Connect with us

GÜNDEM

Afganistan’dan Tokat’a Bir Göç Hikayesi

Afganistan ‘tan Türkiye’ye göçlerin tarihi 1982 Kenan Evren dönemine kadar dayanıyor. Tokat kent merkezinde yaşayan 80, Yeşilyurt ilçesinde ise 110 aile o günden beri birbirlerine sıkı sıkıya bağlanarak hayata tutundular. Yıllar içerisinde Tokatlılar ile kaynaşan Afgan kökenli aileler, kız alıp vererek yerli vatandaşlar ile akrabalık ilişkileri de kurdu. Türk Vatandaşlığı da verilen grup Afganistan’dan gelen öncü grup olma özelliğini de taşıyor.

Yayınlanma:

|

SSCB’nin (Rusya) 1979 yılında  Afganistan’ı işgali sonrası sivil Afganlılar ve Türkler, kitleler halinde Pakistan’a sığınmışlardı. Başta Türkiye olmak üzere bazı devletlerden ve uluslararası kuruluşlardan sığınma talebinde bulunan ve olumsuz yanıt alan Pakistan’daki mülteci kamplarında yaşayan soydaşlarımızın varlığı ve sıkıntıları ancak, Dönemin Devlet Başkanı Kenan EVREN’in Pakistan’daki bir mülteci kampı ziyaretinde grup lideri Abdülkerim MAHDUM ile görüşmesi sonrası dikkate alınabildi. Çıkarılan yasa ile mültecilerin iskanlı olarak getirilebilmesine karar verildi. 1979’da Afganistan’dan Pakistan’a oradan 1982 yılında Türkiye’de Tokat’a uzanan göçün hikayesini araştırdık.
Sovyet Sosyalist Devletler Cumhuriyeti (Rusya) 5 Aralık 1978 tarihli SSCB-Afganistan Dostluk Antlaşması”na dayanarak, 1979 yılında Afganistan’ı işgal etmiş ve iktidarı sovyet yanlısı Babrak Karmal devralmıştı. Uluslararası toplumun tepkisine yol açan işgal sonrası aralarında Peştular, Tacikler ve Türkler daha çok Pakistan’a, Şii olan Hazarlar ise İran’a iltica etmiştir. 1982 Şubat rakamlarına göre Pakistan’a sığınan mülteci sayısının 3 milyonun üzerinde olduğu tespit edildi. Pakistan ve İran’daki Afgan mültecilerinin durumu, uluslararası bir sorun haline dönüştü. 

29 yıllık göç hikayesi


Mülteciler, ikamet ve iltica hakkı konusunda Türkiye’nin de İslamabad ve Tahran Türk misyonlarına toplu ve ferdi müracaatlarda bulundular. Fakat bu taleplere, başka mülteci akımlarına dönüşebileceği endişesi ile sıcak bakılmadı. Pakistan’daki mülteci kamplarında Özbek, Türkmen, Kırgız ve Kazaklardan oluşan Türk gruplarının varlığı ve sıkıntıları ancak,  Dönemin Devlet Başkanı Kenan EVREN’in Pakistan Ziyareti sırasında ile dikkate alınabildi.
Kenan EVREN‘in Pakistan ZiyaretiÜlkemizin gerek Afganistan gerekse Pakistan’la ilişkileri köklü bir geçmişe sahip olup, Kurtuluş Savaşı ve sonrası yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetimize en büyük desteği veren ülkelerin başında bu iki ülke geldi.  İşgal sonrası Türkiye, Afganistan için uluslararası kuruluşlar nezdinde girişimlerde bulundu, sorunun çözümü için tüm siyasi desteğini verdi, Kızılay ve insani yardım kuruluşları aracılığıyla Mültecilere insani yardımlarda bulundu. 
12 Eylül sonrası hız kazanan Pakistan-Türkiye ilişkilerinde; Devlet Başkanı Kenan EVREN‘in ilk resmi konuğu Pakistan Devlet Başkanı Ziya’ül Hak olurken, Devlet Başkanı EVREN‘in de ilk yurt dışı gezisi de Pakistan’a oldu.
22-27 Kasım 1981 tarihleri arasında gerçekleştirilen Resmi ziyaretinde; Pakistan makamlarınca hazırlanan gezi programında, resmi görüşmeler, Devlet Başkanı onuruna verilen yemek, Peşaver’de Afgan mülteci kampına ziyaret, tarihi yerlerin gezilmesi ve Peşaver Valisinin onura verdiği yemek yer aldı.  Pakistan gelen devlet konuklarına özellikle, Sovyet işgalinin sebep olduğu insanlık dramını ve bunun ekonomik külfetini gösterebilmek, dış yardımların gerçekleşmesini ve mülteci sorununun uluslararası kamuoyunda gerektiği ölçüde duyurulması için Afgan mülteci kamplarını gezdiriyordu.
Pakistan gezisinin ikinci günü (24 Kasım 1981 Salı), Peşaver yakınlarında, çocuk ve kadınlardan oluşan 7 bin kişilik “Nasır Bagh” mülteci kampı ziyaretinde Devlet Başkanı Kenan EVREN, Kuzey Afganistan Vilayetleri İslam İttihadı adındaki Türk partisinin başkanı ve Afganistan milletvekili olan Abdülkerim MAHDUM ile görüştü ve orada “Türkiye’ye iltica etmek istediklerini” birinci ağızdan öğrendi. MAHDUM, Türkiye’de bir gazeteciye verdiği mülakatta görüşmeyi şu ifadelerle anlattı;Pakistan’a geçince, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne mektupla başvuruda bulundum. Daha sonra Evren Paşa ile Pakistan ziyareti sırasında görüştük. Bizim sefil yaşantımızı gördükten sonra Türkiye’ye getireceğine söz verdi.EVREN, daha önce Türkiye’ye kabul başvurusuna olumsuz yaklaşan Türk makamlarının aksine, “soydaşlara bağrımızı açacağız” mülahazası ile Türk kökenli ailelerin Türkiye’ye kabulüne ilişkin belgeyi imzaladı ve Türk soylu Afgan mültecilerin Türkiye’ye kabulü süreci başladı.
Pakistan’dan Tokat’a Devlet Başkanı Kenan EVREN’in Pakistan ziyareti sonrası Türk asıllı mültecilerin getirilmesi yanında, mültecilerin iskân edilmesini, üretici hale getirilmesini, eğitimlerini ve Türk vatandaşlığına alınmaları için 2641 sayılı yasa bir kereye mahsus çıkarıldı. 
Genelkurmay Başkanlığı’nda ve Başbakanlıkta başlatılan çalışmalar, 12 Bakanlık ve Kızılay  Temsilcileri ile Ankara Üniversitesi ve iskan yapılması düşünülen illerde de komisyonlar kuruldu. 1982 yılının Mart ayında, merkezdeki hukuki düzenlemelerin yanı sıra ayrıntılı bir planlamanın yapılabilmesi için İçişleri, Dışişleri, Tarım ve Orman, Sağlık ve Sosyal Yardım, Köy İşleri ve Kooperatifler Bakanlıkları ve Kızılay Temsilcileri ile Ziraat Fakültesi öğretim görevlilerinden oluşan bir heyet,  Pakistan’da yerinde ön araştırma yaptı. Getirilecek mülteci sayısı için 4500 rakamı tavan olarak belirlendi.
1982 yılının Haziran ayında getirilmesi planlanmış olan mültecilerin, “orucumuzu tutup, dini görevimizi yerine getirdikten sonra gelelim” dedikleri için nakilleri Ağustos ayında gerçekleşti.  366 kişilik ilk Afgan mülteci kafilesinin, 3 Ağustos 1982 tarihinde Pakistan’dan kalkan Türk Hava Yolları’na ait uçakla, saat 15.15 sularında Adana Havaalanına getirilmesi ile Afganlı mültecilerin Türkiye’ye nakilleri başladı.
Adana’da bir günlük istirahatten sonra mülteciler, soy ve akrabalık durumlarına göre farklı şehirlere taşınmışlardır. İlk kafilede gelen 161 kişilik Özbek grubu Gaziantep’e; aralarında Türkmen lider ve Afganistan milletvekili Abdülkerim MAHDUM’un da bulunduğu 205 kişilik Türkmen grubu ise Tokat ’a sevk edildi.
Ülkemizin dört bir yanınındaki geçici iskan bölgelerinde kalan mülteciler için Tokat, Gaziantep, Hatay, Urfa, Van ve Kayseri illerinde kesin iskan bölgelerine kentsel bloklar ve tarımsal yapılar inşa edildi. Toplamda 4163 kişiden oluşan 1006 Özbek, Türkmen, Kırgız ve Kazak aile, geldikleri bölgelerdeki iskan yerleri boy, aile ve akrabalık bütünlüklerinin bozulmaması, Afganistan’da yaşadıkları bölge ve iklim koşulları, meslek ve sanatları, illerdeki hazine arazileri, bölgeye uyumları ve yararları dikkate alınarak şehirsel ve tarımsal olmak üzere iki grupta yerleştirildi.
Geldikleri yerde, daha çok halıcılık ve hayvancılıkla uğraşan Türkmenler, Tokat’a yerleştirildi. 858 kişiden oluşan 195 aile, mesleki özellikleri ve kendi isteklerine bağlı olarak tarımsal ve kentsel olmak üzere iki ayrı gruba ayrılarak 82 aile olan 353 kişi, kentsel amaçlı Tokat merkez Büyük Beybağı Mahallesi, 113 aile olan 505 kişi ise tarımsal amaçlı Tokat Artova ilçesine bağlı Yeşilyurt (Arabacımusa) kasabasına yerleştirildi.
Türkmenlerden tarımsal iskan isteyenlere, konut ve işletme binası, şehirsel iskan isteyenlere konut ve üretici duruma gelmeleri yönünde yardımlar yapıldı. Halıcılık yanında süt hayvancılığı ve besicilik yapabilmeleri için beraberlerinde Karakul koyunlarının Tokat’a getirilmesi özellikle sağlandı. Türkmenlerin Tokat iline yerleştirilmelerinde, Karakul koyunlarına en uygun iklim şartlarının burada olabileceği tespiti etkili oldu.
Soydaşlarımızın ülkemize getirilmesinden sonra Devlet Başkanı Kenan EVREN, Tokat’a gelerek Türkmen lider ve Afganistan milletvekili Abdülkerim MAHDUM’u ziyaret etti.
Anılarda Afganistan’dan Tokat’a  Göçİlk gelen kafilede yer alan Türkmen lider Abdülkerim MAHDUM, kendilerini dönemin İçişleri Bakanı Selahattin ÇETİNER ile beraberindeki heyetin karşıladığını dile getirerek;Uçaktan inip toprağı öptük. Vatan toprağına bizleri kavuşturduğu için şükürler olsun dedik. O gece bizi İmam Hatip Lisesi’nde yerleştirdiler. Bir iki gün sonra Tokat’a gitmek üzere yola çıktık.dedi.
Kendisi de Afganistan göçmeni olan ve eğitiminin bir bölümünü Tokat’ta tamamlayan ve şuan Ankara’nın Çankaya ilçesi Kaymakamı olan Hüdayar Mete BUHARA, 2011 yılında Anadolu Ajansı muhabirine şu açıklamalarda bulunmuştu; Bu ulu çınar geçmişte birçok soydaşların ortak sığınma noktası oldu. 1982 yılında devletimiz tarafından uçaklarla Adana’ya getirildiğimizde ben küçük bir çocuktum. Adana’da bize gösterilen misafirperverlik sonrasında sürekli kalacağımız Tokat iline otobüslerle gelirken yollarda geçtiğimiz muhitlerdeki vatandaşlar tarafından bize gösterilen ilgi ve alaka hala hafızamda önemli bir yer tutar. Gerek o yıllarda, gerekse de sonrasında bizler burada en üst düzeyde kabul ve güler yüz gördük. Devletimize ve aziz Türk Milleti’ne ne kadar teşekkür etsek azdır. Bu husustaki minnettarlığımız sonsuzdur. O yıllarda göçmen bir Türkmen ailenin ferdi olarak bu devletin bir kaymakamı olarak görev yapacağımı asla düşünemezdim. Devletimi temsilen devletime ve milletimize hizmet ediyor olmaktan son derece gururluyum bu anlamda. …Mülki idare amiri olarak değişik illerde kaymakamlık ve vali yardımcılıkları görevlerinde bulundum. Bu süre içerisinde layıkıyla hizmet etmeye çalıştım. Ayrıca her zaman bizlerle beraber gelen ya da daha sonra Türkiye’ye gelip yerleşmiş hemşehrilerimle olan bağımı asla koparmadım. Özellikle çocukların ve gençlerin okumaları noktasında hep gayret içerisinde oldum. Türkiye’nin gelecek güzel günlerinde bizlerin de katkısı olsun istiyorum.
1982 yılında Afganistan’dan göç eden Türkmenlerden Atamurat ÖZAYDIN ise 2011 yılında Anadolu Ajansı muhabirine şu ifadeleri paylaştı; Oradan da bazılarımız Tokat’ın Artova, Kırşehir’in Çiçekdağı, Sivas’ın Ulaş, Şanlı Urfa’nın Ceylanpınar ilçelerine yerleşti. Bizim Türkiye’ye gelmemizde Abdülkerim Mahdum beyin büyük katkısı oldu. Mahdum bey Pakistan’da yaşayan Türk kökenli vatandaşların hepsini Türkiye’ye getirtti. Mahdum bey herkese önder oldu. Türkmenler olarak onun hakkını ödeyemeyiz. Bizleri Türkiye’ye kabul eden Kenan Evren paşaya da teşekkür ediyoruz. …Türkiye Cumhuriyeti gelen her aileden bir kişiyi devlet işine yerleştirdi. Bu bakımdan bütün Türkmenler olarak Türkiye’ye minnettarız. Bize Türk halkı da her türlü yardımcı oldu. Türkiye’de yaşamaktan dolayı çok mutluyuz. Buraya ilk geldiğimizde ailelerimiz deri mont işi ile uğraştı. Tokat ve Yeşilyurt ilçesinde yaşayan bazı aileler büyük şehirlere özellikle İstanbul Zeytinburnu’na taşındı. Türkiye’ye geldiğimizde çocuk olanlar okuyarak meslek sahibi oldular. Tokat ve Yeşilyurt’tan aralarında kaymakam, savcı, doktor, müfettiş, pilot, polis, uzman çavuş, öğretmen, muhabir, hemşire, memur, avukat ve gardiyan olan birçok gencimiz var. Benim de bir çocuğum Vakıflar Genel Müdürlüğünde müfettiş. Çocuklarımdan birisi avukat, diğeri de hemşire olacak. Tokat ve Yeşilyurt’taki toplam 190 aile Afganistan’daki yemek kültürlerimizi, geleneklerimizi de yaşatıyoruz. Buradaki tüm Türkmenlerden herkes Türkiye’de yaşamaktan dolayı mutlu. Tokat halkı da bize kucak açtı herhangi bir zorluk çıkarmadılar. Herkes burada özgürce ve huzur içinde yaşıyor.
1982 yılında Türkiye’ye gelen ve 1986’da Tokat’ın Yeşilyurt ilçesinde kurulan daimi konutlara yerleşen Türkmenler yaklaşık 40 yıldır, burada huzur içinde yaşıyor. Geleneksel bir toplumdan gelip modern bir topluma dönüşen Türkmenler, Türkiye’ye ilk geldikleri yıllarda kızlarını okula vermek istemiyorlardı, bugün ise çocuklarını okutmak için kıyasıya bir yarış içindeler. Tokat ve Yeşilyurt’taki aileler Afganistan’daki düğün, nişan, cenaze gibi işlemleri kendi örf ve adetlerine göre yaparken yemek kültürlerini de yaşatıyorlar. 
1982 yılında 4 bin 500 Türk asıllı Afgan göçmenin Türkiye’ye gelmesine öncülük eden Türkmen lider Abdülkerim Mahdum,2019 yılında Afganistan’ın Cüzcan vilayetinin Kızılayak köyünde hayatını kaybetti.

AA / tokattan.net

Okumaya devam et

GÜNCEL

Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi: Yönetici İstismarı Bağışları, Kurumsal İtibarı ve Toplumsal Dayanışmayı Nasıl Çökertiyor?

Haber Analiz | Bankavitrini.com

Dernek ve vakıflar, toplumun en önemli sosyal sermaye kurumları arasında yer alır. Eğitimden sağlığa, kültür-sanattan afete kadar birçok alanda kamu hizmetini tamamlayıcı rol üstlenirler. Bu kurumların en büyük sermayesi ise para değil, güvendir.

Ancak son yıllarda gerek Türkiye’de gerekse dünyada bazı dernek ve vakıflarda ortaya çıkan yönetim zafiyetleri, usulsüzlük iddiaları, çıkar çatışmaları ve kişisel menfaat amaçlı uygulamalar yalnızca ilgili kurumu değil, aynı alanda faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarını olumsuz etkilemektedir.

Araştırmalar, bağışçıların en önemli karar kriterinin “kuruma duyulan güven” olduğunu gösteriyor. Güven kaybı yaşandığında bağışlar azalıyor, gönüllüler uzaklaşıyor, sponsorlar geri çekiliyor ve kurumların uzun yıllarda oluşturduğu itibar kısa sürede yok olabiliyor.

Dernek ve vakıfların gerçek sermayesi paradan önce güvendir

Bir şirket müşteri kaybettiğinde reklam yaparak yeni müşteri bulabilir.

Bir banka sermayesini artırabilir.

Bir sanayi şirketi yeni yatırımcı bulabilir.

Ancak; bir dernek veya vakıf güvenini kaybettiğinde yerine koyması en zor varlığını kaybetmiş olur.

Çünkü bağış;

  • zorunlu değildir,
  • tamamen gönüllülük esasına dayanır,
  • güven ortadan kalktığında ilk kesilen kaynak haline gelir.

Yönetici istismarının en sık görülen biçimleri

Her usulsüzlük mutlaka suç teşkil etmeyebilir; ancak etik açıdan ciddi güven kaybına yol açabilecek uygulamalar şunlardır:

Mali istismar

  • bağışların amacı dışında kullanılması
  • kayıt dışı harcamalar
  • şeffaf olmayan muhasebe
  • belge eksiklikleri

Yetki istismarı

  • kararların tek kişi tarafından alınması
  • yönetim kurulunun devre dışı bırakılması
  • aile bireylerinin yönetimde yoğunlaşması

Çıkar çatışması

  • yöneticilerin kendi şirketlerinden mal veya hizmet alınması
  • yakın akrabalara iş verilmesi
  • ihalesiz alımlar

İtibar istismarı

  • kurum adının kişisel kariyer için kullanılması
  • siyasi veya ticari çıkar sağlanması
  • bağışçı bilgilerinin amacı dışında kullanılması

Güven kaybının ilk etkisi bağışlarda görülür

Bağışçı psikolojisi oldukça nettir.

Bağış yapan kişi şunu düşünür: “Param gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor mu?”

Bu sorunun cevabı net değilse;

  • düzenli bağışlar durur,
  • yeni bağışçı kazanımı zorlaşır,
  • kurumsal sponsorlar uzaklaşır,
  • uluslararası fonlar risk görmeye başlar.

Akademik çalışmalar, dolandırıcılık veya varlık kötüye kullanımı haberlerinin ardından bağışların düştüğünü; etkin şeffaflık, kayıpların telafisi ve yönetişim reformlarının ise güveni kısmen yeniden tesis edebildiğini göstermektedir.

En büyük zarar masum dernek ve vakıflara olur

Bir kurumdaki skandal; aynı alanda çalışan yüzlerce dürüst kuruluşu da etkiler.

Örneğin;

Bir çocuk vakfında yaşanan mali usulsüzlük haberi; diğer çocuk vakıflarının da bağışlarını azaltabilir.

Bir sağlık derneğindeki skandal; tüm sağlık STK’larına duyulan güveni zayıflatabilir.

Bu durum literatürde “güven bulaşıcılığı” olarak da değerlendirilmektedir.

Gönüllüler de kurumdan uzaklaşır

Bağış kadar önemli diğer unsur; gönüllü insan kaynağıdır.

Güven kaybı yaşayan kurumlarda;

  • uzmanlar görev almak istemez,
  • genç gönüllüler ayrılır,
  • yönetim kurullarına kaliteli isim bulmak zorlaşır.

Sonuçta kurum yalnızca finansal değil; aynı zamanda insan sermayesini de kaybeder.

Kurumsal sponsorlar neden çekilir?

Büyük şirketler; Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) bütçelerini aktarırken şu kriterlere bakar:

  • bağımsız denetim
  • mali raporlar
  • yönetişim yapısı
  • itibar riski
  • şeffaflık

Şüpheli görülen kurumlar sponsorluk listelerinden çıkarılabilir.

Çünkü sponsor şirket de kendi marka değerini korumak ister.

Uluslararası fonlar ilk olarak yönetişime bakıyor

Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, uluslararası kalkınma kuruluşları; yalnızca proje kalitesine değil; aynı zamanda;

  • yönetim yapısına,
  • iç kontrol sistemine,
  • etik kurallara,
  • çıkar çatışması politikalarına,
  • bağımsız denetime

büyük önem veriyor. Güçlü iç kontrol, risk yönetimi ve bağımsız denetim mekanizmalarının yolsuzluk ve kaynak israfı riskini azalttığı uluslararası standartlarda vurgulanmaktadır.

Dünyadan dikkat çeken örnekler

Amerikan Kızılhaçı (American Red Cross)

Bazı afet bağışlarının kullanımına ilişkin eleştiriler sonrası kurum uzun süre kamuoyu baskısıyla karşılaştı.

Wounded Warrior Project (ABD)

Yönetim harcamaları ve lüks harcama iddiaları bağışlarda ciddi düşüşe neden oldu.

Oxfam

Bazı ülkelerde yaşanan etik skandallar sonrasında;

  • bağışlarda azalma,
  • üst yönetim değişikliği,
  • kapsamlı yönetişim reformları gündeme geldi.

Bu örnekler, tek bir yönetişim krizinin küresel ölçekte itibar kaybına yol açabileceğini gösteriyor.

İyi yönetişim nasıl sağlanır?

Uzmanlara göre güçlü bir dernek veya vakıfta şu mekanizmalar bulunmalıdır:

  • bağımsız denetim
  • düzenli faaliyet raporları
  • kamuya açık mali tablolar
  • yönetim kurulu etkinliği
  • etik komitesi
  • çıkar çatışması politikası
  • ihbar mekanizması
  • görev sürelerinin sınırlandırılması
  • profesyonel iç kontrol sistemi
  • dijital bağış izleme altyapısı

OECD, dürüstlük kültürünün ve yönetişim mekanizmalarının sadece yasal düzenlemelerden değil, bunların etkin uygulanmasından beslendiğini vurgulamaktadır.

Türkiye açısından çıkarılacak dersler

Türkiye’de binlerce dernek ve vakıf; eğitim, sağlık, afet, kültür, çevre ve sosyal yardım alanlarında çok önemli çalışmalar yürütüyor.

Ancak birkaç olumsuz örnek; bütün sektörün itibarını zedeleyebiliyor.

Bu nedenle;

  • şeffaflık
  • hesap verebilirlik
  • bağımsız denetim
  • profesyonel yöneticilik
  • güçlü iç kontrol

artık bir tercih değil, kurumsal sürdürülebilirliğin temel şartı haline gelmiş durumda.

Sonuç

Dernek ve vakıfların en büyük varlığı sahip oldukları bina, araç veya banka hesapları değildir.

Asıl sermayeleri; toplumun güvenidir.

Bu güvenin kaybedilmesi;

  • bağışların azalmasına,
  • gönüllülerin uzaklaşmasına,
  • kurumsal sponsorların çekilmesine,
  • uluslararası fonların kesilmesine,
  • sosyal projelerin durmasına,
  • en önemlisi ise toplumun dayanışma kültürünün zayıflamasına neden olur.

Bir yöneticinin kısa vadeli kişisel çıkarı için yaptığı hata, yalnızca temsil ettiği kuruma değil; aynı amaca hizmet eden yüzlerce dürüst sivil toplum kuruluşuna da zarar verebilir. Bu nedenle güçlü yönetişim, etik yönetim ve hesap verebilirlik; dernek ve vakıflar için yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, varlıklarını sürdürebilmelerinin temel güvencesidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin

Yayınlanma:

|

Kamu Bankası Çalışanına Yok, Bazı Meslek Gruplarına Var… Tartışma Büyüyor

Türkiye’de yeşil pasaport (hususi damgalı pasaport) uzun yıllardır belirli kamu görevlileri ve bazı özel statülü meslek gruplarına tanınan önemli bir ayrıcalık olarak uygulanıyor. Son dönemde ise bu kapsamın genişletilmesine yönelik peş peşe kanun teklifleri TBMM’ye sunulurken; ülke ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan bankacılık sektörünün bu hakkın tamamen dışında bırakılması sektör içinde yeniden tartışılmaya başlandı. Meclis gündemine mühendislerden mimarlara, diş hekimlerinden veteriner hekimlere kadar birçok meslek grubu için yeşil pasaport teklifleri gelirken, yaklaşık 200 bini aşkın bankacıyı temsil eden sektör için bugüne kadar benzer bir düzenleme bulunmuyor.

Bankacılar neden bu talebi dile getiriyor?

Bankacılık artık yalnızca kredi kullandıran klasik bir sektör olmaktan çıktı.

Bugün bankacılar;

  • Uluslararası finans kuruluşlarıyla çalışıyor,
  • Avrupa ve ABD’deki regülasyonları takip ediyor,
  • Basel kriterleri,
  • AML/KYC,
  • FATF,
  • ESG,
  • Dijital bankacılık,
  • Yapay zeka,
  • Siber güvenlik,
  • SWIFT,
  • uluslararası ödeme sistemleri gibi konularda sürekli yurtdışı temasları yürütüyor.

Özellikle;

  • dış ticaret finansmanı,
  • proje finansmanı,
  • yatırım bankacılığı,
  • sendikasyon kredileri,
  • ihracat finansmanı,
  • fintech iş birlikleri

gibi alanlarda çalışan binlerce bankacı yıl içerisinde çok sayıda uluslararası seyahat gerçekleştirmek zorunda kalıyor.

Bankacılık sektörü temsilcilerine göre bu durum, yeşil pasaport talebinin temel gerekçelerinden biri haline geliyor.

Kamu bankalarında çalışanlar da alamıyor

İşin dikkat çeken yönlerinden biri ise;

Türkiye’nin en büyük kamu bankaları olan;

  • Ziraat Bankası
  • Halkbank
  • VakıfBank

çalışanlarının büyük bölümünün de yeşil pasaport hakkına sahip olmaması.

Sadece özelleştirme öncesi belirli statülerde görev yapan bazı eski personeller için geçmişten gelen özel hükümler bulunurken, günümüzde göreve başlayan kamu bankası çalışanları bu kapsamın dışında kalıyor.

Bu nedenle sektör içinde; “Kamu adına çalışan bankacıya bile yeşil pasaport verilmezken, farklı birçok meslek grubu için yeni teklifler hazırlanıyor” eleştirileri dile getiriliyor.

Kimler bugün Yeşil Pasaport alabiliyor?

Mevcut mevzuata göre başlıca gruplar şunlar:

Kamu kesimi

  • 1., 2. ve 3. derece devlet memurları
  • Aynı derecedeki bazı sözleşmeli kamu görevlileri
  • Emekli olduktan sonra bu hakkı koruyan kamu görevlileri

Siyasi görevler

  • Eski milletvekilleri
  • Eski bakanlar

Yerel yönetimler

  • Büyükşehir belediye başkanları
  • İl ve ilçe belediye başkanları (görev süresince)

Devlet sporcuları

Uluslararası başarı kazanmış devlet sporcuları

İhracatçılar

Belirli ihracat hacmini sağlayan ihracatçı firmaların yetkilileri de belirli kontenjanlar dahilinde hususi damgalı pasaport alabiliyor.

TBMM’de hangi meslek grupları için teklifler var?

Son dönemde Meclis’e sunulan teklifler incelendiğinde kapsamın giderek genişletilmeye çalışıldığı görülüyor.

Mühendisler

En az 15 yıl kıdeme sahip TMMOB üyeleri için yeşil pasaport verilmesini öngören teklif İçişleri Komisyonu’nda bekliyor.

Mimarlar

Mühendislerle birlikte teklif kapsamında yer alıyor.

Diş Hekimleri

15 yıl kıdeme sahip diş hekimleri için teklif verildi.

Veteriner Hekimler

Aynı teklif içerisinde bulunuyor.

Avukatlar

Belirli kıdeme sahip avukatlara yönelik farklı kanun teklifleri de Meclis gündemine taşındı.

Bankacılar neden kapsam dışında?

Aslında bankacılık;

  • Türkiye’nin finansal istikrarını yöneten,
  • ihracatı finanse eden,
  • yatırımları organize eden,
  • dış finansmanı sağlayan,
  • uluslararası sermaye girişlerinde kritik rol oynayan

stratejik sektörlerden biri.

Bugün;

  • sendikasyon kredileri,
  • Eurobond işlemleri,
  • IFC,
  • EBRD,
  • Dünya Bankası,
  • Asya Altyapı Yatırım Bankası,
  • uluslararası yatırım fonları

ile sürekli temas halinde çalışan binlerce bankacı bulunuyor.

Buna rağmen sektör çalışanlarının hiçbirinin meslekleri nedeniyle yeşil pasaport hakkı bulunmuyor.

Dünyadaki uygulamalar ne gösteriyor?

Birçok ülkede pasaport ayrıcalıkları daha çok diplomatik statüye bağlı olarak veriliyor.

Ancak iş insanlarına ve stratejik sektör çalışanlarına;

  • hızlı vize,
  • uzun süreli çok girişli vizeler,
  • fast-track uygulamaları,
  • güvenilir yolcu programları

gibi kolaylıklar sağlanıyor.

Türkiye’de ise bu kolaylıkların önemli bölümü ihracatçılar için uygulanırken bankacılık sektörü aynı kapsamda değerlendirilmiyor.

Sektörün ekonomik büyüklüğü

Türk bankacılık sektörü;

  • yaklaşık 200 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor,
  • Türkiye ekonomisinin finansmanını yürütüyor,
  • yüz milyarlarca dolarlık dış finansman işlemlerini organize ediyor,
  • ihracat finansmanının ana aktörü konumunda bulunuyor.

Bu nedenle sektör temsilcileri; “uluslararası rekabet gücü açısından bankacılara da belirli kriterlerle yeşil pasaport verilmesi gerektiğini” savunuyor.

Olası model ne olabilir?

Tüm bankacılara sınırsız bir hak yerine;

örneğin;

  • en az 15 yıl kıdeme sahip,
  • BDDK lisanslı bankalarda çalışan,
  • uluslararası işlemlerde görev yapan,
  • belirli unvan seviyesine ulaşmış

bankacılar için kademeli bir model oluşturulabileceği ifade ediliyor.

Benzer kriterler ihracatçılar ve bazı meslek grupları için zaten uygulanıyor.

Bankavitrini Analizi

Kamu yönetimi, yeşil pasaportu yıllar içinde yalnızca kamu görevlilerine özgü bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp belirli ekonomik ve mesleki katkı sağlayan grupları da kapsayacak şekilde genişletmeye başladı.

Mühendisler, mimarlar, diş hekimleri, veteriner hekimler ve avukatlar için peş peşe teklifler hazırlanırken; Türkiye ekonomisinin finansmanını sağlayan bankacılık sektörünün bu tartışmaların dışında kalması dikkat çekiyor.

Özellikle kamu bankalarında görev yapan ve kamu adına uluslararası finansal ilişkileri yöneten profesyoneller açısından da bu durum “eşitlik” tartışmasını beraberinde getiriyor.

Bankacılara yeşil pasaport verilmesi, yalnızca bir seyahat kolaylığı değil; Türkiye’nin finans sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırabilecek, finans diplomasisini destekleyebilecek ve sektör çalışanlarına verilen kurumsal değerin bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde TBMM gündemine bankacılık sektörü için de benzer bir kanun teklifinin gelip gelmeyeceği, finans çevrelerinin yakından takip edeceği başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir

Yurt Dışındaki Okula Kayıt Yaptırıp Eğitim Alamayan Öğrenciler Dikkat! Kredi Kartıyla Ödenen Eğitim Ücretleri Geri Alınabilir mi?

Yayınlanma:

|

Alınmayan Hizmet İçin Chargeback (Ters İbraz) Hakkı Gündemde

Son dönemde özellikle dil okulları, yaz okulları, üniversite hazırlık programları ve özel eğitim kurumlarına kayıt yaptıran çok sayıda Türk öğrenci ve veli; vize reddi, okulun kapanması, programın iptal edilmesi, eğitimin başlamaması veya vaat edilen hizmetin sunulmaması gibi nedenlerle önemli mağduriyetler yaşamaya başladı.

Bu mağduriyetlerin önemli bir bölümünde ödemeler kredi kartı ile gerçekleştirildi.

Oysa birçok tüketicinin bilmediği önemli bir hak bulunuyor: Kredi kartıyla ödenen ancak karşılığında hizmet alınamayan eğitim ücretleri için bankaya “Chargeback (Ters İbraz / Harcama İtirazı)” başvurusu yapılabiliyor.

Bankacılık sektörü açısından bu süreç oldukça teknik olmakla birlikte, uluslararası kart kuruluşlarının kuralları tüketicilere önemli korumalar sağlıyor.

Bankaya Başvurmak İlk Adım

Öncelikle unutulmaması gereken konu şudur: Burada dava açılması ilk aşama değildir.

İlk yapılması gereken işlem; Ödemeyi yapılan kredi kartını çıkaran bankaya harcama itirazında bulunmaktır.

Bu işlem bankacılık sektöründe;

  • Chargeback
  • Ters İbraz
  • Harcama İtirazı
  • Dispute

olarak adlandırılır.

Chargeback Nedir?

Chargeback; Kart sahibinin; “Ben bu hizmeti alamadım” veya “Satıcı sözleşmedeki yükümlülüğünü yerine getirmedi” iddiasıyla bankasından yaptığı resmi geri ödeme talebidir.

Burada dikkat edilmesi gereken konu; Bu hak yalnızca dolandırıcılık işlemleri için değildir.

Aynı zamanda;

  • hizmet verilmemesi
  • eksik hizmet
  • iptal edilen organizasyon
  • kapanan okul
  • hiç başlamayan eğitim

gibi durumlarda da kullanılabilir.

Eğitim Hizmeti İçin de Geçerlidir

Visa ve Mastercard kurallarına göre; “Hizmet sunulmaması” chargeback sebeplerinden biridir.

Bu nedenle;

  • yurtdışı dil okulu
  • üniversite
  • yaz okulu
  • eğitim danışmanlığı
  • sertifika programı

gibi eğitim hizmetleri de kapsam içine girebilir.

Hangi Durumlarda Para Geri Alınabilir?

En sık karşılaşılan örnekler şunlar:

1- Okul hiç açılmadı

Ödeme yapıldı.

Ancak okul faaliyet göstermedi.

2- Eğitim başlamadı

Kayıt yapıldı.

Ancak eğitim verilmedi.

3- Vize reddi sonrası okul ücret iadesi yapmadı

Bazı sözleşmelerde; Vize reddinde ücret iadesi yazmasına rağmen ödeme yapılmayabiliyor.

4- Okul iflas etti

Faaliyet durduğu için hizmet alınamadı.

5- Danışman firma ortadan kayboldu

Ödeme alınmasına rağmen okul kaydı yapılmadı.

6- Eğitim çevrimiçine çevrildi

Yüz yüze eğitim vaat edilmesine rağmen tamamen farklı hizmet sunuldu.

7- Eğitim iptal edildi

Program hiç başlamadı.

Banka Süreci Nasıl İşliyor?

Süreç genel olarak şu şekilde ilerliyor.

1. Kart sahibi bankaya başvuruyor.

Belgelerini sunuyor.

2. Banka inceleme yapıyor.

3. Kart kuruluşuna (Visa/Mastercard) başvuruyor.

4. İşlem iş yerine iletiliyor.

5. İş yeri savunma yapıyor.

6. Haklı bulunursa ücret karta iade ediliyor.

Bankaya Hangi Belgeler Verilmeli?

Ne kadar güçlü belge sunulursa başarı ihtimali de o kadar yükseliyor.

Örneğin;

  • ödeme dekontu
  • kredi kartı ekstresi
  • okul sözleşmesi
  • kayıt belgesi
  • kabul mektubu
  • e-postalar
  • okulun iptal yazısı
  • vize reddi
  • hizmet verilmediğine ilişkin belgeler
  • danışman firma yazışmaları
  • ücret iadesinin reddedildiğini gösteren cevaplar

başvuru dosyasına eklenebilir.

Süre Sınırı Var mı?

Evet.

Chargeback işlemlerinde süre önemlidir.

Kart kuruluşlarının kurallarına göre başvuru süreleri işlem türüne göre değişebilmekle birlikte, hizmetin verilmesi gereken tarihten itibaren belirli süreler içinde itiraz edilmesi gerekir.

Bu nedenle mağduriyet oluşur oluşmaz bankaya başvurmak önem taşır.

Gecikme, hak kaybına yol açabilir.

Banka Başvuruyu Reddederse Ne Olur?

Her ret kararı kesin değildir.

Tüketici;

  • ek belge sunabilir,
  • yeniden değerlendirme talep edebilir,
  • tüketici hakem heyeti veya mahkemeye başvurabilir (uyuşmazlığın niteliğine göre),
  • gerekirse uluslararası kart kuralları kapsamında bankanın süreci nasıl yürüttüğünü sorgulayabilir.

Havale ile Ödeyenler Aynı Hakka Sahip mi?

Hayır.

Burada önemli fark oluşuyor.

Kredi kartı

Chargeback uygulanabilir.

Havale

Chargeback mekanizması yoktur.

Bu durumda;

  • sözleşme hükümleri,
  • hukuk davaları,
  • icra yolları

ön plana çıkmaktadır.

Dolayısıyla kredi kartıyla ödeme yapanlar önemli bir avantaja sahip olabiliyor.

Yurt Dışı Eğitim Sektöründe Yeni Risk

Son yıllarda;

  • artan döviz kuru,
  • bazı eğitim kurumlarının mali sorunları,
  • vize süreçlerinin uzaması,
  • öğrenci sayılarındaki dalgalanma

nedeniyle uluslararası eğitim sektöründe iptal edilen program sayısı da arttı.

Özellikle pandemi sonrası birçok ülkede eğitim modeli değişirken, bazı okullar hibrit veya çevrimiçi modele geçti.

Bu durum da yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden oldu.

Bankalar Açısından Risk

Chargeback sayısındaki artış; bankalar açısından da operasyonel yük oluşturuyor.

İhraççı banka; müşterisini korurken, iş yeri bankası (Acquirer) ise satıcıyı temsil ediyor.

Dolayısıyla;

  • belge incelemeleri
  • uluslararası kart kuralları
  • zaman yönetimi
  • hukuki değerlendirmeler

önem kazanıyor.

Eğitim Kurumları Açısından Sonuç

Chargeback oranı yükselen kurumlar;

  • daha yüksek komisyon ödeyebilir,
  • riskli iş yeri olarak sınıflandırılabilir,
  • ödeme alma kabiliyetini kaybedebilir,
  • kart kabul sözleşmeleri sona erebilir.

Bu nedenle eğitim kurumlarının sözleşme hükümlerine uygun davranmaları ve iptal/iade süreçlerini şeffaf yürütmeleri kritik önem taşıyor.

Uzmanlar Ne Öneriyor?

Uzmanlar, yurt dışı eğitim hizmeti satın almadan önce şu noktalara dikkat edilmesini öneriyor:

  • Sözleşmede iade koşullarını ayrıntılı okuyun.
  • Vize reddi halinde uygulanacak prosedürü yazılı olarak teyit edin.
  • Ödemeleri mümkünse kredi kartıyla yapın.
  • Tüm yazışmaları saklayın.
  • Hizmet sunulmadığında beklemeden bankanıza harcama itirazında bulunun.
  • Başvurunuza mümkün olduğunca fazla belge ekleyin.

Bankacılık Sektörü Açısından Değerlendirme

Dijital ödemelerin hızla arttığı günümüzde kredi kartı yalnızca bir ödeme aracı değil, aynı zamanda tüketici açısından önemli bir koruma mekanizması sunuyor.

Uluslararası kart sistemlerinin geliştirdiği Chargeback (Ters İbraz) uygulaması, tüketicilerin hiç alamadıkları veya sözleşmeye uygun şekilde sunulmayan hizmetler nedeniyle mağdur olmalarını önlemeyi amaçlıyor.

Özellikle yurt dışı eğitim, turizm, havayolu, etkinlik organizasyonları ve dijital hizmetlerde bu mekanizma her geçen yıl daha fazla kullanılıyor.

Bankalar açısından ise bu süreç, hem müşteri memnuniyetini korumak hem de uluslararası kart kuruluşlarının kurallarına uyum sağlamak bakımından büyük önem taşıyor.

Özet

Yurt dışında eğitim almak amacıyla kayıt yaptıran ancak çeşitli nedenlerle eğitim hizmetinden yararlanamayan öğrenciler ve veliler için kredi kartıyla yapılan ödemelerde chargeback (ters ibraz) önemli bir hukuki ve finansal başvuru yolu olabilir. Ancak her olay kendi sözleşmesi, ödeme şekli ve hizmetin sunulmama nedenine göre ayrı değerlendirilir. Başvurunun güçlü belgelerle ve gecikmeden yapılması, sürecin başarı şansını artırır.

Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Chargeback başvurularının kabulü; Visa ve Mastercard kuralları, kartı çıkaran bankanın incelemesi, iş yerinin savunması ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Her hizmetin otomatik olarak iade edileceği anlamına gelmez.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.