Connect with us

EKONOMİ

Ekonominin Beş Önemli Göstergesi 2023 Yılında Ne Yapacak

Yayınlanma:

|

■ 2022 Yılı; olumsuz global ve yerel koşullar nedeniyle Türkiye ekonomisi için zorlu bir yıl olmuştur.

■ Bu zorluk enflasyon, döviz kuru ve cari açığa daha fazla yansımıştır.

■ Bu olumsuzluklara rağmen büyüme, işsizlik, turizm gelirleri ve kamu bütçesi alanlarında yüksek performans sağlanmıştır.

■ Seçimlere rağmen 2023 yılının ekonomik göstergeler açısından geçen yıla göre daha olumlu bir seyir izleyeceği tahmin edilmektedir. Bu tahminler çerçevesinde makro ekonomik göstergelerden bir bölümü hakkındaki beklentilerimiz aşağıdaki gibidir:

■ GSYH ve Büyüme: 2022 Yılında GSYH 865 Milyar USD ve 15,5 Trilyon TL, büyüme %5,5, civarında beklenmektedir. 2023 Yılında GSYH’nin 900 Milyar USD ve 22 Trilyon TL, büyümenin ise %4, civarında oluşabileceği tahmin edilmektedir.

■ Enflasyon: Tüketici enflasyonu 2022 yılında %65 civarında beklenmekte, 2023 yılı sonunda ise %30 civarına gerileyebileceği tahmin edilmektedir.

■ İşsizlik: İşsizliğin 2022 sonunda %10,5 ve 2023 yılında %11 civarında oluşabileceği tahmin edilmektedir.

■ Kamu Bütçesi:2022 Yılında bütçe açığının -350 Milyar TL ve Bütçe Açığı/GSYH’in %-2,5 civarında tamamlanabileceği, 2023 yılında ise bütçe açığının -650 Milyar TL’ye ve Bütçe Açığı/GSYH’nin ise %-3,5 civarına yükselebileceği tahmin edilmektedir.

■ Cari Açık: 2022 sonunda cari açığın -45 Milyar USD ve Cari Açık/GSYH’nin %-5,2 civarında sonuçlanması beklenmekte, 2023 yılında ise cari açığın -30 Milyar USD ve Cari Açık/GSYH’nın %-3,5 civarında oluşabileceği tahmin edilmektedir.

Türkiye ekonomisi, 2022 yılında global ve yerel koşullardaki olumsuz faktörlerin etkisiyle oldukça zorlu bir dönem geçirmiştir. Döviz kuru ve enflasyonda yüksek oranlı artışlar sosyal ve ekonomik dengeleri tahrip edici etkiler üretirken, düşük faizi önceleyen ekonomi politikaları, ülkemizi büyümede dünya ölçeğinde üst sıralara taşımıştır. Büyümenin etkisiyle istihdam artmış, işsizlik oranları gerilemiş, kamu bütçesi son yılların en iyi performansını göstermiştir. Ekonomik dengeler açısından oldukça önemli olan bu göstergelerdeki 2022 yılı değerlendirmeleri ve 2023 yılı beklentileri bu yazının konusunu oluşturmaktadır.

1- GSYH ve Büyüme

Büyüme ve Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) gelişmeleri ekonominin geçmiş dönemde gösterdiği performans, geleceğe yönelik yansımalar, enflasyon, işsizlik, kamu bütçesi ve kamu finansmanı vb. çok sayıda makro ekonomik göstergeyi beslemesi nedeniyle önemlidir.

Türkiye 2022 yılında dünya ölçeğinde parlak bir büyüme performansı göstermiştir

2020 ile 2022 arasındaki sekiz çeyrek dönemdeki yıllık ve çeyreklik büyüme oranları Grafik 1’de yer almaktadır. 2021 yılının ilk çeyreğinde %7,5 ve ikinci çeyreğinde baz etkisiyle %22,2 ile rekor büyüme gösteren ekonomide canlılık, sonraki çeyreklerde azalarak devam etmiştir. 2021 Yılının tamamı ve 2022 yılının ilk yarısında ihracat ve iç tüketimin öncülüğündeki büyüme; sanayi üretim artışı, kapasite kullanım oranları, satın alma yöneticileri endeksi, elektrik tüketimi ve otomotiv satışlarına belirgin bir şekilde yansımıştır. 2022 Yılının ikinci yarısından itibaren kamunun makro ihtiyatı tedbirler kapsamında kredilere ve dövizli işlemlere yönelik sınırlamaları, büyümenin hızını yavaşlatmıştır. Üçüncü çeyrekte yıllık %3,9’a kadar gerileyen yavaşlamanın son çeyrekte de devamı beklenmektedir.

Ekonomik grupların büyümeye katkılarına Grafik 2’de yer verilmektedir. Harcamalar yöntemiyle hesaplanan GSYH’da ekonomik grupların gösterdikleri performans belirleyicidir. Hanehalkı (kişiler), GSYH içinde %55-%60 aralığında değişen payı ile en büyük ekonomik gruptur. Bu özelliği nedeniyle; hanehalkının artan harcamaları büyümeyi yukarıya çekerken, azalan harcamalar büyümeyi yavaşlatmaktadır. Yatırımlar, ihracat ve ithalatın GSYH içindeki payları %30’lar seviyesindedir. Her üç ekonomik grubun performansı, büyümeyi doğrudan etkilemektedir. Bir başka ekonomik grup olan Devletin GSYH içindeki payı %15’ler civarındadır. Devlet harcamalarının artması veya azalması büyümeyi etkilemektedir.

Ekonomik gruplar büyümeye farklı düzeylerde katkı sağlamaktadır. Ekonominin daralma dönemlerinde izlenen politikalara bağlı olarak devlet harcamalarının katkısı artabilmekte, büyümenin hızlandığı dönemlerde devlet harcamalarının katkısı azalırken hanehalkının katkısı artmaktadır. Benzer farklılık ithalat ve ihracatın katkısında da görülmektedir. Büyümenin düşük olduğu dönemlerde ithalatın katkısı azalırken ihracatın katkısı artmakta, yüksek büyüme dönemlerinde ise ithalatın katkısı artmaktadır.

Hanehalkı, son sekiz çeyrekte GSYH büyümesine katkı vermiştir. İhracat, 2021 yılı ikinci çeyrek büyümeye %60 gibi olağanüstü bir katkı sağlarken bu performansı sonraki dönemlerde azalışa geçmiş ve 2022 üçüncü çeyrekte %13’e gerilemiştir. Yatırımların payı 2021 yılı ikinci çeyrekte %21 iken sonraki dönemde önemli ölçüde azalsa da 2021 son çeyreğinden itibaren artmaya başlamış ve 2022 son çeyrekte %12’ye yükselmiştir. Ülkenin üretim gücü ve kapasitesindeki artışa doğrudan katkı sağlayan bu göstergedeki artış, yatırım iştahının yüksek olduğu anlamına gelmektedir. İthalattaki gelişmeler yatırımlar ile benzerlik göstermektedir. Yatırımın büyük ölçüde ithalata bağımlı olması ve ekonomik büyümenin ithalatı zorunlu kılması, bu grubun GSYH’ya daha yüksek katkı vermesini sağlamıştır.

Çeyrekler itibariyle USD bazında GSYH 180-250 Milyar USD aralığında dalgalanmıştır. Ekonomik canlılık ve döviz kurlarındaki hızlı artışlar USD bazında GSYH’yi düşürmektedir. 2021 Yılının son çeyreğinde 200 Milyar USD seviyesindeki GSYH 181 Milyar USD’ye gerilemiş, ardından hızlı bir artış ile 3.çeyrekte 242 Milyar USD’ye yükselmiştir. TL olarak hesaplanan GSYH enflasyonun da etkisiyle hızlı bir şekilde yükselmiştir. 2021 Yılının üçüncü çeyreğinde 1,9 Trilyon TL olan GSYH 2022 yılının aynı döneminde %120 oranında artışla 4,3 Trilyon TL’ye yükselmiştir. Bu artışta hızlı yükselen döviz kurlarının ağırlıklı payı olsa da ekonomik büyümenin payı ihmal edilmemelidir.

GSYH 2013 yılında ulaşılan 958 Milyar USD’yi yeniden yakalamak için on yıl kaybettik

Kasım ayında yayınlanan Orta Vadeli Programda (OVP) 2022 yılında büyümenin %5, GSYH’nin 808 Milyar USD ve 13,4 Trilyon TL civarında gerçekleşebileceği tahmin edilmiştir. 2023 Yılı beklentisi ise büyüme %5, GSYH 867 Milyar USD ve 18,6 Trilyon TL olarak hedeflenmiştir. Beklentimiz 2022 yılında büyümenin %5,5, GSYH’nin 965 Milyar USD ve 15,5 Trilyon TL civarında gerçekleşmesidir. 2023 Yılının seçim yılı olması nedeniyle büyümenin %4, GSYH’nin 900 Milyar USD ve 22 Trilyon TL civarında oluşabileceği değerlendirilmektedir. GSYH için 2023 yılında öngördüğümüz 900 Milyar USD, 2013 yılındaki 958 Milyar USD’nin altındadır. Bir başka ifadeyle 2013 yılındaki GSYH’ya yeniden ulaşmak için on yıl kaybetmiş durumdayız.

2- Enflasyon

Geniş halk kitlelerinin satın alma gücü, yatırım kararları, kamu bütçesi, kredi maliyetleri vb. ekonomiyi kuvvetli bir şekilde etkileyen enflasyon, ülkemizin en öncelikli gündem maddesidir. Tüketici enflasyonunun (TÜFE) aylık ve kümülatif verileri ile harcama gruplarının enflasyona katkıları Tablo 1’de yer almaktadır. Enflasyon, 2018 yılından itibaren; kur şokları, enerji fiyatları, Covid 19 nedeniyle aksayan küresel üretim ve lojistik problemlerinin neden olduğu emtia ve gıda fiyatlarındaki yüksek oranlı artışlar nedeniyle uzun yıllar sonra yeniden yükselişe geçmiştir.

2021 Yılı TÜFE’de aylık oranlar %0,89 ile %13,58 aralığındadır. 2021 yılına %1,68 ile başlayan TÜFE Şubat ayından itibaren aşağı yönlü bir seyir izlemiş ve Mayıs 2021’de %0,89’a gerilemiştir. Haziran 2021’de %1,94 ile yükselişe geçen aylık TÜFE Ekim’den itibaren hızlanarak %2,39’a yükselmiş, Kasım’da %3,51 ve Aralık 2021’de %13,58’e ulaşarak 2003 yılından beri en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Yeni yıla 2021 yılından miras kalan yükseliş trendinin devamı ile başlayan TÜFE Ocak 2022’de aylık %11,10 ile yüksek seyrini korumuş, sonraki aylarda düşüşe geçerek Şubat ayında %4,81 ve Mart ayında %5,46’ya geriledikten sonra Nisan ayında hızlı bir atak ile %7,25’e yükselmiştir. Geçmişte yıllık enflasyonda görülmeyen oranlar ay bazında ve birkaç ay arka arkaya görülmüştür. Bu dönem enflasyonundaki hızlı yükselişin temel nedenleri; a) Döviz kurlarında yılın son üç ayında %50’yi aşan artışlar, b) Küresel salgın nedeniyle enerji-gıda ve emtia fiyatlarındaki artışlar ve c) Rusya-Ukrayna savaşının özellikle enerji ve gıda fiyatlarını daha da yukarıya çekmesidir.

Mayıs ayından itibaren dalgalı ancak aşağı yönlü bir seyir izleyen aylık TÜFE Kasım 2022’de %2,88’e kadar gerilemiştir. 2022 yılının Ocak-Kasım dönemi on bir aylık TÜFE %62,4’e ulaşırken önceki yılın aynı dönemindeki oran ise %19,8’dir. Kasım 2022 itibariyle yıllık TÜFE’yi en çok besleyen ilk üç harcama grubu; Ulaştırma, Gıda ve Ev Eşyasıdır.

Aralık ayından itibaren TÜFE hesabında baz (matematik) etkisi devreye girecektir. Yıllık TÜFE hesabında; geçtiğimiz yılın Aralık ayında %13,58 ve bu yılın Ocak ayında %11,10 olmak üzere sadece iki aylık %25 civarında bir enflasyon stoku vardır. TÜFE’nin Temmuz 2022’den itibaren gösterdiği trendin devam ederek Aralık 2022 ve Ocak 2023’te %2,5 civarındaki aylık enflasyon oranları ile Şubat 2023’te yıllık %60 civarında bir TÜFE gündeme gelebilecektir. Global enerji ve gıda fiyatlarındaki yavaşlama ile yerelde durulan döviz fiyatlarının seyrinin devamı halinde, Ocak 2023’te yıllık TÜFE’de başlayacak düşüşün (ilave dramatik politik ve ekonomik bir gelişme olmadığı takdirde) 2023 yılın ilk çeyreğinden itibaren belirgin hale gelmesiyle Şubat 2023’te %60 civarında ve Haziran 2023’te de %40’lı oranların görülmesi mümkün olabilecektir.

Öte yandan 2022 yılında enflasyonu besleyen en önemli kalemlerden olan enerji fiyatlarında yeni yılda yaşanabilecek sürpriz bir düşüş enflasyonun gerilemesini hızlandıracaktır. TÜFE’nin Kasım 2021 ile Kasım 2022 dönemi gelişmeleri Grafik 4’te gösterilmektedir. Ekim 2019’dan itibaren ılımlı bir artış dönemine giren yıllık TÜFE Covid 19 salgının da etkisiyle Haziran 2021’de %18’e yükselmiştir. 2021 Yılının ikinci yarısından itibaren yıllık TÜFE’de artış hızlanmış ve yılın son çeyreğinde döviz kurlarının sürüklemesiyle Ekim 2022’de %85,5’e kadar yükseldikten sonra Kasım 2022’de düşüşe geçmiş ve %84,4’e gerilemiştir. FED faiz artışlarının yavaşlayacağı, devam eden Rusya-Ukrayna savaşının ilave risk oluşturmayacağına dair beklentiler, bir barış ihtimaline karşı iyimser gelişmeler ve petrol fiyatlarındaki düşüşler global enflasyonu yavaşlatacak gelişmelerdir. Döviz fiyatlarının durulması ve erişim zorluklarına karşın enflasyonun oldukça altındaki finansman maliyetleri enflasyonun hızını yavaşlatan yerel faktörlerdir. Global ve yerel faktörlerin etkisiyle Ekim 2022’de zirve yapan enflasyonun Kasım ayından itibaren başladığı düşün devam etmesi beklenmektedir.

Döviz fiyatlarındaki durulma, global enerji ve gıda fiyatlarındaki gerilemeler enflasyonun önce hızını kesti ardından yavaşlatacak

Üretici enflasyonunun (ÜFE) Ekim 2021 ile Kasım 2022 dönemi gelişmeleri Grafik 5’te gösterilmektedir. Nisan 2020-Temmuz 2020 aralığında %1 bandında seyreden aylık ÜFE, Ağustos ayında %2,35 ile artış trendine girmiştir. Nisan 2021’de aylık %4,34’e ulaşan ÜFE düşüşe geçerek Eylül 2021’de %1,55’e gerilemiştir. Ekim 2021’de %5,24’e sıçrayan aylık ÜFE, bu tarihten sonra oldukça yüksek seviyelerde seyretmeye başlamış; Kasım 2021’de %9,99 ve Aralık 2021’de %19,08 ile Ocak 2022’de %10,45 olmak üzere çift haneli değerlere ulaşmıştır. Geçmişte yıllık enflasyonda dahi görülmeyen oranlar ay bazında ve birkaç ay arka arkaya görülmüştür. Şubat 2022’de %7,22’ye gerileyen ve dalgalı bir seyir izleyen ÜFE Kasım ayında %7,83 değerine ulaştıktan sonra Kasım ayında keskin bir düşüş ile %0,74’e gerilemiştir.

Ocak 2004 ile Temmuz 2018 dönemi içinde uzun süre genellikle tek hanelerde ve %-3,8 ile %15 aralığında seyreden yıllık ÜFE, Temmuz 2009’da dönemin en düşük seviyesi olan %-3,8’e kadar gerilemiştir. Ağustos 2018’den itibaren tweet krizinin tetiklediği döviz fiyatları öncülüğünde artışa geçen ÜFE, Eylül 2018’de %46’ya yükseldikten sonra düşüşe geçmiş ve Ekim 2019’da %1,7’ye kadar gerilemiştir. Kasım 2019’dan itibaren ılımlı artış dönemine giren yıllık ÜFE Covid 19 salgının da etkisiyle Ağustos 2020’de tek hane barajını aşarak %11,5’e kadar yükselmiştir. Bu tarihten itibaren düzenli artış dönemine giren ÜFE, 2020 yılını %25,2 ile tamamlamıştır. 2021 Yılına da yükseliş trendi ile giren ÜFE’nin hızı Mayıs’tan itibaren artmış ve 2021 yılını %83,5 ile tamamlamıştır. Döviz kurları başta olmak üzere enerji, emtia ve gıda fiyatlarının beslediği ÜFE Şubat ayında üç haneli değerlere ulaşmış ve düzenli bir artış ile Ekim 2022’de %158’e ulaşmıştır.

Yurt içinde döviz kurlarındaki durulma, yurt dışında ise enerji ve emtia fiyatlarındaki gerilemeler ÜFE’yi düşüş yönünde baskılamaktadır. Mayıs ayından itibaren artış ivmesini kaybederek Ekim ayında %158 ile zirveye ulaşan yıllık ÜFE Kasım ayında önemli bir düşüş ile %136’ya gerilemiştir. ÜFE’deki düşüşün 2023 yılın ikinci çeyreğinden itibaren belirgin hale gelmesi beklenmektedir.

TÜFE ve ÜFE arasında geçirgenlik (geçişkenlik, iletkenlik, taşıyıcılık) bulunmaktadır. ÜFE’nin TÜFE’den yüksek olması üreticiler tarafındaki maliyet artışlarının talep yetersizliği nedeniyle fiyatlara tam olarak yansıtılamadığını ve talep canlılığı halinde bu maliyet artışlarının tüketici fiyatlarına transfer edilmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etmektedir. ÜFE ve TÜFE arasında güncelde olduğu gibi ÜFE lehine, geçmişte ise zaman zaman TÜFE lehine oluşan farkların uzun vadede dengelenmesi beklenmektedir.

TÜFE ve ÜFE’nin Ekim 2021 ile Kasım 2022 dönemi gelişmeleri Grafik 6’da gösterilmektedir. Kasım 2022 itibariyle yıllık TÜFE %84,4 iken yıllık ÜFE ise %136 civarında olup aralarında iki katına yakın bir fark bulunmaktadır. Son iki yıllık veriler incelendiğinde Ağustos 2020’ye kadar TÜFE’nin gerisinde olan ÜFE önce TÜFE’yi yakalamış sonrasında aradaki fark açılmıştır. ÜFE ve TÜFE arasındaki makasın zaman içinde; ÜFE’nin düşüşü, sabit kalışı veya daha yavaş artışına karşın TÜFE’nin daha fazla artması ile kapanması beklenmektedir. ÜFE’deki düşüş eğiliminin ılımlı bir seyirde devam etmesi halinde TÜFE geçişkenliği azalacak ve TÜFE’ye baskısı hafifleyecektir.

ÜFE ve TÜFE arasındaki yüksek fark gelecek dönem enflasyonu için önemli bir tehdit unsurudur

Baz etkisinin ÜFE hesabında da devreye girmesiyle, Aralık 2022’de %19,08 ve Ocak 2023’te %10,45 olmak üzere iki aylık %30 civarındaki enflasyon stoku yıllık ÜFE hesabından çıkacaktır. Aralık 2022 ile Ocak 2023’te aylık %1 civarında gerçekleşebilecek bir TÜFE ile Şubat 2023’te yıllıkta iki haneli bir üretici enflasyon gündeme gelebilecektir.

FED’in yılın son çeyreğinde başlattığı sıkılaştırma ve yüksek faiz politikaları, savaşın dünya gündeminde üst sıralardan düşmesi, enerji ve emtia fiyatlarındaki durulma ve ılımlı düşüşler, globalenflsasyon tehdidini azaltan gelişmelerdir. Global enflasyondaki yavaşlamanın ardından yaşanan ılımlı düşüşler ile yurt içinde durulan döviz fi yatlarındaki trendin, TÜFE ve ÜFE’yi aşağı yönde baskılaması beklenmektedir.

Orta Vadeli Programda (OVP) 2022 yılı sonunda TÜFE’nin %65 ve 2023 yılında %24,9 olarak tahmin edilmiştir. TÜFE’nin 2022 yılı için %65, seçim yılı olması münasebetiyle tahmin zorluklarına rağmen 2023 yılı sonunda %30 civarında oluşabileceğini beklemekteyiz

3- İşgücü,

İstihdam ve İşsizlik İşgücü, istihdam ve işsizlik verileri ülke ekonomilerinin performanslarını değerlendirmek amacıyla izlenen makro ekonomik göstergelerdendir. Göstergeler gerek ekonomik ve gerekse toplumsal gelişmeler için önemli sinyaller içermektedir.

İşgücü göstergelerine ilişkin veriler Tablo 2’de yer almaktadır. Ekim 2022 itibariyle çalışma çağındaki (15 ve daha yukarı yaştaki) nüfus 64,9 Milyon kişi ve işgücü 34,7 Milyon kişidir. İşgücünün %89’unu oluşturan 31,5 Milyon kişi istihdam edilmekte ve çalışmaktadır. 34,9 Milyon kişinin yer aldığı işgücü içerisindeki işsiz sayısı ise 3,5 Milyon kişidir. Çalışma çağındaki nüfusun %52,9’u işgücüne katılmaktadır. Çalışma çağındaki nüfusun %47’si ve işgücünün %89’u istihdam edilmektedir. İşsizlik oranı %11,2 bir başka ifadeyle işgücünün %11,2’si işsizdir.

İşgücüne katılımın gelişimi Grafik 7’de yer almaktadır. Ülkemizde işgücüne katılım oranı %44 ile %53 aralığında dalgalanmaktadır. Covid 19 süreci işgücüne katılımı azaltmış bir başka ifadeyle kişiler geçici bir süreyle iş aramaktan vazgeçmişlerdir. Covid 19 öncesinde %52,6’ya ulaşan işgücüne katılım, Nisan 2020’de sert bir düşüşle %46,7’ye gerilemiştir. Salgın döneminde işgücüne katılım oranı dalgalı bir seyir izlemiştir. Ekim 2020’de %51,4 olan katılım oranı, salgının başlangıcıyla %46,7’ye gerilemiştir. Mayıs 2020’den itibaren artış trendine giren işgücüne katılım, salgın öncesi seviyeleri geçerek 2000 yılından itibaren kaydedilen en yüksek oran olan %53,5’e ulaşmıştır. İşgücüne katılımın artması, gelecekte iş bulma arayışı ve ümitlerinin güçlenmesi anlamına gelmektedir.

Dr. Ahmet YARIZ – ADMİB YÖNETİM KURULU DANIŞMANI

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

OVP 2027-2029: Bankacılıkta Yeni Kredi Rejimi Başlıyor

Kredi musluğu açılmayacak, nitelikli, katme değeri yüksek kredi müşterisi seçilecek!

Yayınlanma:

|

6 Eylül 2026’da açıklanan 2027-2029 Orta Vadeli Programı, Türkiye ekonomisi açısından yalnızca yeni enflasyon ve büyüme hedeflerini ortaya koymuyor. Program, aynı zamanda bankacılık sisteminin önümüzdeki üç yılda hangi alanlara kredi vereceğinin ve hangi alanlarda daha seçici davranacağının da çerçevesini çiziyor.

Yeni dönemin anahtar kelimesi artık “daha fazla kredi” değil, “daha doğru kredi” olacak.

KOBİ, ihracat, yatırım, üretim ve yüksek katma değerli sanayi finansmanı öne çıkarken; genel amaçlı kredi, yüksek borçluluk ve zayıf nakit akışına dayalı şirket finansmanı daha zor hale gelebilir.

OVP’nin bankacılık açısından asıl mesajı ne?

OVP’nin bankacılık açısından en önemli tarafı, kredi sisteminin nicelikten niteliğe doğru yönlendirilmesidir.

Ekonomi yönetimi bir yandan enflasyonu 2027’de yüzde 21, 2028’de yüzde 13,5 ve 2029’da yüzde 9 seviyesine indirmeyi hedeflerken, diğer taraftan büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, sonraki yıllarda yüzde 5 seviyesine doğru yükselmesini öngörüyor. 2026 büyüme tahmini ise yüzde 3,3’e çekildi.

Buradaki temel soru şudur: Enflasyon düşürülürken üretim nasıl finanse edilecek?

İşte bankacılık stratejisinin değiştiği nokta tam olarak burası. Ekonomi yönetimi, bütün kredileri aynı şekilde büyütmek yerine üretim, yatırım, ihracat ve KOBİ kredilerini öne çıkaran seçici kredi politikasını sürdürüyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklamasına göre KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payı uzun dönem ortalamasındaki yüzde 24,6-25 seviyesinden yaklaşık yüzde 27’ye çıkmış durumda. İhracat kredilerinin payı ise yüzde 6,3’lük uzun dönem ortalamasından yaklaşık yüzde 12’ye yükselmiş bulunuyor.

Bu rakamlar tesadüf değil.

Bankacılık sisteminin kredi kompozisyonu değiştiriliyor.

1. Kredi musluğu tamamen açılmayacak

Bence OVP’nin bankacılık açısından en yanlış okunabilecek tarafı burası. “Enflasyon düşüyor, büyüme hedefi yükseliyor, o halde bankalar daha fazla kredi verecek” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru değil.

Tam tersine; Kredi büyümesi enflasyonla uyumlu tutulurken, kredinin yönü değiştirilecek.

Bu şu anlama geliyor: Kredi miktarı kontrollü, kredi tahsisi seçici olacak.

Dolayısıyla 2027’de bankacılık sektöründe temel rekabet yalnızca “kaç milyar TL kredi kullandırdın?” üzerinden değil; “Hangi müşteriye, hangi sektöre ve hangi risk profiline kredi verdin?” üzerinden şekillenecek.

2. Banka kredi komitelerinde “nakit akışı” daha önemli hale gelecek

Türkiye’de uzun yıllar kredi değerlendirmesinde teminat önemli bir unsur oldu. Gayrimenkul, fabrika, arsa, kefalet ve diğer teminatlar kredi kararında güçlü rol oynadı.

Ancak yüksek faiz ve uzun nakit dönüş süreleri şirket bilançolarını zorladıkça yeni dönemin kritik sorusu şu olacak: “Şirket borcunu hangi nakit akışıyla ödeyecek?”

Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların kredi analizinde:

  • EBITDA,
  • faaliyet nakit akışı,
  • borç servis kapasitesi,
  • işletme sermayesi ihtiyacı,
  • stok devir hızı,
  • alacak tahsil süresi,
  • borç/vade uyumu,
  • ihracat geliri,
  • döviz pozisyonu,
  • faiz karşılama oranı çok daha fazla önem kazanacak.

Başka bir ifadeyle: Teminat + bilanço modelinden, Nakit akışı + sektör + risk + teminat modeline geçiş hızlanacak.

3. KOBİ kredileri neden kritik?

OVP’nin önemli mesajlarından biri KOBİ finansmanının desteklenmesi.

Şimşek’in verdiği rakama göre KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payı yaklaşık yüzde 27’ye yükselmiş durumda. Ancak burada önemli bir ayrım var: KOBİ’ye kredi vermek ile KOBİ’nin finansman sorununu çözmek aynı şey değildir.

KOBİ yüzde 50 civarında maliyetle kredi kullanıyorsa, kredi miktarını artırmak tek başına çözüm olmayabilir.

Çünkü şirketin:

  • brüt kâr marjı,
  • faaliyet kârı,
  • stok finansmanı,
  • tahsilat süresi

kredi maliyetinden düşük kalıyorsa, daha fazla kredi şirketi kurtarmak yerine daha fazla borçlandırabilir.

Bu nedenle OVP’nin gerçek başarısı: KOBİ’lere ne kadar kredi verildiğiyle değil, verilen kredinin kaçının üretim kapasitesine dönüştüğüyle ölçülmeli.

4. İhracat kredileri artık bankacılığın stratejik alanı

Burada ciddi bir dönüşüm yaşanıyor. İhracat kredilerinin toplam krediler içindeki payının yaklaşık yüzde 12’ye yükselmesi, uzun dönem ortalamasının neredeyse iki katına çıkması dikkat çekici. Reeskont kredilerinin günlük limitinin de 17 kat artırıldığı açıklandı.

Bu bize şunu söylüyor: Bankacılık sisteminden beklenen yalnızca kredi vermek değil, döviz kazandırıcı faaliyeti finanse etmek.

Bu nedenle ihracatçı şirketler: kur riski + faiz maliyeti + ihracat geliri + tahsilat riski birlikte değerlendirilerek daha avantajlı finansmana ulaşabilecek. Reeskont kredilerinde açıklanan yüzde 23,9 faiz oranı ve bankacılık maliyetleri eklendiğinde yaklaşık yüzde 25-26 seviyesine çıkan maliyet, mevcut enflasyonun altında bir finansman kanalı oluşturuyor. Bu durum ticari bankalar açısından da önemli.

Çünkü klasik ticari kredi ile hedefli/reeskont finansmanı arasında ciddi maliyet farkı oluştuğunda şirketlerin finansman tercihi değişiyor.

5. Sanayi finansmanında yeni dönem

OVP’nin önemli başlıklarından biri imalat sanayiinin güçlendirilmesi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İmalat Sanayii Finansman Desteği Programı kapsamında 250 milyar TL ilave kredi desteği sağlandığını; orta-yüksek ve yüksek teknoloji ağırlıklı sanayi yatırımlarına yönelik üç yıl için 750 milyar TL YTAK kredilerinin kullandırılmaya devam edeceğini açıkladı.

Bu, bankacılık açısından çok önemli bir sinyal.

Çünkü Türkiye’nin kredi sistemi giderek: tüketim → üretim ve genel ticari kredi → hedefli yatırım kredisi eksenine çekilmeye çalışılıyor.

6. Bankaların kârlılığı açısından OVP ne söylüyor?

Burada bankalar açısından daha karmaşık bir tablo var.

Bir tarafta:

  • faizlerin zaman içinde düşmesi,
  • enflasyonun gerilemesi,
  • kredi talebinin yeniden canlanması bankalar açısından olumlu.

Diğer tarafta:

  • seçici kredi,
  • kredi büyüme sınırları,
  • makroihtiyati düzenlemeler,
  • düşük maliyetli hedefli kredi programları bankaların serbest fiyatlama alanını sınırlayabilir.

Dolayısıyla bankaların önümüzdeki dönemde kârlılığı sadece faiz marjı üzerinden değil; komisyon gelirleri + ödeme sistemleri + yatırım bankacılığı + sermaye piyasaları + sigorta + dijital bankacılık üzerinden çeşitlendirmesi gerekecek.

7. Mevduatta da yeni dönem

OVP’nin finansal istikrar ayağında TL tasarrufların artırılması ve finansal kaynakların daha etkin alanlara yönlendirilmesi öne çıkıyor.

Bu nedenle bankalar açısından sadece kredi tarafı değil, pasif yönetimi de kritik. Bankaların önündeki temel sorun: Uzun vadeli kredi vermek için uzun vadeli ve uygun maliyetli kaynak bulmak. Türkiye’de mevduatın önemli bölümünün kısa vadeli olması, uzun vadeli yatırım finansmanının önündeki yapısal problemlerden biri.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde: uzun vadeli TL mevduat + emeklilik fonları + yatırım fonları + tahvil piyasası + sermaye piyasaları daha önemli hale gelecek.

8. Bankacılık sisteminin en büyük riski: sorunlu kredi

Burada OVP’nin hedefleri ile reel sektörün mevcut durumu arasında dikkat edilmesi gereken bir alan var.

Kredi maliyetlerinin uzun süre yüksek kalması: yüksek faiz → düşük faaliyet kârı → nakit açığı → yeniden borçlanma → yapılandırma → sorunlu kredi zinciri yaratabilir.

Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların en önemli gündemlerinden biri yalnızca yeni kredi vermek değil, mevcut kredi portföyünün kalitesini korumak olacak.

Özellikle:

  • tekstil,
  • inşaat,
  • gayrimenkul,
  • perakende,
  • enerji,
  • KOBİ ağırlıklı sektörler yakından izlenmeye devam edebilir.

9. “Kredi vermek” ile “şirketi yaşatmak” arasındaki fark

Bence OVP’nin bankacılık tarafındaki en önemli sınavı burada. Bir şirkete 100 milyon TL kredi vermek kolaydır.

Asıl mesele: Bu 100 milyon TL şirketin üretim kapasitesini mi artıracak? yoksa Önceki kredinin faizini ve vadesi gelen borcunu mu kapatacak?

Eğer ikinci durum gerçekleşiyorsa, bankacılık sistemi ekonomik büyümeyi finanse etmiyor; borç stokunu çeviriyor. Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların kredi komitelerinde “nakit karşılıklı kredi” anlayışının güçlendirilmesi gerekiyor.

10. Bankacılıkta yeni denklem

Önümüzdeki dönemin kredi denklemini şöyle özetlemek mümkün:

Eski model: Teminat → Kredi → Bilanço büyümesi

Yeni model: Üretim → Nakit akışı → İhracat → Verimlilik → Borç servis kapasitesi → Kredi

Bunun anlamı çok açık: Sadece malı olan değil, para üretebilen şirket kredi açısından daha değerli hale gelecek.

Reel sektör açısından OVP’nin kritik açmazı

Ancak burada ekonomi yönetiminin çözmesi gereken önemli bir çelişki var.

Bir tarafta: Enflasyon düşürülecek.

Diğer tarafta: Üretim ve yatırım artırılacak.

Üçüncü tarafta: Kredi büyümesi kontrol altında tutulacak.

Dördüncü tarafta: Şirketlerin finansman maliyetleri yüksek.

Bu dört hedef aynı anda yönetilmek zorunda.

Eğer finansman maliyeti yeterince hızlı düşmezse, üretici şirket yatırım yapamayabilir.

Eğer kredi çok hızlı gevşerse, bu kez: kredi → talep → döviz → fiyatlar → enflasyon kanalı yeniden çalışabilir.

Dolayısıyla ekonomi yönetiminin önündeki asıl mesele: “Kredi musluğunu açmak veya kapatmak değil, doğru basınçta tutmak.”

Bankalar 2027’de ne yapmalı?

Bence bankaların önümüzdeki dönemde beş stratejik alanı öne çıkarması gerekiyor:

1. Nakit akışı bazlı kredi

Şirketin gerçek ödeme gücü analiz edilmeli.

2. Sektör bazlı kredi politikası

Her sektöre aynı kredi limiti uygulanmamalı.

3. İhracat ve döviz kazandırıcı faaliyet finansmanı

Döviz geliri yaratan şirketlere daha uygun yapılandırılmış finansman sağlanmalı.

4. Yatırım finansmanı

Makine, teknoloji, enerji verimliliği ve kapasite artışı gibi yatırımlar ayrı değerlendirilmelidir.

5. Erken uyarı sistemi

Sorunlu hale gelen krediyi beklemek yerine: “Batıyok” oluşmadan önce müdahale edilmelidir.

Bankacılık açısından 10 önemli stratejik değişiklik

Alan OVP’nin mesajı Bankacılık açısından anlamı
1. Kredi büyümesi Enflasyonla uyumlu kredi büyümesi Bankalar kredi musluklarını serbest bırakmayacak; seçici kredi devam edecek
2. Reel sektör finansmanı Üretim, yatırım ve ihracata yönlendirme Genel kredi yerine hedefli/sektörel kredi önem kazanacak
3. İmalat sanayii İmalat ve yüksek katma değerli yatırımlara finansman Bankalar için sanayi kredileri yeniden stratejik ürün haline gelebilir
4. İhracat İhracat kapasitesinin artırılması Reeskont, Eximbank ve döviz kazandırıcı faaliyet finansmanı önemini koruyacak
5. KOBİ Finansmana erişimin güçlendirilmesi KOBİ kredilerinde teminat + nakit akışı + sektör riski daha fazla dikkate alınacak
6. Kredi tahsisi Kaynakların verimli alanlara yönlendirilmesi “Kredi isteyen herkese kredi” modelinden risk bazlı kredi tahsisine geçiş
7. Sermaye piyasaları Banka dışı finansmanın geliştirilmesi Faktoring, leasing, tahvil, fonlar, GYO/Girişim sermayesi gibi alternatifler büyüyecek
8. Finansal teknoloji Dijitalleşme ve finansal altyapı Bankaların veri, yapay zekâ ve dijital kredi modellerine yatırımı artacak
9. Finansal istikrar TL’ye güven ve makro finansal istikrar Bankaların bilanço, likidite ve döviz pozisyonu daha yakından yönetilecek
10. Finansal okuryazarlık Finansal eğitim artırılacak Tüketici ve yatırımcı davranışlarının daha kontrollü hale getirilmesi hedefleniyor

Kutu Bilgi | OVP’de bankacılık için öne çıkan rakamlar

Gösterge OVP/2026 açıklamaları
2026 büyüme tahmini %3,3
2027 büyüme hedefi %4,2
2026 yıl sonu enflasyon tahmini %28,4
2027 enflasyon hedefi %21
2028 enflasyon hedefi %13,5
2029 enflasyon hedefi %9
KOBİ kredilerinin toplam kredilerdeki payı ~%27
İhracat kredilerinin toplam kredilerdeki payı ~%12
İhracat kredilerinde uzun dönem ortalama %6,3
İmalat Sanayii Finansman Desteği 250 milyar TL
YTAK kredi büyüklüğü 750 milyar TL / 3 yıl
Reeskont kredi günlük limit artışı 17 kat

Rakamların ilgili bölümü ekonomi yönetiminin OVP sunumu ve program sonrası açıklamalarından derlenmiştir.

Bankacılıkta “kredi büyümesi” değil “kredi kalitesi” dönemi

2027-2029 OVP’nin bankacılık açısından bana göre en önemli mesajı şudur: Türkiye artık sadece daha fazla krediye değil, daha verimli krediye ihtiyaç duyuyor.

Bunun gerçekleşmesi halinde bankacılık sistemi ekonominin üretim kapasitesini artıran bir mekanizmaya dönüşebilir.

Ancak bunun için kredi tahsisinde yalnızca teminatın değil, nakit akışının ve üretim kapasitesinin merkeze alınması gerekiyor.

Çünkü Türkiye’nin asıl problemi artık sadece: “Şirket kredi bulabiliyor mu?” değil.

Daha önemli soru: “Şirket aldığı krediyi üretime dönüştürüp borcunu geri ödeyebiliyor mu?”

BankaVitrini olarak uzun süredir vurguladığımız “nakit kraldır” yaklaşımının önemi burada ortaya çıkıyor.

2027-2029 döneminde bankacılık sisteminin başarısını kredi hacmi değil; üretime dönüşen kredi + zamanında geri ödenen kredi + düşük sorunlu kredi + artan ihracat belirleyecek.

Kısacası: OVP bankalara “daha çok kredi verin” demiyor. “Krediyi doğru şirkete, doğru sektöre ve doğru amaçla verin” diyor.

Ve önümüzdeki dönemde bankacılığın en kritik rekabet alanı da tam olarak burası olacak.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist | BankaVitrini.com

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Diplomasi ertelendi, petrol yeniden $108: Piyasalar Fed haftasına gergin başladı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Orta Doğu’da gözler bugün Umman’da yapılması planlanan kritik diplomasi toplantısına çevrilmişti. Umman’ın arabuluculuğunda İran ile Körfez’deki Arap ülkelerini bir araya getirmesi beklenen toplantıda, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere bölgedeki deniz taşımacılığının nasıl güvence altına alınabileceği ele alınacaktı. İran’ın da, Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişlerini düzenlemek üzere Umman ile üzerinde çalıştığı bir öneriyi toplantıda Körfez ülkelerine sunması bekleniyordu. Ancak Umman Dışişleri Bakanı, taraflar arasında yeterli uzlaşı oluşmadığı gerekçesiyle toplantının ertelendiğini açıkladı.

Piyasa tarafında bunun ilk yansıması petrol fiyatlarında görüldü. Diplomatik çözüm umutlarının zayıflamasına, Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı’nı bypass eden doğu-batı petrol boru hattının cuma günkü drone saldırısının ardından hâlâ kapalı olması da eklenince, arz endişeleri yeniden güç kazandı. Bir başka deyişle, Hürmüz Boğazı’ndaki kesintiler nedeniyle son altı aydır petrol ihracatının önemli bölümünü Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na yönlendiren Riyad, drone saldırılarının ardından boru hattını devre dışına aldıklarını açıklarken, küresel petrol arzının yaklaşık %4’ünün daha risk altına girdiğini görüyoruz.

Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, haftayı 104,60 dolar seviyesinden kapatmasının ardından haber akışının da etkisiyle yeniden 108 dolara yükselirken, ABD’de dizel fiyatının galon başına 6,20 dolar ile yeni rekor kırması enerji şokunun enflasyon üzerindeki baskısını artırmaya başladı. Riyad’ın Kızıldeniz’e açılan boru hattındaki tamirat çalışmalarının 5-6 hafta sürebileceğini okurken, Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı’ndaki stratejik Perim Adası’na ulaşması da arz güvenliği endişelerini büyütüyor. Modern tarihin en ciddi enerji arzı krizlerinden biri ile karşı karşıya olduğumuzu itiraf etmemiz gerekiyor.

Cuma günü ABD’de açıklanan enflasyon verisi sonrası piyasalar Fed’in çarşamba günü 25 baz puan faiz artırmasına %86 ihtimal verirken, sene sonuna kadar ise beklenti 50 baz puana yükseldi. Çarşamba gününe yönelik piyasa beklentisi %86 seviyesine kadar çıkmışken, Fed’den 2023 ortasından bu yana ilk kez faiz artışına soyunabileceği beklentisiyle 10 yıllık gösterge ABD tahvil faizi %5 sınırına dayanırken, bu sabah hisse senetlerinden kıymetli metallere kadar pek çok enstrümanın baskı altında kaldığını görüyoruz.

Petrol ve faiz endişelerine bu sabah yapay zekâ hisselerindeki sert satışların da eklenmesiyle, küresel risk iştahı haftaya oldukça zayıf başladı. OpenAI ve Anthropic yöneticilerinin, yapay zekânın oluşturabileceği riskleri sınırlamak amacıyla teknolojinin geliştirilme hızının yavaşlatılması çağrısında bulunması AI bağlantılı hisseleri baskı altına aldı. Asya cephesinde gösterge endeks Nikkei %1 gerilerken, Güney Kore’de KOSPI %2,6 düştü. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde teknoloji hisselerinin ağırlıklı olduğu Nasdaq %1,3, S&P 500 ise %0,5 ekside işlem görürken, Avrupa vadeli endeksleri de güne düşüşle başlanacağına işaret ediyor. Yüksek tahvil faizlerinin baskısıyla altının ons fiyatı bu sabah 4,340 dolar seviyesine gerilerken, gümüşün ons fiyatı da 64 dolar civarında salınıyor. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin önemli bir değişim göstermeden 77,500 dolar seviyelerinde işlem görüyor.

Cuma günü açıklanan ABD TÜFE verisinde enerji ve gıda kalemlerini dışarıda bırakan çekirdek TÜFE artışı, yıllık bazda 2021’den bu yana en düşük seviyeye indi! Piyasanın faiz artırımına %86 ihtimal verdiği bir ortamda, bizler Fed’in çarşamba günü faiz artırmayacağını düşünüyoruz. Toplantıya şerh düşecek üye sayısını göz ardı etmesek de, Trump faktörünü de göz önüne alarak (faiz indirim talepleri), Fed’in faizi sabit bırakacağını düşünüyoruz. Talepten ziyade maliyet kaynaklı enflasyon artışı karşısında Fed’in faiz artırımına soyunması ne Hürmüz Boğazı’nı ne de Bab el-Mendeb Boğazı’nı açacaktır. Merkez bankaları enerji maliyetlerinde artışının ikincil etkilerini veya beklentilerdeki bozulmayı faiz artırarak dizginlemeye çalışabilir lâkin ABD’nin devasa borcu ve tahvil piyasalarının pek çok gelişmiş ülkede uzun yılların zirvesine ulaştığı bir ortamda, faiz artışının ne kadar faydalı olacağını da tam olarak kestiremiyoruz.

Elbette, vadeli faiz kontratlarının faiz artırım ihtimaline neredeyse %90 şans tanıdığı bir ortamda Fed’in eylül toplantısını pas geçmesi, piyasalardaki sisli havayı bir nebze olsun dağıtarak risk iştahının yeniden iyileşmesine yardımcı olabilir. Ancak diğer taraftan, Fed’in faiz artıramaması tahvil piyasasında kontrolü elden kaçırmaya başladığı yönündeki inancı daha da güçlendirebilir! Böyle bir senaryonun ise kıymetli metaller açısından oldukça pozitif sonuçlar doğurabileceğini düşünüyoruz.

Türkiye cephesinde ise TCMB’nin politika faizini %37 seviyesinde sabit tutmasının ardından gözler olası bir faiz indirimi için ekim toplantısına çevrilirken, SPK düzenlemelerinin yansımaları ise hisse senedi piyasalarında yakından takip edildi. BIST100 ana endeksi haftayı %3,25 yükselişle tamamladı. Bu sabah Reuters haberlerinde, Pusula Finans Holding’in Tera şirketler grubuna devri için düzenleyici kurumların onayı beklenirken, Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’in Pusula Finans Holding’in yönetim kurulu başkanlığına getirildi belirtildi.

Dolar (DXY) küresel arenada haftaya yükselişle başlarken, para birimleri liginde ise EUR ve GBP’nin sırasıyla 1,1560 ve 1,35 seviyelerine geri çekildiğini görüyoruz. USDTRY kuru ise 48,62 seviyesine bebek adımlarıyla yükselirken, CDS risk primi 5 baz puan kadar artışla 225 baz puan seviyesine geldi. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi hafif bir yükselişle %39,76 seviyesinden haftayı kapatırken, gözler bu hafta Fed toplantısının yanı sıra Japon Merkez Bankası’nın (BoJ) faiz kararını da yakından takip edecektir. BoJ’un 25 baz puan faiz artırımına gideceğine kesin gözüyle bakılırken, Japon Yeni son haftalarda değer kazanarak 154 seviyelerine kadar toparladı. Mali piyasaların gündeminde bugün önemli bir veri görünmüyor.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

EKONOMİ

Gerçekler ve “niyetler”: Yeni OVP ne anlatıyor?

Revize edilen her rakam, uzatılan her hedef yılıyla yeni OVP de öncekiler gibi vaatleri bir kez daha öteliyor. Ertelenen tek haneli enflasyon hedefleri, yüksek faiz-düşük büyüme kıskacına sıkışan reel sektör ve vergilerle borç faizini ödeyen kamu maliyesi gösteriyor ki, ekonomi yönetiminin “niyeti” ile hayatın gerçekleri arasındaki makas giderek açılıyor

Yayınlanma:

|

Makroekonomik hedef ve politikaların üç yıllık bir periyot için belirlendiği Orta Vadeli Program (2027-2029) bugün 6 Eylül 2026 tarihli mük. Resmi Gazete’de yayımlanan 11752 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe girdi.

Öngörülebilirliğin kritik rol oynadığı OVP’de üç yıllık tahminlerin tutarlı olmasının temel gerekçeleri; başta özel sektör olmak üzere kamu yönetimi ve yabancı yatırımcıların geleceğe dönük kararlarına yön verecek olması ve ekonomiye/ekonomi yönetimine güven duyulmasını sağlaması.

O nedenle hedeflenen rakamların isabet derecesi, yaşanan sapmalar ve yapılan revizyonların boyutu beklentileri ve ekonominin gidişatını etkilerken, politika setinin başarısı ya da başarısızlığını da belirliyor.

Enflasyon Patikası: 2026 yıl sonu enflasyon oranı gerçekleşme tahmini, bir önceki OVP’de yüzde 16 seviyesindeyken, yeni yayımlanan OVP’de ciddi bir sıçramayla yüzde 28,4’e yükseltildi. 2027 yılı enflasyon beklentisi ise önceki dönem programlanan tek haneli/düşük seviyelerden yüzde 21’e yukarı yönlü revize edildi.

Tek haneli enflasyon hedefi (yüzde 9) ise ancak dönemin son yılı olan 2029’a ertelenmiş durumda. Oysa ekonomi yönetimi 2023 ortasında enflasyonla mücadeleye başladığında 2 yıl içinde tek haneli enflasyona ulaşılacağını ifade ediyordu. O dönem, başta dar ve sabit gelirliler olmak üzere herkes dişini sıkacaktı. Oysa 2026 biterken bile tek haneli enflasyon için 3 yıl sonrasına gün veriliyor. 2 yıl, 9 yıla çıkmış oluyor (o da 2029 tahmini tutarsa), sonuçta istikrarlı bir ekonomi beklerken ömür bitiyor.

Büyüme Beklentileri: 2026 yılı büyüme tahmini önceki programdaki yüzde 3,8 seviyesinden yüzde 3,3’e düşürüldü. Türkiye ekonomisi 2026 ilk iki çeyrekte sırasıyla yüzde 2,5 ve yüzde 2,3 büyümüştü. Bu veriler ışığında 2026 için büyüme oranının yüzde 3,3 olması için önümüzdeki iki çeyrekte yüzde 4’ün üzerinde büyümesi gerekiyor. Sanayi büyümesindeki yavaşlama (yüzde 2,3 tahmini) ve iç talepteki sıkılaşma göz önüne alındığında 2026 büyüme tahminine ancak son çeyrekte faiz indirimi ve kredi genişlemesiyle ulaşılabilir.

Programın devamında büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, 2028’de yüzde 4,6’ya ve 2029’da yüzde 5’e ulaşması öngörülüyor. Şayet 2029’a kadar enflasyonla mücadele biterse bu büyüme oranlarına ulaşılabilir.

Büyüme düşerken ve dezenflasyon süreci önümüzdeki yıllara yayılırken, tüm bunların bedeli ve ortaya çıkan yük daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Yüksek faiz ve baskılanan talep ortamının etkisi artan işsizlik riski ve geniş kesimlerdeki refah kaybı ile hissedilmeye devam ediyor. Özellikle manşet işsizlik oranındaki düşüş trendine rağmen istihdam oranının yavaş artışı ve atıl iş gücü oranının durdurulamayan yükselişi dikkatle izlenmeli.

Öte yandan büyüme tahminleri aşağı yönlü revize edilmesine rağmen, kişi başı milli gelir tahmininde iyimserlik sürüyor. Baskılanan kur ve nüfus projeksiyonlarıyla korunan iyimserlikle kişi başı milli gelirin 2026’daki 20.523 dolar seviyesinden 2029 yılında 24.842 dolara kadar yükselmesi hedefleniyor.

Baskılanan kur demişken, önümüzdeki üç yılın Dolar/TL kuru için OVP’de bir bilgi var mı bakalım. OVP böyle bir veri sunmuyor ancak TL ve Dolar cinsinden GSYH ve nüfus tahminlerine bakınca programın ima ettiği yıllık ortalama Dolar/TL patikası hesaplanabiliyor, şöyle: 2027 yılı ortalama yaklaşık 56, 2028 için 63,7, 2029 için 68,9 TL ima ediliyor.

OVP’ye göre önümüzdeki üç yılda toplam yurt içi tasarrufların milli gelire oranında yataya yakın seyir bekleniyor. Yüksek enflasyonist süreç ve maliyet baskıları nedeniyle özel sektör tasarruf/GSYH yüksek değil ancak milli gelir içindeki payında izleyen yıllarda hafif bir artış bekleniyor. Kamu tasarruflarının milli gelir içindeki payının da 2028’e kadar yüzde 0,5 seviyesine gerilemesi öngörülüyor.

Diğer yandan kamu yatırımlarının milli gelire oranı yüzde 2-2,5 bandında seyrederek düşük seviyelerini koruyor. Kamunun hem tüketimi hem de doğrudan fiziki yatırımları sınırlanacaksa köprü, tünel ya da havalimanlarını kim yapıyor olabilir sizce?

Enflasyonla ve enflasyonla mücadeleyle baskılanan toplam nihai yurt içi talebin 2025’teki yüzde 4,5 seviyesinden 2026’da yüzde 3,4’e kadar sert düşeceği tahmin edilirken, 2027’de kısmen genişlemeci politikaların etkisiyle olsa gerek yüzde 4’e ve 2028’de yüzde 4,3’e kadar yükseleceği öngörülüyor.

Maliye politikasında vergi yükü ve borç faiz giderlerinde artış ön planda. Vergi gelirlerinin milli gelire oranının 2026’daki yüzde 17,1’lik seviyesinden 2027’de yüzde 17,9’a, 2028’de yüzde 18’e ve 2029’da yüzde 18,1’e kadar yükselmesi öngörülüyor. Vergide adalet beklerken vergi yükünde artış ile karşı karşıya kalınacak.

Faiz giderleri/GSYH’nin 2026’da zaten yüksek olan yüzde 3,3’lük düzeyden izleyen yıllarda yüzde 3,6 ve yüzde 3,5’e yükseleceği öngörülüyor. Faiz giderlerinin milli gelire oranının yüksek oranlara çıkması sebebiyle faiz dışı dengede artıya geçme hedefi zaman alıyor.

2027 yılında faiz ödemesi 4 trilyon TL’ye ulaşacak ve faiz giderlerinin bütçe harcamaları içindeki payı yüzde 15’e yaklaşırken vergi gelirlerine oranı ise yüzde 20’ye ulaşacak. Bir başka deyişle her beş liralık verginin bir lirası borç faizlerine gidecek.

Aynı zamanda sadece faiz giderlerindeki bu artış, kamu harcamaları/GSYH’yi, bir başka söylemle “devletin ekonomideki payı”nı artırıyor. 2026’da kamu harcamaları/GSYH’nin yüzde 23’lük seviyesinden 2027’de yüzde 24,5 ve 2028’de de yüzde 24,1’e kadar ulaşması öngörülüyor.

Sonuç olarak, revize edilen her rakam, uzatılan her hedef yılıyla yeni OVP de öncekiler gibi vaatleri bir kez daha öteliyor. Ertelenen tek haneli enflasyon hedefleri, yüksek faiz-düşük büyüme kıskacına sıkışan reel sektör ve vergilerle borç faizini ödeyen kamu maliyesi gösteriyor ki, ekonomi yönetiminin “niyeti” ile hayatın gerçekleri arasındaki makas giderek açılıyor.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.