Uşak’ta Battaniye imalatı yapan bir aileden gelip satışların bir kısmını e-ticarete taşıyan yeni kuşak temsilcilerinden battaniye.com.tr’nin kurucusu Yasemin ÖZMERCAN ile özel bir röportaj gerçekleştirerek, imalattan e-ticarete giden süreci ve başarısının altında yatan kırılma noktalarını konuştuk.
Uşak’ta ürettiği Battaniyeyi e-ticarete taşıyarak son kullanıcılarına ulaştıran battaniye.com.tr‘nin kurucusu Yasemin ÖZMERCAN ile özel bir röportaj gerçekleştirerek, imalattan e-ticarete giden süreci ve başarısının altında yatan kırılma noktalarını konuştuk.
Giriş olması açısından, insanın kendisinden bahsetmesi zor ama biraz kendinden bahseder misin, Yasemin ÖZMERCAN kimdir?
Yasemin, İzmir Saint Joseph Lisesi mezunu, Uşak Üniversitesi İşletme Mezunu ( duygusal bir tercihti) ardından da Bilgi Üniversitesi Finans Masteri olan şuan da “e-ticaret” sektöründe çalışan biriyim.
Master öncesi Amerika‘da 3 ay dil eğitimi aldım, 6 aylık bir süreç için gitmiştim ama Babamı ( Mehmet Ali Özmercan ) mevcut hastalığından dolayı kaybettik, dolayısıyla tamamlama şansı yakalayamadım. Zaten hikayem de burada başladı diyebilirim.
“Zor dönemler bazı insanlarda mücadele ruhunu ortaya çıkarıyor” diyebilir miyiz?
Kesinlikle doğru tespit.
Sanayici bir ailenin çocuğu olarak büyümek hayatında yeri nedir? İş deneyiminde veya hayatını şekillendirmede ne gibi etkisi oldu?
Sanayici bir ailenin kız çocuğu olmak oldukça keyifliydi açıkçası; eğitime çok önem veren ve çok çalışkan bir ailenin bireyi olmak inanın ki motive eden, hırslandıran bir karakter haline getiriyor seni. İş deneyimimden ziyade örnek aldığın karakterin yani Mehmet Ali Özmercan’ın özelliklerini taşımaya onun olumlu çalışma yöntemlerine yakın durmaya çalışıyorum. Örneğin, kazandığını paylaşmak ilk maddelerim arasındadır. Maaş ödemelerini 1 gün geciktirdiğinde telaşlı bakışları hala gözümün önüne geliyor. Hem iş hayatında hem de sosyal hayatta çok aktif bir karakterdi mesela. Şuan hem ondan kalan ilişkilere ki en çok sahip çıktığım mirastır, hem de kendi çevreme çok önem veriyorum. Bizi her zaman mütevazi yetiştirdi, hatta olmaya zorladı bunun için de çok teşekkürler O’na. Size komik bir hikaye anlatabilirim. 2008 yılında liseden mezun oldum. 18 yaşımdayım. Beni asgari ücret ile işe aldı, “üniversitede dersler olmadığında gel iş hayatını öğren” dedi. “Tamam” dedim. “Şimdi sen bir fabrikayı gez gel” dedi. Ben de gezdim, gezdim, gezdim… Bitmedi efendim. 2 saat sonra yanına gittim. Baba bu kadar zengin olduğumuzu neden bana hiç söylemedin? Uzunca güldü!.. Özellikle kişisel gelir yönetimi konusunda şuan belki de bu kadar iyi durumda olduğumuzu hissettirmeden beni o yaşa getirmesi çok olumlu sonuçlara yol açtı.
Babanı tanımak benim adıma kazanç oldu. Bankacılık hayatı İstanbul’da geçmiş olan benim için “Anadolu Sanayicisinin” azim ve gayreti, kararlılığı hayata bakış açısı beni de çok etkilemiştir. Şahsına münhasır bir insandı. Baban hayatındaki yeri ve ileriye yönelik etkisi ne oldu. Bir de anne var tabi, anne ne ifade ediyor hayatında ve ileriye yönelik etkisi ne oldu.
Annem ile aslına bakarsanız babamın kaybından sonra daha yakınlaştım. Şanslı olduğunu her zaman dile getirir. Hem eşinden dolayı hem de dolu dolu “BABAM” dediği kayınpederine sık sık rahmet eder. Çok yakında dinlediğim bir hikayeden alıntı yapacağım. Annem evlenene kadar erkeklerle masaya oturmamış, yemek yememiş babam da fabrikanın ustasını yemeğe çağırmış ve annem masaya oturmamış. Babam akşamına annemi karşısına almış “Emine, bak ben büyük iş adamı olacağım, sen de kararını ver benim yanımda beni destekleyen kadın mı olacaksın yoksa evde çocuk mu büyüteceksin?” babam büyük iş adamı hayaline annem de onun yanındaki şimdi de benim yanımdaki KADIN! Ona da çok minnettarım.
Ben biliyorum ama şu an ne iş yapıyorsun, iş deneyiminden bahseder misin?
Ben aile şirketinin 3 . kuşak vakasıyım. Her departmanda çalıştım, ama sistemden çıktığımda işler yürüyordu farkımı hissetmiyordum, hissettiremiyordum. Ben de hem firmamızın ürünlerini online pazara taşımaya karar verdim. Yani “e-ticaret” yapıyorum.
E-Ticaret projesi nasıl ortaya çıktı, süreçten bahseder misin ?
Az önce de bahsettiğim gibi yeni bir şeyler katmam gerekiyordu. Bu süreçte de Master yaparken seçmeli derslerimi İnsan Kaynakları, Pazarlama, Dijital Dönüşüm, Big Data gibi konulardan aldım. Aslında bir arayıştı benimkisi. Özellikle “Pazarlama” dersleri her zaman “online market” konusuna değinmeye başlamıştı. Aynı zamanda hızlı şekilde büyüyen bir e-ticaret sitesine Battaniye satıyordum. Ama 3-5 koli değil. Tır yüklüyorum ayda 2 defa.
Fabrika imalattan toptan satış yaptığından, e-ticaret de olsa perakende satışa pek sıcak bakılmıyordu. Başta ciddiye bile alınmadı. Israrım sonuç verdiwww.battaniye.com.tr diye bir e-ticaret sitesi kurduk; battaniye ve ev tekstil ürünleri satış işine kolları sıvadım. Şimdi yüzlerce eve battaniye ve ev tekstil ürünleri yolluyoruz. Daha da büyüyeceğiz.
E-ticarete o kadar inanıyor ve gelecek dönemde e-ticaretin mağazaların yerini alacağına o kadar ön görüyordum ki sonuçta başta karşı çıkılsa da ortayabattaniye.com.trsitesi çıktı.
Kadın girişimci olarak örnek model olabilecek bir hikayen var aslında, gördüğüm kadarı ile çevreni de özendiriyorsun, yoğunluk içinde Üniversitelerde bu yönde seminerler veriyorsun, e-ticaret konusunda çevreni sürekli bilgilendiriyorsun kısaca bencil davranmıyor, mümkün olduğu kadar çevrendeki herkesin hayatına dokunmak isteyen bir yapın var, bu özellik herkese nasip olmaz bu duygu nasıl oluştu sizde ?
Her şey paylaştıkça büyür ve güzelleşir. E-ticaret perakende sektöründen pay almaktan ziyade pastayı genişleterek pay alıyor. Bu yüzden özellikle benim kuşağım ve benden sonra gelen kuşak için çok değerli! Bunu paylaşırsam sektör büyük sektör büyürse benim de pastadan alacağım dilim büyür.
İşin zorluklarından bahseder misin, biz hep iyi taraflarını görüyoruz dışardan bakarak ama mutlaka zorluklar ile de karşılaştınız, bu durumlarda çözümler üretirken nasıl bir bakış açınız var?
Açıkçası uykularımı kaçıracak bir iş zorluğu yok. Ama maddelendirmek gerekirse
Ekip kurmak biraz beni zorladı
Piyasada out source ettiğin işler için çalıştığın firmalar çok önemli, maddi kayıplara yol açabiliyorsun, ama ders de alıyorsun.
Zaman zaman çözüm ortağımız kargo gibi partnerlerimizden kaynaklanan sorunlar oluyor, bize yansıdığında ürünümüzün arkasında durup sorunu çözüyoruz. Bazen sorun sizden kaynaklanmasa da çözümü sizin üretmeniz gerekebiliyor.
Son kullanıcı ile fiziksel olmasan bile muhatap oluyorsun, zaman zaman kişisel hayatlarında olumsuz bir gün geçirmeleri sana kötü davranmalarına yol açıyor. Zaman zaman “Call Centerı” alıp bunu deneyimlemeye çalışırım. Bunu da daha önce izlediğim “Stajyer” filminden örnek aldım
Aslında bu “McDonald’s Sistemi” dediğimiz bir yöntem, patron da olsan iş akışında her safhayı deneyimlemeniz işe hakimiyet ve çıkan sorunlara hızlı çözüm üretmede hızla, etkin yöntem.
Çok faydasını gördüm.
Satış yaptığınız ürünlerin imalatı Uşak’ta siz İstanbul’a taşındınız. Nasıl yetişiyorsunuz hem imalat hem Dijital satış?
Çok önemli bir noktaya değindiniz. Öncelikle evlenince işlerin değişeceğini benim uzaklaşacağımı düşünen kitle yanıldı. Tabii ki her sabah kalkıp işe fiili olarak gidememek sorunlara, zorluklara yol açtı ama asla “işi bırakmama sebebiyet verecek” bir noktaya gelmedi. Zaten Pandemi sürecinde çoğu iş insanları da evden çalışma modu geliştirdiler.
Her ayın 10-12 gününü Uşak’ta kalan günlerini İstanbul’da geçiriyorum. Mesafe uzak olsa da arabayla bana gelişim sağlayacak pod-castler dinleyerek git gel yapıyorum.
İstanbul’da her sabah 9:30’de ekibimizle Zoom üzerinden 30 dakikalık toplantı yapıyorum. Hatta bunun adına “kabine toplantısı” adını koyduk. Ben işin Ürün Geliştirme, Pazar Yeri Yönetimlerini, Kampanyaları Planlama kısmını yapıyorum. Ekibimiz de operasyon tarafını yönetiyor.
Ek olarak bu işi kurarken arka planda ciddi partnerlerim oldu. Örneğin, Reşit Utandı beyin hem analitik zekası, hem de her işi Dijital ortamlarda yapacağımız sistemi kurması da işimi epeyce kolaylaştırdı.
İmalat mı zor, satış mı?
Tabi Uşak’ta kapalı alan 100 dönümden fazla ve 1500 çalışan emekçimiz var. Bütün üretim süreçlerinin planlanması ve iş akışının kesilmemesi gerekiyor. İçerde profesyonel, deneyimli güçlü bir ekibimiz işimizi kolaylaştırıyor. Firmamız ISO ilk 500 , FORTUNE500, Anadolu500 listesinde yer alıyor. Yatırımlarımız devam ediyor, insanlara iş-aş imkanı sağlamanın keyfi başka; kesinlikle İmalat daha zor.
Ürün yelpazeniz gördüğüm kadarı ile geniş. Alanında marka olan bir ürünler satıyorsunuz ? Bu durumun kolay veya zorlukları nedir?
Açıkçası zor bir tarafı yok, sadece aynı marka ürünler birçok satıcı tarafından zaman zaman online pazarda agresif fiyatlara satılıyor. Buna üzülüyorum.
Kolay yanı o kadar çok ki; bunun için ayrı bir röportaj yapmak gerekir. Sadece size şunu söyleyeyim. Arkanı kocaman bir imalatçı fabrikaya yaslayıp, pazara giriş yapmak pazarda hamleler yapabilmek harika bir duygu!
Dijital e-Ticarette Türkiye ne aşamada. Aldığı yol yeterli mi?
Ben Türkiye’yi inanın çok seviyorum. Özellikle başka ülkelerde uzun süreli kalışlarımda bunu çok hissederim. Bana göre Türkiye fırsatlar ile dolu bir ülke. Bunun kıymetini bilmek gerek. Şu an, Dijitalleşmenin emekleme aşamasındayız belkide, alınacak çok yol, ciddi potansiyel de var. Bunu uzun uzun anlatmak isterim başka zaman.
Kısaca; Dijital Pazarda Çin ve Amerika’nın 10 sene gerisinden geliyoruz. Buna seviniyorum neden mi? İşte tam olarak fırsat bunun arkasında yatıyor. Üreten bir ülkeyiz en başta hem de her sektörde. Dijital sektörü için de yetişen bir nesil geliyor. Bence 10 sene içinde online sektör Türkiye’nin önemli bir gelir kaynağı olacak. Biz tüm ürünlerimizi internetten Dünya’nın öbür ucuna göndereceğiz. Hem de milyonlarca adet!
İleriye yönelik ne gibi planlarınız var ?
Aslında üstteki soruyu tamamlar nitelikte bir cevap vereceğim. Önümüzde planımız belli :
Bankacılıkta Don Kişot Olmak: İmkânsızı Zorlayanlar mı Kazanır, Gerçekçiler mi?
Miguel de Cervantes’in ölümsüz kahramanı Don Kişot, yel değirmenlerini dev sanarak onlarla savaşan hayalperest bir şövalye olarak bilinir. Ancak modern yönetim biliminde ve iş dünyasında Don Kişot sadece bir roman karakteri değildir; vizyon, cesaret, değişim ve statükoya meydan okumanın sembolüdür. Peki Don Kişot yaklaşımı bankacılık sektöründe ne işe yarar? Ne zaman avantaj, ne zaman risk yaratır?
Don Kişot Teorisi Nedir?
İş dünyasında “Don Kişot Etkisi” veya “Don Kişot Yaklaşımı”, çoğunluğun imkânsız gördüğü hedeflerin peşinden gitmeyi ifade eder.
Bu yaklaşımın temelinde:
Büyük hayaller kurmak
Mevcut düzeni sorgulamak
Risk almaktan korkmamak
Yenilik peşinde koşmak
Toplumun kabul ettiği sınırları zorlamak vardır.
Ancak teori aynı zamanda şu soruyu da sorar: “Hayal kurmak ile gerçeklerden kopmak arasındaki çizgi nerede başlıyor?”
Bankacılıkta Don Kişotlar Kimlerdir?
Bankacılık tarihi incelendiğinde sektörde büyük dönüşümleri başlatanların çoğu aslında dönemin “Don Kişotları” olmuştur.
1. Dijital Bankacılığı İlk Savunanlar
1990’larda birçok yönetici: “Müşteri şubeden vazgeçmez” diyordu.
Bugün ise mobil bankacılık milyonlarca müşterinin temel işlem kanalı haline geldi. O dönemde dijitalleşmeyi savunan yöneticiler sektörde “hayalci” olarak görülüyordu.
2. Şubesiz Banka Fikrini Savunanlar
Bir dönem:
Şubesiz banka olmaz
Müşteri yüz yüze görüşmek ister
Krediler uzaktan verilemez
deniliyordu.
Bugün dijital bankalar birçok ülkede milyarlarca dolarlık değerlemelere ulaştı.
3. Yapay Zekâ ve Açık Bankacılık Savunucuları
Bugün halen bazı kurumlarda:
Yapay zekâ risklidir
Açık bankacılık müşteri kaybettirir
Veri paylaşımı tehlikelidir
görüşleri hakim.
Ancak geleceğin bankaları bu alanlarda şekilleniyor. Yani bugünün Don Kişotları yarının sektör liderleri olabilir.
Bankacılıkta Don Kişot Yaklaşımının Faydaları
1. Yenilikçilik Kültürü Oluşturur
Sektörün en büyük düşmanı bazen rakipler değil, alışkanlıklardır.
Don Kişot bakış açısı:
Yeni ürünler
Yeni gelir modelleri
Yeni müşteri deneyimleri oluşturur.
2. Kriz Dönemlerinde Çıkış Yolu Bulur
Kriz zamanlarında çoğu kurum savunmaya geçer.
Don Kişot yaklaşımına sahip liderler ise:
Yeni pazarlar arar
Yeni teknolojilere yatırım yapar
Rakiplerin görmediği fırsatları görür
3. Kurum İçinde Motivasyonu Artırır
İnsanlar sadece maaş için değil, anlamlı hedefler için de çalışır.
Büyük vizyonlar:
Yetenekli çalışanları çeker
Kurumsal bağlılığı artırır
Yenilikçi ekiplerin oluşmasını sağlar
Don Kişot Olmanın Tehlikeleri
Her Don Kişot hikâyesi başarıyla bitmez. Bankacılıkta aşırı hayalcilik ciddi riskler yaratabilir.
Her yeni teknoloji yatırım yapılacak alan değildir.
Birçok banka:
Metaverse
NFT
Kripto projeleri
konusunda büyük yatırımlar yaptı ancak beklediği sonucu alamadı.
3. Kurumsal Körlüğe Yol Açabilir
Liderler bazen kendi vizyonlarına o kadar inanırlar ki:
Piyasa sinyallerini
Müşteri geri bildirimlerini
Finansal göstergeleri
görmez hale gelirler.
Bu durum “Don Kişot Sendromu” olarak da tanımlanır.
Türk Bankacılık Sektörü İçin Dersler
Türk bankacılığı bugün iki uç arasında denge kurmak zorunda:
Aşırı Muhafazakârlık
Yeni ürün geliştirmemek
Risk almamak
Teknoloji yatırımlarını ertelemek
Aşırı Don Kişotluk
Kontrolsüz büyüme
Yetersiz risk analizi
Gerçeklerden kopuk projeler
Doğru model ise: “Veriyle desteklenen Don Kişotluk“
Yani:
Hayal kurmak
Yenilik yapmak
Büyük hedef koymak
ama aynı zamanda:
Risk ölçmek
Veriye dayanmak
Senaryo analizi yapmak zorundasınız.
Bankaların Don Kişotlara İhtiyacı Var mı?
Evet.
Çünkü sektör sadece muhasebecilerle büyümez. Ama sadece hayalperestlerle de ayakta kalamaz. Bankacılık tarihine bakıldığında en başarılı kurumlar, Don Kişot’un cesaretini Sancho Panza’nın gerçekçiliğiyle birleştirenler olmuştur. Bugün yapay zekâ, açık bankacılık, dijital para ve fintech rekabeti çağında Türk bankalarının ihtiyacı olan şey de tam olarak budur:
Yel değirmenlerine saldıran değil, hangi değirmenin gerçekten dev olduğunu anlayabilen Don Kişotlar…
Carl Friedrich Gauss, matematik tarihinin en büyük dahilerinden biri olarak kabul edilir. Hatta birçok bilim insanı onu “Matematiğin Prensi” (Princeps Mathematicorum) olarak anmıştır. 1777-1855 yılları arasında yaşamış olmasına rağmen, bugün kullandığımız birçok matematiksel yöntem, teknoloji ve mühendislik uygulaması onun çalışmalarına dayanır.
Gauss’un Matematiğe En Büyük Katkıları
1. Normal Dağılım (Gauss Eğrisi)
Bugün istatistikte, yapay zekâda, bankacılıkta, sigortacılıkta ve ekonomide kullanılan çan eğrisi onun adıyla anılır.
Bu eğri;
Kredi risk analizlerinde
Sigorta prim hesaplamalarında
Kalite kontrol süreçlerinde
Yapay zekâ algoritmalarında
Borsa ve finansal modellemelerde
temel araçlardan biridir.
2. En Küçük Kareler Yöntemi
Gauss, gözlem hatalarını azaltmak için “En Küçük Kareler Yöntemi”ni geliştirdi.
Bugün:
Ekonomik tahminlerde
Finansal modellemelerde
Makine öğrenmesinde
Yapay zekâ algoritmalarında
kullanılan regresyon analizlerinin temelini oluşturur.
3. Sayılar Teorisi
1801 yılında yayımladığı Disquisitiones Arithmeticae adlı eser, modern sayı teorisinin temel kitabı kabul edilir.
Bugün:
Kriptografi
Dijital imza sistemleri
Blockchain teknolojileri
İnternet güvenliği
bu çalışmalar üzerine kuruludur.
4. Modüler Aritmetik
Gauss’un geliştirdiği modüler aritmetik sistemi günümüzde:
Şifreleme sistemleri
Bankacılık güvenliği
ATM işlemleri
Kredi kartı doğrulama sistemleri
için kritik öneme sahiptir.
Aslında internet bankacılığının matematiksel temellerinden biri Gauss’a dayanır.
5. Jeodezi ve Haritacılık
Gauss, Dünya’nın ölçülmesi ve haritalanması konusunda devrim yarattı.
Bugün:
GPS sistemleri
Uydu navigasyonu
Coğrafi bilgi sistemleri
onun geliştirdiği yöntemlerden yararlanır.
6. Karmaşık Sayılar
Gauss, karmaşık sayıların matematikteki kullanımını sistematik hale getirdi.
Bugün:
Elektrik mühendisliği
Telekomünikasyon
Radar sistemleri
5G haberleşme teknolojileri
bu çalışmaların üzerine inşa edilmiştir.
7. Gauss Yasası
Elektromanyetizmanın temel yasalarından biridir.
Bu yasa olmadan:
Elektrik şebekeleri
Mikroçipler
Bilgisayarlar
Cep telefonları
geliştirilemezdi.
8. Astronomi ve Uzay Çalışmaları
1801 yılında keşfedilen Ceres kaybolduğunda, Gauss kendi geliştirdiği yöntemlerle yeniden yerini hesapladı.
Bu çalışma modern:
Uydu takip sistemlerinin
Yörünge hesaplamalarının
Uzay görevlerinin
başlangıcı kabul edilir.
Bankacılık ve Finans Açısından Gauss
Sizin ilgi alanınıza daha yakın bir örnek vermek gerekirse;
Bugün bankaların kullandığı:
Kredi skorlama modelleri
Risk ölçümleri
VAR (Value at Risk) hesaplamaları
Portföy optimizasyonu
Sigorta aktüeryası
Yapay zekâ destekli kredi değerlendirmeleri
doğrudan veya dolaylı olarak Gauss’un istatistik ve olasılık çalışmalarına dayanır.
Bir anlamda, modern bankacılıkta kullanılan risk yönetimi matematiğinin temel taşlarından biri Gauss’tur.
İlginç Bir Hikâye
Gauss henüz 7 yaşındayken öğretmeni sınıfa ceza olsun diye 1’den 100’e kadar sayıların toplamını vermişti.
Diğer öğrenciler hesap yaparken Gauss birkaç saniyede sonucu buldu:
1+2+3+⋯+100=(100×101)/2=5050
Çünkü sayıları şu şekilde eşleştirmişti:
1 + 100 = 101
2 + 99 = 101
3 + 98 = 101
Toplam 50 adet 101 vardı.
Bu olay onun dehasını dünyaya duyuran ilk hikâyelerden biri olarak anlatılır.
Teorileri halen kullanılıyor
Gauss yalnızca matematiğe katkı yapmadı; bugün kullandığımız internet bankacılığından GPS’e, yapay zekâdan kriptografiye, uydu sistemlerinden finansal risk yönetimine kadar uzanan dijital dünyanın matematiksel altyapısını şekillendiren isimlerden biri oldu. Eğer bugün bir banka kredi riski hesaplayabiliyor, bir telefon konumunuzu bulabiliyor veya bir internet işlemi güvenli şekilde yapılabiliyorsa, bunun arkasında bir yerde Gauss’un matematiği vardır.
Sanayide iş var, çalışacak insan yok: Eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı
Türkiye sanayisi uzun süredir nitelikli teknik eleman bulmakta zorlanıyordu. Ancak son dönemde sorun yalnızca kaynakçı, CNC operatörü, dikiş makinecisi, bakım teknisyeni gibi ara elemanlarla sınırlı kalmadı; fabrikalar artık vasıfsız/düz işçi bulmakta da zorlanıyor.
Bu tablo, klasik “işsizlik var ama işçi yok” çelişkisini yeniden gündeme taşıdı. Bir yanda iş arayan milyonlarca kişi, diğer yanda üretim hattını döndürecek çalışan bulamayan fabrikalar var. Sorunun temelinde yalnızca ücret değil; çalışma koşulları, vardiya düzeni, ulaşım, barınma, genç kuşağın iş tercihleri, mesleki eğitim yetersizliği ve sanayinin sosyal cazibesini kaybetmesi bulunuyor.
Asgari ücret artık sanayi işi için yeterli motivasyon oluşturmuyor
Sanayide özellikle mavi yaka işler ağır çalışma temposu, vardiya sistemi, fiziki yıpranma, servis bağımlılığı ve kimi zaman sağlıksız çalışma ortamlarıyla öne çıkıyor. Buna karşılık çalışanların eline geçen ücret, yaşam maliyetleri karşısında tatmin edici bulunmuyor.
Asgari ücretin biraz üzerinde teklif edilen ücretler dahi birçok çalışan için yeterli görülmüyor. Çünkü kira, ulaşım, gıda ve temel ihtiyaçlardaki artış, sanayi ücretlerini reel olarak zayıflatıyor. Çalışan açısından soru artık şu hale geldi: “Bu tempoya, bu yıpranmaya, bu ücrete değer mi?”
Yeni kuşak fabrika düzeninden uzaklaşıyor
Genç kuşak için iş yalnızca gelir kapısı değil; yaşam kalitesi, esneklik, sosyal çevre, statü ve psikolojik tatmin anlamına da geliyor. Fabrika ortamı ise birçok genç tarafından ağır, tekdüze, baskılı ve gelecek vadetmeyen bir alan olarak görülüyor.
Kurye, e-ticaret, kafe, güvenlik, hizmet sektörü veya dijital platform işleri daha esnek ve daha görünür seçenekler sunuyor. Sanayide kariyer basamağı, sosyal itibar ve gelir artışı beklentisi zayıf kaldıkça gençler üretim hattından uzaklaşıyor.
Sorun teknik elemandan düz işçiye indi
Geçmişte sanayicinin ana şikâyeti “nitelikli ara eleman yok” şeklindeydi. Bugün tablo değişti. Artık paketleme, yükleme-boşaltma, üretim destek, temizlik, depo, montaj ve vardiyalı hat işlerinde de ciddi açık oluşuyor.
Bu durum sanayi için kritik bir eşik anlamına geliyor. Çünkü teknik eleman eksikliği verimliliği düşürürken, düz işçi eksikliği doğrudan üretim hattını durdurabiliyor. Fabrika kapasitesi kâğıt üzerinde var olsa bile, çalışan bulunamadığında makine, sipariş ve yatırım boşa düşüyor.
Yabancı işçi yeni çıkış kapısı oldu
Bazı fabrikalar çözümü yabancı işgücünde aramaya başladı. Suriyeli çalışanların ardından Türkmenistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinden gelen işçiler birçok sektörde daha görünür hale geldi. Tavukçuluk, tekstil, gıda, inşaat, lojistik ve bazı ağır sanayi kollarında yabancı işçi kullanımı artıyor.
Son dönemde Uzak Doğu ve Afrika ülkelerinden işçi getirilmesi de tartışma konusu oldu. Özellikle tavukçuluk gibi çalışma koşulları ağır, vardiya düzeni yoğun ve işgücü devri yüksek sektörlerde yabancı çalışanlar daha fazla gündeme geliyor.
Ancak bu yöntem kalıcı çözüm değil. Yabancı işçi kısa vadede üretim hattını döndürebilir; fakat yerli işgücünün sanayiden kopuşunu, ücret dengesizliğini ve çalışma koşullarındaki yapısal sorunu çözmez.
İşverenin sorunu yalnızca “eleman yok” değil
Sanayici açısından bakıldığında işgücü sorunu üretim planlamasını, sipariş teslimini, ihracat kapasitesini ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. İşçi bulunamadığında makineler boş kalıyor, vardiya düşüyor, teslim süresi uzuyor, maliyet artıyor.
Ancak çalışan açısından bakıldığında da sorun net: düşük ücret, ağır koşul, sınırlı sosyal hak, belirsiz kariyer ve düşük motivasyon. Bu nedenle mesele yalnızca “gençler çalışmak istemiyor” basitliğine indirgenemez. Asıl sorun, sanayi işlerinin çalışan açısından cazibesini kaybetmesidir.
Sanayi için yeni sosyal sözleşme şart
Türkiye üretim ekonomisini büyütmek istiyorsa, sanayi işçiliğini yeniden cazip hale getirmek zorunda. Bunun için yalnızca ücret artışı değil, bütüncül bir çalışma hayatı reformu gerekiyor.
Öncelikli adımlar şunlar olmalı:
Sanayide ücretler asgari ücretin anlamlı biçimde üzerine çıkarılmalı.
Vardiya, servis, yemek, barınma ve yan haklar yeniden düzenlenmeli.
Mesleki eğitim fabrikalarla entegre edilmeli.
Gençlere üretimde kariyer yolu gösterilmeli.
Tehlikeli ve ağır işlerde çalışma koşulları iyileştirilmeli.
Yabancı işçi kullanımı kayıtlı, denetimli ve adil ücret ilkesiyle yürütülmeli.
Sanayi bölgelerinde sosyal yaşam, ulaşım ve barınma altyapısı güçlendirilmeli.
Türkiye üretmek istiyorsa işçiyi yeniden kazanmalı
Sanayide eleman bulamama sorunu artık geçici bir insan kaynakları problemi değil; üretim ekonomisinin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir krize dönüşüyor.
Fabrika açmak, makine almak, ihracat bağlantısı kurmak tek başına yeterli değil. O makineleri çalıştıracak, üretim hattını sürdürecek, işi sahiplenip meslek haline getirecek insan kaynağı yoksa sanayi büyüyemez.
Türkiye’nin önündeki soru şudur: Sanayi, gençler ve çalışanlar için yeniden cazip bir gelecek sunabilecek mi?
Bu soruya güçlü bir cevap verilemezse, üretim hattındaki açık yalnızca yabancı işçiyle kapatılmaya çalışılır. Ancak bu da Türkiye’nin asıl ihtiyacını karşılamaz: nitelikli, kalıcı, motive ve yerli üretim kültürüne bağlı bir sanayi işgücü.
*************
Kaynak notu: İŞKUR’un 2025 araştırmasında 1 milyon 730 bin işyeri içinde 166 bin işyerinde 398 bin 618 kişi için eleman temininde güçlük çekildiği; nedenler arasında mesleki beceri eksikliği, yeterli başvuru olmaması, talep edilen ücretin yüksek bulunması ve çalışma şartlarının beğenilmemesi yer alıyor. TÜİK verilerinde 2025’te sanayi istihdamı 6 milyon 578 bin kişi olarak görülürken sanayinin istihdam payı geriliyor. Çalışma Bakanlığı yabancı çalışma izinleri istatistikleri de işgücü açığında yabancı çalışan kanalının büyüdüğünü gösteriyor.