Connect with us

GÜNCEL

Çalışanları Maaşla Elde Tutma Dönemi Bitti mi?

Yayınlanma:

|

Şirketler, potansiyel yetenekleri kazanma savaşında uğraş verirken aslında çalışanlar için “mutlu ve amacı olan” bir kurumun önemini anlayamıyor olabilir mi? Belki de bu nedenle yetenek bulmak ve tutmak konusunda başarıya ulaşmakta zorluk çekiyorlar. Şirketler için ”Yaşam Amacını Buldurma” adında özel atölyeler düzenleyen Mine Dedekoca’ya göre şirketin amacını bilmeyen ya da öğrenemeyen bir çalışanın yalnızca kendisine sunulan maaşla ilgilenmesi olağan bir durum. Oysa o çalışanı elde tutmak isteyen şirket için bu durum sürdürülebilir değil. Mine Dedekoca’nın dediğine göre “Çalışanları maaşla elde tutma dönemi bitti.”

İşyerinde mutlulukla, yetenek kazanmakla ve sürdürülebilirlikle doğrudan ilgili olan “şirketin yaşam amacı” start-up’lar da dâhil olmak üzere tüm şirketler için âdeta bir gereklilik. Hubert Joly’ın Creating a Meaningful Corporate Purpose adlı makalesinde de belirttiği gibi, dünyadaki hangi ihtiyaca yönelik çalıştığı, hangi konuda tutkulu olduğu net şekilde bilinen bir şirkette çalışmak, çalışan için oldukça çekici bir unsur.

İşyerinde Uzun Süre Mutlu Olmak

Mine Dedekoca şirketlerin yaşam amacı konusunu ayrıntılı olarak inceleyen uzmanlardan biri. Uluslararası birçok şirkette ülke sorumlusu, kurucu, proje yöneticisi, pazarlama müdürü olarak görev alan, 2021 yılında şirketlere mutlu, kendini tanıyan ve gerçekleştiren çalışanlar yardımıyla “mutlu bir işyeri” yaratmaları için rehberlik eden Happy Work Studio markasını kuran Mine Dedekoca, anlam konusu ekseninde mutlu işyeri olma yolundaki yöntemleri şu şekilde açıklıyor:

“Eğitimlerimde kavram olarak işyeri mutluluğunu anlatırken üç seviyeden söz ediyorum. İlk seviye zevkle ilgilidir. Yaygın olarak birçok işyerinde gerçekleştirilen iş dışı etkinliklerin çoğunun amacı, çalışanlarda bu seviyedeki mutluluğu sağlamak. Örneğin Happy Hour gibi etkinlikler, çalışanları bir araya getirecek oyunlar, turnuvalar düzenleniyor. Bu gibi örneklerde ilk seviye, yani anlık mutluluk amaçlanıyor. Oysa bu gibi etkinliklerde kişinin mutluluk seviyesi düşük kalıyor, mutluluğun etkisi oldukça kısa sürüyor.

İşyerlerindeki ikinci seviye mutluluk bağlılıkla ilgilidir. Günümüzde birçok işyeri bu seviyeye odaklanıyor. Örneğin, çalışanın bağlılığını sağlamak için anketler yapılıyor, stratejiler tasarlanıyor. Böylece çalışanın mutluluğu daha uzun sürüyor.

İşyerinde mutluluğun üçüncü seviyesi ise amaçla ilgilidir. Bu kez çalışanın kendini şirketle tam olarak bütünleşmiş hissetmesi söz konusu. Bu aşamada, çalışan kendini gerçekleştiriyor ve yaşam amacıyla şirketin amaçlarını örtüştürebiliyor. Mutluluk seviyesi çok yüksek oluyor. Üstelik bu seviyedeki mutluluğun etkisi de uzun sürüyor. Bu nedenle şirketler bu seviyedeki çalışan mutluluğunu yakalamak için çalışmalı.”

Odak: Anlam

Susan Peppercorn’a göre ise çalışanların işyerinde mutlu olmaya çalışmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Why You Should Stop Trying to Be Happy at Work adlı makalesinde mutluluğun değil, anlamın ön planda olması gerektiğini belirtiyor. Çünkü anlam geçmişi, bugünü ve geleceği kapsayabilir. Oysa mutluluk şimdiyle sınırlanır. Bu önemli makalede Shawn Achor ve araştırma ekibi tarafından yapılan bir araştırmadan da söz ediliyor. Bu araştırmaya göre 10 kişiden dokuzu, kazançlarının düşmesine neden olsa da daha anlamlı bir iş yapmayı tercih edebileceklerini belirtmiş.

Bu açıdan şirketle çalışanın anlam konusunda bütünleşmesinin ne kadar önemli olduğunu görebiliyoruz. Demek ki şirketler çalışanları ellerinde tutmak ve verimli bir çalışma ortamı yaratmak için anlam konusu üzerinde gerçekten düşünmeli. Peki ama amaç konusunun biraz daha derinine inmek gerekmiyor mu?

Amacınızın Amacı Ne? adlı makalede belirtildiği gibi, amaç belirlerken şirketlerin “Biz olmasak dünya hangi bakımdan daha kötü durumda olurdu?” sorusuyla başlayan bir süreç başlatması gerekiyor. Peki, var olma amacı açık olan ve çalışanlarını mutlu etmeyi başarmış bir işyeri olmak yeterli mi?

Esneklik

Anlam odaklı bir şirket kültürü yaratmak gibi esnek bir yönetim ve liderlik modeli kurgulamak da çağımızda çalışanları memnun etmek için önemli. Mine Dedekoca, geleceğin iş yaşamıyla ilgili oldukça iddialı bir tez ortaya koyuyor:

“Taylorizm, endüstri dönemiyle birlikte hayatımıza giren bir kavram. O dönemde çalışanların ve iş hayatının şartlarını iyileştirmek, daha çok üretmek için bir sistem geliştirilmişti. Çalışanlar 60 hatta 80 saat çalışıyordu. Onların hayatını daha iyi hâle getirmek için 40 saat uygulamasına geçilmişti, aslında dönemin şartlarına göre bir iyileştirme yapılmıştı. Oysa bugün 40 saat gerekli mi gerçekten, bunu konuşuyoruz. O dönemlerde çalışanların başlarında gözlemciler vardı. Zaman geçti. Şimdi özellikle açık ofislerde aynı sistemin devam ettiğini görüyoruz. Cam odasında oturan direktörler aslında gözlemcilerle benzer bir iş yapıyor. Taylor dönemindeki yapılaşmayı sürdürüyoruz, bundan kurtulamıyoruz. Çünkü bu konudaki bakış açısı değişmemiş. Yani yaşadığımız bu sancı, 200 senelik çalışma şekillerinin değişme sancısı aslında. Majör bir değişiklik yaşanıyor. Artık Taylorizm’in sonuna geldik. Üstünde oturduğumuz o büyük kaya yıkılmak üzere. İşte bu yüzden de herkes yerini bulmaya çalışıyor, bu yüzden ortada çok fazla tartışma var.”

Liderlerin esneklik konusunda neden bu kadar zorlandıklarını anlamak güç değil. Mine Dedekoca’ya göre liderler bildikleri modeli unutarak yeni bir şey öğrenmeye başlamaları gerekiyor:

“Liderlerin üzerinde çok büyük bir yük var. Bu yüzden tüm dünyada tükenmişlik sendromu hakkında konuşuyoruz. Herkes tükenmiş durumda! Çünkü bir liderin bir yandan öğrenmesi gerekenler var, bir yandan gün geçtikçe artan iş yükü var, bir yandan da çalışanları dinlemesi gerek. Lider hangi birini yapacağını şaşırıyor, büyük bir karmaşa içinde. Şunu kabullenmek lazım: Bu bir değişim ve kolay bir şey değil. Ancak esnek olursak kırılmayız. Zihnen esnek olmamız gerekiyor.”

Dönüşüm Başlıyor

Hem bugün hem de gelecekte inatla eski çalışma sistemlerine tutunmanın, çalışanları yalnızca zincirin birer halkası gibi görmenin olumsuz sonuçlar doğurabileceğini görmek mümkün. Yazar Steve Gaveski, uzaktan çalışmayla ilgili olarak Uzaktan Çalışma (Çoğunlukla) Eşzamansız Olmalı adlı makalesinde şirketler içindeki uyum ve dönüşüm konusunu şöyle ele alıyor:

“Yöneticiler ile çalışanlar arasındaki uyum, herhangi bir dijital dönüşüm girişiminin başarısı için kritik öneme sahiptir. Liderler örnek olup liderlik etmeli ve her şeye gerçek zamanlı olarak yanıt vermemenin, toplantı isteklerini reddetmenin, bildirimleri kapatmanın ve tüm gün çevrimiçi olmamanın sorun olmadığını iletmelidir. Bunu yapmak, insanlara yalnızca dünya çapındaki kronik işyeri stresi ve odaklanamama durumuyla mücadele etme şansı vermekle kalmayacak, işyerlerinin yetenek savaşını kazanmalarına da yardımcı olacak.”

Mine Dedekoca ise dönüşümü çalışanlar açısından yorumluyor ve insanların, yetkinliklerini gelişen dünyaya adapte etmedikleri takdirde işsiz kalmaktan korkmalarının olağan olduğunu ifade ediyor:

“Dijitalleşme bizim için yeni alanlar açıyor. Önemli olan da oluşacak yeni mesleklere hazır hâle gelmek. Upskilling ve reskilling kavramları işte bu yüzden hem çalışanlar hem de şirketler için çok önemli. Upskilling, mevcut işi farklı yöntemlerle geliştirmek demek. Reskilling ise mevcut yeteneği farklı bir alanda kullanmak anlamına geliyor. Birçok meslek ve iş form değiştiriyor. Örneğin Web 3.0 alanında var olmak ve orada kurumsal iletişim yapmak bambaşka bir şey. Bugün yetenek savaşları hangi alanlarda var biliyor musunuz? Bazı işler için donanımı olan çok az insan var. Çünkü o konuyla ilgili eğitim veren üniversite yok. Yani yetenek kıt olduğu için yetenek savaşı var.”

Özetle, çağımızda şirketler kendini geliştirebilen yetenekler arıyor. İnsanlar içinse esnek liderlere ve anlamlı bir kültüre sahip bir şirkette çalışmak önemli. Empati, eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılık gibi kavramların da esneklikle ilgili olduğu söylenebilir. Bu nedenle şirketler ürettikleri değerlere uyumlu bir şekilde amaç oluştururken esneklik kavramını gözden kaçırmamalı. Güçlü köklere sahip, inandırıcı ve sürekli bir amacın start-up’lar da dahil olmak üzere her şirketin sahip olması gereken bir unsur olduğunu unutmamak gerekiyor. Belki de işyerindeki o büyük amaç, çalışanları elde tutmak için yeterli olacak.

HBR

Okumaya devam et

GÜNCEL

Gazeteci Şehriban Kıraç, Türkiye’nin dev fabrikalarında çalışan 40 kadının kah ağlatan, kah güldüren, kah isyan ettiren hikayesini Metale Hayat Veren Kadınlar kitabında kaleme aldı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Demiri eritmiş, otomobil yapmış, buzdolabına kapı takmış, koca kamyona motor üretmiş, tonlarca yükü taşımış kadınlar.

Kendine biçilen kalıpların dışına çıkan, mahalle baskısına uymayan, “gecenin bir vaktinde mesaiye gidilir mi”, “kadın başına onca erkeğin arasında çalışılır mı” “Burada ne işin var, git evde otur, markette çalış” zihniyetine karşı duran “biz burdayız, emeğimizle varız, erkek yaparsa, kadın da yapar” diye ses yükseltenlerin hikayesi.

Gazeteci Şehriban Kıraç, Türkiye’nin dev fabrikalarında çalışan 40 kadının kah ağlatan, kah güldüren, kah isyan ettiren hikayesini “Metale Hayat Veren Kadınlar” kitabında bir araya getirdi.

CİNSİYET EŞİTLİĞİ İSTEYEN KADINLAR

Türk Metal Sendikası’nın örgütlü olduğu Ford Otosan, Otokar, Oyak Renault, Beko, Arçelik, Bosch, MAN, BMC, Vestel, Tofaş gibi dev fabrikalarda çalışan 40 kadının hikayesi anlatan kitap, Türk Metal Sendikası tarafından basıldı. Kitap 8 Mart’ta Kadın İşçiler 29. Büyük Kurultayında dağıtıma çıktı. Kaleme alınan 40 kadının hikayesi öyle hafife alınacak hikayeler değil. Ağır sanayiye gelene kadar hepsi çok ağır hayat deneyimlerinden geçmiş. Kimi öksüz kalmış, kimi sürgün olmuş, kimi çocuk yaşta iş hayatına atılmış. Kimi borç ödemek, kimi çocuklarını okutmak için… Metale Hayat Veren Kadınlar kitabı, çocuğuna daha iyi bir gelecek yaratmak için canla başla çalışan annelerin, avuç açıp kocadan harçlık dilenmek istemeyen, evde de işte de cinsiyet eşitliği isteyen kadınların hikayelerine ışık tutuyor. Metale Hayat Veren Kadınlar kitabı, sesi çıkmayan, bir erkeğe bile selam veremeyen, hakkını yiyen patrona karşı ses yükseltemeyen, fazla mesai parasını işten kovulurum korkusuyla isteyemeyen ama sendikada örgütlenince kocaman bir güç haline gelince, hakkını arayan, mitinglere gidip ön saflarda slogan atan, göz altına alınsa dahi örgütlenme azminden vazgeçmeyen, patrona kafa tutan kadınların hikayesini anlatıyor.

İLK KEZ ŞEHİR DIŞINA ÇIKAN VAR

Gazeteci Şehriban Kıraç, kitabın hazırlık aşamasıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

Aylarca süren bir çalışmanın ürünü Metale Hayat Veren Kadınlar kitabı. Kitapta hikayesi anlatılan 40 kadının çoğu vardiyalı çalışıyor. Çoğuyla gecenin bir yarısı oturup söyleşi yaptık. Kimiyle hastanede çocuğunun başında beklerken, kimiyle yemek molasındakyen konuştuk. Bu kitapta hayatları hikayeleştirilene kadar 40 kadın ciddi bir sömürüyle karşı karşıya kalmış. Metal sektöründe çalışınca, başarıyı yakalayınca ve Türk Metal Sendikası’nda örgütlenince ilk kez bulunduğu şehirden dışarı çıkan kadınlar var, ilk kez uçağa binen, ilk kez bir otelde tatil yapan kadınlar, ilk kez dışarıda kendi parasıyla yemek yiyen kadınlar, ilk kez evinden, eşinden, çocuğundan ayrı tek başına şehir dışına çıkan… Bu kitap en çok da zor zanaat olan metal iş kolunda mücadelenin, karşı durmanın, başarmanın, güçlü kadın olmanın hikayesi var.

Metale Hayat Veren Kadınlar kitabında yer alan bazı kadınlar hikayelerini şöyle anlatıyor:

İLK KEZ SENDIKA SORDU DERDİMİ SIKINTIMI

ARÇELİK’te çalışan Emel Büyükkoz: Daha çocukken anne baba ayrılıyorsa, onların kızlarının hayata tutunmak için başlı başına bir hikaye yazması gerekiyor. Emel Büyükköz, “Annemin yaşadığı hikayeyi yaşadım, bir farkım vardı ben koca dayağı da yedim” diyor. Sendikaya üye olduğunda yöneticiler sormuş bir sıkıntınız bir ihtiyacınız var mı diye, “Ben hiç hayatımda görmemişim ki ne derdin var diye soranı. İlk kez sendika sordu derdimi sıkıntımı” diyor Emel. Hayatında hiç Ankara’yı, Anıtkabir’i görmemiş, otelde tatil nedir bilmemiş, yardım nedir görmemiş Emel. Ama sendika sayesinde çay molası nedir onu görüyor, ayakkabı, erzak yardımı nedir onu anlıyor.

TEMİZLİKÇİLİKTEN TAKIM LİDERLİĞİNE

MAN’da çalışan Meral Yurtalan: İlkokuldayken tarla, çapa, ekin biçme, inek sağma dahil her işi yapmış Meral Yurtalan. Baskıcı bir ailede büyüyor, ortaokuldan sonra Çubuk küçük yer kız çocuğu okula gitmez denip okutulmuyor. 15 yaşında kendisinden 14 yaş büyük biriyle evlendiriliyor. Sorumsuz bir koca, evin ve iki çocuğun tüm sorumluğu Meral’de. Güvencesiz, sigortasız, az maaşla birçok işte çalışıyor. Sonra MAN’a giriyor temizlikçi olarak. Kadın eli titremiyor diye boyama bölümüne geçiyor, zamanla takım lideri oluyor. Türk Metal Sendikası ile tanışıyor. Sendikaya üye olmadan tatil nedir, kafa dinlemek nedir, otele gitmek nedir bilmiyor Meral. “Artık başım zora girdiğinde gideceğim bir kapım var” diyor Meral.

AİLENİN İLK ÇALIŞAN KADINIYIM

MURAT TİCARET’te çalışan Badegül Akbaş: Badegül Akbaş’ın mücadelesi, hayatta tutunma hikayesi ta çocukluğunda başlıyor. Küçük yaşta üvey anne ile tanışıyor, 17 yaşında zorla kendisinden 12 yaş büyük biriyle evlendiriliyor. Sonra koca şiddeti. 18 yaşının başlarında annelik. Ayrılık, 2 küçük çocukla tek başına kalmak… İkinci eş izin vermese de çocuklarının geleceği için ille de çalışma isteği. 7 yıl boyunca işverenin tüm baskılarına, işten atma tehditlerine karşılık örgütlenme azmi. Ve zaferle sonuçlanan Türk Metal Sendikası toplu iş sözleşmesi. Bu azim onu sendikada baştemsilci yapıyor. Badegül’ün bundan sonraki hedefinde çok daha iyi bir sendikacı olmak, tüm arkadaşlarının taleplerini yerine getirmek sıkıntılarını çözmek var.

Hema’da çalışan Emine Özcamca: Çocukluğunu yaşayamayanlardan Emine Özcamca. 12’sinde babasını kaybediyor. Babasız kalmak insanı bir anda yetişkin hale getiriyor. Ortaokul birinci sınıftayken eğitim hayatı bitiyor, çünkü çalışmak zorunda kalıyor. 15’inde evleniyor, 16’sında anne oluyor. Bu zorluklar onu ağır sanayiye yönlendiriyor ve her işin altından da kalkıyor. Başladığı fabrikada önce çaycılık yapıyor, sonra üretim tarafına geçince yolu Türk Metal Sendikası ile kesişiyor. “Sendikaya girdikten sonra kocaman bir aile olduğumuzu anladım. Yani anlayacağınız sendikalıysan çok şeyin oluyor. Metal alanında çalışmak, bana kendimi daha güçlü hissettirdi” diyor Emine.

EGE FREN’de çalışan Sultan Ölçek: O madenci bir babanın çocuğu. Karadeniz kadını. 20 yılı aşkın süredir Türk Metal üyesi. Sultan Ölçek şu anda Şu anda Türk Metal Sendikası İzmir şubesinde disiplin kurulu üyesi. İki kızını tek başına büyütmüş. “Dibe çöktüğüm dönemlerde bile karalar bağlamadım, düştüğüm yerden kalktım. Bugün ayağa kalkmayı başardıysam, haklarımı daha iyi savunabiliyorsam, en önemlisi konuşabiliyorsam arkamdaki güçtendir. Sendikam sayesindedir. Eskiden içime kapanıktım. Adımı söylemekten bile çekinirdim. Artık kendime güveniyorum çünkü örgütlü olmak insanı güçlü yapıyor” diyor Sultan Ölçek.

SENDİKALIYSAK HER ZAMAN 1-0 ÖNDEYİZ

BOSCH’ta çalışan Sabia Güler: 6 yaşındayken Buglaristan’dan ailesiyle Bursa’ya göç etmek zorunda kalıyorlar. Tabi elde avuçta bir şey yok, ev eşyası desen yok, sıcak bir çorbaya bile muhtaçlar aslında. Sabia Güler’in hayatı mücadele ile geçiyor. Şu anki hedefi Bosch’un altın kadınlar takımını oluşturmak. “Ben bu vebali aldıysam onlara en iyi şekilde yardımım dokunsun istiyorum. Kimse yarın bana demesin ki Sabia geldi sendikada oturdu iş yapmadı. Ben çalışmak için buradayım. Çoğunluğun memnuniyeti çok önemli. Bosch’taki 200 kadının 50’si değil, 199 tanesinin memnun olması gerekiyor. Biz Bosch kadınları buradayız ve güçlüyüz, demek istiyoruz” ifadelerini kullanıyor Sabia.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kurban Bayramı’nda Yola Çıkacaklara Öneriler

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kurban Bayramı, sevinç ve birlik duygularını pekiştiren önemli bir zaman dilimidir ancak yoğun trafik ve uzun yolculuklar gibi zorluklarla karşılaşabiliriz. Yola çıkacak bireyler için güvenlik, konfor ve sağlık açısından noktalar bulunuyor. Aracın bakımı, güzergâh belirleme, seyahat ekipmanlarının hazırlanması, dikkatli sürüş, trafik kurallarına uyum ve beklenmedik durumlarla başa çıkma stratejileri belirlemek kritik önem taşıyor. 160 yıllık köklü geçmişiyle müşterilerine hizmet veren Generali Sigorta, Kurban Bayramı’nda yola çıkacaklara önerilerde bulundu.

​Araç Bakımınızı Yaptırın

Yola çıkmadan önce aracınızın düzenli bakımını yapmayı ihmal etmemelisiniz. Lastiklerinizin, frenlerinizin, yağ ve su seviyelerinin kontrol edilmesi, seyahat güvenliğiniz açısından hayati önem taşır. Bu periyodik bakım prosedürleri, aracınızın performansını optimize eder, olası sorunları önceden belirler ve beklenmedik durumlara karşı hazırlıklı olmanızı sağlar. Aracınızı düzenli aralıklarla yetkili servislere götürmek, uzun ömürlü ve güvenli bir sürüş deneyimi için kritiktir. Düzenli bakım yapılan bir araç, sizin ve yolcularınızın güvenliğini sağlayarak seyahat konforunu artırır. Bu nedenle aracınızın bakımını düzenli aralıklarla yaptırarak sürüş güvenliğinizi maksimum düzeyde tutmalısınız.

Rotanızı Belirleyin

Yolculuk planınızı yaparken rotayı önceden belirlemeli ve alternatif güzergahları da göz önünde bulundurmalısınız. Yoğun trafik durumunu hesaba katarak seyahat sürenizi önceden tahmin etmeye çalışmalısınız. Böylece sıkışık trafikte zaman kaybı yaşamazsınız ve stres seviyenizi düşürürsünüz. Güncel trafik durumu bilgilerine erişim sağlamak için yolculuk öncesinde trafik uygulamalarını veya internet sitelerini kullanabilirsiniz. Ayrıca varış noktanıza ulaşmanızı engelleyebilecek olası yol kapanmaları veya trafik kazaları gibi durumlar için alternatif rotalar belirlemek akıllıca olacaktır. Önceden planlama yapmak, seyahat deneyiminizi daha keyifli ve sorunsuz hale getirecek ve varış noktanıza daha güvenli bir şekilde ulaşmanıza yardımcı olacaktır.

Eşyalarınızı Hazırlayın

Yolculuk öncesinde gerekli olabilecek eşyaları önceden hazırlamak önemlidir. Acil durumlar için su, atıştırmalıklar ve bir ilk yardım çantası gibi temel malzemeleri yanınızda bulundurmalısınız. Bu, beklenmedik durumlara karşı hazırlıklı olmanızı sağlar ve seyahatinizin daha konforlu geçmesini sağlar. Ayrıca kişisel ihtiyaçlarınızı da göz önünde bulundurarak ilaçlarınızı, hijyen malzemelerinizi ve gerekli belgelerinizi de yanınıza almayı unutmamalısınız. Seyahat sırasında ihtiyaç duyabileceğiniz her şeyi önceden düşünmek ve hazırlamak, seyahat deneyiminizi daha keyifli hale getirir ve olası aksiliklere karşı sizi korur.

Dikkatli Olmalısınız

Uzun bir yolculuk öncesi iyi dinlenmek önemlidir. Araç kullanırken dikkatinizi dağıtacak etkenlerden kaçınmalı ve gerektiğinde mola vererek dinlenme fırsatı bulmalısınız. Bu, sürüş güvenliğinizi artırır ve yolculuğunuzu daha keyifli hale getirir. Yorgunluk veya dikkat dağınıklığı, tehlikeli durumlarla karşılaşma riskini artırabilir. Bu yüzden dinç ve odaklanmış olmak çok önemlidir. Yolculuk sırasında belirli aralıklarla mola vermek, kaslarınızın dinlenmesini ve zihinsel olarak taze kalmanızı sağlar. Bu nedenle uzun süreli yolculuklarda dinlenmiş ve dikkatli olmak önemlidir.

Trafik Kurallarına Uymalısınız

Trafik kurallarına uymak, sürücülerin kendi güvenliklerini ve diğer yol kullanıcılarının güvenliğini sağlamaları için temel bir gerekliliktir. Hız sınırlarına uymak, emniyet kemeri takmak ve cep telefonu kullanımından kaçınmak gibi kurallara riayet etmek hayati öneme sahiptir. Bu kurallar, trafikteki riskleri azaltır ve kazaların önlenmesine yardımcı olur. Ayrıca trafik düzenini sağlamak ve trafiği daha güvenli hale getirmek için her sürücünün sorumluluğu altındadır. Dolayısıyla trafik kurallarına uymak, sadece kendi güvenliğiniz için değil, aynı zamanda diğer sürücülerin ve yol kullanıcılarının güvenliği için de önemlidir.

Sabırlı Davranmalısınız

Yoğun trafik ve uzun yolculuklar sırasında sabırlı olmak kritiktir. Planlarınızda beklenmedik değişiklikler olabilir. Bu yüzden esnek olmalı ve olumsuz durumlarla başa çıkabilmek için sakin kalmalısınız. Trafik sıkışıklığı veya beklenmedik yol koşulları gibi durumlar, sürücüler için stresli olabilir. Ancak bu tür durumlarda sakin kalmak ve esnek davranmak, stres seviyelerini azaltır ve daha güvenli bir sürüş deneyimi sağlar. Esneklik, beklenmedik durumlarla başa çıkmak için gereklidir ve yolculuk boyunca karşılaşılabilecek herhangi bir engeli aşmanıza yardımcı olur. Dolayısıyla trafikte ve uzun yolculuklar sırasında sabırlı olmak ve esnek davranmak önemlidir.

 

Okumaya devam et

GÜNCEL

SICAKLARDAN BAYRAMINIZ KABUSA DÖNMESİN: Sıcaklardan Korunmanın 5 Yolu!

Erken başlayan bunaltıcı yaz sıcakları bayramda da etkili olacak. Bayram tatilini sağlıklı ve keyifli geçirebilmek için güneşin zararlı etkilerine karşı önlem almak gerekiyor.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Haziran ayının ilk günlerinden itibaren yurt genelinde sıcaklıklar yüksek derecelerde seyrediyor. Kimileri için bu sıcak ve güneşli günler kabusa dönerken, kimileri için tatil fırsatına dönüşüyor. Uzmanlar, 9 günlük Kurban Bayramı tatilinde yüksek sıcaklıkların devam edeceğine dikkat çekerek, bayramı ülkenin güneşli bölgelerinde geçirecek olanları sıcağın zararlı etkilerine karşı uyarıyor.

Güneş Alerjisine Dikkat!

Güneş alerjisine karşı çok dikkatli olmak gerektiğini belirten, LifeClub Sağlıklı Yaşam Hizmetleri Aile Hekimi Uzmanı Dr. İyigün Gedik, “Güneş ışınlarının deride oluşturduğu zararlı etkilerin tümüne fotodermatozlar denir. Görünür ışık, çeşitli kimyasallar, kozmetikler ve ultraviyole ışınlar cilt reaksiyonları ve bağışıklık sistemi tepkilerine neden olurlar. Güneş alerjisini tetikleyebileceğini bildiğimiz ilaç grupları bazı antibiyotikler, kemoterapi ilaçları, kalp ilaçları ve antidiyabetiklerdir.

Güneşle temastan sonra ortaya çıkan kızarıklık, kaşıntı, döküntü, hassasiyet gibi tablolar aklımıza güneş alerjisini getirir. Güneşle dünyamıza ulaşan üç tür ultraviyole ışık bulunmaktadır. Ultraviyole A (UVA) ve ultraviyole B (UVB) ışınları ciltte hassasiyet, yaşlanmaya yatkınlık ve cilt kanserine neden olabilirken ultraviyole C (UVC) ışınları kısmen daha zararsızdır” dedi.

Güneş Yanığı Mı, Güneş Alerjisi Mi?

Dr. İyigün Gedik, güneşli günlerde oldukça sık görülen güneş yanıklarıyla, güneş alerjisinin nasıl ayırt edilebileceğini ise şöyle anlattı: “Uzun süre güneşte kalmakla oluşan ve alerjiyle benzer bulgular verebilen güneş yanıkları zamanla gelişirken, güneş alerjisi herhangi bir kimyasal veya kozmetikle duyarlanmış ciltte güneş maruziyetinden hemen sonra dakikalar içinde ortaya çıkar. Güneşe maruz kalınan süre ve saat ile birlikte güneşi alan cilt yüzeyinin büyüklüğü bulguların şiddetini değiştirir. Güneşe maruz kalan cilt bölgesi önce kızarır, sonrasında ağrı, yanma, batma gelişir, cilt sıcaklığında artış gözlenir. Kaşıntılı kabarıklıklar olarak tanımlanan ürtikerler gelişebilir. Birkaç gün sonra ciltte soyulma ve pullanma izlenir. Bütün bu bulgulara cilt ödemi de eşlik edebilir.”

Güneşin Zararlı Etkilerinden Korunmanın 5 Yolu

Güneş alerjisi tanısının hekim muayenesi sonrası gerekli kan testleri, fototest ve ileriki durumlarda cilt biyopsisi ile konulabildiğine de dikkat çeken LifeClub Hekimi Dr. İyigün Gedik, güneşin zararlı etkilerinden korunmanın 5 yolunu şöyle sıraladı:

1. Güneş Kremi Kullanın

En az SPF 30 ve üzerinde koruma faktörlü güneş kremleri kullanın.
Güneş kremini güneşe çıkmadan 15-30 dakika önce sürün ve iki saatte bir tekrarlayın. Özellikle yüzdükten veya terledikten sonra yeniden sürmeyi ihmal etmeyin.

2. Güneşten Koruyucu Giysiler Giyin

İnce kumaşlı veya keten olmak kaydıyla uzun kollu gömlekler, ince pantolonlar ve geniş kenarlı şapkalar tercih edin.
UV korumalı kıyafetler seçerek de koruma sağlayabilirsiniz.

3. Gölge Alanları Tercih Edin

Güneş ışınlarının en dik geldiği saatler olan 10:00-16:00 arasında gölgede kalmaya dikkat edin.
Güneş ışığından doğrudan etkilenmemek için gölgelik alanlar veya güneş şemsiyeleri kullanın.

4. Gözlerinize Dikkat Edin

UV korumalı, polarize güneş gözlüğü kullanarak gözlerinizi zararlı güneş ışınlarından koruyun.
Yine geniş kenarlı şapkalar da gözlerinize doğrudan gelecek güneş ışığını azaltabilir.

5. Bol Su Tüketin

Güneş altında vakit geçirirken vücudunuzun su kaybını önlemek için bol su için. Sıvı kaybını önlemek, hem cildinizin sağlıklı kalmasına hem de güneşin zararlı etkilerini azaltmaya yardımcı olur.

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.