Connect with us

GÜNDEM

Bütün sorular için EYT rehberi

Emeklilik Yaşa Takılanlar (EYT) için yasal düzenlemenin birkaç gün içinde açıklanması bekleniyor. Düzenleme daha sonra Meclis’e gidecek. Milyonlarca kişiyi yakından ilgilendiren düzenleme konusunda çok sayıda sorunun yanıtı aranıyor. Düzenlemede yaş sınırı olacak mı? EYT maaş hesaplaması nasıl yapılacak? İşverene EYT desteği nedir? EYT ile emekli olan aynı iş yerinde çalışabilir mi, ikinci kez emekli olabilir mi? EYT sonrası işveren zorunlu emekli eder mi? gibi soruların yanıtları “EYT Rehberinde”

Yayınlanma:

|

Emeklilikte yaşa takılanları (EYT) ilgilendiren yasal düzenlemenin ana hatlarının bu hafta açıklanması bekleniyor.

Kamuoyunu duyurulmasının ardından TBMM’ye sunulacak çalışma sonrasında milyonlarca çalışanın iş düzeni etkilenecek. Yasal düzenlemeyle birlikte emekliliğe hak kazanmasına karşın gerekli yaş sınırını karşılamayan yüzbinlerce çalışana emeklilik yolu açılacak.

Düzenleme uzun yıllardır beklenmesine karşın, EYT kapsamında emekli olup işlerine devam etmek isteyenlerin durumu, işverenlerin emeklilik hakkı kazanan personeli çalıştırmaya devam edip etmeyeceği, emekli olup işe dönmek isteyenlerin durumu da belirsizdi ve bunlar da kısa sürede netleşecek.

Emekli olup çalışmaya devam edebilir misiniz? EYT düzenlemesi sonrası tazminatınızı almadan çalışmaya devam edebilir misiniz, EYT düzenlemesinden sonra istifa etmeden emekli olabilir misiniz? gibi çok sayıda sorunun yanıtı merak ediliyordu. NTV düzenleme sonrasında yanıtı aranacak sorular için kapsamlı bir EYT rehberi hazırladı. İşte sorular ve yanıtlarla EYT rehberi. 

EYT NEDİR? 

8 Eylül 1999 tarihine kadar sigortalılık süresini ve prim gününü tamamlayan çalışanlar emekli olabiliyordu. Fakat kanunda yapılan değişiklik ile bu iki kriterin yanına bir de yaş kriteri eklendi. Böylelikle 1999’da yürürlükte olan Sosyal Sigortalar Kanunu’nda yapılan değişiklikle emekli olma yaşı değişti.

Kanundaki değişiklik öncesinde kadınlarda 20 yıl, erkeklerde ise bu değişiklik öncesi 5000 gün prim şartı ve 25 yıl sigortalılık süresi yeterliydi. 5000 gün prim yaklaşık olarak 13.5 yıla denk düşerken 18 yaşında çalışmaya başlayan bir kadın 38, 18 yaşında çalışmaya başlayan bir erkekse 43 yaşında emekli olabiliyordu.

1 Ocak 1972 doğumlu, 1 Temmuz 1994’te ilk kez sigortalı işe başlayan bir erkek işçi, çalışmaya başladığı dönemde yürürlükte olan kanun gereği 5000 prim gününü ve 25 yıl sigortalılık süresini tamamladıktan sonra emekli olabiliyordu. İşçi; 25 yıllık sigortalılık süresini tamamladığı 1 Temmuz 2019 tarihinde, 5000 prim günü ödemesini de tamamlandıysa 47 yaşında emekli olabiliyordu. Fakat 1999 yılında yapılan kanun değişikliğiyle aynı işçi 5750 gün prim ödeme, 55 yaş ve 25 yıl sigortalılık şartlarını yerine getirdiği takdirde emekli olabiliyor. Yıl bazında hesaplanırsa işçinin emekliliği 8 yıl ötelendi 750 gün fazladan prim ödemesi gerekti.

8 Eylül 1999 tarihinde 4447 sayılı Kanun ile birlikte kadınlarda emeklilik yaşı 58, erkeklerde 60 oldu. 2008 yılına gelindiğinde ise ilk kez sigortalı olarak işe başlayacaklar için 5510 sayılı Kanun ile emeklilik yaşı 65’e yükseltildi. Emeklilikte yaşa takılanlar (eyt) ; sigorta başlangıç tarihi 9 Eylül 1999’dan önce olanları ve emekli olmak için gereken prim günü ve sigortalılık süresi şartını sağlamış olsa dahi yaşından dolayı emekli olamayanları kapsar. Kendilerine ” EYT mağduru” diyen kişiler yaşlarından dolayı emekli olamıyor. Rakamlara bakıldığında ise Türkiye’de yaklaşık 6 milyon kişinin EYT’li olarak sayılabilir.
En açık ifadeyle emeklilik sigortası girişi 8 Eylül 1999 tarihinden önce olan kişiler EYT kapsamında yer alıyor. Yaş ve tarihle ilgili son durum yasal düzenlemenin açıklanmasından sonra net haline kavuşacak.

EYT TARTIŞMASI NASIL BAŞLADI? 

EYT sebebiyle emeklilik tarihleri ötelenen kişiler, 1999 yılında yapılan değişikliğin geçmişe dönük uygulamasının kaldırılmasını talep ediyor. Yani 1999 öncesinde çalışmaya başlayanlar, prim gün sayılarını ve sigortalılık sürelerini doldurduklarında yaşlarına bakılmaksızın emekli olmak istiyor. Emeklilik yaşı kaç, sorusunun cevabı kadınlar ve erkekler için farklı olurken sigortalılık süresi, sigortanın yapıldığı tarih ve ödenen prim günü yaşı etkileyen faktörler olarak karşımıza çıkıyor.

EYT EMEKLİLİK ŞARTLARI NEDİR?

– 8 Eylül 1999 tarihinden önce sigorta kaydının bulunması,
– 5000 günlük prim ödemesinin tamamlanması,
– Kadınlar için 20, erkekler için 25 yıl sigortalılık süresinin dolması gerekir. Tüm bu konuların yasal düzenlemenin açıklanması sonrasında kesin halini alması bekleniyor.

EYT MAAŞ HESAPLAMASI NASIL YAPILIR? 

Emeklilikte yaşa takılanlar için maaş hesaplamasında şu 3 dönem önemli;

– 1999 yılı öncesi
– 1999 – 2008 yılları arası
– 2008 yılı sonrası

Bu üç dönemdeki hesaplamalar yapıldıktan sonra emeklilikte yaşa takılanlar için maaş hesaplaması yapılır. Yani emekli maaşı hesaplaması, çalışanın sigortalılık dönemindeki tüm kazançlar dikkate alınarak hesaplanır.

EYT MAAŞ HESABINDA NEYE BAKILIR? 

EYT maaş hesaplaması yapılırken şu kriterler dikkate alınır:

– İşçinin aylık kazancı,
– İşçinin çalıştığı yıl,
– İşçinin yaşının dolmasını beklerken ödediği fazladan prim miktarı,
– Çalışanın çalışma süresine ara verip vermediği,
– Çalışma süreleri, etkenleri göz önüne alınır.

EYT HERKESİ KAPSIYOR MU? 

EYT yasasına tabi olan her çalışan emekli olamayacak. 8 Eylül 1999 tarihinden önce var olan sigortalılık süresi ve prim günü şartı halihazırda geçerlidir. Prim günü ya da sigortalılık süresi eksik olan çalışanlar, bu eksikliklerini tamamladıktan sonra emekli olmak için başvurabilir.Tüm bu konuların yasal düzenlemenin açıklanması sonrasında kesin halini alması bekleniyor ancak hükümetin açıklamaları genel olark geniş bir kitlenin uygulamadan yararlanacağını gösteriyor.

EYT İÇİN KAÇ GÜN LAZIM?

2019 yılında kadınlar için 20 yıllık sigortalılık süresi tamamlandığı için kadın çalışanlar yalnızda prim günü şartını yerine getirerek emekli olabilir. Erkekler içinse 25 yıllık süre bazı sigortalılar için henüz tamamlanmamıştır. 1997, 1998, 1999 yıllarında işe girenler 25 yıllık sürelerini 2022, 2023, 2024 yıllarında tamamlar ve böylelikle emekli olabilir. Emeklilikte yaşa takılanlar arasından sigortalılık süresini en son tamamlayacak erkek ise 8 Eylül 2024’te emekli olabilecek süreye ulaşabilir. Eksik primi tamamlamak için çeşitli formüller bulunur. İşte bu formüllerden biri:

Kısmi emeklilik:

8 Eylül 1999 tarihinden önce sigortalı olan, fakat emeklilikte yaşa takılan biri 3600 gün prim ödeme şartı ile birlikte yaş şartını yerine getirdiği takdirde emekli olabilir. 8 Eylül 1999 tarihinden önce sigortalı olan bir kadın çalışan 50 yaşına geldiyse ve 10 yıllık sigorta primi ödediyse; erkek çalışan ise aynı sigorta primini ödemesi ile birlikte 55 yaşını doldurduysa emekli olabilir.

ASKERLİK BORÇLANMASI EYT’Yİ ETKİLER Mİ?

Evet. Erkekler için askerlik ve emeklilik birbirini etkileyebilir. Eğer askerlik sigorta tarihinden önce yapıldıysa, borçlandığınız gün kadar işe giriş tarihi de geri çekilir. Erkekler askerde geçirdikleri günleri satın alarak prim günlerine ekleyebilir. Fakat yapılan düzenlemeyle askerlik borçlanması EYT kapsamında yer almazsa sigortalı çalışanlar ödedikleri borçlanma tutarını geri alabilir. Ancak askerlik borçlanması ile ilgili henüz netleşen bir durum söz konusu değil.

EYT’DE KIDEM TAZMİNATI KİM ÖDER?

İşveren öder. EYT’liler de mevcut sisteme göre kıdem tazminatı alacak. Emekli olan çalışanlar son işyerindeki çalışma süresi için kıdem tazminatı alacaklar. Her bir çalışma yılı için 30 günlük (brüt) ücreti tutarında kıdem tazminatı verilecek. Kıdem tazminatı tavanını (güncel tavan 15.371 lira) aşan ücrete sahip çalışanlara ise her bir çalışma yılı için tavan tutarı kadar tazminat ödemesi yapılacak. Emekli olacak sayısına göre işverene ek yük getirmemesi için taksitle ödeme gibi uygulamalara gidilmesi de söz konusu olabilir.

Emeklilikte yaşa takılanlar da mevcut sisteme göre kıdem tazminatından yararlanabilir. Çalışanlar son iş yerlerindeki çalışma süreleri için kıdem tazminatı alabilirken, her çalışma yılı için 30 günlük brüt ücret tutarında kıdem tazminatı verilir. Bu noktada emekli olacak kişi sayısı da önemli. İş yerinde emekli olacak kişi sayısı fazlaysa kıdem tazminatlarının taksitle ödenmesi söz konusu olabilir. Bu konuda net bir bilgi de henüz mevcut değil. Çalışmalar sırasında işverenlere EYT yükünün hafifletilmesi için tazminatın taksitle ödenmesi ve düşük faiz fon desteği verilmesi gündeme geldi. Bakanlık bu konuda yaptığı açıklamada, işverenleri rahatlatmak için bu düzenlemelerin yapılacağını söyledi. Yasal düzenlemenin açıklanmasının ardından işverenlere yönelik çalışmanın da açıklanması bekleniyor.

İŞVERENE EYT DESTEĞİ NEDİR? 

Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) ile ilgili düzenleme çalışmaları devam ederken bu noktada hükümetten hem EYT’lileri hem de işverenleri ilgilendiren iki önemli destek açıklaması yapıldı. Bunlardan birincisi tazminatlarla ilgili olurken diğeri ise çalışan emeklilerin primiyle ilgili oldu.

Bilindiği gibi 1475 sayılı Yasa’nın 14. maddesi gereğince emeklilik kıdem tazminatı gerektiren durumlardan birisi. Yasa gereği kıdem tazminatı alabilmek için çalışanların kendi istek ve kusuru dışında işten çıkartılması gerekiyor. Ancak kendi isteği ile ayrılanların kıdem tazminatı alabilmesinin de yolu var. Bunlardan birisi de emeklilik. Yani emeklilik sebebiyle işten ayrılacak birisi kıdem tazminatını alabiliyor. Burada tek şart en az bir yıl çalışmak gerekiyor. Dolayısıyla EYT düzenlemesi sonrasında emeklilik hakkı kazanacak olan sigortalılar işlemleri başlatabilmek için iş yerlerinden ayrılacaklar. Bu yüzden de kıdem tazminatı talep edebilecekler. İşverenler önemli bir sayıda EYT’linin tazminat talebini karşılamakta zorlanacakları gerekçesiyle açıklama yapmışlardı. Hükümet bu noktada işverenlere kıdem tazminatlarını ödemeleri için Kredi Garanti Fonu (KGF) destekli düşük faiz ve uzun vadeli tazminat kredisi için çalışmalara başladı. Bu sayede hem işverenler tazminat yükünü hafifletmiş olacak hem de emekli olacak EYT’liler için bir kıdem tazminatı sorunu yaşanmayacak. EYT’lilerin kıdem tazminatları garanti altına alınmış olacak.
İkinci destek ise yine emekli olacak EYT’lilerin daha sonra çalışmaya devam etmeleriyle ilgili geldi. Bilindiği gibi yasalarımızda emekli olduktan sonra çalışmanın önünde bir engel bulunmuyor. Emekli olan sigortalılar daha sonra Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP) ödenerek herhangi bir iş yerinde çalışabiliyor ya da kendi işlerini yürütebiliyor. Çalıştıkları için de emekli maaşları kesilmiyor. Burada tek istisna kamuda çalışmak. Emekliler kamuda çalışırlarsa emekli maaşları kesiliyor.
Bu noktada emekli olduktan sonra çalışanlar için ödenen primlerde işverenin yükü biraz daha fazla. Çalışanın prim oranı düşerken işverenin ödediği primin oranı yükseliyor. Bu yüzden işverenlere EYT’lileri çalıştırmaları hâlinde 5 puanlık prim desteği de verilecek. Böylece emekli olduktan sonra çalışanlar ile diğer çalışanlar arasındaki prim farkı da ortadan kalkmış olacak. Prim oranları iki grup için şöyle belirleniyor:
Normal çalışan

İşçi SGK primi: Yüzde 14
İşçi işsizlik sigortası primi: Yüzde 1
İşveren SGK primi: Yüzde 15,5
İşveren işsizlik sigortası primi: Yüzde 2
Emekli çalışan

Kısa Vadeli Sigorta Kolları Primi İşveren Payı: Yüzde 2
Sosyal Güvenlik Destek Primi İşveren Payı: Yüzde 22,5
Sosyal Güvenlik Destek Primi İşçi Payı: Yüzde 7,5
Bu tabloya bakıldığında işverenin yüzde 22,5 olan prim yükü 5 puanlık indirim ile yüzde 17,5 olarak belirlenecek ve toplamda oran yüzde 19,5 olacak. Bu iki destek ile ilgili düzenlemenin de EYT yasası ile birlikte devreye girmesi bekleniyor. EYT düzenlemesinin ise aralık ayı sonuna doğru Meclis’e gelmesi bekleniyor. Düzenleme 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olarak çalışmaya başlamış ve prim ödemiş vatandaşları kapsıyor. 1999 yılında getirilen yaş şartı dolayısıyla emeklilikleri gecikmiş olan bu vatandaşlar çıkartılacak düzenleme ile şartları taşımaları hâlinde emeklilik hakkına kavuşacak. Şartları yerine getirmemiş olanlar ise şartları tamamladıklarında emeklilik hakkına kavuşacaklar.

EYT İLE EMEKLİ OLANLAR ÇALIŞMAYA DEVAM EDEBİLİR Mİ? 

Evet. Ancak işveren isterse devam edebilirler. Emeklilik için işçinin istifası durumunda işçi ile işveren arasındaki özel hukuk ilişkisi biter. Yani sözleşme ortadan kalkar. Bu durumda işveren isterse bir bölüm çalışanla devam eder, istemezse devam etmez. Emekli olanların tamamını da istemeleri durumunda çalıştırabilir. Kısaca söz işverenindir. Yönetim hakkını kullanarak istediğini devam ettirir, istediğini ettirme

EYT İÇİN FAZLA MESAİ NASIL HESAP EDİLECEK?

Farklı bir hesap yöntemi yok. Fazla mesai için yürürlükte olan mevzuattan herhangi bir farklılık yok. EYT’li olmak fark ettirmiyor. Fazla mesai düzenlemesinin EYT ile bir ilgisi yok. Fazla mesai yapan da yapmayan da bu değişiklikten eşit şekilde yararlanır.

EYT İÇİN İSTİFA ETMEK Mİ GEREKLİ?

Evet. EYT düzenlemesi sonrasında gerekli sigortalılık ve prim koşullarını yerine getiren kişiler, emekli olmak isterlerse muhakkak “emeklilik sebebiyle istifa” etmek zorundadırlar. İşyeri de işten çıkışı “emeklilik sebebiyle istifa” kodundan SGK’ya bildirmelidir. Hem çalışayım hem de emekli aylığımı aynı anda bağlatayım gibi bir sistem bulunmuyor. Mevzuatta yeri yok böyle bir talebin.

EYT’Lİ İKİNCİ KEZ EMEKLİ OLABİLİR Mİ?

İşten ayrılış nedenlerine bağlı olarak hak kazanabilirler ama tekrar emeklilik nedeniyle kazanamazlar. Yani EYT sebebiyle ayrılıp emekli aylığını bağlatan bir çalışan, tekrar çalışmaya başladığında ikinci kez çalışmaya başladığı andan itibaren en az bir yılı o işyerinde geçirmelidir. Bu koşula bağlı olarak işinden haklı nedenle fesih ile ayrılmış ya da işveren hizmet sözleşmesini geçerli nedenle sonlandırmışsa kıdem tazminatını en son çalıştığı süre üzerinden alır. Ancak çalışanın emekliliği sebep göstererek tekrar o işyerinden kendisinin ayrılması durumunda ikinci kez kıdem tazminatı ödenmez. Emeklilik durumunda sadece bir kez kıdem tazminatı ödenir.

EYT SONRASI İŞE DÖNEBİLİR MİYİM?

Evet. Ancak, işverenle aralarında yaptıkları anlaşmaya bağlıdır. EYT sonrasında işyerinden ayrılıp emekli aylığı bağlatan kişiyle iş yeri arasında özel hukuk ilişkisi sonlanmıştır. Bu nedenle işveren yeni bir ücret önerebilir. Hatta bu ücret daha önce ödenen ücretin altında bile olabilir. Bu durumda işverene herhangi bir yaptırım uygulanamaz. Bu tamamen yeni bir iş ilişkisi olarak algılanacağı için, işçi ile işverenin karşılıklı anlaşmasına bağlıdır.
EYT’Lİ OLUP ÇALIŞANLARIN MAAŞI ARTAR MI?  

Ücretlerinin brüt veya net olarak belirlenmesine göre farklılaşabilir. Eğer mevcut ücreti kıdem tazminatı tavanına yakın olacak şekilde artmışsa emekli aylığı olumlu olarak etkilenir

EYT’Lİ OLUP EMEKLİ OLMADAN ÇALIŞMAYA DEVAM EDENLERİN TAZMİNATI NE OLACAK?  

Eğer son ayrılış tarihinde kıdem tazminatına hak kazandıracak bir neden varsa tüm süre ve son ücret üzerinden, yoksa EYT’li olunduğu tarihteki ücret ve süre üzerinden faiz yürütülerek tazminat ödenir.

EYT HAKKI KAZANIP ÇALIŞMAYA DEVAM EDENLERİN TAZMİNATI DAHA MI YÜKSEK OLUR?

Yukarıdaki iki ihtimale göre değişir. Yani ücret geliri artacaksa, kıdem tazminatı tavanına yakın gelir elde edilecekse tazminat elbette daha yüksek olur.
EYT EKSİK PRİM NASIL HESAPLANIR? 

EYT yasası çıktığında prim ve süre açısından eksikleri olanlar bunları tamamlayarak sisteme girebilecek ve emeklilik hakkı kazanacak. Primini doldurup sigortalılık süresini doldurmayanların beklemesi gerekecek. Düzenleme Eylül 1999 öncesini kapsadığı için Eylül 2024’e kadar tüm EYT’liler sigortalılık süresini doldurmuş olacak. Düzenlemeye bağlı olarak değişecektir. Eğer düzenleme 8 Eylül 1999 öncesinde daha önce var olan kadınlarda 20 erkeklerde 25 yıl sigortalılık süresi ve 5000 prim günü doldurma koşulunu getirirse, EYT mağdurlarının tamamı bu düzenlemeden yararlanır. Ancak sigortalılık süresi ve 5000 prim günü tamamlanmışsa, eğer tamamlanmamışsa, ne zaman bu koşullar yerine getirilirse o gün emekli aylığı için talepte bulunabilirler.
EYT’DE SSK BAĞ-KUR AYRIMI VAR MI?

EYT’nin kapsamı belirlenirken sigorta kolları (SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı) açısından bir ayırım söz konusu olmayacak. Bağ-Kur kapsamında işyeri açan, şirket ortağı olup primini donduranlar bu süreleri canlandırarak prim gün sayısını primlerine ekletebilecek.
EYT’DE BORÇLANMA HAKKI VAR MI? 

Salgınla mücadele döneminde kısa çalışmaya ayrılan, ücretsiz izne çıkarılan çalışanların bir kısmı prim günü eksik olduğu için düzenlemeden gecikmeli yararlanmak durumunda kalabilir. Bu sürelere ilişkin borçlanma hakkı verilmesi söz konusu olabilir. EYT kapsamında emekli olacaklar son işyerlerinden oradaki çalışma süresi için kıdem tazminatı alacak.
EYT DÜZENLEMESİ HANGİ YILI KAPSAYACAK?

Prim günü, sigortalılık süresi dolup da yaşı bekleyenlere yönelik bir düzenleme olacak. Prim gün sayısını doldurduğu halde sigortalılık süresi tamamlanmayanların bu süreyi beklemesi gerekiyor. Düzenleme 8 Eylül 1999 öncesini kapsadığı için 8 Eylül 2024’e kadar bütün EYT’lilerin sigortalılık süresi tamamlanmış olacak. Prim eksiği olanlar da borçlanma yoluyla tamamlayabilir.
EYT KAMU ÇALIŞANLARI İÇİN VAR MI? 

Kamu kurum ve kuruluşlarında da emeklilik için yaş koşulu bulunuyor. Kamuda emeklilik için yaş haddi 65 olup, 15 hizmet yılını dolduranlar 61 yaş şartıyla emekli olabiliyor.
EYT’Lİ OLDUĞU İÇİN İŞVEREN EMEKLİ EDEBİLİR Mİ? 

İş Kanunu’na göre, emeklilik nedeniyle iş sözleşmesini sonlandırma hakkı çalışanın inisiyatifinde bulunuyor. İşverenin bir çalışanı zorla emekli etmesi söz konusu değil. İşveren EYT düzenlemesine göre işçiyi işten çıkaramaz. Kişi EYT’li olduğu için işten çıkarılamaz. Eğer çıkarırsa çalışan iş mahkemesinde dava açabilir. İşyerinin büyüklüğüne göre işe iade davası ve tazminat davaları açı
EYT SONRASI HERKES AYNI EMEKLİ MAAŞI MI ALACAK, EYT SONRASI EMEKLİ MAAŞI NASIL HESAPLANACAK? 

EYT düzenlemesi nasıl çıkarsa çıksın emekli aylığının miktarı kişiye özel olacak. Emekli aylığı hesaplanırken, 2000 öncesi, 2000-2008 arası ve 2008 sonrası hizmetler için ayrı ayrı asgari aylık kuralları uygulanıyor. 2000 öncesindeki hizmetler için emekli aylığında alt sınır, en düşük prime esas kazancın yüzde 70’inden az olamıyor. 2000-2008 döneminde bu oran asgari ücretin yüzde 35’ine düşürüldü. 2008 sonrası dönem için asgari ücretin yüzde 35’i uygulanıyor. Bakmakla yükümlü olunan kişiler varsa aylıkları asgari ücretin yüzde 40’ından az olamıyor. EYT’liler başvuruda bulunduğunda bu üç dönem için ayrı ayrı “tam aylık” hesaplanacak. Daha sonra her bir dönemdeki çalışma süresi toplam prim gününe bölünerek o dönem için “kısmi aylık” tutarı hesaplanıyor. Üç dönemin kısmı aylığı toplanarak emekli aylığı bağlanıyor.
EYT İÇİN BORÇLANMA OLACAK MI? EYT BORÇLANMASI NASIL YAPILACAK?

Salgınla mücadele döneminde Mart 2020’den itibaren kısa çalışma, nisandan itibaren de ücretsiz izin uygulamasına gidilmişti. Uygulama haziran ayı sonuna kadar sürmüştü. Kısa çalışmaya ayrılanlara kısa çalışma ödeneği, ücretsiz izne çıkartılanlara da nakdi ücret desteği verildi. Kısa çalışma uygulaması, ücretsiz izne çıkartılanların bazıları prim günü eksik olduğu için ocakta uygulamaya girecek EYT düzenlemesinden daha geç yararlanmak durumunda kalabilir. Bu nedenle yaşanacak olası gecikmeyi önlemek için bu sürelere borçlanma imkânı verilmesi gerekiyor.
EYT İÇİN BAŞVURU SÜRESİ VAR MI? 

EYT yasasının kapsamı, başvuru şartları, uygulanma şekli teknik çalışmalar sonrası netleşecek. Tarih, prim, yıl, tazminat, aylık bağlama işlemleri gibi ayrıntılar da yasal düzenleme Meclis’e geldiğinde kamuoyu ile paylaşılacak. Başvuru için verilecek süreyi de aynı şekilde değerlendirmek gerekir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Piyasalar soluklandı: Zayıf istihdam Fed korkusunu törpüledi. Gözler TÜİK’te

Yayınlanma:

|

Yazan:

Jeopolitik riskler, savaşın tedarik zincirlerinde yarattığı kırılmalar ve petrol ile doğalgaz sevkiyatına ilişkin endişelerin körüklediği enflasyon korkusu, risk iştahını baskılarken tahvil faizlerini de yukarı taşımaya devam ediyor. Buna rağmen dün piyasaların bir nebze olsun soluklandığını gördük. Haber akışında Trump yönetiminin 3 Kasım’daki ara seçimler öncesinde savaşın daha fazla büyümesini istemediği dikkat çekerken, makro cephede ise gözler yarın açıklanacak ABD tarım dışı istihdam verisine çevrildi.

Dün açıklanan ve öncü gösterge olarak yakından izlenen özel sektör istihdamı Ocak ayından bu yana en düşük seviyede sonuçlandı. Bu veri, yarın açıklanacak tarım dışı istihdamın da zayıf gelebileceği beklentisini güçlendirdi. Takdir edeceğiniz üzere, hem tam istihdam hem de fiyat istikrarını gözetmekle yükümlü Fed’in, istihdam tarafında belirgin bir zayıflama varken faiz artırımına gitmesi kolay bir tercih olmayacaktır. Piyasaların dün bir miktar rahatlamasının arkasında da büyük ölçüde bu düşüncenin yattığını düşünüyoruz.

Öte yandan, oy hakkına sahip New York Fed Başkanı Williams, enflasyonla ilgili ılımlı açıklamalarda bulundu. Yükselen uzun vadeli faizlerin güçlü ekonomiyi yansıttığını ve faiz kararı öncesinde verileri izlemeye devam edeceğini söylerken, iyimser bir tonda konuştu. Williams, enflasyon üzerindeki başlıca baskıların gümrük vergileri ve Orta Doğu’daki gerilimin yükselttiği enerji fiyatlarından kaynaklandığını belirtti. Buna karşılık, tarifelerin fiyatlar üzerindeki ilk etkilerinin zayıflamasıyla temel enflasyon eğiliminin kademeli olarak aşağı geldiğini, enerji fiyatlarındaki artışın ise şimdilik ekonominin geneline yayılan ikincil bir enflasyon baskısına dönüşmediğini ifade etti.

Williams’ın açıklamaları, zayıf özel sektör istihdam verisi ile birleşince, piyasalardaki faiz artırım korkularını hâliyle bir nebze de olsun törpüledi. Eylül toplantısında 25 baz puanlık faiz artışı ihtimali bir hafta önceki %37 seviyelerinde salınırken, Fed Başkanı Warsh’un Jackson Hole toplantısında şahin bir üslûp takınmasıyla hafta başı %65 seviyesine kadar yükselmişti. Williams’ın dünkü ılımlı açıklamaları ardından Eylül ayına yönelik beklenti %60 seviyesine gerilerken, yıl sonuna kadar olan artırım beklentisi ise 37 baz puanda önemli bir değişim kaydetmedi.

ABD borsaları dün geceyi %0,5 civarında yükselişle tamamlarken, teknoloji cephesinin ağır toplarından Broadcom’un bilançosu büyük teknoloji şirketlerinin yapay zekâ yatırımlarının hız kesmediğini gösterdi. Şirketin üçüncü çeyrekte yapay zekâ çipi gelirleri üç kattan fazla artarak 16,7 milyar dolara ulaşırken, 2027 mali yılı için yapay zekâ çipi gelir tahmini 115 milyar dolara yükseltildi. 2028 yılında ise bu rakamın yaklaşık 230 milyar dolara çıkması bekleniyor. Geçen çeyrekte 30 milyar doları aşan siparişler güçlü talebe işaret ederken, dördüncü çeyrek gelir tahmininin beklentinin hafif altında kalmasıyla Broadcom hisseleri kapanış sonrası işlemlerde yaklaşık %1 geriledi.

Yeni güne başlarken, Asya piyasalarında, son günlerde tarihî seviyelere yükselen tahvil faizlerinin bir miktar geri çekilmesiyle hisse senetleri ve kıymetli metallerde tepki alımları görüldü. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde hafif de olsa artılar göze çarparken, Asya borsalarında ise alımların hız kazandığını görüyoruz. Güney Kore borsası KOSPI %1,5 yükselirken, diğer bölge borsalarında bu kadar kuvvetli olmasa da genele yayılan yeşil renk dikkat çekiyor. ABD 10 yıllık tahvil faizi yaklaşık beş baz puan kadar gerileyerek %4,77 seviyesine çekildi. Hatırlanacağı üzere dün sabah piyasaların kılavuz kargası konumunda 10 yıllık faiz son üç yılın zirvesini test etmişti. Gözlerin üzerine çevrili olduğu Japonya’nın 30 yıllık tahvil faiz bugünkü tahvil ihalesi öncesinde zirveden 10 baz puan kadar geriledi. Dolar endeksi 99,5 civarında seyrederken para birimleri liginde ise EURUSD paritesi 1,16 seviyesinin etrafında salınırken, GBPUSD paritesi ise 1,35 seviyesine toparladı. Japon Yeni ise dolar karşısında son iki günde %1,5 değer kazarak 157,50 seviyelerine geri çekildi.

Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, Hürmüz endişelerine paralel 95,50 dolar seviyelerinde salınmak suretiyle son altı haftanın zirvesine yakın seyretmeye devam ederken, rafineri ürünlerindeki sert artış dikkat çekmeye devam ediyor. Kış ayları öncesinde stok seviyelerine ilişkin soru işaretlerine paralel Avrupa gösterge doğalgaz fiyatları neredeyse son 4 yılın en yüksek seviyesine yaklaşırken, son iki ayda ise %50’den fazla artış kaydetti.

Kıymetli metaller cephesinde ise özellikle hafta başı raporumuzda belirttiğimiz kısa vadeli gümüş grafiğinin hayat bulmaya başladığını görüyoruz. Teknik mânâda Ters Omuz Baş Omuz (TOBO) formasyonunun çalışması için 71 dolar seviyesinin üzerinde kapanış görmemiz gerekiyor. Böyle bir durumda 92 dolar seviyelerini hedefleyeceğiz. Henüz pozisyonu olmayan yatırımcıların mevcut seviyelerden (66 dolar) giriş yaparak 63 dolar altında zarar kes çalıştırması ya da bizim gibi mevcut uzun pozisyonlarını artırmak isteyen yatırımcıların ise 71 dolar seviyesinin geçilmesini (teyit) beklemesinin daha doğru bir karar olacağını düşünüyoruz. TOBO’nun hedef seviyesi 92 dolar olarak görülüyor (bakınız grafik). Önümüzdeki seneyi de kapsayacak şekilde uzun vadeli beklentimiz ise 220 dolar ile değişmedi.

Uzun bir süredir altını çizdiğimiz üzere, Fed’in enflasyonla mücadelede yeteri kadar cesur olamayacağını düşünüyoruz. Doların ABD tarafından âdeta bir ‘silah’ olarak kullanılmasıyla birlikte merkez bankalarının yaktığı işaret fişeğinin ardından, ABD doları ve ABD tahvillerinden uzaklaşma eğiliminin devam etmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Değişen bu düzende altının da doların karşısında alternatif olma hikâyesini koruduğunu düşünüyoruz. Dünyada her bir birim gelire karşı yaklaşık üç birim borcun bulunması da kâğıt ve mürekkep para sistemine (fiat) yönelik sorgulamanın devam edeceğine işaret ediyor. Bu nedenle kıymetli metallerde yüksek volatilite ‘yeni normal’ olmaya aday olsa da, temel hikâyenin çok fazla değişmediği kanaatindeyiz.

Altının ons fiyatı dün 4,282 dolar seviyesine kadar gevşemesinin ardından bu sabah 4,440 dolar seviyesine yükseldi. Teknik bir bakış açısıyla, altında tıpkı gümüşte olduğu üzere daha da yukarı seviyeleri hedeflemek adına 4,640 dolar seviyelerinin üzerinde kapanış görmek isteyeceğiz. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin 78 bin dolar sınırında kalarak Cuma günü açıklanacak ABD istihdam verisini beklemeye başladı. Yukarıda da dile getirdiğimiz üzere, dün açıklanan özel sektör istihdamının beklentiyi karşılayamaması, işgücü piyasasında bir miktar yavaşlama olabileceği düşüncesini güçlendirdi.

Türk mali piyasalarında ise SPK düzenlemesinin ardından hisse senetlerinde hareketli seyrin devam ettiğini görüyoruz. Özellikle isim vermek istemesek de bahse konu portföy yönetim şirketlerinde üst düzey istifalar göze çarparken, fonlarda ve yoğunlaştıkları hisselerde ise ilginç gelişmeler yaşanıyor. Fonlardan yaşanan güçlü çıkışlar likidite baskısı yaratırken, gelişmeleri dikkatli bir şekilde takip ediyoruz. Bu bağlamda Borsa İstanbul 100 endeksi haftanın ilk üç gününde %4 gerilerken, en büyük 30 şirketin işlem gördüğü BIST30 ise %2,7 geriledi. Alternatif piyasalarda ise sakin seyir korunmaya devam ediyor. Şöyle ki, USDTRY kuru bebek adımlarıyla 48,30 seviyesine gelirken, iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %40 seviyesinin hemen altında salınmaya devam ediyor. CDS risk primi 221 baz puanla uzun bir süredir olduğu üzere yatay.

Bugün sabah saatlerinde TÜİK tarafından açıklanacak Ağustos ayı enflasyon verilerini takip edeceğiz. Anketlere göre aylık TÜFE artışının %2,0 civarında gelmesi beklense de, İTO verisi ardından gerçekleşmenin %2 seviyesinin altında kalması ihtimali kuvvet kazandı. Enflasyon verisinin ardından yarın TCMB’nin değerlendirme raporunu takip edeceğiz. Cumhurbaşkanı yardımcısı Cevdet Yılmaz, hazırlıklarda son aşamaya gelindiğini, 2027-2029 dönemi OVP detaylarını 6 Eylül Pazar günü paylaşmayı planladıklarını belirtti. İç talepteki ivme kaybı dün açıklanan otomobil ve hafif ticari araç verileriyle de teyit edildi. ODMD verilerine göre, otomobil ve hafif ticari araç satışları Ağustos ayında geçen yılın aynı ayına göre %20,3 daralarak 81,031 adet olarak gerçekleşti. Enflasyondaki iç talep etkisi her geçen gün daha da azalırken, TCMB’nin 10 Eylül toplantısını pas geçmesini beklerken, ilk faiz hamlesinin Ekim toplantısında geleceğini düşünüyoruz.

Her perşembe olduğu üzere bugün TCMB’nin haftalık verilerini inceleyeceğiz. Yurt dışında ise ABD’de haftalık işsizlik maaşı başvuruları, hizmet PMI ve ISM verileri takip edilebilir.

Gümüş

17884110871a60829c0387aeb0c69bd8a7b3a07fab_1_1200.jpg

Altın

17884110872cf1c9f6e7b803244fcf7f49d93f6872_2_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

GÜNCEL

Piyasalar Jackson Hole’a kilitlendi: Gözler Warsh’ta, kıymetli metaller tetikte

Yayınlanma:

|

Yazan:

Nvidia’nın güçlü bilançosunun ardından dün teknoloji hisselerinde yaşanan coşku, bu sabah yerini daha temkinli bir seyre bıraktı. Nvidia hisseleri dün gece yaklaşık %9 yükselirken, teknoloji hisselerinin işlem gördüğü Nasdaq endeksi geceyi %1,6 yükselişle tamamladı. Lâkin dün yaşanan iyimserliğin bu sabah Pasifiğin diğer yakasına yansımasının sınırlı kaldığını görüyoruz. Gösterge endeks Tokyo borsası ve teknoloji odaklı Tayvan borsası %1 yükselirken, Güney Kore’nin KOSPI endeksi %1 geriledi. ABD borsalarının vadeli endekslerinde ise yatay bir seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Tokyo’da bu sabah açıklanan enflasyon verisi Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) faiz artırabileceği beklentisini desteklerken, piyasaların gözü bugün KKTC saati ile 17.00’de Jackson Hole’da konuşacak Fed Başkanı Kevin Warsh’a çevrildi. Warsh öncesinde Eylül toplantısına yönelik faiz artırımı ihtimali yaklaşık %35 seviyesinde fiyatlanırken, yıl sonuna kadar 25 baz puan artırımına ise kesin gözüyle bakılıyor.

Warsh’un bugüne kadar faizlerin geleceğine ilişkin açık yönlendirme yapmaktan kaçınması (forward guidance) nedeniyle piyasaların asıl aradığı cevap, faiz ne zaman artacak sorusundan ziyade Fed’in hangi şartlarda harekete geçeceği noktasında olacaktır. Jackson Hole konferansı başlarken, Fed cephesinde üç başkanın peş peşe verdiği enflasyon uyarılarının ardından Warsh’un bugün kullanacağı tonun, tahvil faizleri, dolar ve hisse senedi piyasalarının kısa vadeli yönü açısından kritik önem taşayacağını hatırlatmak isteriz.

Kıymetli metaller cephesinde ise altının ons fiyatı Warsh’un konuşması öncesinde hafif de olsa defansa çekilerek 4,600 doların hemen altına geriledi. Teknik bir bakış açısıyla, 5,600 dolar zirvesi ve 3,942 dolar dibi arasında 4,576 dolar seviyesinin önemli bir Fibonacci düzeltme seviyesi olduğunu hatırlatmak isteriz. Bu minvalde haftalık kapanışın 4,576 dolar seviyesi üzerinde olmasını önemseyeceğiz. Öte yandan, son dört haftadır kesintisiz bir şekilde yükselen ve neredeyse son altı gündür 70 dolar seviyesinin hemen kıyısında bekleyen gümüşün ons fiyatı ise bir sonraki hamle için enerji biriktirdiğini düşünüyoruz. 70 dolar seviyesinin üzerinde olası bir kapanışla birlikte, 200 günlük ortalamanın geçtiği 72,35 dolar seviyesinin süratle radar menziline gireceğini düşünüyoruz. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin 80 bin dolar seviyesinin kıyısında beklerken, bir sonraki önemli seviyenin ise 84 bin dolar olacağını düşünüyoruz.

Büyük resimde, Fed’in faiz artırmakta zorlanacağı, ABD’de yaklaşan seçimlerle birlikte Trump’ın giderek topal ördek konumuna düşeceği ve bütçe tavanı tartışmalarının bir noktada hükûmetin yeniden kapanmasına yol açabileceği beklentileri önemli satır başlıkları olarak ön plana çıkıyor. Buna, hızla büyüyen kamu borcu karşısında kâğıt para ve mevcut finansal sisteme yönelik sorgulamanın da devam etmesini eklediğimizde, kıymetli metaller ve Bitcoin açısından ana yönün yukarı olmaya devam edeceğini düşünüyoruz.

Tahvil piyasasında son haftalarda egemen olan sert hareketlerin ardından bu sabah göreceli olarak sakinliğin hâkim olduğunu görüyoruz. ABD’nin 30 yıllık tahvil faizi %5,20, 10 yıllık faizi %4,67 civarında seyrederken, son günlerde bebek adımlarıyla da olsa yukarı yönlü bir seyir izleyen dolar endeksi (DXY) 99 seviyesinde yatay kaldı. Pariteler cephesinde doların son günlerde hafif de olsa toparlanmasıyla birlikte EURUSD paritesi 1,17 seviyelerinden 1,1650 seviyelerine gerilerken, benzer bir şekilde GBPUSD paritesi de 1,37 seviyesindeki direnci test edemeden 1,36 seviyesinin hemen altına geriledi. Japonya’da bu sabah açıklanan enflasyon verileri ardından BoJ’un faiz artırımına gideceğine yönelik beklentilerinin arttığını görüyoruz. Hatırlamak gerekirse, Haziran ayında politika faizini %1’e çıkararak 31 yılın en yüksek seviyesine taşıyan BoJ, Temmuz toplantısını pas geçmişti. Son verilerin ardından 18 Eylül toplantısında faizin %1,25’e yükseltilmesi daha güçlü bir şekilde konuşulmaya başlandı. Küresel piyasalarda bir tarafta Fed’in yeniden faiz artırıp artırmayacağı tartışılırken, diğer tarafta Japonya’nın uzun yıllar süren düşük faiz döneminden çıkışını hızlandırabileceği bir döneme giriliyor.

Jeopolitik cephede ise ABD’nin İran’a yönelik baskısını askerî unsurlardan ziyade ekonomik yaptırımlar üzerinden sürdüreceği yönünde son günlerde artan haber akışının ardından, Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı haftayı %5,5 düşüşle 90 doların altında kapatmaya hazırlanıyor. Katar Başbakanı’nın dün Tahran’da yaptığı görüşmelerde seyrüsefer serbestisinin yeniden sağlanması öne çıkarken, İran da gemi trafiğinin normale dönmesi için talep edeceği koşulları hazırlamayı kabul etti. Haber akışında ayrıca İran ile Umman’ın Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin yönetimi ve gelirlerin paylaşılması konusunda prensipte anlaştığını görüyoruz.

Fiilî deniz trafiğinin ise hâlâ savaş öncesinin oldukça altında olduğunu belirtmek gerekiyor. İran’ın hazırlayacağı şartların ABD tarafından kabul edilip edilmeyeceği belirsizliğini korurken, Katar ve Umman’ın devreye girmesiyle boğazın yeniden açılabileceği beklentisinin güçlenmesi petrol arzına ilişkin risk primini azaltarak fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı yaratıyor.

Türkiye cephesinde ise her hafta perşembe günü olduğu üzere TCMB’nin haftalık verilerini enine boyuna irdeledik. En güncel verilere göre TCMB’nin net yabancı para pozisyonu, altın fiyatlarındaki yükselişin de desteğiyle 54 milyar dolar seviyesine ulaştı. TCMB’nin döviz alımları daha yavaş bir hızda da olsa devam ederken, rezervlerin önemli bir bölümünün altından oluşması nedeniyle fiyat artışının yarattığı değerleme etkisi de toplam rezervleri destekliyor. Mevcut seyir korunursa, savaş öncesi dönemin manşet seviyesi olan 70 milyar doların yakın zamanda yeniden hedef hâline geleceğini düşünüyoruz.

Elbette, tıpkı bir ordunun envanteri gibi TCMB’nin rezervlerinin de güçlü olması büyük önem taşıyor. Rezervlerdeki güçlenmenin devam etmesi, bir taraftan TL’nin istikrarlı seyrini desteklerken, diğer taraftan enflasyon görünümünün de izin vermesi hâlinde TCMB’ye faiz indirimleri açısından daha geniş bir hareket alanı sağlayacağını düşünüyoruz. TCMB’nin politika faizinde ilk indirime Ekim toplantısıyla başlamasını beklerken, haftaya Ağustos ayı enflasyon verilerini takip edeceğiz. BloombergHT’nin anketine göre 3 Eylül’de açıklanacak Ağustos verisinin %1,9 artış kaydetmesi bekleniyor. Bu sonuçla yıllık TÜFE artışı %31,6 seviyesinde olacak.

TCMB verilerinden devam edersek, 21 Ağustos ile sona eren haftada yurtiçi yerleşiklerin DTH hacminin 1,14 milyar dolar artış kaydettiğini görüyoruz. Tüzel kişilerin DTH stokunda son üç haftadır devam eden yükseliş dikkat çekerken, TL’nin toplam mevduat havuzundaki payı %61 seviyelerinin hemen üzerinde kalarak güçlü seyrini korumaya devam ettiğini görüyoruz. Menkul kıymet istatistiklerinde ise yurt dışındaki yerleşiklerin hisse senedi portföyü 0,15 milyar dolar daha artış kaydederken, son haftalarda hisse senetlerine yönelik ilginin ise göze çarpmaya başladığının altını çizmek isteriz.

Bu bağlamda, son dört haftayı yükselişle tamamlayan Borsa İstanbul ana endeksi ayı da %8,30 yükselişle tamamlamaya aday görünüyor. TCMB’nin hafta başında attığı normalleşme adımı sonrasında dün KKTC Merkez Bankası da politika faizini 300 baz puan indirerek %35,50’den %32,50 seviyesine çekti. Piyasa faizleri topyekûn etkilenirken, 2 yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi 100 baz puan kadar gevşedi. Mevduat faizleri ve beraberinde kredi faizlerinde de gevşeme başlarken, USDTRY kuru, otoritenin kontrolünde bebek adımlarıyla yükselişini sürdürerek hafta sonu fonlama etkisinin de yardımıyla pazartesi valörlü işlemlerde 48,24 seviyesine yükseldi. Pariteler cephesinde yaşanan hafif de olsa geri çekilmeye paralel EURTRY kuru 56,00, GBPTRY kuru ise 65,50 seviyelerine doğru gevşerken, yurdum insanının bir numaralı yatırım aracı olan gram altının ise 7,100 TL seviyelerinde salındığını görüyoruz.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

GÜNCEL

Liberal demokrasi neden krizde? Acemoğlu çözümün adresini gösterdi

Yayınlanma:

|

Yazan:

2024 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Daron Acemoğlu, yeni kitabı Hangi Liberal Demokrasi’de son yarım yüzyılda liberal demokrasilerin neden güç kaybettiğini sorguluyor. Acemoğlu’nun temel tezi oldukça çarpıcı: Demokrasi yalnızca seçimlerden, hukukun üstünlüğünden ve bireysel özgürlüklerden ibaret değil. Ekonomik büyümenin nimetleri toplumun geniş kesimlerine ulaşmıyorsa, çalışanlar sistemin dışında kaldığını düşünüyorsa ve teknolojik dönüşüm serveti giderek daha küçük bir kesimde topluyorsa liberal demokrasinin toplumsal zemini de aşınıyor. Çözüm olarak ortaya koyduğu kavram ise “işçi sınıfı liberalizmi”.

Nobel ödüllü iktisatçı Daron Acemoğlu’nun Ağustos 2026’da yayımlanan yeni kitabı Hangi Liberal Demokrasi, aslında bir siyaset kitabı olduğu kadar ekonomi, teknoloji, gelir dağılımı ve çalışma hayatı üzerine de kapsamlı bir tartışma.

Kitabın İngilizce adı What Happened to Liberal Democracy? Remaking a Politics of Shared Prosperity. ABD’de 11 Ağustos 2026’da yayımlanan eser Türkiye’de Doğan Kitap tarafından Hangi Liberal Demokrasi adıyla yayımlandı. Türkçe baskı 488 sayfa ve çevirisi Solina Silahlı’ya ait.

Acemoğlu’nun kitabı şu basit fakat büyük soruyla başlıyor: Liberal demokrasi bir dönem ekonomik ve toplumsal ilerlemenin motorlarından biri olduysa bugün neden geniş toplum kesimlerinin güvenini kaybediyor?

Acemoğlu’nun cevabı, demokrasinin yalnızca siyasi kurumlarına değil, ekonominin nasıl örgütlendiğine bakmamız gerektiği yönünde.

1990’ların büyük iyimserliği neden dağıldı?

1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla dünyada liberal demokrasinin nihai zaferini ilan eden büyük bir iyimserlik ortaya çıkmıştı.

Beklenti şuydu: Piyasa ekonomileri büyüyecek, demokratik rejimler yaygınlaşacak, küreselleşme refah yaratacak, teknolojik gelişmeler insanları özgürleştirecek ve ekonomik büyümeden toplumun hemen her kesimi yararlanacaktı.

Aradan yaklaşık 35 yıl geçti.

Bugünkü tablo ise çok daha farklı. Gelir ve servet eşitsizlikleri arttı. Geleneksel sanayi bölgelerinde iş kayıpları yaşandı. Üniversite mezunlarıyla diğer çalışanlar arasındaki ekonomik ve kültürel mesafe büyüdü. Dijital platformların siyasi ve toplumsal etkisi arttı. Popülist ve otoriter siyasi hareketler güç kazandı.

Acemoğlu tam olarak bu kırılmanın nedenlerini araştırıyor.

Acemoğlu’nun ana tezi: Liberalizm kendi başarısının kurbanı oldu

Kitabın en önemli tezlerinden biri liberalizmin başlangıçta iktidarı sınırlandırmak amacıyla doğduğu, fakat zamanla kendisinin düzenin hâkim ideolojisine dönüşmesidir.

Liberal düşüncenin tarihsel başarısı büyük ölçüde keyfî iktidarın sınırlandırılması, bireysel özgürlüklerin genişletilmesi, bilgi üretiminin serbestleşmesi ve demokratik katılımın artması üzerinden gerçekleşti.

Ancak Acemoğlu’na göre liberalizm iktidara meydan okuyan bir düşünce olmaktan çıkıp mevcut düzenin taşıyıcısı haline geldiğinde yeni sorunlara yeterince cevap veremedi.

Özellikle sanayi sonrası ekonomiye geçiş bu kırılmayı hızlandırdı.

Üç büyük vaat yerine getirilmedi

Acemoğlu liberal demokrasinin başarısını üç temel vaat üzerinden değerlendiriyor: Ortak refah, demokratik yönetim ve bilgiye özgür erişim.

Kitabın ana fikri açısından kritik nokta burada. Liberal demokrasi bu vaatleri gerçekleştirdiği dönemlerde güçlendi. Fakat son birkaç on yılda özellikle ortak refah konusunda ciddi biçimde başarısız oldu.

Ekonomi büyüse bile büyümenin kazançlarının toplum içinde nasıl dağıldığı giderek daha önemli hale geldi.

Dolayısıyla Acemoğlu’nun yaklaşımını tek cümleye indirgersek: Büyüme tek başına yetmez; büyümenin kimlere ulaştığı demokrasinin geleceğini belirler.

Bu nedenle gelir dağılımı Acemoğlu açısından yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda demokratik sistemin sürdürülebilirliğiyle ilgili siyasi bir meseledir.

Çalışan kesim neden sistemden uzaklaştı?

Kitabın en dikkat çekici taraflarından biri liberalizmin krizini yalnızca aşırı sağın, popülizmin veya otoriter liderlerin yükselişi üzerinden açıklamaması.

Acemoğlu daha derine bakıyor.

Sorusu şu: İnsanlar neden bu hareketlere yönelmeye başladı?

Sanayisizleşme, fabrikaların kapanması, üretimin başka ülkelere kayması, sendikaların zayıflaması, ücretlerin verimlilik artışının gerisinde kalması ve kaliteli işlerin azalması toplumun önemli kesimlerinde ekonomik güvensizlik yarattı.

Buna üniversite eğitimli profesyonel sınıflarla diğer çalışan kesimler arasında giderek büyüyen kültürel mesafe de eklendi.

Acemoğlu’na göre eğitimli elitlerin siyasi ağırlığının artması ve toplumun geri kalanından uzaklaşması, liberalizmin toplumsal tabanının daralmasında rol oynadı.

Teknoloji tarafsız değil

Acemoğlu’nun önceki çalışmalarını takip edenler açısından kitabın teknoloji bölümü özellikle tanıdık. Çünkü Acemoğlu uzun süredir teknolojinin yönünün kendiliğinden oluşmadığını savunuyor.

Teknoloji; insanın yeteneklerini artırmak için de kullanılabilir, insan emeğinin yerine geçmek için de.

Bu ayrım yapay zekâ çağında çok daha kritik hale geliyor. Şirketler yalnızca maliyetleri düşürmek amacıyla otomasyona yöneldiğinde teknoloji çalışanların verimliliğini artırmak yerine onları sistemden dışlayabilir.

Bu durumda teknolojik ilerlemenin ekonomik kazançları sermaye sahipleri ve belirli yüksek nitelikli çalışanlarda yoğunlaşırken geniş çalışan kesimleri kazançtan yeterince pay alamayabilir.

Acemoğlu bu nedenle teknolojinin yönünün demokratik toplumların tartışması gereken bir tercih olduğunu düşünüyor. Michael Sandel de kitaba ilişkin değerlendirmesinde Acemoğlu’nun yeni teknolojilerin yönünün “doğanın bir gerçeği” değil, demokratik vatandaşların vereceği bir karar olduğu tezini özellikle vurguluyor.

Dijital çağ demokrasiyi neden zorladı?

İnternetin ilk dönemlerinde dijital teknolojilerin bilgiyi demokratikleştireceği düşünülüyordu.

Fakat ortaya çok daha karmaşık bir tablo çıktı. Sosyal medya platformları insanların bilgiye ulaşmasını kolaylaştırırken yanlış bilginin yayılmasını, kutuplaşmayı ve algoritmaların insanların ne göreceğini belirlemesini de beraberinde getirdi.

Böylece bilgiye erişim özgürlüğü paradoksal biçimde bilgi ortamının parçalanmasına yol açtı.

Acemoğlu liberalizmin dijital teknolojilerin yarattığı ekonomik ve toplumsal dönüşüme yeterince cevap veremediğini düşünüyor. Kitabın içeriğinde “Algoritmalar Çağında Liberalizm” başlığının bulunması da teknolojinin tartışmanın merkezindeki yerini gösteriyor.

Çözüm: “İşçi sınıfı liberalizmi”

Kitabın en fazla tartışma yaratacak kavramı kuşkusuz working-class liberalism, yani “işçi sınıfı liberalizmi”. Thomas Piketty de kitabı özellikle bu yönüyle öne çıkarıyor ve Acemoğlu’nun Roosevelt dönemini hatırlatan bir işçi sınıfı liberalizminin yeniden kurulması için güçlü bir tez ortaya koyduğunu belirtiyor.

Peki bu kavram ne anlama geliyor?

Acemoğlu’nun önerisi klasik anlamda devletçi bir ekonomik modele dönüş değil. Serbest piyasanın tamamen terk edilmesini de savunmuyor.  Asıl önerisi, liberalizmin ekonomik ve siyasi merkezinin yeniden geniş çalışan kesimlere yönelmesi.

Acemoğlu bunu bir söyleşisinde oldukça açık biçimde tarif ediyor: Bireysel özgürlük korunmalı ancak insanların değerleri yukarıdan bastırılmamalı; sosyal mühendislikten kaçınılmalı; kaliteli işler ve ortak refah öncelik haline getirilmeli ve yerel topluluklar yeniden güçlendirilmelidir.

Acemoğlu’nun reçetesinin temel taşları

Kitaptan çıkan yeni liberalizm modelini birkaç temel başlık altında toplamak mümkün:

Ortak refah: Ekonomik büyümenin kazançları toplumun geniş kesimlerine yayılmalı.

Kaliteli istihdam: Ekonomi yalnızca GSYH veya şirket kârları üzerinden değil, yarattığı kaliteli işler üzerinden de değerlendirilmelidir.

Çalışanın güçlendirilmesi: Teknoloji çalışanı gereksiz hale getiren değil, çalışanların yeteneklerini ve üretkenliğini artıran yönde geliştirilmelidir.

Yerel topluluklar: Siyaset ve karar alma mekanizmalarının yalnızca merkezi kurumlarda yoğunlaşması yerine yerel toplulukların güçlendirilmesi gerekir.

Çoğulculuk: Farklı yaşam tarzları ve değerlerin bir arada yaşayabileceği toplumsal alan korunmalıdır.

Elit sosyal mühendislikten kaçınma: Eğitimli elitlerin kendi kültürel değerlerini toplumun tamamına yukarıdan empoze etmeye çalışması liberalizme duyulan tepkiyi büyütebilir.

Demokratik teknoloji politikası: Yapay zekâ ve otomasyonun yönü yalnızca teknoloji şirketlerinin kararlarına bırakılamayacak kadar önemlidir.

Roosevelt modeli neden önemli?

Piketty’nin kitabı değerlendirirken Franklin D. Roosevelt dönemine gönderme yapması tesadüf değil.

1930’ların Büyük Buhranı sonrasında ABD’de uygulanan New Deal politikaları kapitalizmi ortadan kaldırmak yerine sistemin toplumsal meşruiyetini yeniden kurmaya çalışmıştı. Çalışanların pazarlık gücünün artırılması, sosyal güvenlik sistemlerinin oluşturulması, kamu yatırımları ve finans sektörünün düzenlenmesi bu dönüşümün parçalarıydı.

Acemoğlu’nun “işçi sınıfı liberalizmi” önerisinin mantığında benzer bir yaklaşım bulunuyor: Kapitalizmi kaldırmak yerine ekonomik sistemin ürettiği refahın daha geniş kesimler tarafından paylaşılmasını sağlamak.

Bu açıdan kitapta ekonomi ile demokrasi arasında çok güçlü bir bağ kuruluyor.

Demokrasi sandıktan ibaret değil

Kitabın Bankavitrini açısından belki de en önemli ekonomik mesajı burada ortaya çıkıyor.

Bir ülkede seçimlerin yapılması tek başına güçlü bir demokratik düzen yaratmaya yetmeyebilir. Eğer orta sınıf küçülüyorsa, çalışanların reel gelirleri uzun süre geriliyorsa, servet giderek dar bir kesimde yoğunlaşıyorsa ve gençler ebeveynlerinden daha iyi yaşayacaklarına inanmıyorsa demokratik kurumlara güven de aşınabilir.

Başka bir ifadeyle: Ekonomik dışlanma zamanla siyasi dışlanma hissine dönüşebilir.

Bu nedenle gelir dağılımı politikası aynı zamanda demokrasi politikasıdır.

Türkiye açısından neden önemli?

Asaf Savaş Akat’ın Türkçe baskıya ilişkin değerlendirmesinde dikkat çektiği nokta da tam olarak burası. Akat, Acemoğlu’nun sorumlu aydınlarla çalışan kesimler arasında üretken bir işbirliği ve dayanışma modeli önerdiğini, bunun özellikle kurumsal gelişmesinde sorun yaşayan Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından önemli olduğunu vurguluyor.

Türkiye açısından kitabın tartışmaya açtığı sorular oldukça güncel:

Ekonomik büyümeden toplumun hangi kesimleri pay alıyor?

Orta sınıf neden zayıflıyor?

Ücretlilerin milli gelirden aldığı pay nasıl değişiyor?

Teknolojik dönüşüm çalışanların verimliliğini mi artırıyor, yoksa istihdamı mı azaltıyor?

Gençlerin kaliteli işe ulaşma imkânları neden daralıyor?

Yerel yönetimler ve sivil toplum yeterince güçlü mü?

Ekonomik kararların alınmasında toplumun farklı kesimleri ne kadar söz sahibi?

Bu soruların cevapları yalnızca ekonomi politikasının değil, demokratik kurumların geleceğinin de belirleyicisi olabilir.

Neoliberalizme eleştiri, liberalizme veda değil

Kitabın önemli bir ayrımını da yapmak gerekiyor.

Acemoğlu liberalizmin başarısız olduğunu söyleyerek otoriter veya anti-demokratik sistemlere yönelmeyi önermiyor. Tam tersine liberal demokrasinin tarih boyunca olağanüstü ilerlemeler sağladığını savunuyor. Sorun liberal demokrasinin kendisinden çok, son birkaç on yılda geçirdiği dönüşüm.

Bu nedenle Acemoğlu’nun önerisi: “Liberalizmi terk edelim” değil, “liberalizmin toplumsal sözleşmesini yeniden kuralım.”

Bu ayrım kitabın belki de en önemli mesajı.

Yapay zekâ çağının büyük sorusu

Kitabın yayımlandığı dönem de ayrıca anlamlı. Dünya yeni bir teknolojik devrimin başlangıcında. Yapay zekâ üretkenliği olağanüstü artırabilir.

Ancak aynı teknoloji milyonlarca beyaz yakalı işi dönüştürebilir veya ortadan kaldırabilir.

Dolayısıyla önümüzdeki yılların en önemli ekonomi politikası sorularından biri şu olacak: Yapay zekânın yaratacağı ekonomik değer kime gidecek? Sadece teknoloji şirketlerine ve sermaye sahiplerine mi?

Yoksa çalışanların ücretlerine, daha kısa çalışma sürelerine, daha kaliteli işlere ve toplumun genel refahına mı dönüşecek? Acemoğlu açısından bu sorunun cevabı yalnızca gelir dağılımını değil, liberal demokrasinin geleceğini de belirleyebilir.

Sonuç: Demokrasi için yeniden güçlü bir orta sınıf

Hangi Liberal Demokrasi, klasik anlamda bir ekonomi kitabından daha fazlası.

Acemoğlu ekonomi, siyaset, teknoloji ve sosyolojiyi aynı sorunun çevresinde birleştiriyor: Bir siyasi sistem ekonomik olarak toplumun geniş kesimlerini dışarıda bırakarak ne kadar süre meşruiyetini koruyabilir?

Kitabın verdiği cevap oldukça açık: Uzun süre koruyamaz.

Liberal demokrasi yalnızca bireysel hakları ve seçimleri korumakla yetinemez. İnsanlara ekonomik güvenlik, kaliteli istihdam, yükselme imkânı ve geleceğe ilişkin umut da sunmak zorunda.

Bu nedenle Acemoğlu’nun “işçi sınıfı liberalizmi” aslında bir ekonomik modelden daha fazlasını ifade ediyor. Yeni bir toplumsal sözleşme öneriyor.

Sermaye ile emeğin, teknoloji ile insanın, elitlerle çalışan kesimlerin ve merkezi yönetimlerle yerel toplulukların arasındaki güç dengesinin yeniden kurulmasını savunuyor.

Ve kitabın ekonomi dünyasına bıraktığı en güçlü soru belki de şu: Bir ekonomi büyürken çalışanların büyük bölümü kendisini fakirleşmiş hissediyorsa, gerçekten başarılı sayılabilir mi?

Acemoğlu’nun cevabı “hayır”a oldukça yakın.

Çünkü ortak refah olmadan güçlü orta sınıf; güçlü orta sınıf olmadan toplumsal güven; toplumsal güven olmadan da sürdürülebilir liberal demokrasi kurmak giderek zorlaşıyor.

Bankavitrini.com – Kitap / Ekonomi / Demokrasi

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.