Connect with us

GÜNDEM

Bütün sorular için EYT rehberi

Emeklilik Yaşa Takılanlar (EYT) için yasal düzenlemenin birkaç gün içinde açıklanması bekleniyor. Düzenleme daha sonra Meclis’e gidecek. Milyonlarca kişiyi yakından ilgilendiren düzenleme konusunda çok sayıda sorunun yanıtı aranıyor. Düzenlemede yaş sınırı olacak mı? EYT maaş hesaplaması nasıl yapılacak? İşverene EYT desteği nedir? EYT ile emekli olan aynı iş yerinde çalışabilir mi, ikinci kez emekli olabilir mi? EYT sonrası işveren zorunlu emekli eder mi? gibi soruların yanıtları “EYT Rehberinde”

Yayınlanma:

|

Emeklilikte yaşa takılanları (EYT) ilgilendiren yasal düzenlemenin ana hatlarının bu hafta açıklanması bekleniyor.

Kamuoyunu duyurulmasının ardından TBMM’ye sunulacak çalışma sonrasında milyonlarca çalışanın iş düzeni etkilenecek. Yasal düzenlemeyle birlikte emekliliğe hak kazanmasına karşın gerekli yaş sınırını karşılamayan yüzbinlerce çalışana emeklilik yolu açılacak.

Düzenleme uzun yıllardır beklenmesine karşın, EYT kapsamında emekli olup işlerine devam etmek isteyenlerin durumu, işverenlerin emeklilik hakkı kazanan personeli çalıştırmaya devam edip etmeyeceği, emekli olup işe dönmek isteyenlerin durumu da belirsizdi ve bunlar da kısa sürede netleşecek.

Emekli olup çalışmaya devam edebilir misiniz? EYT düzenlemesi sonrası tazminatınızı almadan çalışmaya devam edebilir misiniz, EYT düzenlemesinden sonra istifa etmeden emekli olabilir misiniz? gibi çok sayıda sorunun yanıtı merak ediliyordu. NTV düzenleme sonrasında yanıtı aranacak sorular için kapsamlı bir EYT rehberi hazırladı. İşte sorular ve yanıtlarla EYT rehberi. 

EYT NEDİR? 

8 Eylül 1999 tarihine kadar sigortalılık süresini ve prim gününü tamamlayan çalışanlar emekli olabiliyordu. Fakat kanunda yapılan değişiklik ile bu iki kriterin yanına bir de yaş kriteri eklendi. Böylelikle 1999’da yürürlükte olan Sosyal Sigortalar Kanunu’nda yapılan değişiklikle emekli olma yaşı değişti.

Kanundaki değişiklik öncesinde kadınlarda 20 yıl, erkeklerde ise bu değişiklik öncesi 5000 gün prim şartı ve 25 yıl sigortalılık süresi yeterliydi. 5000 gün prim yaklaşık olarak 13.5 yıla denk düşerken 18 yaşında çalışmaya başlayan bir kadın 38, 18 yaşında çalışmaya başlayan bir erkekse 43 yaşında emekli olabiliyordu.

1 Ocak 1972 doğumlu, 1 Temmuz 1994’te ilk kez sigortalı işe başlayan bir erkek işçi, çalışmaya başladığı dönemde yürürlükte olan kanun gereği 5000 prim gününü ve 25 yıl sigortalılık süresini tamamladıktan sonra emekli olabiliyordu. İşçi; 25 yıllık sigortalılık süresini tamamladığı 1 Temmuz 2019 tarihinde, 5000 prim günü ödemesini de tamamlandıysa 47 yaşında emekli olabiliyordu. Fakat 1999 yılında yapılan kanun değişikliğiyle aynı işçi 5750 gün prim ödeme, 55 yaş ve 25 yıl sigortalılık şartlarını yerine getirdiği takdirde emekli olabiliyor. Yıl bazında hesaplanırsa işçinin emekliliği 8 yıl ötelendi 750 gün fazladan prim ödemesi gerekti.

8 Eylül 1999 tarihinde 4447 sayılı Kanun ile birlikte kadınlarda emeklilik yaşı 58, erkeklerde 60 oldu. 2008 yılına gelindiğinde ise ilk kez sigortalı olarak işe başlayacaklar için 5510 sayılı Kanun ile emeklilik yaşı 65’e yükseltildi. Emeklilikte yaşa takılanlar (eyt) ; sigorta başlangıç tarihi 9 Eylül 1999’dan önce olanları ve emekli olmak için gereken prim günü ve sigortalılık süresi şartını sağlamış olsa dahi yaşından dolayı emekli olamayanları kapsar. Kendilerine ” EYT mağduru” diyen kişiler yaşlarından dolayı emekli olamıyor. Rakamlara bakıldığında ise Türkiye’de yaklaşık 6 milyon kişinin EYT’li olarak sayılabilir.
En açık ifadeyle emeklilik sigortası girişi 8 Eylül 1999 tarihinden önce olan kişiler EYT kapsamında yer alıyor. Yaş ve tarihle ilgili son durum yasal düzenlemenin açıklanmasından sonra net haline kavuşacak.

EYT TARTIŞMASI NASIL BAŞLADI? 

EYT sebebiyle emeklilik tarihleri ötelenen kişiler, 1999 yılında yapılan değişikliğin geçmişe dönük uygulamasının kaldırılmasını talep ediyor. Yani 1999 öncesinde çalışmaya başlayanlar, prim gün sayılarını ve sigortalılık sürelerini doldurduklarında yaşlarına bakılmaksızın emekli olmak istiyor. Emeklilik yaşı kaç, sorusunun cevabı kadınlar ve erkekler için farklı olurken sigortalılık süresi, sigortanın yapıldığı tarih ve ödenen prim günü yaşı etkileyen faktörler olarak karşımıza çıkıyor.

EYT EMEKLİLİK ŞARTLARI NEDİR?

– 8 Eylül 1999 tarihinden önce sigorta kaydının bulunması,
– 5000 günlük prim ödemesinin tamamlanması,
– Kadınlar için 20, erkekler için 25 yıl sigortalılık süresinin dolması gerekir. Tüm bu konuların yasal düzenlemenin açıklanması sonrasında kesin halini alması bekleniyor.

EYT MAAŞ HESAPLAMASI NASIL YAPILIR? 

Emeklilikte yaşa takılanlar için maaş hesaplamasında şu 3 dönem önemli;

– 1999 yılı öncesi
– 1999 – 2008 yılları arası
– 2008 yılı sonrası

Bu üç dönemdeki hesaplamalar yapıldıktan sonra emeklilikte yaşa takılanlar için maaş hesaplaması yapılır. Yani emekli maaşı hesaplaması, çalışanın sigortalılık dönemindeki tüm kazançlar dikkate alınarak hesaplanır.

EYT MAAŞ HESABINDA NEYE BAKILIR? 

EYT maaş hesaplaması yapılırken şu kriterler dikkate alınır:

– İşçinin aylık kazancı,
– İşçinin çalıştığı yıl,
– İşçinin yaşının dolmasını beklerken ödediği fazladan prim miktarı,
– Çalışanın çalışma süresine ara verip vermediği,
– Çalışma süreleri, etkenleri göz önüne alınır.

EYT HERKESİ KAPSIYOR MU? 

EYT yasasına tabi olan her çalışan emekli olamayacak. 8 Eylül 1999 tarihinden önce var olan sigortalılık süresi ve prim günü şartı halihazırda geçerlidir. Prim günü ya da sigortalılık süresi eksik olan çalışanlar, bu eksikliklerini tamamladıktan sonra emekli olmak için başvurabilir.Tüm bu konuların yasal düzenlemenin açıklanması sonrasında kesin halini alması bekleniyor ancak hükümetin açıklamaları genel olark geniş bir kitlenin uygulamadan yararlanacağını gösteriyor.

EYT İÇİN KAÇ GÜN LAZIM?

2019 yılında kadınlar için 20 yıllık sigortalılık süresi tamamlandığı için kadın çalışanlar yalnızda prim günü şartını yerine getirerek emekli olabilir. Erkekler içinse 25 yıllık süre bazı sigortalılar için henüz tamamlanmamıştır. 1997, 1998, 1999 yıllarında işe girenler 25 yıllık sürelerini 2022, 2023, 2024 yıllarında tamamlar ve böylelikle emekli olabilir. Emeklilikte yaşa takılanlar arasından sigortalılık süresini en son tamamlayacak erkek ise 8 Eylül 2024’te emekli olabilecek süreye ulaşabilir. Eksik primi tamamlamak için çeşitli formüller bulunur. İşte bu formüllerden biri:

Kısmi emeklilik:

8 Eylül 1999 tarihinden önce sigortalı olan, fakat emeklilikte yaşa takılan biri 3600 gün prim ödeme şartı ile birlikte yaş şartını yerine getirdiği takdirde emekli olabilir. 8 Eylül 1999 tarihinden önce sigortalı olan bir kadın çalışan 50 yaşına geldiyse ve 10 yıllık sigorta primi ödediyse; erkek çalışan ise aynı sigorta primini ödemesi ile birlikte 55 yaşını doldurduysa emekli olabilir.

ASKERLİK BORÇLANMASI EYT’Yİ ETKİLER Mİ?

Evet. Erkekler için askerlik ve emeklilik birbirini etkileyebilir. Eğer askerlik sigorta tarihinden önce yapıldıysa, borçlandığınız gün kadar işe giriş tarihi de geri çekilir. Erkekler askerde geçirdikleri günleri satın alarak prim günlerine ekleyebilir. Fakat yapılan düzenlemeyle askerlik borçlanması EYT kapsamında yer almazsa sigortalı çalışanlar ödedikleri borçlanma tutarını geri alabilir. Ancak askerlik borçlanması ile ilgili henüz netleşen bir durum söz konusu değil.

EYT’DE KIDEM TAZMİNATI KİM ÖDER?

İşveren öder. EYT’liler de mevcut sisteme göre kıdem tazminatı alacak. Emekli olan çalışanlar son işyerindeki çalışma süresi için kıdem tazminatı alacaklar. Her bir çalışma yılı için 30 günlük (brüt) ücreti tutarında kıdem tazminatı verilecek. Kıdem tazminatı tavanını (güncel tavan 15.371 lira) aşan ücrete sahip çalışanlara ise her bir çalışma yılı için tavan tutarı kadar tazminat ödemesi yapılacak. Emekli olacak sayısına göre işverene ek yük getirmemesi için taksitle ödeme gibi uygulamalara gidilmesi de söz konusu olabilir.

Emeklilikte yaşa takılanlar da mevcut sisteme göre kıdem tazminatından yararlanabilir. Çalışanlar son iş yerlerindeki çalışma süreleri için kıdem tazminatı alabilirken, her çalışma yılı için 30 günlük brüt ücret tutarında kıdem tazminatı verilir. Bu noktada emekli olacak kişi sayısı da önemli. İş yerinde emekli olacak kişi sayısı fazlaysa kıdem tazminatlarının taksitle ödenmesi söz konusu olabilir. Bu konuda net bir bilgi de henüz mevcut değil. Çalışmalar sırasında işverenlere EYT yükünün hafifletilmesi için tazminatın taksitle ödenmesi ve düşük faiz fon desteği verilmesi gündeme geldi. Bakanlık bu konuda yaptığı açıklamada, işverenleri rahatlatmak için bu düzenlemelerin yapılacağını söyledi. Yasal düzenlemenin açıklanmasının ardından işverenlere yönelik çalışmanın da açıklanması bekleniyor.

İŞVERENE EYT DESTEĞİ NEDİR? 

Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) ile ilgili düzenleme çalışmaları devam ederken bu noktada hükümetten hem EYT’lileri hem de işverenleri ilgilendiren iki önemli destek açıklaması yapıldı. Bunlardan birincisi tazminatlarla ilgili olurken diğeri ise çalışan emeklilerin primiyle ilgili oldu.

Bilindiği gibi 1475 sayılı Yasa’nın 14. maddesi gereğince emeklilik kıdem tazminatı gerektiren durumlardan birisi. Yasa gereği kıdem tazminatı alabilmek için çalışanların kendi istek ve kusuru dışında işten çıkartılması gerekiyor. Ancak kendi isteği ile ayrılanların kıdem tazminatı alabilmesinin de yolu var. Bunlardan birisi de emeklilik. Yani emeklilik sebebiyle işten ayrılacak birisi kıdem tazminatını alabiliyor. Burada tek şart en az bir yıl çalışmak gerekiyor. Dolayısıyla EYT düzenlemesi sonrasında emeklilik hakkı kazanacak olan sigortalılar işlemleri başlatabilmek için iş yerlerinden ayrılacaklar. Bu yüzden de kıdem tazminatı talep edebilecekler. İşverenler önemli bir sayıda EYT’linin tazminat talebini karşılamakta zorlanacakları gerekçesiyle açıklama yapmışlardı. Hükümet bu noktada işverenlere kıdem tazminatlarını ödemeleri için Kredi Garanti Fonu (KGF) destekli düşük faiz ve uzun vadeli tazminat kredisi için çalışmalara başladı. Bu sayede hem işverenler tazminat yükünü hafifletmiş olacak hem de emekli olacak EYT’liler için bir kıdem tazminatı sorunu yaşanmayacak. EYT’lilerin kıdem tazminatları garanti altına alınmış olacak.
İkinci destek ise yine emekli olacak EYT’lilerin daha sonra çalışmaya devam etmeleriyle ilgili geldi. Bilindiği gibi yasalarımızda emekli olduktan sonra çalışmanın önünde bir engel bulunmuyor. Emekli olan sigortalılar daha sonra Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP) ödenerek herhangi bir iş yerinde çalışabiliyor ya da kendi işlerini yürütebiliyor. Çalıştıkları için de emekli maaşları kesilmiyor. Burada tek istisna kamuda çalışmak. Emekliler kamuda çalışırlarsa emekli maaşları kesiliyor.
Bu noktada emekli olduktan sonra çalışanlar için ödenen primlerde işverenin yükü biraz daha fazla. Çalışanın prim oranı düşerken işverenin ödediği primin oranı yükseliyor. Bu yüzden işverenlere EYT’lileri çalıştırmaları hâlinde 5 puanlık prim desteği de verilecek. Böylece emekli olduktan sonra çalışanlar ile diğer çalışanlar arasındaki prim farkı da ortadan kalkmış olacak. Prim oranları iki grup için şöyle belirleniyor:
Normal çalışan

İşçi SGK primi: Yüzde 14
İşçi işsizlik sigortası primi: Yüzde 1
İşveren SGK primi: Yüzde 15,5
İşveren işsizlik sigortası primi: Yüzde 2
Emekli çalışan

Kısa Vadeli Sigorta Kolları Primi İşveren Payı: Yüzde 2
Sosyal Güvenlik Destek Primi İşveren Payı: Yüzde 22,5
Sosyal Güvenlik Destek Primi İşçi Payı: Yüzde 7,5
Bu tabloya bakıldığında işverenin yüzde 22,5 olan prim yükü 5 puanlık indirim ile yüzde 17,5 olarak belirlenecek ve toplamda oran yüzde 19,5 olacak. Bu iki destek ile ilgili düzenlemenin de EYT yasası ile birlikte devreye girmesi bekleniyor. EYT düzenlemesinin ise aralık ayı sonuna doğru Meclis’e gelmesi bekleniyor. Düzenleme 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olarak çalışmaya başlamış ve prim ödemiş vatandaşları kapsıyor. 1999 yılında getirilen yaş şartı dolayısıyla emeklilikleri gecikmiş olan bu vatandaşlar çıkartılacak düzenleme ile şartları taşımaları hâlinde emeklilik hakkına kavuşacak. Şartları yerine getirmemiş olanlar ise şartları tamamladıklarında emeklilik hakkına kavuşacaklar.

EYT İLE EMEKLİ OLANLAR ÇALIŞMAYA DEVAM EDEBİLİR Mİ? 

Evet. Ancak işveren isterse devam edebilirler. Emeklilik için işçinin istifası durumunda işçi ile işveren arasındaki özel hukuk ilişkisi biter. Yani sözleşme ortadan kalkar. Bu durumda işveren isterse bir bölüm çalışanla devam eder, istemezse devam etmez. Emekli olanların tamamını da istemeleri durumunda çalıştırabilir. Kısaca söz işverenindir. Yönetim hakkını kullanarak istediğini devam ettirir, istediğini ettirme

EYT İÇİN FAZLA MESAİ NASIL HESAP EDİLECEK?

Farklı bir hesap yöntemi yok. Fazla mesai için yürürlükte olan mevzuattan herhangi bir farklılık yok. EYT’li olmak fark ettirmiyor. Fazla mesai düzenlemesinin EYT ile bir ilgisi yok. Fazla mesai yapan da yapmayan da bu değişiklikten eşit şekilde yararlanır.

EYT İÇİN İSTİFA ETMEK Mİ GEREKLİ?

Evet. EYT düzenlemesi sonrasında gerekli sigortalılık ve prim koşullarını yerine getiren kişiler, emekli olmak isterlerse muhakkak “emeklilik sebebiyle istifa” etmek zorundadırlar. İşyeri de işten çıkışı “emeklilik sebebiyle istifa” kodundan SGK’ya bildirmelidir. Hem çalışayım hem de emekli aylığımı aynı anda bağlatayım gibi bir sistem bulunmuyor. Mevzuatta yeri yok böyle bir talebin.

EYT’Lİ İKİNCİ KEZ EMEKLİ OLABİLİR Mİ?

İşten ayrılış nedenlerine bağlı olarak hak kazanabilirler ama tekrar emeklilik nedeniyle kazanamazlar. Yani EYT sebebiyle ayrılıp emekli aylığını bağlatan bir çalışan, tekrar çalışmaya başladığında ikinci kez çalışmaya başladığı andan itibaren en az bir yılı o işyerinde geçirmelidir. Bu koşula bağlı olarak işinden haklı nedenle fesih ile ayrılmış ya da işveren hizmet sözleşmesini geçerli nedenle sonlandırmışsa kıdem tazminatını en son çalıştığı süre üzerinden alır. Ancak çalışanın emekliliği sebep göstererek tekrar o işyerinden kendisinin ayrılması durumunda ikinci kez kıdem tazminatı ödenmez. Emeklilik durumunda sadece bir kez kıdem tazminatı ödenir.

EYT SONRASI İŞE DÖNEBİLİR MİYİM?

Evet. Ancak, işverenle aralarında yaptıkları anlaşmaya bağlıdır. EYT sonrasında işyerinden ayrılıp emekli aylığı bağlatan kişiyle iş yeri arasında özel hukuk ilişkisi sonlanmıştır. Bu nedenle işveren yeni bir ücret önerebilir. Hatta bu ücret daha önce ödenen ücretin altında bile olabilir. Bu durumda işverene herhangi bir yaptırım uygulanamaz. Bu tamamen yeni bir iş ilişkisi olarak algılanacağı için, işçi ile işverenin karşılıklı anlaşmasına bağlıdır.
EYT’Lİ OLUP ÇALIŞANLARIN MAAŞI ARTAR MI?  

Ücretlerinin brüt veya net olarak belirlenmesine göre farklılaşabilir. Eğer mevcut ücreti kıdem tazminatı tavanına yakın olacak şekilde artmışsa emekli aylığı olumlu olarak etkilenir

EYT’Lİ OLUP EMEKLİ OLMADAN ÇALIŞMAYA DEVAM EDENLERİN TAZMİNATI NE OLACAK?  

Eğer son ayrılış tarihinde kıdem tazminatına hak kazandıracak bir neden varsa tüm süre ve son ücret üzerinden, yoksa EYT’li olunduğu tarihteki ücret ve süre üzerinden faiz yürütülerek tazminat ödenir.

EYT HAKKI KAZANIP ÇALIŞMAYA DEVAM EDENLERİN TAZMİNATI DAHA MI YÜKSEK OLUR?

Yukarıdaki iki ihtimale göre değişir. Yani ücret geliri artacaksa, kıdem tazminatı tavanına yakın gelir elde edilecekse tazminat elbette daha yüksek olur.
EYT EKSİK PRİM NASIL HESAPLANIR? 

EYT yasası çıktığında prim ve süre açısından eksikleri olanlar bunları tamamlayarak sisteme girebilecek ve emeklilik hakkı kazanacak. Primini doldurup sigortalılık süresini doldurmayanların beklemesi gerekecek. Düzenleme Eylül 1999 öncesini kapsadığı için Eylül 2024’e kadar tüm EYT’liler sigortalılık süresini doldurmuş olacak. Düzenlemeye bağlı olarak değişecektir. Eğer düzenleme 8 Eylül 1999 öncesinde daha önce var olan kadınlarda 20 erkeklerde 25 yıl sigortalılık süresi ve 5000 prim günü doldurma koşulunu getirirse, EYT mağdurlarının tamamı bu düzenlemeden yararlanır. Ancak sigortalılık süresi ve 5000 prim günü tamamlanmışsa, eğer tamamlanmamışsa, ne zaman bu koşullar yerine getirilirse o gün emekli aylığı için talepte bulunabilirler.
EYT’DE SSK BAĞ-KUR AYRIMI VAR MI?

EYT’nin kapsamı belirlenirken sigorta kolları (SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı) açısından bir ayırım söz konusu olmayacak. Bağ-Kur kapsamında işyeri açan, şirket ortağı olup primini donduranlar bu süreleri canlandırarak prim gün sayısını primlerine ekletebilecek.
EYT’DE BORÇLANMA HAKKI VAR MI? 

Salgınla mücadele döneminde kısa çalışmaya ayrılan, ücretsiz izne çıkarılan çalışanların bir kısmı prim günü eksik olduğu için düzenlemeden gecikmeli yararlanmak durumunda kalabilir. Bu sürelere ilişkin borçlanma hakkı verilmesi söz konusu olabilir. EYT kapsamında emekli olacaklar son işyerlerinden oradaki çalışma süresi için kıdem tazminatı alacak.
EYT DÜZENLEMESİ HANGİ YILI KAPSAYACAK?

Prim günü, sigortalılık süresi dolup da yaşı bekleyenlere yönelik bir düzenleme olacak. Prim gün sayısını doldurduğu halde sigortalılık süresi tamamlanmayanların bu süreyi beklemesi gerekiyor. Düzenleme 8 Eylül 1999 öncesini kapsadığı için 8 Eylül 2024’e kadar bütün EYT’lilerin sigortalılık süresi tamamlanmış olacak. Prim eksiği olanlar da borçlanma yoluyla tamamlayabilir.
EYT KAMU ÇALIŞANLARI İÇİN VAR MI? 

Kamu kurum ve kuruluşlarında da emeklilik için yaş koşulu bulunuyor. Kamuda emeklilik için yaş haddi 65 olup, 15 hizmet yılını dolduranlar 61 yaş şartıyla emekli olabiliyor.
EYT’Lİ OLDUĞU İÇİN İŞVEREN EMEKLİ EDEBİLİR Mİ? 

İş Kanunu’na göre, emeklilik nedeniyle iş sözleşmesini sonlandırma hakkı çalışanın inisiyatifinde bulunuyor. İşverenin bir çalışanı zorla emekli etmesi söz konusu değil. İşveren EYT düzenlemesine göre işçiyi işten çıkaramaz. Kişi EYT’li olduğu için işten çıkarılamaz. Eğer çıkarırsa çalışan iş mahkemesinde dava açabilir. İşyerinin büyüklüğüne göre işe iade davası ve tazminat davaları açı
EYT SONRASI HERKES AYNI EMEKLİ MAAŞI MI ALACAK, EYT SONRASI EMEKLİ MAAŞI NASIL HESAPLANACAK? 

EYT düzenlemesi nasıl çıkarsa çıksın emekli aylığının miktarı kişiye özel olacak. Emekli aylığı hesaplanırken, 2000 öncesi, 2000-2008 arası ve 2008 sonrası hizmetler için ayrı ayrı asgari aylık kuralları uygulanıyor. 2000 öncesindeki hizmetler için emekli aylığında alt sınır, en düşük prime esas kazancın yüzde 70’inden az olamıyor. 2000-2008 döneminde bu oran asgari ücretin yüzde 35’ine düşürüldü. 2008 sonrası dönem için asgari ücretin yüzde 35’i uygulanıyor. Bakmakla yükümlü olunan kişiler varsa aylıkları asgari ücretin yüzde 40’ından az olamıyor. EYT’liler başvuruda bulunduğunda bu üç dönem için ayrı ayrı “tam aylık” hesaplanacak. Daha sonra her bir dönemdeki çalışma süresi toplam prim gününe bölünerek o dönem için “kısmi aylık” tutarı hesaplanıyor. Üç dönemin kısmı aylığı toplanarak emekli aylığı bağlanıyor.
EYT İÇİN BORÇLANMA OLACAK MI? EYT BORÇLANMASI NASIL YAPILACAK?

Salgınla mücadele döneminde Mart 2020’den itibaren kısa çalışma, nisandan itibaren de ücretsiz izin uygulamasına gidilmişti. Uygulama haziran ayı sonuna kadar sürmüştü. Kısa çalışmaya ayrılanlara kısa çalışma ödeneği, ücretsiz izne çıkartılanlara da nakdi ücret desteği verildi. Kısa çalışma uygulaması, ücretsiz izne çıkartılanların bazıları prim günü eksik olduğu için ocakta uygulamaya girecek EYT düzenlemesinden daha geç yararlanmak durumunda kalabilir. Bu nedenle yaşanacak olası gecikmeyi önlemek için bu sürelere borçlanma imkânı verilmesi gerekiyor.
EYT İÇİN BAŞVURU SÜRESİ VAR MI? 

EYT yasasının kapsamı, başvuru şartları, uygulanma şekli teknik çalışmalar sonrası netleşecek. Tarih, prim, yıl, tazminat, aylık bağlama işlemleri gibi ayrıntılar da yasal düzenleme Meclis’e geldiğinde kamuoyu ile paylaşılacak. Başvuru için verilecek süreyi de aynı şekilde değerlendirmek gerekir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE?

Yayınlanma:

|

İspanya, Fransa, İtalya ve Belçika’daki protestolar ne anlatıyor? Türkiye bu tablodan hangi dersleri çıkarmalı?

Erol TAŞDELEN | Bankavitrini.com Ekonomik Analiz

Avrupa sokaklarında yükselen protestolar, yalnızca öğrencilerin eğitim koşullarına, kiracıların konut sorununa ya da çalışanların ücret taleplerine indirgenemez. İspanya’dan Fransa’ya, İtalya’dan Belçika’ya uzanan eylemlerin ortak noktasında daha temel bir soru bulunuyor: Ekonomik büyüme, vatandaşın yaşam standardına ne ölçüde yansıyor?

17 Ekim 2026’da Avrupa’nın farklı ülkelerinde yoğunlaşan gösteriler, hayat pahalılığı, eğitim giderleri, barınma sorunu ve kamu hizmetlerinin niteliği etrafında şekillendi. Ancak bu gösteriler, tek merkezden yönetilen ortak bir Avrupa hareketi değil. Her ülkenin kendi ekonomik ve siyasi dinamikleri var. Ortaklaşan nokta ise özellikle gençlerin geleceğe ilişkin beklentilerinin zayıflaması.

Al Jazeera’nın 17 Ekim tarihli haberinde, farklı ülkelerde yüz binlerce kişinin hayat pahalılığına karşı gösterilere katıldığı bildirildi. Fransa’daki eylemler kitlesel boyutlara ulaşırken Belçika’da eğitim reformları, İtalya’da geçim sıkıntısı ve savaş karşıtı talepler, İspanya’da ise konut krizi öne çıktı.

Bu tablonun ekonomi yönetimleri açısından önemli bir mesajı var: Makroekonomik göstergelerdeki iyileşme, toplumun bütün kesimleri tarafından aynı biçimde hissedilmeyebilir.

İSPANYA: MAAŞ VAR, EV YOK!

İspanya’daki protestoların merkezinde konut krizi bulunuyor. Özellikle büyük şehirlerde yükselen kiralar, genç çalışanların kendi başlarına ev tutmasını giderek zorlaştırıyor.

Madrid’de 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’ın evinden çıkarılması ve sonrasında hayatını kaybetmesi, konut hakkı tartışmalarını yeniden alevlendiren olaylardan biri oldu. Hükümetin kiracıları korumaya yönelik düzenleme girişiminin parlamentoda reddedilmesi de tepkileri artırdı.

Reuters’ın 2 Ekim 2026 tarihli haberine göre, protestocular kira artışlarının sınırlandırılmasını, evden çıkarmalara karşı koruma sağlanmasını ve kısa süreli kiralamaların düzenlenmesini talep ediyor. Tartışmanın diğer tarafında ise düzenlemelerin konut arzını azaltabileceğini savunan kesimler bulunuyor.

İspanya örneği, ekonomik açıdan önemli bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Bir ülkede istihdamın ve ekonomik faaliyetin artması, konut maliyetleri gelirlerden daha hızlı yükseliyorsa, gençlerin bağımsız yaşam kurmasını kolaylaştırmayabilir.

Çalışan bir gencin maaşının büyük bölümünü kiraya ayırması; tasarruf yapmasını, ev sahibi olmasını, tüketim harcamalarını artırmasını ve ekonomik geleceğini planlamasını güçleştiriyor.

Burada mesele yalnızca emlak piyasası değil. Konut maliyetleri, iş gücü hareketliliğini, aile kurma kararlarını, tüketimi ve uzun vadeli tasarrufları da etkiliyor.

İspanya’nın verdiği mesaj açık: Barınma maliyeti, ücret artışlarını geride bırakıyorsa ekonomik büyüme toplumsal refaha dönüşmekte zorlanıyor.

FRANSA: EĞİTİMDEKİ SORUNLAR NASIL TOPLUMSAL TEPKİYE DÖNÜŞTÜ?

Fransa’da gösteriler, okullardaki personel yetersizliği, eğitim koşulları ve kamu hizmetleri konusundaki şikâyetlerle görünür hale geldi. Öğrencilerin başlattığı eylemlere zamanla farklı toplumsal kesimlerden destek geldi.

17 Ekim’deki gösterilerde hayat pahalılığı, yakıt maliyetleri ve ücret talepleri de gündemin parçası oldu. Böylece başlangıçta eğitim odaklı olan tepki, daha geniş bir ekonomik ve toplumsal hoşnutsuzluk alanına yayıldı.

Fransa’daki gösteriler sırasında yağma, kundaklama ve polisle çatışmalar da yaşandı. Barışçıl protesto hakkı ile şiddet eylemleri birbirinden ayrılmalı. Kamu düzenine zarar veren eylemler, gösterilere katılan bütün vatandaşların tutumu olarak değerlendirilemez.

Ekonomik açıdan Fransa örneği, kamu harcamaları tartışmasını öne çıkarıyor.

Devlet bütçe disiplinini sağlamak, borçlanmayı kontrol etmek ve mali dengeleri korumak isteyebilir. Ancak tasarruf politikalarının eğitim, sağlık ve diğer kamu hizmetlerine etkisi, vatandaşların günlük yaşamında hissediliyorsa ekonomik tartışma siyasi ve toplumsal bir soruna dönüşebiliyor.

Burada önemli soru, devletin harcamalarını azaltıp azaltmaması değil; hangi harcamaların, kimleri etkileyerek ve hangi sonuçları doğurarak azaltıldığıdır.

BELÇİKA: BÜTÇE KISITLAMALARI VE EĞİTİME ERİŞİM

Belçika’da gençlerin ve öğrencilerin katıldığı gösterilerde eğitim maliyetleri, yükseköğretime erişim ve eğitim reformları öne çıktı.

Reuters’ın 17 Ekim tarihli haberine göre Brüksel’de yüzlerce genç gösteri yaptı. Eylemler sırasında polisle göstericiler arasında çatışmalar yaşandı. Göstericiler, eğitim maliyetlerinin artması ve bazı reformların üniversiteye erişimi zorlaştırabileceği yönündeki kaygılarını dile getirdi.

Belçika örneği, eğitim harcamalarının yalnızca bugünün bütçe kalemi olmadığını gösteriyor. Eğitim, bir ülkenin gelecekteki üretkenliğini, iş gücü niteliğini ve rekabet gücünü belirleyen temel yatırımlardan biridir.

Eğitimde fırsat eşitliğinin zayıflaması, düşük gelirli ailelerin çocukları açısından daha ağır sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle bütçe kesintilerinin kısa vadeli mali etkileri ile uzun vadeli ekonomik sonuçlarını birlikte değerlendirmek gerekir.

İTALYA: GEÇİM SIKINTISI VE SOSYAL HİZMETLER

İtalya’daki gösterilerde hayat pahalılığı, ücretler, kamu hizmetleri ve savaş karşıtı talepler öne çıktı. Milano ve Bologna gibi kentlerde bazı eylemler polisle çatışmalara dönüştü.

17 Ekim’deki gösterilerin ekonomik arka planında, hanelerin artan fiyatlar karşısında bütçelerini dengeleme güçlüğü bulunuyor. Enflasyonun yavaşlaması ile fiyatların düşmesi aynı şey değil. Fiyat artış hızı gerilese bile daha önce yükselen fiyatlar yüksek seviyelerde kalabiliyor.

Ücret artışları bu birikimli fiyat artışını karşılayamıyorsa, çalışanların satın alma gücü üzerindeki baskı devam ediyor.

Bu noktada yalnızca ortalama ücret artışına bakmak yeterli değil. Ücretlerin kira, enerji, gıda, ulaşım ve sağlık harcamaları karşısındaki durumu da değerlendirilmek zorunda.

İtalya’daki protestoların gösterdiği sorunlardan biri de bu: Vatandaş, ekonomik büyüme rakamlarından önce ay sonunda elinde ne kaldığına bakıyor.

AVRUPA’NIN ORTAK SORUNU: EKONOMİK BÜYÜME İLE HİSSEDİLEN REFAH ARASINDAKİ MAKAS

Dört ülkenin sorunları aynı değil. İspanya’da konut, Fransa’da eğitim ve kamu hizmetleri, Belçika’da eğitim reformları ve bütçe tartışmaları, İtalya’da ise geçim sıkıntısı daha belirgin.

Buna rağmen üç ortak başlık öne çıkıyor:

1. Gelir ile zorunlu harcamalar arasındaki denge bozuluyor.

Ücretler nominal olarak artabilir. Ancak kira, gıda, enerji ve ulaşım harcamaları daha hızlı yükseliyorsa hanelerin satın alma gücü gerileyebilir.

2. Gençlerin geleceğe ilişkin beklentileri zayıflıyor.

Eğitim almanın, iş bulmanın ve düzenli gelir elde etmenin bağımsız bir yaşam kurmaya yetmediği düşüncesi yaygınlaşıyorsa ekonomik sorun, aynı zamanda toplumsal güven sorunu haline geliyor.

3. Kamu bütçesi ile sosyal beklentiler karşı karşıya geliyor.

Hükümetler mali disiplin, borç yönetimi ve bütçe açıklarının kontrolü üzerinde dururken vatandaşlar eğitim, sağlık, konut ve sosyal destek hizmetlerinin korunmasını istiyor.

Eurostat’ın 2025 verilerine göre Avrupa Birliği nüfusunun yüzde 7,7’si, harcanabilir hane gelirinin en az yüzde 40’ını konut giderlerine ayıran hanelerde yaşıyor. Bu oran, Avrupa’da bile konut maliyetlerinin bazı haneler için ne kadar ağır bir yük oluşturduğunu gösteriyor.            (Kaynak: Eurostat – Avrupa’da yaşam koşulları, 2026 verileri. )

SONUÇ: VATANDAŞIN HİSSETMEDİĞİ REFAH, SİYASİ BASKIYA DÖNÜŞEBİLİR

Avrupa’daki gösteriler, ekonomik politikaların toplumsal sonuçlarını yeniden tartışmaya açtı.

Bir ülkede büyüme yaşanabilir, şirketlerin ciroları artabilir, kamu gelirleri yükselebilir ve finansal göstergeler iyileşebilir. Ancak gençler ev bulamıyor, çalışanlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor ve eğitim fırsatlarına erişim giderek pahalılaşıyorsa bu göstergeler toplumsal refahın tamamını anlatmaz.

Bu, ekonomi politikalarının yalnızca kısa vadeli sonuçlarıyla değil, gelir dağılımı, üretim kapasitesi, sosyal hareketlilik ve yaşam maliyetleri üzerindeki etkileriyle de değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Türkiye açısından çıkarılacak ders, Avrupa’daki protestoların aynısının yaşanacağını varsaymak değil; ekonomik programların toplumsal etkilerini zamanında izlemek ve sorunları büyümeden çözmeye çalışmaktır.

Çünkü ekonomik istikrar, yalnızca fiyatların kontrol altına alınmasıyla değil; vatandaşın gelirine güvenmesi, işletmelerin üretimini sürdürebilmesi ve gençlerin geleceğe ilişkin makul beklentiler taşımasıyla da güçlenir.

Ekonominin nihai sınavı, tabloların ne kadar iyi göründüğü değil, vatandaşın hayatında neyin değiştiğidir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist 
Bankavitrini.com – Ekonomik Analiz

Okumaya devam et

GÜNCEL

Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Bir süredir mütemadiyen aynı konuların etrafında dolaştığımız ve kendi kendimizi tekrar ettiğimizin pekâlâ farkındayız. Jeopolitik riskler tüm ağırlığıyla masa üzerinde durmaya devam ederken, emtia fiyatlarının yüksek seyri enflasyonist baskıları artırmaya devam ediyor. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı haftanın son iş gününü 110 dolar seviyesini test ederek tamamladı. Bir başka bakış açısıyla, Brent petrol sene başına göre %81 yükselirken, gümüş ise getiri liginin dibinde yer alarak %20 düştü. Yapay zekâ ve çip sektöründe ise soru işaretleri zihinleri meşgul etmeye devam ediyor. Goldman Sachs’ın hesaplamalarına göre, beş büyük yapay zekâ şirketinin gelecek yıl toplam yatırım harcamalarının 1,2 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Rakamın büyüklüğü bir yana, bu yatırımların ne kadar sürede kendini amorti edeceği sorusu giderek daha fazla önem kazanıyor. Teknoloji hisseleri denince akla gelen Nasdaq endeksi haftanın son iş gününü %2’nin üzerinde düşüşle tamamlarken, son 10 günlük performansı da %6 düşüş yönünde oldu.

Türkiye’de Fon Krizi’nin etkileri sürerken, cuma günü bültenimizde de dile getirdiğimiz MSCI uyarısı hisse senetleri üzerindeki baskıyı artırdı. MSCI, yaz başında yaptığı uyarının dozunu bir kademe daha yükselterek, piyasa şeffaflığı ve sağlıklı işleyiş konusunda atılan adımların yeterli olmadığını ortaya koydu. Türkiye’nin gelişmekte olan ülke statüsünü koruması açısından Haziran 2027 kritik bir tarih olarak karşımıza çıkıyor. Endonezya’da yaşananları da birlikte düşündüğümüzde, piyasaların bu uyarıyı pek hoş karşılamadığını görüyoruz. BIST100 ve BIST30 endeksleri cuma gününü %3 kayıpla tamamlarken, bankacılık endeksi %2 geriledi. CDS risk primi 250 baz puanda yatay seyrederken, iki yıllık gösterge tahvilin bileşik faizi, faiz indirimi beklentilerinin desteğiyle son iki haftada 100 baz puan düşerek %39,40 seviyesine indi. USDTRY kuru ise yeni haftaya 49,54 seviyesinden başlıyor.

MSCI’nın Endonezya’yı gelişmekte olan ülkeler kategorisinden çıkararak doğrudan bağımsız piyasa statüsüne düşürebileceği uyarısının yankıları ise dinmiyor. Cuma günü %12’ye yakın gerileyen Jakarta borsası, bu sabah da %5’in üzerinde düşerek son altı yılın en düşük seviyesine indi. Yılbaşından bu yana kayıplar %43’ü aşarken, yabancı yatırımcıların net satışları 5 milyar dolara yaklaştı. Endonezya’nın MSCI endekslerinden tamamen çıkarılması hâlinde, yalnızca endeksleri takip eden fonlardan 5,6 milyar dolarlık zorunlu satış gelebileceği hesaplanıyor. Ülke para birimi rupiah da tarihî dip seviyelerine yaklaşırken, satış baskısının borsayla sınırlı kalmayıp döviz ve tahvil piyasalarına yayılmasından endişe ediliyor. Türkiye’nin de benzer gerekçelerle MSCI’nın radarında olması, Endonezya’daki gelişmeleri bizim açımızdan daha da önemli kılıyor.

Türkiye cephesinde ise gözler perşembe günü sonuçlanacak TCMB’nin olağan Ekim ayı PPK toplantısına çevrildi. Bir süredir gündemden düşmeyen fon krizinin de etkisiyle ekonomik aktivitedeki yavaşlamanın giderek belirginleştiğini görüyoruz. Otomobil satışlarından kredi kartı harcamalarına kadar pek çok gösterge bu tabloyu desteklerken, hanehalkının borç ödeme kapasitesindeki bozulma da dikkat çekiyor. Aşağıdaki grafikten görüleceği üzere, ihtiyaç kredilerinde takibe dönüşüm oranı %7’ye yaklaşarak rekor kırarken, bireysel kredi kartlarında da bu oran %6 seviyesine yaklaşarak tarihî zirvesine yükseldi. Bir başka deyişle, ihtiyaç kredilerinde mevcut her 100 TL’lik bakiyenin yaklaşık 7 TL’si takipte bulunuyor. Ekonomik aktivitedeki sert yavaşlama ve hanehalkının artan ödeme güçlükleri karşısında TCMB’nin, enerji fiyatlarındaki keskin yükselişe rağmen, politika faizini en az 100 baz puan indirerek %37’den %36’ya çekmesine kesin gözüyle bakıyoruz. Böylece TCMB’nin Aralık 2025’ten bu yana ara verdiği faiz indirimlerine bebek adımlarıyla yeniden başlamasını bekliyoruz.

Cuma günü TCMB’nin açıkladığı iki önemli veri de dikkatimizden kaçmadı. Eylül ayı konut fiyat endeksine göre, konut fiyatları yıllık bazda nominal olarak %22,3 artarken, enflasyondan arındırıldığında reel olarak %5,7 geriledi. Bir başka deyişle, konut fiyatlarındaki artış enflasyonun gerisinde kalmaya devam ederken, bu durum konutun değer artışı açısından yatırım cazibesini sınırlıyor. TCMB’nin yayımladığı Ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi’nin sonuçlarını ise aşağıdaki grafikten takip edebilirsiniz. Biz özellikle enflasyon beklentilerine odaklandık. Yıl sonu TÜFE beklentisi hemen hemen değişmezken, 12 ay sonrasına ilişkin beklentinin 0,19 puan artışla %23,89’a yükselmesi, orta vadeli enflasyon görünümünde sınırlı da olsa bir bozulmaya işaret ediyor. Buna karşılık, 24 ay sonrasına ilişkin beklentinin 0,38 puan gerilemesini daha uzun vadeli görünüm açısından olumlu okuyoruz. TCMB’nin kurun artış hızında yaptığı ince ayara rağmen, yıl sonu USDTRY beklentisi hafif gerileyerek 51,55 seviyesine inerken, 12 ay sonrasına ilişkin beklenti ise 59,26 seviyesine yükseldi.

Avrupa’da hayat pahalılığı, eğitim maliyetleri ve hükûmetlerin ekonomi politikalarına yönelik tepkiler giderek büyüyor. Fransa’da öğrencilerin başlattığı protestolar, sendikaların ve farklı toplumsal kesimlerin katılımıyla hafta sonu ülke çapında kitlesel gösterilere dönüşürken, Paris başta olmak üzere birçok kentte şiddet olayları yaşandı. Yüz binlerce kişinin sokaklara döküldüğü gösterilerde 1,200 kişi gözaltına alınırken, Cumhurbaşkanı Macron yaşanan şiddet olaylarını sert bir dille kınadı. Protestolar Fransa ile sınırlı kalmazken, Belçika ve İtalya’da eğitim ve yaşam maliyetleri, Portekiz’de ise düşük ücretler ve konut krizi nedeniyle halk sokaklara döküldü. Fransa’da zaten kırılgan olan siyasi ve mali dengelere toplumsal huzursuzluğun da eklenmesi, ortak para birimi üzerinde baskı kurarken, EURUSD paritesi 1,1230 seviyesinde işlem görüyor.

Öte yandan, Orta Doğu’da artan gerilimle cuma günü 110 dolar seviyesini test eden Brent petrol, yeni haftaya düşüşle başladı. Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi, piyasaya daha fazla Rus petrol ürünü sunulabileceği düşüncesini güçlendirirken, Brent petrol %1,8 gerileyerek 108 dolar seviyesine indi. Ancak Orta Doğu’da arz güvenliğine ilişkin endişeler dinmiş değil. Ticari gemilere yönelik saldırılar nedeniyle Körfez’den günlük petrol sevkiyatı 20 milyon varilin üzerinden 8,5 milyon varile kadar gerilerken, Mısır’ın Husilere karşı Suudi Arabistan’a destek vermeye hazır olduğunu açıklaması gerilimin daha da yayılabileceğine işaret ediyor.

Küresel piyasalarda yapay zekâ yatırımlarının finansmanına ilişkin endişeler gündemdeki yerini korurken, yeni gün ve hafta başlangıcında Asya borsalarında karmaşık bir seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Geçen haftayı %5,4 kayıpla tamamlayan Japonya’da Nikkei endeksi bu sabah %1 civarında gerilerken, geçen hafta %14’ten fazla düşen Güney Kore borsası KOSPI ise yaralarını sarmaya çalışarak %0,7 yükseliş kaydetti. Çin’de üçüncü çeyrek büyümesinin beklentileri hafif aşarak %4,5’e ulaşması ve perakende satışların tahminlerden iyi gelmesi satış baskısını sınırladı. ABD’de yarı iletken hisselerinin işlem gördüğü Philadelphia Semiconductor endeksinin son 10 günde %16’dan fazla gerilemesi, teknoloji sektöründeki satışların boyutunu gösteriyor. Yatırımcılar, yapay zekâya yapılan devasa yatırımların ne zaman kâra dönüşeceğini sorgularken, bu hafta açıklanacak Meta, Tesla ve önde gelen çip üreticilerinin bilançoları merakla takip edilecek. Elon Musk’ın uçan araba tanıtımıyla ilk etapta yükselişe geçen Tesla hisseleri, kazanımlarını koruyamayarak gün içi zirvesinden %6 geriledi.

Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı yaratırken, ABD ile Ukrayna arasındaki ilişkiler de limonileştiğini görüyoruz. Cuma gecesini sert satışlarla tamamlayan Nasdaq endeksi, bu sabah vadeli işlemlerde %1,3 yükselirken, ABD’nin 10 yıllık gösterge tahvil faizi yeniden %5,05 seviyesine geriledi. Kıymetli metaller de yeni haftaya alıcılı başlarken, ons altın 4,180 dolar, gümüş ise 57,75 dolar seviyesinde işlem görüyor. Petrol fiyatlarındaki gerilemenin enflasyon endişelerini bir miktar hafifletmesi, faiz getirisi olmayan kıymetli metallere destek verdiğinin altını çizmek isteriz. Teknik bir bakış açısıyla önem arz eden 55 dolar seviyesinden uzaklaşan gümüşü biraz daha takip etmek istiyoruz. Yukarıda da değindiğimiz üzere, petrol fiyatlarında kalıcı bir geri çekilme olmadan kıymetli metallerin kalıcı bir yükselişe geçmesi zor görünüyor.

Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi Fed’in faiz politikasına ilişkin beklentilerde de dikkat çekici bir değişime neden oldu. Geçen hafta %50’ye kadar yükselen ekim ayında faiz artırımı ihtimali %16’ya kadar gerilerken, aralık ayında faiz artırımı ihtimali ise hâlen %92 seviyesinde bulunuyor. Gözler 28 Ekim tarihinde sonuçlanacak Fed toplantısına ve ertesi gün açıklanacak Fed’in favori enflasyon göstergesi olarak yakından takip ettiği PCE verisine çevrilmiş durumda. Siyasi cephede ise Brezilya ve İsrail seçimlerine geri sayım devam ederken, ABD’de 3 Kasım’da düzenlenecek ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin iki kanadı birden kaybetme riskinin oldukça arttığını söylememiz gerekiyor.

TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi

17923851289ea310271c16b1d4d2891df98b8491dd_1_1200.jpg
 
İhtiyaç Kredilerinde ve Kredi Kartlarında Takibe Dönüşüm Oranı

17923851297c4c3356427a1eaef2d11a6e750e9cf4_2_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.