Connect with us

Erol Taşdelen

DÖVİZ MEVDUAT BANKALARIN KABUSU OLDU

Yayınlanma:

|

Merkez Bankası açıklamasına bakarsak, “2021 yılı Aralık ayında “liralaşma stratejisi” kapsamında yabancı para mevduattan Türk lirası mevduata dönüşümü desteklemeye başlamış ve Türk lirası mevduat tercihinin güçlenmesi yönünde önemli bir adım atmıştır. Devreye alınan bu uygulama neticesinde banka bilançolarındaki Türk lirası payı artarken, bankaların fonlama vadesi uzamış ve uygulama banka bilançolarını güçlendirerek finansal istikrarı desteklemiştir” şeklinde, bankaların Dövize talebin kısılması ve TL’ye dönülmesi için seri şeklinde yaptırımlar uygularken ana gerekçe %70’lere kadar ulaşan Dolarizasyonun önünün alınması olarak belirtiliyor. Kur Korumalı Mevduat – KKM’nin ana mantığı ve savunması da dolarizasyonun önüne geçmekti. Vergilerden Hazine aracılığı ile Bütçeden ödenen milyarları ve Merkez Bankası’ndan ödenen tutarları göz ardı edersek kısmen başarılı oldu da!

Bankalara yaptırımla o kadar arttı ki “Serbest Piyasa Ekonomisinden” uzaklaşmak; “Kontrollü Piyasa” kurallarının uygulamaya konduğuna yönelik eleştiriler de kendiliğinden geldi. Bankaları temsil eden Türkiye Bankalar Birliği’nin yaptırımlara yönelik sesi çıkmayınca bazı banka CEO’ları da kişisel çıkış yapmaya başladı. Özellikle Kasım sonundaki iki Genel Müdür-CEO’ların söylemleri son dönemdeki yaratılan havanın bankalar üzerinde nasıl bir ortam yarattığı konusunda da ip uçları verdi.

Kasım ayı sonunda; Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın “TL mevduat oranının %50 altına çekilmesi ile ilgili zorlamayla bir yere vardırılacak konu olmadığını ve mudi tercihlerine saygılı olunması gerektiğini” sözleri ile rahatsızlığı dile getirdi. Aran sözlerinde, “Bir kere serbest piyasanın dinamiklerinden uzaklaşmaya başladığınız zaman aşırı regülasyon kaçınılmaz hale geliyor. Belirsizlik ve regülasyon birbirini doğuran bir şey. Piyasanın kendi dengelenme mekanizmaları var. Yıllardır alışık olduğu ve ekonomideki yanlışlıkları düzelten doğal dengeleme mekanizmaları var. O dengeleme mekanizmaları doğal ortamında işler” ifadeleri de yer aldı.

Aynı günlerde; Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş de benzer ifadeler kullandı. Ateş, son dönemde bankaların yurt dışından getirdiği döviz miktarında 69 milyar dolarlık devasa azalma yaşandığını belirterek, “Bizim bu dövize ihtiyacımız var. Sermaye hareketlerini asla kısıtlamayıp ferah bırakmak zorundayız” beyanında bulunarak; “Sermaye hareketlerinin Türkiye’de daima serbest olma zarureti vardır. Türkiye olarak sermaye hareketlerini asla kısıtlamayıp ferah bırakmak zorundayız” ifadelerini kullandı.

TL MEVDUATI %50 ALTINA ÇEKEMEYEN BANKALARA CİDDİ CEZALAR GELDİ

Banka CEO’larını rahatsız eden durum TCMB’nin açıkladığı başta Döviz Mevduat ile ilgili cezai uygulamalar olduğu kesin.

TCMB nezdindeki zorunlu karşılık ve ihbarlı döviz mevduat hesaplarında döviz olarak tutulan tutarlar üzerinden tahsil edilmek üzere yıllık %5 oranında belirlenen ve yıl sonuna kadar dönüşüm oranlarına göre farklılaştırılan komisyon uygulamasına 23 Aralık itibarıyla son verilmesine; oranların kademeli uygulanmasına karar verildi.

Bankalar TL mevduat payı %50 altında kalırsa %8, %50-60 arasında ise %3, %60 üzerinde ise %0 komisyon ödeyecek.

Bankaların ayrıca TL mevduat payının toplam içindeki payına göre tahvil karşılığı ayırma yükümlülükleri de bulunuyor. Hem komisyon cezası ödeyeceksin, hem de düşük faizli Tahvil alacaksın. Tabi bankalar piyasayı en iyi takip eden birimler olduğu için iki gün sonra tahvil faiz oranları arttığında aldıkları Tahvillerden ne kadar zarar edeceklerini hesaplamakta zorlanıyorlar.

Bu düzenleme ile bankaların bugünkü koşullarda TCMB nezdinde 50 milyar TL civarında ek komisyon cezası ile karşı karşıya kalmış durumdalar. Bankaların yılın on ayında 335 milyar TL Net Kar açıkladığı düşünüldüğünde; yıl sonu oluşacak tahmini 450 milyar TL’lik karlılığın %10’a yakın cezayı komisyon olarak ödeme durumu ile karşı karşıya kalmış durumdalar. Bankaların Vergilerinin % 20’den %25’e çıkarıldığı düşünüldüğünde ödenecek verginin yarısı kadar ceza komisyon ödeme tehlikesi ile karşı karşıya kalmaları CEO’lar özelinde; bankaları ister istemez rahatsız ediyor.

Değişiklikler tesisi 6 Ocak 2023 tarihinde başlayan 23 Aralık 2022 hesaplama tarihinden itibaren geçerli olacak. Asıl rahatsızlıklardan biri de Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın belirttiği TL Mevduat hedefinin tutulması için müşterilere döviz bozulması için baskı yapılması yönünde, sahada karşılığının ağır olabileceği ve müşterilerin olası kur hareketliliğinde zarar edebilme potansiyeline aracı olma rahatsızlığı ciddi kaygı uyandırmış durumda. Komisyon ödememek için müşteriler üzerinde baskı kurmanın ileride ne kadar yıkıcı olabileceğin de görüyorlar.

TL MEVDUAT HEDEFİ TUTAN BANKA VAR MI?

Başta şunu belirtelim ki Toplam Mevduatının %60’ı TL mevduat olup da hiç komisyon cezası ödemeyecek banka yok gibi. En azından aşağıda benim incelediğim bankalar arasında TL mevduat oranı %60’ın üzerinde yer alan banka yok. O zaman %50 üzerinde olup da %50-60 arasında yer alan bankalar %3 komisyon banko gibi. Asıl sorun %50  altında kalıp %8 komisyon cezası ödeyecek olan bankalar.  O zaman bankalarda daha yakalım.

ÖZER YERLİ VE YABANCI SERMAYELİ BANKALARIN DURUMU NASIL?

TCMB, toplam mevduat içinde TL mevduatın payını %50’nin üstüne çıkaramayan bankaların zorunlu karşılıklarına %8 komisyon uygulayacak. Özel yerli ve yabancı sermayeli bankalara baktığımızda komisyon cezası potasına girmeyen banka nerde ise yok gibi.

Bankaların yayınladıkları 2022 üçüncü çeyrek ( 30.09.2022 ) mali verilerine göre; örneğin dört büyüklerden sadece YAPI ve  KREDİ BANKASI Toplam Mevduat içinde TL Mevduatın payı %50,8 burun ucu ile %8 cezadan kurtulup %3 komisyon cezası ile kurtuluyor. AKBANK’ın TL Mevduat oranı %45,1 olurken; GARANTİ BBVA % 44,3 seviyesinde; T.İŞ BANKASI ise % 38,7 gibi bir oranda TL Mevduata sahip.

Komisyon cezası ödememeye en yakın banka ise ANADOLUBANK. Zira ANADOLUBANK’ın TL Mevduat oranı %57 ve %60’lık orana en yakın banka konumunda. Orta ölçekli bankalardan TEB ise %53,4 orana sahip.

KATILIM BANKALARINDA DURUM NASIL?

2022 üçüncü çeyrek mali verilere göre; Katılım bankalarından ZİRAAT KATILIM %50 üzerinde TL oranı mevduata sahip tek banka konumumda ve %52,6 orana sahip. VAKIF KATILIM %44,8 orana sahipken diğer Katılım Bankaları %40 altında yer alıyor. En az TL Mevduat oranı %31,7 ile EMLAK KATILIM olurken; KUVEYT TÜRK’ün oranı %35,1 düzeyinde. Katılım Bankalarında KKM karşılığı Ticari krediler açarak durumu tersine çevirmek için büyük çaba içindeler. KKM karşılığı kredi için firmalara %12’den 1 yıl vadeli spot kredi teklifleri havalarda uçuyor.

KAMU BANKALARINDA DURUM NASIL?

Kamu bankaları diğer bankalara göre biraz daha rahat durumda. Fakat üç kamu bankası de TCMB’nin hedeflediği %60’lık TL Mevduat oranının altında yer alıyor. Kamu Bankalarından HALKBAK ve VAKIFBANK %52,8 oranda seyrederken %50’nin altında yer alan banka ise %46,9 ile T. ZİRAAT BANKASI oldu. Kamu Bankaları da KKM karşılığı Ticari krediler açarak durumu tersine çevirmek için büyük çaba içindeler. KKM karşılığı kredi için firmalara %12’den 1 yıl vadeli spot kredi teklifleri havalarda uçuyor. KKM’deki şaşırtıcı dalgalanmalarda bu tür kredilerin katkısı büyük biline!

SEKTÖR ORTALAMASI NASIL?

BDDK’nın 2022 / 9.ay sektör verilere göre Bankalardaki Toplam Mevduatın %46,3’lük kısmı TL Mevduat olarak bulunurken; onuncu ay olan Ekim ayında %1’lik artış ile %47,3’lük seviyeye yükselmiş durumda. Bu oranlar ise TCMB’nin “liralaşma stratejisi”nde hedefi olan %60’ın oldukça gerisinde bulunuyor. Kur Korumalı Mevduat – KKM’deki artışın durması hatta kan kaybederek azalmaya başlaması ile Dövize oluşacak talebin, Borsa ve Altına yönelmesi için büyük gayretler var. Zira, KKM’deki kur karının azalması hatta ortadan kalkması buradaki yatırımcıları da arayış içine itmiş durumda. KKM’de 2 Aralık itibarıyla biriken 78,5 milyar USD karşılığı; 1 trilyon 463 milyar TL’lik tutar döviz üzerinde ciddi tehdit oluşturuyor. 25 Kasım – 2 Aralık arasında KKM’de 7,8 milyar TL çıkış oldu.

KKM ile ucuz maliyetli para toplayıp faiz yükünü Hazine ve Merkez Bankası üzerinde yer alırken; bankalar ses çıkarmadı hatta övgüler yapıldı ama iş cepten para çıkışa gelince rahatsız oluyorlar. Şu ana kadar Katılım Bankaları dahil Hazine aracılığı ile ödenen Kar Payını helalliği ile ilgili bir açıklama duymadık. Diyanetin bile KKM’lerde taraf olduğunu ibretlikle izledik. Faizsiz İslami Bankacılık Danışma Kurulu‘nun hangi gerekçeler ile ana geliri Halkın vergilerinden oluşan Hazine’nin ve Merkez Bankasının KKM hesaplarına yaptığı ödemeler için  “icazet belgesi uygunluğu”  verdiğini merak ediyorum, yayınlarlar ise sevinirim. Buna imza atanların dini gerekçelerini çok merak ediyorum açıkçası.

BANKALAR TL MEVDUATI ARTIRMAK İÇİN NELER YAPIYOR?   

TL mevduatta ciddi yığılma olan bankalardan İŞBANK gibi bankaların bizzat CEO ağzından, “müşterilere bu yönde baskı yapmayacaklarını ve müşteri tercihlerine saygı göstereceklerini”  belirtmesinden bu yönde bir çalışma için girmeyeceğini öğrenmiş olduk. Şubelerde müşterilere yönelik bu yönde bir baskı ve ikna konuşmaları da yok. Fakat diğer bankalarda durum bu kadar net değil. Başta Kamu ve Katılım Bankaları olmak üzere çoğu bankada Dövizden TL’ye dönülmesi için müşteriler üzerinde baskı yaratılmış durumda. Bu da genelde son bir yılda döviz kurlarının sabit kalması, fazla kar edilmemesi üzerinden yapıldığı gibi ağırlıklı KKM hesapları açılması yönünde müşteriler ile telefon trafiği artmış durumda. Ticari tarafta da “dövizi bozdurup KKM hesap acıkarak döviz tutarını garanti altına almalarına karşılık %11-12 oranlarında TL Kredi verilebileceği görüşmeleri artmış durumda” bunu yaparlarsa müşterilerin faiz giderini vergilerden düşeceği için vergi avantajı vs de kazanacağı dile getirilirken son aylarda olmayan bir yıl vadeli spot krediler de bu tür kredilerde sunulan seçeneklerden. Ticari müşteri bu sayede %11-12’den kredi kullanmış oluyor. KKM sayesinde Döviz Mevduat TL muhasebeleştirilerek bankaca kamufle ediliyor; müşteri ucuz ve bir yıl vadeli krediye ulaşıyor; KKM hacmi düşmediği için ( hatta arttığı için ) Hazine ve Merkez Bankası memnun oluyor. Bankanın TL mevduatı arttığı için ödeyeceği ceza komisyonu düşüyor. Oyunda mutlu son kısaca ama kağıt üzerinde bu; fiili olarak değişen bir şey yok aslında. Yapay Mevduat olur mu, oluyor işte!  Üstelik KKM yapmayacaksa TL mevduata %30’lara kadar faiz teklif edilebiliyor. TL mevduat faizlerin uçacağı; Döviz Mevduata eksi faiz uygulanacağı döneme girmek için köprüden önce son çıkıştayız biline. Mevduatta kampanya ayağına %29 ile cam kuleye ilk taş atıldı devamı gelir artık! Kredilerin bir %25-30’lık kısmının, kredi vadesince,  vadesizde bırakılması uygulaması Merkez Banaksının uyarısına rağmen bazı bankalar devam ediyor. Baktılar iş uyarıda kaldı “devam” dediler. Banka Hazineleri başta 10:00-16:00 dışında işlem yapılmaması, müşterilere döviz satılmaması yönünde nerede ise kıskaç altına alınmış durumda.

KREDİLERDE MERKEZ BANKASININ HEDEFİ AŞILDI

Merkez Bankası 20.08.2022 tarihli Resmi Gazete’nin 31929 sayısında yayınladığı 2022/23 nolu Tebliğ ile;“30 Aralık 2022 tarihi itibarıyla 29 Temmuz 2022 tarihine göre yüzde 10 kredi büyüme oranını aşan kredi tutarı kadar menkul kıymetin bir yıl boyunca tesis edilmesi” cümlesi bankalar için ciddi fren göreceği bekleniyordu ama bankalar, yukarıda anlattığım KKM’li nakit karşılıklı Krediler ile bu yaptırımı da aşmışlar gibi gözüküyor.

29 Temmuzda bankalardaki kredi hacmi 6 trilyon 494 milyar TL idi. Demek ki 2022 sonuna kadar 650 milyar TL kredilerde büyüme alanı vardı. 5 Aralık itibarıyla Kredi hacmi 7 trilyon 294 milyar TL ve bankalar 29 Temmuzdan sonra 800 milyar TL kredilerde büyümüş. Başka bir ifade ile bankalar yıl sonu hedefini kredilerde  150 milyar TL aşmış durumda. Piyasa kredi için iyice sıkışmışken bu yöndeki yaptırım nedeni ile bazı bankalarda Aralık sonunda kredilerde küçülme de yaşayabiliriz.

Erol TAŞDELENEkonomist, Bankacılık Uzmanı     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Halkbank dosyası kapanıyor

Yayınlanma:

|

Halkbank dosyası kapanıyor mu? 9 yıllık ABD davasında kritik eşik

Türkiye’nin en büyük kamu bankalarından biri olan Türkiye Halk Bankası A.Ş. (Halkbank) hakkında yaklaşık 9 yıldır devam eden ABD kaynaklı ceza davasında tarihi bir dönemece girildi. Halkbank’ın KAP’a yaptığı son açıklamaya göre, ABD Adalet Bakanlığı ile imzalanan “Kovuşturmanın Ertelenmesi Anlaşması” (Deferred Prosecution Agreement – DPA) kapsamında hazırlanması gereken uyum raporu zamanında teslim edildi ve taraflar davanın düşürülmesi için ortak dilekçeyi mahkemeye sundu.

Bu gelişme, yalnızca Halkbank açısından değil, Türk bankacılık sektörü, Türkiye-ABD ilişkileri ve Borsa İstanbul açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

Süreç nasıl başladı?

ABD savcıları 2019 yılında Halkbank hakkında dava açarak İran’a yönelik ABD yaptırımlarının delinmesine aracılık edildiğini iddia etmişti.

İddianamede, İran’ın petrol ve doğalgaz gelirlerinin altın, nakit ve çeşitli finansal işlemler aracılığıyla uluslararası sisteme aktarılmasına yardımcı olunduğu, toplam tutarın yaklaşık 20 milyar dolara ulaştığı ileri sürülüyordu. Halkbank ise tüm süreç boyunca suçlamaları reddetti ve suçsuz olduğunu savundu.

Dava yıllar boyunca ABD mahkemelerinde ilerledi, konu ABD Yüksek Mahkemesi’ne kadar taşındı ve egemen dokunulmazlık tartışmalarına sahne oldu. Ancak nihayetinde yargı sürecinin devam edebileceği yönünde kararlar çıktı.

Mart 2026’da ne değişti?

Mart 2026’da ABD Adalet Bakanlığı ile Halkbank arasında bir DPA imzalandı.

Bu anlaşmanın dikkat çeken yönleri şunlardı:

  • Halkbank herhangi bir suç ikrarında bulunmadı.
  • Herhangi bir para cezası ödemeyi kabul etmedi.
  • İran’a fayda sağlayabilecek işlemlerden uzak durmayı taahhüt etti.
  • Yaptırım ve kara para aklamayla mücadele süreçlerinin bağımsız uzmanlarca incelenmesi kabul edildi.
  • Belirlenen şartlara uyulması halinde davanın düşürülmesi öngörüldü.

Mahkeme de bunun üzerine dosyayı 90 gün süreyle askıya aldı ve Halkbank’ın uyum yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin denetlenmesini istedi.

Son gelişme: Savcılık davanın düşürülmesini istedi

10 Haziran 2026 tarihinde Halkbank ve ABD Güney New York Savcılığı ortak dilekçeyle davanın düşürülmesini talep etti.

Reuters’ın ulaştığı mahkeme belgelerine göre, bağımsız inceleme sonucunda Halkbank’ın anlaşma şartlarına aykırı bir durumunun tespit edilmediği belirtildi. Savcılık da bu nedenle mahkemeden ceza davasının tamamen sona erdirilmesini istedi.

Mahkemenin kısa süre içinde bu talebi onaylaması bekleniyor.

Kararın arka planında yalnızca hukuk mu var?

Dosyanın en dikkat çekici kısmı burada başlıyor.

ABD Adalet Bakanlığı, mahkemeye sunduğu belgelerde anlaşmanın yalnızca hukuki değil aynı zamanda dış politika ve ulusal güvenlik gerekçeleriyle de ABD’nin çıkarlarına hizmet ettiğini savundu. Bazı mahkeme kayıtlarında ve uzman değerlendirmelerinde Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler, İran politikası ve bölgesel gelişmelerin de karar sürecinde etkili olduğu belirtiliyor.

Bu nedenle bazı ABD’li siyasetçiler ve senatörler, davanın para cezası olmaksızın kapatılmasının siyasi etkiler taşıdığı yönünde eleştiriler yöneltti.

Halkbank açısından ne değişecek?

Davanın resmen kapanması halinde:

1. Belirsizlik ortadan kalkacak

Yıllardır yatırımcıların üzerinde baskı oluşturan en önemli risklerden biri sona erecek.

2. Yurtdışı fonlama kanalları rahatlayabilir

Uluslararası muhabir bankalar ve fon sağlayıcılar açısından hukuki risk algısının azalması beklenebilir. Reuters’a konuşan bazı analistler bunun Halkbank’ın fonlama imkanlarını güçlendirebileceğini değerlendiriyor.

3. Hisse üzerindeki risk primi düşebilir

Dava nedeniyle oluşan iskonto ve belirsizliklerin önemli ölçüde ortadan kalkması yatırımcı algısını olumlu etkileyebilir.

4. Türk bankacılık sektörü için psikolojik eşik aşılmış olacak

Dosya yıllardır Türkiye’nin uluslararası finans sistemiyle ilişkilerinde sembolik öneme sahip konulardan biri haline gelmişti.

Piyasalar neden olumlu karşıladı?

Mart ayında anlaşmanın ilk duyurulmasının ardından Halkbank hisselerinde sert yükselişler görülmüştü.

Haziran ayında ise yatırımcılar 90 günlük uyum sürecinin sorunsuz tamamlanacağı beklentisiyle yeniden alıma yöneldi. Analistler, dava riskinin ortadan kalkmasının bankanın değerlemesi üzerindeki baskıyı azaltacağını düşünüyor.

Bankavitrini yorumu

Halkbank dosyası artık hukuki bir süreçten çok jeopolitik ve diplomatik bir dosya haline dönüşmüş durumda.

Yaklaşık 9 yıl boyunca Türkiye-ABD ilişkilerinin en önemli gerilim başlıklarından biri olan dava, herhangi bir para cezası ve suç kabulü olmaksızın kapanma noktasına geldi.

Mahkemenin ortak talebi onaylaması halinde:

  • Halkbank üzerindeki en büyük uluslararası risklerden biri ortadan kalkacak,
  • Türk bankacılık sektöründe önemli bir psikolojik eşik aşılacak,
  • Türkiye-ABD finansal ilişkilerinde yeni bir sayfa açılacak.

Bundan sonraki süreçte piyasanın asıl takip edeceği konu ise dava sonrası Halkbank’ın uluslararası fonlama imkanlarının ne ölçüde genişleyeceği ve bu gelişmenin Türk bankacılık hisselerine nasıl yansıyacağı olacak.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Döviz borcu olmayan KOBİ neden kurdan zarar ediyor?

Yayınlanma:

|

Kur riski bilançoda değil, maliyetin içinde saklı olabilir

Türkiye ekonomisinde faaliyet gösteren binlerce küçük ve orta ölçekli işletme (KOBİ), döviz kredisi kullanmadığı için kendisini kur riskinden uzak sanıyor. Oysa günümüz üretim ve ticaret yapısında kur riski yalnızca döviz borcu taşıyan şirketlerin sorunu olmaktan çıkmış durumda.

Birçok işletme satışlarını Türk Lirası üzerinden gerçekleştiriyor, müşterilerinden TL tahsil ediyor ve fiyat listelerini TL bazında hazırlıyor. İlk bakışta dövizle doğrudan ilişkisi olmayan bu işletmelerin kur hareketlerinden etkilenmediği düşünülebilir. Ancak maliyet tarafına bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

Uzmanlara göre Türkiye’deki KOBİ’lerin önemli bir bölümü “gizli kur riski” taşıyor. Bu risk bilançoda görünmüyor ancak şirketlerin kârlılığını ve nakit akışını doğrudan etkiliyor.

Kur riski artık sadece döviz kredisi kullananların sorunu değil

Geçmiş yıllarda kur riski denildiğinde akla ilk olarak döviz kredileri geliyordu. Şirketlerin dolar veya euro cinsinden borçlanmaları nedeniyle kur yükseldiğinde finansal yükümlülükleri artıyordu.

Bugün ise tablo değişmiş durumda.

Birçok işletmenin:

  • Hammaddesi ithal girdilere bağlı,
  • Ara malları döviz fiyatlarından etkileniyor,
  • Makine ve yedek parçaları yurtdışından geliyor,
  • Enerji maliyetleri küresel fiyatlamalara göre belirleniyor,
  • Yazılım, teknoloji ve lisans giderleri döviz bazında hesaplanıyor,
  • Lojistik ve ambalaj maliyetleri kur geçişkenliğinden etkileniyor.

Dolayısıyla işletmenin kasasına TL girse bile maliyetlerinin önemli bir kısmı döviz hareketlerine bağlı hale geliyor.

Ekonomistler bu durumu “operasyonel kur riski” veya “dolaylı kur riski” olarak tanımlıyor.

En büyük sorun: Fiyat güncelleme hızı

Kur riski taşıyan işletmeler için en kritik konu kurun yükselmesi değil, maliyet artışını müşteriye ne kadar hızlı yansıtabildikleridir.

Özellikle rekabetin yoğun olduğu sektörlerde işletmeler maliyet artışlarını aynı hızla satış fiyatlarına aktaramıyor.

Çünkü:

  • Müşteri fiyat artışını kabul etmiyor,
  • Rakipler fiyat kırıyor,
  • Devam eden sözleşmeler fiyat değişikliğine izin vermiyor,
  • Kamu ihaleleri ve uzun vadeli projelerde fiyat sabit kalıyor,
  • Perakende zincirleri fiyat güncellemelerini geciktirebiliyor.

Bu nedenle kur yükseldiğinde maliyetler anında artarken satış gelirleri aynı hızda yükselmiyor.

Aradaki fark ise doğrudan kâr marjlarını eritiyor.

Vadeli satışlar kur riskini büyütüyor

KOBİ’lerin en önemli sorunlarından biri de vadeli satış sistemi.

Bugün yapılan satışın tahsilatı çoğu zaman:

  • 30 gün,
  • 60 gün,
  • 90 gün,
  • hatta bazı sektörlerde 120 gün sonra gerçekleşiyor.

Şirket satış yaptığı gün elde edeceği kârı hesaplıyor. Ancak tahsilat gününe kadar geçen sürede kur yükselirse maliyetler değişiyor.

Örneğin:

Bugün 1 milyon TL’lik satış yapan bir işletme, 60 gün sonra tahsilat alacaksa ve bu süreçte döviz kuru yüzde 15 yükselirse, yerine koyacağı stok veya hammadde maliyeti aynı oranda artabiliyor.

Sonuçta ciro korunurken kârlılık kaybolabiliyor.

Birçok KOBİ’nin son yıllarda yaşadığı finansal sıkışıklığın temel nedenlerinden biri de bu mekanizma olarak gösteriliyor.

Türkiye’de kur geçişkenliği neden yüksek?

Türkiye ekonomisinin üretim yapısı önemli ölçüde ithal girdilere dayanıyor.

Sanayi üretiminde kullanılan:

  • Kimyasallar,
  • Elektronik bileşenler,
  • Makine ekipmanları,
  • Enerji kaynakları,
  • Endüstriyel hammaddeler,

doğrudan veya dolaylı olarak dövizle fiyatlanıyor.

Bu nedenle dolar veya eurodaki her hareket belirli bir gecikmeyle maliyetlere yansıyor.

Merkez Bankası raporlarında da kur geçişkenliğinin özellikle üretici fiyatları üzerinde güçlü etkiler yarattığı sık sık vurgulanıyor.

Üretici fiyatlarındaki artış ise zamanla tüketici fiyatlarına ve genel enflasyona yansıyor.

KOBİ’ler bu riski nasıl yönetebilir?

Uzmanlara göre kur riskinin yönetimi yalnızca döviz pozisyonunu takip etmekten ibaret değil.

Şirketlerin şu sorulara cevap vermesi gerekiyor:

1. Maliyetlerimin ne kadarı dövize bağlı?

Birçok firma bu oranı bilmiyor.

Oysa maliyet kalemlerinin detaylı analizi yapıldığında dövize duyarlılık oranı ortaya çıkabiliyor.

2. Fiyat güncelleme sürem ne kadar?

Kur yükseldiğinde fiyat listesini kaç günde revize edebiliyorum?

Bir hafta mı?
Bir ay mı?
Üç ay mı?

Bu süre ne kadar uzunsa risk o kadar büyüyor.

3. Ortalama tahsilat vadeleri nedir?

Vade uzadıkça kur hareketlerinin etkisi artıyor.

Bu nedenle tahsilat sürelerinin kısaltılması önemli bir koruma mekanizması haline geliyor.

4. Tedarikçilerle yapılan anlaşmalar nasıl?

Uzun vadeli fiyat sabitleme anlaşmaları veya alternatif tedarikçi ağları kur riski etkisini azaltabiliyor.

5. Finansal koruma araçları kullanılıyor mu?

Forward işlemleri, opsiyonlar, doğal hedge yöntemleri, döviz bazlı fiyatlama mekanizmaları gibi araçlar profesyonel risk yönetiminin temel unsurları arasında yer alıyor.

Asıl tehlike görünmeyen riskler

KOBİ’lerin önemli bir kısmı bilançosunda döviz kredisi olmadığı için kendisini güvende hissediyor.

Ancak günümüz ekonomisinde kur riski çoğu zaman finansal tablolarda görünmüyor.

Risk;

  • Hammaddede,
  • Stok maliyetinde,
  • Tedarik zincirinde,
  • Vadeli satışlarda,
  • Yenileme maliyetlerinde,
  • Kâr marjlarında gizleniyor.

Bu nedenle kur riski analiz edilirken yalnızca döviz borçlarına bakmak yeterli olmuyor.

İşletmenin gelirlerinin hangi para biriminde olduğu kadar maliyetlerinin hangi para birimine bağlı olduğu da önem taşıyor.

Sonuç

Türkiye’de birçok KOBİ, farkında olmadan kur riski taşıyor. Çünkü kur riski artık yalnızca döviz kredisi kullanan şirketlerin problemi değil. Maliyeti dövize duyarlı, tahsilatı TL olan her işletme bu riskle karşı karşıya.

Finansal yönetimin yeni dönemdeki en önemli başlıklarından biri; sadece döviz borcunu izlemek değil, maliyetlerin kur hassasiyetini ölçebilmek, fiyatlama refleksini güçlendirmek ve nakit akışını kur şoklarına karşı dayanıklı hale getirebilmek olacak.

Çünkü bazen en büyük kur riski bilançoda değil, maliyetin içinde saklıdır.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist   www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

BORSA

Borsada yeni oyun: Hisse sulandırmasının anatomisi

Yayınlanma:

|

Borsada hisse sulandırılması nedir?

Borsada “hisse sulandırılması” (dilution), mevcut ortakların sahip olduğu pay oranının veya hisse başına düşen ekonomik değerin yeni pay ihraçları ya da benzeri işlemler nedeniyle azalması anlamına gelir.

Basit örnek:

  • Şirketin 100 milyon adet hissesi var.
  • Siz 1 milyon lot ile şirketin %1’ine sahipsiniz.
  • Şirket 100 milyon yeni hisse çıkarırsa toplam pay sayısı 200 milyona çıkar.
  • Siz hala 1 milyon lota sahipsiniz ama artık şirketin %0,5’ine sahip olursunuz.

Bu durum “sulandırma” olarak adlandırılır.

Hangi işlemler sulandırmaya neden olur?

1. Bedelli sermaye artırımı

En yaygın yöntemdir.

Şirket yeni hisse çıkarır ve ortaklardan para toplar.

Örnek:

  • Sermaye 1 milyar TL
  • Bedelli sonrası 2 milyar TL

Katılmayan yatırımcının ortaklık oranı düşer.

Avantajı

Şirkete yeni nakit girer.

Riski

Toplanan para verimli kullanılmazsa yatırımcı zarar eder.

2. Tahsisli sermaye artırımı

Yeni hisseler belirli kişi veya kurumlara verilir.

Örneğin:

  • Patrona
  • Yatırım fonuna
  • Stratejik ortağa

Küçük yatırımcıya teklif edilmez.

Bu nedenle en çok tartışılan sulandırma yöntemlerinden biridir.

3. Borcun hisseye dönüştürülmesi

Şirket borcunu ödeyemiyorsa alacaklıya hisse verir.

Örnek:

  • Bankaya 5 milyar TL borç
  • Borç yerine yeni hisse çıkarılır

Toplam pay sayısı artar.

Mevcut ortakların oranı azalır.

4. Çalışan hisse opsiyon programları

Özellikle teknoloji şirketlerinde görülür.

Yönetici ve çalışanlara ileride hisse alma hakkı verilir.

Kullanıldığında yeni hisse oluşur.

5. PDT ve benzeri yapıların dönüşümü

Türkiye’de son dönemde tartışılan bazı finansman modellerinde:

  • Ödünç verilen hisseler
  • Teminat gösterilen hisseler
  • Dönüştürülebilir yapılar

Zaman içinde fiilen dolaşımdaki pay miktarını artırabilir.

Bu durum özellikle piyasa fiyatı üzerinde baskı oluşturabilir.

Şirketler neden sulandırma yapar?

Finansman ihtiyacı

En temel sebep budur.

Şirket:

  • Fabrika yatırımı
  • Enerji yatırımı
  • Yeni tesis
  • Borç kapatma
  • İşletme sermayesi

için kaynak arar.

Borç yükünü azaltmak

Faizler yükseldiğinde bazı şirketler:

  • Borcu hisseye çevirir
  • Sermaye artırımı yapar

ve bilançosunu rahatlatmaya çalışır.

Yeni ortak almak

Stratejik yatırımcı çekmek amacıyla da yapılabilir.

Hisse fiyatı nasıl etkilenir?

Tek bir cevabı yoktur.

Olumsuz senaryo

Şirket:

  • Sürekli para topluyorsa
  • Sürekli yeni hisse basıyorsa
  • Toplanan kaynak kayboluyorsa

yatırımcı güveni bozulur.

Hisse fiyatı düşebilir.

Olumlu senaryo

Şirket:

  • Topladığı para ile yatırım yapıyorsa
  • Karlılığı artırıyorsa
  • Borç yükünü azaltıyorsa

uzun vadede hisse değeri artabilir.

Küçük yatırımcı neden tepki gösterir?

Çünkü çoğu zaman şu soru sorulur: “Şirket mi büyüyor, yoksa sadece hisse sayısı mı artıyor?”

Eğer:

  • Kar aynı kalıyor
  • Hisse sayısı iki katına çıkıyor

o zaman hisse başına kâr (EPS) düşer.

Bu doğrudan sulandırma etkisidir.

SPK buna ne kadar izin verir?

Türkiye’de sermaye artırımları ve pay ihraçları Sermaye Piyasası Kurulu tarafından düzenlenir.

SPK’nın temel yaklaşımı:

  • Şirketin gerekçe göstermesi
  • İzahname yayımlaması
  • Yatırımcıyı bilgilendirmesi
  • Eşit işlem ilkesine uyulması

şeklindedir.

Yani SPK’nın görevi işlemin ekonomik olarak “iyi” olup olmadığını değil, mevzuata uygun olup olmadığını denetlemektir.

Yasal olması yatırımcının zarar görmesini meşru yapar mı?

Burada hukuk ile piyasa etiği birbirinden ayrılır.

Hukuken

İşlem:

  • SPK onaylıysa
  • Mevzuata uygunsa
  • Kamuyu aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmişse

genellikle yasaldır.

Ancak etik açıdan

Şu sorular önemlidir:

  • Toplanan para gerçekten şirket için mi kullanıldı?
  • Patronun finansman ihtiyacı mı karşılandı?
  • Küçük yatırımcı yeterince bilgilendirildi mi?
  • İşlemin ekonomik sonucu açıkça anlatıldı mı?
  • Yönetim yatırımcı beklentisiyle çelişen açıklamalar yaptı mı?

Bu noktada tartışmalar başlar.

Bir işlemin yasal olması her zaman yatırımcı açısından adil olduğu anlamına gelmez.

Küçük yatırımcı hangi göstergelere dikkat etmeli?

Kırmızı bayraklar

  • Sık sık bedelli sermaye artırımı
  • Sürekli yeni hisse ihracı
  • Artan borçluluk
  • Azalan kârlılık
  • Patron satışları
  • Düşen hisse başına kâr
  • Tahsisli sermaye artırımları
  • Belirsiz yatırım gerekçeleri

Sonuç

Sulandırma tek başına kötü bir şey değildir. Dünyanın en büyük şirketleri bile zaman zaman sermaye artırımı yapar. Asıl soru şudur: Çıkarılan yeni hisseler şirketin değerini artıracak bir yatırıma mı dönüşüyor, yoksa mevcut ortakların payı azaltılarak yeni bir finansman yükü mü küçük yatırımcının üzerine bırakılıyor?

Küçük yatırımcı açısından kritik olan, hisse sayısının artması değil; şirket değerinin ve hisse başına yaratılan ekonomik değerin aynı hızda artıp artmadığıdır. Eğer şirket değeri büyümeden pay sayısı büyüyorsa, sulandırma yatırımcı için servet transferine dönüşebilir. Bu nedenle özellikle Borsa İstanbul’da son yıllarda tartışılan birçok olayda, hukuki uygunluk kadar “yatırımcının ekonomik olarak korunup korunmadığı” sorusu da gündeme gelmektedir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.