Connect with us

EKONOMİ

Kömür krizi mi geliyor?

Yayınlanma:

|

Pandemi süresince ertelenmiş tüketici talebinin açığa çıkması ve sanayide çarkların hızla dönmeye başlaması dünyada bir enerji krizi başlattı. Avrupa başta olmak üzere talebinin arttığı ülkelerde enerji fiyatları da hızla yükseliyor. Kömür fiyatları rekor seviyelere çıkarken, doğalgaz fiyatları 10 yıldır görmediği düzeylerde. Politika yapıcılar ve iş dünyası artan enerji talebini karşılamak için hala fosil yakıtlara güveniyor, bu da büyük bir emisyon kaynağı olması nedeniyle ‘dünyanın en sevmediği’ emtia ürünlerinden kömüre talebin bir süre daha devam edeceğini gösteriyor. Finans kuruluşları da, gelip çatan kış ayları ve sonraki yıllara ilişkin fiyat tahminlerini yukarı yönlü revize ediyor.

Dünya gazetesinden Evrim Küçük’ün haberine göre; Kömür vadelileri ICE’de son 1 yılda yüzde 252 artarak 186 dolar/ton ile rekor seviyeye ulaştı. Fiyatlar pandemi nedeniyle 2020’de yaptığı dibin ise yüzde 350 üzerine çıktı. Benzer bir hareket son birkaç ayda 12 dolardan fazla artarak 25 dolar/mmbtu’ya yükselen sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) piyasasında yaşanıyor. Fiyatlar tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı, zincirleme şekilde Avrupa’da önce doğalgaz fiyatları ve sonrasında elektrik fiyatları rekor kırdı. Avrupa’da elektrik fiyatları bir anda 150 euro/ MWh’ye yükseldi.

Fitch, gelecek 4 yıl için tahminini yükseltti

Finans kuruluşları Fitch Ratings ve Goldman Sachs, enerji krizini tetikleyen kömürde fiyat beklentilerini yükseltti. Fitch Ratings, Çin’deki termal kömür arzı kısıtlamaları nedeniyle tüm Qinhuangdao 5.500 kcal/kg fiyat tahminlerini ve kısa ve orta vadeli Newcastle 6.000 kcal/kg fiyat tahminlerini artırdı. Qinhuangdao için 2021 yılı ortalama fiyat beklentisini 106 dolardan 134 dolara yükselten Fitch, 2022 beklentisini 85 dolardan 102 dolara, 2023 beklentisini 83 dolardan 85 dolara ve 2024 yılı beklentisini 76 dolardan 82 dolara çıkardı. Kuruluş uzun vadeli tahminini ise 74 dolardan 78 dolara revize etti.

Goldman son çeyrek beklentisini ikiye katladı

Goldman da Asya kömürü için fiyat beklentisini, arz sıkıntısı gerekçesiyle neredeyse ikiye katladı. Analistler Paul Young ve Hugo Nicolaci, kuzey yarımküre kış aylarında yaşanacak talep ve doğal gazdaki küresel ralliyi hesaba katarak, gösterge Newcastle termal kömürünün dördüncü çeyrekte, daha önceki 100 dolar tahmininin çok üzerine çıkarak ton başına ortalama 190 ABD doları olacağını öngördüler. Banka, 2022 tahminini ton başına 85 dolardan 120 dolara çıkardı. Endonezya’nın arzındaki toparlanmanın Avustralya, Güney Afrika ve Kolombiya’daki düşük üretim nedeniyle yetersiz kaldığına dikkat çeken bankaya göre, büyük üreticilerin küresel kömür ihracatı mayıs ve haziran aylarında yaklaşık yüzde 8 arttı. Banka aynı zamanda çelik üretiminde kullanılan koklaşabilir taş kömürü tahminlerini de yükseltti. Dördüncü çeyrek fiyat beklentisini yüzde 48 artışla ton başına 230 dolara yükselten banka, 2022 ortalama tahminini yüzde 13 artırarak 175 dolar olarak belirledi. Kazançlar, Çin’in yerel kömür üretimindeki düşüş ve Japonya, Tayvan ve Hindistan gibi ülkelerden gelen taleple destekleniyor.

Çin’de 50 milyon ton met kömür açığı bekleniyor

Çin’de kok kömürü üretim kapasitesi artarken, bu yıl metalürjik kömürde 50 milyon ton açık oluşması bekleniyor. Met kömürü, çelik üretiminde kullanılan önemli bir hammadde. China Securities International’ın son verilerine göre, 2021 yılında ülkenin 28,92 milyon ton eski kok üretim kapasitesini emekliye ayırdığı ve 58.575 milyon ton yeni kok üretim kapasitesi eklediği görülüyor. Bu da net 29.65 milyon ton yeni kok kömürü kapasitesi anlamına geliyor. Ancak met kömürde açık bekleniyor. Sadece 1 ayda yüzde 45 yükselerek eylülün ilk haftasında 4.035 ton/yuan (626 dolar) seviyesine ulaşan fiyatlar üzerinde baskının artabileceği tahmin ediliyor.

Küresel elektrik üretiminde payı yüzde 35

Fitch Ratings araştırmasına göre termal kömür önemli bir küresel enerji kaynağı olmaya devam ediyor ve küresel enerji üretiminde hala yüzde 35’ten fazla paya sahip. Kömürün enerji üretimindeki payının enerji dönüşümüyle azalması bekleniyor fakat bunun piyasa üzerinde etkisinin uzun vadede ortaya çıkacağı belirtiliyor. Özellikle elektrik üretiminde kömürün önemli paya sahip olduğu Hindistan, Pakistan ve Vietnam gibi çevre gündeminin daha az katı olduğu gelişmekte olan pazarlarda orta vadede kömür talebinin artması bekleniyor. ABD ve AB’nin dünya çapındaki kömür talebinin yalnızca yüzde 10’unu oluşturduğundan, bu bölgelerde beklenen bir daralmanın küresel pazar üzerinde sınırlı bir etkisi olacağı tahmin ediliyor.

Hikaye Çin’de başladı!

■ Türkiye’ye de sıçrayan küresel enerji krizinin merkezinde Çin var. Ülkede COVID-19 sonrası toparlanma ve alışılmadık derecede sıcak havalar bu yıl elektrik tüketimini sert bir şekilde artırdı. Çin’in elektriğinin çoğu kömürden üretiliyor ancak yerel kömür üretimi; yeni düzenlemeler, yetersiz yatırım ve daha sıkı çevre denetimlerinin sonucu azaldı.

■ Çin’deki bir diğer önemli elektrik üretim kaynağı hidroelektrik de kuraklık nedeniyle büyümeyi başaramadı. Bu da Çin’i kömür için deniz ötesi pazarlara yönelmeye zorladı.

■ Bununla birlikte, başka yerlerde de üretim sıkıntıları baş gösterdi. Örneğin Endonezya’daki şiddetli yağışlar ve personel sıkıntısı, Rusya’daki demiryolu sevkiyatındaki sorunlar ve Güney Afrika’daki toplumsal huzursuzluk üretime olumsuz yansıdı. Dolayısıyla kömür piyasası daralırken, küresel kömür fiyatları yükseldi.

■ Aynı faktörler Çin’in LNG talebini artırdı, ancak burada Çin yalnız değildi. Örneğin, Brezilya’daki kuraklıklar hidroelektrik üretimini de azaltarak LNG talebini büyüttü. Sıvılaştırma terminallerinde bir dizi üretim kesintisi ile küresel LNG piyasası son birkaç ayda ciddi şekilde daraldı.

■ Avrupa dünyada önemli bir LNG alıcısı. Diğer bölgelerdeki daralma nedeniyle kıtanın LNG ithalatı bu yaz keskin bir düşüş yaşadı. Öte yandan, yumuşak hava nedeniyle rüzgardan elektrik üretimi hayal kırıklığı yarattı. Bu da doğal gaz talebini artırdı. Ancak Rusya ve diğer bölgelerden gelen gaz arzının kısıtlı olması nedeniyle Avrupa, yaz aylarında normalde yaptığı kadar doğal gaz stokları oluşturamadı. Avrupa gaz stokları yılın bu zamanı için alışılmadık derecede düşük seviyeye inince yaşanan panik havası elektrik fiyatlarını hızla yükseltti.

Demir cevherine fark attı!

S&P Global Platts tarafından yapılan bir analize göre, koklaşabilir taş kömürü, son haftalarda fiyatlarda görülen sert artışın ardından demir cevherini geride bırakarak çelik üreticileri için en pahalı hammadde haline geldi. Bir ton sıcak metal için 1.6 ton demir cevheri ve 0.7 ton sert koklaşabilir taş kömürü gerektiğine dayanarak yapılan hesaplamaya göre, tahmini demir cevheri maliyetinin 150 dolar/ton, koklaşabilir taş kömürü maliyeti ise 350 dolar/ton civarında. Hesaplamada, Platts gösterge IODEX ve HCC FOB Avustralya kullanıldı. Avrupa’daki çelik fabrikaları kok kömürünün demir cevherinden daha pahalı hale geldiğinden yakınırken, Hindistan’daki bazı fabrikalar da koklaşabilir taş kömürünün sıcak metal üretmek için gereken toplam girdi maliyetinin yüzde 60’ından fazlasını oluşturduğu bilgisi veriyor.

Rabobank uyardı: Avrupa’da gaz krizi 1970’ten daha kötü olabilir

Rabobank tarafından hazırlanan raporda Avrupa’da mevcut gaz krizinin 1970’li yıllarda yaşanan petrol şokundan daha büyük olduğu yorumu yapıldı. Kuruluşun değerlendirmesinde kışın soğuk geçmesi halinde stokların eriyebileceği ve piyasanın fiyat artışları ile bu durumu önlemeye çalıştığı ifade edildi. Öte yandan Avrupa’nın en büyük tedarikçisi olan Rus Gazprom, Avrupa’ya ek gaz tedariki sağlayabileceğini açıkladı. Elektrik fiyatlarının arttığı Avrupa’da gübre ve metal fabrikaları, üretimlerini kısmak zorunda kalıyor. Hükümetler de krize çözüm arıyor. İspanya, elektrik vergilerini geçici olarak yüzde 0.5’e düşürülüyor. Enerji şirketleri kârından 2.6 milyar euro tüketicilere kanalize etmeyi hedefl iyor. Yunanistan’da düşük gelirli haneler için tek seferlik bir ödeme ve ayrıca nüfusun yüzde 70’i tarafından kullanılan ilk 300 kilovatsaat için aylık 9 euro sübvansiyon düşünülüyor. İtalya’da faturaları azaltmak için yaz boyunca sisteme 1.2 milyar euro enjekte etti, faturalandırma sistemi değiştirecek. Fransa, vatandaşlarına enerji faturalarını ödemek için 580 milyon euro verecek.

Çin harekete geçti

Çin Ulusal Enerji İdaresi de, kış aylarından konutların ısıtılması için yeterli enerjinin sağlanabilmesini güvence altına almak üzere doğal gaz ve kömür şirketlerinden üretimlerini artırmalarını istedi. Kömür ve doğal gaz üreticileri ile 23-25 Eylül döneminde görüşmeler yapan Enerji İdaresi, petrol ve petrol boru hattı şirketleri de bir araya geldi. Çin’de bir ok bölgede sanayi üretiminin enerji arz yetersizliği nedeniyle sıkıntı çektiği haberleri de geliyor. Halkın Günlüğü gazetesine göre, Lioning eyaletinde enerji yetersizliği azalan rüzgar enerjisinden de kaynaklı olarak dikkat çekici bir düzeye ulaştı.

Teknoloji devleri üretime ara verdi

Apple ve Tesla’nın tedarikçileri de Çin’deki enerji sorunları nedeniyle üretime ara verdiler. iPhone tedarikçilerinden Foxconn’un iştiraki Eson Precision Engineering, Kunshan tesisinde üretime pazar günü ile cuma günü arasında devam edilmeyeceğini duyurdu. Şirket hem Tesla’ya hem de Apple’a parça tedarik ediyor.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.