Connect with us

GÜNCEL

İşinize Duygusal Olarak Fazla mı Bağlısınız?

Yayınlanma:

|

Danışanım Luis işini seviyordu. Görevleri ilginçti, iş arkadaşlarını seviyordu ve iyi bir maaşı vardı. Tek sorun şuydu: Luis işine duygusal olarak o kadar bağlıydı ki bu durum kararlarını ve refahını kötü etkilemeye başladı. Bir cuma günü öğleden sonra patronu geride kalınan bir proje hakkında konuşmak için son dakika bir toplantı ayarladı. Teslim edilecek işin gecikmesinin nedenlerinin çoğu Luis’nin kontrolü dışında olsa da planı yoluna koymak tamamen kendi sorumluluğuymuş gibi hissediyordu. Luis uykusundan ve ailesiyle geçireceği zamandan feragat ederek tüm hafta sonu çalıştı ve inisiyatifi yoluna koymaya çabaladı.

Başarılı kişiler Luis’nin durumunu anlayabilir. Çünkü işine duygusal olarak bağlı olmak iki ucu keskin kılıç gibidir. Performansınızı derinden önemsemek tatmin ve anlam duygusu sağlar. Ancak, işinize duygusal olarak çok fazla bağlı olduğunuzda bu taşıması güç bir yüke dönüşebilir.

Uzaktan çalışma ve belirsiz sınırların olduğu bir çağda kişisel ve profesyonel ayrımı da zayıflıyor. Dolayısıyla, kariyerlerimizin kimliğimizin bu kadar tanımlayıcı bir boyutu olmasına şaşırmamak gerek. Kendinizi bir kurumun başarısına adamakla ilgili yanlış bir şey olmasa da işiniz duygularınızı ve eylemlerinizi kontrol etmeye başladığında sorunlar ortaya çıkar.

Peki işinize duygusal olarak fazla bağlı olup olmadığınızı nasıl anlayabilirsiniz? Geri çekilme zamanının geldiğini gösteren şu işaretlere dikkat edin:

Eleştirileri kişisel aldığınızda

Kötü bir geribildirim aldıktan sonra kızgın, güvensiz veya morali bozuk hissettiğinizi fark edebilirsiniz. Patronunuzun bir yorumu yüzünden günlerce kenara çekilirsiniz veya diğer insanların fikirlerini o kadar önemsersiniz ki tamamen etkileşime girmekten kaçınırsınız. Birisi işinizi eleştirdiğinde bu, en kötü korkularınızın, yani yeterince iyi olmadığınızın onaylanması gibi hissettirir.

Çıkarımlar yapmadan önce bir ürün olarak işinizin eleştirilmesi ve bir kişi olarak sizin eleştirilmeniz arasında ayrım yapın. Sizinle paylaşılan geribildirimi anlamak amacıyla şu egzersizi yapın: Bir sayfa kağıt alın ve dört sütun oluşturun. İlk sütuna tam olarak ne söylendiğini yazın. İkinci sütuna, geribildirimle ilgili yanlış olduğunu düşündüğünüz şeyleri ve kör noktaları yazın. Üçüncü sütunda ise faydalı olabilecek noktalar hakkındaki düşüncelerinizi yazın. Örneğin, iş akışınızı veya becerilerinizi geliştirebilecek bir içgörü var mı? Son sütunda ise sonraki adımlara geçin. Konuşmanın havasını veya bir yanlışı düzeltmek için bir toplantı daha ayarlayabilirsiniz veya bu noktada bırakıp gününüze devam edebilirsiniz.

İşiniz eve sirayet ettiğinde

İşinize duygusal olarak fazla bağlı olduğunuzda telafi edici davranışlara yönelebilirsiniz. Yani kendinizi iyi hissetmek için daha fazla çalışabilirsiniz. Değerli olduğunuzu kanıtlamak ve değer üretmek için daha fazla iş başarmaya uğraşırsınız. Bu durum, ihtiyacınız olan araları vermemenize neden olabilir. Günün sonunda “gevşemekte” zorlanabilirsiniz ve mesai dışında işiniz kişisel zamanınızı çalarak zihninizi meşgul edebilir.

Devamlı çalışma modunda kalarak adanmışlığınızı kanıtlamazsınız, aksine başarınızı baltalarsınız. Rahatlama zamanlarını bir ödül olarak değil, iyi bir performansın gerekliliği olarak görün. İşinizden zihinsel olarak uzaklaşmak için bazı alışkanlıklar edinebilirsiniz. Örneğin:

  • İşleri toparlayıp bitirmenizi belirten bir alarm kurmak
  • Tekrar işe geri dönme dürtüsüne karşı koymak için cihazlarınızı kapatmak
  • Bir sonraki gün yapacağınız işleri not etmek veya mesaiyi bitirmenizi kolaylaştıracak başka bir geçiş ritüeli uygulamak

Devamlı insanları memnun etmeye çalıştığınızda

Devamlı insanları memnun etmeye çalıştığınızda diğer insanların ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarınızın önüne koyarsınız. Luis gibi kötü durumları düzelten kahraman olma sorumluluğu duyarsınız. Ayrıca, başka insanların duygularını üzerinize alabilirsiniz, uyumlu olmak adına fikrinizi değiştirebilirsiniz veya zayıf ve beceriksiz görünmekten korkarak yardım istemekten kaçınabilirsiniz.

Uyumlu biri olduğunuz için cömert ve yardımsever olduğunuzu düşünebilirsiniz. Öte yandan, bunlar zihinsel sağlığınız ve ilişkilerinizin kalitesi pahasına ise sorun var demektir. Herkesi memnun etmek için kendinizi zorlamak sağlıklı değildir ve beraber çalıştığınız kişilerin inisiyatif ve sorumluluk almasını engeller.

Öz farkındalık değişimin ilk adımıdır. Bir projede veya ilişkide adil olan iş yükü veya sorumluluk payından fazlasını alıyor musunuz? Özellikle de fazla içerleme hissettiğiniz alanlara dikkat edin. Bu fazla çalıştığınızı, yeterince takdir edilmediğinizi ve çabalarınızın fark edilmediğini gösterir. İçerleme duygusu ihtiyaçlarınızı bastırdığınızı gösterir ve ele alınması gereken belirli durumlara işaret edebilir.

Kimliğiniz iş unvanınız haline geldiğinde

İşinizin ötesinde bir benlik algınız yoksa tehlikeli bir yerdesiniz. Kendinize verdiğiniz değer tamamen işe bağlı olduğunda işinizi kaybetme korkusu içinde yaşayabilirsiniz. Benliğin yeterince karmaşık olmaması, yani kimliğin tek bir boyuta bağlı olması daha yüksek duygusal tepkisellikle ve strese karşı daha az dayanıklılıkla ilişkilidir.

İşinizden psikolojik olarak biraz olsun uzaklaşabilmek refahınızı oldukça olumlu etkileyebilir. Bu sessizce istifa etmeniz veya daha az çaba sarf etmeniz anlamına gelmez. Daha ziyade, yaptığınız işle benliğinizi ayırmak anlamına gelir. Kendinize şunu sorun: “Bir lider veya yönetici olmamın ötesinde önemsediğim insanlar için ne anlam ifade ediyorum?” İşiniz dışında keyif aldığınız, uzmanlık ve yetkinlik hissi yaratan etkinlikler yapın. Danışanlarımdan biri ağır bir tükenmişlik döneminin ardından yaratıcı bir ifade aracı olarak çiçek düzenleme dersleri aldı. Başka bir danışanım uzay fiziğiyle uğraşmaya, bir diğeriyse yerel bir hayvan barınağında gönüllü çalışmaya başladı. Bu etkinlikler sayesinde işler iyi gitmediğinde dayanabilecekleri bir benlik algısı ve kimlik geliştirebildiler.

Unutmayın ki işiniz yaptığınız bir şeydir ve benliğinizin tamamını kapsamaz.

HBR

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Akbank, sürdürülebilirlik temalı sendikasyon kredisini rekor taleple yeniledi

Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Küresel ekonomideki zorluklara rağmen Türkiye ve Akbank’a olan güvenin devam ettiğini gösteren bir sendikasyon işlemine imza attık.” dedi.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Akbank, sürdürülebilir finansman çerçevesinde yenilediği sendikasyon kredisine uluslararası piyasalardan rekor düzeyde talep geldiğini açıkladı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Akbank, yenilediği sendikasyon kredisiyle Türk ekonomisine 600 milyon dolar destek sağladı.

367 gün vadeli sendikasyon kredisinin maliyeti SOFR+ yüzde 2,50 ve Euribor+ yüzde 2,25 olarak gerçekleşti. Bankanın sürdürülebilirlik temalı işlemine, 16 yeni bankanın katılımıyla toplam 20 ülkeden 45 banka katıldı.

Sendikasyon kredisi, Türk bankacılık sektöründe önemli bir değişime katkı sağlayarak, Akbank’ın Sürdürülebilir Finansman Çerçevesi kapsamında kullandırılacak.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, ‘Küresel ekonomideki zorluklara rağmen Türkiye ve Akbank’a olan güvenin devam ettiğini gösteren bir sendikasyon işlemine imza attık. Sendikasyon kredimizi 600 milyon dolar karşılığı tutarla ve yüzde 120 oranında yeniledik. İşlemimize katılan ve destek veren tüm yatırımcılara ve muhabir bankalara teşekkür ederiz.’ değerlendirmesinde bulundu.

Akbank Kurumsal ve Yatırım Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Levent Çelebioğlu ise bankanın sendikasyon işlemlerinde sürdürülebilirlik kriterlerini yüksek seviyede tuttuğuna dikkati çekerek, ‘Her yeni sendikasyon kredimizin temasını sürdürülebilirlik stratejimiz doğrultusunda daha da kapsamlı hale getiriyoruz. Yeni işlemimizin kullandırım şartlarını da Sürdürülebilir Finansman Çerçevemizle uyumlu hale getirerek, bankamızın sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşması yönünde önemli bir adım daha attık. Ekim 2023 kredimize göre 100 baz puan maliyet indirimi ve yüzde 160’ın üzerinde talebe rağmen 600 milyon dolar karşılığı sınırlı tutarda kullandığımız sendikasyon kredimize gösterilen ilgi ve katılım oranı, Akbank’ın uluslararası borçlanma piyasalarındaki öncü kurum olduğunu teyit ediyor. Bu alanda sektörümüze öncülük eden çalışmalarımıza devam edeceğiz.’ ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Değerse’den Çanakkale üzüm yetiştiriciliğini canlandıracak yatırım modeli

Küresel üzüm üretimi, iklim kriziyle karşı karşıya kalırken; yatırım, inovasyon ve sürdürülebilirlik odaklı projelerle ülkemizdeki bölgesel üretim canlandırılıyor. Yeni nesil bir yatırım platformu, Çanakkale ve Kaz Dağları’ndaki projesiyle yatırımcıları ticari üzüm bağı yetiştiriciliğine teşvik ederken, bölgesel kalkınmaya da katkıda bulunuyor.

Yayınlanma:

|

Yazan:

İklim değişikliğinin etkileri gün geçtikçe artarken, tarımsal üretimleri de tehlikeye atıyor. İklim krizinin büyümesiyle 76 yıl içinde üzüm bağlarının %90’ının yok olabileceği tahmin ediliyor. Üzüm ticaretinin başrol oyuncusu ülkelerden biri olmasına rağmen Türkiye’de de yetersiz yağış sebebiyle şaraplık üzüm bağlarının zarar gördüğü bildiriliyor. Üzüm yetiştiriciliği ve şarap üretiminde, Çanakkale ve eteklerindeki Kaz Dağları son yıllarda adından söz ettirirken, İda Bağları Projesi, şarap turizmini canlandırırken ve ticari üzüm bağı yetiştiriciliğini de teşvik ediyor.

Yeni nesil yatırım platformu degerse.com’un Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ile Bayramiç İda Bağları’nda hayata geçirdiği proje, bağcılık ya da arsa yatırımı yapmak isteyenlere sadece üzüm satın alma garantisi sunmakla kalmıyor, aynı zamanda bölge ekonomisine de katkıda bulunuyor. degerse.com’un Kurucusu ve CEO’su Barış Mükyen, “İda Bağları Yetiştiricilik Modülü ile hazırladığımız projeler, ticari üzüm bağı yetiştiriciliği sektörüne yeni bir bakış açısı kazandıracak. Bölgede yeni nesil bir arsa yatırım değeri oluşturduk. Amacımız sadece maddi getiri değil, sürdürülebilir ve doğa ile dost bir yatırım modülü yaratmak” açıklamasını yaptı.

İlk yılda %125, 7 yılda ise %700’e varan kârlılık vaat ediyoruz”

Barış Mükyen, “Çanakkale’ye, bağcılığın ve üzümün kalbi olan Bayramiç’e geldiğimizde öncelikle üniversite ile görüştük. Buradaki hocalarımızla yaptığımız çalışmaların sonrasında, en yüksek verim almak için ne yetiştirmek gerekir sorusunun cevabını aradık” diyerek projeleri hakkındaki detayları paylaştı.

Buna göre, İda Bağları Projesi, arsa yatırımına odaklanan yatırımcılara piyasa rayici altında arazi satın alma imkanı sunarak ilk yılda %125’e, 7 yılda ise %700’e varan kârlılık vaat ediyor. Proje kapsamında sunulan bağ kurulumu ve bakım hizmetleri, arazilerin değerini artırarak yatırımcıların getirisini optimize ediyor. Bu stratejik yaklaşım, sürdürülebilir gelir sağlamanın yanı sıra, bölgesel ekonominin güçlenmesine de katkıda bulunuyor.

“Şaraplık üzüm yetiştiriciliğini teşvik ediyoruz”

Projenin bilimsel ayağını temsil eden Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Harun Baytekin, İda Bağları Projesi’nin ekonomik gücünü şu sözlerle vurguladı: “Bağcılık yapan pek çok ailenin çocuğu, büyük kentlere göç etti. Bu durum, verimli arazileri atıl hale getirdi. 50-60 yıl öncesinde 750 bin hektar civarında araziye yayılan bağlar, 400 bin hektarın altına düştü. Bu sebeple dünyada benzeri olmayan bu proje, bölge için çok kıymetli.”

Miras yoluyla bölünen, göç nedeniyle artık işlenmeyen kısaca verimli olan ama işlenemediği için atıl olarak nitelendirilen arsaların yatırımlarla şaraplık üzüm yetiştiriciliğini yeniden canlandırdıklarını aktaran degerse.com’un Kurucusu ve CEO’su Barış Mükyen “Sürdürülebilir bir üretim modeli yaratırken ürünün satışını da garanti ediyoruz. Dolayısıyla, ilk gün itibarıyla kazanç sağlanmasını mümkün kılıyoruz. Bunun yanı sıra, tesisin değeri her yıl katlanarak artıyor. Ürünlerin hem bugün için hem de gelecekte çocuklarınıza doğru ve kazançlı bir yatırım olması da diğer avantajlardan biri” ifadelerini kullandı.

“Bu proje, sadece maddi getiri sağlayan bir yatırım değil”

İda Bağları Yetiştiricilik Modülü’nün çok yönlülüğüne dikkat çeken Barış Mükyen, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Organik üzüm bağları projesiyle üzüm bağı kurmak isteyen yatırımcılar için tüm süreci yönetiyoruz. Yatırımcılar adına organik üretim sertifikası başvurusu yapıyoruz. Tesis edilecek şaraplık üzüm bağlarında yatırımcıların organik koşullar altında üretim gerçekleştirmesini taahhüt ediyoruz. Hasadın ilk alıcısı oluyoruz. Öte yandan, onları yalnız maddi değil, manevi olarak da besliyoruz. Bağımsız parsellerde kurulacak bağlara, bağ evleri eşlik ediyor. Böylelikle yatırımcılara doğal yaşamı deneyimleme fırsatı sunuyoruz. Hocalarımızın rehberliğinde, bu kadim kültürlerden hareketle bölgeyi hareketlendirmek; dokusuna, dinamiklerine zarar vermeksizin buranın geçmişteki dinamiğine yeniden kavuşması adına elimizden geleni yapacağız.”

 

Okumaya devam et

EKONOMİ

Prof. Dr. BORATAV: Yerel seçim sonuçlarını değerlendirdi

Prof. Dr. Korkut BORATAV, BİRGÜN gazetesine 31 Mart yerel seçimlerini değelendiren bri röportaj yaptı: Mevcut reçete durgunlaşma ve küçülme içeriyor. Erdoğan’ın temsil ettiği Saray iktidarı, bu reçeteyi içeren dört yıl boyunca sabretmeyi becerebilecek mi?

Yayınlanma:

|

AKP’nin yenilgisinde yüksek enflasyon nedeniyle toplumdaki yoksullaşma etkili oldu mu? Olduysa uzun süredir artan yoksulluk ve hayat pahalılığı ülkenin gündemindeyken sizce neden 14 Mayıs seçimlerinde değil de şimdi etkili oldu?

Mayıs 2023 ve Mart 2024 seçimlerinin sınıfsal dökümünün karşılaştırılması henüz yapılmadı. Ama, on aylık süre içinde AKP galibiyetinin yenilgiye dönüşmesinde halk sınıflarında yoksullaşmayı sürdüren ekonomik etkenlerin belirleyici olduğu söylenebilir. Temel farkın yoksullaşma olgusunda değil, bu olgunun algılanmasında olduğunu düşünüyorum.

Oyların dağılımındaki değişimlerle ilgili bazı genel tespitler yapmakla başlayalım. Trakya’dan Adana’ya uzanan kıyı şeridinde, Güney-Doğu Anadolu’da, ayrıca Eskişehir ve Ankara’da Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan azınlıkta kalmıştı. Yerel seçimlerde Saray iktidarının azınlığa düştüğü coğrafyaya Karadeniz’den, İç-Ege’den ve Orta Anadolu’dan iller de eklendi.

On ay içinde yapılan iki seçime katılım oranı 5,7 puan geriledi. Bu gerilemenin partilere yansıması büyük ölçüde Saray’a dönük seçmen desteğinin erimesi biçiminde gerçekleşti. Bu tespit, 2019 ve 2024 yerel seçimleri karşılaştırıldığında somut olarak ortaya çıkıyor. Beş yılda AKP oyları 4,3 milyon azalmıştır. Kısmen 2024 seçimine katılmayarak; dörtte üçü de CHP’ye yönelerek…

Mayıs 2023 seçimi yapıldığında Türkiye’nin tüm emekçi katmanları, son yıllara damgasını vuran, enflasyonun hızlandırdığı ağır bir bölüşüm şokundan geçmekteydi. Bu şok, kentli nüfusun örgütsüz emekçi katmanlarında gelir düzeylerinin de erimesine yol açmış; mutlak yoksullaşma boyutuna ulaşmıştı. Bu vahim olgunun sorumluluğu açıkça iktidara düşmekteydi.

Bu olgu ve iktidarın sorumluluğu algılanmadıkça oylara yansıyamaz. Yoksullaşma ekonomi büyürken, istihdam artarken gerçekleşti; algılanması da bu yüzden güçleşti. Ama, algılanmayı frenleyen temel etken, bence, toplumun en yoksul katmanlarında tutucu-İslamcı ideolojinin hegemonyası olmuştur. Bu hegemonya başta eğitim sistemi olmak üzere devlet aygıtlarının, kamu kaynaklarınca beslenen İslamcı sermayenin, medyanın, cemaat-tarikat, AKP örgütlerinin 20 yıllık birikimli etkileri ile sağlanmıştı.

Mayıs 2023 ile Mart 2024 arasında değişen nedir? Olgular (özellikle enflasyon) ideolojik yanılsamayı aşındıracak boyuta ulaşmış olabilir. Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu gibi karizmatik yerel liderler önem kazandı; öne çıktı; “sahte, içi boş ideolojik söylemlerin kullanım tarihinin geçtiğini” açığa çıkardılar. CHP’de yönetim kadrosunun yenilenmesi de ayrıca etkili oldu.

4 yıllık seçimsiz dönemde AKP iktidarının ekonomide ve siyasal anlamda atacağı adımlar bekliyor. Anayasa tartışmaları yeniden gündeme gelir mi? Bu anlamda iktidarın alanı daraldı mı?

SHP’yi ilk parti konumuna getiren 1989 yerel seçim sonuçları, Turgut Özal dönemine son veren kritik aşamayı başlatmıştı. 2024 seçim sonuçları, Erdoğan dönemi için de benzer bir dönüm noktası olabilir.

Ekonomide ve siyasette iktidarın hareket alanı daralmıştır. İktidar, kısa vadeli iktisat politikalarında Mehmet Şimşek’in temsil ettiği reçeteye mahkûmdur. Bu yenilgi ortamında Saray’ın (özellikle Erdoğan’ın adaylığını mümkün kılan) bir anayasa değişikliği için siyasal enerji toparlaması mümkün görülmüyor.

Seçimsiz geçireceği dönemde gelir dağılımındaki bozulmaya ilişkin beklentileriniz nedir?

Mehmet Şimşek geleneksel neoliberal reçeteyi uyguluyor; enflasyona daraltıcı politikalarla son vermeyi öngörüyor. Temel araçlardan biri, emek gelirlerinin bastırılmasıdır. Şimşek de ekonomi yönetimini devraldığı günden bugüne “gelirler politikasını” ısrarla vurgulamaktadır.

Bugünkü ekonomik ortam, 1990’lı yılların yüksek enflasyonuna benzemektedir. 1998 sonrasında kapsamlı bir IMF programı o enflasyona son verdi. Ekonomiyi iki yıl (1990 ve 2001’de) küçülterek ve AKP’yi iktidara getiren bir toplumsal bunalım yaratarak…

Şimşek’in programı da benzer bir senaryoyu içeriyor: Ücretler, emekli gelirleri enflasyonun gerisinde seyredecek; parasal daralma ve eşitsizlikleri artıran bir malî disiplin iç talebi çökertecek; ekonomi küçülecektir. Emek payının gerilemesine istihdam kayıplarının yaratacağı ilave yoksullaşma eklenecektir. 2002’de IMF programları içinde iktidar değişikliğine yol açan ekonomik, toplumsal ortamın bir benzeri tekrar oluşacaktır.

Seçim sonrası ekonomi yönetiminden gelen ilk açıklamalarda mevcut ekonomik reçetenin uygulanmasına devam edileceği yönünde. Büyük yenilgi yaşamış iktidar durgunluk ve ekonomide küçülmeyi göze alabilir mi?

Mevcut reçete durgunlaşma ve küçülme içeriyor. Erdoğan’ın temsil ettiği Saray iktidarı, bu reçeteyi içeren dört yıl boyunca sabretmeyi becerebilecek mi? Yerel seçim sonuçlarının yarattığı ortam, yeniden aday olmasına imkân veren bir anayasa değişikliğini gündem-dışına taşımıştır.

2015 sonrasında Saray, “ne pahasına olursa olsun büyümeye” öncelik verdi; şirketlere dönük bir kredi pompalaması ile neoliberal istikrar ilkelerini çiğnedi. Uluslararası finans kapital bu sapkınlığı “cezalandırmadı”; dış kredi akımlarını sürdürdü. Ekonomi bu sayede büyüdü; ama ağır bir bölüşüm şoku yaratarak… Önceki politikalara dönüşe izin verilmeyeceğini uluslararası finans çevreleri bugün açıkça vurgulamaktadır. Dış kaynak akımlarının tıkanması onların elindedir; bir ödemeler dengesi ve dış borç krizi anlamına gelir.

Bu uyarılar nasıl bir gelecek öneriyor? Şimşek programı sonunda enflasyon son bulacaktır; ama 2002’deki Ecevit koalisyonunu iktidardan uzaklaştıran ekonomik ortamın (toplumsal bunalımın) bir benzerini yeniden yaratarak…

En geç 2028’de “yeni”, yani AKP’yi içermeyen bir iktidar, ekonomiyi onarmaya başlayacaktır. Bu tür bir “onarma”nın ekonomik çerçevesi IMF’nin Türkiye için orta dönemli öngörülerinde yer alıyor: “Ilımlı” (yüzde 3 civarına yerleşen) bir büyüme temposunun sağlayacağı istikrar senaryosu tasarlanıyor… İşsizlik, cari işlem açıkları, enflasyon oranları da istikrar içinde (“ılımlı”) seyredecek; dış kaynak girişleri bu ortamın sürdürülmesini mümkün kılacaktır. Şimşek programının bitiminde oluşan toplumsal bunalım ortamını sürekli kılan bir durgunlaşma… Türkiye’nin 2028 ve sonrası için bu ekonomik ortam önerilmektedir…

Büyük bir zafer elde eden muhalefetin en büyük vaadi sosyal yardımlar oldu. Türkiye artık sosyal yardıma bağımlı bir ülke mi oluyor? Bu durumun bir tehlikesi var mıdır?

İktidarın makro-ekonomik politikalarının sistematik olarak emek-karşıtı olduğu bir ortamda muhalif yerel yönetimler telafi edici sosyal yardımlara öncelik vermek zorundadır. Sorudaki tespit, bu zorunluluktan kaynaklanıyor.

Öte yandan, bugünkü ortamı yaratmakta olan neoliberal/Şimşek programına karşı iktidara adaylığı üstlenmiş olan CHP’nin, yerel yönetimlerin dışında tüm Türkiye için tasarlayacağı alternatif önem taşıyor. Yukarıda betimlediğim neoliberal durgunlaşma modeline teslimiyet olasılığı gündemdedir. Bu yönelişin dış siyasette ABD yörüngesine sürüklenmeyi içeren bir seçenekle bütünleşmesi söz konusu olabilir.

Sol, sosyalist, devrimci, Cumhuriyetçi iktisatçılar, sosyal bilimciler, uzmanlar, emekli diplomat ve subaylar Türkiye’nin bu ikili teslimiyet cenderesine sürüklenmesine karşı dinamik alternatifleri tartışmak, oluşturmak durumundadır. İktidara aday olan CHP tabanında, örgütlerinde, bugünkü yönetimi içinde de aynı arayış vardır. Bunların eşgüdümü, mümkünse birleştirilmesi önemlidir.

Türkiye, çeyrek yüzyıla yaklaşan gri/karanlık bir dönemden geçti. Karanlığa kökten itiraz, Haziran 2013’te Gezi kalkışması ile ortaya çıktı; güncel siyasete taşınamadı. Sahipsiz kaldı.

2019 ve Mart 2024 yerel seçimleri, bu itirazın canlı devamıdır; hayatiyetinin sürdüğünü göstermiştir. Bir anlamda “geçici bir adres olarak, adeta kendiliğinden” CHP’ye yönelmiştir. CHP’nin bu yönelişi hak etmesi, özümsemesi büyük önem taşıyor. Sadece CHP’nin değil, tüm Cumhuriyetçi Sol’un sorunudur. Elbirliğiyle katkılar gereklidir.

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.