Connect with us

BANKA HABERLERİ

Bana verim eğrini göster sana ekonominin ne durumda olduğunu anlatayım…

Merkez Bankasınca belirlenen ve fiyat istikrarını sağlaması beklenen para politikası uygulanmamaya, yukarıdan gelen emirle faiz kararı alınmaya başlanınca TL cinsi tahvil faizlerinde 1 yıllık süre içinde büyük değişimler söz konusu olmuştur.

Yayınlanma:

|

1990’lı yıllar ve bankalarda hazine bölümleri yeni yeni kurulmaya başlıyor. Çiçeği burnunda, üniversitlerden yeni mezun olan pırıl pırıl insanlar başlarına geleceklerden, sinir sistemlerinin nasıl zorlanacağından habersiz göreve başlıyorlar. Adına “Dealing Room” denilen yer, hazinecilerin işlem yaptığı, daha henüz teknoloji ile de tam anlamıyla tanışmamış, sistemlerin yeni yeni kurulduğu bir oda.

Odanın tam ortasında adına Reuters denilen, çocukluğumuzda haber ajansı olarak bildiğimiz, rengi yeşil bir ekran. Ekrandan geçen birtakım rakamlar, odada belirli bir süre tecrübesi olan “Dealer”’ın bu ekrana girdiği bazı veriler, çalan telefonlar, aldım, sattım, deal seslerinin yükseldiği bir ortam.

Böyle başladı kariyerim. Çok zevkli çok hareketliydi. Ama birtakım verileri, girilen rakamları, neden o rakam da bu rakam değili anlamam gerekiyordu. X kuşağının soru sormama ve verilen görevi kendi çabasıyla yapma baskısı içinde elimden gelen tüm gayreti gösteriyordum ama içim içimi yiyordu. Çok şanslıydım bir taraftan da. Benden kıdemli olan dealerlar, ellerinden geldiğince anlatmaya, öğretmeye neden sonuç ilişkileri konusunda piyasa dinamiklerini göstermeye büyük gayret ediyorlardı.

Aklıma takılan en büyük soru faiz oranına kim nasıl karar veriyordu? O günlerin meşhur enstrümanı REPO’nun faizi nasıl belirleniyordu? Daha da ötesi yapılan Hazine İhalelerinde faiz oranı belirlenirken ne gibi faktörleri dikkate alıyor ve ihalelere giriyorduk? Farklı vadelerde farklı faiz oranları nasıl belirleniyor ve piyasa nasıl oluşuyordu? Kafamdaki bu soruların yanıtlarını üniversitede aldığım derslerle bağdaştırarak yanıtlamaya çalışıyor ipuçları bulmak için uğraşıyordum.

Sorduğum sorulara yanıt bulmam için benden yıl olarak çok daha fazla tecrübeli bir yöneticiden bir tanışma toplantısında bir tavsiye geldi. Bana birkaç kitap önerisinde bulundu. Tahvil ve Sabit getirili enstrümanlar konusunda dünyaca ünlü ekonomist Frank J. Fabozzi’nin 1987 yılında ilk basımı yapılan “The Handbook of Fixed Income Securities” kitabı zorlukla bulduğum ve hemen alıp heyecanla incelemeye başladığım kitap oldu.

Handbook denildiğine bakmayın tam 1139 sayfalık bir kitap. İçinde Tahvil ve Bonolarla ilgili engin bir bilgi hazinesi var. Çok basit gibi görünen ama detaya indiğinizde neredeyse bir okyanus derinliğinde olan bu konu hakkında hem literatür hem de pratikle geniş bir bilgi dağarcığına sahip oldum.

Merak etmek insanın en önemli özelliği. Bu merakı giderirken de soru sormak ve cevaplar aramak da en keyifli süreç. Tahvillerle ilgili kitabı okurken üzerinde çok durulan “Yield Curve – Verim Eğrisi” kavramı da kafamı kurcalayan diğer bir konu oldu. Kendimi 622 sayfalık Livingston G. Douglas tarafından yazılmış “Yield Curve Analysis – The Fundementals of Risk and Return” (“Getiri Eğrisi Analizi – Risk ve Getirinin Temelleri”) kitabını almış ve okumaya başlamış buldum.

Aklıma ilk şu soru gelmişti. Alt tarafı X ekseninde vadelerin Y ekseninde de faiz oranlarının bulunduğu bir çizgi için nasıl 622 sayfalık kitap yazılır.  Fakat içine girdikçe, konu derinleştikçe bunu etkileyen unsurların ne kadar çok olduğunu anladıkça bu konuda yazılacak ve deneyimleyecek çok şey olduğunu da bizzat tecrübe ederek yaşadım.

Türkiye’de özellikle Eylül 2021’den sonra bağımsız bir Merkez Bankası ve buna bağlı olarak yürütülen bir Para Politikasından bahsetmek mümkün değildir.

Bu konunun daha iyi anlaşılması için aşağıdaki Tablo1’de 22 Ekim 2022 ve 31 Aralık 2021 günlerinde ABD Tahvil faizlerinden oluşan verim eğirsine ilişkin verileri ve grafiği paylaşıyorum. Örneğin cazip ve çarpıcı olması bakımından 1 yıllık tahvili ele alalım. 1 yıllık tahvil 31 Aralık 2021 tarihinde %0.39 faizle işlem görürken bugün faizi 424 baz puan (%4.24) artış göstererek %4.63 seviyesine çıkmış. Her vadede farklı artışlar söz konusu olmuş. Verim eğrisinin şekli değişmiş. Tabii şekil derken bu şekillerden de bahsetmek gerekiyor. Verim eğrisinin şekli

1) Dik

2) Yatay

3) Ters olabilir.

Bu üç şeklin de ekonominin geleceğine ilişkin ne yönde bir beklenti içinde olacağını göstermesi bakımından ayrı bir önemi söz konusu.

Tablo1.

Kaynak: Bloomberg

Grafik 1

Kaynak: Bloomberg

31 Aralık 2021 tarihinde ABD’de enflasyon görünümünde ve ekonominin ısınmasına dair önemli bir bozulma söz konusu değilken 1 aydan 30 yıla kadar vadeli tahvil faizleri %0’a yakın bir oranla başlayıp %1.91’e kadar artan bir oran göstermiş. Aradan geçen sürede ABD’de enflasyonun artışı, ABD Merkez Bankasının enflasyonla mücadelesi için ortaya koyduğu para politikası ile kısa vadeli faizleri artırması ve ekonominin genel durumuna ilişkin iletişimi, verim eğrisini değiştirmiş, faizlerin artışına yol açmış ve enflasyon beklentilerinde düşüşü beraberinde getirmiştir.

Sonuç olarak verim eğrisi, serbest piyasa koşullarında oluşan uzun vadeli faizlerle ve uygulanan para politikası ile enflasyon, büyüme, istihdam, gelir dağılımı gibi önemli ekonomik parametrelerin nasıl şekilleneceğini göstermesi bakımından çok önemli mesajlar içerir.

Peki Türkiye’de durum nasıldır?

Türkiye’de özellikle Eylül 2021’den sonra bağımsız bir Merkez Bankası ve buna bağlı olarak yürütülen bir Para Politikasından bahsetmek mümkün değildir.

Merkez Bankasınca belirlenen ve fiyat istikrarını sağlaması beklenen para politikası uygulanmamaya, yukarıdan gelen emirle faiz kararı alınmaya başlanınca TL cinsi tahvil faizlerinde 1 yıllık süre içinde büyük değişimler söz konusu olmuştur.

Grafik 2

Tahvil faizleri Grafik2’de sarı çizgi ile belirtilen düzeydeyken (bu sırada enflasyon %19’lar civarındaydı) sonrasında kademeli olarak indirilen faizlerle %26 düzeylerine kadar çıkan ve kısa vade ile uzun vade arasındaki faiz farklarının pozitif olduğu oldukça dik bir verim eğrisi söz konusu. Bunun işaret ettiği en önemli ekonomik sonuç enflasyondaki bozulma olmuştur. Bu bozulma neticesinde de resmi rakamlarda %83.5 ama gerçekte yaşanan ve üç haneli rakamlara dayanan enflasyondur.

Grafik3’de TL cinsi faiz (verim) eğrisi haziran ayından itibaren özellikle uzun vadelerde faizlerin düşüşü ile önemli ölçüde aşağı doğru hareket etmişti. Aslında faizlerin düşüşü özellikle de uzun vadeli faizlerin aşağı gelmesi çok pozitif olarak karşılanmalıdır değil mi? Kalıcı olarak uzun bir süre düşük kalacaksa, bu düşük faizden özellikle sanayici, yatırımcı yararlanacak ve yatırım yapacaksa kesinlikle evet. Bundan daha iyi bir gelişme tabi ki olmaz.

Ama faizlerin düşüşü sadece kamu kağıtlarında ve zorlama ile ortaya çıkan bir durumdur. Ticari kredi faizleri TCMB düzenlemesi ile görüntüde düşmüş gibi görünse de bankaların yaptığı küçük finansal mühendisliklerle gerçekte yüksektir.

Bankalara yapılan zorlamanın adıysa çıkartılan bir takım yönetmelik ve tebliğlerle (ki Anayasanın mülkiyet hakkı maddesine alenen aykırıdır) bankaların zorunlu tutulması nedeniyle devlet tahvili almasıdır. Detayına girmeden sadece şunu söylemek gerekir, düzenleme ve tebliğlerle bankalar 5-10 yıl vade arasında Devlet Tahvili almak zorunda bırakılmaktadırlar.  Bu zorlamanın sonucu aşağıdaki grafikte görüldüğü gibi faizlerin suni olarak ve problemleri ileriye doğru öteleyerek düşmesi olmuştur.

Grafik 3

Kaynak: Bloomberg

Bunun neden suni bir düşüş olduğunu şu grafiklerle göstermek mümkündür. Aşağıda Grafik 4’te  Türkiye Hazinesinin çıkartmış olduğu TL cinsi ve ABD Doları cinsi 1 yıldan 10 yıla kadar vadedeki Devlet Tahvillerinin Verim Eğrilerine bir bakalım. En çarpıcı nokta şu ki; 5 yıl ve üzerindeki vadelerde Dolar cinsi Türk Devlet Tahvili faiz oranlarının, TL cinsi Türk Devlet Tahvili faiz oranlarının üzerinde olduğu görülmektedir.

Faizlerin düşüşü sadece kamu kağıtlarında ve zorlama ile ortaya çıkan bir durumdur. Ticari kredi faizleri TCMB düzenlemesi ile görüntüde düşmüş gibi görünse de bankaların yaptığı küçük finansal mühendisliklerle gerçekte yüksektir.

Bu fiyatlamanın tutarsızlığı piyasadaki kredi temerrüt takas oranları, yani CDS primleri ile ortaya çıkmaktadır. 5 yıl vadede TL tahvil faizleri ile dolar faizleri arasındaki fark 25 Baz puan olarak görülürken 5 yıllık CDS’in 730 baz puan olması TL faizlerde büyük bir garipliğin olduğuna en önemli işarettir.

Türkiye Hazinesinin her fırsatta yurtdışından borçlanmak için Londra, New York seyahati yaptığı fakat bakan Nebati’nin elinin boş döndüğü, yani Dolar cinsi 5 yıl ve 10 yıl vadede borçlanmanın da neredeyse %11 gibi dolar faizleri ile son derece zor olduğu bir ortamda, üstelik kredi temerrüt takas oranlarının 730 baz puan (%7.30) olduğu piyasa koşullarında, TL cinsi tahvil faizlerinin %9.7 gibi bir seviyede olması piyasa koşulları ile açıklanabilir bir durum değildir.

Buraya kadar anlatılan koşulların ileriye dönük büyük riskleri barındırdığını söylemek de hatalı olmayacaktır.

Peki bu riskler neler midir? Kısaca bakalım;

  • Finansal baskılama ile banka portföylerine düşük faizlerle dahil edilen bonoların ileride ortaya çıkması son derece büyük olasılık dahilinde olan faiz artışlarında bankaların faiz riskine maruz kalmasını ve bu yolla zarar etmesini beraberinde getirebilir.
  • Sermayeleri negatif etkilenen bankaların kredi vermeleri kısıtlanabilir ve kredi piyasalarının daralması, şirketlerin krediye erişim olanaklarını daraltabilir.
  • Bu gelişmeler üretim, istihdam ve nihai olarak büyüme ve refah artışı üzerinde büyük riskler ortaya çıkarabilir.
  • Bu gelişmelerin tetiklenmesi hâlihazırda yatırım yapılabilir seviyesinin beş basamak altında bulunan kredi derecelendirmesinin daha da aşağılara gitmesine ve kaynak erişimine çok daha büyük bir darbe vurabilir.

Bir verim eğrisi çizgisinin anlattığı bu kadar çok şey varken ve geleceğe dair riskleri tüm açıklığıyla ortaya koyuyorken, ekonomi yönetiminin garip uygulamalarla meşgul olmasının ancak şu açıklamaları olabilir.

  1. Bu konu hakkında hiçbir bilgi sahibi olmayan kadrolar iş başındadır
  2. Halkın ekonomik durumu ve geleceğe dair dengeli, sürdürülebilir ekonomi tesisi iktidarın hiç umurunda değildir ve tercih bugünü kurtararak mevcut iktidarın korunmasını sağlamak için çaba sarf etmektir.

İleriye dönük bu kadar büyük risklerin her geçen gün arttığı düşünülürse herkesin kendi risk yönetimini azami düzeyde yapmasında fayda olacaktır.

Ömer R. Gencal – Politikyol

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.

Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme

Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.

Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.

Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı

Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.

Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.

Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.

Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.

Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?

Yayınlanma:

|

Yazan:

BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?

Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi

Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?

CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL

Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.

Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.

Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.

Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.

ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?

Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.

Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.

Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.

Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.

Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.

Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.

MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?

Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.

Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.

Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.

Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.

AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?

Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.

Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.

Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.

İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.

Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.

Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.

BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?

Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.

İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.

Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.

Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.

Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.

Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.

AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?

Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.

Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.

Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?

Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.

Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.

Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:

  • Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
  • Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
  • İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
  • Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.

Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.

SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL

Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.

Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.

Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?

Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.

Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.