Nitekim, 2019 Yerel Seçimleri partisi adına Kılıçdaroğlu’nun seçim zaferidir. Nüfusun ve ekonominin %50’inden fazlasına sahip şehirlerin belediyeleri CHP’ye geçmiştir.
Yukarıda sayılan 2018, 2019 başarıları, 6’lı Masa ve diğer stratejileriyle bu noktaya geldiği göz ardı edilebilecek bir olgu değildir.
Yazının bu kısmını rakamlara boğmak istemiyorum. Önceki yazılarımda bu konularda bolca rakam var. Sistem Karşıtlığı, Erdoğan Karşıtlığı, Ekonomik ve diğer yaşamsal sorunlarla birlikte, %60’ın üstünde muhalif seçmene sahip olduğumuz, hiçbir bilinçli kurum tarafından reddedilmiyor.
Bu noktada, sandık başında, Kılıçdaroğlu’nun herhangi bir diğer adaydan az oy alabileceği iddiası doğru değildir.
Diğer adaylarda da olan farklı artılar ve eksilerle birlikte Kılıçdaroğlu’nun rahatlıkla %55 oya ulaşabileceğini ben öngörebiliyorum. Bu öngörüye, yıllardır içinde olduğum siyasi çalışmalar, analiz yöntemlerim ve güvenilir araştırmalarla ulaşıyorum.
Başka arayışlarla süreci sıkıntıya sokmak, 6’lı Masa’daki hiçbir partinin işine yaramayacaktır.
Gerçeğin masaya yatırılıp karar haline getirilmesi bir çok düğümü çözecektir.

Eş zamanlı olarak, geçiş süreci yol haritası hazırlanmış olacak, aday ve liderler; geçiş sürecinde nasıl bir yönetim sergileyeceklerini, ekonomiden dış politikaya ilk etapta atacakları adımları ve parlamenter sisteme geçiş süreci takvimini içeren bir protokole imza atarak bunu kamuoyuna da ilan edeceklerdir.
Sonrasında da gerek siyasi partiler gerekse iki büyük şehrin belediye başkanları adayın yanında yer alacaklardır ve kamuoyu yeni duruma göre pozisyon alacaktır.
Bu konunun uzatılması artık zarar verici noktalara sürüklenmeye yol açmaktadır.
2 Ekim’deki 6’lı Masa toplantısında, adayın altına imza atacağı yol haritası ve diğer taahhütler hazırlanmalı, yine Ekim ayı içinde, bence 29 Ekim’den önce aday açıklanmalıdır.

Bülent GÜRSOY – wix.com
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor
Yayınlanma:
12 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.
Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme
Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.
Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.
Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı
Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.
Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.
Bankacılık sektörünü ne bekliyor?
Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.
Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.
Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.
BANKA HABERLERİ
AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL
FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”
Yayınlanma:
12 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.
Bankavitrini.com | Gündem
Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.
Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı
Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.
Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.
Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.
DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil
DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.
DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.
Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”
DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.
Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?
Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.
Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.
Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.
Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu
Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.
Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.
Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
Gülbeyaz Gergün
Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda
VESTEL’DEN EUROBOND YATIRIMCISINA İKİ SEÇENEK: YA YÜZDE 45 ANAPARA KESİNTİSİ YA 6 YIL VADE UZATIMI
Yayınlanma:
1 gün önce|
20/10/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
500 milyon dolarlık borç için yeniden yapılandırma süreci başladı. Vestel, anaparasını korumak isteyen yatırımcıya 2035 vadeli ve yüzde 4 faizli tahvil; anapara kesintisini kabul eden yatırımcıya ise 2032 vadeli ve yüzde 6 faizli yeni tahvil öneriyor. Bankalarla 2041 vadeli yeniden yapılandırma görüşmeleri de sürüyor.
Bankavitrini.com – Ekonomi Haberleri
Vestel Elektronik, bilançosunu sürdürülebilir hale getirmek amacıyla yurt dışı borçlarının yeniden yapılandırılması için önemli bir adım attı. Şirket, toplam nominal tutarı 500 milyon dolar olan, yıllık yüzde 9,75 faizli ve 2029 vadeli Eurobond’ları için tahvil sahiplerine iki alternatif içeren takas teklifi ve muvafakat talebi sürecini başlattı.
20 Ekim 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan açıklamaya göre yatırımcılar, mevcut anaparalarını koruyarak borcun vadesini uzatabilecek veya anaparanın yüzde 45’inden vazgeçerek daha erken vadeli yeni tahvillere geçebilecek.
Teklif, şirketin yalnızca tahvil borçlarını değil, bankalara olan finansal yükümlülüklerini de kapsayan daha geniş kapsamlı yeniden yapılandırma çalışmalarının bir parçası olarak öne çıkıyor. https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/1684657
İki seçenek yatırımcıya ne getiriyor?
Vestel’in teklifinde yatırımcıların önündeki iki alternatif, anapara kaybı ile vade ve faiz koşulları arasında bir tercih yapılmasını gerektiriyor.
1. seçenek: Anapara korunacak, vade 2035’e uzatılacak
İlk seçenekte mevcut Eurobond’ların 15 Mayıs 2029 olan vadesinin 15 Mayıs 2035’e uzatılması öngörülüyor.
Bu seçeneğin temel koşulları şöyle:
- Anapara kesintisi: Yok.
- Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 4.
- Yeni vade: 15 Mayıs 2035.
- Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.
Mevcut tahvilin yüzde 9,75 olan yıllık faiz oranı bu seçenekte yüzde 4’e düşüyor. Böylece yatırımcı anapara tutarını korurken faiz gelirinin önemli bir bölümünden vazgeçmiş oluyor.
Bu seçenek, tahvilin nominal değerini korumayı önceliklendiren ancak parasını daha uzun süre şirkette tutmayı kabul eden yatırımcılar açısından öne çıkıyor.
2. seçenek: Yüzde 45 anapara kesintisiyle 2032 vadeli yeni tahvil
İkinci seçenekte yatırımcılar, mevcut tahvillerinin nominal değerinin yüzde 55’i karşılığında yeni Eurobond alacak. Başka bir ifadeyle, anaparanın yüzde 45’i silinecek.
Bu seçeneğin koşulları ise şöyle:
- Anapara kesintisi: Yüzde 45.
- Yeni tahvilin nominal değeri: Mevcut anaparanın yüzde 55’i.
- Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 6.
- Yeni vade: 15 Mayıs 2032.
- Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.
Bu seçenekte yatırımcı daha yüksek faiz oranı elde edebilecek ve borcun vadesi 2035 yerine 2032 olacak. Bunun karşılığında mevcut alacağının yüzde 45’ini kaybetmeyi kabul edecek.
İkinci seçenek kapsamında yeni Eurobond ihracı için Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvuru yapılması öngörülüyor. https://www.bloomberght.com/vestel-den-eurobond-sahiplerine-iki-secenekli-yapilandirma-teklifi-3792011
100 bin dolarlık yatırımda tablo nasıl değişiyor?
Yatırımcıların karşı karşıya olduğu tercih, örnek bir 100 bin dolarlık nominal tahvil üzerinden daha net görülebiliyor.
| Karşılaştırma | 1. seçenek | 2. seçenek |
|---|---|---|
| Mevcut nominal anapara | 100.000 $ | 100.000 $ |
| Anapara kesintisi | Yok | 45.000 $ |
| Yeni tahvil nominali | 100.000 $ | 55.000 $ |
| Yıllık faiz oranı | %4 | %6 |
| İlk yıl için basit nominal faiz hesabı | 4.000 $ | 3.300 $ |
| Vade | 2035 | 2032 |
Not: Faiz tutarları, ilgili yılın başındaki nominal anaparanın değişmediği varsayımıyla örnek olarak hesaplanmıştır. Anapara yıllık taksitlerle geri ödeneceğinden sonraki yılların faiz tutarları ödeme planına göre değişecektir. Bu tablo, tahvillerin piyasa değerini veya yatırımcının toplam getirisini göstermemektedir.
İlk seçenekte yatırımcı anaparasını nominal olarak korurken daha düşük faizle daha uzun süre bekleyecek. İkinci seçenekte ise yeni tahvilin faiz oranı daha yüksek olsa da faiz, kesinti sonrasında kalan anapara üzerinden hesaplanacak.
Dolayısıyla yüzde 6 faiz oranı tek başına ikinci seçeneği daha avantajlı hale getirmiyor. Yatırımcıların kararında tahvillerin geri ödeme takvimi, şirketin ödeme kapasitesi ve yeni tahvillerin piyasa değeri de belirleyici olacak.
Vestel neden borçlarını yeniden yapılandırmak istiyor?
Yeniden yapılandırma adımı, Vestel’in borç ödeme takvimini faaliyetlerinden yaratabileceği nakit akışıyla uyumlu hale getirme ve bilançosunu sürdürülebilir bir yapıya kavuşturma hedefiyle bağlantılı.
Mevcut Eurobond’ların yıllık yüzde 9,75 faiz taşıması, 500 milyon dolarlık nominal borç üzerinden ilk yıl için yaklaşık 48,75 milyon dolar faiz yüküne karşılık geliyor. Bu hesap, anaparanın yıl boyunca değişmediği varsayımına dayanıyor.
Yeni koşullarda faiz oranının yüzde 4’e düşmesi veya anaparanın yüzde 55’e indirilerek yüzde 6 faiz uygulanması, şirketin gelecekteki finansman yükünü azaltmayı amaçlıyor.
Bununla birlikte, yeniden yapılandırmanın şirketin faaliyet kârlılığına, nakit yaratma kapasitesine ve borç ödeme gücüne kalıcı katkı sağlayıp sağlamayacağı, yalnızca faiz oranlarına değil operasyonel performansa da bağlı olacak.
Bankalarla görüşmelerde hedef 2041 vadeli yapılandırma
Vestel’in yeniden yapılandırma çalışmaları Eurobond’larla sınırlı değil.
Şirketin 26 Haziran 2026 tarihli açıklaması kapsamında, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 32. maddesi ve ilgili mevzuat uyarınca finansal yeniden yapılandırma görüşmeleri yürütülüyor.
Bankalara sunulan teklifte mevcut borçların iki yıl anapara ve faiz ödemesiz olacak şekilde 2041 vadeli olarak yeniden yapılandırılması öngörülüyor. Şirketin açıklamasına göre bankalarla müzakereler devam ediyor.
Bu teklifin kabul edilmesi halinde borçların geri ödeme takvimi önemli ölçüde değişecek. Ancak bankalarla görüşmelerin henüz sonuçlanmamış olması nedeniyle teklifin kesinleşmiş bir anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. https://www.yenisafak.com/ekonomi/kap-haberleri/kap-vestel-elektronik-sanayi-ve-ticaret-as-vestl-ozel-durum-aciklamasi-genel-5139013
Kredi notundaki bozulma da yakından izleniyor
Vestel’in borçlarını yeniden yapılandırma girişimi, şirketin kredi riskinin arttığı bir dönemde gündeme geldi.
Vestel International’ın yatırımcı ilişkileri duyurularında yer alan bilgilere göre Fitch Ratings, 1 Temmuz 2026 tarihinde şirketin uzun vadeli yerel ve yabancı para cinsinden kredi notlarını CCC+ seviyesinden CCC- seviyesine indirmiş; 500 milyon dolarlık 2029 vadeli teminatsız tahvilin notunu da CC seviyesine çekmişti.
Bu notlar, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesine ilişkin risklerin yüksek olduğuna işaret ediyor. Yeniden yapılandırma teklifinin yatırımcılar tarafından nasıl karşılanacağı, şirketin finansmana erişimi ve borç ödeme kapasitesi açısından önem taşıyor. https://vestelinternational.com/investor-relations/news/kap-notices?p=2
Sürecin tamamlanması için hangi koşullar gerekiyor?
Vestel’in teklifinin yürürlüğe girmesi otomatik değil. Sürecin tamamlanması için tahvil sahipleri toplantısında gerekli kararların alınması, işlem belgelerinde belirtilen diğer koşulların karşılanması ve ikinci seçenek kapsamında öngörülen yeni tahvil ihracı için SPK onayının sağlanması gerekiyor.
Bu nedenle açıklanan iki alternatif, tamamlanmış bir borç yapılandırmasından ziyade yatırımcıların onayına sunulan bir teklif olarak değerlendirilmeli.
Sonuç: Borç takviminin uzaması tek başına yeterli mi?
Vestel’in Eurobond hamlesi, şirketin finansman yükünü hafifletme ve borç ödeme takvimini yeniden düzenleme arayışının önemli bir göstergesi. Bir tarafta anaparayı koruyarak faiz gelirini azaltan ve vadeyi altı yıl uzatan seçenek, diğer tarafta anaparada yüzde 45 kesinti karşılığında daha yüksek faiz ve daha erken vade sunan seçenek bulunuyor.
Ancak yatırımcılar açısından asıl mesele, hangi seçeneğin nominal olarak daha cazip göründüğünden çok, şirketin yeni ödeme planını karşılayabilecek nakit akışını yaratıp yaratamayacağı.
Vestel açısından ise borçların yeniden yapılandırılması finansal baskıyı azaltabilir; kalıcı iyileşmenin sağlanması için faaliyetlerden elde edilen nakdin güçlenmesi, kârlılığın sürdürülebilir hale gelmesi ve finansman maliyetlerinin yönetilebilir düzeye inmesi gerekecek.
Bankavitrini.com değerlendirmesi: Eurobond sahiplerinin vereceği karar kadar, bankalarla yürütülen yeniden yapılandırma görüşmelerinin sonucu da Vestel’in finansal geleceği açısından belirleyici olacak.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.644)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (603)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.636)
- GÜNDEM (3.590)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.747)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Meta'nın üçüncü çeyrek net kârı yıllık bazda yüzde 264 arttı 21/10/2026
- "İran'la savaşa girmek yaptığımız en iyi işlerden biri" 21/10/2026
- Tesla'nın üçüncü çeyrek net kârı yüzde 43 azaldı 21/10/2026
- Resmi Gazete'de bugün (22.10.2026) 21/10/2026
- Türkiye'de PHP güvenlik açığına karşı harekete geçildi 21/10/2026
- Trump: Rusya-Ukrayna savaşında çözüme hiç olmadığı kadar yakınız 21/10/2026
- Tasfiye edilecek fonlarda bekleyen talimatlara ilişkin önerge kabul edildi 21/10/2026
- Meta'ya kullanıcı gizliliği ihlali nedeniyle 25 milyar dolar ceza 21/10/2026
- JP Morgan: Aracı kurum lisans iptali Türkiye'den çekilme anlamına gelmiyor 21/10/2026
- ABD'den İran'ın gölge filosuna yönelik yeni yaptırımlar 21/10/2026
SON YAZILAR
- Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor 21/10/2026
- AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL 21/10/2026
- Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda 20/10/2026
- FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI 19/10/2026
- AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE? 19/10/2026
- Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor 19/10/2026
- AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ? 16/10/2026
- MSCI’DEN TÜRKİYE BORSASINA FREN! 16/10/2026
- KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM! 16/10/2026
- VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR! 16/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
