Connect with us

GÜNDEM

Mete GAZOZ : Olimpiyatlarda tarih yazmanın öyküsü

Bir hafta öncesine kadar ismini dahi bilmediğimiz METE GAZOZ’u bir günde adını Dünya’ya duyurdu. İyi de bu nasıl oldu? Kariyere giden yolda neler yaşandı? Olimpiyatlarda Okçulukta ilk Altın nasıl geldi? Yüzme, basketbol, resim, piyano, okçuluk… Bir başarı hikayesi…

Yayınlanma:

|

Milli okçu Mete Gazoz, 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nda klasik yay bireysel kategorisinde altın madalya alarak Türk okçuluğunun olimpiyatlardaki ilk madalyasını getiren sporcu oldu. Bu başarı tesadüf değil. Çünkü genç sporcu 2 yıl önce verdiği bir röportajda, “Bu zamana kadar antrenmanlarda attığım oklar, antrenman sayısı, kabataslak hesapladık. Yürüdüğüm mesafe dünyanın etrafını 4,5 tam tur atmaya denk geliyor” demişti. Yarı finalde Japon Takaharu Furukawa’yı mağlup ederek finalist olan Mete Gazoz, finalde de İtalyan Mauro Nespoli’yi geçerek altın madalyaya uzandı. Bu sonuç, Türk okçuluğunun olimpiyatlarda aldığı ilk madalya olarak tarihe geçti. Okçuluk, Türkiye’ye olimpiyatlarda madalya getiren 7. branş oldu. Türkiye, olimpiyatlarda kazandığı toplam 93 madalyanın tamamını atletizm, boks, güreş, halter, judo ve tekvando branşlarında geldi. Okçulukta alınan başarıyla toplam madalya sayısı 94’e, madalya getiren branş sayısı da 7’ye yükseldi. Peki, bugün müthiş bir başarıya imza atan Mete Gazoz kimdir? Kaç yaşında, okçuluğa nasıl başladı, kariyer basamaklarını nasıl tırmandı? Gelin yakından bakalım…

METE GAZOZ KİMDİR? YAŞI, BOYU…

Sporcu Bilgileri

Doğum Yeri: İstanbul
Boy / kilo: 180 cm / 60 kg
Doğum Tarihi: 08 06 1999
Mevki: Klasik Yay
Takım: İstanbul Okçuluk Gençlik ve Spor Kulübü

Milli okçu Mete Gazoz, 8 Haziran 1999’da İstanbul’da doğdu. 22 yaşındaki Gazoz İstanbul Okçuluk Gençlik ve Spor Kulübü sporcusu. Annesi İstanbul Okçuluk’un kulüp başkanlığını da yapan Meral Gazoz, babası eski bir milli okçu olan Metin Gazoz.  Peki, Mete Gazoz okçuluğa nasıl başladı? Mete Gazoz, okçuluğa nasıl başladığını Eurosport’a verdiği bir röportajda şöyle anlatmış:  Açıkçası doğduğum an okçu oldum diyebilirim. Çünkü babam, eskiden Milli Takım’da okçuydu. Hem de baya iyi bir okçu. Keza annem de bu sporla alakadar. Yani tamamen okçulukla iç içe bir ailede dünyaya geldim. Babamla birlikte bazı bölgesel ve ulusal şampiyonlara gittikçe spora olan merakım iyice arttı. Zaten üç yaşımdayken sporla resmî olarak tanışmıştım. Yıllar ilerledikçe ok atmaya olan tutkum ve isteğim arttı. 14 yaşımdayken Milli Takım’a girmem, büyükler kategorisinde yarışmam, madalyalar… Kısacası zihinsel olarak belirli bir karara varıp bunların somut dönütlerini görünce en sevdiğim hobimi meslek hâline getirmeye karar verdim. İyi ki de böyle yapmışım diyebilirim.

EN SEVDİĞİ KİTAP, FİLM, YEMEK…

Mete Gazoz, Eurosport röportajında bu üçlü için şu yanıtı vermiş:Kitap olarak Amin Maalouf’un yazdığı Semerkant diyeceğim. Dili, kurgusu, işlenişi tamamıyla inanılmaz etkileyici bir kitap. Filme gelirsek tercihim Yıldızlararası olur. Orada biraz bilim kurgu biraz dram biraz metafizik biraz da macera var. Sürükleyici. Yemek ise kuru fasulye ve pilav. Ama kuru fasulye, pilavın üzerinde olmalı. Ayrı ayrı pek de güzel gitmiyor. (Gülerek.)

“Çok mutluyum. Rio 2016’dan sonra Tokyo’da altın madalya kazanacağım diye Türk halkına bir söz verdim. Bu sözümü tuttum. Geçen 5 yıl boyunca çok çalıştım, madalya kazanmak için her şeyi yaptım ve sonunda madalyayı boynuma taktım.”

YÜZME, BASKETBOL, RESİM, PİYANO…

Al Jazeera’da 2016 yılında yayınlanan bir röportaj ise Mete Gazoz’un şampiyonluğa uzanan öyküsüne ışık tutacak türden. Röportajın bir bölümü şöyle:

Metin Gazoz, oğlunu olimpik bir sporcu yapmak için çok araştırdı, çok okudu, çok danıştı. İlk olarak okçulukta duruşun, kuvvetini geriye doğru kullanmanın önemli olmasından dolayı sırt kasları gelişsin diye oğlu Mete’yi yüzmeye gönderdi. Sonra hem sol hem de sağ elin koordinasyonun sağlanması yani ellerin itiş ve çekiş yapabilmesi için, zamanlamanın gelişmesi için okul basketbol takımına yazılmasını sağladı. Okçuluğun nişan alınan bir spor olmasından kaynaklı olarak bakmak ve görmenin farkını ayırabilmesi için oğlunu resim kursuna yönlendirdi.

Bütün bu eğitimlerden geçen Mete, beynin hem sağ hem sol bölgesini aynı anda geliştiren, algıyla düşüncenin farklı bir kombinesini sağladığı belirtilen piyano eğitimi aldı. Bu dönemde daha 7. sınıfta olan Mete Gazoz, o yıl Türkiye şampiyonu oldu, birçok rekor kırdı. Bir sene sonra da Dünya Gençler Şampiyonası’nda dünya ikincisi oldu.

Baba Metin Gazoz, bu kursların yararını çok gördüklerini düşünüyor:

“Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Prof. Dr Hayri Ertan Hocamız ile Hacettepe Üniversitesi’ndeki hocalarla Mete’nin üzerinde birçok çalışmalar yaptık. Kulak memesinden alınan kandan, alyuvar akyuvar sayısına kadar… Bilimsel olarak incelendiğinde doğru teknik, doğru kas yapısı ve doğru sonuç. Gelişim çağında, çocuğun bedensel gelişimin yanında psikolojik gelişiminin de çok önemli olduğunun farkına vardık. Dereceler bu gençlerden çıktı. Akademik kariyerini ona göre düzenledik. Çocuğa bir yol çizdik.”

ÖNEM VERDİĞİ KONU: MENTAL RAHATLAMA, MENTAL ÖZELLİKLER

Turnuvalardan sonra mental olarak rahatlam gerektiğini söyleyen Mete Gazoz şu bilgileri paylaşmış: Genelde bilgisayarda zaman geçiriyorum. League of Legends oynuyorum veya dizi izliyorum. Bazen de kişisel gelişim, psikoloji veya tarih kitapları okuyorum. Özellikle de tarih kitaplarını çok seviyorum.

Açıkçası, olimpiyatlar dışında herhangi bir turnuvada madalya kazandıysam kürsüden iner inmez kendime, “Tamam bu kadardı. Şimdi çok az dinlen, rahatla ve bir diğer turnuvada yine onları yenmeye çalış!” diyorum. Ama olimpiyatlarda biraz daha farklı oluyor. Çünkü oradaki “mit” daha yüksek. Onur verici. O kürsüyü her zaman hatırlıyorsun, hissediyorsun.

Sizce bir okçunun mental ve fiziksel açıdan sahip olması gereken özellikler neler?

Mental özellikler çok daha önemli. Çünkü siz de rakibiniz de aynı fiziksel antrenmanları yapıyorsunuz. Aynı atışları çalışıyorsunuz. Ama eğer mental olarak onun birkaç adım ötesine geçebilirseniz işler değişir. Mesela ben bazen turnuvalarda atış yaptıktan sonra gülümsüyorum. Atışın iyi veya kötü olması önemli değil. Önemli olan rakibiniz, sizi dev ekranda izlerken güldüğünüzü görmesi. Çünkü o zaman kafasında, “Ya atış kötüydü ama hâlen daha mutlu” veya “Atış iyiydi ve daha da iyileri gelecek” kuşkularını yaratabiliyorsunuz. Bu bir zihin kapışması.Fiziksel olarak ise aslında son 10 yılda her şey değişti. Yani 2010’lara kadar olan dönemde okçuların kendilerini fiziksel açıdan saldıklarını görüyorduk. Fiziklerine dikkat etmiyorlardı. Ama bu dönemde herkes daha atlet, güçlü ve çevik.

Mete Gazoz olimpiyat şampiyonluğunun ardından twitter hesabından şu mesajı paylaştı: Bugün yıllardır hayalini kurduğum, Rio’da gerçekleşen olimpiyatlardan sonra sizlere söz verdiğim olimpiyat madalyasına kavuşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Yıllardır verdiğim emeklerin karşılığını aldığım, en önemlisi bana inanan sizleri gururlandırdığım için çok mutluyum

Resim

SORU VE CEVAPLARLA METE GAZOZ

Okçu bir babanın çocuğu olarak küçük yaşta başladığı sporda çok sayıda başarı elde eden Mete Gazoz, 2019 yılında Anadolu Ajansı’na verdiği bir röportajda aslında başarısının ipuçlarını da paylaşmıştı:

Mete Gazoz okçu olmasaydı ne olurdu?

Okçu olmasaydım, başka bir branşta sporcu olurdum, yine sporcu olurdum. Hiç spor yapmasaydım, büyük ihtimalle bilgisayar oyunu oynardım. Bütün gece boyunca sabaha kadar bilgisayar başında olurdum değil tabii. Evden hiç çıkmamak değil. Olabilecek seviyede oynardım. Bilgisayara ilgim var. Daha çok eğitime yönelip daha çok eğitim kariyerime odaklanırdım.

Sporda pes ettiği, yorulduğun, vazgeçtiğin anlar oldu mu? Olduysa nasıl başa çıktın?

Spordan vazgeçme noktasına geldiğim anlar oldu. 2015 yılında dünya şampiyonasında olimpiyatlar için kota yarışmasında çok kötü ok attım. İlk defa 2013 yılında milli takıma girdim. 3 yıl boyunca çalış çalış bir karşılık görmeyince her halde benden okçu olmayacak dedim. Babam okçu tamam ama benden okçu olmayacak demek ki diye düşündüm. Annem ile konuştum bırakmak istediğimi söyledim. Annem ‘Sen bilirsin bırak ama benle babanın isteği bu sporu yapman, son karar senin’ dedi. İşte ailenin avantajı dezavantajı burada başlıyor. Ben daha 15 yaşındayım, bana böyle bir karar verme hakkı bırakıyor. Yaşadıklarım beni olgunlaştırdı. Yarışma kaybettiğimde bu hatıralarımdan faydalanıp tekrar kendimde güç bulabiliyorum. Sonra 2016 yılı muazzam geçti ve olimpiyatlara katıldım.

2020 Tokyo’yu hayal ettiğin oluyor mu? Rüyalarına giriyor mu?

Rüyalarıma giriyor. Antrenman sırasında kendimi bazen altın madalya aldığımın hayalini kurabiliyorum. Final yarışmasını, podyuma çıkana kadar ki atışları, orada nasıl sevineceğim, kimler etrafımda olacak. Daha sonra kürsüye çıkmak, bunların hepsini hayal ediyorum. Daha çok düşündüğün için geceleri rüyama da giriyor.

Gençlere spora dair tavsiyen nedir?

Herkes spor yapsın. Bunu boş vakitleri değerlendirmek için değil, spor yapıyorum, spora zaman ayırıyorum demeleri lazım. Böyle olması gerektiğini düşünüyorum.

BURAYA GELMEK İÇİN KAÇ OK ATMAK LAZIM?

Okçulukta bu aşamaya gelmek için kaç ok atmak lazım? Hedefe gidip tekrar doğruyu yapmak gerekiyor?

70 metreye gidip geliyoruz. Geçen sene yaklaşık bir hesap yaptık. 70 metre gidip gelmek 140 metre yapıyor. Bu zamana kadar antrenmanlarda attığım oklar, antrenman sayısı, kabataslak hesapladık. Yürüdüğüm mesafe dünyanın etrafını 4,5 tam tur atmaya denk geliyor. Günde 600 ok atıyoruz, 6 oktan atıyoruz 100 seri olarak. Bu günlük 14 kilometre yapıyor. Biri gidip okları getirse dediğim çok oluyor. Ben oturayım birisi okları alsın gelsin, ben de atayım, ne güzel.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.