Connect with us

GÜNCEL

BYD Manisa yatırımını askıya aldı: Teşvikler ne olacak?

Yayınlanma:

|

Haber analiz raporu: BYD’nin Manisa yatırımı neden askıya alındı?

Özet: BYD Türkiye yatırımından resmen “vazgeçtiğini” değil, Manisa’daki fabrika projesini askıya aldığını açıkladı. Reuters’a konuşan BYD Başkan Yardımcısı Stella Li, Manisa’da inşaata başlanmadığını, Türkiye için üretim takvimi olmadığını ve şu anda önceliğin Macaristan / Szeged fabrikası olduğunu söyledi. Macaristan tesisi 2026’nın son çeyreğinde üretime geçecek; BYD için Avrupa üretimi, Çin menşeli elektrikli araçlara uygulanan AB tarifelerinden kaçınmak açısından kritik görülüyor.

1. İlk vaat neydi?

Temmuz 2024’te açıklanan anlaşmaya göre BYD, Türkiye’de yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırım, 150 bin araç/yıl kapasite, mobilite teknolojileri AR-GE merkezi ve 5 bine kadar doğrudan istihdam taahhüdüyle Manisa’da elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araç fabrikası kuracaktı. Üretim hedefi 2026 sonu olarak duyurulmuştu.

Bu yatırımın Türkiye açısından önemi iki başlıkta toplanıyordu: Birincisi, Türkiye’nin otomotiv yan sanayi gücü ve AB Gümrük Birliği avantajı; ikincisi, Çinli üreticilerin AB ve Türkiye’de artan gümrük vergilerinden kaçınmak için yerel üretime yönelme ihtiyacıydı.

2. BYD neden Türkiye yerine Macaristan’a öncelik verdi?

BYD’nin tercihi stratejik görünüyor. Şirket Avrupa pazarında büyüyor ve AB içinde üretim yaparak Çin’den ithal elektrikli araçlara uygulanan tarifelerden doğrudan kaçınmak istiyor. Reuters’a göre BYD’nin Avrupa satışları 2025’te yüzde 270 artarak yaklaşık 188 bin araca çıktı; 2026 Mayıs’a kadar yılbaşından bu yana satışlar da yüzde 144 yükseldi. Bu nedenle Macaristan, BYD için “birinci öncelik” haline geldi.

Türkiye ise AB ile Gümrük Birliği avantajına sahip olsa da, AB üyesi değil. Bu nedenle BYD açısından Macaristan; doğrudan AB iç pazarı, teşvik yapısı, siyasi/lojistik entegrasyon ve Avrupa menşei algısı bakımından daha güvenli üretim üssü olarak öne çıkmış olabilir.

3. Manisa yatırımı neden ilerlemedi?

En kritik veri şu: BYD yöneticisi, Manisa fabrikasında inşaata başlanmadığını ve Türkiye üretimi için takvim bulunmadığını söyledi.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı cephesinden gelen son açıklamada ise “yatırım anlaşması, koşullar, firmanın yükümlülükleri ve devlete sunduğu teminatların geçerli olduğu” belirtildi. Bakanlık ayrıca yatırımda öngörülen ilerleme sağlanamadığı için BYD’nin teşviklerden yararlanma sürecinin 2026 başında askıya alındığını bildirdi.

Yani tablo şu:
BYD sahaya inmedi. Bakanlık teşvik sürecini askıya aldı. Ancak anlaşma ve teminatlar hâlâ masada.

4. BYD teşvik aldı mı?

Evet, yatırım teşvik mekanizması ve gümrük vergisi avantajı tartışmanın merkezinde. Ticaret Bakanlığı’nın mevzuat sayfasında 5 Temmuz 2024 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı yer alıyor; bu düzenleme, yatırım teşvik belgesi kapsamında gümrük vergisi muafiyetinden yararlanılarak yapılan ithalatta ilave gümrük vergisi uygulanmamasına ilişkin kapıyı açtı.

TBMM’ye verilen yazılı soru önergesinde de BYD’nin Manisa’da fabrika kurma taahhüdü karşılığında ilave gümrük vergisinden muaf tutulduğu, bu muafiyet sonrası Türkiye pazar payını ciddi artırdığı iddiası gündeme getirildi.

5. Ceza yer mi, dava konusu olur mu?

Bakanlık açıklaması bu konuda açık: Yatırım tamamlanmazsa firmalar elde ettikleri teşvikleri, ilgili yasal düzenlemeler, taahhütler ve teminatlar kapsamında geri ödemekle yükümlü.

Bu nedenle hukuki risk üç başlıkta doğabilir:

Teşvik iadesi: BYD yatırım taahhüdünü yerine getirmezse yararlandığı muafiyetlerin geri istenmesi gündeme gelebilir.

Teminatların paraya çevrilmesi: Bakanlık, BYD’nin devlete sunduğu teminatların geçerli olduğunu açıkladı. Bu, kamu açısından güvence mekanizmasının devam ettiği anlamına gelir.

İdari / hukuki süreç: Eğer yatırım teşviklerinden fiilen yararlanılıp yatırım yükümlülüğü yerine getirilmediyse, konu idari yaptırım, kamu zararı tartışması veya yargı sürecine taşınabilir. Ancak bugün itibarıyla kamuya yansıyan bilgi, “dava açıldı” değil; “süreç resmi usullerle takip ediliyor” şeklindedir.

6. Türkiye açısından asıl mesele

Bu dosya sadece bir otomobil fabrikası meselesi değil. Türkiye, yabancı yatırım çekmek için ithalat vergisi avantajı sağladı; BYD ise bu avantajla pazarda büyüdü. Fakat fabrika tarafında somut ilerleme gelmeyince soru şu hale geldi:

Türkiye, yatırım taahhüdü karşılığında pazar avantajı verdi; peki yatırım gelmezse kamu yararı nasıl korunacak?

Bakanlığın “teşvik süreci askıya alındı, teminatlar geçerli” açıklaması bu nedenle önemli. Ancak kamuoyunun yanıt beklediği asıl başlıklar hâlâ netleşmiş değil: BYD ne kadar muafiyet kullandı, ne kadar araç bu avantajla satıldı, teminat tutarı ne, yatırım için yeni süre verilecek mi, yoksa süreç yaptırıma mı dönecek?

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BANKA HABERLERİ

Halkbank dosyası kapanıyor

Yayınlanma:

|

Halkbank dosyası kapanıyor mu? 9 yıllık ABD davasında kritik eşik

Türkiye’nin en büyük kamu bankalarından biri olan Türkiye Halk Bankası A.Ş. (Halkbank) hakkında yaklaşık 9 yıldır devam eden ABD kaynaklı ceza davasında tarihi bir dönemece girildi. Halkbank’ın KAP’a yaptığı son açıklamaya göre, ABD Adalet Bakanlığı ile imzalanan “Kovuşturmanın Ertelenmesi Anlaşması” (Deferred Prosecution Agreement – DPA) kapsamında hazırlanması gereken uyum raporu zamanında teslim edildi ve taraflar davanın düşürülmesi için ortak dilekçeyi mahkemeye sundu.

Bu gelişme, yalnızca Halkbank açısından değil, Türk bankacılık sektörü, Türkiye-ABD ilişkileri ve Borsa İstanbul açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

Süreç nasıl başladı?

ABD savcıları 2019 yılında Halkbank hakkında dava açarak İran’a yönelik ABD yaptırımlarının delinmesine aracılık edildiğini iddia etmişti.

İddianamede, İran’ın petrol ve doğalgaz gelirlerinin altın, nakit ve çeşitli finansal işlemler aracılığıyla uluslararası sisteme aktarılmasına yardımcı olunduğu, toplam tutarın yaklaşık 20 milyar dolara ulaştığı ileri sürülüyordu. Halkbank ise tüm süreç boyunca suçlamaları reddetti ve suçsuz olduğunu savundu.

Dava yıllar boyunca ABD mahkemelerinde ilerledi, konu ABD Yüksek Mahkemesi’ne kadar taşındı ve egemen dokunulmazlık tartışmalarına sahne oldu. Ancak nihayetinde yargı sürecinin devam edebileceği yönünde kararlar çıktı.

Mart 2026’da ne değişti?

Mart 2026’da ABD Adalet Bakanlığı ile Halkbank arasında bir DPA imzalandı.

Bu anlaşmanın dikkat çeken yönleri şunlardı:

  • Halkbank herhangi bir suç ikrarında bulunmadı.
  • Herhangi bir para cezası ödemeyi kabul etmedi.
  • İran’a fayda sağlayabilecek işlemlerden uzak durmayı taahhüt etti.
  • Yaptırım ve kara para aklamayla mücadele süreçlerinin bağımsız uzmanlarca incelenmesi kabul edildi.
  • Belirlenen şartlara uyulması halinde davanın düşürülmesi öngörüldü.

Mahkeme de bunun üzerine dosyayı 90 gün süreyle askıya aldı ve Halkbank’ın uyum yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin denetlenmesini istedi.

Son gelişme: Savcılık davanın düşürülmesini istedi

10 Haziran 2026 tarihinde Halkbank ve ABD Güney New York Savcılığı ortak dilekçeyle davanın düşürülmesini talep etti.

Reuters’ın ulaştığı mahkeme belgelerine göre, bağımsız inceleme sonucunda Halkbank’ın anlaşma şartlarına aykırı bir durumunun tespit edilmediği belirtildi. Savcılık da bu nedenle mahkemeden ceza davasının tamamen sona erdirilmesini istedi.

Mahkemenin kısa süre içinde bu talebi onaylaması bekleniyor.

Kararın arka planında yalnızca hukuk mu var?

Dosyanın en dikkat çekici kısmı burada başlıyor.

ABD Adalet Bakanlığı, mahkemeye sunduğu belgelerde anlaşmanın yalnızca hukuki değil aynı zamanda dış politika ve ulusal güvenlik gerekçeleriyle de ABD’nin çıkarlarına hizmet ettiğini savundu. Bazı mahkeme kayıtlarında ve uzman değerlendirmelerinde Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler, İran politikası ve bölgesel gelişmelerin de karar sürecinde etkili olduğu belirtiliyor.

Bu nedenle bazı ABD’li siyasetçiler ve senatörler, davanın para cezası olmaksızın kapatılmasının siyasi etkiler taşıdığı yönünde eleştiriler yöneltti.

Halkbank açısından ne değişecek?

Davanın resmen kapanması halinde:

1. Belirsizlik ortadan kalkacak

Yıllardır yatırımcıların üzerinde baskı oluşturan en önemli risklerden biri sona erecek.

2. Yurtdışı fonlama kanalları rahatlayabilir

Uluslararası muhabir bankalar ve fon sağlayıcılar açısından hukuki risk algısının azalması beklenebilir. Reuters’a konuşan bazı analistler bunun Halkbank’ın fonlama imkanlarını güçlendirebileceğini değerlendiriyor.

3. Hisse üzerindeki risk primi düşebilir

Dava nedeniyle oluşan iskonto ve belirsizliklerin önemli ölçüde ortadan kalkması yatırımcı algısını olumlu etkileyebilir.

4. Türk bankacılık sektörü için psikolojik eşik aşılmış olacak

Dosya yıllardır Türkiye’nin uluslararası finans sistemiyle ilişkilerinde sembolik öneme sahip konulardan biri haline gelmişti.

Piyasalar neden olumlu karşıladı?

Mart ayında anlaşmanın ilk duyurulmasının ardından Halkbank hisselerinde sert yükselişler görülmüştü.

Haziran ayında ise yatırımcılar 90 günlük uyum sürecinin sorunsuz tamamlanacağı beklentisiyle yeniden alıma yöneldi. Analistler, dava riskinin ortadan kalkmasının bankanın değerlemesi üzerindeki baskıyı azaltacağını düşünüyor.

Bankavitrini yorumu

Halkbank dosyası artık hukuki bir süreçten çok jeopolitik ve diplomatik bir dosya haline dönüşmüş durumda.

Yaklaşık 9 yıl boyunca Türkiye-ABD ilişkilerinin en önemli gerilim başlıklarından biri olan dava, herhangi bir para cezası ve suç kabulü olmaksızın kapanma noktasına geldi.

Mahkemenin ortak talebi onaylaması halinde:

  • Halkbank üzerindeki en büyük uluslararası risklerden biri ortadan kalkacak,
  • Türk bankacılık sektöründe önemli bir psikolojik eşik aşılacak,
  • Türkiye-ABD finansal ilişkilerinde yeni bir sayfa açılacak.

Bundan sonraki süreçte piyasanın asıl takip edeceği konu ise dava sonrası Halkbank’ın uluslararası fonlama imkanlarının ne ölçüde genişleyeceği ve bu gelişmenin Türk bankacılık hisselerine nasıl yansıyacağı olacak.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Krizlerin ötesini görmek: Gidişatı okumak ve sonrasına hazırlanmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Krizleri okumak, “tahmin etmekten” çok erken sinyalleri izlemek, senaryo kurmak ve dayanıklılık planı yapmak demektir.

Krizi okumak için temel model

1. Erken uyarı göstergeleri
Kur, faiz, CDS, kredi büyümesi, kredi/mevduat makası, takipteki kredi artışı, konkordato-iflas verileri, stok artışı, tahsilat süresi, kapasite kullanım oranı ve tüketici güveni birlikte izlenir. BIS, finansal krizler için özellikle kredi/GSYH açığı, borç servis oranı ve varlık fiyatı sapmalarını erken uyarı göstergesi olarak öne çıkarıyor.

2. Senaryo planlama
Tek tahmin yerine 3 senaryo hazırlanır:

Senaryo Varsayım Hazırlık
Baz senaryo Kontrollü yavaşlama Nakit akışı korunur
Kötümser senaryo Kur-faiz- talep şoku Maliyet, stok, borç vadesi yeniden planlanır
Kriz senaryosu Finansmana erişim durur Acil likidite, tahsilat, küçülme ve varlık satışı planı devreye girer

OECD stratejik öngörü yaklaşımında “ufuk tarama, megatrend analizi ve senaryo planlama” krizleri bugünden test etmek için temel yöntemler arasında sayılıyor.

3. Stres testi
Şirket veya banka kendine şu soruları sorar:

“Kur %20 artarsa ne olur?”
“Faiz 10 puan yükselirse nakit akışı dayanır mı?”
“Satışlar %25 düşerse kaç ay ayakta kalırım?”
“Tahsilat süresi 60 günden 120 güne çıkarsa ödeme zinciri kırılır mı?”

Fed ve IMF gibi kurumlar stres testlerini, kurumların ağır ekonomik şoklarda sermaye, gelir, zarar ve likidite dayanıklılığını ölçmek için kullanıyor.

Kriz sürecinde yapılması gerekenler

Bir işletme için ilk öncelik kâr değil, nakit akışıdır. Krizde bilanço değil kasa konuşur.

Yapılması gerekenler:

  1. Nakit akışı haftalık izlenmeli.
  2. Döviz, faiz ve vade riski ayrı ayrı ölçülmeli.
  3. Stok şişmesi ve tahsilat gecikmesi erken alarm kabul edilmeli.
  4. Tek banka, tek tedarikçi, tek müşteri bağımlılığı azaltılmalı.
  5. Kredi limiti ihtiyaç doğmadan önce hazır tutulmalı.
  6. Fiyatlama modeli kur, enerji, lojistik ve finansman maliyetine göre güncellenmeli.
  7. Kriz iletişimi hazırlanmalı: banka, tedarikçi, çalışan ve müşteri ayrı ayrı bilgilendirilmeli.

Kriz sonrasına hazırlık

Krizden çıkan şirketler genelde en büyük sıçramayı, kriz sırasında hazırlık yapanlardır. Dünya Bankası da kriz yönetiminde reaktif müdahale yerine risk azaltma, erken uyarı, finansal dayanıklılık ve toparlanma planının birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor.

Kriz sonrası için şirket şu hazırlığı yapmalı:

Borç yapısı: Kısa vadeli borç azaltılmalı, vade uzatılmalı.
Likidite: En az 3-6 aylık zorunlu gider tamponu oluşturulmalı.
Maliyet: Sabit giderler esnek hale getirilmeli.
Pazar: Tek pazara bağımlılık azaltılmalı.
Dijitalleşme: Tahsilat, stok, risk ve nakit akışı anlık izlenmeli.
Strateji: Kriz bitince yatırım yapacak alanlar önceden belirlenmeli.

Yazı için ana fikir

Krizleri aşanlar, krizi tahmin edenler değil; krizin hangi kanaldan geleceğini, bilançoyu nereden vuracağını ve kriz sonrası hangi fırsatların doğacağını önceden modelleyenlerdir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Maximum kart 25. yılını kutluyor

Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle, “25 yılda güven ve inovasyon arasında çok güzel bir denge kurduk. Maximum, İş Bankası gibi 102 yıllık bir Cumhuriyet kurumuna duyulan güvenden besleniyor.” dedi.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye İş Bankasının ana kredi kartı markası Maximum, 25 yıllık yolculuğunda taksit ve puan uygulamalarından ödeme teknolojilerine uzanan birçok yeniliği kullanıcılarla buluşturdu.

Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle, İş Kuleleri’nde Maximum’un 25. yılı dolayısıyla açıklamalarda bulundu.

‘Hayatı Kolaylaştırma’ vaadiyle 2001’de yola çıkan Maximum, geçen sürede Türkiye’de kartlı ve dijital ödeme sistemlerinde yaşanan dönüşüme paralel olarak ürün ve hizmetlerini çeşitlendirdi.

Türkiye’de nakit kullanım alışkanlığı yerini kartlı ve dijital ödeme yöntemlerine bırakırken, Maximum’un 25 yıllık yolculuğu da ödeme sistemlerindeki dönüşümle ilerledi. Başlangıçta 25 marka ile kullanıma sunulan Maximum programı, gördüğü talebin ardından tüm İş Bankası bireysel kredi kartlarına yaygınlaştırıldı.

– Maximum Sanal Kart ile e-ticarette güvenlik ve kontrol imkanı arttı

Maximum Kart, 2002’de tüm bireysel kredi kartlarının Maximum’a dönüştürülmesiyle kullanıcılara taksit, indirim ve MaxiPuan avantajları sunmaya başladı. İnternetten güvenli alışveriş tarafında 2003’te Maxinet uygulaması devreye alınırken, 2008’de Maximum Sanal Kart ile e-ticarette güvenlik ve kontrol imkanı artırıldı.

Kartlı ödeme teknolojilerinde 2006’da ilk çipli kredi kartlarıyla şifreli işlem dönemi başlarken, 2008’de temassız kredi kartlarının kullanıma sunulmasıyla ödeme deneyimi hız kazandı. Maximiles ise 2009’da hayata geçirilerek kart kullanımını seyahat deneyimiyle birleştirdi.

Dijital ve mobil ödeme alanında 2010’da MaxiPara Kart ile ön ödemeli kart deneyimi sunuldu. Cep telefonundan kredi kartıyla ödeme yapılmasına imkan tanıyan NFC teknolojisi ve karekodla ödeme çözümü ‘Parakod ile Ödeme’ 2012’de kullanıcılarla buluştu.

Maximum Mobil 2017’de kullanıma sunularak, bankanın ‘Hayatı Maksimumda Yaşatma’ vaadi somutlaşmış oldu. Böylece Maximum bir kredi kartının ötesine geçerek kullanıcılarının günlük hayatına değer katan bir program olarak farklılaştı. ‘Öde Geç’ uygulamasıyla da ödeme deneyimi günlük yaşamın bir parçası haline geldi.

Fiziksel karttan dijital kullanım deneyimine geçiş kapsamında 2023’te ‘Dijital Kart’ kullanıma sunuldu. Böylece fiziksel kredi kartı olmadan yalnızca dijital olarak üretilen kartların İşCep aracılığıyla peşin ve taksitli alışverişlerde ve MaxiPuan ile ödemelerde kullanılmasının önü açıldı.

Giyilebilir teknolojiler ve biyometrik ödeme alanında ise 2024’te Saat ile Ödeme özelliği devreye alınırken, 2025’te Yüz ile Ödeme teknolojisi kullanıma sunuldu. Maximum, bugün 440 bini aşkın üye iş yeriyle hizmet vermeye devam ediyor.

– ‘Son 10 yılda kartı sayısı 3’e katlandı’

Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Lüle, etkinlikte yaptığı değerlendirmede, Maximum’un Türkiye’de ödeme sistemlerinin gelişiminde önemli bir rol üstlendiğini söyledi.

Lüle, son 10 yılda Maximum markasının giderek güçlendiğini ve kart sayısında 3’e katlanan artış olduğunu dile getirdi.

Bu büyümenin kullanıcıları sayesinde gerçekleştiğini aktaran Lüle, ‘11,5 milyon müşteriye varan bir noktaya geldik. Çok yaygınız. Yani 440 bine aşkın üye işyeri tarafında Maximum markamızın kabul edildiğini ve ülke sathında neredeyse tüm sektörlerde yaygın bir şekilde kullandığını görüyoruz.’ diye konuştu.

Lüle, değerli markalarla özel anlaşmaları ve işbirlikleri olduğunu belirtti.

Kullanıcıların günlük hayatına doğrudan fayda sağlayabildiklerini ifade eden Lüle, ’25 yılda güven ve inovasyon arasında çok güzel bir denge kurduk. Maximum, İş Bankası gibi 102 yıllık bir Cumhuriyet kurumuna duyulan güvenden besleniyor. Güven, bireylerin ödemelerde ihtiyaç duyduğu bir kavram. Diğer taraftan da hayatı kolaylaştıracak yenilikler ve inovasyonla müşterilerimizin günlük hayatına değer katmaya devam ediyoruz.’ diye konuştu.

– ‘Türkiye’nin ödeme sistemleri çok güçlü bir şekilde seyrini devam ettiriyor’

Lüle, hayatı kolaylaştıracak yenilikleri ve bir sadakat programının ötesine geçen yaklaşımıyla Maximum’un bireylerin, işletmelerin ve program ortağı iş ortaklarının günlük hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline geldiğini söyledi.

Markalarını daha da güçlendirecek paydaşlarının sayısını artırmaya devam edeceklerini vurgulayan Lüle, ilerleyen dönemde de teknolojik çözümleri insan odaklı başlık açılarıyla birleştirerek hayatın her alanında değer yaratan çözümler sunmayı sürdüreceklerini dile getirdi.

Lüle, ‘Türkiye’nin ödeme sistemleri hepimizin iftihar edeceği boyutta çok güçlü bir şekilde seyrini devam ettiriyor. Gerçekten ülkemizdeki ödeme sistemlerine yatırım yapan bankalar, özel bankalar, kamu bankaları, son dönemde gündemimizde yer almaya, daha çok yer almaya başlayan ve daha çok yer almasını da istediğimiz fintekler, tamamen ödeme sistemlerinin günlük hayatta müşteriler ve de iş yapan taraflar arasındaki etkileşimi çok kolaylaştırdığını ve ülkenin büyümesine doğrudan katkı sağladığını görüyoruz.’ dedi.

Ödemenin artık yalnızca bir işlemi tamamlama süreci olarak görülmediğini vurgulayan Lüle, hızlı, güvenli, kişiselleştirilmiş ve hayatın doğal akışına entegre uçtan uca bir deneyimin öne çıktığını kaydetti.

Lüle, Türkiye’de ödeme sistemlerine yatırım yapan bankalar ve finteklerin, müşteriler ile işletmeler arasındaki etkileşimi kolaylaştırdığını ve ülke ekonomisinin büyümesine katkı sunduğunu belirtti.

– ‘Bireysel temassız işlemler oranı yüzde 90’ı aştı’

E-ticarette ödeme deneyimlerinin hızla geliştiğini aktaran Lüle, fiziksel alışverişlerde de ödeme alışkanlıklarının temassız işlemlere yöneldiğini, bireysel temassız işlemlerin oranının yüzde 90’ı aştığını ifade etti.

İlerleyen dönemde ödeme alışkanlıklarında yaşanacak değişimlere de değinen Lüle, şunları kaydetti:

‘Belki gelecekte ödemelerin dijital varlıklarla yapılması gibi konular, merkeziyetsiz finans, stablecoin ya da tokenizasyonla birlikte özellikle uluslararası transferlerde ön plana çıkacak konular gündeme geliyor. Lokalde baktığımız zaman hem ödeme hem de alma konusunda ülkenin çok iyi konumlandığını görüyoruz. Özellikle ülke nezdinde kendi ulusal switch’imiz yani takas ve değişim işlerini bankalar arasında yapabilmemiz de gelecekte daha yenilikçi, daha güvenliğe ve daha inovasyona dayalı altyapıları kendi imkanlarımızla geliştirmemizi sağlıyor. Gelecekteki trendlerde ülkemiz ödeme sistemlerinin son derece doğru bir nokta olduğunu düşünüyorum.’

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.