Connect with us

GÜNCEL

Çalışanları Maaşla Elde Tutma Dönemi Bitti mi?

Yayınlanma:

|

Şirketler, potansiyel yetenekleri kazanma savaşında uğraş verirken aslında çalışanlar için “mutlu ve amacı olan” bir kurumun önemini anlayamıyor olabilir mi? Belki de bu nedenle yetenek bulmak ve tutmak konusunda başarıya ulaşmakta zorluk çekiyorlar. Şirketler için ”Yaşam Amacını Buldurma” adında özel atölyeler düzenleyen Mine Dedekoca’ya göre şirketin amacını bilmeyen ya da öğrenemeyen bir çalışanın yalnızca kendisine sunulan maaşla ilgilenmesi olağan bir durum. Oysa o çalışanı elde tutmak isteyen şirket için bu durum sürdürülebilir değil. Mine Dedekoca’nın dediğine göre “Çalışanları maaşla elde tutma dönemi bitti.”

İşyerinde mutlulukla, yetenek kazanmakla ve sürdürülebilirlikle doğrudan ilgili olan “şirketin yaşam amacı” start-up’lar da dâhil olmak üzere tüm şirketler için âdeta bir gereklilik. Hubert Joly’ın Creating a Meaningful Corporate Purpose adlı makalesinde de belirttiği gibi, dünyadaki hangi ihtiyaca yönelik çalıştığı, hangi konuda tutkulu olduğu net şekilde bilinen bir şirkette çalışmak, çalışan için oldukça çekici bir unsur.

İşyerinde Uzun Süre Mutlu Olmak

Mine Dedekoca şirketlerin yaşam amacı konusunu ayrıntılı olarak inceleyen uzmanlardan biri. Uluslararası birçok şirkette ülke sorumlusu, kurucu, proje yöneticisi, pazarlama müdürü olarak görev alan, 2021 yılında şirketlere mutlu, kendini tanıyan ve gerçekleştiren çalışanlar yardımıyla “mutlu bir işyeri” yaratmaları için rehberlik eden Happy Work Studio markasını kuran Mine Dedekoca, anlam konusu ekseninde mutlu işyeri olma yolundaki yöntemleri şu şekilde açıklıyor:

“Eğitimlerimde kavram olarak işyeri mutluluğunu anlatırken üç seviyeden söz ediyorum. İlk seviye zevkle ilgilidir. Yaygın olarak birçok işyerinde gerçekleştirilen iş dışı etkinliklerin çoğunun amacı, çalışanlarda bu seviyedeki mutluluğu sağlamak. Örneğin Happy Hour gibi etkinlikler, çalışanları bir araya getirecek oyunlar, turnuvalar düzenleniyor. Bu gibi örneklerde ilk seviye, yani anlık mutluluk amaçlanıyor. Oysa bu gibi etkinliklerde kişinin mutluluk seviyesi düşük kalıyor, mutluluğun etkisi oldukça kısa sürüyor.

İşyerlerindeki ikinci seviye mutluluk bağlılıkla ilgilidir. Günümüzde birçok işyeri bu seviyeye odaklanıyor. Örneğin, çalışanın bağlılığını sağlamak için anketler yapılıyor, stratejiler tasarlanıyor. Böylece çalışanın mutluluğu daha uzun sürüyor.

İşyerinde mutluluğun üçüncü seviyesi ise amaçla ilgilidir. Bu kez çalışanın kendini şirketle tam olarak bütünleşmiş hissetmesi söz konusu. Bu aşamada, çalışan kendini gerçekleştiriyor ve yaşam amacıyla şirketin amaçlarını örtüştürebiliyor. Mutluluk seviyesi çok yüksek oluyor. Üstelik bu seviyedeki mutluluğun etkisi de uzun sürüyor. Bu nedenle şirketler bu seviyedeki çalışan mutluluğunu yakalamak için çalışmalı.”

Odak: Anlam

Susan Peppercorn’a göre ise çalışanların işyerinde mutlu olmaya çalışmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Why You Should Stop Trying to Be Happy at Work adlı makalesinde mutluluğun değil, anlamın ön planda olması gerektiğini belirtiyor. Çünkü anlam geçmişi, bugünü ve geleceği kapsayabilir. Oysa mutluluk şimdiyle sınırlanır. Bu önemli makalede Shawn Achor ve araştırma ekibi tarafından yapılan bir araştırmadan da söz ediliyor. Bu araştırmaya göre 10 kişiden dokuzu, kazançlarının düşmesine neden olsa da daha anlamlı bir iş yapmayı tercih edebileceklerini belirtmiş.

Bu açıdan şirketle çalışanın anlam konusunda bütünleşmesinin ne kadar önemli olduğunu görebiliyoruz. Demek ki şirketler çalışanları ellerinde tutmak ve verimli bir çalışma ortamı yaratmak için anlam konusu üzerinde gerçekten düşünmeli. Peki ama amaç konusunun biraz daha derinine inmek gerekmiyor mu?

Amacınızın Amacı Ne? adlı makalede belirtildiği gibi, amaç belirlerken şirketlerin “Biz olmasak dünya hangi bakımdan daha kötü durumda olurdu?” sorusuyla başlayan bir süreç başlatması gerekiyor. Peki, var olma amacı açık olan ve çalışanlarını mutlu etmeyi başarmış bir işyeri olmak yeterli mi?

Esneklik

Anlam odaklı bir şirket kültürü yaratmak gibi esnek bir yönetim ve liderlik modeli kurgulamak da çağımızda çalışanları memnun etmek için önemli. Mine Dedekoca, geleceğin iş yaşamıyla ilgili oldukça iddialı bir tez ortaya koyuyor:

“Taylorizm, endüstri dönemiyle birlikte hayatımıza giren bir kavram. O dönemde çalışanların ve iş hayatının şartlarını iyileştirmek, daha çok üretmek için bir sistem geliştirilmişti. Çalışanlar 60 hatta 80 saat çalışıyordu. Onların hayatını daha iyi hâle getirmek için 40 saat uygulamasına geçilmişti, aslında dönemin şartlarına göre bir iyileştirme yapılmıştı. Oysa bugün 40 saat gerekli mi gerçekten, bunu konuşuyoruz. O dönemlerde çalışanların başlarında gözlemciler vardı. Zaman geçti. Şimdi özellikle açık ofislerde aynı sistemin devam ettiğini görüyoruz. Cam odasında oturan direktörler aslında gözlemcilerle benzer bir iş yapıyor. Taylor dönemindeki yapılaşmayı sürdürüyoruz, bundan kurtulamıyoruz. Çünkü bu konudaki bakış açısı değişmemiş. Yani yaşadığımız bu sancı, 200 senelik çalışma şekillerinin değişme sancısı aslında. Majör bir değişiklik yaşanıyor. Artık Taylorizm’in sonuna geldik. Üstünde oturduğumuz o büyük kaya yıkılmak üzere. İşte bu yüzden de herkes yerini bulmaya çalışıyor, bu yüzden ortada çok fazla tartışma var.”

Liderlerin esneklik konusunda neden bu kadar zorlandıklarını anlamak güç değil. Mine Dedekoca’ya göre liderler bildikleri modeli unutarak yeni bir şey öğrenmeye başlamaları gerekiyor:

“Liderlerin üzerinde çok büyük bir yük var. Bu yüzden tüm dünyada tükenmişlik sendromu hakkında konuşuyoruz. Herkes tükenmiş durumda! Çünkü bir liderin bir yandan öğrenmesi gerekenler var, bir yandan gün geçtikçe artan iş yükü var, bir yandan da çalışanları dinlemesi gerek. Lider hangi birini yapacağını şaşırıyor, büyük bir karmaşa içinde. Şunu kabullenmek lazım: Bu bir değişim ve kolay bir şey değil. Ancak esnek olursak kırılmayız. Zihnen esnek olmamız gerekiyor.”

Dönüşüm Başlıyor

Hem bugün hem de gelecekte inatla eski çalışma sistemlerine tutunmanın, çalışanları yalnızca zincirin birer halkası gibi görmenin olumsuz sonuçlar doğurabileceğini görmek mümkün. Yazar Steve Gaveski, uzaktan çalışmayla ilgili olarak Uzaktan Çalışma (Çoğunlukla) Eşzamansız Olmalı adlı makalesinde şirketler içindeki uyum ve dönüşüm konusunu şöyle ele alıyor:

“Yöneticiler ile çalışanlar arasındaki uyum, herhangi bir dijital dönüşüm girişiminin başarısı için kritik öneme sahiptir. Liderler örnek olup liderlik etmeli ve her şeye gerçek zamanlı olarak yanıt vermemenin, toplantı isteklerini reddetmenin, bildirimleri kapatmanın ve tüm gün çevrimiçi olmamanın sorun olmadığını iletmelidir. Bunu yapmak, insanlara yalnızca dünya çapındaki kronik işyeri stresi ve odaklanamama durumuyla mücadele etme şansı vermekle kalmayacak, işyerlerinin yetenek savaşını kazanmalarına da yardımcı olacak.”

Mine Dedekoca ise dönüşümü çalışanlar açısından yorumluyor ve insanların, yetkinliklerini gelişen dünyaya adapte etmedikleri takdirde işsiz kalmaktan korkmalarının olağan olduğunu ifade ediyor:

“Dijitalleşme bizim için yeni alanlar açıyor. Önemli olan da oluşacak yeni mesleklere hazır hâle gelmek. Upskilling ve reskilling kavramları işte bu yüzden hem çalışanlar hem de şirketler için çok önemli. Upskilling, mevcut işi farklı yöntemlerle geliştirmek demek. Reskilling ise mevcut yeteneği farklı bir alanda kullanmak anlamına geliyor. Birçok meslek ve iş form değiştiriyor. Örneğin Web 3.0 alanında var olmak ve orada kurumsal iletişim yapmak bambaşka bir şey. Bugün yetenek savaşları hangi alanlarda var biliyor musunuz? Bazı işler için donanımı olan çok az insan var. Çünkü o konuyla ilgili eğitim veren üniversite yok. Yani yetenek kıt olduğu için yetenek savaşı var.”

Özetle, çağımızda şirketler kendini geliştirebilen yetenekler arıyor. İnsanlar içinse esnek liderlere ve anlamlı bir kültüre sahip bir şirkette çalışmak önemli. Empati, eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılık gibi kavramların da esneklikle ilgili olduğu söylenebilir. Bu nedenle şirketler ürettikleri değerlere uyumlu bir şekilde amaç oluştururken esneklik kavramını gözden kaçırmamalı. Güçlü köklere sahip, inandırıcı ve sürekli bir amacın start-up’lar da dahil olmak üzere her şirketin sahip olması gereken bir unsur olduğunu unutmamak gerekiyor. Belki de işyerindeki o büyük amaç, çalışanları elde tutmak için yeterli olacak.

HBR

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

TCMB karar günü: Petrol yükseliyor, manevra alanı daralıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Küresel mali piyasalar teknoloji hisseleri ile jeopolitik gerilimin arasında sıkışmış durumdalar. Alphabet ve Tesla’nın açıkladıkları güçlü bilançolar ile yapay zekâ altyapısına yönelik dev yatırım planları teknoloji hisselerini desteklemeye devam ederken, bu yatırımların ne ölçüde ve hangi zaman diliminde karşılık vereceği ise soru işaretlerini beraberinde getiriyor. ABD borsalarının dün geceyi düşüşle tamamlaması ardından bu sabah vadeli işlemlerde de hâkim rengin kırmızı olduğunu görüyoruz. Pasifiğin diğer ucunda ise yeni gün başlangıcında karmaşık bir seyir hâkim. Güney Kore borsası KOSPI %3 civarında yükselirken, lokomotif hisseler SK Hynix ve Samsung endeksi yukarıya taşıdı. Gösterge endeks Tokyo borsası yaklaşık %0,50 yükselirken, jeopolitik gündemin ağır basmasına rağmen, yapay zekâ yatırımlarının artık geçici bir tema olmaktan çıkıp uzun vadeli büyümenin temel dinamiklerinden biri hâline geleceği beklentisi teraziyi yeniden dengelemeye çalışıyor.

Lâkin küresel görünümün de hiç iç açıcı olmadığını belirtmemiz gerekiyor. Küresel borç sorunu her geçen gün daha da ağırlaşırken, 2025 yılı sonunda toplam borç stoku 348 trilyon dolara ulaştı. Böylece küresel borcun milli gelire oranı %308’e yükselirken, dünya ekonomisinin ürettiği her 1 dolarlık gelire karşılık 3 dolardan fazla borç yükü taşınıyor. Üstelik bu borcun en büyük kaynağı olan ABD’de tablo daha da dikkat çekici bir görünüm sergiliyor. Son yıllarda enflasyonun ağırlıklı olarak talep değil, arz yönlü sorunlardan beslenmesi, küresel faizlerin yüksek kalmasına ve dolayısıyla finansal istikrar üzerindeki baskının artmasına neden oluyor. Zaten sene başında kağıt ve mürekkep para sistemine baş kaldıran kıymetli metallerin hikâyesi, Fed’de direksiyonun başına geçecek isim olarak açıklanan Warsh ve devamında savaş döneminde dolar likiditesinin sıkışmasıyla yarıda kalmıştı.

Orta Doğu’da tansiyon her geçen gün yükselirken, İran ile ABD arasındaki gerilimin hem kapsamı hem de etkileri giderek büyüyor. Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik risklerin yanı sıra Husilerin Kızıldeniz’de petrol tankerlerini hedef almasının ardından Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı bu sabah %2 yükselerek 96 doların üzerine geldi. Tam üç hafta önce 70 dolar seviyesine kadar gerileyen petrolün son altı haftanın zirvesi olan psikolojik 100 dolar seviyesine kadar yükselmesi moralleri bozuyor.

Yaklaşık beş aydır devam eden çatışmaların Hürmüz Boğazı’nın ardından Bab el-Mendeb Boğazı’nı da etkilemesi, dünya petrol ve doğal gaz ticaretinin dörtte birinden fazlasını risk altına sokabilecek nitelikte olduğunu hatırlatmak isteriz. Yükselen enerji fiyatları enflasyon endişelerini yeniden artırırken, diğer taraftan Rusya-Ukrayna savaşı da dördüncü yılında daha tehlikeli bir boyuta evriliyor. Ukrayna’nın Rusya’nın günlük yaşamını ve kritik altyapısını hedef alan saldırılarına karşılık Moskova’nın Karadeniz’deki ticari tahıl gemilerini doğrudan hedef almaya başlaması, çatışmanın küresel ticaret ve gıda güvenliği açısından yeni bir risk oluşturduğunu gösteriyor. Son olarak, Odessa Limanı’ndan tahıl yüküyle ayrılan Türk bağlantılı bir kuru yük gemisinin Rus füzeleriyle vurulması bu endişeleri daha da artırdı. Karadeniz’de ticari gemilere yönelik saldırıların yoğunlaşması ve küresel kuraklığın etkisiyle tahıl fiyatlarında yukarı yönlü baskının güçlenebileceğini, bunun da enerji fiyatlarındaki yükselişle birlikte küresel enflasyon üzerinde ilave baskı yaratabilecek önemli bir risk unsuru olduğunu değerlendiriyoruz.

Hazır enflasyondan söz etmişken, faiz vadeli kontratları Fed’in bu yıl toplam 42 baz puanlık faiz artışı yapabileceğini fiyatlıyor. Eylül ayına yönelik faiz artışı ihtimali bu sabah %80 seviyesine yükselerek büyük ölçüde satın alınmış durumda. Doların piyasa kuru olan DXY 101 seviyesinin kıyısında salınırken, doların piyasa faizi olan 10 yıllık gösterge tahvil bu sabah %4,66 seviyesine kadar yükselerek taraflar arasında imzalanan mutabakat zaptı öncesi seviyelere geri döndü. Yapay zekâ kaynaklı büyüme beklentileri risk iştahını desteklemeye devam etse de, petrol ve tahıl fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik gerilimler küresel piyasalar üzerinde önemli bir baskı unsuru olmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Bu gidişatın da pek de hayra alamet olmadığını peşinen not etmek isterim! Ekonomi ile jeopolitika gerçekten bu kadar çok mu ayrışıyor, biz de bazen şaşırıyoruz. Biraz daha açmak gerekirse, piyasaların gelişmeleri pek de umursamadığını düşünüyoruz zira finansal piyasalarda var olan iyimserlik ile kartopu misali büyüyen riskler uyuşmuyor. Her ne kadar yarın kriz olacak modunda olmasak da, gelişmelerin bizi rahatsız ettiğini de itiraf etmemiz gerekiyor.

Bu kafa karışıklığında, kıymetli metallerin yeniden ‘ayağa kalkmasını’ da sadece bir tesadüf olarak görmemek gerekiyor. Yukarıda da değindiğimiz üzere, kredibilitesi yüksek ve Trump’ın ‘oyuncağı’ olmayacak Warsh isminin öne çıkması ve devamında patlak veren savaş ardından beş aydır burun aşağıya giden kıymetli metaller, önemli teknik seviyelerden yüzünü yukarıya doğru çevirmeye başladı. Altının ons fiyatı dün gün içerisinde 4,165 dolar seviyesini test ederken, gümüş ise 61 dolar seviyesine kadar yükseldi. Teknik mânâda önemli seviyelerin test edilmesi ardından başlayan yükseliş bizleri mutlu etse de, gidişatı temkinli bir şekilde takip edeceğiz. Bu hafta hem gümüş hem de altın cephesinde bir kademe uzun pozisyon açtık. Kıymetli metallerin mütemadiyen satış baskısına maruz kalan karamsar havasından kurtulup güvenli liman kimliğini bir an önce tekrar kazanmasını fiyatlayarak yolculuğa eşlik etmeye çalışacağız. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin 65,500 dolar seviyelerinde ve önemli bir eşikte gelişmeleri takip ediyor.

Türkiye cephesinde ise TCMB’nin olağan PPK toplantısı günün en önemli gündem maddesi olarak takip edilecektir. Her ne kadar politika faizinin %37 seviyesinde sabit tutulacağına kesin gözüyle baksak da, jeopolitik risklerin hem Türkiye’nin kuzeyinde hem de güneyinde tırmandığı bir dönemde, politika metninin satır aralarını dikkatle irdeleyeceğiz. Bununla birlikte, uzun süredir uygulanan dezenflasyon politikalarının bir yan etkisi olarak Türkiye ekonomisinin yüksek faizlerin gölgesinde sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya kaldığının da altını çizmek gerekiyor. Hasta bir türlü acilden çıkamadı! Nitekim dün bu noktaya İSO Başkanı Erdal Bahçıvan da dikkat çekti. Politika yapıcıların bugün politika metininde şahin ifadelere yer vereceğini düşünüyoruz. Jeopolitik gelişmelerin ötesinde, TCMB’yi asıl rahatsız eden unsurun Haziran ayında çekirdek enflasyonda yeniden gözlenen ivmelenme olduğunu düşünüyoruz. Bu eğilimin Temmuz ayında da devam edip etmeyeceği yakından takip edilecektir.

USDTRY kuru hafta sonu fonlama etkisinin de yardımıyla Pazartesi valörlü işlemlerde 47,23 seviyesine yükselirken, enerji fiyatlarının TCMB’nin hem cari açık hem de enflasyonla mücadelesini zorlaştıracağı beklentisiyle iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %42 seviyesine dayanarak son altı haftanın zirvesine yükseldi (bakınız grafik). Türkiye risklerinin yabancı nezdinde barometresi konumunda beş yıl vadeli CDS risk primi de 241 baz puan seviyesine yükselerek son altı haftanın zirvesinde salınmaya devam ediyor.

Hafta sonu riskini taşımak istemeyeceğini düşündüğümüz piyasa aktörlerinin gün içindeki pozisyonlanmasını yakından izleyeceğiz. TCMB’nin faiz kararının yanı sıra makro cephede tüketici güven endeksi, TCMB ve BDDK’nın haftalık bültenlerini takip edeceğiz. Yurt dışında ise bugün Avrupa Merkez Bankası’nın olağan faiz toplantısı gündemde yer tutsa da, faiz oranlarında herhangi bir değişiklik beklemiyoruz. ECB’nin bugün bekle-gör yaklaşımını benimseyerek, Eylül ayında ilave faiz artışı ihtimalini masada tutacağını ve enflasyon görünümüne bağlı olarak ilave sıkılaşmaya kapıyı açık bırakacağını değerlendiriyoruz. EURUSD paritesi 1,1430 seviyelerinde yatay.

Türkiye 2 yıl vadeli gösterge tahvil vs Brent cinsi ham petrol

1784781393fe317a792f990fe0eac27a225fb2f6b8_1_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İş Bankasından 12 yıl vadeli katkı sermaye niteliğinde eurotahvil ihracı

İşlemin kupon faiz oranı, ihraca gelen güçlü talep sayesinde ilk açıklanan gösterge seviyenin 35 baz puan altında, yüzde 8,40 olarak belirlendi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye İş Bankası, uluslararası sermaye piyasalarında 500 milyon dolar tutarında, 12 yıl vadeli ve 7. yılda erken geri ödeme opsiyonlu katkı sermaye niteliğinde yeni bir eurotahvil ihracı gerçekleştirdi.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, işlemin kupon faiz oranı, ihraca gelen güçlü talep sayesinde ilk açıklanan gösterge seviyenin 35 baz puan altında, yüzde 8,40 olarak belirlendi.

Geniş bir coğrafyaya yayılmış uluslararası yatırımcıların ilgi gösterdiği işlemde eurotahvillerin yüzde 46’sı İngiltere’ye, yüzde 20’si Avrupa’ya, yüzde 17’si ABD’ye, yüzde 16’sı Orta Doğu’daki yatırımcılara ve yüzde 1’i Asya’daki yatırımcılara satıldı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ebru Özşuca, jeopolitik belirsizliklerin ve küresel piyasalardaki dalgalanmaların yüksek seyrettiği bir dönemde gerçekleştirilen bu işlemin, uluslararası yatırımcıların hem Türkiye ekonomisine hem de İş Bankasına duyduğu güveni bir kez daha teyit ettiğini belirtti.

Özşuca, Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgelerine bugüne kadar gerçekleştirilen en uzun vadeli katkı sermaye niteliğindeki piyasa işleminin, bu özelliğiyle uluslararası sermaye piyasaları açısından önemli bir referans niteliği taşıdığını kaydetti.

– Uluslararası yatırımcılardan güçlü talep

İşlemin, güçlü yatırımcı talebi sayesinde son dönemde uluslararası sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlerde görülen seviyelerin altında bir yeni ihraç primiyle tamamlandığını vurgulayan Özşuca, bunun İş Bankasının güçlü finansal yapısına, uluslararası yatırımcı tabanının derinliğine ve uzun yıllara dayanan güven ilişkisine duyulan inancın somut bir göstergesi olduğunu anlattı.

Özşuca, son bir yıl içerisinde uluslararası piyasalarda toplamda 1,5 milyar dolar tutarında üç ayrı katkı sermaye nitelikli Eurotahvil ihracını başarıyla gerçekleştirdiklerine dikkati çekerek, bankanın sermaye yapısını daha da güçlendiren uzun vadeli bu kaynakların reel sektörün finansman ihtiyaçlarının desteklenmesine katkı sağlayacağını aktardı.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek

Yayınlanma:

|

Yazan:

İSO 500 Verileri Alarm Veriyor: Finansman Yükü Hafiflese de Sanayicinin Omuzundaki Baskı Sürüyor

İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 verileri, Türkiye sanayisinin yüksek faiz ve sıkı para politikasının etkilerini hissetmeye devam ettiğini açık şekilde ortaya koyuyor. Finansman maliyetlerinde 2024 yılına kıyasla sınırlı bir iyileşme görülse de, şirket bilançoları üzerindeki baskı hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde seyrediyor.

Hatırlanacağı üzere, 2024 yılında İSO 500 şirketlerinin finansman giderleri yalnızca %16 artmasına rağmen, faaliyet kârı %31,6 gerilemiş, bunun sonucunda finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %56,9’dan %96,6’ya yükselerek tarihi zirvelerden birine ulaşmıştı. Başka bir ifadeyle, sanayi şirketleri faaliyetlerinden elde ettikleri kârın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmıştı.

2025 yılı verileri ise bu baskının kısmen hafiflediğini ancak sorunun henüz çözülemediğini gösteriyor.

Net satışlar 2025 yılında %27 artış gösterirken, finansman giderleri %38,1 gibi daha yüksek bir oranla artarak 854,7 milyar TL’ye ulaştı. Böylece finansman giderlerinin net satışlar içindeki payı %6’dan %6,6’ya yükseldi. Bu tablo, satış gelirleri artsa bile finansman maliyetlerinin daha hızlı büyüdüğünü ve şirketlerin önemli bir bölümünün büyüme performansını kredi maliyetleri nedeniyle bilançolarına yansıtamadığını ortaya koyuyor.

Olumlu tarafta ise faaliyet kârındaki toparlanma dikkat çekiyor. Faaliyet kârı 2025 yılında %57,1 artışla yaklaşık 1 trilyon TL’ye ulaşırken, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %96,6’dan %84,9’a geriledi. Bu gelişme ilk bakışta önemli bir iyileşme gibi görünse de, tarihsel perspektiften bakıldığında tablo hâlâ endişe verici.

Çünkü 2015-2024 döneminde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı ortalama %64,5 seviyesinde gerçekleşmişti. Buna göre 2025 yılında kaydedilen %84,9’luk oran, uzun dönem ortalamasının yaklaşık 20 puan üzerinde bulunuyor. Bu da sanayi şirketlerinin yüksek faiz ortamının yarattığı finansman baskısını hâlâ yoğun şekilde yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.

Verilerin Verdiği Mesaj

İSO 500 sonuçları, para politikasındaki sıkılığın reel sektör üzerindeki etkisinin henüz sona ermediğine işaret ediyor. Faaliyet kârlılığındaki toparlanma olumlu olmakla birlikte, şirketlerin ürettiği katma değerin çok önemli bir kısmı finansman maliyetleri tarafından tüketilmeye devam ediyor.

Bu nedenle firmalar açısından önümüzdeki dönemde;

  • işletme sermayesi yönetiminin güçlendirilmesi,
  • nakit dönüş süresinin kısaltılması,
  • borç vadesi ve faiz riskinin yeniden yapılandırılması,
  • özkaynak finansmanının artırılması,
  • verimlilik ve kârlılık odaklı üretim modellerine geçilmesi,

her zamankinden daha kritik hale geliyor.

Sonuç olarak, 2025 verileri finansman baskısının zirveden geri dönmeye başladığını gösterse de, sanayi sektörünün hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde bir faiz yükü taşıdığını ortaya koyuyor. Bu görünüm, para politikasındaki normalleşmenin hızına bağlı olarak 2026 yılında finansman maliyetlerinin seyri açısından belirleyici olmaya devam edecek.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.