Connect with us

GÜNDEM

Afganistan’dan Tokat’a Bir Göç Hikayesi

Afganistan ‘tan Türkiye’ye göçlerin tarihi 1982 Kenan Evren dönemine kadar dayanıyor. Tokat kent merkezinde yaşayan 80, Yeşilyurt ilçesinde ise 110 aile o günden beri birbirlerine sıkı sıkıya bağlanarak hayata tutundular. Yıllar içerisinde Tokatlılar ile kaynaşan Afgan kökenli aileler, kız alıp vererek yerli vatandaşlar ile akrabalık ilişkileri de kurdu. Türk Vatandaşlığı da verilen grup Afganistan’dan gelen öncü grup olma özelliğini de taşıyor.

Yayınlanma:

|

SSCB’nin (Rusya) 1979 yılında  Afganistan’ı işgali sonrası sivil Afganlılar ve Türkler, kitleler halinde Pakistan’a sığınmışlardı. Başta Türkiye olmak üzere bazı devletlerden ve uluslararası kuruluşlardan sığınma talebinde bulunan ve olumsuz yanıt alan Pakistan’daki mülteci kamplarında yaşayan soydaşlarımızın varlığı ve sıkıntıları ancak, Dönemin Devlet Başkanı Kenan EVREN’in Pakistan’daki bir mülteci kampı ziyaretinde grup lideri Abdülkerim MAHDUM ile görüşmesi sonrası dikkate alınabildi. Çıkarılan yasa ile mültecilerin iskanlı olarak getirilebilmesine karar verildi. 1979’da Afganistan’dan Pakistan’a oradan 1982 yılında Türkiye’de Tokat’a uzanan göçün hikayesini araştırdık.
Sovyet Sosyalist Devletler Cumhuriyeti (Rusya) 5 Aralık 1978 tarihli SSCB-Afganistan Dostluk Antlaşması”na dayanarak, 1979 yılında Afganistan’ı işgal etmiş ve iktidarı sovyet yanlısı Babrak Karmal devralmıştı. Uluslararası toplumun tepkisine yol açan işgal sonrası aralarında Peştular, Tacikler ve Türkler daha çok Pakistan’a, Şii olan Hazarlar ise İran’a iltica etmiştir. 1982 Şubat rakamlarına göre Pakistan’a sığınan mülteci sayısının 3 milyonun üzerinde olduğu tespit edildi. Pakistan ve İran’daki Afgan mültecilerinin durumu, uluslararası bir sorun haline dönüştü. 

29 yıllık göç hikayesi


Mülteciler, ikamet ve iltica hakkı konusunda Türkiye’nin de İslamabad ve Tahran Türk misyonlarına toplu ve ferdi müracaatlarda bulundular. Fakat bu taleplere, başka mülteci akımlarına dönüşebileceği endişesi ile sıcak bakılmadı. Pakistan’daki mülteci kamplarında Özbek, Türkmen, Kırgız ve Kazaklardan oluşan Türk gruplarının varlığı ve sıkıntıları ancak,  Dönemin Devlet Başkanı Kenan EVREN’in Pakistan Ziyareti sırasında ile dikkate alınabildi.
Kenan EVREN‘in Pakistan ZiyaretiÜlkemizin gerek Afganistan gerekse Pakistan’la ilişkileri köklü bir geçmişe sahip olup, Kurtuluş Savaşı ve sonrası yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetimize en büyük desteği veren ülkelerin başında bu iki ülke geldi.  İşgal sonrası Türkiye, Afganistan için uluslararası kuruluşlar nezdinde girişimlerde bulundu, sorunun çözümü için tüm siyasi desteğini verdi, Kızılay ve insani yardım kuruluşları aracılığıyla Mültecilere insani yardımlarda bulundu. 
12 Eylül sonrası hız kazanan Pakistan-Türkiye ilişkilerinde; Devlet Başkanı Kenan EVREN‘in ilk resmi konuğu Pakistan Devlet Başkanı Ziya’ül Hak olurken, Devlet Başkanı EVREN‘in de ilk yurt dışı gezisi de Pakistan’a oldu.
22-27 Kasım 1981 tarihleri arasında gerçekleştirilen Resmi ziyaretinde; Pakistan makamlarınca hazırlanan gezi programında, resmi görüşmeler, Devlet Başkanı onuruna verilen yemek, Peşaver’de Afgan mülteci kampına ziyaret, tarihi yerlerin gezilmesi ve Peşaver Valisinin onura verdiği yemek yer aldı.  Pakistan gelen devlet konuklarına özellikle, Sovyet işgalinin sebep olduğu insanlık dramını ve bunun ekonomik külfetini gösterebilmek, dış yardımların gerçekleşmesini ve mülteci sorununun uluslararası kamuoyunda gerektiği ölçüde duyurulması için Afgan mülteci kamplarını gezdiriyordu.
Pakistan gezisinin ikinci günü (24 Kasım 1981 Salı), Peşaver yakınlarında, çocuk ve kadınlardan oluşan 7 bin kişilik “Nasır Bagh” mülteci kampı ziyaretinde Devlet Başkanı Kenan EVREN, Kuzey Afganistan Vilayetleri İslam İttihadı adındaki Türk partisinin başkanı ve Afganistan milletvekili olan Abdülkerim MAHDUM ile görüştü ve orada “Türkiye’ye iltica etmek istediklerini” birinci ağızdan öğrendi. MAHDUM, Türkiye’de bir gazeteciye verdiği mülakatta görüşmeyi şu ifadelerle anlattı;Pakistan’a geçince, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne mektupla başvuruda bulundum. Daha sonra Evren Paşa ile Pakistan ziyareti sırasında görüştük. Bizim sefil yaşantımızı gördükten sonra Türkiye’ye getireceğine söz verdi.EVREN, daha önce Türkiye’ye kabul başvurusuna olumsuz yaklaşan Türk makamlarının aksine, “soydaşlara bağrımızı açacağız” mülahazası ile Türk kökenli ailelerin Türkiye’ye kabulüne ilişkin belgeyi imzaladı ve Türk soylu Afgan mültecilerin Türkiye’ye kabulü süreci başladı.
Pakistan’dan Tokat’a Devlet Başkanı Kenan EVREN’in Pakistan ziyareti sonrası Türk asıllı mültecilerin getirilmesi yanında, mültecilerin iskân edilmesini, üretici hale getirilmesini, eğitimlerini ve Türk vatandaşlığına alınmaları için 2641 sayılı yasa bir kereye mahsus çıkarıldı. 
Genelkurmay Başkanlığı’nda ve Başbakanlıkta başlatılan çalışmalar, 12 Bakanlık ve Kızılay  Temsilcileri ile Ankara Üniversitesi ve iskan yapılması düşünülen illerde de komisyonlar kuruldu. 1982 yılının Mart ayında, merkezdeki hukuki düzenlemelerin yanı sıra ayrıntılı bir planlamanın yapılabilmesi için İçişleri, Dışişleri, Tarım ve Orman, Sağlık ve Sosyal Yardım, Köy İşleri ve Kooperatifler Bakanlıkları ve Kızılay Temsilcileri ile Ziraat Fakültesi öğretim görevlilerinden oluşan bir heyet,  Pakistan’da yerinde ön araştırma yaptı. Getirilecek mülteci sayısı için 4500 rakamı tavan olarak belirlendi.
1982 yılının Haziran ayında getirilmesi planlanmış olan mültecilerin, “orucumuzu tutup, dini görevimizi yerine getirdikten sonra gelelim” dedikleri için nakilleri Ağustos ayında gerçekleşti.  366 kişilik ilk Afgan mülteci kafilesinin, 3 Ağustos 1982 tarihinde Pakistan’dan kalkan Türk Hava Yolları’na ait uçakla, saat 15.15 sularında Adana Havaalanına getirilmesi ile Afganlı mültecilerin Türkiye’ye nakilleri başladı.
Adana’da bir günlük istirahatten sonra mülteciler, soy ve akrabalık durumlarına göre farklı şehirlere taşınmışlardır. İlk kafilede gelen 161 kişilik Özbek grubu Gaziantep’e; aralarında Türkmen lider ve Afganistan milletvekili Abdülkerim MAHDUM’un da bulunduğu 205 kişilik Türkmen grubu ise Tokat ’a sevk edildi.
Ülkemizin dört bir yanınındaki geçici iskan bölgelerinde kalan mülteciler için Tokat, Gaziantep, Hatay, Urfa, Van ve Kayseri illerinde kesin iskan bölgelerine kentsel bloklar ve tarımsal yapılar inşa edildi. Toplamda 4163 kişiden oluşan 1006 Özbek, Türkmen, Kırgız ve Kazak aile, geldikleri bölgelerdeki iskan yerleri boy, aile ve akrabalık bütünlüklerinin bozulmaması, Afganistan’da yaşadıkları bölge ve iklim koşulları, meslek ve sanatları, illerdeki hazine arazileri, bölgeye uyumları ve yararları dikkate alınarak şehirsel ve tarımsal olmak üzere iki grupta yerleştirildi.
Geldikleri yerde, daha çok halıcılık ve hayvancılıkla uğraşan Türkmenler, Tokat’a yerleştirildi. 858 kişiden oluşan 195 aile, mesleki özellikleri ve kendi isteklerine bağlı olarak tarımsal ve kentsel olmak üzere iki ayrı gruba ayrılarak 82 aile olan 353 kişi, kentsel amaçlı Tokat merkez Büyük Beybağı Mahallesi, 113 aile olan 505 kişi ise tarımsal amaçlı Tokat Artova ilçesine bağlı Yeşilyurt (Arabacımusa) kasabasına yerleştirildi.
Türkmenlerden tarımsal iskan isteyenlere, konut ve işletme binası, şehirsel iskan isteyenlere konut ve üretici duruma gelmeleri yönünde yardımlar yapıldı. Halıcılık yanında süt hayvancılığı ve besicilik yapabilmeleri için beraberlerinde Karakul koyunlarının Tokat’a getirilmesi özellikle sağlandı. Türkmenlerin Tokat iline yerleştirilmelerinde, Karakul koyunlarına en uygun iklim şartlarının burada olabileceği tespiti etkili oldu.
Soydaşlarımızın ülkemize getirilmesinden sonra Devlet Başkanı Kenan EVREN, Tokat’a gelerek Türkmen lider ve Afganistan milletvekili Abdülkerim MAHDUM’u ziyaret etti.
Anılarda Afganistan’dan Tokat’a  Göçİlk gelen kafilede yer alan Türkmen lider Abdülkerim MAHDUM, kendilerini dönemin İçişleri Bakanı Selahattin ÇETİNER ile beraberindeki heyetin karşıladığını dile getirerek;Uçaktan inip toprağı öptük. Vatan toprağına bizleri kavuşturduğu için şükürler olsun dedik. O gece bizi İmam Hatip Lisesi’nde yerleştirdiler. Bir iki gün sonra Tokat’a gitmek üzere yola çıktık.dedi.
Kendisi de Afganistan göçmeni olan ve eğitiminin bir bölümünü Tokat’ta tamamlayan ve şuan Ankara’nın Çankaya ilçesi Kaymakamı olan Hüdayar Mete BUHARA, 2011 yılında Anadolu Ajansı muhabirine şu açıklamalarda bulunmuştu; Bu ulu çınar geçmişte birçok soydaşların ortak sığınma noktası oldu. 1982 yılında devletimiz tarafından uçaklarla Adana’ya getirildiğimizde ben küçük bir çocuktum. Adana’da bize gösterilen misafirperverlik sonrasında sürekli kalacağımız Tokat iline otobüslerle gelirken yollarda geçtiğimiz muhitlerdeki vatandaşlar tarafından bize gösterilen ilgi ve alaka hala hafızamda önemli bir yer tutar. Gerek o yıllarda, gerekse de sonrasında bizler burada en üst düzeyde kabul ve güler yüz gördük. Devletimize ve aziz Türk Milleti’ne ne kadar teşekkür etsek azdır. Bu husustaki minnettarlığımız sonsuzdur. O yıllarda göçmen bir Türkmen ailenin ferdi olarak bu devletin bir kaymakamı olarak görev yapacağımı asla düşünemezdim. Devletimi temsilen devletime ve milletimize hizmet ediyor olmaktan son derece gururluyum bu anlamda. …Mülki idare amiri olarak değişik illerde kaymakamlık ve vali yardımcılıkları görevlerinde bulundum. Bu süre içerisinde layıkıyla hizmet etmeye çalıştım. Ayrıca her zaman bizlerle beraber gelen ya da daha sonra Türkiye’ye gelip yerleşmiş hemşehrilerimle olan bağımı asla koparmadım. Özellikle çocukların ve gençlerin okumaları noktasında hep gayret içerisinde oldum. Türkiye’nin gelecek güzel günlerinde bizlerin de katkısı olsun istiyorum.
1982 yılında Afganistan’dan göç eden Türkmenlerden Atamurat ÖZAYDIN ise 2011 yılında Anadolu Ajansı muhabirine şu ifadeleri paylaştı; Oradan da bazılarımız Tokat’ın Artova, Kırşehir’in Çiçekdağı, Sivas’ın Ulaş, Şanlı Urfa’nın Ceylanpınar ilçelerine yerleşti. Bizim Türkiye’ye gelmemizde Abdülkerim Mahdum beyin büyük katkısı oldu. Mahdum bey Pakistan’da yaşayan Türk kökenli vatandaşların hepsini Türkiye’ye getirtti. Mahdum bey herkese önder oldu. Türkmenler olarak onun hakkını ödeyemeyiz. Bizleri Türkiye’ye kabul eden Kenan Evren paşaya da teşekkür ediyoruz. …Türkiye Cumhuriyeti gelen her aileden bir kişiyi devlet işine yerleştirdi. Bu bakımdan bütün Türkmenler olarak Türkiye’ye minnettarız. Bize Türk halkı da her türlü yardımcı oldu. Türkiye’de yaşamaktan dolayı çok mutluyuz. Buraya ilk geldiğimizde ailelerimiz deri mont işi ile uğraştı. Tokat ve Yeşilyurt ilçesinde yaşayan bazı aileler büyük şehirlere özellikle İstanbul Zeytinburnu’na taşındı. Türkiye’ye geldiğimizde çocuk olanlar okuyarak meslek sahibi oldular. Tokat ve Yeşilyurt’tan aralarında kaymakam, savcı, doktor, müfettiş, pilot, polis, uzman çavuş, öğretmen, muhabir, hemşire, memur, avukat ve gardiyan olan birçok gencimiz var. Benim de bir çocuğum Vakıflar Genel Müdürlüğünde müfettiş. Çocuklarımdan birisi avukat, diğeri de hemşire olacak. Tokat ve Yeşilyurt’taki toplam 190 aile Afganistan’daki yemek kültürlerimizi, geleneklerimizi de yaşatıyoruz. Buradaki tüm Türkmenlerden herkes Türkiye’de yaşamaktan dolayı mutlu. Tokat halkı da bize kucak açtı herhangi bir zorluk çıkarmadılar. Herkes burada özgürce ve huzur içinde yaşıyor.
1982 yılında Türkiye’ye gelen ve 1986’da Tokat’ın Yeşilyurt ilçesinde kurulan daimi konutlara yerleşen Türkmenler yaklaşık 40 yıldır, burada huzur içinde yaşıyor. Geleneksel bir toplumdan gelip modern bir topluma dönüşen Türkmenler, Türkiye’ye ilk geldikleri yıllarda kızlarını okula vermek istemiyorlardı, bugün ise çocuklarını okutmak için kıyasıya bir yarış içindeler. Tokat ve Yeşilyurt’taki aileler Afganistan’daki düğün, nişan, cenaze gibi işlemleri kendi örf ve adetlerine göre yaparken yemek kültürlerini de yaşatıyorlar. 
1982 yılında 4 bin 500 Türk asıllı Afgan göçmenin Türkiye’ye gelmesine öncülük eden Türkmen lider Abdülkerim Mahdum,2019 yılında Afganistan’ın Cüzcan vilayetinin Kızılayak köyünde hayatını kaybetti.

AA / tokattan.net

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.