Connect with us

BANKA HABERLERİ

Bankalar 50 milyar USD’yi ne yaptı?

İşte TOBB’un ve iktidarın bankaları kredi vermemekle suçlamasına neden olan rakamlar: Bankalar geçen yıl dolar bazında mevduatını 50 milyar dolar arttırırken, kredilerini sadece 1 milyar dolar arttırdı.İ

Yayınlanma:

|

Bankaların toplam kredisi 2019 Ocak ayı başında 446,6 milyar USD idi. 2019 sonu geldiğinde 447,6 milyar USD’ye ulaşmış durumda, artış sadece 1 milyar USD. Mevduatta artış tutarı olan 50,9 milyar USD’nin ne olduğu yönündeki akla gelen cevap çürümüş durumda, yani kredi olarak verilmemiş. Kepçe ile toplanmış ama kaşıkla vermek de çok görülmüş kendilerine kalmış.

Son günlerde özellikle Yerli Özel bankalar hedefe konarak sert eleştiriler yapıldı. Önce Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası yerli bir bankanın da ismini yazarak direkt suçlama yaparak piyasalara yeterli kredi desteği vermediği yönünde eleştiriler yaparak, TOBB, BDDK ve Maliye Bakanlığına gönderilen şikayet yazılarını da söz konusu açıklamasının altına eklemeyi ihmal etmedi. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odasının sadece yerli bir bankayı hedef alıp yaptığı açıklamanın yanlış olduğunu, KGF Kaynaklarının kısa sürede bitmesinin talep yoğunluğundan kaynaklandığını  daha önce belirtmiştik.
https://bankavitrini.com/2020/10/25/bankalara-haksizlik-yapiliyor/
Ticaret Odası da bunu mu düşündü bilmiyorum ama açıklamayı sitesinden kaldırarak geri adım attı. Bu süreçte  Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası “Bankalara : Bindiğiniz dalı kesmeyin “  çağrısı yaparak banka ismi vermemekle birlikte direkt bankaları eleştirerek kredi desteği vermeyip, kolaylık sağlamadığı yönünde eleştiriler getirdi. Üyelerden gelen şikayetlere TOBB Başkanı  M. Rifat Hisarcıklıoğlu’da sessiz kalmayarak gelen şikayetlerin haklılığı yönünde, “Şirketlerimiz bankalar tarafından ‘limit bitti’ denip başvurusu dahi alınmadan geri çevriliyor. Buradan tüm bankalara seslenmek istiyorum. Bu dönem karlılık düşünecek, şirket seçecek dönem değil”  açıklaması yaptı.
Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, özel bankaların bu süreçteki faaliyetlerine yönelik de değerlendirmelerde bulunarak, “Vatandaşlarımızın özel bankalarla yaşadıkları sıkıntıları biliyoruz. Bu dönemde vatandaşlara destek olmayı geçtik, mevduatını bozdurana, kredisini yapılandırmak isteyene fahiş maliyetler çıkarıldığını duyuyoruz. Bu asla kabul edebileceğimiz bir şey değil. Bu konunun titizlikle üzerine gideceğimizin bilinmesini isteriz” ifadelerini kullandı.
Son noktada; Cumhurbaşkanı  Erdoğan özel bankaların koronavirüs sürecindeki tavrına dikkat çekti, “Özel bankalar bu süreçte iyi bir imtihan vermiyor” diyerek, “bankaların üzerlerine düşen görevi yapması gerektiğini” söyledi. Tabi işin içinde olan birisi olarak bu eleştirilere duyarsız kalamayacağım gibi haklı ya da haksız olduğunu sorgulamak gerekir. Zaten daha önceki bir yazımda Piyasayı Kamu Bankalarının sürüklediğini, yerli ve Yabancı sermeyeli bankaların ise benzer davranışlar içine girerek Piyasa kredi beklentilerini destekleyici bir strateji uygulamadıklarını belirtmiştim.

Yapılan eleştirilen benim için sürpriz değil “malumun ilanı” gibi idi krediler açısından. Zira benzer ifadeleri banka rakamları ile daha önce ortaya koymuştum. Yine de hatırlatmak anlamda yapılan eleştirilerin ne anlama geldiği ve haklı olup olmadığına daha yakından bakalım.
Bankaların 2019’da topladığı 50 milyar USD nereye gitti?
2020 yılına geçmeden önce Bankaların 2019 yılında neler yaptığına bakmakta fayda var. İlk bakışta cevaplanması gereken ciddi sorular kendini gösterdi. Bankalar yıl sonunda bilançolarını makyajlamak için yapay kredi ve yapay mevduat oluşturma ihtimaline karşılık 03.01.2019 rakamları ile 27.12.2019 rakamlarını baz alarak karşılaştırma yaptık. Banka rakamlarının daha sağlıklı değerlendirilmesi için öncelikle mevduat ve kredilerin USD olarak değişimine baktık ( Kur etkisi var diyenlere bir sonraki banka kırılımlarının TL üzerinden olacağını hatırlatmak isterim ).  

2019 başında 382,7 milyar USD Mevduatı olan sektörün yıl sonunda mevduatı 433,6 milyar USD’ye çıkmış durumda. Yıllık artış 50,9 milyar USD. İlk soru da kendiliğinden ortaya çıktı. 50,9 milyar USD’lık mevduat artışını bankalar ne yaptı? İlk akla gelen kredi vermiştir olur tabi ki. Çünkü bankacılığın genel tanımı ne idi “topladığı fonları ihtiyacı olan şahıs ve firmalara kredi olarak verip aradan kar etmekti”. Yoksa para toplarım ama Piyasaya vermem anlayışı bankacılık değil adı başka bir şey olur. Zaten başta BDDK olmak üzere bankalar bunu sık sık hatırlatarak, siz sadece para toplamak için “Bankacılık Lisansı” almadınız uyarısını yapıyor. Bakalım gerçekten öyle olmuş mu?
Krediler 2019’da ne kadar  arttı?
Bankaların toplam kredisi 2019 Ocak ayı başında 446,6 milyar USD idi. 2019 sonu geldiğinde 447,6 milyar USD’ye ulaşmış durumda, artış sadece 1 milyar USD. Yukarıdaki mevduatta artış tutarı olan 50,9 milyar USD’nin ne olduğu yönündeki akla gelen cevap çürümüş durumda, yani kredi olarak verilmemiş. Kepçe ile toplanmış ama kaşıkla vermek de çok görülmüş kendilerine kalmış.

İşte bu noktada Bankalar suçüstü yakalanıyor. Asıl faaliyetleri para toplayıp ihtiyacı olan vatandaş ve firmalara  vermek yani Piyasayı fonlamak olan bankalar 50,9 milyar USD toplamış ama maalesef iş dağıtmaya gelince dağıtmamışlar. Bu yönde yapılan eleştiriler  haklı. Aslında detaya bakıldığında Kamu Piyasayı fonlarken ki artışı 12,9 milyar USD, Yabancı -4,6 milyar USD ve Yerli Özeller -7,6 milyar USD  kredilerde küçülmüş. Bu yönde yukarıdaki eleştirilerin de ne kadar haklı olduğu ortaya çıkmış durumda. Kuru laf değil yani. İyi de 50 milyar USD nereye gitti? Diyenlere ise cevap ilk akla gelen faiz oranları yüksekken Devlet Bonu ve Tahvillere gitme ihtimali yüksek bunu da ilk çeyrek mali veriler açıklandığında banka özelinde göreceğiz. Burada atlanmaması gereken bir nokta var Kamu Bankalarının mevduatlarındaki artışı 29,8 milyar USD yanı toplam artışın %60’lık kısmı Kamu Bankalarında olmasına rağmen kredilerde bu kadar bir artış yok. Dolayısı ile Kamu da artan mevduatın yarısını bile kredi olarak dağıtmamış belli ki başka yerlerde kullanmış. Bu nokta da Yerli eleştirinin dozunun fazla olduğu söylenebilir. Zira Kredilerde düşüş sadece yerli değil yabancı bankalar da aynı strateji uygulamış. Dolayısı ile eleştirilerin sadece yerli sermayeli bankalar üzerinden olması biraz haksızlık oluyor.
2020 ilk çeyrekte durum ne?
2020 ilk çeyrek kredi durumuna bakıldığında USD bazında aslında sektörde 700 milyon USD daralma olduğu görülüyor. Kredileri sadece USD bazda değerlendirmek hatalı olacağından ( ki bu durum kredilerin TP veya YP dağılımından ve oranların farklı olmasından kaynaklanmaktadır ) TL olarak da kredilerin durumuna bakmakta fayda var. TL olarak baktığımızda 2020 ilk üç ayında sektör kredilerde 219 milyar TL büyümüş durumda. Büyüme oranı % 8,3 düzeyinde. 2019 sonuna göre Kamu bankaları 103 milyar TL büyürken Yabancı sermayeli bankalar 57,8 milyar TL eleştirilerin odağı olan yerli özel bankaların ise 58,1 milyar TL büyüyerek toplamda 868 milyar TL hacme ulaşarak Kamu bankalarından sonra ikici hacme sahip konumlarını korudukları anlaşılmaktadır.

Karlılık ne durumda
2019 yılını bir önceki yıla göre karlılıkta kayıplar ile kapatan sektör 2020 yılında kar patlaması yaptı. Karlılığın detayları ilk çeyrek mali veriler açıklanınca ortaya çıkacak. Kredilerdeki yukarıdaki tabloya bakıldığında kredilerden gelmediği söylemek kahinlik olmayacak.  

2020 ilk iki ayda bankalar  2019 yılının ilk iki ayına göre % 135,9 artırmış durumda. Topladıkları paraları Piyasaya Kredi olarak vermediklerine göre karın kaynağı daha kolay ve kestirmeden olmuş demek ki. 2019 ilk iki ayında 6,4 milyar TL Net kar açıklayan sektör 2020 ilk iki ayında 15,1 milyar TL Net kar açıkladı. Artış 8,7 milyar TL oldu.

Bir sonraki yazıda Kredileri 100 milyar TL üzerinde olan ( kredilerde %85, mevduatta % 77 paya sahip ) dokuz bankanın ne yaptığına bakacağız. Banka özelinde eleştirilerin yerinde olup olmadığını değerlendireceğiz.  2020 için de çok yılın kalan bölümünün kolay geçmeyeceği ve yeni sorunları beraberinde getireceği  şimdiden kendini gösterir oldu. İlk çeyrek yüksek karlılıklarının diğer çeyreklerde devam etmesi için bankaların ne gibi aksiyon planları hazırladıklarını da hep birlikte göreceğiz.
Erol TAŞDELEN
Ekonomist, Siyaset Bilimci
[email protected]

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORULTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKAMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Y. bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?

Yayınlanma:

|

Yazan:

BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?

Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi

Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?

CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL

Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.

Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.

Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.

Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.

ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?

Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.

Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.

Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.

Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.

Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.

Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.

MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?

Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.

Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.

Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.

Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.

AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?

Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.

Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.

Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.

İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.

Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.

Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.

BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?

Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.

İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.

Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.

Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.

Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.

Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.

AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?

Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.

Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.

Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?

Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.

Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.

Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:

  • Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
  • Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
  • İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
  • Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.

Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.

SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL

Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.

Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.

Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?

Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.

Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Enpara Bank’ın ilk faaliyet raporuna uluslararası platformlardan ödül

Enpara Bank Marka Yönetimi, İşbirlikleri ve Sürdürülebilirlik Direktörü Ayşegül Sınar: “İlk faaliyet raporumuzu hazırlarken yalnızca finansal ve finansal olmayan performansımızı aktarmayı değil, Enpara Bank’ın yenilikçi, sade ve dijital marka deneyimini raporun tamamında hissettirmeyi hedefledik” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Enpara Bank, 2025 Faaliyet Raporu ile uluslararası raporlama platformları Amerikan İletişim Profesyonelleri Ligi (LACP) Vision Awards ve ARC Awards değerlendirmelerinde ödüllere layık görüldü.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, 2025 yılı performansını ortaya koyan ve bankanın ilk faaliyet raporu olma özelliğini taşıyan rapor, LACP Vision Awards kapsamında 5 farklı ödül alırken, ARC Awards kapsamında da ‘Fotoğraf-Video’ kategorisinde ödül kazandı.

LACP Vision Awards kapsamında dünya çapında altın ödüle layık görülen bankanın raporu, küresel ölçekte ve Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesinde en iyi finansal raporlar ile en iyi 100 rapor arasında gösterilirken, Türkiye’de de en iyi 25 rapor arasına girdi.

İçerik ve tasarım bütünlüğüyle bankanın marka kimliğini yansıtacak şekilde kurgulanan raporun görsel dünyası, söz konusu yaklaşımıyla ARC Awards kapsamında ilgili kategoride de bankaya ödül getirdi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Enpara Bank Marka Yönetimi, İşbirlikleri ve Sürdürülebilirlik Direktörü Ayşegül Sınar, 2025 Faaliyet Raporunun uluslararası ölçekte aldığı ödüllerin, Enpara Bank’ın güçlü marka kimliğini ve iletişim yaklaşımını raporlama alanına da yansıttığının önemli bir göstergesi olduğunu belirtti.

İlk faaliyet raporunu hazırlarken yalnızca finansal ve finansal olmayan performansı aktarmayı değil, Enpara Bank’ın yenilikçi, sade ve dijital marka deneyimini raporun tamamında hissettirmeyi hedeflediklerini aktaran Sınar, ‘LACP Vision Awards ve ARC Awards kapsamında elde ettiğimiz bu başarıların, bu yaklaşımımızın uluslararası platformlarda da karşılık bulduğunu görmekten büyük mutluluk duyuyoruz.’ değerlendirmesini yaptı.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.