SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
BDDK Başkanı Akben’den ‘SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK’ vurgusu
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mehmet Ali Akben Turkuvaz Medya Grubu’nun ekonomi kanalı A Para tarafından 28 Eylül 2021 Salı günü düzenlenen ‘Finansın Geleceği Zirvesi’nde konuştu.
Zirveye Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Şakir Ercan Gül, Merkez Bankası Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben’in yanı sıra BDDK İkinci Başkanı Yakup Asarkaya, BDDK Kurul Üyeleri Mustafa Balcı, Hurşit Yıldırım, Ahmet Aksu, SPK Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu, Borsa İstanbul Genel Müdürü Korkmaz Ergun gibi ekonomi ve finans dünyasının önde gelen isimleri katıldı.
Zirvenin açılış panelinde A Para Yayın Koordinatörü Özlem Doğaner’in moderatörlüğünde Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Şakir Ercan Gül, BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben, SPK Başkanı Taşkesenlioğlu, SEDDK Başkanı Türker Gürsoy, Borsa İstanbul Genel Müdürü Ergun konuşmalarını yaptılar. Ardından Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanı Alpaslan Çakar ‘Bankacılık Sektörünün Pandemi Sınavı ve Yarını’ isimli özel sunum gerçekleştirdi.
Finansın Geleceği Zirvesi’nde konuşan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mehmet Ali Akben, “Bankacılık sektöründe finansal inovasyonu teşvik etmek, finansal kapsayıcılığı artırmak ve bankacılık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmak amacıyla yeni bir düzenleme hazırlığı içerisindeyiz.” dedi.
Akben, ekonominin ve finansal piyasaların en önemli bileşenlerinden birinin bankacılık sektörü olduğunu anımsatarak, özellikle Türkiye’de bankacılık sektörünün, hem finans piyasasındaki pazar payı hem de kredi piyasasındaki etkinliği açısından çok daha kritik bir konumda olduğunu belirtti.
Bankacılık sektörünün gelişiminin finansal piyasaları da genel ekonomiyi de yakından ilgilendirdiğini ifade eden Akben, şunları kaydetti:
“Bankacılık faaliyetleri geçmişten bugüne önemli değişikliklere uğramış, sürekli gelişim halinde olmuştur. Özellikle 1990’lı yıllardan itibaren yaşanan küreselleşme süreci ile birlikte bankacılık faaliyetleri uluslararası bir nitelik kazanmak zorunda kalmıştır. Bankacılıkla ilgili kural ve düzenlemeler, makroekonomik döngü içerisinde, bazı dönemlerde gevşetilmiş bazı dönemlerde sıkılaştırılmıştır. Bunun sonucu olarak da tüm dünyada bankacılık düzenlemeleri hemen hemen standart bir yapıya kavuşmuştur. Türk bankacılık sektörü olarak bizler de uzun zamandır, uluslararası standartlar ve düzenlemelere uyumlu bir yasal alt yapıya sahibiz. Ayrıca, sektörümüz güçlü bir sermaye yapısına, nitelikli insan kaynağına ve yetkin bir risk yönetimi altyapısına sahiptir. Bu nitelikleri ile bankalarımız reel kesime katkı sunmakta, istihdam yaratmakta ve ekonomik büyümeyi desteklemektedir. Bugün geldiğimiz noktada bankacılık sistemi, reel ekonomi için çok daha önemli hale gelmiştir.”

BDDK Başkanı Akben, bankacılık sektöründen, bugün ve gelecekteki beklentilerinin bu durumun bundan sonra daha da iyi bir şekilde devam etmesi olduğunu vurgulayarak, bankaların bu konudaki hassasiyetlerini sürdüreceklerine olan güveninin tam olduğunu söyledi.
Başta katılım finans olmak üzere alternatif finans modelleri konusunda ciddi potansiyele sahip olunduğuna işaret eden Akben, bu konuda, Ekonomi Reform Paketi’nde de yer aldığı üzere paydaş kurum ve kuruluşlar ile birlikte birçok sektörü kapsamına alacak Katılım Finans Kanunu çalışmalarının süratle devam ettiğini dile getirdi.
Akben, hâlihazırda bankaları, finansal sektörü ve dolayısıyla genel ekonomiyi etkileyecek iki önemli gelişme sürecinin yaşandığını aktararak, bunlardan birincisinin internet ve diğer bilgi teknolojileri ile ortaya çıkan yeni finansal yeniliklerle ilgili olduğunu, tüm dünyada finans ve bankacılık hizmetlerinin hızla dijital kanallara kaydığını söyledi.
– “Finansal inovasyonu teşvik etmek amacıyla yeni bir düzenleme hazırlığı içerisindeyiz”
BDDK olarak son yıllarda artan dijital dönüşümün hızına uygun olarak, bankacılık alanında düzenleme çalışmaları yaptıklarını ve buna devam ettiklerini belirten Akben, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2020 yılının mart ayında Resmi Gazete’de yayımlanan Bilgi Sistemleri ve Elektronik Bankacılık Hizmetleri Yönetmeliği son yıllardaki dijital dönüşümü takip eden düzenlemelerimizin öncüsü niteliğinde olduğunu söyleyebilirim. Söz konusu Yönetmelikle, gelişen teknolojik ihtiyaçlara binaen, bilgi güvenliği yönetimi ve bilgi sistemleri yönetişimi gibi hususlarda yeni kurallar ve ilkeler getirdik. Yine Yönetmelik kapsamında, elektronik bankacılık hizmetleri konusunda hem banka hem de müşteri tarafına yönelik, dünyaya örnek olabilecek yenilikçi yaklaşımlar benimsedik. Bu düzenleme ile bankalarımızın bilgi sistemleri ve elektronik bankacılık hizmetlerini güvenli ve kesintisiz olarak yürütmeleri amaçlanmıştır. Bilindiği üzere, finansal hizmetlerde dijitalleşme ve teknolojinin yaygınlaşmasıyla birlikte finans sektöründe hizmet ağları, iş modelleri ve mimari yapı kökten bir değişim ve dönüşüm geçirmektedir.”
Mehmet Ali Akben, 2019-2023 dönemini kapsayan 11. Kalkınma Planı’nda finansal kuruluşların müşterileriyle yaptıkları işlemlerde “fiziki belge” ve “ıslak imza” kullanımının azaltılması hedeflendiğini, 2020 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda da yer verilen bu hedefe uygun şekilde Bankacılık Kanunu’nda da değişiklik yapıldığını anımsatarak, yapılan değişiklik sonrası Uzaktan Kimlik Tespiti Yönetmeliği hazırlandığını ve Mayıs 2021 tarihinden itibaren bankacılıkta uzaktan müşteri edinimi döneminin başlandığını ifade etti.
Uzaktan kimlik tespiti ile müşterinin banka şubesine gitmesine gerek kalmadan müşteri kaydının oluşturulması ve ilk müşteri ilişkisinin tamamen dijital ortamda kurulmasının sağlandığını hatırlatan Akben, “Böylelikle, yaşadığımız dijitalleşme sürecine uygun olarak, bir bilişim cihazı üzerinden yazılı şeklin yerine geçecek şekilde ve mesafeli olarak sözleşme ilişkisinin kurulmasına imkân tanınmıştır. Elektronik bankacılık kanallarının kullanımında ortaya çıkan bahsettiğim gelişmeler salgın sebebiyle yaşanan olağandışı bu dönemde, vatandaşlarımıza işlem kolaylığı sağlamıştır. Ayrıca, bankacılık sektöründe finansal inovasyonu teşvik etmek, finansal kapsayıcılığı artırmak ve bankacılık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmak amacıyla yeni bir düzenleme hazırlığı içerisindeyiz.” diye konuştu.
Sadece dijital kanallar üzerinden hizmet veren, şubesiz bankaların faaliyet esaslarını belirledikleri “Dijital Bankaların Faaliyet Esasları ile Servis Modeli Bankacılığı Hakkında Yönetmelik Taslağı”nı da yakın zamanda hazırladıklarını ve görüşe açtıklarını anlatan Akben, “Yapacağımız düzenlemelerde tüketicilerin yeni servislere uyum sağlayabilmesi ve veri paylaşımı konusunda kendini güvende hissetmesi için yoğun şekilde çalışıyoruz.” dedi.
– “(Çağrı merkezleri) Müşteri şikâyetlerinde ciddi manada iyileşme gözlemlenmiştir”
BDDK Başkanı Akben, 2020 yılının mayıs ayında yürürlüğe konulan Çağrı Merkezi Yönetmeliği ile bankaların çağrı merkezlerinin hizmet seviyesinin ölçülmesi ve hizmet kalitesinin belirlenmesinin düzenleme kapsamına alındığını ve müşteri şikâyetlerinde ciddi manada iyileşme gözlemlendiğini söyledi.
Yaptıkları tüm bu çalışmalarla, finans sektörünün gelişimine yönelik inovasyonları cesaretlendirmeyi hedeflediklerini ifade eden Akben, “Bu süreçte siber güvenlik alanında dijitalleşmenin zorunlu kıldığı kapsamlı adımları atmaya ve gerekli tedbirleri almaya devam edeceğiz. BDDK olarak, bankaların bilgi sistemleri yönetmeliği, uzaktan kimlik tespiti yönetmeliği, dijital bankacılık düzenleme çalışmalarımızla finansal kuruluşların düzenleme ve denetleme çerçevesini güçlendirmeyi ve kurumsal yapısı güçlü bir finansal sektör oluşturmayı hedefliyoruz.” diye konuştu.
Akben, bankacılığın ve finans sektörünün geleceğini derinden etkileyecek diğer bir konunun, sürdürülebilirlik alanındaki gelişmeler olduğuna dikkati çekerek, “Sürdürülebilirlik kavramı, özellikle iklim değişikliği ve sonuçlarıyla mücadele için çevresel, sosyal ve yönetsel bir dizi yaklaşımı ifade etmektedir. Sürdürülebilirliğin en temel göstergesi ise karbon emisyon oranlarının azaltılmasıdır. Bunun için sanayi, enerji, tarım ve ulaştırma gibi kimi sektörlerin geniş çaplı bir dönüşüm geçirmesi gerekmektedir. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenlemesi gibi uluslararası anlaşma ve düzenlemelerin şekillendirdiği bu süreçte bankacılık sektörü de önemli bir görev üstlenecektir.” şeklinde konuştu.
Basel Bankacılık Denetim Komitesi, Avrupa Bankacılık Otoritesi ve uluslararası kuruluşların bankaların sürdürülebilirlikle ilgili tabi olacağı kurallara ilişkin çeşitli taslak dokümanlar yayınladığını anımsatan Akben, birçok bankanın bu alanda çok önceden hazırlıklara başlamış olup iç sistemlerini ve veri setlerini oluşturmak için çalışmalarını sürdürdüğünü bildirdi.
Akben, sürdürülebilirliğin yalnızca finansal kuruluşları değil, denetim otoritelerini de yakından ilgilendirdiğini ifade ederek, şunları kaydetti:
“BDDK olarak biz de konuyla ilgili çalışmalarımızı hızla sürdürüyoruz. Yeşil Mutabakat Eylem Planı kapsamında yıl sonuna kadar ‘Sürdürülebilir Bankacılık Strateji Belgesini’ yayımlayarak bankacılık sektörünün yeşil mutabakata uyumu için yol haritasını belirlemiş olacağız. Orta Vadeli Plan kapsamında ise sürdürülebilir bankacılık ilke ve kurallarına, risk yönetimine, muhasebe sistemine ve kamuoyuna açıklamaya ilişkin düzenlemeleri hayata geçireceğiz. Atacağımız adımlar ile bankacılık sektörünün Avrupa Birliği düzenlemeleri ile uyumlu bir sürdürülebilirlik altyapısına sahip olmasını planlıyoruz.”
– “Ülkemizin sürdürülebilirlikle ilgili süreci de başarıyla bütün kurumlarıyla atlatacağına inancım tam”
Mehmet Ali Akben, her geçen gün yeni bir sonucu ile karşılaşılan iklim değişikliği sorununun, herkesi kaçınılamayacak bir değişim sürecine sürüklediğini belirterek, değişimi zamanında gerçekleştiremeyen ülkelerin maalesef başta dış ticaret ve finans olmak üzere önemli kayıplara uğrama riskiyle karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Sürdürülebilir bir ekonomiye geçişin ise reel sektörün yanında finansal sektör ve kamu kesimi açısından da oldukça zor ve zahmetli olacağının anlaşıldığını anlatan Akben, “Bankacılık ve finans sektörümüzün nitelikli insan gücü ve gelişmiş teknolojik altyapı gibi iki önemli avantajı bulunmaktadır. Nitekim finansal kuruluşlarımız geçmişte bu tür değişimlere hızlı şekilde uyum sağlama kapasitesine sahip olduğunu defalarca göstermiştir. Bu nedenle ülkemizin sürdürülebilirlikle ilgili bu süreci de başarıyla bütün kurumlarıyla atlatacağına inancım tamdır.” diye konuştu.
İlginizi Çekebilir
GÜNCEL
TPI Composites: Rüzgar enerjisinde bir devin çöküşü mü?
TPI Composites’in fabrikalarını satması ne anlama geliyor?
Yayınlanma:
3 hafta önce|
05/07/2026Yazan:
BankaVitrini
Rüzgar enerjisinde dev dönüşüm: Lider üretici sahneden çekilirken sektör yeniden şekilleniyor
Bankavitrini.com | Haber Analiz
Yaklaşık otuz yıldır dünyanın en büyük bağımsız rüzgar türbini kanadı üreticilerinden biri olan TPI Composites, yaşadığı finansal sıkıntıların ardından yeniden yapılanma süreci kapsamında üretim tesislerini ve çeşitli varlıklarını satma kararı aldı. Şirketin üretim ağını elden çıkarması ilk bakışta “rüzgar enerjisinde kriz” algısı oluştursa da sektör uzmanlarına göre yaşanan gelişme temiz enerji yatırımlarının durduğu anlamına gelmiyor. Aksine sektör yeni bir konsolidasyon dönemine giriyor.
Bir dönem sektörün tartışmasız lideriydi
1990’lı yılların sonunda kurulan ABD merkezli TPI Composites, dünyanın en büyük bağımsız kompozit rüzgar türbini kanadı üreticisi olarak tanındı.
Şirket;
- GE Vernova
- Vestas
- Siemens Gamesa
- Nordex
- Enercon
gibi dünyanın en büyük türbin üreticilerine kanat tedarik etti.
Türkiye, Meksika, Çin, Hindistan ve ABD’deki tesislerinde bugüne kadar yaklaşık 100 binin üzerinde rüzgar türbini kanadı üretildi. Şirket özellikle dış kaynak (outsourcing) modeli sayesinde üretici firmaların kendi fabrika yatırımlarını azaltmalarını sağlayan önemli bir çözüm ortağı haline gelmişti.
Peki ne oldu da bu noktaya gelindi?
Sorunun temelinde tek bir neden bulunmuyor.
1. Karlılık eridi
Pandemi sonrasında;
- reçine fiyatları
- karbon fiber
- cam elyaf
- epoksi
- lojistik
- enerji
- işçilik
gibi temel maliyetler hızla yükseldi.
Buna karşılık TPI’nin birçok sözleşmesi uzun vadeli ve sabit fiyatlıydı. Dolayısıyla maliyet artışları müşterilere tam olarak yansıtılamadı. Şirketin cirosu yüksek kalmasına rağmen faaliyet kârı giderek eridi.
2. Türbin üreticileri de zorlandı
2022-2025 döneminde sadece TPI değil;
- Siemens Gamesa
- Vestas
- Nordex
- GE Vernova
gibi dev üreticiler de düşük kârlılık açıkladılar.
Sebepleri;
- yükselen faizler
- bozulan tedarik zinciri
- yüksek hammadde maliyetleri
- ertelenen projeler
- yatırımcıların finansman maliyetindeki artış
olarak sıralandı.
Yani problem yalnızca TPI’ye ait değildi.
3. Sermaye yapısı sürdürülemez hale geldi
Yüksek işletme sermayesi ihtiyacı, yüksek borç yükü, artan finansman giderleri, ve nakit akışındaki bozulma sonunda şirket yeniden yapılanma sürecine girdi.
2025 yılında ABD’de Chapter 11 korumasına başvuran şirket, faaliyetlerini sürdürürken aynı zamanda varlık satış sürecini başlattı.
Fabrikalar neden satılıyor?
Bu satışların amacı faaliyetleri tamamen durdurmak değil.
Asıl hedef;
- borçları azaltmak
- nakit yaratmak
- üretimin devamını sağlamak
- müşterileri kaybetmemek
olarak özetleniyor.
Mahkeme gözetimindeki süreçte şirketin çeşitli üretim tesisleri ve operasyonları farklı yatırımcılar tarafından devralınırken, rüzgar kanadı üretiminin kesintiye uğramaması hedefleniyor. ECP Blade Holdings ile yapılan anlaşma ve bazı varlıkların stratejik alıcılara devri bu planın önemli parçaları arasında yer alıyor.
Bu satışlar sektör için ne ifade ediyor?
Oldukça önemli.
Çünkü ilk kez dünyanın en büyük bağımsız kanat üreticisi parçalanarak farklı yatırımcıların kontrolüne geçiyor.
Bu durum;
- küresel tedarik zincirinin yeniden şekillenmesi
- üretimin bölgeselleşmesi
- OEM üreticilerinin daha fazla dikey entegrasyona yönelmesi
- yeni yatırımcıların sektöre girmesi
anlamına geliyor.
Temiz enerji yatırımları duruyor mu?
Hayır.
Tam tersine.
Uluslararası projeksiyonlara göre;
- elektrik talebi büyüyor,
- karbon emisyon hedefleri devam ediyor,
- veri merkezleri ve yapay zekâ kaynaklı enerji ihtiyacı artıyor,
- ülkeler enerji güvenliği için yenilenebilir yatırımlarını sürdürüyor.
Dolayısıyla sorun rüzgar enerjisinde değil, eski iş modeliyle çalışan üreticilerde görülüyor.
Asıl değişen iş modeli
Geçmişte; “Ne kadar çok üretim, o kadar çok kâr” anlayışı vardı.
Bugün ise;
- fiyatlama gücü
- verimlilik
- otomasyon
- robotik üretim
- dijital kalite kontrol
- düşük maliyetli üretim
çok daha belirleyici hale geldi. Artık yüksek hacim tek başına başarı getirmiyor.
Türkiye açısından ne ifade ediyor?
Türkiye;
- cam elyaf
- kompozit
- çelik kule
- bağlantı ekipmanları
- mühendislik
alanlarında Avrupa’nın önemli üretim merkezlerinden biri.
TPI’nin geçmişte Türkiye’de yürüttüğü üretim faaliyetleri de ülkenin küresel rüzgar tedarik zincirindeki önemini göstermişti. Şirketin yeniden yapılanması sonrasında oluşacak yeni üretim dengesi, Türkiye’deki tedarikçiler ve yan sanayi için hem yeni iş birlikleri hem de yeni rekabet koşulları yaratabilir.
Bundan sonra ne bekleniyor?
Uzmanlara göre önümüzdeki birkaç yıl içinde;
- daha az sayıda ancak daha güçlü üretici,
- daha yüksek otomasyon,
- daha büyük türbin kanatları,
- bölgesel üretim merkezleri,
- OEM üreticileri ile daha yakın entegrasyon
öne çıkacak.
Sektör küçülmüyor. Sadece yeniden organize oluyor.
Sonuç
TPI Composites’in üretim tesislerini satması, rüzgar enerjisinin geleceğinin zayıfladığı anlamına gelmiyor. Aksine bu gelişme, yüksek faiz, artan maliyetler ve finansman baskısı altında eski üretim modellerinin sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Temiz enerji yatırımları küresel ölçekte devam ederken, kazananlar artık yalnızca üretim kapasitesi yüksek olanlar değil; sermaye yapısı güçlü, verimli ve teknolojik dönüşümü hızla gerçekleştirebilen şirketler olacak. TPI’nin yaşadığı süreç, yenilenebilir enerji sektörünün olgunlaşma dönemine girdiğinin ve rekabetin artık maliyet, verimlilik ve finansal dayanıklılık ekseninde şekillendiğinin en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor
Gülbeyaz Gergün
Yeşil dönüşüm zorunlu hale geliyor: Emisyon liginde dikkat çeken tablo
Karbon Emisyonlarında Devler Ligi: Dünya Nereye Gidiyor, Türkiye Nerede Duruyor?
Yayınlanma:
1 ay önce|
18/06/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Çin Tek Başına Bir Kıta Gibi Emisyon Üretiyor
2023 yılı sera gazı emisyon verileri, küresel ekonominin büyüme modeli ile iklim hedefleri arasındaki çelişkiyi bir kez daha ortaya koydu. Görselde yer alan verilere göre Çin, 15,9 milyar ton CO₂ eşdeğeri (GtCO₂e) emisyonla dünyanın açık ara en büyük sera gazı yayıcısı konumunda bulunuyor. Çin’i 6,0 milyar ton ile ABD, 4,1 milyar ton ile Hindistan, 3,2 milyar ton ile Avrupa Birliği ve 2,7 milyar ton ile Rusya takip ediyor.
Daha çarpıcı olan ise Çin’in tek başına küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %30’unu üretmesi. ABD yaklaşık %11, Hindistan ise %7,8 paya sahip durumda.
İlk 5 Ülke Küresel Emisyonların Büyük Bölümünü Üretiyor
EDGAR verilerine göre Çin, ABD, Hindistan, AB ve Rusya birlikte dünya sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte ikisine yakın bölümünü oluşturuyor. Bu durum iklim mücadelesinin neden birkaç büyük ekonomi üzerinde yoğunlaştığını açıkça gösteriyor.
2023 En Büyük Emisyon Üreticileri
| Sıra | Ülke/Bölge | Emisyon (GtCO₂e) |
|---|---|---|
| 1 | Çin | 15,9 |
| 2 | ABD | 6,0 |
| 3 | Hindistan | 4,1 |
| 4 | Avrupa Birliği | 3,2 |
| 5 | Rusya | 2,7 |
| 6 | Brezilya | 1,3 |
| 7 | Endonezya | 1,2 |
| 8 | Japonya | 1,0 |
| 9 | İran | 1,0 |
| 10 | Suudi Arabistan | 0,8 |
| 11 | Kanada | 0,7 |
| 12 | Meksika | 0,7 |
| 13 | Güney Kore | 0,7 |
| 14 | Türkiye | 0,6 |
| 15 | Avustralya | 0,6 |
Kaynak: EDGAR 2024 Raporu / Visual Capitalist
Türkiye İlk 15 İçinde
Listede dikkat çeken ülkelerden biri de Türkiye. Yaklaşık 0,6 milyar ton CO₂ eşdeğeri emisyon ile dünyanın en yüksek emisyon üreten ilk 15 ekonomisi arasında yer alıyor.
Türkiye’nin sanayi üretimi, enerji tüketimi, çimento ve demir-çelik sektörleri ile hızla büyüyen ulaşım altyapısı emisyon artışında önemli rol oynuyor.
Bu durum özellikle Avrupa Birliği’nin uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) nedeniyle Türk ihracatçıları açısından kritik önem taşıyor.
Çin Neden Bu Kadar Yüksek?
Çin’in emisyonları sadece nüfusundan kaynaklanmıyor.
Başlıca nedenler:
- Dünyanın üretim merkezi olması
- Elektrik üretiminde kömürün yüksek payı
- Çelik, çimento ve kimya sanayilerinin dev ölçeği
- Küresel tedarik zincirlerinin büyük kısmını üstlenmesi
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Çin tek başına dünya CO₂ emisyonlarının yaklaşık %35’ini oluşturuyor.
ABD ve Avrupa Emisyon Azaltıyor
Dikkat çeken diğer gelişme ise gelişmiş ekonomilerin emisyon azaltımında ilerleme kaydetmesi.
- ABD’nin enerji kaynaklı emisyonları 2023’te geriledi.
- Avrupa Birliği’nin emisyonları 1990 seviyelerine göre yaklaşık %34 daha düşük seviyede bulunuyor.
- Yenilenebilir enerji yatırımları ve kömürden çıkış politikaları bu düşüşte etkili oluyor.
Ancak buna karşın gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme nedeniyle küresel toplam emisyonlar artmaya devam ediyor.
İklim Hedefleri ile Ekonomik Büyüme Çatışıyor
2023 yılında küresel sera gazı emisyonları tarihi zirveye ulaştı. EDGAR verilerine göre dünya toplam emisyonları yaklaşık 53 milyar ton CO₂ eşdeğeri seviyesine yükseldi.
IEA verileri ise enerji kaynaklı CO₂ emisyonlarının 37,4 milyar ton ile rekor kırdığını gösteriyor.
Bu tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Dünya ekonomisi büyürken emisyonları gerçekten azaltmak mümkün mü?
Bugüne kadar verilen cevap henüz net değil.
Bankacılık ve Finans Sektörü Neden Yakından İzlemeli?
Karbon emisyonları artık sadece çevresel bir konu değil.
Bankalar açısından:
- Karbon yoğun sektörlere kredi verme riski
- Yeşil finansman zorunluluğu
- ESG kriterleri
- Sürdürülebilirlik raporlamaları
- Karbon vergileri
- Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması
önümüzdeki yılların en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.
Özellikle ihracatçı firmaların karbon ayak izi yönetimi artık finansmana erişim açısından da kritik hale geliyor.
Sonuç
Çin, ABD ve Hindistan küresel emisyonların merkezinde yer almaya devam ederken, Türkiye de artık dünyanın en büyük emisyon üreticileri arasında bulunuyor. Karbon emisyonları yalnızca çevre politikalarının değil; finansmanın, dış ticaretin, yatırım kararlarının ve rekabet gücünün de belirleyicisi haline geliyor.
Yeşil dönüşüme uyum sağlayamayan şirketler için gelecek dönemin en büyük maliyet kalemlerinden biri karbon olacak gibi görünüyor.
Bankavitrini.com Analiz Servisi
Cengiz KILIÇ
Enerji sektöründe kritik kavşak: Hukuki çıkmaz mı, yeni fırsat mı?
Yanlış kurgularla başlayıp, gelinen noktada “gelir darlığı” ve Anayasa Mahkemesi lisanslama yolu iptaliyle yakın gelecekte faaliyet durdurma riski taşıyan 10 yılını dolduran/dolduracak tesisler, aynı zamanda milli birer servettir.
Yayınlanma:
1 ay önce|
14/06/2026Yazan:
Cengiz KILIÇ
Yayınlanan ilk yazı, 10 yıllık YEKDEM süresini dolduran lisanssız üretim tesisleri için 12 Haziran 2026’da çıkarılan Cumhurbaşkanı Kararı’nın finansal etkilerini ortaya koydu. O kararla Görevli Tedarik Şirketi (GTŞ) zorunlu alıcı yapılıp tesislerin sistem dışında kalma riski bitse de, satış tavanlarındaki düşüş yeni bir piyasa gerçekliği yarattı.
Resmin bütününü görmek ve uygulanabilir bir çözüm üretebilmek için bugünkü tabloyu yaratan hukuki zemine ve farklı paydaşların perspektiflerine inmek şart.
Bu ikinci yazıda; 5346 sayılı Kanun’un 6. maddesindeki düzenlemeleri, Anayasa Mahkemesi (AYM) sürecini ve piyasa paydaşları arasındaki dengeyi gözeten bir çıkış stratejisini inceliyoruz:
1. Çok Taraflı Bir Denklem: Beklentiler ve Hukuki Süreç
10 yılını dolduran tesislerin durumu, sektörde tek boyutlu olmayan, pek çok tarafın haklı gerekçelerinin kesiştiği karmaşık bir denklemdir:
- Lisanslı Yatırımcıların Yaklaşımı: YEKA ve benzeri yarışmalarda devasa teminatlar ve bedeller ödeyerek sisteme giren lisanslı yatırımcılar; lisanssız tesislerin sonradan sadece bir bedel ödeyerek kendileriyle aynı “lisanslı” statüye gelmesini rekabet eşitliğine aykırı bulabilmektedir.
- 10 Yılını Dolduran Yatırımcıların Yaklaşımı: Halihazırda üretim yapan ve 10 yılını dolduran tesis sahipleri, sisteme enerji sağlamaya devam edebilmek için idareye neden ilave bir lisans bedeli ödemeleri gerektiğini sorgulamaktadır.
- Kanun Koyucu ve AYM Gerçekliği: Kanun koyucu, 5346 sayılı Kanun’da yaptığı değişiklikle tesislerin belli bir “lisans alma bedeli” karşılığında lisanslı statüye geçebilmesi için bir yol açmıştı. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu lisans alma bedelinin miktar ve sınırlarının bizzat kanunla belirlenmesi gerektiğini, bu yetkinin idareye (EPDK) bırakılamayacağını vurgulayarak düzenlemeyi iptal etti. Sonuç olarak kanun koyucunun açtığı yol, hukuki gerekçelerle kapandı.
İptal hükmünün yürürlüğe girmesi için verilen erteleme süresi dolduğunda (10 Aralık 2026), lisanslı statüye geçişe imkan tanıyan yasal altyapı ortadan kalkacak; geriye sadece Cumhurbaşkanına fiyat belirleme yetkisi veren kısmı kalacak.
2. Yeni Fiyatlama Dinamikleri ve Sürdürülebilirlik Riski
AYM’nin de onay verdiği fiyat belirleme yetkisi çerçevesinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile yüksek Ulusal Tarife tavanı devreden çıktı; yerine “güncel lisanslı YEKDEM fiyatının %90’ı” ve saatlik PTF tavanı geldi. Yeni düzenlemeyle birlikte tavan fiyatların ciddi oranda aşağı çekilmesi, sahadaki işletme gerçekleriyle uyuşmayan bir darboğaz yaratmaktadır.
İşletme dinamikleri göz önüne alındığında; her bir tesisin düzenli bakım, sigorta, güvenlik ve sisteme veriş (dağıtım) gibi zaruri sabit giderleri bulunmaktadır. Buna mukabil santraller; güneş üretiminin pik yaptığı dönemlerde haliyle PTF’nin dağıtım bedelinin altına düştüğü saatlerde negatif nakit akışını engellemek için üretimi durdurmak durumunda kalırken, fiyatların yükseldiği saatlerde ise YEKDEM %90 tavanına takılmaktadır.
“Alttan dağıtım bedeli engeliyle budanan, üstten YEKDEM tavanıyla kısıtlanan bu makas, tesislerin gelir-gider dengesini eksiye geçirme riski taşımaktadır.”
Özellikle profesyonel bir toplayıcılık (agregasyon) çatısı altına girmeyen tesisler bu riske çok daha açık. Anlık teknik takipten yoksun kalan bu santraller, başabaş noktasından hızla negatif getiriye düşecek.
Üstelik 10 yılını dolduran bu tesislerin fiziksel ömürleri itibarıyla artan donanım ihtiyaçları göz ardı edilmemeli. Mevcut gelir darlığı, kaçınılmaz olan ağır bakım ve teknolojik yenileme (revamping) yatırımlarından kaçınılmasına yol açacak. Bu durum kapasitenin orta vadede durma noktasına gelmesine neden olabilir. Sistematik riskin asıl boyutu ise şebekeye yansıyabilir.
“Yatırım yapılmadığı için zamanla birer “hayalet üretim tesisine” dönüşebilecek bu santrallerin kesintili çalışması, sistemdeki frekans dengesini doğrudan etkileyecektir.”
Şebeke işletmecisi (TEİAŞ) açısından bu öngörülemez arz dengesizliğini tolere etmek bu santrallerin sayısı arttıkça daha da zorlaşabilir.
3. Ortak Çözüm Stratejisi: “Gönüllü Geçiş ve Rasyonel Bedel” Modeli
Finansal fizibilitesini yitirme riski taşıyan bu santrallerin durumu sadece bir yatırımcı meselesi değil; ülkenin enerji arz güvenliği, mevcut kurulu gücün verimliliği ve milli servetin korunması meselesi. Tüm tarafların hassasiyetlerini ve AYM’nin uyarılarını dikkate alan objektif bir Yeniden Yapılandırma Çözüm Paketi devreye girmelidir:
- Gönüllü Feragat ve Yeni Statü Talebi: 10 yıllık süresini dolduran yatırımcı, idarenin bir dayatmasıyla değil, tamamen kendi rızasıyla lisanssız üretim faaliyetini durdurmayı taahhüt etmeli ve kendi isteğiyle ayrı bir lisans başvurusunda bulunabilmelidir.
- AYM İçtihadına Uygun Kanuni Bedel: Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesine tam uyumlu olarak; geçiş için ödenecek lisans bedeli idarenin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Bizzat kanun koyucu (TBMM) tarafından, tesisin kalan ekonomik ömrü ve güncel gelir potansiyeli ile orantılı, net sınırları çizilmiş bir bedel yasalaştırılmalıdır.
- YEKA Rekabet Dengesinin Korunması: Belirlenecek bu kanuni geçiş bedeli, YEKA yarışmalarında devasa teminatlar ödeyen yatırımcılar karşısında haksız bir avantaj yaratmayacak; öte yandan mevcut santrali ağır bakım maliyetleri altında ezip atıl bırakmayacak kadar “anlamlı ve rasyonel” bir çizgide dengelenmelidir.
Tüketim Odaklı Portföy Entegrasyonu (Alternatif Çözüm):
- Lisanslı statüye geçiş modelinin yanı sıra, özellikle arazi tipi santrallerin piyasada daralan tavan fiyat kısıtlarına takılmaması için bağımsız bir ticari çözüm daha hayata geçirilebilir.
- Bu santrallerin, üretim profilleriyle eşleşen (ilgili saatlerde tüketimi olan) büyük tüketici gruplarıyla doğrudan birleştirilmesi ve entegre edilmesi sağlanabilir. Bu sayede üretilen enerji, fiyat kısıtlarına maruz kalmadan doğrudan reel sektörün ilgili saatteki tüketimine sunulabilir.
Sonuç olarak; bu tesisleri ekonomik ömürleri boyunca sistemde tutacak anlamlı bir “lisanslandırma” veya “tüketim entegrasyonu” modeli, serbest piyasa ruhuna ve hukuki güvenliğe en uygun çözümler olacak.
Cengiz KILIÇ – ZENERG Genel Müdürü
***************
Cengiz KILIÇ: Lisanssız enerji yatırımlarında 10 yıl sonrası hesap değişti
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
