GÜNCEL
Deprem ülkeleri ne yapıyor, bizim yanlışlarımız neler
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Şilinin deprem stratejisini belirleyen Şili Ulusal Sismoloji Merkezinin (CSN) başındaki Sergio Barrientos ve ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) Deprem Tehlikeleri Programı Yardımcı Koordinatörü William Bill Barnhart, Haberturk.com’dan İrem Kuşoğlu Görgünün konuya ilişkin sorularını yanıtladı, nelerin farklı yapılabileceğini anlattı.
ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezinde yer alan bilgilere göre, dünya tarihinin en şiddetli 10 depremi Güney Amerika ve Asya-Pasifik ülkelerinde yaşandı. En büyük iki depremi yaşayan ülkelerden biri ise Şiliydi.
22 Mayıs 1960’ta, 9.5 büyüklüğündeki tarihin kayıt altına alınmış en güçlü depremi Şilinin güneyini vurdu. Tahminlere göre kırılma 500 kilometreden neredeyse 1.000 kilometreye kadar uzanıyordu. Olay adını depremden en çok etkilenen şehir olan Valdiviadan aldı ve tarihe 1960 Valdivia depremi olarak geçti. 1665 kişiyi öldüren Valdivia depremi Şilide 2 milyon kişiyi evsiz bırakırken, en az 3 bin kişiyi yaraladı.
Deprem o kadar büyüktü ki, Pasifik boyunca ilerleyen devasa bir tsunamiyi tetikledi. Dalgalar Yeni Zelanda, Japonya ve Filipinler gibi uzak kıyı topluluklarını sarstı. Hawaiide tsunami kıyı kasabası Hiloyu harap ederek 61 kişinin ölümüne yol açtı.
Deprem ülkede ekonomik olarak da hasar bıraktı. Ekonomik hasar toplam 550 milyon dolar olarak tahmin edildi. Ki bu 2020 enflasyonuna göre hesaplandığında 4,8 milyar dolardan fazla bir rakam anlamına geliyor.
Şili tıpkı Türkiye gibi bir deprem ülkesi. 1960da dünya tarihine geçen bu depremden sonra sayısız 7 üzeri deprem gördü. Tarihe geçen bir diğer deprem ise 2010ya yaşandı.
Bu kez merkez ülkenin Maule bölgesi sahiliydi. 8.8 büyüklüğünde ve yaklaşık üç dakika süren depremde 53 ülkede tsunami alarmı yayımlandı ve Şilinin Valparaíso denizinde 2.6 m yüksekliğinde bir tsunami kaydedildi.
Felaket durumu kaydedilen ülkede en az 723 kişi hayatını kaybetti.
Sismologlar, depremin çok kuvvetli olması nedeniyle gün uzunluğunu 1,26 mikro saniye kısalttığını ve dünyanın dönüş eksenini 3 inç veya 2,7 milyar saniye oynattığını tahmin ettiklerini açıkladı. Tıpkı uçak kazaları gibi afetler ve ölümler oldukça ders alan Şili’de harekete geçildi ve yetkililer yönetmeliklerde ciddi değişiklikler ve tahliye planları oluşturdu.
BİNLERCE CAN KAYBINDAN ONLARA…
Son olarak ise Eylül 2015’te 8’in üzerine deprem meydana geldi. 8.3 şiddetindeki depremde hükümet, 2010dakilerin tekrarlanmaması için kıyı bölgelerinin derhal tahliye edilmesi talimatını verdi ve yaklaşık bir milyon kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Oluşan tsunami dalgaları depremin merkez üssünün kuzey ve güney kıyılarını vurdu. Tarihte yine en büyük depremler arasına giren depremde bu kez hayatını kaybedenlerin sayısı 12ydi. 1 Nisanda meydana gelen 8,2 büyüklüğündeki depremde ise sadece 6 kişi öldü.
Peki bu noktada sosyo-ekonomik anlamda Türkiyeye çok benzetilen Şili bizden nasıl ayrıldı? Tarihindeki en büyük kayıpları veren bir ülke olan Şili neleri doğru yaptı ve deprem ülkesi olmaktan çıktı?
Şili Ulusal Sismoloji Merkezinin (CSN) başındaki Sergio Barrientos Şilinin deprem ülkesi olmasına yönelik “Depremler, tsunamiler ve volkanik patlamalar Şiliyi kalıcı olarak etkileyen en önemli doğal kaynaklı tehlikeler arasındadır. Milyonlarca yıldır çok aktif olan hatlar düzenli olarak 8 ve üzeri büyüklükte depremlerin meydana geldiği bugünkü manzarayı yaratmıştır. Son 200 yıl boyunca, ortalama olarak her 12 yılda bir bu büyük depremlerden biri meydana gelmiştir. Deprem ve tsunami olayları Şilililerin günlük yaşamlarının değişmez bir parçası haline gelmiştir” diyerek anlatıyor.
DEPREM BİLİNCİ ERKEN BAŞLIYOR
Peki Şilide neler yapılıyor? Barrientos deprem bilincinin ülkede erken başladığını, Şilili çocukların okul çağından itibaren böyle bir acil durumda nasıl davranmaları gerektiğine dair sık sık tatbikatlara maruz kaldığını belirtiyor. Aynı zamanda kıyı kentlerinde, tüm toplulukları kapsayan yıllık tahliye tatbikatlarının yapıldığını da belirtiyor. Ayrıca tüm tehlike bölgelerini ve güvenli yerlere giden tahliye yollarını gösteren tabelaların da her yerde asılı olduğunu ifade ediyor. Ancak Barrientos bir kez daha ekliyor “Tüm bunlar can ve mal kaybına yol açan dramatik örneklerle zor yoldan öğrenildi.”
BİNA YÖNETMELİKLERİNDE DEĞİŞİKLİKLER
Başkentin kurulduğu Şilinin orta bölgesi 17. yüzyılın ortalarında güçlü bir depremden etkilendiğini belirten Barrientos, can kaybının o zamanki nüfusun yaklaşık beşte biri ile dörtte birine ulaştığının tahmin edildiğini söylüyor. O zamandan beri bu ülkede düzenli olarak yüksek etkili depremler meydana gelirken, sıkı bir bina planlaması ve kodu geliştirilmiş. İlk yönetmelikler, 1928 ve 1939’daki depremlerden sonra, 20. yüzyılın ilk yarısında uygulamaya konulmuş. Her büyük depremden sonra yeni dersler çıkarıldığından, yönetmelik revize edilmeye devam edilmiş. En son revizyon ise 2010daki 8.8lik depremi nedeniyle yapılmış. Şilide daha sık görülen büyük depremler, Güney Amerika plakasının altındaki Nazca plakasının göreceli hareketiyle ilişkili depremler olduğundan bina yönetmelikleri de bu koşullar için veriler kullanılarak geliştirilmiş. Bu konuda denetlemeler de sık sık yapılmış ve en az bu yönetmelikler kadar önem verilmiş…
Deprem yönetmeliklerinin önemine dikkat çeken Barrientos depremde dikkate alınması gereken bir önemli unsurun zemin olduğunu ifade ediyor. “Yumuşak topraklar sert kayalara kıyasla belirli dalgaları güçlendirebilir” diyen Barrientos bu nedenle toprak karakteristiğinin çok iyi bilinmesinin depremlerin etkisini azaltabileceğini belirtiyor.
“Doğa bizi her zaman şaşırtabilir; beklenmeyeni beklemeye her zaman hazırlıklı olmalıyız” diyen Barrientos en önemli konunun bilinç olduğuna vurgu yapıyor ve “Depremler ve tsunamilerle ilişkili riskleri azaltabilmek için maruz kaldığımız tehlikeyi bilmemiz gerekir” diyor.
ABD ŞİMDİDEN ÖNLEMLER ALIYOR
ABD büyük depremlerin duyulduğu bir ülke değil, en azından bir süredir… Ancak ABDde de tıpkı beklenen Marmara Depremi gibi öngörülemeyen bir tehdit var: California depremi.
Ünlü San Andreas Fayı, ABD için büyük risk taşıyor. Son kırılmada 1906 San Francisco Depremi ile meydana gelmiş ve bu afet ABD tarihinde meydana gelen en kötü doğal afet olarak kabul edilmişti. Deprem ve bunun sonucunda oluşan yangın sebebiyle 3 bin kişinin öldüğünü kabul edildi. Ve bu rakam California tarihinde bir afetten dolayı hayatını kaybeden en fazla kişi sayısı olarak hala tarihteki yerini almaktadır.
Peki California için büyük bir risk taşıyan bu fay için ABD ne gibi önlemler alınıyor? ABDde ölümcül depremleri önlemek mümkün mü? ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) Deprem Tehlikeleri Programı Yardımcı Koordinatörü William Bill Barnhart “Depreme bağlı tüm ölümleri önlemek mümkün değildir, ancak ABDnin batısında depreme yatkın bölgelerde yer alan eyaletler, büyük bir depremde ölüm sayısını önemli ölçüde azaltmak için birkaç önemli adım atmaktadır. Californiada katı bina yönetmelikleri sıkı bir şekilde uygulanmaktadır. Bu kurallar, yaygın olarak ölüme neden olan bina çökmesi vakalarını azaltmayı amaçlamaktadır. Ayrıca eyaletler, eski binaların depremde yıkılma olasılığını azaltacak şekilde güçlendirilmesi için çaba sarf etmektedir. Her ne kadar bu binalar depremden sonra kullanılamaz hale gelse de, amaç binaların içindeki insanların üzerine çökmemesini sağlamaktır. Batı ABDde ayrıca, deprem sarsıntısı başlamadan önce insanlara ve kilit altyapıya birkaç saniyelik uyarı sağlayan ve böylece koruyucu önlemler almalarını sağlayan bir deprem erken uyarı sistemi bulunmaktadır” dedi.
ABDde ayrıca fay hattı üzerinde yer alan bölgelerde deprem tehlikesini bertaraf etmek için alınan önlemler arasında yolların ve köprülerin sarsıntılara dayanacak şekilde güçlendirilmesi ve binaların sismik şokları absorbe edecek şekilde inşa edilmesi yer alıyor. Bu durum yönetmeliklerde de vurgulanıyor.
ÖNCELİK DEPREMEYE DAYANIKLI BİNA YÖNETMELİKLERİ VE DENETİM
Dünyadaki pek çok ülke depreme yatkın olarak bilinse de bazı ülkelerdeki can kaybı çok daha yüksektir ve ne yazık ki Türkiye de bunlardan biri. Ayrıca uzmanlar Türkiyenin en kalabalık şehirlerinden İstanbulu her an vurması beklendiğini de sık sık vurguluyor. Peki Türkiyede daha fazla can kaybını önlemek için ne yapılmalı? Ve eğer şimdi yapmaya başladılarsa, ne kadar yakında olabilir?
Barnhart “Depreme yatkın ülkelerde depremin neden olduğu ölümlere karşı en önemli savunma, depreme dayanıklı bina yönetmeliklerine sahip olmak ve bunları uygulamaktır. Deprem sarsıntısının kendisi ölümlere neden olmaz – bu sarsıntı sırasında yıkılan binalar ölümlere neden olur. Binalar, deprem sarsıntılarına karşı daha dayanıklı olacak şekilde tasarlanabilir ya da güçlendirilebilir. Bu pahalı bir süreçtir, bu nedenle yatırım gerektirir, ancak daha iyi ve zorunlu bina uygulamaları, insanların fayların yakınında yaşadığı ve çalıştığı yerlerde deprem kayıplarını azaltmanın tek yollarından biridir” diyor ve İstanbul gibi depremin beklendiği tüm ülkelerde acil planlama yapılması ve güçlendirme çalışmalarına hız verilmesi gerektiğinin altını çiziyor.
“ERKEN UYARI SİSTEMİ MÜMKÜN”
Depremler, her ne kadar öne sürenler olsa dahi, bugünkü teknolojiyle tahmin edilemez, ancak tespit edilebilir. ABD ve Japonyada deprem vurmadan saniyeler önce insanları uyaran erken uyarı sistemleri bulunuyor. ABD ve Japonyada insanlar depremlerden en az 15 saniye önce uyarılabiliyor. Bazı uzmanlar Türkiyede fay hatlarının ya şehirlerin içinden veya şehirlere çok yakın denizlerden geçmesi nedeniyle erken uyarı sisteminin İstanbul teknik olarak mümkün olmadığını öne sürüyor. Peki Türkiyede erken uyarı sistemlerinin kullanılması mümkün mü?
Barnharta göre uygun araştırma, geliştirme ve kamu eğitiminin ardından Türkiyede bir deprem erken uyarı sisteminin kesinlikle mümkün ve faydalı. Barnhart konuya ilişkin “Türkiye Californiaya çok benziyor çünkü Türkiyede büyük metropollerin yakınından geçen büyük faylar var. Türkiyede kurulacak bir deprem erken uyarı sistemi, örneğin İstanbuldaki insanlara Kuzey Anadolu fayı üzerinde meydana gelebilecek bir deprem için birkaç saniye önceden uyarıda bulunarak koruyucu önlemler almalarını sağlayabilir. Bir deprem erken uyarısının sınırlamaları olduğunu anlamak önemlidir – tipik olarak sadece birkaç saniye uyarı verebilir ve genellikle depreme en yakın olanları sarsıntı konusunda uyaramaz, ancak diğerlerine koruyucu önlem almaları için kritik saniyeler verebilir” diyor.
DEPREMİN DEĞİL TSUNAMİNİN VURDUĞU ÜLKE: JAPONYA
Deprem deyince akla gelen ülkelerden birisi de şüphesiz Japonya. Beşik gibi sallanan ancak kum tanesi gibi yıkılıp dağılmayan binalara sahip Japonyayı diğer bütün deprem ülkelerinden ayıran ise, ülkenin deprem gerçeğini kabul etmesi ve buna göre hazırlanması…
Tıpkı Şili gibi Japonya da sayısız 6 üzeri deprem gördü. Sadece son 20 yılda 6 ve üzeri şiddetinde en az 28 deprem meydana geldi. En ölümcülleri Ocak 1995’te Kobede yaşanan Büyük Hanshin-Awaji Depremi ve Mart 2011de Fukuşimayı vuran depremdi. Ancak ikisinde de ölümün nedeni deprem değildi. Ocak 1995’te Kobede yaşanan depremde yangınlardan, Mart 2011de Fukuşimada meydana gelen depremde ise tsunamiden kaynakları ölümler yaşandı.
1995 depreminde şehrin altyapı şebekesi tamamen çökmüş, gaz boruları patlamış ve büyük yangınlar meydana gelmişti. Depremde 6434’e yakın kişi hayatını kaybetmiş, 43 bin 792 kişi yaralanmış ve 300 binden fazla kişi yerinden edilmişti.
200 milyar dolara mal olan depremin onarımı da yaklaşık 90 milyar dolar oldu. Çöken altyapı ve otoyol ağı yenilendi, evinden olan halka hızla prefabrik evler inşa edildi. Depremden çok günlerce süren yangınlarda ölenlerin ardından çoğunluğu oluşturan ahşap yapılar kaldırıldı ve ahşap malzeme sadece ihtiyaç kadar kullanıldı. Kobede teknik bilgi ve donanıma sahip itfaiye ekibi kurdu.
Bu felaket yılını yaşayan Japonyada depremler hep devam etse de bir sonraki felaket 2011de yaşandı. 11 Mart 2011 tarihinde, merkez üssü Japonyanın Tōhoku bölgesindeki Oshika Yarımadası olan 9,0 büyüklüğündeki deprem bazı bölgelerde 40 metreye kadar ulaşan tsunamiye neden oldu.
Resmi olarak Büyük Doğu Japonya Depremi olarak adlandırılan felakette 19 bin 759 kişi hayatını kaybetti, 6157 kişi yaralandı. Fukuşima I ve Fukuşima II Nükleer Santralindeki radyoaktif suyun boşalmasına neden olan nükleer kazalar nedeniyle yüzbinlerce kişi bölgeden tahliye edilmek zorunda kaldı.
Yeryüzündeki en büyük ilk beş depremin arasında yer alan afette asıl can kaybı tsunamiden kaynaklandı. Tsunami nedeniyle bir kasabada toplam 1000 ceset bulunmuştu. Bu kadar sayıyı artıran da tsunami nedeniyle dalgaların beklenmedik derecede yüksek olan boyutlarıydı. Dalgalar bazı bölgelerde 5 bazı bölgelerde ise 28 metreye kadar yükseldi.
BBC Türkçede yer alan habere göre tüm hatalardan ders çıkaran Japonya’nın İstanbul’u sayılan ve 13,9 milyon nüfusa sahip Tokyoda 2030’a dek Tokyoyu doğrudan vurması beklenen 9 şiddetindeki çok büyük bir depremde yaşanacak can kaybını yüzde 30 azaltacak planlama kararı alındı.
Tokyoda 9 bin civarında kişinin öleceği ve 100 binden fazla binanın da zarar göreceği tahmin edilirken son on yılda alınan önlemlerle can kaybı tahmini 6100 kişiye düştü. Gökdelenlerin sayısının artmasıyla bir deprem sırasında elektriğin kesilmesi tehlikesi karşısında her kata jeneratör ve batarya sisteminin kurulması da yapılan planlamalar arasında yer alıyor. Türkiyede GSM operatörlerinin sınıfta kalması tartışılırken, Tokyoda toplanma merkezlerinde Wi-Fi noktaları kurulması da planlanıyor.
Ülkede yeni yapılan binalarda zayıf zeminlerde temel 60-70 metre derinliğe inen kazıklar çakılarak yapılıyor ve binanın yükleri sağlam zemin tabakalarına aktarılıyor.
KADER Mİ ÖNLEM Mİ?
Uzmanlara göre önlemleri önceden alan Japonya ile ABD, sonradan alan ve deprem ülkesi olmaktan çıkan Şili gibi ülkelerden çıkarabilecek tek sonuç bunun bir kader olmadığı, alınabilecek en büyük ders yönetmeliklere uygun bina planlaması ve onunla birlikte gelen denetim.
Türkiyenin eli kulağında denilen büyük Marmara depremi gibi ülke çapındaki onlarca potansiyel deprem için ise daha da geç olmadan birlikte harekete geçmesi gerekiyor… Barrientosun da ifade ettiği gibi “Beklenmeyeni beklemeye her zaman hazırlıklı olmalıyız” ancak önlemi de unutmamak şart…
BBC/HABERTÜRK
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor
Yayınlanma:
13 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.
Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme
Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.
Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.
Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı
Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.
Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.
Bankacılık sektörünü ne bekliyor?
Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.
Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.
Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.
BANKA HABERLERİ
AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL
FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”
Yayınlanma:
13 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.
Bankavitrini.com | Gündem
Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.
Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı
Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.
Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.
Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.
DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil
DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.
DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.
Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”
DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.
Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?
Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.
Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.
Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.
Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu
Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.
Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.
Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
Gülbeyaz Gergün
Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda
VESTEL’DEN EUROBOND YATIRIMCISINA İKİ SEÇENEK: YA YÜZDE 45 ANAPARA KESİNTİSİ YA 6 YIL VADE UZATIMI
Yayınlanma:
1 gün önce|
20/10/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
500 milyon dolarlık borç için yeniden yapılandırma süreci başladı. Vestel, anaparasını korumak isteyen yatırımcıya 2035 vadeli ve yüzde 4 faizli tahvil; anapara kesintisini kabul eden yatırımcıya ise 2032 vadeli ve yüzde 6 faizli yeni tahvil öneriyor. Bankalarla 2041 vadeli yeniden yapılandırma görüşmeleri de sürüyor.
Bankavitrini.com – Ekonomi Haberleri
Vestel Elektronik, bilançosunu sürdürülebilir hale getirmek amacıyla yurt dışı borçlarının yeniden yapılandırılması için önemli bir adım attı. Şirket, toplam nominal tutarı 500 milyon dolar olan, yıllık yüzde 9,75 faizli ve 2029 vadeli Eurobond’ları için tahvil sahiplerine iki alternatif içeren takas teklifi ve muvafakat talebi sürecini başlattı.
20 Ekim 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan açıklamaya göre yatırımcılar, mevcut anaparalarını koruyarak borcun vadesini uzatabilecek veya anaparanın yüzde 45’inden vazgeçerek daha erken vadeli yeni tahvillere geçebilecek.
Teklif, şirketin yalnızca tahvil borçlarını değil, bankalara olan finansal yükümlülüklerini de kapsayan daha geniş kapsamlı yeniden yapılandırma çalışmalarının bir parçası olarak öne çıkıyor. https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/1684657
İki seçenek yatırımcıya ne getiriyor?
Vestel’in teklifinde yatırımcıların önündeki iki alternatif, anapara kaybı ile vade ve faiz koşulları arasında bir tercih yapılmasını gerektiriyor.
1. seçenek: Anapara korunacak, vade 2035’e uzatılacak
İlk seçenekte mevcut Eurobond’ların 15 Mayıs 2029 olan vadesinin 15 Mayıs 2035’e uzatılması öngörülüyor.
Bu seçeneğin temel koşulları şöyle:
- Anapara kesintisi: Yok.
- Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 4.
- Yeni vade: 15 Mayıs 2035.
- Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.
Mevcut tahvilin yüzde 9,75 olan yıllık faiz oranı bu seçenekte yüzde 4’e düşüyor. Böylece yatırımcı anapara tutarını korurken faiz gelirinin önemli bir bölümünden vazgeçmiş oluyor.
Bu seçenek, tahvilin nominal değerini korumayı önceliklendiren ancak parasını daha uzun süre şirkette tutmayı kabul eden yatırımcılar açısından öne çıkıyor.
2. seçenek: Yüzde 45 anapara kesintisiyle 2032 vadeli yeni tahvil
İkinci seçenekte yatırımcılar, mevcut tahvillerinin nominal değerinin yüzde 55’i karşılığında yeni Eurobond alacak. Başka bir ifadeyle, anaparanın yüzde 45’i silinecek.
Bu seçeneğin koşulları ise şöyle:
- Anapara kesintisi: Yüzde 45.
- Yeni tahvilin nominal değeri: Mevcut anaparanın yüzde 55’i.
- Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 6.
- Yeni vade: 15 Mayıs 2032.
- Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.
Bu seçenekte yatırımcı daha yüksek faiz oranı elde edebilecek ve borcun vadesi 2035 yerine 2032 olacak. Bunun karşılığında mevcut alacağının yüzde 45’ini kaybetmeyi kabul edecek.
İkinci seçenek kapsamında yeni Eurobond ihracı için Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvuru yapılması öngörülüyor. https://www.bloomberght.com/vestel-den-eurobond-sahiplerine-iki-secenekli-yapilandirma-teklifi-3792011
100 bin dolarlık yatırımda tablo nasıl değişiyor?
Yatırımcıların karşı karşıya olduğu tercih, örnek bir 100 bin dolarlık nominal tahvil üzerinden daha net görülebiliyor.
| Karşılaştırma | 1. seçenek | 2. seçenek |
|---|---|---|
| Mevcut nominal anapara | 100.000 $ | 100.000 $ |
| Anapara kesintisi | Yok | 45.000 $ |
| Yeni tahvil nominali | 100.000 $ | 55.000 $ |
| Yıllık faiz oranı | %4 | %6 |
| İlk yıl için basit nominal faiz hesabı | 4.000 $ | 3.300 $ |
| Vade | 2035 | 2032 |
Not: Faiz tutarları, ilgili yılın başındaki nominal anaparanın değişmediği varsayımıyla örnek olarak hesaplanmıştır. Anapara yıllık taksitlerle geri ödeneceğinden sonraki yılların faiz tutarları ödeme planına göre değişecektir. Bu tablo, tahvillerin piyasa değerini veya yatırımcının toplam getirisini göstermemektedir.
İlk seçenekte yatırımcı anaparasını nominal olarak korurken daha düşük faizle daha uzun süre bekleyecek. İkinci seçenekte ise yeni tahvilin faiz oranı daha yüksek olsa da faiz, kesinti sonrasında kalan anapara üzerinden hesaplanacak.
Dolayısıyla yüzde 6 faiz oranı tek başına ikinci seçeneği daha avantajlı hale getirmiyor. Yatırımcıların kararında tahvillerin geri ödeme takvimi, şirketin ödeme kapasitesi ve yeni tahvillerin piyasa değeri de belirleyici olacak.
Vestel neden borçlarını yeniden yapılandırmak istiyor?
Yeniden yapılandırma adımı, Vestel’in borç ödeme takvimini faaliyetlerinden yaratabileceği nakit akışıyla uyumlu hale getirme ve bilançosunu sürdürülebilir bir yapıya kavuşturma hedefiyle bağlantılı.
Mevcut Eurobond’ların yıllık yüzde 9,75 faiz taşıması, 500 milyon dolarlık nominal borç üzerinden ilk yıl için yaklaşık 48,75 milyon dolar faiz yüküne karşılık geliyor. Bu hesap, anaparanın yıl boyunca değişmediği varsayımına dayanıyor.
Yeni koşullarda faiz oranının yüzde 4’e düşmesi veya anaparanın yüzde 55’e indirilerek yüzde 6 faiz uygulanması, şirketin gelecekteki finansman yükünü azaltmayı amaçlıyor.
Bununla birlikte, yeniden yapılandırmanın şirketin faaliyet kârlılığına, nakit yaratma kapasitesine ve borç ödeme gücüne kalıcı katkı sağlayıp sağlamayacağı, yalnızca faiz oranlarına değil operasyonel performansa da bağlı olacak.
Bankalarla görüşmelerde hedef 2041 vadeli yapılandırma
Vestel’in yeniden yapılandırma çalışmaları Eurobond’larla sınırlı değil.
Şirketin 26 Haziran 2026 tarihli açıklaması kapsamında, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 32. maddesi ve ilgili mevzuat uyarınca finansal yeniden yapılandırma görüşmeleri yürütülüyor.
Bankalara sunulan teklifte mevcut borçların iki yıl anapara ve faiz ödemesiz olacak şekilde 2041 vadeli olarak yeniden yapılandırılması öngörülüyor. Şirketin açıklamasına göre bankalarla müzakereler devam ediyor.
Bu teklifin kabul edilmesi halinde borçların geri ödeme takvimi önemli ölçüde değişecek. Ancak bankalarla görüşmelerin henüz sonuçlanmamış olması nedeniyle teklifin kesinleşmiş bir anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. https://www.yenisafak.com/ekonomi/kap-haberleri/kap-vestel-elektronik-sanayi-ve-ticaret-as-vestl-ozel-durum-aciklamasi-genel-5139013
Kredi notundaki bozulma da yakından izleniyor
Vestel’in borçlarını yeniden yapılandırma girişimi, şirketin kredi riskinin arttığı bir dönemde gündeme geldi.
Vestel International’ın yatırımcı ilişkileri duyurularında yer alan bilgilere göre Fitch Ratings, 1 Temmuz 2026 tarihinde şirketin uzun vadeli yerel ve yabancı para cinsinden kredi notlarını CCC+ seviyesinden CCC- seviyesine indirmiş; 500 milyon dolarlık 2029 vadeli teminatsız tahvilin notunu da CC seviyesine çekmişti.
Bu notlar, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesine ilişkin risklerin yüksek olduğuna işaret ediyor. Yeniden yapılandırma teklifinin yatırımcılar tarafından nasıl karşılanacağı, şirketin finansmana erişimi ve borç ödeme kapasitesi açısından önem taşıyor. https://vestelinternational.com/investor-relations/news/kap-notices?p=2
Sürecin tamamlanması için hangi koşullar gerekiyor?
Vestel’in teklifinin yürürlüğe girmesi otomatik değil. Sürecin tamamlanması için tahvil sahipleri toplantısında gerekli kararların alınması, işlem belgelerinde belirtilen diğer koşulların karşılanması ve ikinci seçenek kapsamında öngörülen yeni tahvil ihracı için SPK onayının sağlanması gerekiyor.
Bu nedenle açıklanan iki alternatif, tamamlanmış bir borç yapılandırmasından ziyade yatırımcıların onayına sunulan bir teklif olarak değerlendirilmeli.
Sonuç: Borç takviminin uzaması tek başına yeterli mi?
Vestel’in Eurobond hamlesi, şirketin finansman yükünü hafifletme ve borç ödeme takvimini yeniden düzenleme arayışının önemli bir göstergesi. Bir tarafta anaparayı koruyarak faiz gelirini azaltan ve vadeyi altı yıl uzatan seçenek, diğer tarafta anaparada yüzde 45 kesinti karşılığında daha yüksek faiz ve daha erken vade sunan seçenek bulunuyor.
Ancak yatırımcılar açısından asıl mesele, hangi seçeneğin nominal olarak daha cazip göründüğünden çok, şirketin yeni ödeme planını karşılayabilecek nakit akışını yaratıp yaratamayacağı.
Vestel açısından ise borçların yeniden yapılandırılması finansal baskıyı azaltabilir; kalıcı iyileşmenin sağlanması için faaliyetlerden elde edilen nakdin güçlenmesi, kârlılığın sürdürülebilir hale gelmesi ve finansman maliyetlerinin yönetilebilir düzeye inmesi gerekecek.
Bankavitrini.com değerlendirmesi: Eurobond sahiplerinin vereceği karar kadar, bankalarla yürütülen yeniden yapılandırma görüşmelerinin sonucu da Vestel’in finansal geleceği açısından belirleyici olacak.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.644)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (603)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.636)
- GÜNDEM (3.590)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.747)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Meta'nın üçüncü çeyrek net kârı yıllık bazda yüzde 264 arttı 21/10/2026
- "İran'la savaşa girmek yaptığımız en iyi işlerden biri" 21/10/2026
- Tesla'nın üçüncü çeyrek net kârı yüzde 43 azaldı 21/10/2026
- Resmi Gazete'de bugün (22.10.2026) 21/10/2026
- Türkiye'de PHP güvenlik açığına karşı harekete geçildi 21/10/2026
- Trump: Rusya-Ukrayna savaşında çözüme hiç olmadığı kadar yakınız 21/10/2026
- Tasfiye edilecek fonlarda bekleyen talimatlara ilişkin önerge kabul edildi 21/10/2026
- Meta'ya kullanıcı gizliliği ihlali nedeniyle 25 milyar dolar ceza 21/10/2026
- JP Morgan: Aracı kurum lisans iptali Türkiye'den çekilme anlamına gelmiyor 21/10/2026
- ABD'den İran'ın gölge filosuna yönelik yeni yaptırımlar 21/10/2026
SON YAZILAR
- Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor 21/10/2026
- AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL 21/10/2026
- Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda 20/10/2026
- FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI 19/10/2026
- AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE? 19/10/2026
- Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor 19/10/2026
- AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ? 16/10/2026
- MSCI’DEN TÜRKİYE BORSASINA FREN! 16/10/2026
- KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM! 16/10/2026
- VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR! 16/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
