ŞİRKETLER
Daha Akıllı Bir Robot Stratejisi
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
General Motors 1982 yılında, “geleceğin fabrikası”nı inşa ettiğini açıkladı. Michigan’daki Saginaw tesisi, Japon otomobil üreticileri Toyota ve Nissan ile rekabetin yoğun olduğu bu dönemde GM’in işini canlandırarak üretimi otomatikleştirecekti. GM, bu karardan iki yıl önce zarar hanesine 763 milyon dolar yazmıştı: Bu, şirketin 72 yıllık tarihinde zarar açıkladığı ikinci yıldı. CEO Roger Smith, Toyota’ya ait bir fabrikayı ziyaret ettikten sonra, GM’in rekabet edebilmek için otomasyona geçmesi gerektiğine karar verdi.
Saginaw projesi, üretimi üstlenecek 4 bin robottan oluşan bir ordu üzerine kuruluydu. Amaç üretkenliği ve esnekliği artırmaktı. Robotlar, GM’in beş yıllık üretim döngüsünü iki yıl kadar kısaltacak ve çeşitli GM modelleri arasında geçiş yapabilecekti. Çalışan üretkenliği yüzde 300 artacaktı. Manuel sistemler ve arayüzler ortadan kaldırılacaktı. Robotlar o kadar etkin olacaktı ki insan çalışan sayısı ciddi anlamda azalacaktı, hatta ışıkları açmaya dahi gerek kalmayacaktı.
Ne var ki GM’in “karanlık fabrika” deneyi tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. Geleceğin fabrikasındaki üretim maliyetleri, binlerce sendikalı işçiye istihdam sağlayan fabrikalardaki maliyetleri aştı. Tesislerin birçoğunda robotlar bir araba modelini diğerinden ayırt etmekte dahi zorlanıyordu: Düşünün, Buick’lerin tamponlarını Cadillac’lara monte ediyorlardı ya da tam tersi. Robotlar aynı zamanda boya işinde de korkunç derecede kötülerdi; üretim bandındaki arabaları unutup birbirlerini spreyliyorlardı. GM, Saginaw fabrikasını 1992 yılında kapattı.
Bilim adamları ve mühendisler, tesisin kapanmasından bu yana geçen 30 yılda robotik donanımında (fiziksel makineler) ve otomasyon yazılımında (makinelere güç veren bilişim zekası) kayda değer ilerlemeler kaydettiler. Robot ve benzeri otomasyon teknolojileri, yinelemeli görevleri giderek daha güvenli ve daha doğru bir şekilde gerçekleştiriyor. Robotlar metalleri tutarlı bir biçimde ve yaralanmalara mahal vermeksizin kesebiliyor ve kaynak yapabiliyorlar. Birbirlerini değil, arabaları boyuyorlar. Yani otomasyon artık fabrikaların da ötesinde yeni ve daha sofistike bağlamlarda uygulamalara sahip.
Ne var ki otomasyon teknolojisindeki gelişmelere rağmen, karanlık, yani minimum insan çalışan ile verimli ve esnek otomasyon temelli üretim, iki temel nedenden dolayı gerçeklikten uzak bir fikir olarak kalmaya mahkum. İlk olarak, söz konusu teknoloji sınırlı düzeyde benimsenmiş durumda. ABD Nüfus Sayımı Bürosu’nun verilerine göre, 2018 yılında Amerikalı imalat firmalarının yüzde 10’undan azı robotlardan faydalanıyordu. Covid pandemisinin ve evde kalmaya bağlı olarak artan sipariş yükünün fabrika otomasyonuna olan talebi artırmasının beklendiği 2020 yılında dahi ABD, Almanya ve Japonya’daki robot satın alımları 2019 seviyelerinin altındaydı. Çin’de ise, otomasyonu artırmaya yönelik ulusal strateji kapsamında robotların benimsenmesi için sağlanan ciddi sübvansiyonlara rağmen, robot kullanan üreticilerin genele oranı kabaca ABD ile aynı seviyelerde. Üstelik çalışmalar, otomasyon teknolojisini benimseyen şirketlerin verimlilikleri arttıkça daha az değil, daha fazla işçi işe aldıklarını gözler önüne seriyor.
İkincisi, araştırmamız şirketlerin bir taraftan otomasyon sayesinde verimliliklerini artırırken diğer taraftan ise süreç esnekliği anlamında kayıplar yaşadıklarını gösteriyor. Üçüncü taraf danışmanların desteğiyle yürütülen rutin robot bakımlarında (örneğin sensörlerin yeniden kalibrasyonu) üretim durma noktasına gelebiliyor. Önceden programlanmış robotlar, sadece belirlenen görevleri tamamlamak için çalıştığından bu durum operasyon çalışanlarının inovasyon yapma kapasitesini engelleyebiliyor. Bunun gibi daha pek çok örnek sıralayabiliriz. Biz buna sıfır toplamlı otomasyon diyoruz.
MIT’nin Work of the Future görev gücü kapsamında yürüttüğümüz onlarca görüşme ve saha ziyaretinin yanı sıra, yapay zeka ve robotik araştırma, geliştirme ve uygulama deneyimlerimizden de yararlanarak, şirketlerin sıfır toplamlı otomasyondan kaçınabileceklerini gördük. Tabii ki bunun için karanlıkta üretim stratejisinden vazgeçmeleri gerek. Şirketler projelerin başarısını, makinelerin maliyetini ve çıktısını insan işçilerin maliyet ve çıktısıyla karşılaştırarak ölçmeyi bırakmalılar; bu yaklaşım, otomasyonun bir süreci birden fazla boyutta iyileştirmeye nasıl katkıda bulunabileceğini gözden kaçırıyor. Şirketler bunun yerine şu gibi sorulara odaklanmalılar: Mevcut durumda otomatikleştirilecek görevleri yerine getiren bir ekip yeni bir şey yaparken daha verimli sonuçlar çıkarabilecek mi? Otomasyon teknolojisini kullanan ekipler, bu teknolojiyi kullanmayan ekiplere göre daha yenilikçi fikirler üretecek mi veya daha çeşitli görevler üstlenecek mi?
Bu makalede, verimliliği ve esnekliği artıran yeni teknolojilerin tasarımı ve dağıtımı olarak tanımladığımız pozitif toplamlı otomasyon kavramını tanıtıyoruz. Pozitif toplamlı otomasyon, operasyon çalışanlarının robotları eğitmesini ve hata ayıklamasını kolaylaştıran teknolojilerin tasarlanmasına, hangi görevlerin otomatikleştirileceğini belirlemek için aşağıdan yukarıya bir yaklaşım benimsenmesine ve başarıyı ölçmek için doğru metriklerin seçilmesine bağlı.
“KARANLIK” OTOMASYONUN SINIRLAMALARI
Verimliliği en üst seviyeye çıkarmak için tasarlanan otomasyon teknolojileri esnekliği üç temel şekilde sınırlayabilir: 1) Dış ortamlarındaki değişikliklere kolayca adapte olamazlar; 2) programlama ve onarım için özel, derin teknik beceriler gerektirirler ve 3) insan geribildirimi veya girdisi olmadan çalışan “kara kutular” olma eğilimindedirler. Bu sınırlamalar genellikle şirketleri karanlıkta üretim hedefinden vazgeçmeye ve bunun yerine insan çalışanların esneklik, yaratıcılık ve doğaçlama becerilerine güvenmeye zorluyor.
Elon Musk, 2017’de Tesla’nın Model 3’ünün seri üretimi için karanlık fabrika fikrini yeniden canlandırmaya çalıştı. Şirket, Kaliforniya’daki fabrikasında üretimi artırmaya yardımcı olmak, işe alım ve eğitim zorluklarının üstesinden gelmek için robotlar üretti. Ancak Tesla üretimde gecikmeler yaşadı ve Musk’ın “çılgın, karmaşık bir konveyör bant ağı” olarak tanımladığı bu sistemde yol almakta zorlandı. GM gibi Tesla da rotasını ters yöne çevirerek otomasyon yatırımlarının bir kısmından vazgeçti ve kalifiye işgücünü artırdı. Musk’ın vardığı sonuç şu oldu: “İnsanlara hak ettikleri önem verilmiyor.”
Çin’deki üreticiler de benzer bir sonuca vardı. Başlangıçta robotları, elektronik bileşenleri elle hareket ettirmek ve monte etmek için fabrikalarda yaygın olarak kullanmayı planladılar, ancak robotların elektronik bileşenlerin montajı için gerekli hassas görevleri insanlar kadar iyi yapamadığı ortaya çıktı. Harvard’dan sosyolog Ya-Wen Lei, bir imalat şirketinin üst düzey yöneticisinin şu sözlerini aktarıyor: “Robotlar hassas ve pahalı bileşenleri genellikle kırıyor. Bu süreçte insan vücudunun sihirli bir mekanizma olduğunu gördüm.”
Dilerseniz bir de üretim ve robotik dünyasının dışından bir örnek ele alalım. MD Anderson Kanser Merkezi, 2013 yılında doktorların kapsamlı araştırma veritabanlarındaki tedavi seçeneklerini hızlı bir şekilde bulmalarına yardımcı olmak için IBM’in Watson adlı yazılımını kullanmaya başladı. Ancak yazılım, hastaların karmaşık tıbbi kayıtlarını anlamlandırmakta zorlanıyor, teşhis önerileri sunmak için ayrıntılı insan girdilerine ihtiyaç duyuyordu. Watson bazı vakalarda ortaya güvenilmez veya eksik bulgular çıkarıyordu. Ayrıca tıbbi bulgular değiştiğinde (örneğin, yeni bir klinik çalışma sonucu yeni bir tedavi yaklaşımı önerildiğinde) insanların Watson’ın önerilerini manuel olarak güncellemesi gerekiyordu. Kullanıcılar ilk coşku dalgasının ardından Watson’ın uygulamalarının sınırlı olduğuna kanaat getirdiler. MD Anderson programı 2017 yılında iptal etti.
Bir robotun dış koşulları değiştiğinde otomatik sistemin yeniden programlanması, yeniden test edilmesi ve yeniden eğitilmesi gerekir. Kaldı ki koşulların değişmesi kaçınılmazdır; tıpkı bir firmanın üretim sürecini güncellemek veya bir ürünün yeni bir versiyonunu üretmek istediğinde olacağı gibi. Yeni bir şey yapmak için otomatik bir sisteme geçmenin maliyeti, genellikle insan çalışanlardan oluşan bir ekibe geçiş yapmaktan çok daha yüksektir. Değiştirme maliyetlerinin bu kadar yüksek olmasının bir nedeni, otomatik sistemi ayarlamak, onarmak ve yeniden programlamak için gereken uzmanlığın ekseriyetle sistemi kullanan ekibin dışındaki kişilerden tedarik edilmesidir. Bir üretim ekibi, otomatik bir sistemi yeniden programlamak için üçüncü taraf bir entegratörün veya onarım ekibinin desteğine ihtiyaç duyabilir. Bir hastanede faturalandırma sistemi hata verdiğinde ise muhasebe ekibinin yazılımı düzelttirmek için BT’den yardım istemesi gerekebilir. İşte gerçek “karanlık” bu noktada başlar.
POZİTİF TOPLAMLI OTOMASYON
Şirketler pozitif toplamlı otomasyon sağlayabilmek için sistemlerini hem üretkenlik hem de esneklik açısından tasarlamalılar. Esnek otomasyon için üç kuraldan bahsedebiliriz.
Kolay anlaşılır araçlar tasarlayın ve eğitime yatırım yapın. Birçok robot ve otomatik sistem, üçüncü taraf teknik danışmanlar tarafından katı ve kırılgan olacak şekilde tasarlanıp yapılandırılıyor. Üretim ortamındaki veya süreçteki küçük değişiklikler dahi sistemi engelleyebiliyor. Şirketler bu gibi sorunları önlemek için, sınırlı teknik becerilere sahip operasyon çalışanlarının söz konusu sistemleri gerçek zamanlı olarak tamir etmelerine veya ayarlamalarına olanak tanıyacak, düşük kodlu programlama arayüzleri gibi kolayca anlaşılabilir teknolojileri otomasyon sistemlerine dahil etmeliler.
Çalışanların, otomasyonun işleyişine ince ayar yapamadıkları için sistemi kullanmayı bütünüyle reddettikleri bir örnek ele alalım. Amerika’da bilimsel algılama ekipmanlarının montajının yapıldığı bir fabrikada, bir robot bir teknisyenle yakın bir işbirliği içinde çalışıyor. Teknisyen pedala bastığında, robot tepedeki düzeneği manevra ettiriyor, önce sola döndürüp ardından teknisyenin bağlantı elemanlarını yerleştirme ve hassas sensörleri takma gibi el hassasiyeti gerektiren işleri gerçekleştirebileceği şekilde aşağıya ve öne doğru eğiyor. Teknisyen ve robot beraber çalışarak, görevleri teknisyenin tek başına yapabileceği sürede veya daha erken tamamlayabiliyor. Burada robotun yaptığı iş sayesinde teknisyen boynunu rahatsız pozisyonlara sokmak veya bileğini bükmek zorunda kalmıyor. Ne var ki bu robot çoğunlukla kullanılmıyor. Teknisyenler seçme şansları olduğunda robot desteği olmadan çalışabilecekleri bir sonraki istasyonu tercih ediyorlar. Bir çalışan kendisine neden diye sorulduğunda, robotun hareket setinin önceden programlandığını ancak kendisinin farklı bir sıralama ile çalışmayı tercih ettiğini belirtti. Sistem robotun hareketlerini yönlendiren karmaşık kodlama nedeniyle çok katı bir işleyişe sahip olduğu için, teknisyen robotu veya çalışma alanını kendi tercihlerine göre ayarlayamıyor.
Start-up’lar ve araştırma laboratuvarları artık operasyon çalışanlarının robotları yapılandırmasına ve sorunları gidermesine yardımcı olabilecek düşük kodlu otomasyon yazılımlarına odaklanıyor. Diğer düşük kodlu araçlar, robotların bir insan uzmandan yeni ve çok adımlı görevleri öğrenmelerini sağlıyor. İnsan süreci gösterirken, robot ise izliyor ve öğreniyor. Robot görevi yerine getirmeye hazır olduğunda insan, robotun işi düzgün bir şekilde yapmasını sağlamak için süreci gözlemliyor.
Şirketler, doğru donanım ve yazılımı seçmenin yanı sıra, operasyon çalışanlarının teknolojiyi yalnızca kullanmaları noktasında değil, aynı zamanda yeni uygulamalar için yeniden yapılandırma konusunda da bağımsızlıklarını geliştirmelerini sağlamak amacıyla eğitime yatırım yapmalılar. Eğitimin birden fazla rolde birden fazla kişiyi kapsaması gerekir, ki tek bir başarısızlık noktası olmasın ve çıktıların tasarımı, entegrasyonu ve ölçümüne yönelik farklı bakış açılarının dikkate alınması sağlansın. Otomasyona yatırım yapan şirketler, teknolojinin hangi yöne, nasıl evrildiğini takip etmeli ve gelişen teknolojilere paralel olarak beceri geliştirmek veya güçlendirmek için yeni fırsatları tespit etmeliler.
Operasyon çalışanlarından geribildirim isteyin. Şirketler otomasyonda yukarıdan aşağıya bir yaklaşım benimsediklerinde, birincil hedef genellikle verimliliği en üst düzeye çıkarmak olur. Üst düzey yöneticiler organizasyonun süreçlerini analiz eder ve bir danışmanlık firmasının veya BT ekibinin yardımıyla otomasyona yönelik araçlar geliştirirler. Ancak bu yöneticiler genellikle sürecin ne içerdiğine, otomasyona ne kadar esneklik kazandırılması gerektiğine ve sistemin hangi tür durumlarda yetersiz kalabileceğine dair ayrıntılı bir kavrayıştan yoksundur. Aşağıdan yukarıya yaklaşım, bir sürecin nasıl yürütüleceğiyle ilgili en yakın perspektife sahip olan operasyon çalışanlarına, sürecin nasıl otomatikleştirileceğine dair öneriler sunma ve fikir geliştirme sorumluluğu yükler. Araştırmamız operasyon çalışanları (fabrika işçisi, faturalandırma uzmanı, müşteri hizmetleri temsilcisi gibi) tarafından esnek bir şekilde yönlendirilebilen ve yönetilebilen otomasyonların, gerek çalışanların gerek şirketlerin inovasyon yapma kabiliyetini geliştirdiğini ve ileri taşıdığını gösteriyor. Otomasyonu aşağıdan yukarıya doğru uygulamak, çalışanların sürece katkı sunmasını kolaylaştırıyor.
Örneğin, Mass General Brigham hastane sisteminin tamamında idari otomasyonu aşağıdan yukarıya bir yaklaşımla kurguladı. Uygun teknolojiyi belirlemeye yardımcı olacak bir danışmanlık firmasıyla işbirliği yaparak işe başlayan hastane ağı, daha sonra idari departmanlarındaki dağıtık ekiplere hangi görevlerin otomatikleştirilmesi gerektiğini sordu. Rutin süreçlere yakın çalışanlar, uzman kliniklere yapılan hasta sevklerini takip etmek, çalışanların lisanslarının güncel olup olmadığını kontrol etmek ve gelen ödemeleri yönetmek gibi birçok sıradan faaliyet belirledi. Hastane daha sonra botları programlayacak insanları işe aldı ve başta otomasyonu uygulayacak ekiplerden olmak üzere şirket içinden yetenekler bulmaya odaklandı. Ekip üyelerinin her biri, yazılımı sürecin incelikleriyle tam olarak nasıl eşleştireceklerini tespit etmek amacıyla, botları programlama konusunda eğitimli kişilerle birlikte çalıştı. Görevleri otomatik hale getirilen insanlar projeyi desteklediler çünkü ilk kez 2018 yılında faaliyete geçen bu botlar sayesinde artık aşırı sıkıcı buldukları işleri yapmak zorunda kalmıyorlardı.
Ohio merkezli G&T Manufacturing, 2016 yılında benzer bir dönüşüme başladı. Yirmi kişilik fabrika, havacılıktan tarıma kadar pek çok endüstri için çok çeşitli parçalar üretiyor. Fabrika çalışanları eskiden neredeyse 20 kilo ağırlığındaki parçaları, metal kesen ve şekillendiren bir torna tezgahına fiziksel olarak sokup çıkarıyor ve bu işlemi bir saat içinde defalarca tekrarlıyorlardı. G&T, elle yapılan bu işi otomatikleştirmek istedi. Benzer durumdaki şirketler genelde otomasyon sürecini yönetmeye yardımcı olması için üçüncü taraf bir entegratörün uzmanlığına güvenir.
Burada da entegratör, G&T’nin robotları çalıştırmasına yardımcı oldu; ancak şirketin başkan yardımcısı Colin Cutts onları nasıl eğiteceğini kendi kendine çözmek durumunda kaldı. Daha sonra G&T’nin makinistlerine robotları programlamayı ve sorun gidermeyi öğretti. Makinistler, fabrikanın robotları için G&T bir parçanın üretiminden diğerine geçerken, süreçleri iyileştirirken veya yeni bir şey keşfederken uyarlanabilecek programlama talimatları kütüphaneleri geliştirdiler. Cutts’ın amacı, robotları değişen üretim ortamına adapte etmek için gereken uzman bilgisini, yani yazılım becerilerini bir makinistin günlük işinin bir parçası haline getirmek.
G&T bu yeni sistemi benimsemeden önce, makine başına parça yükleme, indirme ve denetlemeden sorumlu tek bir makinist çalışıyordu. Şimdi her üç makineye sadece denetleyici rolü üstlenen bir makinist düşüyor. Makinistler kaldırma ve yükleme işleri yerine parça incelemeye ve ortaya çıkan sorunları çözmeye odaklanıyorlar. Bu görev otomatikleştirildiğinden beri, G&T’deki hurda ve atık yüzde 12 seviyesinden yüzde 1’in altına düştü, işçi başına üretim ise üç kattan fazla arttı.
Doğru KPI’ları seçin. Otomasyonda başarının anahtarı olabilecek tek bir denklem yok. Şirketler, otomatikleştirilecek her bir süreci, ilgili her ekibi ve görevleri değişebilecek her bir çalışanı dikkate alan KPI’lar geliştirmeliler. Ayrıca, ürün inovasyonu, çalışan memnuniyetini ve güvenliğini artırma ve yeniden tasarlanan süreçler gibi maddi olmayan faydaları da hesaba katmalılar.
Verimlilik, otomasyon teknolojisini benimseyen şirketler için bir numaralı motivasyondur; ancak daha derine indiğimizde ve yöneticilerden kararlarını daha ayrıntılı olarak açıklamalarını istediğimizde, motivasyonlarının büyük ölçüde farklı olduğunu gördük. Bazı şirketler tehlikeli görevleri yerine getirecek otomasyon sistemleri kurdu. Bazıları, çalışanlarının üstlenmek istemediği görevleri otomatize etme yoluna gitti. Diğerleri atık azaltımına veya süreç güvenilirliğinin iyileştirilmesine odaklandı. Görüştüğümüz birkaç şirket robotları ya meraktan kullanmaya başlamıştı ya da rakiplerinin yolundan gittikleri için. Öyle ki uygulamayı başlattıktan aylar sonra hâlâ iş gerekçelerinin ne olduğunu çözmeye çalışıyorlardı.
Nüanslı motivasyonlara sahip işletmeler için asıl meydan okuma, başarıyı ölçmenin de nüanslı hale gelmesi gerektiğini kavrayabilmektir. Bazı durumlarda, manuel bir sistemi otomatik bir sistemle “elma-elma” mantığıyla karşılaştırmak mantıklı olmayacaktır: Otomatik sistemler süreçlerin yeniden yapılandırılmasını gerektirir; verimsiz olan adımların kaldırılması ve belki de başka adımların eklenmesi söz konusudur. Şirketler bunu hesaba katmak için üç seviyede, bir dizi metrik geliştirmeliler: makine, sistem ve ekip. Makine düzeyinde, başarı ölçütleri pratik esnekliğe odaklanabilir: Otomatik bir sistemin yeni bir görevi öğrenmesi bir insan çalışana kıyasla ne kadar sürer? Sistem düzeyinde, ölçüt anahtarlama maliyetlerine odaklanabilir: Bir robotun veya otomatikleştirilmiş bir yazılımın yeni bir süreci başlatıp çalıştırması ne kadar zaman alır?
En önemlisi elbette insan ekiplerin başarı ölçütleri: Otomatik sistem insanların işlerinde daha iyi olmalarını sağlıyor mu? Ekip üyelerinin performansı daha önceki dönemlere kıyasla daha yüksek mi? Becerilerinden daha yaratıcı bir biçimde faydalanabiliyorlar mı? Otomasyon teknolojisinin varlığı, ekiplerin başka türlü yapamayacakları şeyleri yapmalarına olanak sağlıyor mu?
General Motors’UN geleceğin fabrikası için belirlediği vizyon, çalışanların görüş alanını ışıklandırmaya gerek kalmadan üretkenlik ve esneklik elde edebilmekti. Ancak otomasyonun sınırındaki şirketlerden öğrendiğimiz şey şu: Karanlıkta üretim gibi bir konuda başarılı olsalar dahi muhtemelen ancak geçer not alabilir durumdalar. Şirketler verimlilik ve esnekliği bir araya getirmenin, insanların döngüde kalmasını gerektirdiğini; teknolojilerin nerede işe yaradığını ve nerede geliştirilebileceğini bu şekilde öğrenebileceklerini gördüler. İşletmeler için en faydalı çözüm akıllı makinelerin, yöneticilerin, mühendislerin ve operasyon çalışanlarının güçlü yönlerinden yararlanan pozitif toplamlı bir otomasyon olacaktır. Amaç insansız değil, otomatik sistemlerin insanları işlerinde daha ehil ve daha elzem hale getirdiği bir vizyon kurgulamak olmalıdır.
HBR – Ben Armstrong – Julie Shah
BEN ARMSTRONG, MIT Industrial Performance Center’da idari direktör ve araştırmacı bilim insanı olarak görev almaktadır ve merkezin bünyesindeki Work of the Future inisiyatifinin eş yöneticisidir. JULIE SHAH, MIT’de H.N. Slater Havacılık ve Uzay Bilimleri Profesörüdür. Interactive Robotics grubunu yönetmektedir ve Work of the Future inisiyatifinin eş yöneticisidir.
İlginizi Çekebilir
Gülbeyaz Gergün
Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda
VESTEL’DEN EUROBOND YATIRIMCISINA İKİ SEÇENEK: YA YÜZDE 45 ANAPARA KESİNTİSİ YA 6 YIL VADE UZATIMI
Yayınlanma:
1 gün önce|
20/10/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
500 milyon dolarlık borç için yeniden yapılandırma süreci başladı. Vestel, anaparasını korumak isteyen yatırımcıya 2035 vadeli ve yüzde 4 faizli tahvil; anapara kesintisini kabul eden yatırımcıya ise 2032 vadeli ve yüzde 6 faizli yeni tahvil öneriyor. Bankalarla 2041 vadeli yeniden yapılandırma görüşmeleri de sürüyor.
Bankavitrini.com – Ekonomi Haberleri
Vestel Elektronik, bilançosunu sürdürülebilir hale getirmek amacıyla yurt dışı borçlarının yeniden yapılandırılması için önemli bir adım attı. Şirket, toplam nominal tutarı 500 milyon dolar olan, yıllık yüzde 9,75 faizli ve 2029 vadeli Eurobond’ları için tahvil sahiplerine iki alternatif içeren takas teklifi ve muvafakat talebi sürecini başlattı.
20 Ekim 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan açıklamaya göre yatırımcılar, mevcut anaparalarını koruyarak borcun vadesini uzatabilecek veya anaparanın yüzde 45’inden vazgeçerek daha erken vadeli yeni tahvillere geçebilecek.
Teklif, şirketin yalnızca tahvil borçlarını değil, bankalara olan finansal yükümlülüklerini de kapsayan daha geniş kapsamlı yeniden yapılandırma çalışmalarının bir parçası olarak öne çıkıyor. https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/1684657
İki seçenek yatırımcıya ne getiriyor?
Vestel’in teklifinde yatırımcıların önündeki iki alternatif, anapara kaybı ile vade ve faiz koşulları arasında bir tercih yapılmasını gerektiriyor.
1. seçenek: Anapara korunacak, vade 2035’e uzatılacak
İlk seçenekte mevcut Eurobond’ların 15 Mayıs 2029 olan vadesinin 15 Mayıs 2035’e uzatılması öngörülüyor.
Bu seçeneğin temel koşulları şöyle:
- Anapara kesintisi: Yok.
- Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 4.
- Yeni vade: 15 Mayıs 2035.
- Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.
Mevcut tahvilin yüzde 9,75 olan yıllık faiz oranı bu seçenekte yüzde 4’e düşüyor. Böylece yatırımcı anapara tutarını korurken faiz gelirinin önemli bir bölümünden vazgeçmiş oluyor.
Bu seçenek, tahvilin nominal değerini korumayı önceliklendiren ancak parasını daha uzun süre şirkette tutmayı kabul eden yatırımcılar açısından öne çıkıyor.
2. seçenek: Yüzde 45 anapara kesintisiyle 2032 vadeli yeni tahvil
İkinci seçenekte yatırımcılar, mevcut tahvillerinin nominal değerinin yüzde 55’i karşılığında yeni Eurobond alacak. Başka bir ifadeyle, anaparanın yüzde 45’i silinecek.
Bu seçeneğin koşulları ise şöyle:
- Anapara kesintisi: Yüzde 45.
- Yeni tahvilin nominal değeri: Mevcut anaparanın yüzde 55’i.
- Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 6.
- Yeni vade: 15 Mayıs 2032.
- Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.
Bu seçenekte yatırımcı daha yüksek faiz oranı elde edebilecek ve borcun vadesi 2035 yerine 2032 olacak. Bunun karşılığında mevcut alacağının yüzde 45’ini kaybetmeyi kabul edecek.
İkinci seçenek kapsamında yeni Eurobond ihracı için Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvuru yapılması öngörülüyor. https://www.bloomberght.com/vestel-den-eurobond-sahiplerine-iki-secenekli-yapilandirma-teklifi-3792011
100 bin dolarlık yatırımda tablo nasıl değişiyor?
Yatırımcıların karşı karşıya olduğu tercih, örnek bir 100 bin dolarlık nominal tahvil üzerinden daha net görülebiliyor.
| Karşılaştırma | 1. seçenek | 2. seçenek |
|---|---|---|
| Mevcut nominal anapara | 100.000 $ | 100.000 $ |
| Anapara kesintisi | Yok | 45.000 $ |
| Yeni tahvil nominali | 100.000 $ | 55.000 $ |
| Yıllık faiz oranı | %4 | %6 |
| İlk yıl için basit nominal faiz hesabı | 4.000 $ | 3.300 $ |
| Vade | 2035 | 2032 |
Not: Faiz tutarları, ilgili yılın başındaki nominal anaparanın değişmediği varsayımıyla örnek olarak hesaplanmıştır. Anapara yıllık taksitlerle geri ödeneceğinden sonraki yılların faiz tutarları ödeme planına göre değişecektir. Bu tablo, tahvillerin piyasa değerini veya yatırımcının toplam getirisini göstermemektedir.
İlk seçenekte yatırımcı anaparasını nominal olarak korurken daha düşük faizle daha uzun süre bekleyecek. İkinci seçenekte ise yeni tahvilin faiz oranı daha yüksek olsa da faiz, kesinti sonrasında kalan anapara üzerinden hesaplanacak.
Dolayısıyla yüzde 6 faiz oranı tek başına ikinci seçeneği daha avantajlı hale getirmiyor. Yatırımcıların kararında tahvillerin geri ödeme takvimi, şirketin ödeme kapasitesi ve yeni tahvillerin piyasa değeri de belirleyici olacak.
Vestel neden borçlarını yeniden yapılandırmak istiyor?
Yeniden yapılandırma adımı, Vestel’in borç ödeme takvimini faaliyetlerinden yaratabileceği nakit akışıyla uyumlu hale getirme ve bilançosunu sürdürülebilir bir yapıya kavuşturma hedefiyle bağlantılı.
Mevcut Eurobond’ların yıllık yüzde 9,75 faiz taşıması, 500 milyon dolarlık nominal borç üzerinden ilk yıl için yaklaşık 48,75 milyon dolar faiz yüküne karşılık geliyor. Bu hesap, anaparanın yıl boyunca değişmediği varsayımına dayanıyor.
Yeni koşullarda faiz oranının yüzde 4’e düşmesi veya anaparanın yüzde 55’e indirilerek yüzde 6 faiz uygulanması, şirketin gelecekteki finansman yükünü azaltmayı amaçlıyor.
Bununla birlikte, yeniden yapılandırmanın şirketin faaliyet kârlılığına, nakit yaratma kapasitesine ve borç ödeme gücüne kalıcı katkı sağlayıp sağlamayacağı, yalnızca faiz oranlarına değil operasyonel performansa da bağlı olacak.
Bankalarla görüşmelerde hedef 2041 vadeli yapılandırma
Vestel’in yeniden yapılandırma çalışmaları Eurobond’larla sınırlı değil.
Şirketin 26 Haziran 2026 tarihli açıklaması kapsamında, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 32. maddesi ve ilgili mevzuat uyarınca finansal yeniden yapılandırma görüşmeleri yürütülüyor.
Bankalara sunulan teklifte mevcut borçların iki yıl anapara ve faiz ödemesiz olacak şekilde 2041 vadeli olarak yeniden yapılandırılması öngörülüyor. Şirketin açıklamasına göre bankalarla müzakereler devam ediyor.
Bu teklifin kabul edilmesi halinde borçların geri ödeme takvimi önemli ölçüde değişecek. Ancak bankalarla görüşmelerin henüz sonuçlanmamış olması nedeniyle teklifin kesinleşmiş bir anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. https://www.yenisafak.com/ekonomi/kap-haberleri/kap-vestel-elektronik-sanayi-ve-ticaret-as-vestl-ozel-durum-aciklamasi-genel-5139013
Kredi notundaki bozulma da yakından izleniyor
Vestel’in borçlarını yeniden yapılandırma girişimi, şirketin kredi riskinin arttığı bir dönemde gündeme geldi.
Vestel International’ın yatırımcı ilişkileri duyurularında yer alan bilgilere göre Fitch Ratings, 1 Temmuz 2026 tarihinde şirketin uzun vadeli yerel ve yabancı para cinsinden kredi notlarını CCC+ seviyesinden CCC- seviyesine indirmiş; 500 milyon dolarlık 2029 vadeli teminatsız tahvilin notunu da CC seviyesine çekmişti.
Bu notlar, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesine ilişkin risklerin yüksek olduğuna işaret ediyor. Yeniden yapılandırma teklifinin yatırımcılar tarafından nasıl karşılanacağı, şirketin finansmana erişimi ve borç ödeme kapasitesi açısından önem taşıyor. https://vestelinternational.com/investor-relations/news/kap-notices?p=2
Sürecin tamamlanması için hangi koşullar gerekiyor?
Vestel’in teklifinin yürürlüğe girmesi otomatik değil. Sürecin tamamlanması için tahvil sahipleri toplantısında gerekli kararların alınması, işlem belgelerinde belirtilen diğer koşulların karşılanması ve ikinci seçenek kapsamında öngörülen yeni tahvil ihracı için SPK onayının sağlanması gerekiyor.
Bu nedenle açıklanan iki alternatif, tamamlanmış bir borç yapılandırmasından ziyade yatırımcıların onayına sunulan bir teklif olarak değerlendirilmeli.
Sonuç: Borç takviminin uzaması tek başına yeterli mi?
Vestel’in Eurobond hamlesi, şirketin finansman yükünü hafifletme ve borç ödeme takvimini yeniden düzenleme arayışının önemli bir göstergesi. Bir tarafta anaparayı koruyarak faiz gelirini azaltan ve vadeyi altı yıl uzatan seçenek, diğer tarafta anaparada yüzde 45 kesinti karşılığında daha yüksek faiz ve daha erken vade sunan seçenek bulunuyor.
Ancak yatırımcılar açısından asıl mesele, hangi seçeneğin nominal olarak daha cazip göründüğünden çok, şirketin yeni ödeme planını karşılayabilecek nakit akışını yaratıp yaratamayacağı.
Vestel açısından ise borçların yeniden yapılandırılması finansal baskıyı azaltabilir; kalıcı iyileşmenin sağlanması için faaliyetlerden elde edilen nakdin güçlenmesi, kârlılığın sürdürülebilir hale gelmesi ve finansman maliyetlerinin yönetilebilir düzeye inmesi gerekecek.
Bankavitrini.com değerlendirmesi: Eurobond sahiplerinin vereceği karar kadar, bankalarla yürütülen yeniden yapılandırma görüşmelerinin sonucu da Vestel’in finansal geleceği açısından belirleyici olacak.
GÜNCEL
KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM!
Yayınlanma:
6 gün önce|
16/10/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Ticaret Bakanlığının yönetmelik değişikliğiyle taksitli satışlarda genel 12 ay sınırı kaldırıldı. Ancak kredi kartıyla yapılan alışverişlerde bütün taksit sınırları ortadan kalkmış değil. Yeni dönemde gözler BDDK’nın kararlarında.
BANKAVİTRİNİ.COM | EKONOMİ
Taksitli alışverişte yeni dönem başladı. Ticaret Bakanlığının hazırladığı yönetmelik değişikliği, 15 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenlemeyle konut satışları dışındaki taksitli mal ve hizmet satışlarında taksit sürelerini belirleme ve ilave sınırlamalar getirme yetkisi Ticaret Bakanlığına verildi.
Düzenleme, perakende sektöründe uzun süredir uygulanan taksit sınırlarının yeniden belirlenmesinin önünü açarken kredi kartı kullanıcıları açısından da yeni bir tartışma başlattı: Kredi kartıyla alışverişte 12 ay taksit sınırı tamamen kalktı mı?
Ticaret Bakanlığının açıklaması, bu soruya temkinli yaklaşılması gerektiğini gösteriyor.
Kredi kartlarında bütün sınırlar kalkmadı
Taksitli satışlara ilişkin düzenlemelerde iki ayrı yetki alanı bulunuyor. Kredi kartı, alışveriş kredisi ve tüketici finansmanı yoluyla gerçekleştirilen satışların taksit süreleri BDDK tarafından belirleniyor. Bu yöntemlerin dışında kalan senetli satışlar gibi taksitli satış yöntemleri ise Ticaret Bakanlığının düzenleme alanında bulunuyor.
Yeni yönetmelik değişikliği, Bakanlığın kendi yetki alanındaki satış yöntemlerini BDDK kararlarıyla uyumlu biçimde düzenlemesini amaçlıyor.
Bu nedenle yönetmelikteki genel 12 aylık sınırın kaldırılmasını, kredi kartıyla yapılan bütün alışverişlerde sınırsız taksit uygulamasının başladığı şeklinde yorumlamak doğru değil. Elektronik eşya, beyaz eşya, mobilya, turizm, taşıt ve kuyum gibi ürün gruplarındaki kredi kartı taksit sınırları bakımından BDDK düzenlemeleri önemini koruyor.
Cep telefonlarında dikkat çeken değişiklik
Yeni düzenlemeyle cep telefonu alımlarında da taksit koşulları güncellendi.
- Sıfır cep telefonları: 40 bin TL ve altındaki telefonlarda 12 aya kadar taksit uygulanabilecek.
- 40 bin TL üzerindeki sıfır telefonlar: 3 aylık vade sınırı korunuyor.
- Yenilenmiş cep telefonları: Herhangi bir tutar sınırı olmaksızın 12 aya kadar taksit imkânı getirildi.
Buna karşılık elektronik eşya, tablet, televizyon, elektrikli ev aletleri, mobilya, yurt içi turizm ve seyahat, taşıt ve kuyum satışlarında mevcut taksit tutarı ve vade sınırlarında değişikliğe gidilmedi.
Taksit süresinin uzaması tüketimi artırır mı?
Taksitli alışverişte vade seçeneklerinin genişlemesi, tüketicilerin yüksek tutarlı ürünlere erişimini kolaylaştırabilir. Perakende işletmeleri açısından da satışları destekleyebilecek bir esneklik oluşturabilir.
Ancak Türkiye’de yüksek faiz oranları, kredi kartı borçlarının maliyeti ve hane halkının satın alma gücü dikkate alındığında, taksit sayısının artırılması tek başına tüketimi canlandırmaya yetmeyebilir.
Tüketicinin aylık taksit tutarına odaklanırken toplam ödeme miktarını, varsa vade farkını ve bütçesi üzerindeki yükü de hesaplaması gerekiyor.
Gözler BDDK’nın yeni kararlarında
Ticaret Bakanlığı, BDDK tarafından alınacak yeni kararların ardından gerekli düzenlemelerin hızlı biçimde hayata geçirilebileceğini belirtiyor. Bu durum, taksitli alışverişte yeni değişikliklerin gündeme gelebileceğine işaret ediyor; ancak kredi kartlarında bütün ürünler için 12 ay sınırının kaldırıldığı anlamına gelmiyor.
Bankavitrini.com’un değerlendirmesi: 12 aylık genel taksit sınırının kaldırılması, perakende satışların düzenlenmesinde önemli bir değişiklik. Ancak tüketicilerin kredi kartıyla alışverişte daha uzun vadeli ödeme yapabilmesi, ilgili ürün grubu için geçerli BDDK düzenlemesine bağlı. Yeni dönemin asıl etkisi, mevzuattaki yetki değişikliğinin kredi kartı uygulamalarına nasıl yansıyacağıyla netleşecek.
Kaynak: Ticaret Bakanlığı, 15 Ekim 2026 tarihli açıklamaları ve Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği.
GÜNCEL
Teknoloji devleri kâr rekorları kırarken, borç cephesinde alarm zilleri çalıyor
Yayınlanma:
2 hafta önce|
08/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Yapay zekâ yatırımlarında yaşanan patlama, teknoloji dünyasında daha önce görülmemiş kâr rakamlarını da beraberinde getiriyor. Bu sabah haber akışında Güney Kore devi Samsung’un üçüncü çeyrekte faaliyet kârının geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık 9 kat artarak 80 milyar dolara ulaşmasını beklediğini okuduk. Bu rakamın, bir teknoloji şirketinin tek çeyrekte elde ettiği en yüksek faaliyet kârı olarak tarihe geçeceğinin altını çizmek isterim. Yapay zekâ veri merkezlerinde kullanılan bellek çiplerine yönelik güçlü talep kâr beklentisinin arkasında yatarken, üretimin talebe yetişememesi nedeniyle fiyatların da hızla yükseldiğini görüyoruz. Samsung ve Micron, çip piyasasındaki arz sıkıntısının 2028 yılına kadar devam edebileceğini öngörüyor.
Samsung’un rekor kâr beklentisine rağmen hisselerinin haziran ayındaki zirvesinden %25’in üzerinde gerilemiş olması ise dikkat çekiyor. Yatırımcılar artık yapay zekâ yatırımlarının ne kadar hızlı büyüdüğünden ziyade, bu büyümenin ne kadar sürdürülebilir olduğunu sorgulamaya başladıklarını pek çok kez bültenlerimizde işlemiştik. Yükselen maliyetlerin Samsung’un akıllı telefon bölümünü de olumsuz etkilediğini görüyoruz. Bir tarafta yapay zekâ sayesinde rekor kârlar, diğer tarafta bu kârların sürdürülebilirliğine ilişkin artan soru işaretleriyle teknoloji hisselerinde bu sabah satıcılı bir havanın egemen olduğunu görüyoruz.
Japonya’nın Nikkei endeksi %1 gerilerken, Güney Kore borsası %1,3 düşüşle başı çekiyor. ABD borsaları dün geceyi düşüşle tamamlamasının ardından bu sabah vadeli endekslerde de hafif de olsa kırmızı renk gözüme çarpıyor. Yapay zekâ yatırımları için şirketlerin daha çok borçlanması da faiz oranlarını daha da yukarıya iterken, Broadcom’un 50 milyar dolar, SpaceX’in ise 40 milyar dolar civarında kaynak sağlamaya hazırlandığını okuyoruz. Bu kaynakların önemli bölümü Nvidia çiplerinin satın alınmasında kullanılacak. Yapay zekâ yatırımlarından beklenen gelirler henüz gerçekleşmeden şirketlerin borç yükü ise devamlı bir şekilde artıyor. Yapay zekâ yatırımlarının giderek daha fazla borçla finanse edilmesi, bu yatırımların ne zaman meyve vereceğine yönelik endişeleri artırmaya başladı. Uzun bir süredir borsaları yukarıya taşıyan rüzgâr olan yapay zekâ temasının büyük bir hikâye olduğunu kabul etsek de, yatırımcıların sabrının zorlanmaya başladığını da not etmemiz gerekiyor.
Yapay zekâ tarafından artan borçlanma ihtiyacı, zaten yüksek kamu borçları ve enflasyon endişeleriyle baskı altında olan tahvil piyasası açısından da büyük önem arz ediyor. ABD ve Avrupa devletleri artan bütçe açıklarını finanse etmek için yoğun şekilde borçlanırken, kervana büyük teknoloji şirketlerinin de katılması, borçlanma maliyetlerini yukarıda tutuyor. Biraz daha geniş açıdan bakmak gerekirse, küresel borç stoku 366 trilyon dolara ulaşırken, bu rakam dünya ekonomisinin bir yılda ürettiği toplam mal ve hizmetin yaklaşık 3,1 katına denk geliyor. Başka bir ifadeyle, dünyada yıllık her 1 dolarlık üretime karşılık 3,1 dolarlık birikmiş borç bulunuyor. Dünyanın en büyük ekonomisi ABD’de de durum pek farklı değil. Kamu borcu 40 trilyon doları aşarken, devletin topladığı her 5 dolarlık verginin yaklaşık 1 doları artık borç faizlerinin ödenmesine gidiyor. Üstelik tahvil faizleri yükseldikçe mevcut borçların yeniden finansmanı da giderek pahalılaşıyor.
Amerikan 30 yıllık tahvil getirisi dün gün içerisinde %5,73 seviyesine yükselerek son 24 yılın zirvesini bir adım daha yukarıya taşıdı. Yatırımcıların tahvil riskini üstlenmek için daha yüksek getiri talep ettiğini görüyoruz. Bu gelişmelere ilaveten, Avrupa’da artan siyasi belirsizlikler ve Fransa’nın mali sorunlarının İtalya ve Yunanistan gibi borçlu ülkelere de sirayet edebileceği endişesi, ortak para birimi euro üzerinde aşağı yönlü baskı yaratıyor. EURUSD paritesi dün sabah saatlerinde bir miktar soluklanmasının ardından bu sabah yeniden 1,12 seviyesinin altına sarktı. Dolar endeksi 102,50 seviyesinin kıyısında ve son altı ayın zirvesinde yer aldığını da not edelim. Dün gün içerisinde altının ons fiyatı 4,065 dolar seviyesine kadar gerilerken, gümüş de 59 dolar seviyesinin altını test etti. Dün gece düzenlenen ABD 10 yıllık tahvil ihalesine endişe edilenin aksine alım gelmesiyle, bu sabah kıymetli metaller soluklandı: altının ons fiyatı 4,140 dolar, gümüşün ise 60 dolar seviyelerine yükseldi.
Yemen’deki İran destekli Husilerin, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki havalimanını hedef almasıyla üç kişi hayatını kaybederken, 36 kişi yaralandı. Husiler ayrıca Yemen’in Aden Havalimanı’na füze ve İHA’larla saldırdı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon ise misilleme olarak Yemen’de 80’den fazla Husi askerî hedefini vurduğunu açıkladı. Çatışmaların özellikle Bab el-Mandeb Boğazı çevresinde yoğunlaşması dikkat çekiyor. İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndaki petrol taşımacılığı zaten aksarken, Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin önemli geçiş noktalarından Bab el-Mandeb’in de tehdit altında olması küresel enerji arzı ve taşımacılık maliyetleri açısından riskleri yukarıda tutuyor.
Çatışmaların Yemen ve Suudi Arabistan sınırlarını aşarak bölgesel bir boyut kazanmaya başladığını görüyoruz. Reuters haberlerinde, Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ağırlıklı olarak savunma ve teknik destek sağladığını okuyoruz. Bir taraftan ABD ile İran arasında savaşı sona erdirmeye yönelik diplomatik temaslar sürerken, diğer taraftan Yemen cephesinde çatışmaların genişlemesi jeopolitik riskleri artırıyor. Enerji üretim tesislerinin yanı sıra petrolün dünyaya taşındığı kritik geçiş noktalarının da tehdit altında olması, petrol fiyatlarının yüksek kalmasına ve küresel enflasyonla mücadelenin zorlaşmasına neden olabilir. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı bu sabah %2 yükselişle yeniden 102 doların üzerine yükseldi.
Jeopolitik riskler ve yapay zekâ tarafındaki gelişmeler yatırımcıların odağında bulunurken, Fed’in dün gece yayımlanan 15-16 Eylül toplantı tutanakları da yakından takip edildi. ABD Merkez Bankası’nın eylül ayında yaklaşık üç yıl aradan sonra gerçekleştirdiği 25 baz puanlık faiz artırımına tüm üyelerin destek verdiğini, ancak bu kararın arkasındaki gerekçelerin farklılaştığını görüyoruz. Bazı üyeler enerji fiyatları ve gümrük tarifelerinden kaynaklanan enflasyonist baskıların kalıcı hâle gelmesini önlemek amacıyla faiz artırımını gerekli görürken, diğerleri güçlü iç talebin de enflasyonu beslediğini ve daha sıkı bir para politikasına ihtiyaç duyulduğunu düşünüyor. Tutanaklarda asıl dikkat çeken nokta ise üyelerin çoğunun yıl sonuna kadar bir faiz artırımını daha uygun görmesi oldu. Bu sabah itibariyla, ekim toplantısında faiz oranlarının sabit bırakılacağına yönelik beklenti %81 seviyesinde bulunurken, aralık toplantısına yönelik artırım beklentisi ise %88 seviyesinde fiyatlanıyor. Son dönemde beklentilerin altında kalan istihdam ve enflasyon verilerinin ardından Fed’in aralık ayında nasıl hareket edeceğini hep birlikte bekleyip göreceğiz.
Türkiye cephesinde ise fon krizi yakından takip edilirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomi yönetiminin gerekli adımları attığını ve sürecin sonunda sermaye piyasalarının daha sağlıklı bir yapıya kavuşacağını ifade etti. Erdoğan, “Meselenin idari ve siyasi cephesinde yük bizlerin omzunda; ne gerekiyorsa yapılacak” derken, “Biz neler gördük neler, bizim için bu çözülemeyecek bir sorun değildir” ifadelerini kullandı. Fon krizinin yansımalarına paralel sorunlu şirketler tahvil ödemelerini yapamazken, zorlu tasfiye süreci hisse senetleri üzerinde baskı kuruyor. En gözde şirketlerin yer aldığı BİST30 endeksi dün günü %2,4 düşüşle tamamlarken, ana endeks ise %2 geriledi. USDTRY kuru yarın valörlü işlemlerde 49,22 seviyesine yükselirken, TCMB’nin net yabancı pozisyonu 6 Ekim valörlü işlemlerde 3,9 milyar dolar gibi şaşırtıcı bir artış kaydetmiş! CDS risk primi ise 251 baz puan ile düne nazaran önemli bir değişim göstermezken, ABD tahvil faizlerinin seyrine istinaden, Türkiye’nin 10 yıllık eurobond verimi %8 eşiğinin kıyısında seyretmeye devam ediyor.
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.644)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (603)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.636)
- GÜNDEM (3.590)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.747)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Meta'nın üçüncü çeyrek net kârı yıllık bazda yüzde 264 arttı 21/10/2026
- "İran'la savaşa girmek yaptığımız en iyi işlerden biri" 21/10/2026
- Tesla'nın üçüncü çeyrek net kârı yüzde 43 azaldı 21/10/2026
- Resmi Gazete'de bugün (22.10.2026) 21/10/2026
- Türkiye'de PHP güvenlik açığına karşı harekete geçildi 21/10/2026
- Trump: Rusya-Ukrayna savaşında çözüme hiç olmadığı kadar yakınız 21/10/2026
- Tasfiye edilecek fonlarda bekleyen talimatlara ilişkin önerge kabul edildi 21/10/2026
- Meta'ya kullanıcı gizliliği ihlali nedeniyle 25 milyar dolar ceza 21/10/2026
- JP Morgan: Aracı kurum lisans iptali Türkiye'den çekilme anlamına gelmiyor 21/10/2026
- ABD'den İran'ın gölge filosuna yönelik yeni yaptırımlar 21/10/2026
SON YAZILAR
- Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor 21/10/2026
- AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL 21/10/2026
- Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda 20/10/2026
- FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI 19/10/2026
- AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE? 19/10/2026
- Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor 19/10/2026
- AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ? 16/10/2026
- MSCI’DEN TÜRKİYE BORSASINA FREN! 16/10/2026
- KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM! 16/10/2026
- VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR! 16/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
